Maalesef Cennete Götüren Çok Sayıda Yol Yoktur

01 choices fork in road 45Aynı yere götüren çok sayıda yol var mı? İslam da Hıristiyanlık da, her ikisi de bizi aynı noktaya mı götürür? Sonsuzluğu nerede geçireceğimizi bilmek mümkün mü? Bunlar çok önemli sorular ve maalesef kimin cennete gideceği konusunda, bu konuda fikir yürüten insan sayısı kadar farklı görüş var. İşte bunların en popülerlerinden birkaçı:

– Meleklere inanan herkes öldüğünde cennete gider.
– Tanrı’nın Musa’ya verdiği On Buyruğa inanan herkes cennete gidecek.
– Yargı Günü’nde Sırat Köprüsü’nden düşmeden geçebilen herkes cennete girecek.
– Tanrı’ya inanan herkes cennete gidecek.
– Kilise/cami/havra ya da başka ibadet yerlerine giden herkes cennete gider.
– Gizli grubun parçası olan herkes cennete girme ayrıcalığına sahip olacak.
– Yeterince dua eden, yeterince oruç tutan ve yeterince zekat veren herkes cennete gider. (Peki ama yeteri kadar, ne kadar?)
– Kimseyi öldürmemiş ya da gerçekten kötü olan bir şey yapmamış herkes cennete gidecek.

İrlandalı oyun yazarı George Bernard Shaw bir seferinde şöyle demişti, “Aslında tek bir din ama bu dinin yüzlerce çeşidi vardır.” Çoğulcu dünyamızda giderek artan sayıda insan Shaw’un din yorumunu çekici buluyor. Budizm, Hıristiyanlık, Hinduizm, İslam, Yahudilik vs. hepsinin aynı yere varan, farklı ama geçerli yollar sunmaları mümkün mü? Eğer böyle olsaydı hangi dinin ‘gerçek’ din olduğu konusunda tartışmaya gerek olmazdı. Bu gibi tartışmalar anlamsız olurdu. Belki de dini bu şekilde görmek dindar bağnazlığı azaltır ve farklı inançlardan insanlar arasında daha fazla işbirliğine götürebilir.   

02 image11895 way ways to heaven 45Diğer taraftan, ya bütün yollar aynı yere götürmüyorsa? İslam ve Budizm gibi gelenekler birbirlerinden büyük farklılıklara sahiptir. İnsan nasıl bu farklılıkların hesabını verip bütün yolların da aynı yere götürdüğünü düşünebilir? Eğer bütün yollar aynı yere götürmüyorsa her birimizin önemli bir sonuç doğuracak kararı verirken bilgi sahibi olmamız gerekir. Bu makalede her din yolunun aynı yere götürdüğüne ilişkin iddiayı destekleyen ve bu iddiaya karşı savları kısaca ele alacağım. 

1. SEÇENEK – BÜTÜN YOLLAR AYNI YERE GÖTÜRÜR 

Bazıları bütün dinlerin, aynı yere götüren farklı ama eşit derecede geçerli yolları temsil ettiklerini iddia eder. Her din kendi yolunu seçse de, bütün yollar aynı dağın tepesinde birleşir. Bu konumu savunanlar Budistlerle Hıristiyanlar, Hindularla Yahudiler ve Müslümanlarla Şintolar arasındaki inanç ve uygulama farklılıklarının farkındalar. Bununla birlikte, tezlerini desteklemek için aşağıdaki noktaları ileri sürerler:

(1) Bir dinin gerçek din olduğu ve diğerlerinin, aynı görüşte olmayanların, yanlış olduğunu iddia etmek hoşgörüsüz olmak ve kendini üstün görmek demektir. Bu tür hoşgörüsüzlüğün çok kan akmasına neden olduğunu söylerler. 

(2) Farklı dinlerin birbirine karşıt iddiaları bir dinin gerçek ve diğerlerinin yanlış olduğunu kanıtlamaz. Bunun yerine, hiçbir dinin bütün gerçeği içermediğini, aksine gerçeğin birkaç parçasını içerdiğini düşündürür. Örneğin, üç kör adamın bir file dokunduğunu düşünün. Birinci kör adam filin bacağına dokunur. Şöyle bir açıklama getirir, “Bence fil büyük bir ağacın gövdesi gibidir.” İkinci kör adam farklı bir görüştedir, “Hayır, bence fil bir yılan gibidir” der filin hortumunu tutarken. Üçüncü kör adam şöyle karşılık verir, “Hayır, ikiniz de yanılıyorsunuz, fil bir duvar gibidir,” çünkü filin yanına dokunmaktadır. Kör adamların üçü de aynı file dokunduğu halde kendisinin haklı olduğunu ve diğerlerinin yanıldığını düşünür. Benzer şekilde, bütün dinlerin aynı nihai gerçeklikle temas halinde olması ve aslında bunu sadece farklı şekillerde ifade etmesi mümkün değil mi?

(3) Bütün dinlerin ortak olarak paylaştığı ahlaki bir çekirdek vardır. Örneğin, Altın Kuralın bir biçimi, “İnsanlara, onların sana davranmasını istediğin gibi davran,” Yahudilik, Hinduizm, Hıristiyanlık, Taoculuk, İslam ve Budizm’de mevcuttur. Buna ek olarak, bu geleneklerin her biri, müritlerinin yaşamlarında benzer bir etik/ahlaksal değişiklik üretir. Bir din geleneğinin müritlerinin yaşamlarını değiştirmek konusunda diğerlerinden daha etkili olduğunu kanıtlamak kuşkusuz çok zordur.

03 image11902 way ways paths to god heaven conflictBu üç sav, bütün yolların aynı yere götüren araçlar olduğuna ilişkin iddiayı desteklemek için genel olarak ileri sürülen savlardır. Bununla birlikte, bu gibi iddialar, bu görüşü kabul edilemez hale getiren büyük bir sorun içerir. Bu görüşü benimseyenler farklı dinlerin gerçekle ilgili olarak ileri sürdükleri birbiriyle çelişen iddialara düzgün bir şekilde yanıt veremez. 

Bütün yolların aynı yere götürdüğünü iddia edenler tutarlılık konusunda bir sorun yaşıyorlar. Dinle ilgili her gelenek, diğer din geleneklerinin gerçekle ilgili iddialarıyla çelişen gerçek iddialarıyla ortaya çıkar. Bu ayrılıkla ilgili kısaca üç alanı inceleyeceğiz. 

Birinci çelişki alanı nihai gerçekliğin doğasıyla (Tanrı gibi) ilgilidir. Tek tanrılı dinlerle (Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam gibi) çoktanrılı dinler (Hinduizm, Budizm gibi) arasında çok büyük bir uçurum olduğu görülür. Müslümanlar, evreni yoktan var eden sadece tek bir Tanrı, Allah, olduğunu iddia ederler. Öte yandan bazı Hindular, kişisel bir yaratıcıya inanmaz, bunun yerine her şeyin içine girmiş olan, kişi olmayan bir gerçekliğe, Brahman’a inanırlar. Diğer Hindular ise Brahman’ın görünümleri olan milyonlarca tanrı olduğuna inanırlar (Brahma, Vişnu, Şiva ve Krişna gibi).  

Sonra, Hıristiyanlık ve İslam’ı incelediğimizde tek Tanrı’ya inanan iki büyük inanç görürüz ama aynı Tanrı’ya inanmazlar. Aynı Tanrı olamazlar çünkü doğaları, karakterleri ve yolları birbirlerinden çok büyük farklılık gösterir.


04 image11903 terror terrorist conflict 45İkinci bir çelişki alanı, insanların öldüklerindeki kaderleriyle ilgilidir. İslam’a göre her birimiz bir kez öleceğiz ve sonra Allah’ın yargısıyla yüzleşeceğiz. Allah’ın varacağı yargıya göre sonsuzluğu cennette ya da cehennemde geçireceğiz. Allah istediğini yapabilir, bu nedenle İslam’a inananlar Tanrıları’nın kendileriyle ne yapacağını bilmezler. Cihad sırasında şehit olanlar dışında kimseye cennet vaadi verilmemiştir. Beyrut’un banliyösünde belli sayıda imansızı ortadan kaldırma misyonu için aralarından ayrılırken “Oradan sonra gideceğim tek yer cennet” diye açıkladı Müslüman genç ailesine. Bununla birlikte İslam’da bile Allah’ın onayladığı savaş türünün hangisi olduğu konusunda uzlaşma yoktur. 

Buna karşın, çoğu Hindu dünyada pek çok yaşam yaşayacağımızı iddia eder. Nitekim, bunların çoğunu yaşadık bile. Hindular, geçmiş ve gelecek varoluşumuzun koşullarının karma kurallarına göre belirlendiğine inanır. Öldükten sonra hepimiz farklı bir yaşam biçiminde yeniden doğacağız – insan, inek, bit vs. olarak.

Dinle ilgili her gelenek, aynı zamanda insanlığa acı veren evrensel bir sorunu belirler. Bu da bizi anlaşmazlığın bulunduğu üçüncü alana getirir. Örneğin Hindular insanın yüz yüze olduğu evrensel sorunun samsara olduğunu söylerler. Samsara, bitmez bir doğum, ölüm ve yeniden doğum döngüsüdür ve her insan bu döngü içinde kapana kısılmıştır. Bunun için kullanılan en bildik söz reenkarnasyondur.

Bu döngünün kırılması ve özgürlük olması için insanın Brahman’la ilişkisi ve dinsel adanmışlık bilgisi gereklidir. Öte yandan Hıristiyanlık, bütün insanların yüz yüze olduğu evrensel sorunun Tanrı’dan ayrı düşmeleri olduğunu söyler. Hıristiyanlık’a göre her bir insan Tanrı’nın buyruklarını çiğneyerek O’na karşı isyan etmiştir. Kutsal Kitap buna ‘günah’ der. Hıristiyanlık bunun için insanların bir çözümü olmadığında ısrarlıdır. Tanrı’yla yaşanan bu ayrılık sorunu ancak İsa Mesih’le ilişki sayesinde çözülebilir. Hıristiyanlar İsa Mesih’in günah-cezamızı, çarmıhta ölümü sayesinde ödediğine inanır, öyle ki Tanrı’yla ilişkimiz eski gönencine kavuşsun. 

05 image5905 path journey way 45Tanrı’nın ya da tanrıların doğası, insanların öldükleri zaman kaderleri ve insanlığın karşı karşıya olduğu evrensel sorun hakkında birbiriyle çelişen bu iddialar, dinle ilgili farklı geleneklerin ortaya koydukları birbiriyle çelişen iddialardan sadece birkaçıdır. Bu çelişkiler, ‘bütün yollar aynı yere çıkar’ iddiasını olanaksız hale getiriyor. Belki de aşağıdaki ifade bu durumu açıklamaya yardımcı olabilir. Şu iki ifadeyi düşünün: 

Fenerbahçe 2006’da Türkiye Süper Ligi’nin şampiyonu oldu.

Fenerbahçe 2006’da Türkiye Süper Ligi’nin şampiyonu olmadı.

Bu iki ifadenin aynı anda doğru olamayacağı açıktır. Apaçık olan bu gerçeğe çoğu zaman ‘çelişmeme’ ilkesi denir. Bu ilkenin araştırmamız açısından önemli bir etkisi vardır. Birbiriyle çelişen iki iddianın her ikisi de doğru olamaz. Böylece, iki din birbiriyle çelişen bir gerçek iddiasında bulunuyorsa her ikisi de doğru olamaz. Örneğin, Hindular çok tanrı olduğunu iddia ederken Yahudiler tek bir Tanrı olduğunu iddia ediyorsa, ikisinden biri yanılıyor olmalıdır. Buna ek olarak, Müslümanlar her bir insanın bir kez yaşadığını iddia ederken Hindular her insanın karma yasasına göre belirlenen çok sayıda yaşam sürdürdüğünü iddia ediyorsa, ikisinden biri yanılıyor olmalıdır.

Bu noktada üç kör adam benzetmesine dönmek yardımcı olacaktır. Daha önce dinlerle ilgili geleneklerin, üç kör adamın aynı fili betimlemeye çalışmaları gibi olma olasılığını incelemiştik. Her biri aynı fili farklı bir şekilde anlatıyor. Dünyanın dinleri üç kör adam gibi mi? 

Bu hikaye her ne kadar cazip olsa da, önemli bir soruyu yanıtsız bırakıyor: Kör adamların aynı fili tarif ettiklerini nasıl biliyoruz? Ya birinci kör adam bir meşe ağacını tutarken “bence bir fil büyük bir ağacın gövdesi gibi” dediyse. Yangın hortumunu tutan ikinci kör adamın şöyle bağırdığını hayal edin, “Hayır, yanılıyorsun, fil, yılan gibi.” Peki ya üçüncü kör adam, modern bir ofis binasının yanına dokunurken şöyle dediyse, “Bence ikiniz de yanılıyorsunuz, fil, büyük bir duvar gibi.” Bu hikayenin önemli olan yanı sözde kanıtladığı şeyi varsayıyor olmasıdır – bütün kör adamların bir file dokunduğunu. Fakat kör adamların bir file dokunduğunu nasıl biliyoruz? Sadece hikaye bunu varsaydığı için.

06 image11905 elephant trunk 45Bir adım daha ileri gidersek, ya kör adamlar sadece farklı değil ama birbiriyle çelişen bir (sözde) fil hakkında bazı iddialarda bulunuyorlarsa? Yine de aynı fili betimlediklerine inanmak mümkün mü? Aynı fili betimlemediklerinin açıkça bilinebilmesi için anlatımlarının ne kadar çelişki içermesi gerekirdi? Bütün yolların aynı yere götürdüğü iddiasıyla ilgili olarak da benzer bir soru sorulabilir. Bütün yolların aynı yere götürmediğini nasıl biliyoruz? Farklı dinlerin birbiriyle çelişen gerçek iddiaları ışığında bütün yolların da aynı yere çıktığına inanmak mantıklı değildir, öyle değil mi? 

2. SEÇENEK – BÜTÜN YOLLAR AYNI YERE ÇIKMAZ

Bu da bizi ikinci seçeneğimize getiriyor- bütün yollar aynı yere çıkmaz. İlk bakışta, bu konum akla uygun gelmeyebilir. Bu tür bir iddia inanılmaz derecede hoşgörüsüz, değil mi? İkincisi, asıl önemli olan insanın inancının samimiyeti değil mi? Son olarak, sadece tek bir yol ‘geçerliyse,’ bu yol nasıl bulunabilir? Bu sorular üzerinde tartışmadan önce bu konumu desteklemek amacıyla ileri sürülen savları incelemek yardımcı olacaktır.

Bu konumun güçlü yanlarından biri, dinle ilgili geleneklerin gerçekle ilgili iddialarını ciddiye almasıdır. Budistler’in, Hindular’ın, Yahudiler’in, Müslümanlar’ın ve Hıristiyanlar’ın inançlarını kendi çerçeveleri içinde anlamaya çalışır. Bu önemli bir noktadır. Birinci seçenek (bütün yolların aynı yere çıkması) dinle ilgili çeşitli geleneklerin öğretişlerini artık birbirleriyle çelişmeyecek şekilde aşırı değişiklik yaparak mümkün hale gelebilir. 


07 image11908 conflict religions 45Fakat pek çok din geleneğinin kurucuları diğer dinlerin iddialarıyla çeliştiğini bildikleri iddialar öne sürmüşlerdir. Örneğin Buda, samsara’nın (bitmeyen doğum, ölüm ve yeniden doğum döngüsü) nedeni konusunda Hindu inancını reddetmiştir. Yahudilik’in önemli ismi Musa, İsrail’in çevresini saran ulusların çoktanrıcılığını reddederek tek gerçek Tanrı’nın, Yahve’nin dünyayı yarattığını ve tapınılmaya layık olduğunu iddia etmiştir. Nitekim, Tevrat’ta Musa’nın öğretişleriyle ilgili bazı kısımlar çevrelerindeki Kenan uluslarının dinsel inançlarına karşı öne sürülen tartışmalar olarak anlaşılabilir. İslam’ın kurucusu Muhammed, altıncı yüzyıl Arabistanı’nda gördüğü çoktanrıcılığı reddetti. Hıristiyanlık’ın kurucusu İsa Mesih şu iddiada bulundu: “İsa, “Yol, gerçek ve yaşam Ben’im” dedi. “Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez.”” (Yuhanna 14:6). Diğer bir deyişle, bu dinlerin kurucuları ileri sürdükleri bazı iddiaların diğer dinlerin iddialarıyla çeliştiğini biliyorlardı.  

İkinci seçeneğimiz her dinin şu dört önemli konuda gerçekle ilgili iddialar öne sürdüğü gözlemiyle başlıyor: 

a)  nihai gerçekliğin doğası (Tanrı, Brahman, Nirvana, vs., her ne ise)
b)  insanlığın kökeni,
c)  ölüm sırasında insanlığın yazgısı, ve
d)  kurtuluş ya da özgürlük yolu.

Dinlerin böyle iddialar öne sürmesinin önemli bir koşulu var. Daha önce gördüğümüz gibi iki din birbiriyle çelişen iddialar öne sürdüğünde her ikisi de doğru olamaz. Mantığın kuralları bunu gerekli kılıyor. Ne var ki, herkes dinlerin gerçekle ilgili iddialar öne sürdüğü konusunda ikna olmuş değildir. Bu konuyu açıklamak için filozof Mortimer Adler’in Dinde Gerçek adlı kitabında yaptığı bir ayrımı incelemek yardımcı olacaktır. Adler ‘gerçekle ilgili meseleler’ ve ‘zevkle ilgili meseleler’ dediği şeyler arasında ayrım yapıyor. 08 image11910 choices choose choice gray xxx 45Adler’in ayrımını aşağıdaki ifadelerle açıklamak en kolay yol olacaktır:  

1)  İstanbul’da en iyi baklava Güllüoğlu’nun baklavasıdır.
2)  Kim Milyoner Olmak İster? televizyonda en beğendiğim program.
3)  En beğendiğim futbol takımı Trabzonspor.

Adler, yiyecek, televizyon programları ve futbolla ilgili bu ifadeleri zevkle ilgili meseleler olarak sınıflandırır. Bir de aşağıdaki ifadelere bakın:

1)  Prenses Diana’nın ölümüne neden olan araba kazasından hayatta kalan tek kişi, sarhoş şoförü Henri Paul oldu.
2)  Almanya’nın şu anki başbakanı Angela Merkel’dir.
3)  John F. Kennedy Dallas, Teksas’ta öldürüldü.

Adler bu ifadeleri gerçekle ilgili meseleler olarak sınıflandırırdı. Adler, gerçekle ilgili meselelerde, ne zaman ‘kanıtların çoğunluğu ya da ağırlığı yönlerden birine işaret etse’ bir karar vermemiz gerektiğini söylüyor. Bunu yardımcı buluyor musunuz? Ben buluyorum. Yaptığı ayrım şu soruyu ortaya çıkartıyor: Din gelenekleri ne gibi iddialarda bulunuyor? Dinle ilgili iddialar sadece zevkle ilgili mi yoksa gerçekle ilgili meseleler mi? Hıristiyanlık’ın şu iddialarını ele alalım: 

a)  İsa Mesih birinci yüzyılın başlarında Filistin’de yaşadı.
b)  İsa İ.S. 30 civarında Romalı askerler tarafından çarmıha gerildi.
c)  İsa, ölümünden üç gün sonra ölümden dirildi ve beş yüzden fazla tanığa göründü. 

Bu iddiaların doğruluğu konusunda tartışılabilse de, bu iddiaların gerçekle ilgili meseleler sınıfına girdiği yadsınamaz.

Bütün yolların aynı yere çıkmadığı konusunda genel olarak birkaç itiraz ileri sürülür. Birincisi, bu konumun dar ve hoşgörüsüz olduğudur. İkincisi, sık sık aslında gerçeğin o kadar da önemli olmadığı ve asıl önemli olanın insanın inancının içtenliği olduğu söylenir. Üçüncüsü, bir yol geçerli ise ve diğerleri değilse, hangi yolun ‘doğru’ olduğunu bilmenin bir yolu olmadığı savunulur. Yani, din geleneklerini değerlendirmek için kullanılabilecek nötr bir ölçü yoktur. 

Bu itirazların her birini inceleyeceğim. 

09 image11911 war conflict religions 45Çağımızda hoşgörü sözcüğü son derece önemlidir. Fikir ayrılığına düştüğümüz kişilere karşı hoşgörülü olmamız gerektiği sık sık hatırlatılır bize. Buna kim karşı çıkabilir? Diğer seçeneklere göre tercih edileceği kesindir. Dünya tarihi din bağnazlığının sonuçlarıyla doludur – kutsal savaşlar, din uğruna girişilen haçlı seferleri, engizisyon vs. Dünyada ilkokul çağındaki öğrencilerin çoğu ‘cihad’ sözcüğünü bilir. Dünya Ticaret Merkezi’nin kulelerinin çöküşünün görüntüleri ve intihar bombacılarının Tel Aviv’de pizza restoranını içindeki insanlarla birlikte patlatmalarının korkunç görüntüleri genç zihinlerinde silinmeyecek bir şekilde kazınmıştır. Din bayrağı altında gerçekleştirilen bu gibi etkinlikler ahlaksal açıdan ayıptır.

Dinsel çoğulculuğun cazip olmasının nedenlerinden biri din adına çok kötü şeylerin yapılmış olmasıdır. Dinsel ayrılıklar bazen din savaşlarına dönüşebilir. Böylece insanlar bu şiddeti durdurmanın en iyi yolunun herkesin herkesin dinini kabul etmesi olduğunu düşünürler. Bu şekilde hepimiz birliğe ve barışa sahip olabiliriz. Bu son derece saf bir görüştür. Dinler, kendilerini diğer dinlerden ayırarak gelişmiştir ve bu konuda ne kadar iyi niyetli düşünülürse düşünülsün bu durum değişmez. Din konusunda farklılıklar insan ayrılıklarının nedeni olduğu kadar sonucudur da. Dinsel çoğulculukta gerçeğin temeli bulunamaz. Çoğulcunun aynı görüşte olmalarını istemesi dışında insanların aynı görüşte olması için bir neden yoktur.


10 image11912 shout yell scream fanatic 45Bununla birlikte, hoşgörünün gerçeğe bağlılıkla karıştırılmaması önemlidir. Diyelim ki, benim tuttuğum takım Türkiye Futbol Ligi’nde şampiyon oldu. Arabamla İstanbul’u dolaşıp kornamı çalarak avazım çıktığı kadar, “En büyük Beşiktaş başka büyük yok!’ diye bağırıyorum. Kırmızı ışıkta durmuş yeşil ışığı beklerken, ışıkta bir Galatasaray taraftarının beklediğini düşünün. Beşiktaş’ın şampiyon olması nedeniyle sevinçle bağırdığımı görüyor ve şöyle karşılık veriyor, “Bu söylediğin, son derece hoşgörüsüz bir şey!” Bu yanıt, en azından son derece kafa karıştırıcı ve önemli bir ayrımı ortadan kaldırıyor. Bu yanıt, iletişim biçimimin nazik olmadığını mı, yoksa iddiamın yanlış olduğunu mu söylüyor? Azılı bir Beşiktaş taraftarı olduğum gözönünde bulundurulursa biraz uygunsuz olmam mümkün. Fakat, bir ifadeyi söyleyiş biçimi gerçekliğinden özenle ayrılmalıdır. 

Benzer şekilde, din geleneklerinin iddialarını incelerken hoşgörü ve gerçekliği birbirine karıştırmamaya dikkat etmeliyiz. ‘Bütün yollar aynı yere gitmez’ demenin hoşgörüsüz olduğunu iddia etmek, meseleyi gözden kaçırmaktır. Önemli olan konu bu iddianın doğruluğu ya da yanlışlığıdır. 

İkinci itiraz konusu samimiyetle ilgili. Bazıları şöyle söyleyebilir, “İnsanın neye inandığı o kadar önemli değil. Asıl önemli olan inancının içtenliği.” Samimiyetin önemli olduğuna kuşku yok. Ne var ki, insanın samimi bir şekilde inanması, bu inancın doğruluğundan titizlikle ayırt edilmelidir. Bu ayrımı açıklamak için, bir kimya laboratuarında olduğunuzu hayal edin. Profesörünüz birinci deneyinizin asitlerin özelliklerini incelemek olduğunu söyler. Laboratuvar masasının üzerine içinde berrak bir sıvı olan 250 ml’lik deney tüpü koyar ve “Bu sülfürik asit” der. Açıklamasına karşılık, laboratuvarda çalışma arkadaşınız Cengiz araya girer, “Ben bunun sülfürik asit olduğuna inanmıyorum. Bana su gibi görünüyor” der. Nitekim, Cengiz deney tüpünün içindekinin su olduğuna ilişkin inancı hakkında o kadar samimidir ki bu sıvıyı içmeye karar verir! 

Cengiz’e ne olur? Bir hafta sonraki laboratuvar deneyine katılabilecek durumda olursa şanslı sayılır. Maalesef, sülfürik asit hızlı bir şekilde sindirim yolunu mahveder. Samimi olmasına karşın Cengiz’in deney şişesinin içindekinin su olduğuna inanması içindekilerin doğasını değiştirmedi. Deney şişesinin içindekinin sadece su olduğuna tüm yüreğiyle inanabilir ama yine de asit Cengiz’i öldürür. Önemli olan dine olan inancımızın derecesi değil, dinin içeriğidir (ilkeler). İçerik doğru mu? Ilkeler ilahi mi? İnsan samimi olabilir ama samimi bir şekilde yanılmış olabilir. 

11 image11913 religion conflict hindu worship 45(3)  Üçüncü bir itiraz tarafsızlıkla ilgilidir. Bir din doğru ve diğerleri yanılmış olsa da, insanın din geleneklerini değerlendirebileceği nötr bir ölçü var mı? Örneğin, Müslüman bir gence neden Hinduizm’i reddettiğini sorarsanız, Kuran’ın öğretişlerine aykırı olduğunu söyleyecektir. Benzer bir şekilde, bir Budist’e neden Hıristiyanlık’ı kabul etmediğini sorarsanız, Buda’nın öğretişlerine uymadığını söyler.

Bir dini inanca bağlı olan kişilerin diğer dinin öğretişlerini kabul etmemelerinin nedeninin kendi inançlarına uymaması olduğu doğru olsa da, bundan dinle ilgili gelenekleri değerlendirmek için ölçü olmadığı sonucu çıkmaz. Ben, ‘gelenekten bağımsız’ en azından beş ölçü olduğuna inanıyorum,

–  mantıklı tutarlılık
–  gerçeklerle ilgili yeterli destek
–  deneyiminin geçerliliği
–  diğer bilgi alanlarıyla tutarlılık ve
–  ahlakla ilgili etkenler.

Bu ölçüler, ister tarihsel, ister bilimsel ister dinsel olsun herhangi bir kuramın değerlendirmesi için geçerlidir.

Bu makalenin başında şu soruyu sordum, “Bütün yollar aynı yere mi götürür?” Budizm, Hinduizm, Hıristiyanlık, İslam ve Yahudilik gibi din geleneklerinin gerçeklik iddialarına ilişkin kısa incelememiz, bütün yolların aynı yere götürdüğüne ilişkin herhangi bir sonuç doğurmadı. Aksine, farklı dinlerin birbirini dışlayan gerçeklik iddiaları bunun tam aksini düşündürüyor! Bu nedenle, eğer entellektüel açıdan dürüst olacaksam, sorduğum sorunun yanıtının şu olduğuna inanıyorum: “Hayır. Bütün yollar aynı yere götürmüyor.” Sonuç olarak, bizim sorumluluğumuz önümüzdeki yolları incelemek ve bilgi sahibi olarak karar vermektir.

12 image10885 god worship search 45Bazılarınız vardığım sonucu rahatsız edici bulacaksınız. Bu kadar çok din varken insan nereden başlar? Belki bu noktada kendi deneyimimi önerebilirim. Hıristiyanlık inancıyla ilgili çalışmalarım sonucunda iddialarının doğru olduğu konusunda ikna oldum. Çok sevdiğim Katolik ailem arasında yetiştiğim halde, gözlemlerim nedeniyle inançlarını reddettim. Sonra gençlik yıllarımın sonlarına doğru büyük bir duygusal iniş çıkış yaşarken yakın bir arkadaşım bana bir Kuran verdi. Sıkıntılı yüreğime dokunacağını düşünerek verdi. Okudum ve üzerinde epey düşündüm. Nitekim, Kutsal Kitap’ı okumadan önce Kuran’ı okudum.

Yıllar sonra yaşam ve sonsuzlukla ilgili sorularıma tatmin edici yanıtlar verebileceklerini düşünerek sevdiklerime başvurdum. İlk olarak her bir akrabama cennete gideceklerini bilip bilmediklerini sordum. Hiçbirinin inançlarından ötürü nihai olarak gidecekleri yerin cennet olacağına ilişkin bir güvencesi yoktu. Ölümden sonraki yaşam hakkında benim bildiğimden daha fazlasını bilmiyorlardı! Onları utandırmak istemediğim için aklıma doğal olarak gelen sonraki soruyu sormadım: “Eğer hiçbir güvence vermiyorlarsa neden bu din etkinliklerinin içindesiniz?” Hem bu soruyu sormadım, hem de Tanrı’ya olan inançları hakkında başka hiçbir soru sormamaya karar verdim.


13 image4594 priestYıllar sonra Katolik inancın sadece Kutsal Kitap’a dayanmadığını öğrenecektim. Aynı derece Roma’daki cübbeli din önderlerinin söylediklerine dayanır. Katolik ilahiyatı ne derse desin papaları yanılmaz değildir! Maalesef İncil hakkında inandıkları pek az şey, cennete gitmenin emin yolunu öğretmeye yetmiyor. Bunu, ancak İncil’i kendi başıma okuduğumda keşfettim. İncil’i tek başıma okumaya başladığımda keşke düşüncelerimi kaydedebilseydiniz:

“Ama Arthur Amca’ya öğretilen bu değil.” 
“Aman Tanrım, anneanneme öğretilen yalanmış. Şunu bir dinle.”
“Ah Jim, sevgili kuzen Jim, Katolik dinini terk etmene ve Tanrı’ya imanı bırakmana şaşmamalı. Dinin bu gerçeği senden sakladı!”

Sorularıma anlamlı yanıtlar aradığım bu dönemde İncil’i dikkatli bir şekilde okudum. İncil’in, Hıristiyanlık’ın gerçeklikle ilgili iddialarının değerlendirilebileceği bir ölçü sağladığını gördüm. Lütfen açıklamama izin verin.

Hıristiyanlık’ın temel iddiası, Tanrı’nın 2.000 yıl önce insanlık tarihine, iki hırsızın ortasında çarmıhta ölen İsa Mesih adlı kişi aracılığıyla girdiğidir. Üç gün sonra ölümden dirildi. Hıristiyanlık’ın doğruluğu önemli bir tarihsel olaya bağlıdır – İsa Mesih’in ölümden dirilmesine. Bu gerçekten oldu mu?

“Aldığım bilgiyi size öncelikle ilettim: Kutsal Yazılar uyarınca Mesih günahlarımıza karşılık öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi. Kefas’a, sonra Onikiler’e göründü. Daha sonra da beş yüzden çok kardeşe aynı anda göründü. Bunların çoğu hala yaşıyor, bazılarıysa öldüler. Bundan sonra Yakup’a, sonra bütün elçilere, son olarak zamansız doğmuş bir çocuğa benzeyen bana da göründü.”  (1.Korintliler 15:3-8)

14 image11665 jesus burial grave empty tomb resurrection textxxx 45İncil’in bir kısmını oluşturan aynı birinci yüzyıla ait mektupta Elçi Pavlus İsa’nın dirilişinin önemi hakkında aşağıdaki esinlenmiş cümleyi yazmıştır:

“Mesih dirilmemişse, bildirimiz de imanınız da boştur.” (1.Korintliler 15:14)

Bu nedenle, Hıristiyanlık’ın doğru olmadığını kanıtlamak için insanın yapması gereken tek şey İsa Mesih’in hiçbir zaman ölümden dirilmediğini göstermektir. İsa aslında hiç ölmediği için bunun söz konusu olmadını düşünebilirsiniz. Öyle değil. İncil’in Tanrı’nın kendisini Mesih’te açıkladığına ilişkin güvenilirliğini ve tarihsel kayıt olarak güvenilirliğini doğrulayan çok sayıda kanıt vardır. Hıristiyanlık tarihsel bir vahiy olduğunu iddia ettiğine göre temel belgelerine tarihsel eleştiri açısından bakmak ilgisiz olmayacaktır. Bu kanıtların bir kısmını bu web sitesinde inceleyebilirsiniz. Tarih ve ilahiyat İncil’de birbirinden ayrılmayacak şekilde iç içe geçmiştir. Bu ilahi kitap sonsuz ve evrensel geçerliliğini, Tiberiyus’un Roma İmparatorluğu’nu yönettiği dönemde Filistin’de meydana gelen bazı olaylara borçludur. Siz de benim gibi gidip bu kanıtları inceleyebilirsiniz.

İsa’nın hikayesinin elimizdeki halinin bir mit ya da efsane olduğunu keşfederseniz? Ya İsa kendisine atfedilen öğretişlerden sorumlu değilse? İnsan İsa Mesih’in hiç yaşamadığını öğrendiği halde bu öğretişleri izlese yine de gerçek bir imanlı sayılabilir mi?  

Bu sav, tarihte yaşamış bazı insanlar için geçerli ve bazı dinler için uygulanabilir olabilir. Örneğin, Konfüçyüs’ün öğretişlerinin Konfüçyüs’ün kendi yaşam hikayesi dışında, bundan bağımsız olarak değerli olduğu söylenebilir. Aynı şekilde, Plato’nun felsefesi, Plato’nun yaşamı hakkında günümüze kalan geleneklerden ayrı olarak değerlendirilebilir. 15 image4480 thankful glad look face 45Fakat bu sav, İncil’e ancak Hıristiyanlık’ın özünü gözardı edersek uygulanabilir. Çünkü Hıristiyan müjdesi birincil olarak bir ahlak kuralları ya da metafizik sistemi değildir. Her şeyden önce iyi haberdir ve ilk vaizler tarafından da bu şekilde ilan edilmiştir. Bununla birlikte, bu müjde nihai olarak tarihsel gerçekle birleşiktir. Tanrı’nın tarihe nasıl girdiğini anlatır. Sonsuz Olan zamana girdi. Göklerin Egemenliği dünyanın alanına girdi ve sonra İsa Mesih’in beden alması, çarmıha gerilmesi ve dirilişi gibi büyük olaylar gerçekleşti!

Demek istediğim, Hıristiyanlık’ın köklerinin tarihte olmasıdır. Bu olayların gerçekleştiği zamanı tarihte belli bir noktaya bağlayabiliyoruz. İsa’nın döneminde Roma Valisi olan Pontiyus Pilatus hakkında öğrenebiliriz. İsa hakkında ne dedi? Eşi İsa’ya ne yapmaması gerektiği konusunda rüyada nasıl uyardı? Tevrat’tan başlayıp Kutsal Kitap’ta İsa hakkındaki 332 peygamberliği ve bunların İsa’nın yaşamında nasıl gerçekleştiğini inceleyebiliriz. Birinci yüzyılda İsa adında çarmıha gerilmiş bir adam hakkında Yahudi (Hıristiyan değil) tarihçilerin önyargısız analtımlarını okuyabiliriz. Hıristiyanlık’la ilgili bu tarihsel kayıt son derece büyük bir öneme sahiptir. Hıristiyanlık’ı zaman içinde belli bir döneme ait olmayan diğer din ve felsefi sistemlerden ayıran budur. Bu vahiyi kaydettiklerini iddia eden bu yazıların güvenilirliğini birinci derecede önemli bir soru haline getiriyor.

Hıristiyanlık’ın doğruluğunu incelerken siz hangi yaklaşımı benimseyeceksiniz?  Teolojik bir yaklaşım mı tarihsel bir yaklaşım mı? Her durumda Yeni Antlaşma’nın güvenilir olup olmadığını öğrenmeniz gerekir. Bu web sitesinde İncil’in güvenilirliği konusunu ele alan makaleleri okuyarak başlamak isteyebilirsiniz. Bununla birlikte, İncil’deki yazıların güvenilirliğini değerlendirirken bunları okumanın da iyi bir fikir olacağını söylemek fazla olmayacaktır! İncil’de 27 kısım var. Bunların kaç tanesini okudunuz? Ben Kuran’ı okudum. Siz İncil’i okudunuz mu?


16 image11761 injil incil nt new testament 45İncil’deki ilk dört esinlenmiş yazıya Müjde deniyor çünkü her biri Tanrı’nın kendisini İsa Mesih’te insanlığın kurtuluşu için göstermesiyle ilgili iyi haberi anlatıyor. İncil’i okuyun ve Tanrı’nıncennete davetini işitin! Bu durumda buna Müjde dışında başka ne denilebilirdi ki?

Bu dört kısım Mesih’in sözleri ve yaptıklarıyla ilgili, ama yaşam öyküsünün günümüzde kullanılan anlamıyla yaşam öyküsü denemez çünkü çoğunlukla İsa’nın yaşamının son üç yılıyla ilgili. Ayrıca, ölümünden önceki haftaya ve sonra mezardan dirilişine oldukça fazla yer ayırıyor. Başka bir seçenek yok. Öyle görünüyor ki, Tanrı İsa’nın yaşamının bu son haftasına odaklanmamızı istiyor. Sonsuzluktaki yazgınız İsa’nın dünyadaki yaşamının son kısmında anlatılanlara bağlı olduğuna göre Tanrı’nın buna odaklanmamızı istemesine şaşmamalı!

İncil’deki bu dört kısmı bitirdikten sonra beşinci tarihsel yazıya, Elçilerin İşleri’ne geleceksiniz. Aslında üçüncü Müjde’nin devamıdır. Aynı yazar tarafından Tanrı’nın esini altında yazılmıştır; doktor olan ve elçi Pavlus’a eşlik eden Luka. İsa Mesih’in dirilişi ve göğe alınmasından sonra Hıristiyanlık’ın yükselişini anlatır. Filistin’den kuzey batıya doğru, günümüzde Türkiye ve Yunanistan olarak bilinen yerlere doğru yayılmasını anlatır. Yirmi sekiz bölümü İsa’nın ölümü ve dirilişinden sonraki otuz yılı kapsar.

Bu anlattıklarım İncil’i okumak için sizde istek uyandırdı mı? Öyle olmasını umarım ama mutlaka dikkatinizi çekmiş olan daha önceki bir konuya döneyim. Hıristiyanlık hakkında sadece okumakla kalmayıp yanlış olduğunu mu kanıtlamak istiyorsunuz? Umarım bu web sitesindeki yazıları okumak için sizi motive eden şey bu değildir ama öyleyse bu makalede sorduğum soruyu hatırlayın. “Bütün yollar aynı yere götürür mü?” Bu makalede hepsinin cennete götürmediğini öğrendiniz. Ama siz zaten bunu biliyorsunuz, öyle değil mi? Size önünüzdeki yolları incelemek ve bilgi sahibi olarak bir seçim yapmak konusunda meydan okumak istiyorum.  

Umarım en kısa zamanda Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’yı daha iyi tanırsınız. Bunlar dört müjdeyi yazan kişilerin isimleridir. İsa’yla ilgili anlatımları birleştirmek yerine bize dört ayrı müjde vermek Tanrı’nın fikriydi. Nitekim bu Tanrı’nın büyük fikirlerinden biriydi. 17 image5266 read 45Ama zaten Tanrı’nın fikirlerinin hepsi harika, öyle değil mi? “Tanrı’nın zenginliği ne büyük, bilgeliği ve bilgisi ne derindir! O’nun yargıları ne denli akıl ermez, yolları ne denli anlaşılmazdır!”  (Romalılar 11:33)

İncil’de İsa’nın yaşamının dört anlatımının olması neden iyidir? Dördü de aynı hikayeyi farklı bakış açılarıyla anlatıyor. Buna biraz açıklık getireyim. Diyelim ki genç bir aile sokağın köşesinde dururken bir kazaya şahit oluyor ve kazada herkes yaşamını yitiriyor. Baba, kazadaki arabaların hangi marka olduğu ve ne yapımı olduğunu anlatabilir. Anne arabaların rengini ve içlerinde kaç kişi olduğunu anlatabilir. Aynı kazaya tanıklık eden dokuz yaşındaki oğulları arabanın markasını bilemeyebilir ama kazanın nedeni olan ve neredeyse ezilen köpeği anlatabilir. Küçük kızkardeşi ise çarpışma anında arabadan fırlayan oyuncak bebekten söz edebilir. Buna göre kim gerçeği anlatıyor? Her biri gerçeği anlattı ama farklı bir bakış açısıyla. 

Müjde yazarlarının hepsi Mesih’in yaşamının hikayesini anlatıyor. Ne var ki, bir yazar İsa’nın benzetmelerini vurgulamayı seçerken diğeri İsa’nın benzetmelerinin sadece birkaç tanesini anlatıyor ama İsa’nın doğası ve karakteri üzerinde odaklanıyor. Dört müjde anlatımını biraraya getirdiğimizde İsa Mesih’in yaşamı ve yaptıklarının daha tam ve zengin bir resmini görebiliyoruz. Bu anlatımlarda İsa’nın dört yönünü görüyoruz. Her biri İsa’nın farklı bir yönünü resmediyor.

Kuran’da İblis’in Adem önünde eğilmesinin hikayesi yedi kez anlatılıyor, Adem’in hikayesi, Lot’un hikayesi, Nuh’un hikayelerinin her biri en azından 3 kez anlatılıyor. Eğer bunu garip bulmuyorsanız ve her birinin farklı ayrıntıları olduğunu kabul edebiliyorsanız neden İncil’de İsa’yla ilgili anlatımları garip bulasınız? Kuran’daki bu anlatımlar Tanrı’dan ise neden Tanrı İsa’nın hikayesini kendisinin görevlendirdiği dört farklı yazar aracılığıyla anlatamasın?

18 image11900 way ways paths to god heaven 45Daha önemli olan mesele, kuşkusuz hangi inanç doğru sorusudur. Hangi din Tanrı’dan olan yazıları içerir ve sonraki yaşamda bizi Tanrı’ya ve cennete götürür? Eğer iki din birbiriyle çelişen teolojiler içeriyorsa ve her biri hakkında araştırma yaptıysak varabileceğiniz ancak iki sonuç vardır: 

1)  İkisi de doğru değil.
2)  Eğer biri doğruysa, diğeri doğru olamaz.

Bu makalede öğrendiğiniz gibi bu gibi sonuçlar çıkarmak hoşgörüsüzlük değildir. Bunlar çok rahatsız edicidir ama gerçek hakkında dürüst olmamız gerekiyor, öyle değil mi? Kutsal Kitap’ın Tanrısı diğer dinlerin ilahlarına benzemez. Diğer dinler doğru davranışları, doğru tekrarlamaları, doğru kurbanı, doğru okumaları, doğru kuralları, doğru dinsel gelenekleri, doğru giysileri ve doğru yeri öngörür. Öyle değil gerçek Hıristiyanlık’ta. Tanrı tarafından kabul edilmek, şimdi ve gelecekte, satın alınamaz ya da kazanılmaz, ancak verilebilir. Cennette sonsuz yaşam armağanını alabilirsiniz. Karşılıksız olarak! Tanrı’nın armağanıdır. Sadece kabul etmemiz gerekir. Sadece benimsememiz gerekir.

“Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6:23)

“İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.” (Efesliler 2:8-9)

Gerçekten karşılıksız mı? Gerçekten! “İnsanlar İsa Mesih’te olan kurtuluşla, Tanrı’nın lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar.” (Romalılar 3:24)

İsa şöyle diyor, “Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir. Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.” (Yuhanna 10:11,18)

“Koyunlarım sesimi işitir. Ben onları tanırım, onlar da beni izler. Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapamaz.” (Yuhanna 10:27-28)

Sesini duydunuz mu? Umarım, duyarsınız çünkü bu web sitesi, O’nun sesini duymanızı sağlamak amacıyla tasarlanmıştır.   

Leave a Comment