DaVinci Şifresi Adlı Kitapla İlgili Makalenizi Okudum. Bu Romanda Gerçek Gibi Gösterilen Hatalardan Söz Ediyorsunuz. Bu Konuda Daha Belirgin Bir Açıklama Yapabilir misiniz?

Bu makaleyi okumanıza sevindim. Romanlar arasında çok satanlar listesine giren bu kitap dünyanın her yerinde hala çok konuşuluyor. Bu kitaptaki iddialar doğruysa Hıristiyanlık yalandır. Bu kitabın ve kitap üzerine çekilmiş filmin üzerimizde böyle bir etkisi olmasına şaşmamalı! Kitabın yazarı kitabın bir gerçeğe dayandığını iddia ediyor. Brown, kitabın kapağında, okuyucuyu, okumak üzere olduğu kitabın hayali bir hikaye olmakla birlikte, ‘tarihsel gerçeklere dayandığını’ söylüyor.

‘Tarihsel gerçek’ mi? Da Vinci Şifresi’nin yazarı Dan Brown bu kitaptaki malzeme  hakkında istediğini söyleyebilir. Sormamız gereken soru şu, ‘İddiaları gerçek mi?’  Aşağıdaki sayfalarda, yazılarının arkasında bulunan ana düşüncenin izlerini inceleyeceğiz. Kitabına, insanın 100 TL’lik bir banknota baktığı gibi bakacağım. Gerçek olup olmadığını saptamak için kullanılan tekniklerden birini kullanacağız. 

Muhtemelen bildiğiniz gibi, kalpazanlık, çeşitli para birimlerinin en ince ayrıntısına kadar kopyasını üretebilen daha gelişmiş bilgisayarlar, tarayıcılar ve yazıcıların gelişimiyle ilerlemiştir. Bütün hükümetler gibi Türk hükümeti de paraların meşruluğunu kanıtlamak için banknotlarına yeni özellikler ekleyerek kalpazanların önüne geçmeye çalışıyor. Bu, hiç bitmeyen bir mücadeledir. 

Yanınızda UV ışık ya da büyüteç olduğunu sanmıyorum. Tabii, yakınlarınızda sahte bir 100 TL’lik banknot olacağını da düşünmüyorum! Ama eğer olsaydı, gerçek olanla sahte olan arasındaki farklı görebilirdiniz. Her iki banknot içinden geçen renkli damarlarda ve kağıdın farklı dokusundaki fark belli olurdu.   

Bazı kişiler Da Vinci Şifresi gibi hayal ürünü bir yapıt konusunda bu kadar kaygılanmamamız gerektiğini savundular. Bir anlamda haklılar. Eğer herkes tarihi bilse ve Kutsal Kitap’ı okumuş olsa bu kitap konusunda kaygılanmamıza gerek kalmazdı. Eğer herkes Hıristiyanlar’ın neye inandıklarını ve inançlarının tarihsel temelini bilse Dan Brown’un kitabındaki hatalara işaret etmemiz gerekmezdi. Siz bunları çoktan görebilirdiniz. Ne var ki, Brown’un kitabındaki gerçeklerle ilgili çok sayıda hata ve açıkça yalan, herhalde sizin için pek açık seçik ortada değildir. İstediğiniz gibi bu hatalardan birkaçına değinmek istiyorum. 

#1 Da Vinci Şifresi:

“İlk tarihsel kaynaklarda İsa büyük bir insan ya da peygamber olduğu halde daha sonra İznik Konsülü’nde ilahi bir varlık olduğu ilan ediliyor.” Da Vinci Şifresi, İsa Mesih’in hiçbir zaman ilahi bir varlık olduğunu iddia etmediğini ve İ.S. 325 yılında gerçekleşen İznik Konsülü’ne kadar kendisine hiç tapınılmadığını söylüyor.  

Kutsal Kitap şöyle diyor:

İsa’ya yedi kez ‘Tanrı’ (İncil’in orijinal dilinde ‘theos’) deniyor. Pekçok kez ilahi anlamda ‘Rab’ (kyrios) deniyor. Ciddi olan hiçbir tarihçi bu metinlerin İznik Konsülü’nden sonra yazıldığını iddia etmiyor. Öyle görünüyor ki, Dan Brown dışında herkes Yeni Antlaşma metinlerinin İznik Konsülü’nden önceye ait olduğunu ve bunların birinci yüzyıl inancı olduğunu biliyor.

İncil’in İsa’nın kimliği hakkında söylediklerine katılmayabilirsiniz. Benim burada işaret ettiğim, Dan Brown’un bu esinlenmiş açıklamanın farkında olmamasıdır. 


#2 Da Vinci Şifresi:

Nag Hammadi belgeleriyle birlikte Ölüdeniz Tomarları en eski Hıristiyan kayıtlardır.

Tarih şöyle diyor:

Ölüdeniz Tomarları tamamıyla Yahudi belgeleridir. Bunların Hıristiyan olan bir yanı yoktur. Nag Hammadi belgelerinin, bir olasılıkla Tomas İncili dışında, İ.S. ikinci yüzyıldan önce var olduğuna ilişkin bir kanıt da yoktur.    

#3 Da Vinci Şifresi:

“[Gnostik] Müjdelerde özellikle rahatsız edici bir konu tekrar tekrar karşımıza çıkıyordu. Mecdelli Meryem…daha net olarak, İsa Mesih’le evliliği.” ( Da Vinci Şifresi, s. 244).

Tarih şöyle diyor:

‘Gnostik,’ Hıristiyanlık’ın ilk birkaç yüzyılında gelişen, birçok panteist-idealist tarikata verilen toplu isimdir. Gnostisizm, Hıristiyanlık’ın yozlaşması olarak görülse de, artık Gnostik sistemlerin ilk izlerinin Hıristiyanlık’tan birkaç yüzyıl önce fark edilebildiği açıktır. Genel olarak, Gnostikler canın kurtuluşunun evrenin sırlarının yarı-sezgisel bir şekilde bilinmesinden ve bu bilgiyi gösteren gizli formüllerinin belirtisi aracılığıyla geldiğine inanırlar. Yahuda Müjdesi sadece, Meryem Müjdesi, Tomas Müjdesi ve Filipus Müjdesi gibi sapkın bir sahtedir.

Sözde Hıristiyan fikirleri sufi ruhsallıkla birleştiren anonim yazıların bir derlemesi olan Gnostik Müjdeler, Meryem ve İsa’nın evli olması hakkında hiçbir şey söylemiyor. Ayrıca, İncil İsa’nın evli olmasından ne söz ediyor ne de böyle bir şeyi ima ediyor. Bu nedenle Brown’un iddiasını desteklemek için Gnostik müjdelerden birini, Filipus’un Müjdesi’ni kullanması zorunlu hale geliyor. Destek olarak kullandığı metnin sadece bir parçası günümüze kalmıştır. Bu parça şöyle diyor:

“…’nin eşi Mecdelli Meryem…onu…öğrencilerden…daha çok sevdi…onu…’dan ….öptü… ” (Filipus 63:33-36). Parçanın söylediği bu kadardır. Dan Brown’un teolojisini bundan nasıl geliştirdiği beni aşıyor. İncil’de Elçi Pavlus büyük olasılıkla bu metinde kast edilen paydaşlık öpücüğünden söz ediyor. İşte sözünü ettiğim ayet:

Asya İli’ndeki kiliseler size selam eder. Akvila ve Priska, evlerinde buluşan toplulukla birlikte Rab’de size çok selam ederler. Buradaki bütün kardeşlerin size selamı var. Birbirinizi kutsal öpüşle selamlayın.” (1.Korintliler 16:19-20, İncil)

Dan Brown sizin gibi Orta Doğu’da yetişmedi. İnsanların birbirini yanaktan öperek selamlamasını anlamadı – ya da anlamak istemedi. Da Vinci Şifresi’nin yazarı Türkiye’yi ziyaret edecek olsa herhalde şu şok edici ifadeyi kullanıdır: “Tanrım, bir erkek beni yanağımdan öptü!” Kuşkusuz Amerika’ya giderken bu unutulmayacak anıyı da kendisiyle birlikte götürürdü.

Yanaktan öpmek uygunsuz bir davranış değildir. Nitekim, uygunsuz yakınlığa karşı korumak için bakın Elçi Pavlus nasıl bir öpücük olması gerektiğini tanımlıyor – kutsal bir öpüş. Bunun amacı uygunsuz öpücükten ve ikiyüzlü ya da aldatıcı bir öpücükten ayırt etmekti. İçten sevgi ve arkadaşlığı ifade edecek bir öpücüktü. Hepsi bu.

Bununla birlikte, bu sava takılmamalıyız. 

Brown’un kitabındaki kahraman, bu ayetteki “refakatçi” sözcüğünün evlilikteki eş anlamına geldiğini iddia ediyor. Neden? Çünkü Aramice sözcük gerçekten de bu anlama geliyor. Eğer Dan Brown’un kitabı Hıristiyanlık’a bu derece temelsiz bir saldırı olmasaydı Dan Brown için üzülürdüm. Dan Brown Filipus Müjdesi’nin Aramice yazıldığını söylüyor. Dilini bile doğru bilmiyor! Koptik dilinde yazılmıştır. için kullanılan söz “koinonos”tur. Koptik dilinde eş değil, refakatçi anlamına gelir.

Filipus’un Müjdesi nedir? Tomas Müjdesine benzer olarak, Filipus Müjdesi de sözde İsa’nın söylediği sözlerden oluşan bir derlemedir. Filipus Müjdesi, İsa’nın Filipus adlı öğrencisi tarafından yazıldığını iddia etmiyor. Bu adın verilmesinin nedeni, bu Gnostik müjdede Filipus, İsa’nın öğrencilerinden adı geçen tek kişi olmasıdır.

Filipus Müjdesinin en eksiksiz elyazması 1945 yılında Mısır’da Nag Hammadi kütüphanesinde keşfedilmiştir. Koptik dilinde yazılmıştır ve yaklaşık olarak İ.S. 4. yüzyıla dayanır. Filipus Müjdesi Gnostik bir müjdedir ve İsa ve öğretişlerini Gnostik bakışaçısıyla sunar. Filipus Müjdesinde, Kutsal Kitap’ta yer alan dört İncil’dekilere benzer  birkaç ayet olsa da Filipus Müjdesi okunduğunda, birbiriyle çelişen pekçok fark ve İsa’nın kim olduğu ve gerçekleştirmek için geldiği işler hakkında tamamıyla farklı bir bildiri olduğu görülecektir. 

Filipus Müjdesindeki en ilginç konu, İsa ve Mecdelli Meryem’in ilişkisi hakkında söyledikleridir. Da Vinci Şifresi, Filipus Müjdesini İsa’ın Mecdelli Meryem’le evlilik ilişkisine sahip olduğunun kanıtı olarak gösterir. Fakat Filipus Müjdesi hiçbir yerde İsa’nın Mecdelli Meryem’le evli olduğunu söylememektedir. Gerçekten de, Dan Brown Da Vinci Şifresi’nde Mecdelli Meryem’le ilgili neredeyse aldanmaya varan bir noktada duruyor. Meryem’in İsa’nın ‘refakatçisi’ olduğunu kanıtlamak için Üç Gnostik belge kullanıyor- Tomas Müjdesi, Filipus Müjdesi ve Meryem’in Müjdesi. Da Vinci Şifresi’nin yazarına göre İsa’nın cinsel ilişki kurduğu eşiydi.

Dan Brown, kitabında bizlere İsa’nın Meryem’i kendilerine tercih ettiği için elçilerin kıskançlık yaptığını söylediğinde Kutsal Kitabı’nı tersini okumuş olmalı. Sözüm ona İsa’nın ortadan kaybolmasından sonra Petrus’un yanına yerleşmiş ve diğer elçiler tarafından adı karalanmıştı. Ne var ki, iddialarını ortaya koyarken Dan Brown Tomas Müjdesinin ünlü son ayetini aktarmıyor; bu ayete göre İsa Tanrı’nın Egemenliğine girmesi için Meryem’i erkek yapacağını söylüyor. Bu Gnostik metinlerden tutarlı bir feminist ideoloji oluşturmak için kişinin gerçekten de çok seçici olması gerekir.

Dan Brown’un dürüst olmadığı konulardan biri iddialarını destekleyen, yazdıklarının doğru olduğunu gösteren akademik gerekçeler olduğu konusudur. Ne var ki, karşılaştırmalı dinler, Kutsal Kitap ilahiyatı ve Kilise tarihi hakkında biraz olsun bilgi sabihi bir kişi bile Dan Brown’un bir akademisyen olmadığını anlar. Bu kitabın yanlışlıklar, uydurmalar ve açık yalanlarla dolu olduğunu görürler. 

İşte bunun bir örneği.   

İsa’nın Meryem’le romantik bir ilişkisi var mıydı? Dan Brown’un başvurduğu Filipus Müjdesi bunu söylemiyor. Daha önce dediğim gibi, yoğun bir şekilde bu konu üzerinde duran bölüm bazı kısımların hiç okunamadığı bir biçimde hasar görmüştür. Filipus Müjdesi şunu söylüyor. NOT: Cümlede eksik olan yerlere “…” koydum:

“ve ….’nın refakatçisiydi Mecdelli Meryem…dan daha fazla…öğrenciler…onu …dan öptü….öğrencilerin diğerleri…ona şöyle söylediler…onu neden hepimizden fazla seviyorsun?” İsa’nın Mecdelli Meryem’i öptüğünü bile varsaysak, metin arkadaşça bir öpücükten fazlasını ima etmiyor. Bekar bir adam, bekar bir kadını yanağından öpse, o kültürde nadir görülen bir şey olsa da, kesinlikle romantik bir ilişki olduğunu göstermez.    

Fakat şunu bir düşünün. Kodeksin (kitabın) eksik olan bir kısmı var. Bu da, Filipus Müjdesinde hemen hemen her sayfada eksik bir kısım olduğu anlamına gelir. Şans eseri ele aldığımız bu konuyla ilgili kısım o sayfada eksik. Bu nedenle kimse İsa’nın onu nereden öptüğünü bilmiyor. Bildiklerimize göre ‘saçından’ veya ‘yanağından’ veya ‘evde’ veya ‘ağacın yanında’ olabilir.  

Gerçeği söylemek gerekirse, Dan Brown’un bir yandan kitabının tarihsel gerçeklere dayandığını söylerken bir yandan da kilise akademisyenleri tarafından reddedilmiş bir kitabı vicdan rahatlığıyla nasıl kullandığını anlayamıyorum. Düşünün bir kere. Kullandığı bu belgenin İsa Mesih’in yaşamı hakkında güvenilir bilgi sağladığına güvenmemizi nasıl isteyebilir bizlerden? İşte güvenemememizle ilgili en azından altı neden: 

1)  Tomas Müjdesi gibi, İsa’nın doğumu, yaşamı, ölümü ve dirilişinin hikayesini anlatmıyor. Herhangi bir anlamda incil değil. “Kesinlikle gerçek bir incil değil.” (The Nag Hammadi Library, ed. James M. Robinson. Harper, San Francisco, 2004, s. 139). Metni okuyan herhangi biri Yeni Antlaşmadaki dört müjdeye hiç benzemediğini hemen anlayacaktır.

2)  İlk elden yazılmış bir anlatım olarak değelendirilemeyecek kadar geç yazılmış. İsa’nın ölümünden en azından 200 yıl sonra yazılmıştır.

3)  İlk kilise döneminde Yeni Antlaşma kilisesinin herhangi bir önderinin bu belgeyi gerçek incil olarak geçerli gördüğünü gösteren kanıt yoktur. Öte yandan, Yeni Antlaşma’nın tüm kitapları elçiler tarafından yazılmış olduklarını gösterirler.   

4)  Filipus Müjdesi Tanrı’nın her şeyi yarattığını  kabul etmez ve bunu bir hata olarak görür. “Dünya bir hata sonucu meydana gelmiştir. Çünkü yaratan, yok olmayacak ve ölümsüz bir şekilde yaratmak istedi. Arzusunu gerçekleştiremedi. Çünkü dünya yok olmaz değil, aynı şekilde dünyaya meydana getiren de öyle değildir.”  (Filipus Müjdesi) 

5)  Bakireden doğumu kabul etmez. “Bazıları Meryem’in Kutsal Ruh aracılığıyla hamile kaldığını söylediler.’ Yanılıyorlar. Ne söylediklerini bilmiyorlar. Ve öyle olsaydı, Rab, ‘Göklerdeki Babam’ demez, sadece ‘babam’ derdi.”  (Filipus Müjdesi)

6) Zaman zaman son derece sapkın bir öğretişe sahip. “Tanrı insan yer. Bu nedenle, insanlar ona kurban edilir. İnsanlar kurban edilmeden once hayvanlar kurban ediliyordu çünkü kurban edildikleri tanrılar değildi.” (Filipus Müjdesi)

Her durumda, Filipus Müjdesi İsa’nın Mecdelli Meryem’le evli olduğunu söyleseydi bile bu düşüncenin doğru olduğunu göstermezdi. Peki neden? Sözünü ettiğimiz altı nedenden ötürü! Filipus müjdesini çalışmanın katacağı tek değer, Hıristiyan kilisesinin ilk yüzyıllarında ne gibi sapkın öğretişlerin olduğunu öğrenmemize yardımcı olmasıdır. 

Dan Brown’un okuyucularını Mecdelli Meryem’in kilisenin başı olmak üzere seçildiği konusunda aldatmak amacıyla Filipus müjdesine başvurmaması gerektiği konusunda başka nedenler var mıdır? Evet var. DaVinci Şifresi’nde Dan Brown, Mecdelli Meryem’in Hıristiyan geleneğinin kabul ettiği gibi tövbekar fahişe olmadığını söylüyor. İsa’nın soylu eşi ve kilisesinin başına getirmeye niyetlendiği kişiydi. Bu gibi düşünceler neden hayali düşünceler gibi görünüyor? Tanrı’nın İncil’de kilise için tasarısıyla tamamıyla çelişiyorlar. Tanrı, kilisesinde kimlerin ruhsal liderliğe sahip olması gerektiğini çok açık bir şekilde ortaya koymuştur.    

Bir ara “Katoliklik İnancı Gerçek Hıristiyanlık’ı Temsil Ediyor mu?” dizisindeki yazıları okumalısınız. İlk iki yazıyı okumanız bu sorunun yanıtının ‘hayır’ olduğu konusunda sizi ikna etmek için yeterli olmalıdır. Bunun Mecdelli Meryem’le ilişkisi nedir? Tanrı’nın Hıristiyan kilisede ruhsal liderlik için aradığı koşulların neler olduğu hakkında söylediklerine kulak verelim. Birincisi, adayın bir eşi olan bir koca olması gerektiğini göreceğiz. Mecdelli Meryem bir eşin kocası olsaydı Tanrı’nın belirlediği koşullardan birini yerine getirmiş olurdu. İşte, yakında tümünü okuyacağınızı umduğum yazının bir kısmı:

“İsa’ya iman eden kişilerin biraraya gelmesine tanık oldunuz mu hiç? İmanlarında büyümelerinin bir yolu gerçek imanlılardan oluşan bir topluluğun bir parçası olmaktır. Burada yerel Hıristiyan kiliselerinin önderlik gözetimi altında kendilerine Kutsal Yazılar öğretilir. Birinci yüzyılda yeni oluşan kişiler için herhangi bir önderlik biçimi yeterli değildi, böylece Tanrı İncil’de birkaç bölümü onayladığı önderlik biçimini anlatmaya ayırdı. Tanrı, ruhsal önderlerin nitelikleri ve görevleri hakkında da bazı talimatlar verdi. Tanrı’nın kilise önderinde gerekli gördüğü koşullardan biri sizi şaşırtabilir. Kilise önderleri için Kutsal Yazılar’a göre koşulları tanımlayan bölümlerden birinde yer alan bir ayet şöyle diyor:

“Ancak gözetmen ayıplanacak bir yanı olmayan, tek karılı, ölçülü, sağduyulu, saygın, konuksever, öğretmeye yetenekli biri olmalı.”  (1.Timoteos 3:2, İncil)

Tanrı, İsa’ya iman edenlerin yerel olarak biraraya gelmelerine ilişkin son derece derin ruhsal ilkeler belirlemiştir. Bunlar zamana bağlı olmayan ilkelerdir. Hıristiyanlar’ın nasıl biraraya gelmesi gerektiği konusunda bu ilahi rehberliği okuduğunuzda Tanrı’nın ayrı bir rahiplik sınıfı oluşturmadığını görüyorsunuz. Tanrı, efendiliğin olduğu, hiyerarşik bir yönetim yapısını yasaklıyor. Bu sizi şaşırtabilir fakat İncil Tanrı’nın kilise önderliği tasarısıyla ilgili olarak yeterli örnekler veriyor. Tanrı, imanlılardan oluşan yerel topluluğun liderliği için kimin uygun olduğunu ve kimin uygun olmadığını belirlemiştir. Tanrı bu talimatlarda halkına önderlik edeceklerin evli olması gerektiğini belirtmiştir. 

“Evini iyi yönetmeli, çocuklarına söz dinletmeli, her yönden saygılı olmalarını sağlamalı. Kendi evini yönetmesini bilmeyen, Tanrı’nın topluluğunu nasıl kayırabilir?” (1.Timoteos 3:4-5, İncil)

Kilise önderinin aile yaşamının önemi kilise önderi için verilen nitelikler listesinde açık bir şekilde ifade edilmiştir. Tanrı yaşamının bu kısmında öndere dört koşul koşar:

Bağlı, sadık bir eş olmalı. Evini iyi idare etmeli. Çocuklarının saygısını kazanmış olarak çocuklarını kontrol edebilmeli. Konuksever olmalı.

Tanrı’nın kilise önderinin ev yaşamını bu denli vurgulaması yerel kilise toplantısının önemli bir yönünü açıklığa kavuşturur. Şöyle anlatılıyor: “…gerçeğin direği ve dayanağı olan Tanrı’nın ev halkı arasında, yani yaşayan Tanrı’nın topluluğunda nasıl davranmak gerektiğini bilesin diye sana bunları yazıyorum.”  (1.Timoteos 3: 15).

İsa’ya iman eden imanlıların yerel olarak biraraya gelmesi Tanrı’nın ev halkı olarak biliniyor. Aileye çok benziyor. Yerel kiliseyle ilgilenmek iş ya da organizasyonu idare etmekten çok bir aileyi idare etmeye benzer. Bu nedenle, insanın Tanrı’nın kilisesini idare etme becerisi kendi evini idare etme becerisiyle doğrudan ilintilidir. Tanrı’nın ailesinde insanın ailesine liderlik etme becerisi, kişinin kilise önderi olması için yeterli ya da yetersiz kılar.

Bunun Katolik Kilisesi’nin papaları, gözetmenleri ve rahipleri için anlamı nedir? Ruhsal önderlik için gerekli niteliklere sahip değiller!!! Nazik, sevgi dolu ve iyi niyetli olabilirler fakat Tanrı onların kendisini temsil etmediğini söyleyecek ilk kişi olurdu!” Aşağıdaki ayetlerde gördüğünüz gibi İsa kilisesini kuracağını söylediğinde, Mecdelli Meryem’in liderliği üzerine kurmak gibi bir niyeti olmadığı açıktı! Aksine, Petrus’un ikrarı üzerine kurmaya başladı. Bugün de bu gerçek üzerine kurma işine etkin bir şekilde devam etmektedir. Petrus neyi ikrar etti? “Sen, yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’sin.”  “İsa, Filipus Sezariyesi bölgesine geldiğinde öğrencilerine şunu sordu: “Halk, İnsanoğlu’nun kim olduğunu söylüyor?” Öğrencileri şu karşılığı verdiler: “Kimi Vaftizci Yahya, kimi İlyas, kimi de Yeremya ya da peygamberlerden biridir diyor.” İsa onlara, “Siz ne dersiniz” dedi, “Sizce ben kimim?” Simun Petrus, “Sen, yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’sin” yanıtını verdi. İsa ona, “Ne mutlu sana, Yunus oğlu Simun!” dedi. “Bu sırrı sana açan insan değil, göklerdeki Babam’dır. Ben de sana şunu söyleyeyim, sen Petrus’sun ve ben kilisemi bu kayanın üzerine kuracağım. Ölüler diyarının kapıları ona karşı direnemeyecek.”  (Matta 16:13-18)

İsa kurma işini henüz bitirmedi. Bu nedenle, Dan Brown’u Kutsal Kitap’ı okumayıp bir sonraki romanına başlamadan önce iyice benimsemesini teşvik etmek istiyorum. Umudum ve duam, geç kalmadan, İsa’da bulunduğu şekliyle gerçeğin yayılmasına karşı çıkmanın hem mantıksız hem de faydasız olduğunu öğrenmesidir.

#4 Da Vinci Kodu:

“Bugün bildiğimiz haliyle Kutsal Kitap putperest Roma İmparatoru Konstatin tarafından derlenmişti.” (s. 231).   

Tarih şöyle diyor:

Kutsal Kitap, İ.S. 337 yılında ölen Konstantin tarafından derlenmedi. Eski Antlaşma İsa’nın döneminden önce de vardı. Yeni Antlaşma ise, birinci yüzyılın da sonlarına doğru (yaklaşık olarak İ.S. 90-100 yıllarında) bir araya getirilmeye başlansa da Konstantin’in ölümünden sonra yaklaşık İ.S.393-397 yılına kadar resmi olarak son şeklini almamıştır.


#5 Da Vinci Şifresi:

“İsa Mesih’in krallık soyu, sayısız tarihçi tarafından ayrıntılı bir şekilde sıralanmıştır.” (s. 253).

Gerçekler şöyle söylüyor:

‘Tarihçiler’le ilgili bu yorumdan sonra Dan Brown çeşitli yazarlar tarafından yazılmış dört kitap sıralıyor. Bu yazarlar: Margaret Starbird, Michael Baigent, Richard Leigh, Henry Lincoln, Lynn Picknett ve Clive Prince’dir. Ne var ki, hiçbiri tarihçi değildir. Starbird, Karşılaştırmalı Edebiyat ve Almanca alanlarında mastır derecesine sahip. Baigent, psikoloji konusunda lisans derecesine sahip ve mistisizim konusunda lisansüstü bir programa devam ediyor. Leigh bir romancı ve kısa hikaye yazarıdır. Lincoln, BBC televizyonunda bir televizyoncu ve metin yazarı olarak ünlendi. Picknett, Prince’le birlikte ruhçuluk, paranormal ve UFO çalışmalarına devam etmektedir.

#6 Da Vinci Şifresi:

Leonardo Da Vinci Yeni Antlaşma’yla ilgili aşağıdaki yorumları yapmıştır:

1) “Birçokları yanılgıları ve sahte mucizeleri ticaret haline getirmiş ve aptal çoğunluğu aldatmıştır’ ve
2) “Kör edici cehalet bizleri yanlış yöne yöneltiyor. Ah sefil ölümlüler, açın gözlerinizi.” (s. 231).
Tarih şöyle diyor:

Bu yorumların Leonardo’nun Kutsal Yazılar hakkında söyledikleriyle hiç ilgisi yok. Birinci yorumu, kurşunu altına çevirebileceklerini iddia eden simyacılarla ilgilidir. İkinci yorumu, bağlam içinde, insanların ‘kendi fikirleri,’ “şehvet düşkünü zevkler ” ve “boş görkem” dediğine karşılık geliyor. Brown, Leonardo’nun yazdıklarını yanlış bir şekilde  aktarıyor ve sanki büyük sanatçı Kutsal Kitap’tan iğreniyormuş gibi göstermeye çalışıyor. Da Vinci Şifresi ne kadar da gerçekten uzak!

#7 Da Vinci Şifresi:

“Yahudi  Tetragrammaton YHWH—Tanrı’nın kutsal adı—nitekim Yehova’dan türemiştir, Yehova ise erkek Yah ve İbranice öncesi Havva isminden türemiştir.” (s. 309).

Tarih şöyle diyor:

YHWH, ‘YEHOVA’dan türememiştir. Aslında bu terim ‘YEHOVA’dan binlerce yıl öncesine aittir. Aslında Brown, tam tersini söylüyor! ‘YEHOVA’sözü ‘YHWH’den türemiştir.  Sadece sessiz harfler arasında ‘a’, ‘o’ ve ‘a’ harflerinin (adonai, ‘Rabbim’ sözcüğünün sesli harfleri) yerleştirilmesinin on altıncı yüzyılda Latin harfleriyle ifade edilmiş halidir. Sesli harfleri eklemekle sözcük Latinleşiyor. Havvah’ya gelince, bu sözcüğün ‘İbranice öncesi’ hali yoktur. İbranice’de ‘Havvah’dır ve Tevrat’ta görülür.

#8 Da Vinci Şifresi:
 
Konstantin, “Mesih’in insani özelliklerinden söz eden müjdeleri çıkartıp onu Tanrı benzeri gösteren müjdeleri abartan yeni bir Kutsal Kitap oluşturma görevi verdi ve bu girişimi maddi olarak destekledi. Önceki müjdeler yasaklandı, toplandı ve yakıldı.” (s. 234).

Tarih şöyle diyor:

Birincisi, Konstantin tarafından hazırlanması istenen ‘yeni’ bir Kutsal Kitap yoktu. İmparator sadece Kartaca Piskoposu Eusebius’tan halihazırda var olan ve oldukça yaygın bir şekilde kabul görmüş Kutsal Yazılar’ın elli nüshasını hazırlamasını istedi. İkincisi, Konstantin ya da başka herhangi birinin Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’yı ‘abarttığına’ ilişkin kanıt yoktur. Üçüncüsü, Konstantin’in yaktığı müjdeler yoktur. Arius tarafından yazılmış bazı metinler yakılmış olsa da bunların hiçbiri müjde değildir. Dördüncüsü, Matta, Markos, Luka ya da Yuhanna’dan ‘önce’ başka müjde yoktu. Son olarak, daha önce belirttiğimiz gibi Kutsal Kitabımız’daki müjdeler Mesih’in ‘insani özelliklerini’ açık şekilde betimliyor. Bunlar, Hıristiyanlık’ın İsa’nın %100 Tanrı ve %100 insan olduğuna ilişkin öğretişiyle tutarlıdır. 

#9 Da Vinci Şifresi:

Kitap, erkeği ve kadını ruhsal açıdan bütünlüğe ulaştıran cinsel birliğin Kilise tarafından utanç duyulacak bir eylem olarak nitelendirildiğini iddia ediyor. Bunun amacı putperest ve kadına tapan dinlerin ‘yeniden eğitimiydi.’

Kutsal Kitap şöyle diyor:

Evlilik yatağına, pak olarak değer verilir ve saygı duyulur. “Herkes evliliğe saygı göstersin. Evlilik yatağı günahla lekelenmesin. Çünkü Tanrı fuhuş yapanları, zina edenleri yargılayacak.” (İbraniler 13:4, İncil). Cinsel etkinlikler ve zevk karı koca arasında normal, beklenen ve teşvik edilen bir şeydir. Cinsel birliktelik karı koca arasında ilahi bir andır — bizi tanımlayan Tanrı’nın suretinin simgesidir. Tanrı, cinsel ilişkiyi korumak ve sevincini maksimum düzeye çekmek için bu konuda bazı sınırlamalar getirmiştir.  


#10 Da Vinci Şifresi:

“İsa’nın insan yönlerine yer veren müjdeler Kutsal Kitap’tan çıkartılmıştır” (s. 244).

Kutsal Kitap şöyle diyor:

Yeni Antlaşmamız’daki müjdeler İsa Mesih’in yaşamının, açlık, yorgunluk ve ölüm gibi, fiziksel zayıflıklar gibi pek çok ‘dünyasal yönüne’ yer veriyor. Müjdeler duygularını da betimliyor: Keder, öfke, sevgi, merhamet, vs. annesi, arkadaşları ve kendisini izleyenlerle ilişkisel etkileşimlerini de anlatıyor.  

#11 Da Vinci Şifresi:

Leonardo’nın tanrıça ve kadın olana tapınması Mona Lisa resminde görülebilir. Bu isim Mısır tanrılarından gelir: Tanrı Amon ve tanrıça İsis. İsis’in eski resim yazısı L’ISA’dır. Böylece Mona Lisa adı, aslında ‘erkek ve kadının ilahi birlikteliğinin çevrik sözcüğüdür.’ (s. 121).

Tarih şöyle diyor:

Leonardo Da Vinci bu resme adını bile vermemiştir! Aslında hiçbir yapıtının ismini kendisi koymamıştır. Mona Lisa, Giorgio Vasari adlı yazarın  Lives of the Artists (Sanatçıların Yaşamları, 1550) adlı kitapta bu resme verdiği isimdir. Bu resme ilk olarak  Monna Lisa adını vermiştir, daha sonra bu isim Mona Lisa olarak kısaltılmıştır. Sadece Madam Lisa anlamına gelir ve Francesco del Giocondo’nun eşi Lisa Gherardini del Giocondo’yu kasteder. 

#12 Da Vinci Şifresi:

Yeni Antlaşma’daki Müjdeler (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna) ilk müjdeler değildir. İlk Müjdeler Meryem’in Müjdesi ve Filipus’un Müjdesi gibi örtbas edilmiş Gnostik Müjdelerdir. Bu konuda Da Vinci Şifresi adlı online makalede daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Kitabın kahramanları, Teabing ve Langdon bu iddiayı bir kereden daha fazla gündeme getiriyor.İncil’deki dört Müjde’nin yaklaşık seksen müjde arasından seçildiğini ve geri kalanların bastırıldığını söylüyorlar.  (s. 231)

Tarih şöyle diyor:

Müjde, İsa’nın yaşamının anlatımıdır. Müjde sayılabilecek yirmiden az doküman vardı.  Bunların da sadece beşi müjde olduğunu iddia ediyordu. Yeni Antlaşma ile karşılaştırıldığında bu tomarlar açık uyuşmazlıklar ve uydurmalar içeriyordu. Dan Brown’un kitabını üzerine kurduğu ise, sahte Filipus Müjdesi ve Meryem’in Müjdesi adı verilen uydurma yazıdır. Bu iki sözde müjdenin Yeni Antlaşma Müjdeleri’nin yazıldığı tarihten önce ya da o sırada var olduğuna ilişkin inandırıcı kanıt yoktur. Gnostik Müjdeler ikinci yüzyılın sonunda ya da İ.S. üçüncü yüzyılda yazılmıştır. Bildiğim hiçbir teolog, teolojik görüşleri ne olursa olsun, İncil’deki Müjdeler’in İ.S. birinci yüzyılın ikinci yarısından daha geç yazıldığı inancını taşımıyor. Örneğin, Yuhanna Müjdesi’nin tarihi birinci yüzyılın sonudur. Daha da belirgin bir tarih vermek gerekirse, İ.S. 85. Son zamanlarda bazı akademisyenler daha öncesine ait bir tarih önermiştir. Gnostik düşünce  İ.S. ikinci yüzyılın ortasında ya da sonunda ortaya çıktığı için Filipus Müjdesi ve Meryem’in Müjdesi’nin daha önce ortaya çıkmış olmaması şaşırtıcı değildir.

Brown’un en çok dayandığı iki Gnostik müjde İ.S. ikinci yüzyıla kadar yazılmamıştır, yani Yeni Antlaşma müjdeleri yazıldıktan çok sonra. Gnostik müjdelerin ikinci yüzyılın sonlarında ortaya çıkması mantıklıdır çünkü Gnostik düşünce bu dönemde önem kazanmıştır. Fakat, İncil birinci yüzyılın sonundan önce tamamlanmıştır.

Sizin yerinizde olsam, Gnostik yazılardan olabildiğince uzak dururdum. İşte size bir örnek. Kilise Babaları’nın yazıları kilisenin Tomas Müjdesi’ni sapkın sayarak reddettiğini söylüyor. Tomas Müjdesi daha sonra yirminci yüzyılın sonunda Mısır’da bulunan elyazmaları içerisinde karşımıza çıkana kadar tarihin belirsizliği içinde kayboldu. Bulunan elyazmaları arasında Tomas’in Müjdesi’nin parçaları da vardı. Bu keşif, daha önce neden reddedildiğine ışık tuttu mu? İşte nedenlerden biri: Gnostik dokümanlar, kadınların kurtuluşa erişmek için erkek olmaları gerektiğini iddia ediyor! 

“Simun Petrus onlara şöyle söyledi: “Meryem aramızdan gitsin çünkü kadınlar yaşama layık değil!” İsa şöyle der: “Bakın, onu aramıza çekecek ve erkek haline getireceğim, böylece o da siz erkekler gibi gibi yaşayan bir ruh olacak. Çünkü erkeğe dönüşen her kadın göklerin egemenliğine girecektir.”” (Sözler No. 114, Tomas’ın Müjdesi)
Eğer İncil’i okuduysanız böyle şoven öğretişlerin Kutsal Yazılar’ın esinlenmiş metinlerinde yeri olmadığını bilirsiniz. 

“O bütün insanların kurtulup gerçeğin bilincine erişmesini ister.”  (1.Timoteos 2:4, İncil)

“Rab’be yakaran herkes kurtulacak.”  (Romalılar 10:13, İncil)

Burada nasıl bir sonuca varabiliriz?

Brown’un kitabında başka pek çok hata vardır, ama burada ele aldıklarım araştırmacılığının zayıf olduğunu ve kuramlarının gerçeğe dayalı olmadığını göstermeye yetecektir. Bana göre, amacı Hıristiyanlığı yapabileceği her açıdan güvenilmez göstermekti. Kitabında yere çaldığı İsa, aslında Dan Brown’un hayatının merkezinde olmaya layıktır. Yaşamının merkezinde olmaya layık olan, sadece İsa’dır.

“Evet, Mesih herkes için öldü. Öyle ki, yaşayanlar artık kendileri için değil, kendileri uğruna ölüp dirilen Mesih için yaşasınlar.”  (2.Korintliler 5:15, İncil) 

Leave a Comment