Sonsöz
Bir zamanlar iş arayan bir adam vardı. Yana yakıla iş arıyordu. Her gün gazetelerdeki iş ilanlarına bakıyordu ama yapabileceği hiçbir şey bulamıyordu. Sonra bir gün bir ilana rast geldi. İlanda şöyle diyordu, “Hayvanat bahçesinde çalışacak kişi aranıyor.” Adam hayvanları severdi, işe başvurdu. İş görüşmesi sırasında öğrendikleri karşısında şok oldu. Hayvanat Bahçesinde maymun kalmamıştı. Hayvanat bahçesinin bir kısmında maymunların bulunduğu kafesli büyük bir alan vardu ama maymunların hepsi gizemli bir şekilde ölmüştü. Hayvanat bahçesinin müdürü ondan maymun olmasını istiyordu.
“Aptallık etmeyin! Ben bir insanım. Maymun olamam ki!” dedi.
İş görüşmesini yapanlar şöyle cevap verdi, “Giyebileceğin mükemmel bir kostüm var. Bu kostümü giyersen ve daldan dala atlamayı öğrenirsen sana çok iyi bir cüret öderiz. Burada, bankada ya da şehirde başka bir işte çalışsan kazanacağından çok daha fazla para kazanacaksın.”
Adam ailesinin ihtiyaçlarını karşılayamadığı için utanıyordu. Böylece daha iyi bir iş bulana kadar bu işi kabul etmeye karar verdi. Ertesi gün işe başladı. Kostümü giydi ve birkaç saat içinde ağaçların dalları arasında sallanmayı öğrendi. Aynı gün yakındaki bir ilkokulun 90 kadar öğrencisi hayvanat bahçesini ziyarete geldi. Çocuklar maymunu büyük bir keyifle izlediler. Sadece izlemekle kalmadılar, muz ve fıstık da vermeye başladılar. Adam çocukları hayalkırıklığına uğratmak istemediği için verilen yiyecekleri yedi. Bir saat boyunca muz ve fıstık yedikten sonra kendisini hasta hissetmeye başladı, başı da dönüyordu. Çocukların bazıları hala onu izliyorlardı, o yüzden dallarda sallanmaya devam etmeye çalıştı. Havada sallanırken kaydı ve aslanın çukuruna düştü. Orada bağırmaya başladı, “İmdat! İmdat! Biri bana yardım etsin!” Aslan üzerine eğildi ve maymuna şöyle fısıldadı, “Bağırmayı kesmezsen ikimiz de işimizi kaybedeceğiz!”
Kendinizi hiç maymun kostümü giymiş bir adam gibi hissettiniz mi? Mutluymuşuz gibi davranma konusunda uzmanız. Sürekli maske takıyoruz. Hayatımızdan memnun ve mutluymuşuz gibi davranıyoruz. Gerçek şu ki, içimizde kendimizi ne kadar boş hissettiğimizi kimse bilmediği için mutluyuz. Başkaları da böyle hissediyor mu diye merak ediyoruz.
Hayatın Anlamı
Hayatın anlamı nedir? Hayatın belirli bir amaçla yaratıldığına inanıyorsak bu soruyu sormak anlamlı geliyor, öyle değil mi? Hayat dünyada sadece rastlantı eseri oluşan bir şey ise zaten bir anlamı olamaz. Hayat ancak belirli bir amaç için yaratıldığı takdirde anlamlı olabilir. Yaratıcı yoksa o zaman yaşamın amacı da yoktur.
İnsanlar bir Yaratıcı’ya inanmadan hayatta anlam bulmaya çalışıyorlar. Ben bunu denedim. Bu arayış insanı korkunç bir şekilde yoruyor. Kendimize, zengin olmak veya ünlü olmak veya başkalarına yardım etmek gibi amaçlar koyabiliriz. Sonra hayatlarımızı bu amaçları yerine getirmeye adayabiliriz. Ama şayet hayatın kendine özgü bir amacı varsa, o zaman yaşamın temel amacı zaten bellidir. Bunu değiştirmek için yapabileceğimiz hiçbir şey yoktur.
Şayet, bazı üniversite arkadaşlarımın inandığı gibi hayatın kendine özgü bir amacı yoksa kendimize bazı hedefler koymak hedefimizi yerine getirmeye bizleri yaklaştırmaz değil mi? Neden mi? Çünkü gerçekleştireceğimiz gerçek bir amaç yoktur. Hayatın nihai bir amacı- bizlere yaşamı yaratan tarafından verilmiş olan bir amaç- yoksa o zaman kendimiz için belirleyebileceğimiz daha iyi veya daha kötü amaçlar da yoktur. Hayatlarımız anlamsız bir şekilde başlıyorsa, o zaman anlamsız bir şekilde sona ermeli.
Neden yaşıyoruz? Hıristiyanlık bu soruya eşi benzeri olmayan bir cevap veriyor. Kutsal Yazılar’a göre burada bulunma nedenimiz Tanrı’nın bizleri kendisiyle ilişki kurmamız için yaratmış olması. Tanrı’nın insanı yaratma nedeni budur. Her birimiz Yaratıcımız’la paydaşlık için yaratıldık. Kutsal Yazılar bize bu ilişkinin günah nedeniyle bozulduğunu ama Tanrı’nın kendisiyle ilişkimizi İsa’da iyileştirdiğini söyler. Kendisi ve bizim aramızdaki günah engelini ortadan kaldırmıştır. “Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı ve barıştırma sözünü bize emanet etti.” (2.Korintliler 5:19, İncil)
Bugün Gelecek Hakkında Düşünemeyecek Kadar Meşgulüm
Günlük hayatın acil bütün meselelerinin dikkatimizi gerektirdiği şartlar içinde cennet son zamanlarda üzerinde düşündüğünüz bir şey olmayabilir. Umarım websitesinde okuduğunuz ilk yazı bu değildir. Öyleyse, birlikte cennet hakkında düşünelim. Siz ve ben cennet veya cehennemden sadece bir kalp atışı uzaklıktayız değil mi? Yarın güneşin doğuşunu göreceğimize dair herhangi bir güvencemiz var mı? Hiçbir güvencemiz yok. Dünya Bilgi Kitabı’na göre her gün 151.600 kişi ölüyor. Siz ve ben bugün dünyada son günlerini geçirenlerin grubuna dahil olabiliriz. Tanrı saklasın, ama bu gece ölecek olsanız, cennete gidip gitmeyeceğinizi biliyor musunuz? Tanrı bunu bilmenizi istiyor. Evet bugün bundan iki yüz yıl sonra nerede olacağınızı bilebilirsiniz. Tanrı’nın cennet vaadine göre- şayet kabul ederseniz- nihai dinlenme yerinizin cennet olacağını kuşkuya yer bırakmayacak şekilde bilebilirsiniz.
“Şükredin O’na, adına övgüler sunun! Çünkü RAB iyidir, sevgisi sonsuzdur. Sadakati kuşaklar boyunca sürer.” (Mezmur 100: 4-5, Eski Antlaşma)
Bu yazı dizisinde Tanrı’nın bizlere Kutsal Kitap’ta verdiği vaatler ve bu vaatleri veren Tanrı üzerinde durduk. Bazılarınız, kendisini İsa Mesih’te açıklamış olan Tanrı’yı yeni yeni tanımaya başladınız. Bütün bunların hepsi sizin için çok yeni. Merak etmeyin. İncil hakkında çok az şey biliyor olmanız sizi endişelendirmesin. İncil’i yıllardır çalışıyor olsak da, henüz ilk bölümünü okumuş olsak da şu iki şey konusunda emin olabiliriz:
1) Tanrı kendisi hakkında bilmemizi istediklerini bizlere her zaman açıklayacaktır. Ama dinlemeyi istememiz gerekir. Zihinlerimiz paraşüt gibidir. Ancak iyice açık olduklarında çalışırlar. Tanrı isteyenlere açıklayıcı ışığını giderek artan ölçüde verecektir. Ama artık istemeyenlerden ışığını saklar. “Tanrı, [ruhsal] Oğlu’nu dünyayı yargılamak için göndermedi, dünya O’nun aracılığıyla kurtulsun diye gönderdi. O’na iman eden yargılanmaz, iman etmeyen ise zaten yargılanmıştır. Çünkü Tanrı’nın biricik [ruhsal] Oğlu’nun adına iman etmemiştir. Yargı da şudur: Dünyaya ışık geldi, ama insanlar ışık yerine karanlığı sevdiler. Çünkü yaptıkları işler kötüydü. Kötülük yapan herkes ışıktan nefret eder ve yaptıkları açığa çıkmasın diye ışığa yaklaşmaz.” (Yuhanna 3:17-20, İncil) [İtalik ekleme bana aittir.]
2) Tanrı kendisini daha iyi tanımamız için ihtiyaç duyduğumuz ışığı bizlere sağlayacak olsa da, bilmemiz gerekenden daha fazlasını hiçbir zaman göstermez. Bu şekilde O’na güvenmeyi öğreniriz. Tanrı’nın bizlere ihtiyaç duyduğumuzdan daha fazlasını göstermeyeceği doğru ama bu Tanrı’nın, sonsuzluğu nerede geçireceğimiz konusunda bizleri karanlıkta bırakmak istediği anlamına gelmez. Tanrı bu konuda bilmeniz gereken her şeyi İncil’de açıklamıştır. Kutsal Yazılar’ı okudukça yapacağınız en büyük keşif Tanrı’nın sizleri sonsuzluğu birlikte geçirmek için cennete davet ettiğidir!
Gerçekten mi? Gerçekten. İsa şöyle diyor, “…kapıyı çalın, size açılacaktır.” “Kapı Ben’im. Bir kimse benim aracılığımla içeri girerse kurtulur.” (Matta 7:7; Yuhanna 10:9)
Tanrı’nın Vaatlerinin En Büyüğü: Cennet
Cennet hayal edebileceğimizden çok daha harika ve güzel bir yer. Cennet sonu hiç gelmeyecek bir sevinç ve güzellik ve huzur ve mutluluk yeri. Neden mi? Çünkü cennet aynı zamanda günah ve sıkıntının, keder ve acının olmayacağı bir yer. Orada kavga veya anlaşmazlık, hayalkırıklığı veya ağlayış olmayacak. Seks, para veya bencilce isteklere arzu duyulmayacak. Orada bizleri üzecek hiçbir şey olmayacak. Ve cennette Tanrı’yı hoşnut etmeyecek hiçbir şey yapmayacağız…hiçbir zaman!
Şu anda bizleri inleten veya kederlendiren her şeyden nihai olarak kurtulacağız. Tanrı’nın huzurunda olacağız. Tanrı’nın huzurunda en saf ve gerçek sevincin olduğu yerde yaşayacağız. Tanrı şu ayeti esinlediğinde bizlere cennetle ilgili bir ipucu veriyor, “Bol sevinç vardır senin huzurunda, sağ elinden mutluluk eksilmez.” (Mezmur 16:11, Eski Antlaşma)
İncil’in yazarlarından biri, ki birçoğumuz gibi o da cennet güvencesine sahipti, şöyle yazmıştır, “…o zaman bilindiğim gibi tam bileceğim.” (1.Korintliler 13:12). Cennette cevabı verilmemiş sorumuz kalmayacak. Orada kafamızı karıştıran bir şey olmayacak. Mükemmel bir rahatlık içinde yaşayacağız. Tanrı’yı mükemmel bir şekilde seveceğiz ve O’nun tarafından mükemmel bir şekilde sevileceğiz. Sevgisi sonsuzlık boyunca bizi çevreleyecek. Basitçe söyleyecek olursa, cennet mükemmel sevincin sonsuzluk boyunca yaşandığı yerdir!
Düşünün bir kere! Sonsuza kadar kötülükten kusursuz bir özgürlüğe sahip olacaksınız. Çeşitli günahlara karşı bağımlılığımızdan özgür kılınacağız. Tanrı’nın gözünde doğru ve mükemmel olanı sonunda yapabileceğiz. Günah ve etkilerinin sonsuza dek silinmiş olmasıyla cennet vaadi hayal edilemez bir kutsamanın yaşandığı sonsuz yaşamdır!
O zaman…Cennete gidiyor musunuz?
Bu websitesindeki birçok yazıda şok edici bir gerçekle karşı karşıya geleceksiniz. Çoğu insan kötülük yapmanın bizleri cennetten uzak tutacağını anlar. Ama pek az kişi Kutsal Kitap’ın iyi işler yapmamızın bizleri cennete götüremeyeceğini öğrettiğini de öğrettiğini bilir. Hiçbirimiz cenneti hak edecek kadar erdemi kazanamayız. Bizler günahkarız ve Tanrı’nın standardı nihai mükemmelliktir.
Kendimizi başkalarıyla kıyaslamakta iyiyiz ve şayet kendimizi doğru kişilerle kıyaslamayı seçersek, her zaman üstte çıkarız. “Ben onlardan daha iyiyim,” diye sessizce övünürüz. Kendi kendimize şöyle düşünürüz, “Oldukça iyi tanıdığım otuz kişiden daha kötü olmadığıma göre cennete gitme şansım oldukça yüksek olmalı.” Bu akla uygun geliyor ama ama sorun Tanrı’nın bizleri ölçmek için kullandığı standardı kullanmamış olmamız. Onun standardı mükemmelliktir. Onun standardı kesin doğruluktur. Tanrı bundan daha azını kabul edip de hala Tanrı olamaz.
O Halde Kim Cennete Gidebilir?
İsa’nın öğrencileri aynı soruyu İsa’ya sordular. Ne cevap mı verdi? “İnsanlar için bu imkânsız, ama Tanrı için her şey mümkündür.” (Matta 19:26, İncil). Diğer bir deyişle cennete gidebilmek için Tanrı’yla doğru bir ilişkiye sahip olmamızın sağlanması bizim kendi başımıza başarabileceğimiz bir şey değil. Tanrı’nın bizim için yapması gereken bir şey. Şayet bunu Tanrı yapıyorsa o zaman cennet vaadi bizim yapacağımız bir şey üzerine dayanmıyor. Kurtarıcı Tanrımız’ın eşsiz cömert bir armağanı oluyor.
“Anlamıyorsunuz,” diyorsunuz, “Ben iyi olmaya çalışıyorum; o kadar kötü değilim.” Kötü olduğunuzu söylemedim. Sorun şu, ne kadar çok çabalarsak çabalayalım asla günah işlemeyi bırakamayız. Günahın yaşamlarımızın üzerinde belirli bir ölçüde efendiliği vardır. Üzerimize biz düşünürken düşüncelerimizi herkese açıklayan bir alet takılsa bunu hemen görürdük. Bu korkunç aletin üzerinde yanıp sönen metin Kutsal Kitap’ın ilan ettiklerini doğrulayacaktır, “Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, iyileşmez. Onu kim anlayabilir?” (Yeremya 17:9, Eski Antlaşma). Diğer bir deyişle, yaşam bir yana, bir günü bile günah işlemeden geçiremeyiz. Günah işlememeyi seçemeyiz. Ayrıca günah işlemenin korkunç bir bedeli vardır.
Bedeli Nedir?
Kimin cennete gidip gitmeyeceği konusunda Tanrı’nın izlediği standart inanılmaz ölçüde yüksek bir standarttır. Neden mi? Kutsal Kitap’taki Tanrı o kadar kutsaldır ki günahın varlığını hoşgöremez- ne şimdi ne de cennette. Günah doğası gereği, bizleri, günahsız ve tamamıyla mükemmel olan Tanrı’dan ayırır: “Bakın, RAB’bin eli kurtaramayacak kadar kısa, kulağı duyamayacak kadar sağır değildir. Ama suçlarınız sizi Tanrınız’dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesinizi işittiremez oldunuz.” (Yeşaya 59:1-2, Eski Antlaşma)
Bu ne anlama geliyor? İşlediğim günahların sayısını aşan çok çok sayıda iyi iş yapsam da, hala hak ettiğim şey cehenneme gitmek olurdu. Sadece sıfır günahla cennete gitmemiz mümkün olacaktır. Karşı karşıya olduğumuz çıkmaza farklı bir şekilde bakalım. Selma’nın kafasına bir kurşun isabet etmiş, Ali’ninkine ise 24 kurşun isabet etmiş olsa da her ikisi de eşit şekilde ölüdür, öyle değil mi? Ali Selma’dan “daha ölü” değildir! Ya da farklı bir şekilde düşünün! Bir bardağın içine tek bir damla ölümcül tifo basili olsa ve bir başkasında bir milyon tane olsa, ikisini de içmek istemezsiniz, öyle değil mi? İçindeki basilin tümü yok olmadan iki bardaktan da içmezdiniz değil mi?
Yaşamlarımıza son vermek için bir kurşun, bir ölümcül tifo basili yeterlidir. Günah böyledir. Kişisel olarak, Tanrı’ya karşı işlediğim ilk günah beni ruhsal olarak öldürdü. Tanrı’yla paydaşlığıma son verdi. Sonraki 8.000 günah beni Tanrı’dan daha fazla ayırmadı. Ne demek istediğimi anlıyor musunuz? Aramızda en iyi olanlar bile en azından bir günah işlemiştir değil mi? Umut edebileceğimiz tek şey Tanrı’nın tüm günahlarımızı bir şekilde ortadan kaldırması! Bu Tanrı’nın yapacağı o kadar harika, o kadar iyi ve o kadar cömert bir şey olurdu ki. Keşke yapsa …
Cennete gidebilmem için günahlarımı ortadan kaldırmak amacıyla Tanrı benim için ne yaptı? Öncelikle şunu unutmayın. Bugün bu websitesini araştırıyorsunuz çünkü Tanrı günahkarları affetmek ve onları cennete davet etmek için bir yol tasarlamıştır. Bu yolun öyle bir şekilde tasarlanması gerekiyordu ki, hem adalet hem de sevginin gerektirdiklerini sağlaması gerekiyordu. Ancak Tanrı kendi adaleti, kutsallığı, iyiliği, doğruluğu ve sevgisini tatmin edecek bir yol bulabilirdi. Tanrı da böyle yaptı.
Ne kadar harika değil mi? Bana göre bu evrende gözlemlenebilen 80-100 milyar galaksinin büyüklüğünden daha büyük bir şey! Evrenin bizim göremediğimiz tarafında kaç tane galaksi daha var? Bilmiyorum ama kaç tane olursa olsun, Tanrı’nın size ve bana gösterdiği kişisel ilginin yanında önem açısından silik kalacaktır.
Tanrı Kutsal Kitap’ta bizlere kendisi ve bizim aramızdaki uçurumu anlatıyor. Biz göremiyoruz. Bu görünmez, içinden geçilemez bir duvar gibi. Şu ayeti hatırlıyorsunuz değil mi, “Ama suçlarınız sizi Tanrınız’dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesinizi işittiremez oldunuz.” İyi haber, Tanrı bu sorun için bir çözüm belirledi. Anlamlı değil mi? Gücenen Tanrı olduğu için kabul edilebilir bir çözüm sağlayabilecek tek O’dur.
Tanrı ne yaptı? Günahlarımızı ortadan kaldırmak için yerimizi alacak bir fidye sağladı. İşte bu da Tanrı’nın Eski Antlaşma’daki peygamberliklerinden birinin konusuydu ve Kurtarıcımız gelmeden yedi yüz yıl önce yazılmıştır:
“Oysa, bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi. Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza ona verildi. Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk. Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık. Her birimiz kendi yoluna döndü. Yine de RAB hepimizin cezasını ona [İsa’ya] yükledi.” (Yeşaya 53: 5-6). [İtalik ekleme bana aittir.]
Kurtarıcı Tanrımız!
Birçok kişi dinlerin kurucusu oldukları ve inançlarının önemli birer lideri oldukları halde, sadece biri insanlığın günahlarını ortadan kaldırmak için ölüp ölümden dirildiğini ileri sürmüştür. İncil O’nun adını açıklıyor: “Yahya ertesi gün İsa’nın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: “İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!” (Yuhanna 1: 29, İncil).
Ölümü, gömülmesi, dirilişi ve cennete çıkışından sonraki sözlerine kulak verin: “Diri Olan Ben’im. Ölmüştüm, ama işte sonsuzluklar boyunca diriyim. Ölümün ve ölüler diyarının anahtarları bendedir.” (Vahiy 1:18, İncil). İsa’nın bu sözleri, yenilgiye uğramış birinin sözlerine mi, yoksa zaferli birinin sözlerine mi benziyor?
Ölümden Dirildi!
Bu yazıyı okuyan bazılarınız, Hıristiyanların İsa’nın öldüğüne ilişkin inançlarının Tanrı’ya saygısızlık ve İsa için utanç verici bir şey olduğunu düşünüyor olabilir. Aslında, tam tersi anlama geliyor. Çarmıh sadece yenilgi ve zayıflık göstergesi gibi görünüyor olabilir. İsa’nın yaptığı, Yeruşalim’deki kalabalığın görmesi için değildi. Göremezlerdi çünkü gerçekten ne olduğunu anlamadılar. İsa’nın yaptığı şey, cehennemin bütün güçlerinin gözleriyle tanık olmaları içindi. İnanılmaz değil mi? İsa ölerek fethetti. Üç gün sonra ölümden dirilişi zaferi doğruluyor.
İsa, öğrencilerini gerçekleşmek üzere olan olaylara hazırlamak amacıyla sık sık dirilişinden söz ederdi. Neden? Onlar da, sizin ve benim gibi, çarmıha bakıp İsa’nın çarmıha gerilmesi hakkında hemen yanlış düşünürlerdi. İsa bunu bildiği için şöyle peygamberlik etti,
“İnsanoğlu’nun çok acı çekmesi, ileri gelenler, başkahinler ve din bilginlerince reddedilmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini söyledi.” (Luka 9:22, İncil)
“Bundan sonra İsa, kendisinin Yeruşalim’e gitmesi, ileri gelenler, başkahinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı.” (Matta 16:21, İncil)
“Celile’de bir araya geldiklerinde İsa onlara, “İnsanoğlu, insanların eline teslim edilecek ve öldürülecek, ama üçüncü gün dirilecek” dedi. Öğrenciler buna çok kederlendiler.” (Matta 17:22-23, İncil)
“İsa, İnsanoğlu’nun çok acı çekmesi, ileri gelenler, başkahinler ve din bilginlerince reddedilmesi, öldürülmesi ve üç gün sonra dirilmesi gerektiğini onlara anlatmaya başladı.” (Markos 8:31, İncil)
“Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir. Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.” (Yuhanna 10:11,18, İncil)
Bugün Ne Yapmalısınız?
Bugün O’na, “Senin vaatlerin hakkındaki bir diziyi okumak beni teşvik etti. Rab, vaatlerini tutan bir Tanrı olduğunu öğrenmek harika oldu,” demek için iyi bir gün olurdu. “Seninle ilgili bu gerçekleri seviyorum. Çok seviyorum, ya Rab. Sana güvenebileceğimi bildiğim için şunu söylemek istiyorum: “Rab İsa, ben Senin uğruna öldüğün günahkarlardan biriyim.”
Unutmayın Tanrı’nın buyruğu insanın yapması gereken bir şeydir. Tanrı’nın bir vaadi ise Tanrı’nın yapacağı bir şeydir. Buyruğa itaat edilmesi, vaade ise inanılması gerekir. Tanrı’nın bize verdiği harika vaatler biz bunlara inanıp bunları hayata geçirmezsek işe yaramaz!
Bu dizide Tanrı’nın harika vaatlerine baktık. Bazı vaatleri kişilere, bazıları uluslara, bazıları ise tüm insanlığa verilen vaatlerdi. İmanımız Tanrı’nın, söylediği şeyi kast ettiği varsayımı üzerinde durmalıdır. Tanrı tüm vaatlerine sadık olduğu için Tanrı’nın vaatlerini yerine getireceğine dair güvenimiz vardır.
“Sizi çağıran Tanrı güvenilirdir; bunu yapacaktır.” (1.Selanikliler 5:24, İncil).