Dawkins Karmaşası

01 image10441 yell scream blue 45Richard Dawkins belki de dünyanın en popüler bilim yazarıdır; ayrıca son derece yetenekli bir bilim yazarıdır. Örneğin, Kör Saatçi adlı kitabında yarasalar ve yaşam biçimleri hakkındaki anlatımları parlak ve büyüleyici bir güç gösterisidir. Öte yandan, Tanrı Yanılgısı’da bilimle ilgili pek az şey vardır. Çoğunlukla felsefi ve ilahiyatla (ya da ilahiyat karşıtı demek daha doğru olabilir) ve evrimci psikolojiyle, dini kötüleyen ve sözde zararlı yönlerini gösteren biraz sosyal yorumlama içerir. Bu kitap, tarafsız ve düşünceli bir yorum kitabı olarak görülmemelidir. Nitekim, hakaret, alay, terslik ve iğneleyici sözlerin oranı şaşılacak ölçüdedir. Dawkins günlük işinden sıkılacak olursa, siyasi saldırı ilan yazarı olarak umut vaat eden bir gelecek kendisini bekliyor olacaktır.

Kitap temelde felsefe kitabı olsa da, Dawkins bir filozof değildir. Kendisi biyologdur. Öte yandan bunu göz önünde bulundursak bile ortaya koyduğu felsefe en iyi ifadesiyle yavandır. Felsefe alanında attığı bazı adımların en fazla lise son sınıf veya üniversitenin ilk yılları düzeyinde olduğunu söyleyebilirsiniz. Gerçek şu ki, argümanlarının çoğu üniversite birinci sınıf felsefe dersinde geçer not alamazdı. Bunu kitabın kibirli, ‘senden daha akıllıyım’ tonuyla biraraya getirdiğinizde oldukça rahatsız edici olabilir. Rahatsızlığı bir kenara bırakıp Dawkins’in temel savını ciddiye almaya çalışacağım.

3. Bölüm, “Neredeyse kesin olarak Tanrı yoktur,” iddiası kitabın merkezini oluşturmaktadır. Dawkins neden Tanrı gibi bir kişinin neredeyse kesin olarak olmadığını düşünüyor? Diyor ki, çünkü Tanrı’nın var olması çok büyük orada olanaksızdır. Ne kadar olanaksız? Astronom Fred Hoyle, dünyada hayat olması (doğal yollarla, ilahi bir müdahale olmadan) olasılığının, uçurulmaya değer bir Boeing 747’nin, bir hurdalıkta fırtınayla biraraya getirilmesi olasılığından daha küçük olduğunu iddia etmiştir. Dawkins, Tanrı’nın var olma olasılığının da aşağı yukarı aynı civarda olduğunu düşünüyor gibi görünüyor- o kadar küçük ki, pratik nedenlerden (ve pratik olmayan nedenlerden) ötürü göz ardı edilebilir. Neden böyle düşünüyor?

02 image12142 boeing plane slight blur 45Dawkins burada sıradan teizm karşıtı argümanlara başvurmuyor- kötülük savı, örneğin, ya da inananların Tanrı’ya atfettiği niteliklere sahip bir varlık olmasının olanaksız olduğu. (1) O halde teizmin neden bu kadar olanaksız olduğunu düşünüyor? Cevap: Tanrı gibi biri olsaydı, inanılmaz derecede karmaşık olurdu ve bir şey ne kadar karaşık olursa, var olması o kadar olanaksızdır: “Tasarımcıya başvurarak açıklamaya çalıştığınız şey istatistiksel olarak ne kadar olanaksız olursa, tasarımcının de en azından o kadar olanaksız olması gerekir. Tanrı nihai Boeing 747’dir.” Burada temel fikir, Tanrı’nın bildiği ve yapabildiğini, bilen ve yapabilen herhangi bir şeyin inanılmaz derecede karmaşık olması gerektiğidir. Özellikle, bir şeyi yaratabilen veya tasarlayan birisinin en azından tasarlayabileceği veya yaratabileceği şey kadar karmaşık olması gerekir. Başka bir şekilde ifade edecek olursak, Dawkins bir tasarımcının en azından, yarattığı veya tasarladığı şey kadar bilgiye sahip olması gerektiğini ve bilginin olasılıkla tersine ilişkili olduğunu söylüyor. Bu nedenle, Tanrı’nın son derece karmaşık ve bu nedenle de astronomik bir şekilde olanaksız olduğunu söylüyor; bu nedenle Tanrı’nın var olmaması neredeyse kesindir.

Fakat Dawkins neden Tanrı’nın karmaşık olduğunu düşünüyor? Neden bir şey ne kadar karmaşık olursa, o kadar olanaksız olacağını düşünüyor? Nasıl akıl yürüttüğüne daha yakından bakmadan önce, bir an için konu dışına çıkmak istiyorum. Bu olanaksızlık iddiası, Dawkins’in daha önceki ve etkili kitabı, Kör Saatçi’deki, aksi takdirde son derece kafa karıştırıcı olan savını anlamamıza yardımcı olacaktır. Orada evrimin bilimsel kuramının, dünyamızın tasarlanmadığını gösterdiğini savunuyor- ne Tanrı ne de başka biri tarafından tasarlanmıştır. Bu düşünce kitabın alt başlığında ilan ediliyor: Evrim Kanıtlarının Neden Tasarlanmamış bir Evrene İşaret Ettiği.

03 image12143 blind eyes closed 45Nasıl? Evrim kanıtlarının yaşayan tüm yaratıkların basit bir yaşam biçiminden evrimleştiğini düşündürecek kanıtlar ortaya koyduğunu varsayalım. Bu, evrenin tasarlanmadığını nasıl gösteriyor? Eğer evren tasarlanmamış olsaydı, o zaman evrim süreci akıllı bir varlığın yönetiminde, rehberliğinde gerçekleşmemiştir; Dawkins’in önerdiği gibi kördür. İddiasına göre, evrim kanıtları, evrimin, akıllı bir varlık tarafından planlanmadan, rehberlik edilmeden, yönetilmeden gerçekleştiğini göstermektedir.

Peki ama evrimin kanıtları nasıl böyle bir şeyi ortaya koyabilir? Sonuç olarak, evrim sürecini Tanrı yönlendirmiş ve gözetmiş olamaz mı? Dawkins’e, evrimin yönlendirilmediğini düşündüren nedir? Kör Saatçi’de yaptığı, temelde üç şey var. İlk olarak, bazı yaşayan varlıkların büyüleyici anatomik ayrıntılarını ve inanılmaz karmaşık ve akıllı yaşamlarını sürdürme yöntemlerini canlı ve sürükleyici bir şekilde anlatıyor. İşte bu, Dawkins’in en iyi yaptığı şeydir. İkinci olarak, kör, rehberlik edilmemiş evrimin yaşayan dünyanın bu harikalarının bazılarını- örneğin memelilerin gözleri ya da kanat- üretmiş olamayacağı sonucuna varmaya yönelik bazı savları reddediyor. Üçüncüsü, bu ve başka organik sistemlerin yönlendirilmemiş evrim tarafından nasıl geliştirilebileceğine ilişkin bazı önerilerde bulunuyor.

Bu üç şeyde başarılı olduğunu varsayalım: Bu, evrenin tasarlanmadığını nasıl gösterebilir? Ana sav buradan nasıl ilerler? Ayrıntılı savlarının hepsi, çeşitli organ ve sistemlerin yönlendirilmeden Darwinci mekanizmalarla (burada söylediklerinin bir kısmı oldukça ilginç) oluşmasının biyolojik olarak mümkün olduğu sonucuna varmak içindir. Öte yandan burada çok ilginç olan ana sav olarak görünenin biçimidir. Savunduğu önerme şöyle bir şey:

1. Tüm yaşamın yönlendirilmemiş Darwinci süreçler aracılığıyla oluşmasının biyolojik olarak mümkün olmasına karşı bildiğimiz çürütülemez itiraz bulunmamaktadır. (Dawkins bu önermeyi, yaşamın bu şekilde oluştuğuna itirazları çürütmeye çalışarak destekliyor. Fakat onun vardığı sonuç şu:

2. Yaşamın tümü, yönlendirilmeyen Darwinci süreçler aracılığıyla oluşmuştur.

Burada önerme ve sonuç arasındaki çarpıcı uzaklık üzerinde bir an için bile derin derin düşünmeye değer. Temelde önerme bizlere, yaşayan dünyanın tüm harikalarının yönlendirilmemiş evrim tarafından üretildiğine ilişkin çürütülemez itirazlar olmadığını söylüyor. Sonuç ise, yönlendirilmemiş evrimin gerçekten de tüm bu harikaları üretmiş olmasının doğru olduğudur. Argüman biçimi şöyle bir şey gibi görünüyor:

P’nin olanaklığı olduğuna karşı bildiğimiz çürütülemez itirazlar yok. Bu nedenle, p doğrudur.


04 image12144 money pile stack of dollars 45Filozoflar bazen geçersiz savları çabucak ileri sürerler; bu argümanların pek azı, önerme ve sonuç arasında buradaki kadar devasa bir uzaklığı sergilerler. Fakülte ofisine geliyorum ve başkana dekanın benim için $50,000’lık bir maaş artışına onay verdiğini söylüyorum. Doğal olarak neden böyle düşündüğümü bilmek istiyor. Dekanın bunu yapmasının olanaklı olduğuna karşı bildiğimiz çürütülemez itirazlar olmadığını söylüyorum. Nazik bir şekilde artık benim için emekli olma zamanı geldiğini tavsiye edeceğini tahmin ediyorum.

Teizmin sözde devasa olanaksızlığı işte bu noktada geçerlidir. Teizm yanlış ise, o halde (kesin olarak göz ardı edebileceğimiz bazı tuhaf öneriler dışında) evrim yönlendirilmemiştir. Fakat, Dawkins, teizmin yanlış olmasının son derece olanaklı olduğunu düşünüyor. O zaman evrimin yönlendirilmemiş olması son derece olanaklıdır— bu durumda doğru olduğunu kanıtlamak için, tek gerekenin olanaksız olduğuna ilişkin iddiaların çürütülmesi olduğunu düşünüyor gibi görünüyor. O zaman belki de bu Kör Saatçi argümanı hakkında şöyle düşünebiliriz: Burada, açıkça ifade etmese de, Tanrı’nın var olmasının son derece olası olmayan bir şey olduğuna ilişkin düşüncesini ekliyor. Öyle ise, o zaman sav, o kadar da çok geçersiz görünmüyor. Bu kadar muazzam bir şekilde olmasa da, hala geçersizdir- muhtemel olmasına itirazların başarısız olduğunu ve yüksek olarak muhtemel olduğunu söyleyerek bir şeyi bir olgu olarak kanıtlayamazsınız.

Şimdi de, Dawkins’in, teizmin son derece muhtemel olmaması hakkındaki iddiasına geri dönelim. Hatırlayacağınız gibi, Dawkins’in gerekçesi, Tanrı’nın son derece karmaşık olacağı ve bu nedenle son derece olanaksız (‘Tanrı, ya da başka bir akıllı, karar verici hesaplayıcı aracı, karmaşıktır ki, bu da olanaksız olduğunu söylemenin başka bir yoludur’) olduğudur. Bu sav için ne denebilir?

05 homepage 10 45 textFazla bir şey söylenemez. Birincisi, Tanrı karmaşık mı? Klasik ilahiyata göre (örneğin, Thomas Aquinas) Tanrı basittir ve çok kuvvetli bir anlamda basittir, o kadar ki onda şey ve madde, gerçeklik ve potansiyellik, öz ve varoluş ve vb. arasında fark yoktur. İlahi sadelik konusundaki bazı tartışmalar, gizemli olmaları bir yana, oldukça karmaşık olabiliyor. (2) Tanrı’nın basit olduğunu söyleyen sadece Katolik ilahiyatı değildir. Belçika İnanç Açıklaması’na göre, ki Reform Hıristiyanlığının parlak bir ifadesidir, Tanrı, ‘tek ve basit bir ruhsal varlıktır.’ O halde, öncelikle, klasik ilahiyata göre, Tanrı karmaşık değil, basittir. (3) Daha da kayda değer olan, belki de, Dawkins’in kendi karmaşıklık tanımına göre, Tanrı karmaşık değildir. Onun tanımına göre (Kör Saatçi’de ortaya konduğu haliyle), parçaları ‘sadece şans eseri ortaya çıkması mümkün değil’ ise bir şey karmaşık sayılabilir. Tabii, Tanrı, maddi bir nesne değil, ruhtur ve bu nedenle parçaları yoktur. (4) Daha ziyade, (filozofların söylemekten hoşlandıkları gibi) Tanrı’nın, rastlantı eseri ortaya çıkması muhtemel olmayan biraraya gelmiş parçaları yoktur. Bu nedenle, Dawkins’in kendisinin ileri sürdüğü karmaşıklık tanımına göre, Tanrı karmaşık değildir.

O halde, ilk olarak, Tanrı’nın karmaşık olduğu belli değildir. Ama ikincisi, en azından tartışmayı sürdürmek diyelim ki Tanrı’nın karmaşık olduğunu kabul ettik. Belki de, bir varlık ne kadar çok şey bilirse, o kadar karmaşık olacağını düşünüyoruz. Her şeyi bilen Tanrı, buna göre, son derece karmaşık olur. Belki de öyledir, yine de, Dawkins neden buna göre Tanrı’nın var olmasının muhtemel olamayacağı sonucunu çıakrtıyor? Materyalizme ve evrenimizdeki nihai nesnelerin fiziğin temel partikülleri olduğu fikrine göre, belki de çok fazla şey bilen bir varlık muhtemel olmayabilir- bu partiküller, nasıl oluyor da, tüm bu bilgilere sahip bir varlığı oluşturacak bir şekilde düzenleniyor? Tabii ki, materyalizmi kabul etmiyoruz. Dawkins teizmin olanaksız olduğunu savunuyor; önerme olarak materyalizme başvurarak savunmak diyalektik açıdan en yüksek düzeyde yetersiz olacaktır. 06 eternity2b your eternity 45Tabii ki, materyalizm doğru ise Tanrı gibi bir varlığın olması muhtemel değildir. Nitekim materyalizm, mantıken Tanrı gibi bir varlık olmamasını içerir; ama materyalizm doğru olduğu için teizmin olanaksız olduğunu savunmak açıkça sorgulanabilir olurdu.

O halde Tanrı’nın olanaksız olduğunu düşünmek neden? Klasik teizme göre Tanrı gerekli bir varlıktır; Tanrı gibi bir varlık olmaması pek mümkün değildir. Olası her dünyada Tanrı vardır. Fakat Tanrı gerekli bir varlıksa, olası her dünyada varsa, o zaman var olma olasılığı ‘1’ ve var olmama olasılığı ‘0’dır. Var olmaması muhtemel olmaktan uzak, var olması yüksek olasılık dahilindedir. O halde, Dawkins, Tanrı’nın varlığının olanaksız olduğunu ileri sürüyorsa, Tanrı niteliklerine sahip bir varlığa gerek olmadığı sonucuna götürecek bir sav borçlu bizlere- sadece materyalizmin doğru olduğu önermesiyle başlayan bir sav olmamalı bu. Ne Dawkins ne de başka biri, buna benzer doğru düzgün bir sav gösteremedi; Dawkins bu tür bir argümana ihtiyacı olduğunun farkındaymış gibi bile görünmüyor.

Dawkins tarzı sava ikinci örnek. Kısa bir süre önce, bir dizi düşünür, tasarım savlarının yeni bir versiyonunu, ‘İnce Ayar Savı’nı ileri sürdüler. Altmışlı yılların sonları ve Yetmişlerin başlarından itibaren, astro-fizikçiler ve başkaları, akıllı yaşamın gelişimi için birkaç temel fiziksel sabit değerin son derece dar sınırlar içinde olması gerektiğini gördüler- her durumda, aslında olma biçimini düşündüğümüz herhangi bir şeyin o şekilde olması için. Örneğin, yerçekimi kuvveti birazcık daha kuvvetli olsaydı, yıldızların tümü mavi devler olurdu; biraz daha az olsaydı, hepsi kırmızı cücüler olurdu. Her iki durumda da yaşam oluşmazdı. Aynı şey daha zayıf veya kuvvetli nükleer kuvvetler için de geçerlidir; her ikisi de hafif bir farklılık gösterse, şu an bildiğimiz türde bir yaşam büyük olasılıkla gelişemezdi. Bu bağlamda sözde düzlük sorunu da aynı derecede ilginçtir: yaşamın varlığı da evrenin genleşme hızına, hassas bir şekilde, son derece bağlıdır. Stephen Hawking şöyle diyor:

“…Evrenin ısısı 1010 K olduğu sırada genleşme hızı 1012’de 1 oranında azalacak olsa, bu durum, evrenin, çapının şu andaki değerinin sadece 1/3000’i olması ve ısının hala 10.000 K olmasıyla yeniden göçmesiyle sonuçlanırdı.” (5)

Bu da, rahat olamayacağımız kadar sıcak olurdu. Hawking, yaşamın mümkün olmasını, evrenin yeniden göçmeyi engelleyecek hızda genleşmesine bağlıyor.


07 image12147 dial dials 45Devasa oldukları açık olan bu rastlantılara bir tepki, bunları, evrenin kişisel bir Tanrı tarafından yaratıldığına ilişkin teist iddianın yerine alacak ve uygun şekilde sınırlandırılmış bir teist argüman sunuyormuş gibi görmektir- bu nedenle de ince ayar argümanını denemektedir. (6) Evrenimizde yaşamın mümkün hale gelmesi için aşırı dar sınırlar içinde çok sayıda kadranın ayarlanması gerekiyor gibi görünüyor. Bunun rastlantı eseri olması son derece olasılık dışıdır, ama Tanrı diye bir kişi varsa bunun olması olasılığı çok daha yüksektir.

Şimdi, bu tür bir teist argümana cevap olarak Dawkins, başkalarıyla birlikte, olasılıkla, fiziksel sabit değerler açısından çok fazla farklı dağılımlar içeren çok sayıda evren olduğu düşüncesini (belki de sonsuz tane) öneriyor. Bu kadar çok sayıda olması varsayıldığı takdirde, bunların bazılarının yaşam dostu değerler göstermesi muhtemeldir. Bu nedenle, eğer, temel sabit değerler açısından farklı değer dizileri gösteren çok sayıda evren var ise, bunların bazılarına ‘ince ayar’ yapılması olasılık dışı değildir. Tüm bu diğer evrenlerin var olmasının ne kadar muhtemel olduğunu ve bu gibi şeyler olduğunu düşünmek için herhangi bir gerçek neden (ince ayar savlarına karşı çıkmayı istemek dışında) olup olmadığını merak edebilirsiniz. Fakat şu an için gerçekten de çok sayıda evren olduğunu ve bunların bazılarının ince ayarının yapıldığını ve yaşam dostu olduklarını kabul edin. Bu, yine de Dawkins’i şu sorunla karşı karşıya bırakıyor: Bazı evrenlerin ince ayarının yapılması muhtemel olsa bile, bu evrenin ince ayarının yapılması yine de muhtemel değildir. Evrenimize alfa adını verelim: Alfanın ince ayarının yapılması olasılığı, şu ya da bu evrenin ince ayarı yapılmış olsa da, son derece, astronomik ölçüde düşüktür.

Dawkins’in cevabı nedir? Dawkins, ‘antropik ilkeye’, bu soruyu tartışabileceğimiz tek evren türünün, yaşam için ince ayarı yapılmış evren olduğu düşüncesine başvuruyor. (Antropik cevap, en genel haliyle, ancak bizleri üretme becerisine sahip olan türde bir evren üzerinde konuşabilecek olmamızdır. Bu nedenle, bizim varlığımız, temel fiziksel sabit değerlerin ilgili yaşam dostu bölgelerde olduğunu belirlemektedir.)

08 iii universe1 temp5 45İçinde yaşadığımıza göre tabii ki evrenimizin ince ayarının yapılmış olması gerekir. Ama bu, alfa’nın ince ayar yapılmış bir evren olduğunu nasıl açıklıyor? Bizim gerçekten de burada olduğumuza işaret ederek açıklanamaz bu- Tanrı’nın beni yaratmaya (benden vazgeçip başkasını yaratmak yerine) karar verdiği gerçeğini nasıl, Tanrı bu şekilde karar vermemiş olsaydı, bu soruyu soracak durumda olmazdım diyerek ‘açıklayamayacağım’ gibi. Bu sabit değerlerin, sahip oldukları değerlere sahip olmaları yine de çarpıcıdır; bu değerlere sahip olmaları, şans göz önünde bulundurulduğunda, yine de son derece olanaksızdır; yaşam dostu bir evren arzulayan bir Tanrı var ise, bu değerlere sahip olmalarının olanaksız olması çok daha az bir olasılıktır.

Dawkins düşüncesinin başka bir örneğine bakalım. Dawkins, Kör Saatçi’de, doğal seçimin çalışması için yaşamın kendi kendini kopyalayan makina gerektiği için Tanrı’nın başta yaşamı yaratarak- doğal seçimi olanaklı hale getiren DNA ve protein kopyalama makinalarının orijinalini özellikle yaratak- evrim sürecini başlatmış olması gerektiği iddiasını ele alıyor.

Bu, zayıf olduğu açık bir savdır, nitekim, açıkça kendi kendisini yenik düşürmektedir. Açıklamakta zorlandığımız şey organize edilmiş karmaşıklıktır. Organize karmaşıklığı, sadece, DNA/protein kopyalama makinası bile olsa, doğru varsayılan kanıtsız önerme olarak kullanmamıza izin verildiğinde, bunu, daha da organize karmaşıklığın başlatıcısı olarak görmek göreceli olarak kolaydır…09 image6248 universe 45Fakat tabii DNA/protein makinası kadar karmaşık bir şeyi tasarlayabilecek kadar akıllı olan herhangi bir Tanrı, en azından bu makinanın kendisi kadar karmaşık ve organize olması gerekir…DNA/protein makinasının kökenini, doğaüstü bir Tasarımcıyla açıklamak tam olarak hiçbir şeyi açıklamamaktır çünkü Tasarımcının kökenini açıklamamaktadır.

Darwin’in Tehlikeli Fikri’nde, Daniel Dennett, onaylar bir şekilde Dawkins’den bu bölümü alıntılıyor ve ‘iki yüz yıl önce Hume’nin Diyalogları’nda Filo’nun Cleanthes’i yenmek için kullandığı inanılmaz çürütme kadar reddedilemeyecek bir ‘aksini ispatlama’ olduğunu ilan ediyor. Şimdi de, Tanrı Yanılgısı’nda, Dawkins, onaylar bir şekilde, Dennet’in, Dawkins’ten alıntısını aktarıyor ve Dennett’in (yani Dawkins’in) tamamıyla haklı olduğunu ekliyor!

Burada söylenecek çok şey var ama sadece birazını söyleyeceğim. Birincisi, uzakta bir yıldızın yörüngesinde yabancı bir gezegende olduğumuzu ve tıpkı traktörler gibi çalışan makine benzeri nesneler gördüğümüzü varsayalım. Liderimiz diyor ki, ‘gezegende bu makinaları yapan akıllı varlıklar olmalı.’ Keşfimize katılmış olan birinci sınıftaki bir felsefe öğrencisi itiraz ediyor: ‘Durun bir dakika! Hiçbir şeyi açıklamadınız! Bu traktörleri tasarlayan akıllı yaşam biçiminin en azından onlar kadar akılllı olması gerekir.’ Kuşkusuz ona az bilginin tehlikeli bir şey olduğunu ve bir sonraki roketle eve dönmesini ve bir iki felsefe dersi daha almasını söylerdik. Tabii ki, o çerçevede, bu traktörlerin varlığını akıllı yaşamla açıklamak son derece makuldür, akıllı yaşamın en az traktörler kadar akıllı olduğunu kabul etmemiz gerekir (şu an için kabul edebileceğimiz gibi). Mesele şu; organize karmaşıklığa nihai bir açıklama getirmeye çalışmıyoruz. Organize karmaşıklığı genel olarak açıklamaya çalışmıyoruz; sadece bir görünümü (traktörleri) açıklamaya çalışıyoruz. Organize karmaşıklığa nihai bir açıklama getirmeye çalışmadığınız sürece, organize karmaşıklığın bir görünümünü başka biriyle açıklamak tamamıyla mantıklıdır. Benzer şekilde, yaşamın orijinal yaratıcısı olarak Tanrı’yı görmekle, organize karmaşıklığı genel olarak açıklamaya çalışmıyoruz, sadece belirli bir şekilde, yani, dünyadaki yaşamla açıklamaya çalışıyoruz. Böylece, Tanrı organize karmaşıklık sergilediği takdirde (benim gördüğüm kadarıyla gerçeğe aykırıdır), dünyadaki yaşamı ilahi etkinlikle açıklamakla son derece mantıklı bir şey yapmış oluruz.


10 image10179 face man mind 45İkinci bir nokta: Dawkins (ve yine Dennett aynısını tekrarlıyor) ‘açıklamak istediğimiz temel şey organize karmaşıklıktır’ diye savunuyor. Şöyle devam ediyor, “Evrimi bu denli iyi bir kuram haline getiren şey, organize karmaşıklığın, başlangıçta var olan basitlikten nasıl türediğini açıklamasıdır’ ve organize karmaşıklığı açıklayamamasından ötürü teizmi suçluyor. Dawkins’e göre, akıl, organize karmaşıklığın önemli bir örneğidir ve tabii ki (organize karmaşıklıktan farklı olarak) Tanrı’nın düşünen ve bilen bir varlık olması tartışmasızdır; Dawkins’in, teizmin aklı açıklamamasından şikayet ettiğini düşünelim. Teistlerin akılla ilgili nihai bir açıklama sunamayacakları açıktır çünkü doğal olarak Tanrı’nın var olmasıyla ilgili bir açıklama yoktur. Yine de, bu nokta nasıl oluyor da, teizme karşı oluyor? Açıklamalar son buluyor; teizm için Tanrı’da son buluyorlar. Tabii aynısı başka bir görüş için de geçerlidir; her görüşte açıklamalar bir noktada son bulur. Örneğin materyalist veya fiziksellikçi, temel partiküllerin varlığıyla ilgili bir açıklamada bulunamaz: Bunlar sadece vardır. Bu nedenle, akılla ilgili nihai bir açıklama istememiz veya nihai bir açıklamaya ihtiyaç duymamız, yine teizme karşı soru ortaya atmaktır. Teist, kişi olma, veya düşünme veya akılla ilgili nihai bir açıklamayı ne istemektedir ne de buna ihtiyaç duymaktadır.

Dawkins, kitabın sonuna doğru kısıtlı bir kuşkuculuğu destekliyor. Evrim tarafından bir araya getirildiğimiz (yönlendirilmeden) için, dünya hakkındaki görüşümüzün genel olarak doğru olmasının pek mümkün olmadığını düşünüyor. Doğal seçim, gerçek inançla değil, uyum sağlayıcı davranışla ilgilidir. Dawkins, yönlendirilmeyen evrim aracılığıyla şu an olduğumuz gibi olmamız görüşünün kuşkucu sonuçlarının gerçek derinliklerine inmekte başarısız oluyor. Bunu şöyle görebiliriz. 11 image6688 man god 45Çoğu doğacı gibi, Dawkins de insanlar hakkında materyalisttir: İnsanlar materyal nesnelerdir; bedenle birleştirilmiş madde olmaya benlik, can veya öz değildir ve herhangi bir madde olmayan parçaları yoktur. Bu görüşe göre, inançlarımız nörofizyolojiye bağlı ve (kuşkusuz) inanç, karmaşık bir tür nörolojik bir yapı olurdu. Tabii ki, inançlarımızın dayanacağı nörofizyoloji uyum sağlayıcı olacaktır; fakat inançların nörofizyolojiye bağlı olmasınını ya da nörofizyolojinin inançlara neden olmasını neden düşünelim ki? Bilişsel yeteneklerimizin güvenilir olduğunu neden düşünelim?

Teistik görüşe göre, bilişsel yeteneklerimizin güvenilir olmasını bekleriz (belirli koşullar altında ve büyük ölçüde). Tanrı bizleri kendi benzeyişinde yarattı ve onun benzeyişinde yaratılmış olmamızın önemli bir bölümü, gerçek inançlar oluşturma ve bilgiye erişme açısından ona benzememizdir. Fakat doğacı bir bakış açısına göre, bilişsel yeteneklerimizin güvenilir olması (gerçek inançlarda bir baskınlık geliştirmemiz) en fazla saf bir umut olurdu. Doğacı, inanç oluşumunun altında yatan nörofizyolojinin uyum sağlayıcı olduğundan makul ölçüde emin olabilir fakat nörofizyolojiye dayanan inançların doğruluğunu izleyen bir şey yoktur. Nitekim, yönlendirilmemiş evrim varsayıldığı takdirde, bilişsel yeteneklerimizin güvenilir olmasının muhtemel olmadığını kabul etmelidir. Yönlendirilmemiş evrim varsayıldığı takdirde, bir tür hayal dünyasında yaşıyor olmamız, kendimiz ve dünyamız hakkında birşeyler bilmemiz muhtemeldir.

Bu böyle olduğu takdirde, doğacının bilişsel yeteneklerin güvenilir olduğuna ilişkin doğal varsayım açısından hezimete uğratan bir nedeni vardır- inanca artık tutunmamak ve inancı reddetmek için bir nedeni vardır. (Hezimete uğratan nedene bir örnek: Diyelim ki, biri bana Michigan’da doğduğunuzu söyledi ve ben de ona inandım. Şimdi ise size soruyorum ve siz de bana Brezilya’da doğduğunuzu söylüyorsunuz. Bu da bana, Michigan’da doğduğunuza dair inancımı yenilgiye uğratan bir neden veriyor.) Eğer o inanç için hezimete uğratıcı bir nedeni varsa, bilişsel yeteneklerinin ürünü olan her inanç için de hezimete uğratan bir nedeni vardır. Ama tabii bu tüm inançları kapsayacaktır- buna doğacılık da dahildir. O halde, doğacının doğacılığı yenilgiye uğratan bir nedeni vardır. Bu nedenle doğacılık, kendi kendini yenilgiye uğratır ve akılcı bir şekilde inanılamaz.

12 image8831 my god 45Buradaki gerçek sorunun, Dawkins’in doğacılığı, Tanrı veya Tanrı’ya benzer birinin olmadığına dair inancı olduğu açıktır. Bunun nedeni, doğacılığın evrimin yönlendirilmemiş olmasını üstü kapalı bir şekilde ima etmesidir. Böylece çıkartılabilecek daha geniş bir sonuç, insanın akla uygun bir şekilde hem doğacılığı, hem de evrimi kabul edemeyeceğidir. Bu nedenle, doğacılık, çağdaş bilimin önemli bir doktriniyle çelişki içindedir. Dawkins gibi kişiler, evrim ve teizm arasında bir çatışma olduğunu düşündükleri için bilim ve din arasında bir çatışma olduğunu düşünürler. Fakat meselenin aslı, bilim ve Tanrı’ya inanç arasında değil, bilim ve doğacılık arasında bir çatışma olduğudur.

Tanrı Yanılgısı tehditkar ve gösterişli sözlerle doludur ama aslında Tanrı’ya inancın ‘yanılgı’ olmak bir yana hatalı olduğuna ilişkin en küçük bir neden bile ileri süremiyor.

Ayrıca, Dawkins’in benimsediği doğacılık, insanlar ve evrendeki yerleriyle ilgili, doğasından kaynaklanan sevgisizliği ve heves kıran sonuçlarıyla kendine referansla derin sorunlara sahiptir. Bu doğacılığa inanmak için herhangi bir neden yoktur; reddetmek için ise mükemmel bir neden vardır.

Alvin Plantinga

Notre Dame Üniversitesi Felsefe Profesörü

REFERANSLAR

(1) Dawkins, Tanrı’nın hem her şeyi bile, hem de her şeye gücü yeten olduğu argümanından, görünüşe göre onaylayarak, bahsediyor. Eğer her şeyi biliyorsa, o zaman fikrini değiştiremez, o zaman da, demek ki yapamayacağı bir şey var, o halde, her şeye gücü yetmez(!). (s. 54)

(2) Bakınız konferans notlarım, Does God Have a Nature? [Tanrı’nın bir Doğası var mıdır?] Aquinas Lecture 44, Marquette Univ. Press, 1980.

(3) Oxfordlu saygın filozof (Dawkins ilahiyatçı olduğunu söylüyor) Richard Swinburne, Tanrı’nın basit olduğuna ilişkin bazı gelişmiş argümanlar ileri sürmüştür. Dawkins Swinburne’nin savından söz ediyor ama tam olarak anlamıyor; bunun yerine alaycılığa başvuruyor (s. 110-111).

(4) Peki ya Üçlü Birlik? Üçlü Birlikte hakkında nasıl düşüneceğimiz tabii ki tam olarak net değildir. Öte yandan, Üçlü Birliğin her bir kişisinin dışında, bu üç varlığın parçası olduğu başka bir kişi olması yanlıştır.

(5) “The Anisotropy of the Universe at Large Times,” [Geniş Zamanlarda Evrende Eşyönsüzlük], M. S. Longair, ed., Confrontation of Cosmological Theories with Observational Data [Kozmolojik Kuramların Gözlem Verileriyle Karşılaşması] (Springer, 2002), s. 285.

(6) İnce ayar savının en iyi versiyonlarından biri Robin Collins tarafından aşağıdaki kaynakta anlatılmaktadır; “A Scientific Argument for the Existence of God: The Fine-Tuning Design Argument,” [Tanrı’nın Varlığına İlişkin Bilimsel bir Sav: İnce Ayar Tasarım Savı], Michael J. Murray, ed., Reason for the Hope Within [İçimizdeki Umudun Nedeni] (Eerdmans, 1999), s. 47-75.




















Leave a Comment