Tanrı’nın Egemenliği ve İnsanın Özgür İradesi
Birçoğumuz özgür bir iradeye sahip olduğumuzdan emin olsak da bunun gerçekte ne demek olduğu hakkında o kadar emin değiliz. Söz konusu olan ister kariyer seçimi, ister sonsuzluğu nerede geçireceği olsun insan kendi davranışlarını nereye kadar kontrol edebiliyor? Bazılarınız gerçekten de özgür irade diye bir şey olup olmadığı konusunda kuşkulusunuz. Tanrı egemen mi ve egemenliğini kabul ederek yaşamlarımızın ve yaptığımız her şeyin değişmez bir şekilde en ince ayrıntısına kadar önceden belirlendiğine mi inanmalıyız? Yoksa insan gerçek ahlaki özgürlüğe sahip mi? Yaşamının akışını belirleme yetisine sahip mi?
İlahiyatta en karmaşık sorulardan biri, Tanrı’nın bir yandan kesin egemenliğini korurken diğer yandan da insanı davranışları konusunda nasıl tamamıyla sorumlu tuttuğudur. Burada ‘davranışları’ derken birinci ve öncelikli olarak insanın günahkar eylemlerini kast ediyorum. Tanrı egemense, insanın sözde özgür iradesiyle yaptığı eylemler de dahil, her şeyin nihai ve belirleyici nedeni olması gerekmez mi? Ancak eğer bu doğruysa, insanın aslında özgür olmadığı ve eylemlerinden ötürü sorumlu olmadığı sonucunu çıkarmamız gerekmez mi? Öte yandan, insan gerçekten iyi ve kötü arasında seçme konusunda özgürse o zaman eylemlerinin nihai belirleyicisi, değil mi? Fakat bu doğruysa, Tanrı’nın tam olarak egemen olmadığını sonucunu çıkarmamız gerekmez mi?
Bu sorunun ne kadar kafa karıştırıcı olduğunu görüyorsunuz!
Bir zamanlar eşimle benim bir av köpeğimiz vardı. Henüz yavruyken çok tuhaf şeyler yapardı. Kendi kuyruğunu kovalardı. Vücudunun en uzak parçasına dokunamadan sürekli döner dururdu.
Bazen düşünürdük, acaba dişleriyle kuyruğunu sıkıca kavrayıverse ne olurdu? Acıyla ulur muydu? Sorumuzun yanıtını alamadık. Tek gördüğümüz kuyruğunu yakalama amacıyla sürekli bir daire çevresinde koşmasıydı.
İlahi egemenlik ve insan sorumluluğu sorununu böyle bir daire içinde dönüp durmadan çözmenin bir yolu var mı? Tanrı’nın egemenliği ve insanın özgür iradesi arasında mantıklı bir uyumsuzluk var mı? Böyle olduğuna inanmıyorum ve bu konuyu bu yazımda sizinle tartışmak isterim.
Yapmamız gereken ilk şey terimleri tanımlamak. Özgür irade ve egemenlik nedir? Ne anlama geliyorlar? Bu yazıda, özgür irade iyi ve kötü arasında özgürce seçebilme becerisi olarak anlaşılmaktadır. Yani, seçimler aslında Tanrı’nın iradesiyle değil, insanın iradesiyle belirlenir.
Bu yazıda egemenlik terimi, Tanrı’nın buyruğu, denetimi ve bilgisinin her şeyi kapsadığı söylenerek açıklanabilir. Tanrı her şeyin, insanın sözde özgür iradesiyle yaptığı eylemler de dahil olmak üzere her şeyin nihai ve belirleyici nedenidir.
Bu iki basit tanımı paylaştıktan sonra, daha önce tanımladığımız soruna dönelim. Özgür irade doktrini Tanrı’nın aslında kesin olarak egemen olmadığı anlamına gelir mi? Bunu söylemek, Tanrı’ya karşı korkunç bir suçlama yapmak olacaktır, öyle değil mi? İnsanın özgür bir iradeye sahip olduğunu söyleyerek bu suçlamayı yapıyor muyuz?
Bazı ilahiyatçılar, Tanrı’nın buyruğuyla ilgili olarak, her şeyin Tanrı’nın niyeti doğrultusunda olmadığına inanırlar. Tanrı’nın denetimi konusunda, bazıları insanın bir yere kadar nihai seçim yetisine sahip olduğunu söyler ve böylece açıkça söylemeseler de, üzerinde denetime sahip olmadığı olaylar karşı karşıya gelebilecek bir Tanrı’ya inandıklarını ortaya koyarlar.
İnsanın kararlarının Tanrı’nın tasarısından bağımsız olarak meydana geldiğini söylerler. Tanrı’nın bilgisi ile ilgili olarak ise, Tanrı’nın her şeyi bilmediği çünkü her şeyi denetlemediği sonucuna varırlar. Eğer bu doğruysa, Tanrı gelecekte ne olacağını bilemez demektir. Neden? Çünkü gelecek tamamıyla Tanrı’nın denetimi altında değildir. Buna inanarak Tanrı’nın her şeye kadir olmasını inkar etmiş olurlar.
İster inanın ister inanmayın bazı ilahiyatçılar, gerçeğin olgularıyla sınırlı, sonlu bir Tanrı’ya inanırlar. Onların Tanrısı artık kendisini Kutsal Kitap’ta açıklamış egemen Tanrı değildir.
Başka ilahiyatçılar Tanrı’nın buyruğu ve evrendeki her bir olgu ve yasa arasındaki ilişkiyi nasıl anlıyorlar? Bu yasa ve olguların, Tanrı’nın tasarısı veya amacı uyarınca yaratıldığını ve ne yapıyorlarsa yine Tanrı’nın tasarısı ve amacı uyarınca yaptıklarını söylüyorlar. Tanrı olacak olan her şeyi önceden belirlemiştir. Tanrı’nın iradesi olacak olan her şeyin en son ve tek belirleyici gücüdür. Müslüman bir ailede yetişmiş olabileceğiniz için siz buna inanıyor olabilirsiniz.
Siz böyle mi söylerdiniz? İstisnasız her şeyin Tanrı’nın denetimi ve yönlendirişi altında olduğunu mu söylersiniz? Tanrı’nın iradesi nihai ve her şeyi denetim altında tutan irade midir? Bu inanca sahip ilahiyatçılar, insanın iradesinin Tanrı’nın tasarısının herhangi bir ayrıntısını bozamayacağına inanırlar. Tanrı’nın bilgisi içinse, tüm gerçeklik Tanrı’nın iradesi tarafından belirlendiği için Tanrı her şeyi bilir denir. Tanrı her şeyi denetlediği için her şeyi bilir. Tanrı’nın önceden biliyor olmasının, önceden belirlemiş olmasından kaynaklandığını söylerler. Olasılıklar yoktur. Tanrı için, sadece kesin gerçek vardır. Bu nedenle Tanrı’nın her şeyi yapabilme ve her şeyi bilme yetisi istisnasız bir şekilde ileri sürülür.
Özgür irade doktrinine karşı suçlama, aslında özgür iradenin, gerçekleşenlerin Tanrı’nın sonsuz bilgisi dahilinde gerçekleştiğini inkar etmesidir. Diyorlar ki, özgür irada Tanrı’nın buyruğu veya tasarısının her şeyi kapsadığını inkar eder. Bu suçlama, doktrine karşı geçerli bir eleştiri midir? Böyle olduğuna inanmıyorum ve neden olduğunu söyleyeyim. Bir yandan özgür iradeyi doğrularken bir yandan da Tanrı’nın evren için eksiksiz bir tasarısı olduğunu ve Tanrı açısından belirsizlik olmadığını doğruluyorum. Hiçbir şeyin Tanrı’nın iradesi ve tasarısı dışında gerçekleşmediği konusunda fikir birliğindeyim.
Yüksek sesle ve açık bir şekilde bana karşı çıktığınızı duyabiliyorum! “Yanar döner gibi davranıyorsun! Hem Tanrı’nın egemenliğine hem de insanın özgür iradesine nasıl inanabilirsin?” Kesin egemenlik konusunda böyle bir görüş nasıl olur da özgür irade doktriniyle birlikte savunulur?”
İlerleyen satırlarda bu iki doktrinin birbiriyle bağdaşmaz olmadıklarını göstermeye çalışacağım.
Fark edilmesi gereken birinci ve en önemli nokta, her şeyi kapsamanın, mutlaka her şeyi belirlemek anlamına gelmediğidir. Bazı ilahiyatçılar Tanrı’nın buyruğunun her şeyi belirlemesi anlamında her şeyi kapsadığını söylerler. Yani, Tanrı’nın buyruğu olacak olan her şeyi belirler. Gerçekleşen her şeyin, istisnasız ve nihai belirleyici gücü Tanrı’nın iradesidir. Bu da insanın özgür eylemlerinin halihazırda Tanrı’nın iradesi tarafından belirlenmiş olduğu anlamına gelir. Seçim zaten Tanrı tarafından yapılmıştır. Tanrı zaten kendi sonsuz buyruğuyla insanın her seçimini belirlemiştir. Cennete gidecek misiniz? Tanrı, bu konuda kaderinizde çoktan karar verdi. Cehenneme mi gideceksiniz? Ancak Tanrı bilir ve sizin bu konuda söyleyecek sözünüz olamaz.
Görüyorsunuz, değil mi? Burada üstü kapalı olarak söylenen, her ayrıntı Tanrı tarafından belirlenmezse, buyruğun her şeyi kapsayamaz olduğudur. Evet, her şeyi kapsayan, her şeyi belirleyen anlamına gelebilir. Tanrı kesinlikle her şeyi belirleyen buyruk temelinde egemen olurdu. Fakat burada önemli olan nokta, her şeyi kapsamanın, mutlaka her şeyi belirlemek anlamına gelmediğidir! Sizin için iyi haberlerim var dostum. Hayatınızın her ayrıntısı, Tanrı tarafından belirlenmeden ve gerçekleştirilmeden Tanrı’nın buyruğu içinde yer alabilir. Buyruk bu şekilde düşünüldüğünde Tanrı daha az egemen değildir. Tanrı, her şeyi belirleme buyruğu temelinde olmasa da, her şeyi kapsama buyruğu temelinde hala kesin olarak egemendir.
Yine de bu hiçbir şeyin Tanrı tarafından belirlenmediği anlamına gelmez. Nitekim, hiçbir şey Tanrı’nın kesin, egemen yaratılış eyleminden daha belirleyici olamaz. Yaratılan her şey, Tanrı’nın kendisine karşı belirleyici eylemi sayesinde olduğu gibi olmuştur. Bu böyle olduğuna göre, insanın olduğu halde olmasının nedeninin Tanrı’nın kendisi hakkında belirleyici eylemi olduğu söylenebilir. Tanrı, insanın doğasını belirlemiştir. Tanrı, insana istediği doğayı verebilirdi. Seçimi özgür ve egemendi. Eğer insanın özgür iradesi varsa – ve olduğunu teyit ediyorum – bunun nedeni Tanrı’nın egemen bir şekilde bunu insan için sağlamış olmasıdır. Diğer bir deyişle, Tanrı egemen ve kesin bir şekilde insanın özgürlüğünü belirlemiştir. Fakat, insanın özgür eylemlerini belirlememiştir, en azından aynı anlamda.
Umarım daha sonra, bu koşulu getirme nedenimi göreceksiniz. İnsanın özgürlüğü ve insanın eylemleri arasında bir fark var. Fark edilmesi gereken temel nokta, Tanrı’nın insanın özgür iradesini, bu iradenin kullanımının belirlenmediği bir şekilde yaratmış olmasıdır. İnsanın özgürlüğü belirlenmiştir, özgür eylemleri değil. Fakat bu, yine de Tanrı’nın tasarısının bir parçasıdır. Tanrı bunu bu şekilde tasarlamış, buyurmuş ve yaratmıştır. İnsanın özgür eylemleri Tanrı’nın buyruğunda yer alır, fakat bu buyruk tarafından belirlenmez. Tanrı’nın buyruğu her şeyi kapsar fakat her şeyi belirlemez. Bunun için Tanrı’ya şükrolsun.
O halde, insanın özgür eylemlerinin Tanrı tarafından, herhangi bir anlamda belirlenmediğini söyleyebilir miyiz? Hiç de öyle görünmüyor. Tanrı her özgür seçimin nihai nedenidir, çünkü insana egemen bir şekilde bu özgürlüğü veren kendisidir! Eğer Tanrı insanın özgürlüğünü belirlediyse, bunun anlamı aslında Tanrı’nın sizin ve benim özgür seçim hakkına sahip olmamızı belirlemiş olmasıdır. Tanrı, insanın özgür eylemlerinin kaynağı olan özgürlüğü yaratmış olması anlamında insanın özgür eylemlerinin nihai nedenidir. Fakat hangi seçimlerin yapılacağını belirlemesi anlamında, Tanrı değil, insan, nihai nedendir.
Belki de Tanrı’nın bir yandan insanın belli seçimlerini etkilerken aynı zamanda insanın iradesini tamamen ve nihai olarak özgür bırakması farklı bir anlamda gerçekleşir. Ne demek istiyorum? Eğer insanın her özgür eylemi, nihai olarak Tanrı tarafından belirlenmemiş olsa da Tanrı’nın buyruğu ve tasarısında yer alıyorsa, bu olabilir. Ne diyorum? Tanrı, olacak olan her şeyi belirler fakat etkin olarak gerçekleştirdiği ve izin verdiği şeyler arasında ayrım yapar. İnsan özgür iradeye sahipse, Tanrı bu şekilde tasarladığı için sahiptir. İnsanın özgür eylemleri Tanrı’nın bilgisi dahilindedir. Yani, Tanrı’nın buyruğu, insanın özgür seçim gücüne sahip olmasıdır. Böylece buyruğu, her şeyi belirlemeden, her şeyi kapsar.
Peki bu, Tanrı’nın daha az egemen olduğu anlamına mı gelir? İnisiyatif Tanrı’nın elinden alınmış mıdır? Tanrı, sınırlı, belirli, ölümlü ve bağımlı mıdır? Hiç değil. Tanrı’nın istediğini buyurması, kesin egemenliğinin kanıtıdır. Eğer Tanrı’nın buyruğu insanın özgür iradesini kapsıyorsa, bu da Tanrı hala egemen demektir. Nasıl yani? Tanrı istediği buyruğu verebilir. Tanrı istediği takdirde insanın iradesini belirleme özgürlüğüne sahiptir fakat insanın özgür eylemleri konusunda belirleyici gücünü askıya almaya karar veriyorsa bunun nedeni bunu egemen bir şekilde seçmesidir. Tanrı, yaptığı her şeyde kesinlikle egemendir.
Her şeyin, başka bir etken olmadan Tanrı tarafından belirlendiğini doğrulamasak da, her şeyin Tanrı’nın bilgisi dahilinde olduğunu haklı olarak doğrulayabiliriz.
Peki ya Tanrı’nın yaratılışı üzerindeki kontrolü?
İnsanın iradesinin özgür olduğunu ve bu özgürlüğün Tanrı’nın her şeyi kapsayan, egemen buyruğunun bir parçası olduğunu gösterdik. Fakat bu, Tanrı’nın kontrole sahip olmadığı anlamına mı geliyor? Tanrı, insanın düşüncesinin işleyişi konusunda çaresiz mi?
Soru şu; Tanrı, insanın yapacağı seçimleri kendisi belirlemediği halde, özgür iradeye sahip olan kişi üzerinde denetime sahip midir, değil midir? Eğer Tanrı kesin kontrole sahip değilse nasıl egemen olabilir? Bu sorular iki ayrı konunun özenli bir şekilde ele alınmasıyla yanıtlanabilir:
1) Kesin yaratılış
2) Kendi kendini sınırlamaya ilişkin egemen irade.
Kesin yaratılış. Birinci ve en önemli nokta Tanrı’nın her şeyin kesin yaratıcısı olduğudur. Bunun herhangi bir istisnası yoktur. Bu yeni bir şey değil, öyle değil mi? Fakat üzerinde düşünmenizi istediğim, insanın özgür iradesinin de yaratılmış olduğu gerçeğidir. İnsan ancak yaratılmamış olsaydı kendi kendine yeterli ve bağımsız olduğu söylenebilirdi. Bu nedenle insanın özerkliği, Tanrı’nın tasarısı içinde yer alan yaratılmış bir özerkliktir, Tanrı’nın tasarısının üzerinde veya bu tasarıya karşı değildir. Yaratıcı Tanrı hala yaratılışının Rabbi’dir.
Tanrı her şeyi denetler, her şeyin yaratıcısı ve varlığının devamlılığını sağlayan olması anlamında böyledir. Peki ya insanın özgür iradesi? Tanrı seçimlerini belirlemiyorsa denetlediği nasıl söylenebilir? Bu sorunun yanıtı, Tanrı’nın insanın özgür iradesini, insanın ne gibi seçimler yapacağını belirlemesi anlamında denetlemediğidir. Tanrı, ilahi sağlayışıyla insanın dışsal koşullarını denetler ve Kutsal Ruh aracılığıyla insanın yüreğinde işler fakat bu durum insanın artık seçme hakkının olmayacağı noktaya kadar gelmez. Tanrı, insanın iradesini, yapılacak tüm seçimleri kendisinin belirlemesi anlamında kontrol etmez. Belli seçimlere engel olabilir fakat insan için belli seçimler yapmaz.
Tanrı her şeyi yarattığı için her şey üzerinde kesin kontrole sahip olduğu halde, yine de bir anlamda insan iradesini kontrol etmez. Hangi anlamda? Belirleme anlamında. Bir adamın elinde içinde bir böcek olan bir kovayı tuttuğunu düşünün. Böcek kova içinde istediği yere hareket etme özgürlüğüne sahiptir fakat adam kova üzerinde tam denetime sahiptir. Tanrı’yı, adam, kova ve böcek açıklamasıyla resmederek sınırlamış olduk mu? Hayır, sınırlamadık. Eğer adam özgür bir iradeye sahipse Tanrı denetleyemediği bir şeyle karşı karşıya değildir. Sadece kontrol etmeyeceği bir şeyle karşı karşıyadır. ‘Yapamamak’ ve ‘yapmamak’ arasında büyük bir fark vardır.
Kendi kendini sınırlama konusunda egemen irade. Tanrı’nın insanın iradesini belirlemeyeceğini söylerken ikinci noktamıza geliyoruz. Tanrı’nın kendi kendini sınırlaması konusunda aldığı egemen karar.
Kendi kendini sınırlama fikri, Tanrı’nın insanı kendi seçimlerini yapacak şekilde yarattığı ve insanın iradesi konusunda kendi kontrolünü askıya almaya karar verdiği anlamına gelir. Eğer Tanrı sınırlı ise ancak kendi kendini sınırlama konusunda egemen bir şekilde aldığı karardan ötürü böyledir. İnsanın iradesi konusunda kendi kendisine koyduğu bir sınırlama vardır. İnsan Tanrı’yı sınırlamaz. Lütfen paragrafın geri kalanını yavaş yavaş okuyun ve şimdi okuyacağınız yedi cümlenin altını çizin. Kendi kendini sınırlama, kendi başına Tanrı açısından egemen ve özgür iradeye dayanan bir seçimdir. Tanrı herhangi bir şekilde kendi kontrolünü sınırlamaya zorlanmadı. Kendi kendisini sınırlamayı özgür iradesiyle seçmiş olması gerçeği egemen olduğunu gösterir. Durumun tamamı üzerinde kontrol sahibi olduğunu gösterir. Bu nedenle mesele Tanrı’nın insan iradesini denetleyememesi değildir. Eğer bu doğru olsaydı Tanrı egemen olmazdı. Doğru olan Tanrı’nın insanın iradesini denetlemeyi seçmemesidir, öylece kesin egemenliğini korur. Tanrı’nın egemen bir şekilde kendi kendine koyduğu askıya alma sürecinin bir gün, Tanrı herkes üzerinde egemen yargıç olarak oturduğunda kaldırılacak olması hatırlanmalıdır.
Ben ne dedim? Tanrı’nın egemenliğinin ölçüsü Tanrı’nın buyurduğu veya Tanrı’nın yarattığı değil, Tanrı’nın istediğini buyurma ve yaratma konusunda sahip olduğu kesin özgürlüktür. Tanrı insanı özgür iradeyle yarattı çünkü böyle yaratmak O’nu hoşnut etti. Tanrı, insanın özgür iradesi üzerindeki denetimini sınırladı çünkü böyle yapmak O’nu hoşnut etti. Bu durumda, ya da başka herhangi bir şekilde Tanrı kesin egemenlikten daha azına sahip değildir.
Peki ya insanın özgür iradesiyle ilgili olarak Tanrı’nın bilgisi?
Egemenlik ve özgür irade hakkındaki bu yazıda son bir konuyu ele almamız gerekiyor. Özgür iradenin Tanrı’nın bilgisiyle ilgisi nedir? İnsanın özgür iradesi konusunda bazılarının suçlaması Tanrı’yı insana bağımlı kıldığımızdır. Tanrı’nın bilgisinin insana bağlı kılındığı söylenir. Tanrı herhangi bir şekilde bağımlı ise artık egemen olduğu söylenemez.
Özgür irade, Tanrı’nın bilgisini insana mı bağlı kılıyor? Bazıları öyle olduğunu söylüyorlar. Bazı ilahiyatçılar Tanrı’nın insanın özgür iradeye sahip olmasına izin verme kararı düşüncesine kuvvetli bir şekilde karşı çıkıyorlar. Her şeyin istisnasız bir şekilde Tanrı’nın iradesi tarafından belirlendiğini söylüyorlar. Tanrı her şey üzerinde denetime sahiptir ve bu nedenle her şeyi bilir. Tanrı’nın dünya hakkında eksiksiz bilgiye sahip olmasının Tanrı’nın dünyayla ilgili buyruklarına bağlı olarak mümkün olduğunu söylüyorlar. Tanrı’nın gelecek şeyleri ve yaklaşan olayları önceden bilmesinin bu buyruğa bağlı olduğuna inanıyorlar. Tanrı’nın önceden bilmesinin, önceden belirlemiş olmasından kaynaklandığını söylüyorlar. Önceden bilmesini, önceden belirlemesine bağlı kıldıkları için, insanın özgür iradesi doktrinine karşı çıkmalarına şaşmamalı. Tanrı insanın iradesini belirlemezse, insan seçene kadar Tanrı’nın bilemeyeceğini söylüyorlar. Tanrı’nın seçiminden bağımsız olarak insanın seçim yapmasına izin vermek Tanrı’nın olayları önceden bilmesini olanaksız hale getirir. Bazı ilahiyatçılar için Tanrı’nın önceden belirlemesi, sadece Tanrı’nın önceden bilmesi için yeterli olmakla kalmıyor, bu aynı zamanda gereklidir.
Her şeyi önceden belirlediği için her şeyi önceden bilen bir Tanrı hakkındaki bu görüş ile ilgili neler söylenebilir? İki şey. Birincisi, Tanrı’nın bilgisi buyruğuna dayanıyorsa o zaman Tanrı’nın bilgisi yine de tamamdır çünkü buyruk her şeyi kapsar. Maalesef bu görüş bazı ilahiyatçıları tatmin etmemektedir. Buyruğun yine de önceden belirlemeye dayanmasının zorunlu olduğunda ısrar ederler. İnsanın özgür iradesini inkar edenler için her şeyi kapsayan bir buyruk yeterli değildir. Ben buna inanmıyorum.
İkincisi, Tanrı’nın her şey hakkında bilgisi belirleyici buyruğuna dayanmasa da, Tanrı yine de her şeyi bilir çünkü her şeyi bilmek onun öz niteliklerinden biridir. Bazıları, Tanrı’nın her şeyi önceden belirlemese bilemeyeceğini ileri sürdüklerinde Tanrı’nın bilgisini sınırlamış olurlar. Tanrı’nın her şeyi bilmesi konusunda böyle bir görüş, insanın bilme gücünü örnek alır. Ne var ki Tanrı’nın bilme gücü sınırsızdır. Her şeyi bilme yeteneği, insanın özgür iradesinden kaynaklanan olayları da içerir.
Tanrı’nın bilgisi herhangi bir şekilde insana bağlı değildir. Bağımlı olduğunu söylemek için bu bilginin insanın eylemleri gerçekleştikten sonra kazanılması gerekirdi. Fakat bu, Tanrı için geçerli değildir. Tanrı insanın özgür eylemlerini dünya yaratılmadan önce ve evren sadece Tanrı’nın aklında bir tasarı olarak varken bile biliyordu. O halde, herhangi bir şey yaratmadan önce her şey aklında eksiksiz olarak var idiyse, nasıl, Tanrı’nın bilgisinin herhangi bir şeye bağımlı olduğu söylenebilir? Tanrı’nın bilgisi tamamıyla bağımsızdır ve kesinlikle her şeyi kapsar. İnsanın özgür iradesi bunu zerre kadar değiştirmez. Tanrı hala kesin egemenliğe sahiptir.
Aklınızda tartmanızı istediğim soru şu: İnsanın özgür iradesi doktrini Tanrı’nın kesin egemenliğini azaltır mı? Bazı ilahiyatçılar azaltacağını iddia eder. Azaltmadığını göstermeye çalıştım. Tanrı’nın buyruğunun her şeyi kapsıyor olması, hem insanın özgürlüğünü hem de özgür eylemlerini, Tanrı’nın buyruğuyla ilgili egemenliğini koruması için yeterlidir. Tanrı ve kendimiz hakkında sahip olmamız gereken doğru görüşün bu olduğuna inanıyorum. Her şeyi yaratan olması anlamında Tanrı’nın denetiminin kesin olduğu gerçeği ve insanın iradesiyle ilgili sınırlamanın Tanrı tarafından getirilmiş olması da Tanrı’nın egemen olduğunu gösterir. Tanrı’nın insanın özgür eylemleri hakkında bilgisinin hem eksiksiz hem de bağımsız olması da Tanrı’nın egemen olduğu anlamına gelir.
Bu yazının amacı insanın özgür iradeye sahip olduğunu ve Tanrı’nın egemen olduğunu kanıtlamak değil. Amaç, özgür irade ve egemenliğin birbiriyle çelişkili olmadığını göstermektir. Özgür iradenin, önsel olarak Tanrı’nın egemenliğine engel olmayacağını göstermeye çalıştım.
Bu denli karmaşık bir konuyu tartışmak için sadece birkaç sayfa ayırmanın maalesef ancak son derece sınırlı bir tartışmaya el verdiğinin farkındayım. Fakat Tanrı’nın sizi nasıl yarattığını düşünürken bu birkaç satır yardımcı olmalıdır. Bu internet sitesinde size sunulan seçimleri yapma özgürlüğüne sahip misiniz? Bu hayatta İsa’ya inanmak ve mezarın öte yanındaki engin sonsuzlukta cennette kendisine katılma davetini kabul etme konusunda Tanrı size engel oluyor mu? Okumaya devam edin.
Konumuzun karmaşıklığından görebildiğiniz gibi, insan iradesinin kutsal bir Tanrı tarafından şekillendirilmesinin dinamiklerini tam olarak anlamamız mümkün değildir. Kutsal Yazılar Tanrı’nın geleceği bildiği konusunda açıktır. “Ya RAB, sınayıp tanıdın beni. Oturup kalkışımı bilirsin, niyetimi uzaktan anlarsın. Gittiğim yolu, yattığım yeri inceden inceye elersin. Bütün yaptıklarımdan haberin var. Daha sözü ağzıma almadan söyleyeceğim her şeyi bilirsin, ya RAB.” (Mezmur 139:1-4, Eski Antlaşma)
Kutsal Kitap Tanrı’nın egemen olduğunu söyler. İsa ile ilgili olarak şunları okuyoruz, “Görünmez Tanrı’nın görünümü…nitekim yerde ve gökte, görünen ve görünmeyen her şey -tahtlar, egemenlikler, yönetimler, hükümranlıklar- O’nda yaratıldı. Her şey O’nun aracılığıyla ve O’nun için yaratıldı. Her şeyden önce var olan O’dur ve her şey varlığını O’nda sürdürmektedir.” (Koloseliler 1:15-17, İncil)
Kutsal Kitap aynı zamanda Tanrı’yı seçmemiz gerektiğini yoksa O’ndan sonsuza dek ayrı kalacağımızı da söyler. Eylemlerimizden biz sorumlu olacağız. “Size şunu söyleyeyim, insanlar söyledikleri her boş söz için yargı günü hesap verecekler. Kendi sözlerinizle aklanacak, yine kendi sözlerinizle suçlu çıkarılacaksınız.” (Matta 12:36-37, İncil)
Birinin Tanrı’nın kendisine vermek istediği armağanı reddettiğini hayal edebiliyor musunuz? Tanrı’dan gelen ve özgür bir şekilde kabul edilebilecek veya olduğu gibi reddedilebilecek bir armağan hakkında yazılanları okuyalım. Eğer reddedersek günahlarımızın bedelini ödememiz gerekecek. “Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar, 6:23, İncil)
Bu yazıda gördüğünüz gibi insanlar Tanrı’nın egemenliği ve insanın özgür iradesi konusunda iki aşırı uçtan birini seçebilir. Bazıları, durmu insanların programlanmış oldukları şeyleri yapan robotlardan sadece biraz daha iyi bir durumda olduklarına getirecek kadar Tanrı’nın egemenliğini vurguluyorlar. Başkaları Tanrı’nın her şey üzerinde tam denetime veya bilgiye sahip olmadığı noktasına getirecek kadar özgür iradeyi vurguluyorlar. Ben iki görüşün uzlaşabileceğine inanıyorum. Tanrı’nın egemenliği ve insanın özgür iradesi doktrinleri birbiriyle uyumludur.
Son bir düşünce. Yazımda Tanrı’nın insanın yüreğinde Kutsal Ruh aracılığıyla işlediğini söyledim, fakat insana hiçbir seçim kalmayacak kadar değil. İncil’de ruhsal gerçeğe daha açık olmamız için Tanrı’nın yüreklerimizi yumuşattığını öğreniyoruz. Tanrı’nın müdahalesi ve aydınlatması olmadan doğal yeteneklerimiz Tanrı’yla ilgili derin şeyleri anlayamaz. Bunlar ruhça anlaşılabilir. Yani, ancak Kutsal Ruh’un aklı aydınlatması ve yüreği etkilemesiyle algılanabilir.
SORU: Tanrı’yı gerçekten sevmeye ne zaman başlıyoruz? Kutsal Yazılar şöyle diyor:
“Bizse seviyoruz, çünkü önce O bizi sevdi.” (1.Yuhanna 4:19, İncil). Burada benim çarpıcı bulduğum şey Tanrı’nın ‘O’nu sevmemiz gerek, çünkü önce O bizi sevdi’ dememesi. ‘O’nu sevelim…’ demiyor. Aksine, ‘Bizse seviyoruz…’ diyor. Tanrı’nın sevgisi pınardır ve ancak önce Tanrı’nın sevgisiyle temas kurarsak pınardan akan bir ırmak olabiliriz.
Tanrı’nın sevgisinin karşılık niteliğindeki bir sevgi olmadığına dikkat edin. Burada ilk adım Tanrı’dan gelir. Tanrı’nın sahip olduğu türde sevgi insandan bir karşılık beklemez. Tanrı bizi önce sever. Tanrı’nın İncil’de sözünü ettiği sevgi, düşmanlarımızı sevebileceğimiz, iyilikleri için bir şeyler yapabileceğimiz ve hatta bizlere zulmedenler için dua edebileceğimiz türde bir sevgidir. Öç almak? Onlara lanet etmek? Hak ettikleri yere koymak? Hayır, pınara gidip Tanrı yaşamlarımızı bu tür bir sevgiyle doldurduktan sonra onları sevebiliriz.
Tanrı’nın sahip olduğu türde sevgiyi anlamak ne kadar zordur? Tanrı’nın sevgisini açıkladığı İncil’i okumuyorsak bunu anlamamız kesinlikle mümkün değildir. Güneşi düşünün. Güneş sadece parlar, tıpkı Tanrı’nın sadece sevdiği gibi. Parlamak ve sıcaklık ve ışık saçmak güneşin doğasında vardır. Aynı şekilde sevmek Tanrı’nın doğasında vardır. Güneşten uzaklaşma konusunda özgürüz. Örneğin, kendimizi karanlık bir odaya hapsedebiliriz. Ya da söylediğim gibi Tanrı’nın sevgisini resmeden Kutsal Yazılar’ı kapalı tutabiliriz. Ne var ki, sadece bize ulaşamayacağı bir yere kapandık diye güneşin parlamaya devam etmesine engel olamayız. Aynı şey Tanrı’nın sevgisi için de geçerlidir. Reddedebiliriz, fakat bizi sevmeye devam eder. Nasıl seçimler yaparsak yapalım Tanrı bizi hala sever. Sevgisi devamlıdır.
Bu tür bir sevgiyi anlamamıza ne yardımcı olabilir? Aynı bölümden sadece başka bir ayet okumalıyız. “Tanrı’yı biz sevmiş değildik, ama O bizi sevdi ve Oğlu’nu günahlarımızı bağışlatan kurban olarak dünyaya gönderdi. İşte sevgi budur.” (1.Yuhanna 4:10, İncil). Sevgi nedir? Tanrı, kendisinin sahip olduğu türde sevginin nasıl olduğunu açıklıyor. Eşi benzeri olmayan bir sevgi. Tanrı bu sevgiyi bizlerle paylaşmayı istiyor fakat ne siz ne de ben bu sevgiyi kendi çabalarımızla üretebiliriz.
Tanrı’nın sizi gerçekten sevip sevmediğini hiç düşündünüz mü? Eğer yaşamınızdaki en büyük hazine, Tanrı’nın size karşı sevgisinin devamlılığının güvencesi değilse, Tanrı’nın Sevgisi Hakkında Daha Fazla Öğrenmek dizisindeki yazıları okumanızı öneririm. Örneğin, Tanrı’nın Agape Sevgisi: İlk Önce Kendimiz Deneyim Etmeden Başkalarıyla Paylaşamayız!