Cennetteki Mirasımız
Türkiye’de birinci sınıf, güvenilir bir otobüs şirketi var, Varan Turizm ya da kısaca Varan. Kalite, güvenlik ve rahatlığı düşündüğünüz zaman Varan’ı düşünürsünüz. Gerçekten de bu şirket için ideal bir isim. Varmayan adında bir otobüsle seyahat ettiğinizi, Varmayabilen adında bir otobüste rezervasyon yaptığınızı veya çocuklarınızı eğitici bir yaz kampına Varmaz adında bir otobüsle gönderdiğinizi hayal edebiliyor musunuz? Ancak diğer isimleri düşündüğümüz zaman, taşımacılık sektöründeki bir şirket için ‘Varan’ isminin ne kadar iyi bir seçim olduğunu anlayabiliyoruz.
Seyahat edenler için en önemli soru budur. Ve biz yaşayanlar yolcularız. Ölüm hepimizi çağırıyor ve er geç öbür dünyaya gideceğimizi bize hatırlatıyor. Sonunda kendi evimize sahip olsak bile, istikrar, bir yanılgıdan ibarettir. Ne zaman bir ambulans görsek veya bir mezarlığın yanından geçsek bunu hatırlarız. Hayat harika ama hayat aynı zamanda kısa. Bizim gibi yolcular için en önemli soru şudur, “Nereye gidiyoruz?”
Eğer bu soruya hemen vereceğiniz cevap cennet değilse, kendinize neden böyle olmadığını sormalısınız. Katolik akrabalarıma da aynı tavsiyeyi veriyorum. Her ne kadar dindar ve iyi kalpli olsalar da, cennete gidip gitmeyeceklerini bilmiyorlar.
Peki ya siz? Hayattaki deneyimleriniz size hiçbir şeyden emin olamayacağınızı -ne şimdi, ne daha sonra, hiçbir zaman- düşünmeye sevk etmiş olabilir. Eğer sizin mantıklı çıkarımlarınıza bırakılsaydı, sonsuz yazgınız konusunda biraz olsun güveniniz olabilirdi. Bunu nasıl mı biliyorum? Boş vakitlerimizde insanları izlemek yapmayı en çok sevdiğimiz şeylerden biri olabilir ama hayatta en çok farkında olduğumuz şey düşündüklerimiz, söylediklerimiz ve yaptıklarımızdır. ‘Biz’den bahsediyorum. Tekrar tekrar kendi hatalarımıza tanıklık ediyoruz. Bu hatalar bize, adına cennet dediğimiz günahsız, kutsal alanda olmaya layık olmadığımızı hatırlatıyor doğal olarak. Cennete gitmeyi ümit ediyoruz. Cennet umudu olmadan hayata dayanmakta zorlanabiliriz ama oraya gideceğimizden de emin değiliz.
Son durak… Sizinki ne olacak? Umudum ve duam bu önemli konuda Tanrı’yla aynı fikirde olmanızdır. Tanrı cenneti sizin için yarattı. Bizler cennet için tasarlandık. Bunu biliyor muydunuz? Önemli bir konunun halledilmesi gerekiyor, o da günahımız meselesi. İyi haber, Tanrı çoktan bu meselenin icabına baktı. Sonsuza dek bu mesele halloldu. “Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı.” (2.Korintliler 5:19, İncil)
Bu ayet bize Tanrı’nın bizim için yaptıklarını anlatıyor. “…Mesih’te…” Günahsız bir Tanrı ve günahkar insanlar arasında barışmayı sağlamanın aracı bir kurbandı. İsa bunu isteyerek ve zaferle gerçekleştirdi. “Nitekim Mesih de bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü.” (1.Petrus 3:18, İncil). Bu ayeti düşündüğümüzde aklımıza ‘Varan’ kelimesi gelmiyor değil mi?
Cennetin varlığı, cennetin doğası ve cennetin geçerliliği, bunların hepsi bu web sitesinde tartışılan önemli konulardır. Fakat kesinlikle çok önemli olan bir soru var. Bu soruyla kıyaslandığında, dünyayı nükleer bir yok oluştan nasıl kurtaracağımız önemsiz kalıyor. Soru ne mi? Sonsuzluğu cennette geçireceğimi, kesin olarak nasıl bilebilirim? Ölümün kapısının aralığından gizlice baktığınızda ne görüyorsunuz? Sadece iki olasılık var. Sonsuz sevinç ve neşe ya da sonsuz üzüntü ve keder.
Bu yazıda, bizlere İncil’de vaat edilen büyük merhameti deneyim edenler için Tanrı’nın sakladığı miras üzerinde duracağız.
Tanrı, İncil’in yazılması işini gözetirken, bir kısmını, şu anda Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bulunan bölgelerde yaşayan, İsa’ya yeni inanmış imanlılara yönelik olarak hazırladı. Bunu birinci bölümün birinci ayetinde görüyoruz. “Pontus, Galatya, Kapadokya, Asya İli ve Bitinya’ya dağılmış ve buralarda yabancı olarak yaşayan seçilmişlere…” (1.Petrus 1:1). ‘Asya İli’ bugünkü Türkiye’nin batı bölümüydü ve Bitinya, bugün Bursa ve Bolu’yu içine alabilecek bir bölgeydi. Bu el yazmasının ilk nüshası bu bölgelerde yaşayan ve İsa’ya iman eden kişilere verilmişti. Tanrı zamanı geldiğinde, herkesin faydalanması için bu mektubu İncil’e kattı.
Birinci bölümden bir kısım okuyalım:
“O büyük merhametiyle yeniden doğmamızı sağladı. İsa Mesih’i ölümden diriltmekle bizi yaşayan bir umuda, çürümez, lekesiz, solmaz bir mirasa kavuşturdu. Bu miras sizin için göklerde saklıdır. Zaman sona ererken açığa çıkarılmaya hazır olan kurtuluşa kavuşasınız diye iman sayesinde Tanrı’nın gücüyle korunuyorsunuz. Bu nedenle şimdi kısa bir süre çeşitli denemeler sonucu acı çekmeniz gerekiyorsa da, sevinçle coşmaktasınız. Böylelikle içtenliği kanıtlanan imanınız, İsa Mesih göründüğünde size övgü, yücelik, onur kazandıracak. İmanınız, ateşle arıtıldığı halde yok olup giden altından daha değerlidir. Mesih’i görmemiş olsanız da O’nu seviyorsunuz. Şu anda O’nu görmediğiniz halde O’na iman ediyor, sözle anlatılmaz yüce bir sevinçle coşuyorsunuz. Çünkü imanınızın sonucu olarak canlarınızın kurtuluşuna erişiyorsunuz.”
Bu ayetlerde dikkatinizi çeken şey ne?
Bu ayetlerde dikkatinizi çeken şey ne?
Cennet hakkında öğrenebileceğimiz çok şey var ve bu web sitesini keşfettikçe öğrendiğinizi sanıyorum. Kutsal Kitap bize cennet hakkında ne söylüyor? Bu konuda birkaç tane yazının cevabını okuyabilirsiniz ama sizin için en önemli gerçekler şunlar olmalı:
1- Kutsal Kitap bize sonunda cennette kimlerin yaşayacağını söylüyor.
2- Kutsal Kitap bize sonsuz yaşamın sadece imanlılara ait bir şey olduğunu söylüyor.
3- Kutsal Kitap, öldüğümüzde cennete gidip gitmeyeceğimizi bu hayattayken kesin olarak bilebileceğimizi söylüyor. İmanlı olmayan kişiler de sonsuza dek var olacak olsa da, sonsuz yaşama sahip değildirler. Sonsuz ayrılık ya da sonsuz ölüm durumunda varlıklarını sürdürecekler. Sonsuza dek yaşayacaklar ama Tanrı’dan ayrı olarak yaşayacaklar. Sonsuz yaşamın, imanlıların şu anda sahip oldukları bir şey olduğunu da öğreniyoruz. İsa şöyle dedi, “Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir.” (Yuhanna 5:24, İncil). Sonsuz yaşama sahip olacağınızı değil, şimdi sahip olduğunuzu söyledi. Ölümden yaşama geçeceğinizi değil, ölümden yaşama geçtiğinizi söyledi.
Ele almakta olduğumuz ayetlerde Tanrı, cennetten mirasımız olarak bahsediyor. Dikkatinizi çekti mi? Benim dikkatimi çekti.“O büyük merhametiyle yeniden doğmamızı sağladı. İsa Mesih’i ölümden diriltmekle bizi yaşayan bir umuda, çürümez, lekesiz, solmaz bir mirasa kavuşturdu. Bu miras sizin için göklerde saklıdır.”
Miras alacak birini düşündüğümüz zaman, bu bize birisinin öldüğünü hatırlatır. Ölen kişi az ya da çok birşeyler biriktirmiştir. Ölen kişi, ‘mirasçıları’ ya da ‘menfaat sahipleri’ olarak belirlediği bir ya da daha fazla kişiye bunları aktarmaya karar vermiştir. Bu dağıtım, ölen kişinin Vasiyeti tarafından belirlenir. Vasiyet, mirasçıların üzerinde pazarlık yapabileceği bir şey değildir. Aynı şekilde, vasiyette bulunan kararları da değiştiremezler.
Vasiyet aracılığıyla, öldükten sonra mallarımızın paylaşımından daha fazlasını da yapabiliriz. Mirasçılarımızla son düşüncelerimizi paylaşmanın da bir aracıdır. Ben vasiyetimde, hayatımı Kurtarıcım için yaşama ayrıcalığına sahip olduğum için duyduğum minnettarlığı yansıtan bir şiir ekledim. Cenazemde en sevdiğim ilahilerden birinin söylenmesini de istedim. Çok neşeli bir ilahi bu. Neden cenaze için neşeli bir ilahi seçtim? Ya da, niye cenazede şarkı söylensin? İsa’ya gerçekten inananlar birbirlerine veda etmezler. Biz hiç veda etmeyiz. Cennette yeniden bir araya geleceğiz. “İsa Mesih’i ölümden diriltmekle bizi yaşayan bir umuda, çürümez, lekesiz, solmaz bir mirasa kavuşturdu. Bu miras sizin için göklerde saklıdır.”
Annem, hayatının sonuna yaklaştığı zamanlarda İsa’ya gerçekten iman etti. İnsanın annem gibi ölüme yaklaşıp da hala yaşaması nadiren görülen bir şeydir. Bir hastanenin yoğun bakım ünitesinde, birkaç yaşam destek sistemine bağlı olarak yaşıyordu. Katolik Kilisesi’yle yaşadığı acı deneyimden sonra Hıristiyanlık inancını tamamıyla reddetmişti. Bu konuda hayal kırıklığına uğramıştı. Maalesef, Katolik Kilisesi’nde kendisine öğretilenlerin Kutsal Kitap’ın öğrettikleri olmadığının farkında değildi. Her neyse, İsa’yı Kurtarıcısı olarak kabul ettiği sırada hastane yatağının yanında duruyordum. O sırada İncil’in müjdesini paylaşıyordum annemle.
Elli yıl boyunca İncil’le işi olmasını hiç istememişti. Şimdi, hastane odasına giren herkesin ona İncil’den bir bölüm okumasını istemeye başladı. Hemşireler okudu, ziyaretçiler okudu, doktorlar okumadı.
HER ŞEY YOLUNDA ANNE
Bunu size neden söylüyorum? Ölmeden önce annemle paylaştığım son sözleri duymanız için. “Her şey yolunda, anne.” Hayattaki son anlarında sevdiklerimizi mümkün olduğu kadar rahatlatmayı istemek doğal, öyle değil mi? Fakat birine ölüm döşeğindeyken sahte umutlar vermek çok kötüdür. Bu durumda, annemin iyiliği ve benim huzurum için bir şey uyduruyor değildim. Gerçeği söylüyordum. Gerçek imanlılar, kendileri ve Tanrı arasındaki her şey yolunda olduğu için benim anneme söylediklerimi söyleyebilirler. Tanrı’yla barıştırıldık. Tanrı bizim yaptıklarımızdan memnun. Lütfen bunun altını çizin. Tanrı memnun!
“Çünkü Tanrı bütün doluluğunun O’nda bulunmasını uygun gördü. Mesih’in çarmıhta akıtılan kanı aracılığıyla esenliği sağlamış olarak yerdeki ve gökteki her şeyi O’nun aracılığıyla kendisiyle barıştırmaya razı oldu. Yaptığınız kötülükler yüzünden bir zamanlar düşüncelerinizde Tanrı’ya yabancı ve düşmandınız. Şimdiyse Mesih sizi Tanrı’nın önüne kutsal, lekesiz ve kusursuz olarak çıkarmak için öz bedeninin ölümü sayesinde sizi Tanrı’yla barıştırdı.” (Koloseliler 1:19-22, İncil)
Şimdi düşüncelerimizi annemin bedenine çevirelim. İsa’nın ölümü ve bu ölümün amacını bırakıp annemin yaklaşmakta olan ölümüne bakalım. Dünyasal çadırı (bedeni) düzensizlik içindeydi ve artık kullanılacak durumda değildi. “O zaman nasıl her şey yolunda?” diye merak edebilirsiniz. Bu hayat sona erdikten sonra başka mutlu bir yaşamın olduğunu ikimiz de biliyorduk. “Biliyoruz ki, barındığımız bu dünyasal çadır yıkılırsa, göklerde Tanrı’nın bize sağladığı bir konut -elle yapılmamış, sonsuza dek kalacak bir evimiz- vardır.” (2.Korintliler 5:1, İncil). Gerçek imanlılar, kalp atışları durduğunda ve beyinleri artık çalışmadığında, cennette kendileri için ayrılmış bir miras olduğunu bilirler. Cennete nihai olarak girişleri emniyet altındadır. “Bu miras sizin için göklerde saklıdır.” Öldükleri anda hemen cennette olacaklardır.
“Dünyasal çadırda yaşayan bizler ağır bir yük altında inliyoruz. Asıl istediğimiz soyunmak değil, giyinmektir. Öyle ki, ölümlü olan, yaşam tarafından yutulsun. Bizleri tam bu amaç için hazırlamış ve güvence olarak bize Ruh’u vermiş olan Tanrı’dır. Bu nedenle her zaman cesaretimiz vardır. Şunu biliyoruz ki, bu bedende yaşadıkça Rab’den uzaktayız. Gözle görülene değil, imana dayanarak yaşarız. Cesaretimiz vardır diyorum ve bedenden uzakta, Rab’bin yanında olmayı yeğleriz.” (2.Korintliler 5:4-8, İncil)
BUNUN ANLAMI NE?
Öldüğümüz anda ve artık dünyasal bedenimizde olmadığımızda, Rab’le sonsuz evimizde olacağız. Ölümle gözlerimizi kapadığımız anda, tarifi imkansız bir görkemli dünyaya açacağız gözlerimizi. Öldüğümüz anda, anında cennette olacağız! Ölüm saatinde ne büyük teselli! Fakat bundan sonraki cümlenin altını çizin. Geçiş sadece gerçek İsa Mesih İnanlıları için. Gerçek imanlıların canları anında cennete götürülüyor. Bu da şunu gösteriyor.
1 – Öldüklerinden imha edilmiyorlar ve artık yok olmuyorlar.
2 – ‘Uyumuyorlar’ ve bilinçsiz bir durumda kalmıyorlar.
3 – Ara bir durumda değiller -Katolikler ve başka bazı dinlerin inandıkları gibi- arafta değiller, ya da Yargı Günü’ne kadar tüm adil ve adil olmayanların canlarının toplandığı bir durumda değiller.
4 – Hemen cennette Tanrı’nın huzurunda bulunuyorlar. İsa’nın çarmıhta yanındaki hırsızın Kurtarıcımız’a güvendiği anda keyfini çıkarmaya başladığını hemen deneyim etmeye başlıyorlar. İsa ne dedi?
“Çarmıha asılan suçlulardan biri, “Sen Mesih değil misin? Haydi, kendini de bizi de kurtar!” diye küfür etti. Ne var ki, öbür suçlu onu azarladı. “Sende Tanrı korkusu da mı yok?” diye karşılık verdi. “Sen de aynı cezayı çekiyorsun. Nitekim biz haklı olarak cezalandırılıyor, yaptıklarımızın karşılığını alıyoruz. Oysa bu adam hiçbir kötülük yapmadı.” Sonra, “Ey İsa, kendi egemenliğine girdiğinde beni an” dedi. İsa ona, “Sana doğrusunu söyleyeyim, sen bugün benimle birlikte cennette olacaksın” dedi.” (Luka 23:39-43, İncil)
Ölmekte olan hırsız bu duanın yakında yanıtlanacağını bekliyor muydu? Sorusunu sorma biçimine bakılırsa bekliyormuş gibi anlaşılmıyor. İsa’nın duasının, o gün cevaplanacağını söylediğini duyduğunda hoş bir süprizle karşılaştı! Çarmıha gerilenlerin genellikle ölmeden önce çarmıhta birkaç gün asılı kaldıkları düşünülürse, bu, daha da önem kazanıyor. İsa, ölümlerini hızlandırmak için alınacak tedbirleri ön gördü ve tövbe eden hırsıza o gün cennete gireceği güvencesini verdi.
TANRI’NIN İNSANLA YENİ ANTLAŞMASI
İncil’de Tanrı’nın insanla yaptığı yeni bir antlaşma hakkında okuyoruz. İsa, öğrencileriyle ölümünden önce yediği son akşam yemeğinde bundan söz etti. Ele verildiği ve tutuklandığı geceydi. Şarap kasesini kaldırarak şöyle dedi, “Bu kâse, sizin uğrunuza akıtılan kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır.” (Luka 22:20, İncil). Deneyim edeceği ölümden söz ediyordu.
Bu iddia, İsa’yla yemek yiyen elçilerin kafasını karıştırmış olmalı. Fısıh şarabı hikayesini öğrenmişlerdi. Mısır’da çok uzun zaman önce tutsak olan İsrailliler’in evlerinin kapılarının süvelerine sürdükleri kuzu kanını sembolize ediyordu. Bu kan evlerinden ölümü uzak tutmuş ve ilkdoğanlarını kurtarmıştı. Onları Mısırlılar’ın pençelerinden kurtarmaya yardımcı olmuştu.
“O gece Mısır’dan geçeceğim. Hem insanların hem de hayvanların bütün ilk doğanlarını öldüreceğim. Mısır’ın bütün ilahlarını yargılayacağım. Ben RAB’bim. Bulunduğunuz evlerin üzerindeki kan sizin için belirti olacak. Kanı görünce üzerinizden geçeceğim. Mısır’ı cezalandırırken ölüm saçan size hiçbir zarar vermeyecek. Bu gün sizin için anma günü olacak. Bu günü RAB’bin bayramı olarak kutlayacaksınız. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürekli bir kural olarak bu günü kutlayacaksınız.” (Mısır’dan Çıkış 12:12-14, Eski Antlaşma)
Binlerce kuşak boyunca Yahudiler kuzu kurban ederek Fısıh’ı kutlamışlardı. Her yıl, kan akıtılırdı ve her yıl bu büyük kurtarış kutlanırdı.
Yasa, kuzu kanının dökülmesini gerektiriyordu. Bu yeterli olurdu. Yasa’yı yerine getirmek için yeterli olurdu. Buyruğu yerine getirmek için yeterli olurdu. Tanrı’nın adaletini yerine getirmek için yeterli olurdu. Ne var ki, günahı ortadan kaldırmak için yeterli olmazdı! “Çünkü boğalarla tekelerin kanı günahları ortadan kaldıramaz.”
“Kutsal Yasa’da gelecek iyi şeylerin aslı yoktur, sadece gölgesi vardır. Bu nedenle Yasa, her yıl sürekli aynı kurbanları sunarak Tanrı’ya yaklaşanları asla yetkinliğe erdiremez. Erdirebilseydi, kurban sunmaya son verilmez miydi? Çünkü tapınanlar bir kez günahlarından arındıktan sonra artık günahlılık duygusu kalmazdı. Ancak o kurbanlar insanlara yıldan yıla günahlarını anımsatıyor. Çünkü boğalarla tekelerin kanı günahları ortadan kaldıramaz.” (İbraniler 10:1-4, İncil)
Kurbanlar geçici çözüm sağlayabilirler. Ancak Tanrı sonsuz çözümü sağlayabilirdi. Öyle de yaptı. İsa’nın kendi sözlerine kulak verin: “Aynı şekilde, yemekten sonra kâseyi alıp şöyle dedi: “Bu kâse, sizin uğrunuza akıtılan kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır.” (Luka 22:20, İncil)
Tanrı’nın sizin yerinize gerçekleştirdiği kurbanı kabul eder etmez bu yeni antlaşmanın bereketi sizin olacaktır. Tanrı’yla fikir birliğinde olmanız gerekir. Tam olarak anlamanıza gerek yoktur. Siz de, ben de asla anlamayacağız. Tanrı’nın, İsrailliler’e tutsaklıktan kurtarıldıkları gece Mısırlılar’a ne yapacağını söylediğini hatırlıyor musunuz? “Kanı görünce üzerinizden geçeceğim.”
Onların bu iman adımı ne kadar önemliydi? Tanrı’nın İsrailliler’e verdiği talimatları dinleyin:
“Bütün Mısır’da benzeri ne görülmüş, ne de görülecek büyük bir feryat kopacak. İsrailliler’e ya da hayvanlarına bir köpek bile havlamayacak.’ O zaman RAB’bin İsrailliler’le Mısırlılar’a nasıl farklı davrandığını anlayacaksınız.” (Mısır’dan Çıkış 11:6-7, Eski Antlaşma)
Tanrı gece yarısı İsrailliler’e karşı farklı davranacaktı. Neden? Mısırlılar günahkar, İsrailliler ise günahkar olmadığı için mi? Hayır, ikisi de günahkardı. Tanrı o gece İsrailliler’e karşı farklı davranacaktı çünkü kuzuların kanı onları koruyacak. Mısırlılar bu korumaya sahip değildi. İsrailliler bir kuzu alacak, kuzuyu öldürecek ve kanı, evlerinin içinde görebilecekleri bir yere değil, dışarıda Tanrı’nın göreceği yere koyacaklardı. Tanrı şöyle söyledi:
“O gece Mısır’dan geçeceğim. Hem insanların hem de hayvanların bütün ilk doğanlarını öldüreceğim. Mısır’ın bütün ilahlarını yargılayacağım. Ben RAB’bim. Bulunduğunuz evlerin üzerindeki kan sizin için belirti olacak. Kanı görünce üzerinizden geçeceğim. Mısır’ı cezalandırırken ölüm saçan size hiçbir zarar vermeyecek.” (Mısır’dan Çıkış 12:12-13, Eski Antlaşma)
“Kanı görünce üzerinizden geçeceğim.”
Tanrı, yargıç olarak ülkenin üzerinde geçecekti. Onları bu yargıdan kurtaracak olan tek şey evlerinin kapı süvelerine serpilmiş kandı. Neden? Tanrı kimseyi iki kez yargılayamaz! Kuzular yargıyı taşımak üzere seçilmişti.
Tanrı’nın tasarısı buydu. Bu tasarıya göre Tanrı Yahudi evlerindeki ilk doğan erkek çocukları, ön kapının üstünde ve çevresinde kan olması halinde yargılamayacaktı. ‘Sen, Yusuf ve Yasemin, kapı süvenizde kanı gördüğünüzde sizin üzerinizden geçeceğim’ demiyor. Diyor ki, ‘Ben kanı gördüğüm zaman, üzerinizden geçeceğim.’ Yani TANRI kanı gördüğü zaman.
Herhangi birinin günahları için dökülen kana değer vermediğinizi mi düşünüyorsunuz? O zaman İsrailliler için değil, sizin günahlarınız için dökülmüş olan kan için bile mi? Tanrı o kadar büyük ki, asla bunu tam olarak takdir edemeyiz.
Sonsuzluğun bu tarafında hiçbir yerde, siz de ben de, İsa’nın çarmıhta verdiği kurbanın önemini anlamayacağız. Nihai olarak, önemli olan İsa’nın bizim için dökülen kanını ne kadar takdir ettiğimiz değil, Tanrı için bunun değeridir.
Ne kadar anlamanız gerekiyor? Şunu söylemek yeterlidir, “Benim için dökülen kanınla gerçekleştirdiğin yeni antlaşma için teşekkürler Rab!”
YENİ ANTLAŞMA VASİYETE BENZER
Tanrı’nın insanla gerçekleştirdiği yeni antlaşma en azından üç açıdan bir vasiyete benzer:
1 – Mallarının nasıl dağıtılacağıyla ilgili olarak bir kişinin isteklerini ifade eden yasal olarak bağlayıcı bir belgedir.
2- İnsanın ölümüyle devreye girer.
3- Menfaat sahiplerinin hiçbirine danışılmadan hazırlanmıştır.
Ölen kim? İsa. Cennetin mirasımız olmasının tek nedeni İsa Mesih’in ölümüdür. Bu antlaşma Tanrı’nın iradesinin egemen ifadesidir; üzerinde pazarlık yapılmış bir anlaşma değildir.
Mirası satın almanız mümkün müdür? Hayır, cennet gibi kazanılmaz, ancak verilir. Cennete girişimize izin verilmesi için bir bedel ödendi. Ama bedel bizim tarafımızdan ödenmedi. Kendi rızasıyla Kurtarıcımız tarafından ödendi. İsa, bizim yerimize ölerek ve yasanın gereklerini yerine getirerek bizleri günahtan özgür kılmak için geldi. “Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6:23, İncil). Bedeli ne büyük, eşi benzeri olmayan bir miras!
Tanrı mirasımızı dört şekilde tarif eder. “İsa Mesih’i ölümden diriltmekle bizi yaşayan bir umuda, çürümez, lekesiz, solmaz bir mirasa kavuşturdu.”
1- Çürümez. Bu açıdan mirasımız göklerin Yaratıcısı gibidir. Tanrı, ölümsüz ve değişmezdir. Çürüme, iyiden kötüye bir değişimdir ama cennet böyle değildir. Cennet, baştan mükemmel bir şekilde yaratıldı, standardı mükemmeliyet olan bir Tanrı tarafından yaratıldı. Varlıklarıyla cenneti bozacak kimsenin oraya girmesine izin verilmez.
2- Lekesiz. Yine, mirasımız Tanrı’nın mükemmeliyetini yansıtır. Bizi cennete kim taşıyabilir? Ahlaki paklık açısından diğer herkesten üstün olan bir Kurtarıcı’ya ihtiyacımız vardır. Hiç günah işlememiş ve böylece kendi günahları için bağışlatıcı kurbanlara ihtiyaç duymayan birine ihtiyacımız vardır. Günah tarafından lekelenmiş halde, ölümü fetheden ve mezardan dirilen lekesiz Kurtarıcı, bizleri cennete taşıyabilecek olan Kurtarıcı’dır. ‘Kutsal, suçsuz, lekesiz, günahkarlardan ayrılmış’ olduğu için bizim yerimize olduğu kurbana, bizlere cenneti kazandıran bir Kurtarıcı’ya ihtiyacımız var. İşte İncil İsa’yı bu şekilde tarif ediyor.
3- Solmaz. Kalıcıdır. Bu söz, İsa’yı tanıyanların gelecekteki mirasını tarif ediyor. Dünyasal olan her şeyin solma ve geçme doğasına kıyasla, tüm parlaklığı ve pırıltısıyla cennetin kalıcılığını betimliyor. Cennette yaşam ırmağının kenarlarında yetişen çiçekler, Tanrı’nın bizim gelişimiz için onları oraya koyduğu ilk sefer gibi, aynı zengin renklerini her zaman koruyacaklar.
Dünyasal bir gayri menkulun mirasçısı olan kişi, burayı kullanacak kadar yaşayıp yaşamayacağını bilemez. Son vasiyetimde, bizim varlıklarımızın menfaat sahibi olarak eşimi atadım. Size tuhaf gelebilir ama bazı miras yasalarına göre, eğer vasiyette adı geçmiyorsa, eşin mirası belirli bir yüzdeyle sınırlanabilir. Fakat adı geçmese bile mirastan bir pay alma hakkı elinden alınamaz. Eğer eşim benden sonra hayatta kalmazsa, sahip olduklarım çocuklarımız arasında bölüştürülecek. Onlar hayatlarını kaybetse ve ben hala yaşıyor olsam, kardeşim bizim sahip olduklarımızı miras alacak. Liste bu şekilde devam ediyor.
Tanrı’nın sizi cennetin mirasçılarından biri olarak atamasını ister misiniz? İsa’nın peygamberden çok daha fazlası olduğu konusunda Tanrı’yla fikir birliği içinde olmanız gerekir. İsa’yı Hayrettin’in gördüğü gibi görmeniz gerekir.
HAYRETTİN
Bir gün bir arkadaşımla birlikte Hayrettin’in Trabzon’daki köyünde ziyarete gittik. Bize gördüğü bir rüyayı anlattı. Rüyadan önce Hıristiyanlık hakkında kitapçık istemek için birine yazmıştı. Bize yazmamıştı ama bu kişi sonra bize Hayrettin’in Hıristiyanlık’a duyduğu ilgiden söz etmişti. Köye vardığımız sırada bu ilgi, ilgiden daha fazlasına dönüşmüştü. İman etmiş ve İsa Mesih’in uğruna öldüğü günahkarlardan biri olduğunu ikrar etmişti. Hayrettin’in gördüğü rüya Hıristiyan inancıyla ilgili olarak okuduklarını doğrulamıştı. Rüyası yaşamının yönünü değiştirmişti. Şöyleydi:
Hayrettin köyündeki diğer herkesle birlikte çok derin ve büyük bir çukurun içindeydi. Duvarlar o kadar düz ve sertti ki kimse çukurdan dışarı çıkmak için tırmanamazdı. Herkes acınacak bir durumdaydı. Kadınlar koşuşturup bağırıp çağırıyorlardı. İnsanlar bayılıyor ve ağlıyordu. Köydeki en hikmetli kişiler bile bu karmaşadan etkilenmişti ve yüzlerinde karmaşa ve panik okunuyordu. Herkes kimsenin kurtulamayacağını biliyordu. Altı yüz kırk sekizi de mahvolacaktı.
Sonra Hayrettin kafasını kaldırdı ve çukurun tepesinde parlak beyaz birini gördü. Bu kişi adının İsa olduğunu ve aşağı uzun ve ipek bir ip sarkıtacağını ve herkesin buna tutunabileceğini söyledi. Tuttukları zaman onları tehlikeden kurtaracaktı. Herkes bir an durdu ve gülmeye başladı. Sonra çukurun çevresinde bir kez daha koştu ama insanlar onu azarlayıp kızdılar. Çukurun çevresinde iki kez dolaşmak saatlerini aldı çünkü büyük bir kalabalıktı ve herkesin kendisini doğru bir şekilde duyduğundan emin olmak istiyordu.
Sadece Hayrettin İsa’nın kendisinden istediğini yaptı. İnce, ipek ipi tuttu ve yukarı çekildi. Uyandığında İsa’nın kim olduğu konusunda sonunda ikna olduğunu söyledi. Hayrettin, İsa’nın peygamberden daha fazlası olduğunu anladığını söyledi. İsa Kurtarıcıdır!
Tanrı’nın sizi cennetin mirasçılarından biri olarak atamasını ister misiniz? İsa’nın peygamberden çok daha fazlası olduğu konusunda Tanrı’yla fikir birliği içinde olmanız gerekir. İsa’yı Hayrettin’in gördüğü gibi görmeniz gerekir. Eğer onun gibi görürseniz, miras hakkınız olan cennete güvenli bir şekilde kesin olarak götürüleceksiniz. “Bu miras sizin için göklerde saklıdır.”
CENNETİN MİRASÇILARI OLMAK NE BÜYÜK ONUR!
“Seyrederken ellerinin eseri olan gökleri, oraya koyduğun ayı ve yıldızları. Soruyorum kendi kendime: “İnsan ne ki, onu anasın. Ya da insanoğlu ne ki, ona ilgi gösteresin?” (Mezmur 8:3-4, Eski Antlaşma)
Yaratıcısı tarafından insana bahşedilen onuru düşündüğümde aklıma Eski Antlaşma’daki bu ayetler geldi. Mezmurcunun, bizim gibi önemsiz varlıkları bu denli bereketleyen Tanrı’nın büyüklüğünü düşünmesine neden olan neydi acaba? Muhtemelen berrak bir gecede ayı ve yıldızları görebildiği göklere baktı. Yaratılışın enginliği içinde insan nasıl da minicik bir atom gibi görünüyor! Üzerinde yaşadığımız bu yerküre, güneş sistemiyle kıyaslandığında ne kadar büyüklükte? Peki ya, güneş sistemi diğer yıldız şehirleriyle kıyaslandığında? Ve bu galaksiler, güçlü Hubble Uzay Teleskobu tarafından gözlemlenen 3.000 görünür galaksiyle kıyaslandığında? Ve bu görünebilir galaksiler, evrendeki yüz milyarlarca galaksiyle kıyaslandığında?
Ama şimdi bir an için göklerdeki harikaları bir yana bırakın. Şu anda olduğu haliyle İsa’ya bakın. Bir gün Roma çivilerinin üzerinde delik açtığı ve çarmıha astığı ellerine ve ayaklarındaki yara izlerine baktığımda deneyim edeceğim sevinç ve hayretin aynısını yaşayacak mısınız?
Bunu benim için mi yaptın, ya Rab? Senin gibi biri, benim gibi biri için BUNUN gibi bir şey mi yaptı?
Günah sorunumuzu tamamıyla ve nihai olarak ortadan kaldırmak için Yaratıcımız’ın gezegenimizi ziyaret ettiğini düşünün! Böylesi bir mirasa sahip olmaya layık mıyız? ‘Varan’ adında, bu cennet otobüsünde bir numaralı koltuğa oturmaya layık mıyız? Bizlere İsa gibi bir Kurtarıcı bahşeden Tanrı’nın büyüklüğünü kim ölçebilir? Bunu ifade edecek söz yoktur. Armağanın değerini ve bu armağanla gelen merhameti anlatmaya yetecek tarifi ifade edecek bir dil yoktur.
“Sözle anlatılamayan armağanı için Tanrı’ya şükürler olsun!” (2.Korintliler 9:15, İncil)