DaVinci Şifresi

01 image12162 davinci code 45Hayatta bazı tartışılmaz gerçekler vardır. Herkes bir gün ölecek. Yoksulluk her zaman insanlığın başına bir bela olacak. Fenerbahçe Türkiye’deki en iyi futbol takımıdır. Dan Brown’un Da Vinci Şifresi adlı büyüleyici romanı dünya çapında on milyonlarca insanı etkisi altına almışır. Tamam, kabul ediyorum, hayatın bu dört tartışılmaz gerçeğinden biri aslında tartışılabilir. Fakat tartışılabilecek olan nokta, bu kitabın dünyada bu kadar çok insanın düşüncelerini ele geçirme biçimidir.

Kitabı bu denli tartışmalı hale getiren, yazarın romanın zemininin tarihsel gerçeklere dayanıyor olduğunu iddia etmesidir. Kuşkusuz herkes bilir ki, tarih konusunda bilgimiz için bir romanı temel almamalıyız. Yoksa almalı mıyız? Yazar, romanının dikkatli bir şekilde araştırıldığını söylüyorsa ne yapmalıyız? Kilise tarihi bilgimiz sınırlıysa ne yapabiliriz? Dan Brown ne söylüyorsa kabul mu etmeliyiz? Hayır, yapılacak en iyi şey iddialarını incelemektir değil mi? O zaman Dan Brown’un kitabını inceleyelim.

Diyelim ki bir yalan gördünüz; gördüğünüzün yalan olduğunu fark edebilecek biri misiniz? DaVinci Şifresi adlı romanı okudunuz mu, ya da bu romandan sinemaya uyarlanan, Da Vinci Şifresi adlı filmi izlediniz mi? Eğer bu romanı okuduysanız ya da filmini izlediyseniz, yazarın amaçlamış olduğu şu üç önemli özellik arasındaki farkı görebildiniz mi? Romanın, a) kurgusal olması tasarlanan, b) olaylara dayanan, c) gerçek olarak sunulan, ama aslında gerçek ile ilgisi olmayan üç özelliğini birbirinden ayırt edebildiniz mi?

Ben kendim bir yazar olarak, size iyi bir romanın iki sınavı başarı ile vermesi gerektiğini söyleyebilirim. İyi bir romanın hem etkileyici hem de gerçekçi olması gerekir. Aynı özellikler, bir romandan sinemaya uyarlanmış film için de geçerlidir. Bir romanda yazılan her şeyin, olayları kelimesi kelimesine gerçeğe dayandırarak aktaramayacağı açıktır. Romandaki karakterler gerçek kişiler değildirler, olaylar zihinde üretilmişlerdir ve bir yazarın hayal gücü, güneş sisteminin tümünü bile ortaya çıkartabilecek yeteneğe sahiptir. Aslında, yazmayı keyifli hale getiren de budur. Ancak yine de öykünüzde tanımlanan duygular içten, karakterler inanılır olmalıdır ve bir romanın ilettiği mesajın gerçek olması gerekir.

Okuyucularımız tarafından anlaşılsa da anlaşılmasa da, biz yazarların romanları her zaman bir mesaj içerir. 02 image10190 read 45Bir romanın konusunun gerçeği genellikle bir öznel yargı meselesidir, ama bir romandaki gerçekler yoruma tabi kılınamazlar. Yapıtında tarih ya da bilinen gerçekleri kullanan bir yazar, tanımladığı olaylara ilişkin gerçekçi bir resim vermekten sorumludur. Bir yazar kendi zihninde bir karakter ya da bir diyalog üretebilir, ama okuyucuyu yanlış yönlendiremez. Eğer bir yazar romanının öyküsü uğruna gerçeğe saygısızlık göstermek zorunda kalırsa, genellikle kitabının önsözünde gerçeklerden hangi noktalarda saptığını belirtir ve açıklama yapar.

Da Vinci Şifresi hakkında beni düşündüren sorun, yukarıda belirtmiş olduğum bu doğru düşünceye aykırı olan davranış biçimidir. Romanın etkileyicilik sınavından geçtiği aşikardır. Heyecan veren, gerçekten sürükleyici bir kitaptır. Bir kez okumaya başladıktan sonra bitirinceye kadar elinizden bırakamayacağınız türdeki kitaplardan biridir. Ve bu özelliğini de 46 milyonun üzerinde satarak, tam 44 dile çevrilerek kanıtlamış bulunmaktadır; günümüzün yayıncılık harikası haline gelmiştir.

Ancak yine de eğer bu kitabı okuduysanız okuduklarınız, ya da filmi izlediyseniz gördükleriniz gerçek midir? Da Vinci Şifresi, gerçeklik sınavını verebilmiş midir? Üzülerek söylüyorum ki, kitabın yazarı okuyucularını yanlış yönlendirmiş bulunmaktadır. Avukat bir dostum geçenlerde bana, jüriye bir tanığın güvenilirliği hakkında verdikleri bilgi yöntemini hatırlattı. [Türkiye’de davalar mahkemede bir yargıç veya yargıçlar kurulu tarafından karara bağlanır fakat bazı ülkelerde, sanığın suçlu mu yoksa masum mu olduğu kararı jüri tarafından verilir. Bu kişiler ülke çapında rastgele seçilir. Günlük yaşamlarında berber, ev hanımı, öğretmen, satış personeli, vs. olabilirler. Fakat jüri görevine çağrıldıklarını posta yoluyla haber aldıklarında işlerinden izin alarak bir mahkemenin sonucuna karar verecek jüri üyelerinden biri olarak görevlerini yerine getirmeleri gerekir. 03 image10237 shame belittle judge crowd 45Aldıkları çağrı, hangi mahkemeye çağrıldıklarını ve hizmetin hangi tarihte ne zaman başlayacağını belirtir.] Mahkeme başlarken bu avukat, adil bir yargılamayı güvence altına almak için jüri üyelerinin tarafsız bir yaklaşıma sahip olmaları gerektiğini anlatır. Şunu söyler:  

“Tanıklığının önemli bir bölümünde kasten yalan söyleyen bir tanığa, tanıklığının diğer bölümlerinde de güvenilmemelidir. Önemli bir konuda bilerek yalan yere tanıklık eden kişinin tanıklığını tamamıyla reddedebilirsiniz.”

Tamam. Dan Brown’un kitabında sunduğu davayı dinleyeceğiz ve söylediklerinin güvenilir olup olmadığına bakacağız.   

Kitabı okudunuz mu? İlgi çekici çelişkili fantezisi İsa Mesih’in Mecdelli Meryem’le evli olduğunu ve Meryem’in çocuklarının babası olduğunu söylüyor. Dan Brown, Kutsal Kitap’ın Roma İmparatorluğu’nu kontrol etmek ve kadınları ezmek amacıyla İ.S. 325 yılında kilise önderleri tarafından değiştirildiğini söylüyor. İsa’nın tanrılığı konusunun siyasal nedenlerden ötürü uydurulduğunu ve Katolik Kilisesi’nin yüzyıllar boyunca bu gibi dinsel skandalları bir sır olarak tutmak amacıyla komplolar kurduğunu iddia ediyor.

Da Vinci Şifresi hikayesinin büyük bir kısmı, Louvre Müzesi’nde müze müdürünün ölümüyle başlayarak aşağı yukarı bir günde gerçekleşiyor. Fransız polisi karakterlerden birinden, ölen kişinin bedeni üzerine işlenen şifreyi çözmesi isteniyor. Bu araştırmada araştırmacıya genç ve çekici bir kriptolog yardımcı oluyor, Sophie Neveu. Kahramanlar kısa bir süre içinde davada şüpheli durumuna düşüyorlar ve yetkililerden kaçmaya başlıyorlar. Kaçma ve cinayeti çözme süreci içinde zengin bir tarihçi ve Kutsal Kase fanatiği olan biriyle yolları birleşiyor. 

Yetkililer ve Opus Dei üyesi olan bir albino ‘keşiş’ tarafından kovalanan, ikon düşmanları ve kaseyi bulmaya hevesli insanlardan oluşan bu küçük çete, Paris’ten Londra’ya gidiyor. Anlatım içerisine hikayedeki iki karakterin verdikleri konferanslar işlenmiştir. Konferanslar, Kutsal Kase’nin kim olduğu, Leonardo Da Vinci ve Son Akşam Yemeği’nin önemi ve İsa ve Katolik Kilisesi hakkında gerçeği anlatıyor.


04 judgmentalist xxx green 45Romanın konusunun kilit noktası, kilisede pek çok kişinin İsa’nın evli olduğunu bildiği ve daha sonradan ortaya çıkan tanrılığını korumak için bunun ortaya çıkmasını önlemek için gizli plan yaptıklarıdır. Bu gerçeği bir sır olarak saklamaya cinayeti göze alacak kadar kararlıydılar. Hayali bir roman yapıtı olarak gerçekten de ilgi uyandıran bir hikaye!!! Ama gerçek mi? Kitabı okudukça gerçek olanla tamamıyla uydurma olan arasındaki farkı ayırt edebildiniz mi? Kutsal Kitap’ı iyi bilen birçok Hıristiyan Dan Brown’un kitabının hayali bir hikaye olduğunu ve dinle ilgili ilkelerinin ciddiye alınmaması gerektiğini açıkça görebiliyorlar. Peki ama Kutsal Yazılar’ı çalışmayanlar? Kutsal Kitap’ın tarihi ve güvenilirliği konusunda bilgisiz olanlarımız? Sahte inançlar ve Kutsal Kitap’a uygun öğretiş arasındaki fark ve Kilise tarihinin anahtar olayları ve bugün bizim için önemleri söz konusu olduğunda bilgimiz eksikse? 

Dan Brown’un sözlerini olduğu gibi kabul edersek, sözde uzun zamandır kayıp olan belgelerin, gizli anlaşmalar yapılarak Katolik Kilisesi tarafından saklandığı ve Kutsal Kitap hakkındaki gerçeği öğrenmemiz için artık ortaya çıktığına inanacağız. Dan Brown’un çizdiği resim, kitabın, yüzyıllar boyunca Kutsal Kitap ve Katolik Kilisesi’nin çarpıttığını düzelten dikkatli tarihsel bir araştırma olduğudur.

Bu hiç de doğru değildir. Dan Brown, okuyucularının İsa, Mecdelli Meryem ve ilk dönem Hıristiyanlığı hakkında uzun zamandır saklanan gerçekleri açıkladığına inanmalarını istiyor. Peki öyle mi yapıyor? Yazar olarak size şunu söyleyebilirim, yazarın inançları kaçınılmaz olarak hikayenin içine sızar. Yazdıkça kendimizden bir şeyler paylaşırız. Dan Brown’un mesajı- ya da en azından mesajlarından biri- öğrendiğiniz hiçbir şeye güvenmeyin mesajıdır. Nitekim, internet sitesinde, kitabı kayıtlı tarihle çeliştiğinde kendimize ‘Tarihin kendisi tarihsel olarak ne kadar doğru?’ sorusunu sormamızı öneriyor. 05 image4893 examine 45İşte bu noktada ondan ayrılıyorum. Her iyi yazar, hikaye yaratmanın sevinci ve heyecanından ayrılmaz bir parça olarak gerçeğe arka çıkma sorumluluğunun da geldiğini bilir. İşte Da Vinci Şifresi bu noktada testi geçemiyor, ister uydurma kısımları kitapta okuyun isterse de filmde izleyin. Tekrar sormama izin verin, kitapta ya da filmi izlerken neyin hayali olduğunu, neyin olgulara dayandığını ve neyin olgu olarak sunulduğu halde aslında gerçek olmadığını anlayabildiniz mi? Herhangi bir noktada yanlış bir şekilde yönlendirildiğinizi fark ettiniz mi?

Da Vinci Şifresi’nde, Siyon Manastırı olarak adlandırılan bir organizasyonun var olduğu – ve karakterler bunu onaylarlar – öne sürülür. Bu organizasyon, sözüm ona 1099 yılında kurulmuş gizli bir topluluktur. Aslında gerçek, bu organizasyonun sahtekarlık suçundan hapse girmiş olan Pierre Plantard adlı biri tarafından 1953 yılında icat edilmiş olduğudur. Daha sonra Plantard mahkemeye çıkarılmış ve vermiş olduğu yeminli ifadesinde, İsa’nın, Mecdelli Meryem’den çocukları olduğu hakkındaki öyküyü uydurduğunu itiraf etmiştir.

1993 yılında Roger-Patrice Pelat’ı da içine alan, hükümet rüşvet skandalıyla ilgili bir soruşturma sırasında  Plantard, Pelat’ın Siyon Manastırı’nın ‘Büyük Ustalarından’ biri olduğuna ilişkin kanıtlarla ortaya çıktı. Plantard’ın elindeki parşömenler de bunu kanıtlıyordu. Plantard’ın hikayesinin arkasında daha başka şeyler olduğundan da kuşkulanan Fransız Yargıç Thierry Jean-Pierre Plantard’ın evinin aranması emrini verdi. Aramada daha fazla parşömen bulundu. Bunlardan biri şaşırtıcı bir şekilde Plantard’ın Fransız tahtının gerçek veliahtı olduğunu iddia ediyordu. 

Plantard, ünlü ve böylece zengin olma amacıyla başka biriyle birlikte sahte parşömen hazırlayıp bunlara eski görünümü vererek Paris’te Ulusal Kütüphane’ye yerleştirmişti. Parşömenlerin Siyon Manastırı’nın varlığını ve doğrudan Fransa krallarının ve Mecdelli Meryem’in  soyundan geldiğini kanıtladığını gördüler.

06 judge stern exacting 45Saklı belgelerin bulunmasını ve utanmaz iddialarını hiç de komik bulmayan Yargıç, Plantard’ın 48 saat için göz altına alınması emrini verdi. Bu sırada Plantard parşömenler hakkında sorgulandı. Plantard, yeminli ifadesinde Siyon Manastırı hakkında iddialarını geri aldı ve sahte parşömenleri hazırlamaya yardım edip her şeyi uydurduğunu itiraf etti. 

Şunu bir dinleyin. Dan Brown bizlere kitabında ne söylüyor? Konuyla ilgili bilgileri atlayarak okuyucularını aldatmaya çalışıyor. Sözünü ettiği parşömeninin sahte olduğunu söylemiyor! Plantard’ın yemin etmiş olarak parşömenlerin gerçek olmadığını kabul ettiği gerçeğini işine geldiği için atlıyor. Bunları göz ardı etmek, Dan Brown’un kitabının ‘tarihsel gerçeklere’ dayandığı iddiasını güçlendiriyordu.

Dan Brown’un tarihle ilgili versiyonu. Dan Brown şöyle yazıyor, “1975’te, Paris Ulusal Kütüphanesi’nde Les Dossiers Secrets adlı parşömenler bulundu, bunlar Sir Isaac Newton, Boticelli, Victor Hugo ve Leonardo da Vinci de dahil olmak üzere Siyon Manastırı’nın çeşitli üyelerinin adlarını belirtiyordu…”

Tarihin size anlattıkları. Bizlere gerçeği anlatmak için Dan Brown’un şöyle demesi gerekirdi: “1975’te, Paris Ulusal Kütüphanesi’nde Les Dossiers Secrets adlı parşömenler bulundu, bunlar Sir Isaac Newton, Botticelli, Victor Hugo ve Leonardo da Vinci de dahil olmak üzere Siyon Manastırı’nın çeşitli üyelerinin adlarını belirtiyordu, fakat daha sonra aslında parşömenlerin bir sahtekarlık yapmak amacıyla oraya Pierre Plantard tarafından konulduğu öğrenildi.

Dan Brown’un tanıklığını dinlerken ne yapmamız gerekiyor? “Tanıklığının önemli bir bölümünde kasten yalan söyleyen bir tanığa, tanıklığının diğer bölümlerinde de güvenilmemelidir. Önemli bir konuda bilerek yalan yere tanıklık eden kişinin tanıklığını tamamıyla reddedebilirsiniz.” 


07 davinci cover and blue eye 45Da Vinci Şifresi’nin yazarı, çok iyi bilinen bu tarihi bilgi konusunda ne yapmıştır? Bu bilgiyi önemsememiş ve Siyon Manastırı’nı kitabındaki ana konulardan biri yapmıştır. Siyon Manastırı’nın kurgu değil gerçek olduğunu ileri sürmüştür. Yazarın bildiği tek gerçek, evlenmiş bir İsa düşüncesinin duyguları harekete geçireceği ve bu düşüncenin de kitap satışını arttırmak için çok uygun bir destek olacağıdır. İsa evlenmiş miydi? İsa ve Mecdelli Meryem’in çocukları olmuş ve bu çocukların soyları İ.S. 476-750 yılları arasında Fransa’yı yöneten Merovenj hanedanını oluşturmuş muydu? Hayır, bunların hiç biri olmamıştır. Bunlar yalnızca romanları heyecanlı hale getiren hayali ve saçma öykülerdir. Gizemli bir Avrupa toplumu. Yüzyıllar boyunca korunmuş önemli bir sır. Hıristiyan kilisesinin dünyadan gizlemiş olduğu önemli bir gerçek. İyi bir kitap için nasıl da harika bir senaryo! Ancak buradaki tek sorun, İsa’nın hiçbir zaman evlenmemiş olduğudur. Ama ne yazık ki iyi niyetli okuyucular ve yazarlar ve hatta belki de siz bile bu roman aracılığıyla kandırıldınız ve bu romanın Hıristiyanlık ile ilgili uzun zamandır baskı altında tutulan gerçekleri açıklayan ilginç ve tarihi bilgiler sunduğunu sanarak yanlış bir düşünceye kapıldınız. Ama baskı altında tutulan tek şey, ne yazık ki yalnızca gerçeğin kendisidir.

Da Vinci Şifresi’nin yazarı, gerçek hakkında ne düşünmektedir? Yazarın kendi internet sitesindeki ifadesi şudur: “Romanın GERÇEK sayfasını okuduğunuz takdirde, sayfanın, romandaki belgelerin, törenlerin, organizasyonların, sanatsal ve mimari konuların tümünün var olduklarını açıkça belirttiğini göreceksiniz. GERÇEK sayfası, kurgusal karakterler tarafından tartışılan eski teorilerin herhangi biri hakkında hiçbir ifadede bulunmaz. Bu düşüncelerin yorumu, okuyucuya bırakılmıştır.”

Bir yazar olarak size bir yazarın inançlarının kaçınılmaz bir şekilde öyküsüne sızacağını söyleyebilirim. Bizler yazarken kendimize ait bir şeyleri de paylaşırız. Bay Brown’un mesajı – ya da en azından mesajlarından biri – ‘öğrenmiş olduğun hiçbir şeye güvenme’ inancını yansıtmaktadır. Aslında kendisi internet sitesinde şunu önermektedir: “Eğer kitabım kaydedilmiş tarih ile çelişiyorsa, kendinize şu soruyu sormalısınız, ‘Tarihin kendisi, tarihsel açıdan ne kadar doğru ve kesindir?” Bu noktada Bay Brown’un görüşünden ayrılıyorum. Herhangi iyi bir yazar, bir öykü oluştururken duyduğu sevinç ve heyecana sahip olmanın yanı sıra, gerçeğin yanında yer alma sorumluluğunu da üstlenmelidir. Da Vinci Şifresi’nin sınavdan geçemediği nokta buradadır. Kitapta basılı hayali üretimleri okumuş ya da tüm bunları filmde izlemiş olan sizlere tekrar sormama izin verin, kitabı okurken ya da filmi izlerken, neyin kurgusal, neyin gerçek olaylara dayanarak tasarlandığını ve aslında gerçek olmadığı halde neyin gerçek olarak sunulduğunu ayırt edebildiniz mi? Yanlış yönlendirildiğinizin farkında mıydınız?

Görünen o ki, Da Vinci Şifresi’nin yanlış bir tarihi temel aldığı itirazına karşı koymak için belirli bir konu defalarca tekrarlanmıştır. Tekrarlanan bu konunun hangisi olduğunu anladığınızdan eminim: “Önemli olan tek şey, neye inandığınızdır.” Yani, inancın kendisi, bir şeyi gerçek haline getirebilir. Doğrudan saptırılmış olan bu tür bir düşünce tarzı, yalnızca Hıristiyan tarihini yeniden yazmak isteyen gnostik müjdelerin kullanımını aklayabilirdi ve Brown’un da kitabı aracılığıyla yapmak istediği budur. Brown adeta şunları söylemektedir: “Tarihi incelemelerin geleneksel standartları ile boy ölçüşemeyiz, ama bu önemli değil. Zaten önemli olan, yalnızca neye inandığınızdır, inandığınız şeyin gerçekten var olup olmadığı önemli değildir.” Ne büyük bir saçmalık!

Nuh’un gemisiyle işi bittikten sonra Kristof Kolomb’un gemiyi devraldığına inanabilirim. Buna içtenlikle inanabilirim fakat samimi bir şekilde yanılmış olacağım kesindir! Gerçek tarihsel olgular diye bir şey vardır. Belli bir zaman ve yerde gerçekleşen olaylar o zamanın insanları tarafından kaydedilmiştir. Olaylar tarihin bir parçası olmuştur. 

Ben Kristof Kolomb konusunda nasıl yanılıyorsam, DaVinci Şifresi’nin yazarı da Hıristiyanlığın tarihi gerçekleri konusunda aynı şekilde yanılmaktadır. Yazar bize tarihi incelemelerdeki nesnelliğin bir hayal olduğunu söylemeye çalışır ve sonra kurguyu tarihi gerçek olarak sunma yolunda ilerler. Eğer yazarın önemli olan tek şeyin neye inandığımız olduğu hakkındaki düşüncesini kabul eder ve bu düşünceyi izlersek, o zaman kendisinin tarihi düzeltme çabaları kabul edilebilir hale geleceklerdir.

Da Vinci Şifresi’nin yazarı, tarih ve kurgu arasındaki çizgileri bulanıklaştırdığı ve sizi Hıristiyanlığın bir yalan üzerine bina edildiğini düşündürmeye terk ettiği için, gerçekleri kitabında yer verdiği kurgulardan ayırmak istiyorum. İznik Konseyi’nde neler olmuştu? Kitapta yazılanlara inandığınız takdirde, ilk Hıristiyanlar’ın ve İsa zamanında yaşamış olan kişilerin, İsa’nın yalnızca bir insan olduğuna inandıklarını ve bu inancın İznik Konseyi’nden önceki üç yüz yıl boyunca sürdüğünü düşüneceksiniz. Romanda bize öğretilen, ilk Hıristiyan önderlerinin İsa’yı bir tanrıya dönüştürme kararlarını bu konseyde almış olduklarıdır. Filmin sonlarına doğru Tom Hanks gerçekten tehlikeli olanı açıkça beyan eden özet bir konuşma yapar. Sophie’ye şunu söyler: “Tanrı ya da insan…insan ya da Tanrı, ne fark eder ki?” sonra şu sözleri ekler:”Belki de İnsan Tanrı’dır.”

İsa’nın gerçekten kim olduğu önemli midir?

Eğer önemli olan gerçekse, eğer önemli olan tarihse, çok şey fark eder. Romanda şu ifadeyi okursunuz: “Tarihteki o ana kadar (İznik Konseyi’nden söz etmektedir) İsa ölümlü bir peygamber ve güçlü bir insan olarak görülmekteydi. Ama yine de her şeye rağmen, sonuç olarak yalnızca bir insan olarak düşünülmekteydi. Tanrı’nın Oğlu olarak görülmemekteydi! “

Başka bir karakter, bu ifadeye, “Doğru”, diyerek karşılık verir. Sonra devam eder: “İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olarak görülmesi resmen İznik Konseyi tarafından önerilmiş ve bu yöndeki karar yine konsey tarafından alınmıştır…ve alınan bu kararda verilen oyların toplamı birbirine yakındı. “Şimdi bu konu hakkında konuşalım, ve bu konuşmayı yapabilmemiz için tarihin o dönemindeki asıl ana belgelere başvurmamız gerekmektedir. Dan Brown’un yaptığı gibi, sonraki yüzyıllarda İsa hakkında ileri sürülen mitolojilere ve düşüncelere başvuramayız.

Her şeyden önce, konseyin toplanma nedenini oluşturan Arius adındaki kişi, İsa’nın Tanrılığı’nı inkar eden biriydi. Arius, düşüncelerini kısa tekerlemeler halinde bir araya getirmişti ve bu tekerlemeleri çarşı meydanında dolaşırken şarkılara dönüştürerek söylerdi. O dönemde Konstantinopol’de bir somun ekmek almak isteseniz şu soru ile karşılaşacağınız söylenirdi: “İsa’nın ezeli olduğuna mı yoksa sonradan Oğul edinildiğine mi inanıyorsun?” İmparatorluğu yavaş yavaş parçalayan hararetli tartışmalar yaşanıyordu. Bu durumda, konseyin oluşturulma nedeni, İsa’nın Tanrılığı’nı inkar eden bir adamın varlığıydı. Konsey, Konstantin’in, İsa’yı bir tanrı yapabilmesi için oluşturulmamıştı. İsa’nın Tanrılığı zaten o dönemin kilisesinin resmi öğretişiydi. Bu noktanın altını lütfen kırmızı ile çizin. Konstantin, İsa’nın Tanrılığı’na ilişkin öğretişi, bugün aynen benim yapabildiğim gibi, elindeki Yeni Antlaşma kopyasını okuduğunda görebilirdi. Bu öğretiş aynı zamanda ilk kilise babalarının da öğretişiydi. Konstantin yalnızca bu konunun açıklığa kavuşturulması amacı ile bir konsey oluşturma kararı almıştı. Arius görüşlerini sunmak üzere konseye davet edildi. Kilise ileri gelenleri, Arius’un hatalı öğretişini reddettiler ve bu arada belirtmek isterim ki, verilen oyların toplamı, Dan Brown’ın kitabında yazmış olduğu gibi birbirine yakın değildi. O dönemde yaşayan Yahudi bir tarihçi olan Eusebius, konseydeki oylamada 316 kabul oyuna karşılık 2 red oyu verildiğini kaydetmiştir. Yalnızca iki kişi belgeyi imzalamayı reddetmişti. Dostum, tarihi kimden öğreneceğiniz konusunda lütfen dikkatli olun!

Konseydeki tartışmanın gerçek konusu, İsa’nın doğasının, Tanrı’nın doğasına benzer mi yoksa özdeş mi olduğu hakkındaydı. Bu konuda zaten bildiklerini temel alarak İsa’nın doğasının Tanrı’nın doğası ile özdeş olduğunu onayladılar. Eğer İznik İman Açıklaması’nı okursanız bu açıklamanın İsa’nın Tanrı olduğunu beyan ettiğini göreceksiniz. Dan Brown’ın romanında sunduğu şu düşünceler gülünçtür: “Konstantin, İsa’nın Tanrılığı düşüncesini politik çıkarlar amaçladığı için icat etmiştir ve konsey toplanmadan önce İsa yalnızca ölümlü bir peygamber olarak görülürdü. “Brown’un kitabını okuyabilir ya da filmini izleyebilir ve aslında aldatılıyor olmanıza rağmen, öne sürülenin tarihi gerçek olduğunu düşünebilirsiniz. İsa’nın, İznik Konseyi’nden önce yalnızca bir insan olarak görüldüğü fikri, yalnızca hayali bir uydurmadır. Konsey toplanmadan iki yüz yıl önce, İ.S. 110 yılında, kilise babalarından biri olan Ignatius’un söylediklerine kulak verelim. Ignatius, şehit edilmek üzere Roma’ya giderken, “İsa Mesih, beden almış Tanrı’dır” demekteydi. Polikarp, İreneyus ve kilisenin diğer tüm önderleri, İznik Konseyi’nden çok uzun bir zaman önce İsa’nın Tanrılığı’na inanmışlardı. İsa’nın kendisi Tanrı olduğunu söylemişti. Kilise, İsa’nın bu ifadesini kaydetmiş ve söylediğinin doğruluğuna inanmıştı. İsa’nın Tanrılığı’nın, her zaman kilisenin inanç temelini oluşturmuş bir gerçek olduğu sorgulanamaz. Konstantin, hiç kimseyi İsa’nın Tanrılığı’na inanması için zorlamamıştı.

Daha önce yazmış olduklarımı hatırlıyor musunuz? Yazarların bir roman yazdıklarında bile gerçeklik sınavını vermek zorunda olduklarından söz etmiştim. Bu sınavdan geçemeyen Da Vinci Şifresi, doğası itibarıyla yıkıcıdır, çünkü kitabın yazarı tarihin temelini mitolojiye dayandırarak tarihi kendi çıkarı uğruna çarpıtmaktadır. Brown, kitabında yer alan tüm tarihi referansların ve belgelerin doğru olduklarını ve var olan kanıtlara dayandıklarını ileri sürebilir, ama bu iddiası gerçek değildir. Örneğin, yazarın, İsa’nın Mecdelli Meryem ile evlendiği konusundaki iddiasını destekleyecek olan kanıtı nedir? Hiç bir yerde, İsa’nın biri ile evlendiğinden söz eden tek bir metin bile bulunmadığını biliyorum. Hiçbir yerde bu konuda yazılmış tek bir satır mevcut değildir! Yapabileceğiniz en iyi şey, her ikisi de gnostik müjdelerde yer alan iki metinden anlam çıkartmaya çalışmak olacaktır- ikinci ve üçüncü yüzyıllara ait olan metinler arasında Mecdelli Meryem hakkında bilgi içeren tek metinler Filip Müjdesi ve Meryem Müjdesi olarak adlandırılan bu iki gnostik müjdede bulunmaktadır; bu metinlerde, İsa’nın Mecdelli Meryem adlı bu kadını sevdiğine ilişkin ifadeler yer almaktadır: “…bizi sevdiğinden daha çok…” Yani, on iki öğrenciyi sevdiğinden daha çok.


Dan Brown’un, İsa ve Mecdelli Meryem’in bir çocukları olduğu hakkındaki iddiası için ne söylenebilir? Aynı şekilde bu konu hakkında da hiçbir kayıt yoktur ve bunu söylerken İsa hakkında yazılmış olan çok büyük bir edebiyat hacminden söz etmekteyiz. Bir Kutsal Kitap bilgini şöyle der: “Çalışma odamda 36 ciltten oluşan çok kapsamlı bir koleksiyona sahibim. Bu ciltlerden her biri yüzlerce sayfadan oluşmakta. Metinde çok küçük bir yazı tipi ve tek satır boşluğu kullanılmış. Bu nedenle çok yazılı malzeme var. Hiç bir yerinde İsa’nın bir çocuğu olduğuna ilişkin ufacık bir ima bile yok.”

Dan Brown, kitabında yer verdiği bilgilere hangi kaynakları kullanarak ulaşmıştır? DaVinci Şifresi, referans olarak gnostik müjdeleri kullanır, Konstantin ve İznik Konseyi’nin Kutsal Kitabımız’ı çıkarlarını düşünerek seçtiklerini söyler ve bu gnostik müjdelerin İsa’nın zamanındaki olaylara ilişkin daha iyi bir öykü sunduklarını iddia eder. Bu bir yalandır, ama kendisinin bildirdiği yine de budur. En azından gnostik müjdelerin 1945 yılında keşfedilmeleri sonucunda Mecdelli Meryem hakkındaki tartışmaların yeni bir boyut kazandıklarını söyleyebiliriz. Ama bu gnostik müjdeler bizi yine de Brown’un vardığı sonuçlara yönlendirmezler.

Yine de, gnostiklerin kimler olduklarına bir bakalım! Gnostik sözcüğünün temeli, Gnosis’tir. Bilgi sözcüğünün kökeni, bu Gnosis sözcüğünden gelmektedir. Gnostikler İsa’nın zamanından hemen sonra yaşamışlardı. Bilgiye, belirli bir gruba özel deneyimler aracılığıyla sahip olduklarını ileri sürerlerdi, yani bilgi yalnızca üyeliğe kabul edilmiş küçük bir gruba açıklanırdı. Bilgi sözcüğünün kökenini oluşturan bu Gnosis, yalnızca aydınlatılmış olan kişilere anlayış sağlardı. Türkiye’deki İslam inancında da aynı görüşe sahip mezheplerin var olduğunu biliyor olabilirsiniz. Gnostikler diğer insanlardan daha fazla aydınlatılmış olduklarını söylüyorlardı. İsa’nın zamanındaki gnostiklerin Hıristiyanlığı, diğer konular ile birlikte kadınlara özgü konularda da daha çok kadınların lehine görüşler içermekteydi. Bazı gnostik yazılarda din uğruna yapılan cinsel törenlerden dahi söz edilmektedir. Gnostikler nesnel tarih kayıtlarına bakarak değil, kendi içimize bakarak İsa ile karşılaşabileceğimize inanırlardı. İlk kilise babaları, gnostiklerin kişisel aydınlanma konusundaki kendi teorilerini haklı çıkarmak amacıyla İsa’nın güvenilir öğretişlerini parçalayan sapkınlar olduklarına inanmışlardı.

Gnostiklerin temel belgelerine gelince, geçen yüzyıllar boyunca bu belgelerin kaybolduklarını ve dünya tarafından bilinmeden kaldıklarını söyleyebiliriz. Uzun zaman gömülü kalmış bu belgeler 1945 yılında Mısır’da Nag Hammadi’de keşfedildiler. Tahmin edileceği gibi, bu belgeler bilginlerin çok ilgisini çekti ve kilisenin ilk yüzyıllarına ilişkin bazı değerli bilgileri açığa çıkardı. Bu belgeler arasında İsa’nın izleyicilerine atfedilmiş olan çeşitli müjdeler de bulunmaktaydı. Örneğin, Tomas İncili, İsa’nın ağzından çıkmış 114 ifadeyi içerdiğini bildirmektedir.

Bu belgeler ve Mecdelli Meryem arasındaki ilişki nedir? Mecdelli Meryem’den pek çok kez İsa ile yakın arkadaşlığı olan bir kişi olarak söz edilir. Aslında bu belgelerde Meryem, İsa’nın gözde izleyicisi olarak sunulmakta ve İsa’nın Meryem’e özel bir ilgi gösterdiğine değinilmektedir. Bu nedenle bu belgeler (ve bu söyleyeceğimin altını çiziyorum), İsa ve Meryem’in ilişkileri hakkındaki incelemelerimizde eksik kalmış olanı belirtir gibi görünmektedirler. DaVinci Şifresi’nde bize, kilisenin İsa’nın Meryem ile yaptığı evlilik hakkındaki gerçeği gizlemek için “insanlık tarihinde sarf edilmiş en büyük çabayı göstermiş” olduğu söylenir. Yazar ne yazık ki iyi bir öykü çıkartabilmek uğruna tarihe hile karıştırmaktadır.

İsa ve Mecdelli Meryem’den söz eden, Yeni Antlaşma’nın dışında yer alan iki en önemli belgede İsa ve Mecdelli Meryem’in evlendiklerini gösteren kanıt nedir? Önce, Filip Müjdesi’nde şu satırları okuruz: “Kendisine eşlik eden Mecdelli Meryem’dir. İsa, onu diğer öğrencilerinden daha fazla severdi. Onun “yüzünü” tüm diğer öğrencilerinin yüzünü öptüğünden daha çok öperdi ve diğer öğrencileri, İsa’ya şunu sorarlardı: “Onu neden bizi sevdiğinden daha çok seviyorsun?” Kurtarıcı, onlara şu sözler ile karşılık verirdi: “Sizi neden onu sevdiğim gibi sevmiyor muyum? Eğer bir kör ve gözleri gören biri karanlıkta birlikteyseler, her ikisi de aynıdır. Işık geldiğinde, gözleri gören ışığı görecektir. Kör olan ise karanlıkta kalacaktır.”

İsa’nın öptüğü neydi? Papirüsün düşük kalitesi nedeniyle, bir ya da iki sözcük silinmiştir. Metinde yazılı olanlar şunlardır, “İsa onu sık sık (boşluk) öperdi…” Bu durumda bilginler, silinmiş sözcüklerin meydana getirdiği boşluğu ağız, yüz, alın gibi sözcükler ile doldurmayı seçmişlerdir. İfadede İsa’nın aynı zamanda diğer öğrencilerini de öptüğü ima edildiğinden, metindeki boşluğun, “el” ya da hatta “yanak” sözcükleri ile doldurulabileceğini de rahatlıkla söyleyebiliriz – Orta Doğu’da adet olduğu üzere, öpülen yer büyük olasılıkla “yanak”tı.

Şimdi değineceğim noktanın altını çizin. Meryem’in burada İsa’ya eşlik eden kişi olarak sunulması, belki de sözde evlilikleri konusunda var olan en iyi kanıttır. Dan Brown, romanının öyküsünü oluşturmak için bu ifadeyi kullanmıştır. Bu metin Yeni Antlaşma’nın metinlerini bilen ve incelemiş kişiler tarafından güvenilir olarak kabul edilmiyordu, ama en azından bulunmuş ve incelenmiş olan bu metnin yazıldığı papirüs güvenilirdi. Bunun da altını çizin. Gnostik kayıtlarında eşlik eden olarak geçen sözcük, eş anlamına GELMEMEKTEDİR! Sözcük “Kız kardeş” anlamındadır, ya da sizin ve benim anladığımız şekilde, eşlik etme, yani refakat etme kastedilmektedir. Örneğin, geçen hafta Ankara’ya yapmış olduğunuz bir otobüs yolculuğunda, yanınızdaki koltukta oturmuş olan kişiden, ‘hoş bir yol arkadaşıydı’ şeklinde söz edebilirsiniz. Bu kayıtlarda ya da herhangi başka bir kayıtta, İsa ve Mecdelli Meryem’in karı- koca olarak belirtildiklerine ilişkin hiçbir kanıt mevcut değildir. Da Vinci Şifresi’nin yazarı ne yapıyor? İsa’yı evlendiriyor, çocuk sahibi yapıyor ve çocuklarını Fransa’daki bir kraliyet ailesinin üyeleri haline getiriyor. İnanılır gibi değil!

Gnostik müjdeler, biçimleri ve düzenleri açısından güvenilir midirler? Bilginlerin, Filip Müjdesi’nin, yaklaşık olarak üçüncü yüzyılın ortalarında, İsa’nın zamanından takriben iki yüz yıl sonra yazılmış olduğuna inandıklarını hatırlayalım. İsa’nın yaşadığı zamandan çok uzun yıllar sonra yazılmış olmaları, tanıklıklarını yetersiz kılmaktadır. Ünlü bir kişi hakkında söylenenler konusunda kimin sözlerine daha çok inanırdınız – ünlü kişiyi görmüş ve onunla yaşamış olan kişilerin söylediklerine mi yoksa ünlü kişiden iki yüz yıl sonra yaşamış olan birinin söylediklerine mi? Sonra kendinize Filip’in yazdıklarında kendi isteklerine yer verdiğini hatırlatın. Filip, kendi politik düşüncelerini, bu ünlü kişinin sözleriymiş gibi göstermek istiyordu. Filip’in Müjdesi’nin tamamını okuyan herhangi biri, metinde İsa hakkında güvenilir bilgiler yazmanın değil, putperest bir felsefenin duyurulmasının amaçlandığını net olarak anlayabilir. Dan Brown, kitabında orijinal Hıristiyanlığın, insanların düzenledikleri törenlerde kadınlar ile cinsel ilişki kurma aracılığıyla Tanrı ile karşılaştıklarına dair putperest bir düşünceye inandıklarını göstermeye çalışabilir. Böyle bir düşüncenin günümüzün seks çılgınlığı çağına uyum sağlayacağı ve kitap satışlarını artıracağı kesindir, ama bu tür bir düşüncenin gerçek Hıristiyanlık ile hiçbir şekilde ilgisi yoktur. Eğer tarihi gerçekler umurunuzda değilse dilediğiniz her şeyi yazabilirsiniz, öyle değil mi?

Filip’in Müjdesi’ni kimin yazdığına dair elimizde herhangi bir ipucu bulunmamaktadır. Yeni Antlaşma’da adı geçen Filip tarafından yazılmadığı kesindir; muhtemelen bütünlüğü bozulmuş gnostik düşüncelerin çoğunluğunu bir araya getiren sahte bir yazar tarafından kaleme alınmıştır. Gnostik yazarlar, yazdıklarına güvenilirlik sağlaması amacıyla kendilerine elçilerin adlarını vermişlerdir. Bu tanınmayan yazar belki de kendi yaptıklarını yazmıştı, çünkü Mecdelli Meryem hakkındaki söylentiler üçüncü yüzyılda bile hala konuşulmaktaydılar. Her halikarda bu yazarın kendi amaçları vardı ve bu amaçlarına ulaşmak için gerekli gördüğü her aracı kullanmayı denemişti.

Meryem Müjdesi olarak adlandırılan bir başka gnostik kitabında, Mecdelli Meryem, Kurtarıcı tarafından kendisine özel açıklama verilmiş biri olarak tanımlanır. Petrus’un talebi üzerine diğer öğrencilere İsa ile ilgili bir görümünden söz eder ve bu görümde İsa’ya, kişinin görümü canı mı yoksa ruhu aracılığıyla mı aldığını sorduğunu anlatır. Kurtarıcı, sorusunu şöyle yanıtlamıştır, “Kişi, görümü, ne canı ne de ruhu aracılığıyla görür. Görümü gören, can ve ruh arasında yaşayan zihindir…” Can hakkında anlaşılması oldukça güç bazı açıklamalardan sonra, Petrus şunu sorar: “O (İsa) gerçekten bizim bilgimiz olmadan bir kadın ile gizlice konuştu mu? Şimdi hepimizin dönüp bu kadının söylediklerini dinlememiz mi gerekiyor? İsa, bu kadını bize mi tercih etti?” Petrus’un bu sözleri üzerine Meryem ağlamaya başlar ve Petrus’u bu anlattıklarını kendisinin uydurmadığına dair ikna etmeye çabalar. Bu noktada Levi konuşmaya müdahale eder ve Petrus’a şunları söyler: “Petrus, sen her zaman çabuk öfkeleniyorsun. Bu kadın ile sanki bir düşmanmış gibi çekiştiğini görüyorum. Eğer Kurtarıcı ona değer verdiyse sen kim oluyorsun da onu reddediyorsun? Kurtarıcı’nın bu kadını çok iyi tanıdığı kesin. Bu yüzden onu bizleri sevdiğinden daha çok seviyor.” Sonra, öğrenciler, kendilerine söylendiği gibi, dışarı çıkarak vaaz etmeye gittiler.

Bu öykünün gnostikler tarafından, üyeliğe kabul edilmiş olanların iç halkası için verilen bilginin özel öğretişlerine yasallık kazandırmak amacıyla kullanılan bir başka girişim olduğuna inanıyorum. Bu öykü, büyük olasılıkla iki amaca hizmet etmektedir. Birincisi, kadınların da vaaz verebilmeleri gerektiğidir, ikincisi ve en önemlisi, Tanrı tarafından verilen özel açıklamaların piskoposların öğretişleri ile aynı statüye sahip olduklarıdır. Yeni Antlaşma müjdelerinde İsa’nın dirilişine tanıklık eden ilk kişi olması nedeniyle Mecdelli Meryem’e önemli bir yer ayrılmış olduğundan, kendisi bu diyalog için seçilmesi en uygun kişidir.

Bu iki gnostik Müjde’de anlatılan öyküleri reddetmek için her türlü haklı nedene sahip olmamıza rağmen, öykülerin doğru olduklarını kabul etseydik bile, yine de Meryem ve İsa arasında evlilik ile sonuçlanmayan romantik bir ilişkinin varlığından söz etmek bir abartma olurdu. Da Vinci Şifresi, diğer pek çok noktada olduğu gibi kolay aldanan okuyucuların bu öykülere inanacağını umarak vardığı sonuçları bu noktada da hayali veriler üzerinde yapılandırmıştır.

Bu baştan çıkartıcı, heyecan veren kitabın öyküsünde gerçeğe hiç mi yer verilmemiştir? Bunu araştırmaya devam edeceğim. Ama şu noktayı tekrar vurgulamama izin verin: Da Vinci Şifresi’ne göre İznik Konseyi’nde Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’nın – erkek müjdeleri – kabul edilmesi kararı verilmiş ve Gnostik Müjdeler Kanon dışında bırakılmıştır. Konsey hakkındaki belgeleri okuyun, o zaman Kutsal Kitap’ın bölümü olarak hangi kitapların kabul edileceği konusunun, yani hangi müjdelerin Kutsal Kitap’ta yer alacak değerde olduklarına ilişkin bir tartışmanın hiçbir zaman yapılmadığını anlayacaksınız.

Da Vinci Şifresi, bize Yeni Antlaşma’ya dahil olmak için yarışan 80 müjdenin varlığından söz eder. Dan Brown, bir cümle içinde iki yalan söylemektedir! Birincisi, gnostik müjdelerin Yeni Antlaşma’ya dahil edilmeleri hiçbir zaman düşünülmemiştir. İkincisi ise, Dan Brown’un söylediği gibi 80 tane müjde yoktur. 52 tane parşömen tomarı mevcuttu, ama bunlardan yalnızca beş tanesi “müjde” olduğunu iddia etmekteydi. Bu tomarlar Yeni Antlaşma ile karşılaştırıldıklarında, içerdikleri farklılık ve yalanlar hemen göze çarparak dikkat çekmekteydiler. Gnostik yazarlar kendi düşüncelerini İsa’nın ağzından çıkmış sözler gibi aktarmışlardı. Bu girişimlerini reddetmemiz için iki neden bulunmaktadır. Gnostikler, “yazdıklarını kutsal metinler olarak sunduklarını” söylerler, ama ilk kilise bu metinlerin sahte olduklarını bilmekteydi ve bizler de bu metinlerin sahte olduklarını bilmekteyiz. Neden mi? Çünkü yazarlar taklit adlar kullanmışlardır.

Yazılarını okumuş olduğum hiçbir araştırmacı, örneğin, Tomas İncili’ni, İsa’nın öğrencilerinden biri olan Tomas’ın yazmış olduğuna inanmaz. Aynı şekilde, Filip Müjdesi’nin İsa’yı izleyen Filip tarafından yazılmış olduğuna da hiç kimse inanmamaktadır. Gnostiklerin kendileri bu müjdenin, öğrenci Filip cennete gittikten çok uzun bir zaman sonra, 250 yılında Suriye’de yazılmış olduğunu itiraf ederler. İsa hakkında yapılan hangi tanıma inanmamız gerekir? Türk tarihindeki en ünlü kişiyi tanımlayan şu iki kişiden hangisinin söylediklerine inanırdınız? O ünlü kişi ile yemek yemiş, yürüyüş yapmış ve konuşmuş olana mı, yoksa o ünlü kişiden iki yüz yıl sonra yaşamış olana mı? Yeni Antlaşma’nın sahte bir yazar tarafından yazılmış olan her kitabı reddediyor olması ilgi uyandırıcıdır. “Rabbimiz İsa Mesih’in gelişine ve O’nunla birlikte olmak üzere toplanmamıza gelince: Kardeşler, size rica ediyoruz, Rab’bin gününün geldiğini ileri süren herhangi bir ruh, bir söz ya da bizden gelmiş gibi gösterilen bir mektup hemen aklınızı karıştırmasın, sizi telaşlandırmasın.” (2. Selanikliler 2: 1-2, İncil)

Pavlus, Selanikliler’e sahte imza taşıyan tüm mektupları reddetmelerini söyler. İlk yüzyılda kendi düşüncelerini Pavlus’un ağzından çıkan sözler şeklinde duyurmak isteyen kişiler vardı. Tıpkı yüzyıllar sonra bulunan tomarları yazan kişilerin, kendi düşüncelerini İsa’nın ağzından çıkan sözlermişcesine aktarmak istemeleri gibi. İşte gnostik müjdelerin gerçek yüzleri bundan ibarettir ve Dan Brown bize Hıristiyanlığı anlatmak için bu kitapları kullanmıştır.


SORU –  “Da Vinci Şifresi’nde anlatılanların gerçek bir yanı var mı?”

YANIT – Da Vinci Şifresi’nin tamamıyla hayal ürünü olduğunu göz ardı etmemek önemlidir. Her ne kadar yazar Dan Brown yazdıklarının gerçek olduğuna inanmak istese de, Da Vinci Şifresi’nin tarihsel olarak, Kutsal Kitap’a göre veya teolojik açıdan sağlam bir temeli yoktur. Kitap, temel olarak gerçek kimliğinin neredeyse 2000 yıldır nasıl çarpıtılıp saklandığı hakkında bir hikaye icat ederek İsa Mesih’i ‘insanlaştırma’ girişimi olarak yazılmıştır. Da Vinci Şifresi’ne göre İsa Mecdelli Meryem’le evlenmiş ve birlikte çocukları olmuştu. Mecdelli Meryem ve İsa’nın soyu, Mesih’in kanını taşıyan ‘kutsal kaseydi.’ Da Vinci Şifresi İsa Mesih’in yaşamı hakkındaki bu gerçeklerin, İsa’nın tanrılığı fikrini korumak amacıyla ilk kilise tarafından örtbas edildiğini söylüyor. İsa’nın Mecdelli Meryem’le ilişkisi hakkındaki Hıristiyan kitapların yok edildiğini anlatıyor bizlere. Bu ilişkiye ait her türlü kanıt gizlenmişti.

Sıradan okuyucu için kitap iyi bir romandan başka bir şey değildir – Katolik Kilisesi’nin ‘koruyucuları’ Opus Dei’nin Kutsal Kase’nın koruyucularına karşı mücadelesini anlatan bir cinayet kitabı. O halde neden bu karşı çıkış? Neden bu konuda bir makaleye ihtiyaç var? Dan Brown, kitabının ilk sayfasında iddialı bir ifade kullanarak romanın tarihsel gerçeklere dayandığını söylüyor. Diyor ki, “kitaptaki tüm sanat yapıtları, mimari, belgeler ve gizli dinsel uygulamalar doğrudur.”

Gerçekte Da Vinci Şifresi İsa Mesih’in kişiliğine bir saldırıdır. İnsanlar İsa’nın ilahi veya Kurtarıcı olduğuna inanmak istemiyorlar- böylece inanabilecekleri sahte bir İsa yaratmak amacıyla O’nunla ilgili sahte inançlar ortaya atıyorlar. İşte Da Vinci Şifresi’nin konusu budur – İsa Mesih’in gerçekte kim olduğu hakkında sahte bir görüş yaratmak ve sonra bu ‘gerçeğin’ neden 2000 yıldır ‘saklı’ tutulduğunu açıklamak.

Kitap, insana son derece ilgi çekici gizli kalmış bir tarih bilgisi gibi geliyor. Öyle değil mi? Ama doğru değil. Mantıksal ve tarihsel olarak kusurlu olmasının yanı sıra Da Vinci Şifresi büyük yanlışlarla doludur. İşte birkaç küçük hata. Bunlar küçük hatalar olsa da önemli bir soru sormamıza neden olmalıdır: Eğer bu kitap bu kadar küçük noktalarda hatalıysa, söz konusu sonsuzluğa ilişkin konular olduğunda neden insan bu kitaba güvensin ki? Avukatın öğütlerini anımsayalım:

“Tanıklığının önemli bir bölümünde kasten yalan söyleyen bir tanığa, tanıklığının diğer bölümlerinde de güvenilmemelidir. Önemli bir noktada kasten yanlış tanıklıkta bulunan bir tanığın tanıklığının tamamını reddedebilirsiniz.”

A)  Dan Brown Louvre dışındaki piramitte 666 cam pencere olduğun söylüyor. (Da Vinci Şifresi, sayfa 21). Müze ise 673 tane olduğunu söylüyor.

B)  Dan Brown Venüs için Olimpiyatların 8 yılda bir düzenlendiğini iddia ediyor. (Da Vinci Şifresi, sayfa 36). Ne var ki, Zeus için dört yılda bir düzenlenirlerdi.

C)  Dan Brown Mona Lisa’nın erkek ve kadını birleştiren çift cinsiyetli bir portre olduğunu ileri sürüyor. ( Da Vinci Şifresi, sayfa 120). Fakat Mona Lisa, 1495 yılında tanınmış bir kişi olan Francesco del Giocondo ile evlenen Floransalı genç bir kadındı. Resim, Mona Lisa’nın (Lisa del Giocondo), ikinci oğlu Andrea’nın doğumunu kutlamak amacıyla yeni evleri için sipariş verilmişti. Toplam beş çocuğu oldu ve bunların ikisi rahibe oldu.

D)  Dan Brown, Isaac Newton’un gizli bir ‘tanrıçaya tapan kişi’ olduğunu söylüyor. (Da Vinci Şifresi, GERÇEK sayfası). Ne var ki Newton’un dindar bir Hıristiyan olduğu çok iyi bilinmektedir. Eski Antlaşma kitabı olan Daniel Kitabı ve Yeni Antlaşma kitabı olan Vahiy Kitabı üzerine yorum kitapları yazmıştır. Zamanını İsa Mesih’in dünyaya geri geleceği tarihi hesaplamak için harcamayı severdi. 2000 ile 2050 yılları arasında bir zaman gerçekleşeceğini düşünüyordu. ‘Tanrıçaya tapan’ biri miydi?  Hiç de değildi!

E)  Dan Brown Filipus Müjdesi’nin Aramice yazıldığını söylüyor. (Da Vinci Şifresi, sayfa 246). Gerçek şu ki, Koptik dilinde yazılmıştı, Grekçe’den çeviridir.

‘Haberdar değilim’ demeyin!

1982 yılının sonlarında yazar Michael Baigent, Henry Lincoln ve Richard Leigh, altı yıl süren bir araştırmadan sonra Kutsal Kan, Kutsal Kase adında bir kitap yayınladılar. Bu kitap sadece uluslararası çoksatan bir kitap olmakla kalmadı, aynı zamanda ateşli tartışmalara da neden oldu. İsa aslında Mecdelli Meryem’le evli miydi? Birlikte çocukları oldu mu? Soyunu koruyan gizli bir tarikat var mıydı? Yazarlar hiçbir zaman elle tutulabilir bir hipotez ileri sürmediklerini, bunun yerine kitabı varsayım ve tahminler üzerine kurduklarını iddia etmişlerdir. Meseleleri sorgulayıp daha fazla araştırma işini okuyuculara yüklemişlerdir.

Yirmi yıl sonra bir okuyucu bunu yaptı. Adı, Dan Brown. Kitabı, tartışmanın ateşini körükledi. Fakat Kutsal Kan, Kutsal Kase kitabının yazarları kitaplarının yazımı sırasında varsayım ve tahmin kullandıklarını kabul etseler de, Dan Brown olayı bir adım daha ileri götürüp aynı hipotezi ileri sürdüğü halde adına ‘gerçek’ demiştir. Kitapların hipotezleri aynıdır. İsa’nın Mecdelli Meryem ile evli olduğu ve birlikte en azından bir çocukları olduğu söylenir. Mecdelli Meryem, çocukları ve belki İsa bile Fransa’ya taşınmıştır.  Nihai olarak Frank olan Merovenj hanedanıyla evlilik yoluyla karışmışlardır. Bu gerçek, kilisenin yetkisini İsa’nın asıl kan bağı yerine Elçi Petrus aracılığıyla elçiler yoluyla sürdürmek isteyen Katolik Kilisesi tarafından silinmiş ve örtbas edilmişti. ‘Kutsal Kan’ İsa’nın soyundan gelenlerin çizgisidir. ‘Kutsal Kase’ ise İsa’nın kanını içinde taşıyan Mecdelli Meryem’dir.

Da Vinci Şifresi kitabının tüm ana temaları bu kitapta bulunabilir. Nitekim, o kadar çok benzerlik vardır ki ‘Kutsal Kan, Kutsal Kase’ kitabının yazarları Dan Brown’u kendi kitaplarından çaldığı için dava etmişlerdir.

Kutsal Kan, Kutsal Kase’de ortaya konan konuların gerçek payı var mıdır? Pek çok komplo teorisi gibi bu kitapta da güvenilir kanıtlar konusunda büyük eksiklikler vardır. Tarihsel Hıristiyan görüşünü savunmak gibi bir nedenleri olmayan, Hıristiyan olmayan akademisyenler bile Kutsal Kan, Kutsal Kase’yi “sözde-tarih” olarak tanımlamıştır. Üç adamın temelsiz uydurması olduğunu söylerler.

Dan Brown, Siyon Manastırı hakkında bilgi kaynağı olarak bu kitabı temel almıştır. Kutsal Kan, Kutsal Kase adlı kitabın yazarları ise, 1953 yılında sahtekarlıktan hapse atılan Yahudi karşıtı bir Fransız olan Pierre Plantard tarafından sağlanan belgelere dayanmışlardır. Plantard ve diğer üç kişi, 1954 yılında Siyon Manastırı adında küçük bir sosyal kulüp kurdular. Bu adı yakındaki bir dağın adından almışlardı. Kulüpleri 1957 yılında dağıldı fakat Plantard ismi bırakmadı. 1960’ların başında ikinci Siyon Manastırı’nı kurdu ve kendisini Fransa Kralı olarak kabul ettirmeye çalıştı.

Kutsal Kan, Kutsal Kase adlı kitabın yazarlarından biri amaçlarının ‘olası bir hipotez’ ortaya koymak olduğunu kabul etti, fakat hiçbiri anlattıklarının aslında gerçek olduğuna inanmadılar. Onların örneğini izleyerek Kutsal Kan, Kutsal Kase ve Da Vinci Şifresi’nin tamamen uydurma olan doğasını kabul edelim.

SORU –  Nag Hammadi kütüphanesi nedir?

YANIT –  Nag Hammadi, kuzey Mısır’da, 1945 yılında çok eski elyazmalarından oluşan bir koleksiyonun keşfedildiğini bir kenttir. O zamandan beri bu elyazmaları, Nag Hammadi kütüphanesi veya Nag Hammadi tomarları veya Nag Hammadi kodeksi olarak bilinir. Nag Hammadi kütüphanesindeki tomarların çoğunluğu, Hıristiyan Gnostisizmi olarak bilinen yazıları temsil eder.

Nag Hammadi kütüphanesi, sık sık Kutsal Kitap’ın sözde ‘kayıp’ olan kitaplarına örnek olarak gösterilir. Komplo teorisine göre, ilk Hıristiyanlar Gnostik yazıları yok etmeye çalıştılar çünkü İsa ve Hıristiyanlık hakkında gizli öğretişler içeriyorlardı. Nag Hammadi kütüphanesi, sözüm ona, Gnostik rahiplerin, İsa Mesih hakkında gerçeği Gnostik olmayan Hıristiyanlar’ın zulmünden korumak için giriştikleri sadık çabaların bir sonucudur. Nag Hammadi tomarları Gerçek Müjdesi, Filipus’un Müjdesi, Yuhanna’nın apokrifyası, Adem’in sonla ilgili yazıları ve Petrus ve Oniki Elçinin İşleri olarak bilinen yapıtları içerir. En tanınmış Nag Hammadi tomarı, Tomas İncili’nin bilinen tek eksiksiz nüshasıdır. O halde Nag Hammadi kütüphanesi hakkında ne düşünmeliyiz? Tomarların tümü ya da bir kısmı Kutsal Kitap’ın bir parçası olmalı mı? Basitçe söylemek gerekirse – kesinlikle hayır! Birincisi, Nag Hammadi tomarları sahtedir. İddia ettikleri kişiler tarafından yazılmamıştır. Elçi Filipus, Filipus Müjdesi’ni yazmamıştır. Elçi Petrus Petrus’un İşleri’ni yazmamıştır. Tomas İncili, Elçi Tomas tarafından yazılmamıştır. Bu tomarlar, ilk kilisede meşruluk kazanmaları için sahtekarlıkla bu isimler adında yazılmıştır. Çok şükür, ilk kilise babaları, Gnostik tomarların sahtekarlıkla hazırlanmış, İsa Mesih, kurtuluş, Tanrı ve diğer tüm yaşamsal öneme sahip Hıristiyan gerçekleri konusunda sahte yapıtlar olduğu konusunda neredeyse tamamıyla aynı fikirde olmuşlardır. Nag Hammadi kütüphanesi ve Kutsal Kitap arasında sayısız çelişki vardır. Nag Hammadi kütüphanesi heyecan verici bir bulgu olsa da, Nag Hammadi kütüphanesinin ‘değeri’ ilk dönemde sapkın inançlara sahip olanların neleri öğrettikleri ve uyguladıkları konusunda bilgi veriyor olmasıdır. İlk kiliseye musallat olan sahte doktrinleri fark edebilmek bunları anlamamıza ve bugün de çürütmemize yardımcı olacaktır. 

SORU – Gnostik İnciller nedir?

YANIT – Gnostik İnciller ilk dönem ‘Hıristiyan’ Gnostikler tarafından yazılmış yazılardır. Hıristiyanlığın birinci yüzyılından sonra iki temel grup oluşmuştur- Ortodoks (Hıristiyanlığın özüne bağlı) ve Gnostikler. Ortodoks Hıristiyanlar, Kutsal Kitap, bugün temel, Kutsal Kitap’a dayanan ilahiyat diye kabul edilen kitaplara tutunmuşlardır. Gnostik Hıristiyanlar, eğer gerçekten Hıristiyan denilebilirse, ise Kutsal Kitap, İsa Mesih, kurtuluş ve aslında temel Hıristiyan doktrini diye adlandırılabilecek her konuda çok ayrı bir görüşe sahiptiler. Fakat ellerine inançlarına meşruiyet kazandıran Elçilerin destekleyici yazıları yoktu. Gnostik yazıların yaratılmasının nedeni budur. Gnostikler sahtekarlık yaparak, Tomas İncili, Filipus İncili, Meryem İncili vs. gibi ünlü Hıristiyanlar’ın adlarını kendi yazdıkları yazılara eklediler. Kuzey Mısır’da 1945 yılında Nag Hammadi kütüphanesinin ortaya çıkışı Gnostik Müjdeler’in ortaya çıkması açısından büyük bir keşif olmuştur. Bu Gnostik müjdeler (inciller), sık sık Kutsal Kitap’ın ‘kayıp kitapları’ olarak gösterilir. O halde, Gnostik müjdeler konusunda ne yapmalıyız? Bazıları ya da hepsi Kutsal Kitap’ın içinde yer almalı mı?  Hayır, almamalı. Birincisi, yukarıda belirttiğimiz gibi, Gnostik müjdeler sahtedir, ilk kilise döneminde meşruiyet kazanmak amacıyla sahte bir şekilde Elçilerin adı kullanılarak yazılmışlardır. Çok şükür, ilk kilise babaları, Gnostik tomarların sahtekarlıkla hazırlanmış, Hıristiyanlığın yaşamsal öneme sahip tüm konuları  konusunda sahte yapıtlar olduğu hakkında neredeyse tamamıyla aynı fikirde olmuşlardır. Gnostik müjdeler ve gerçek Matta, Markos, Luka ve Yuhanna Müjdeleri arasında sayısız çelişki vardır. Gnostik müjdeler, ilk dönem Hıristiyan sapkın öğretişlerini incelemek için iyi bir kaynak olabilir fakat  Kutsal Kitap’a ait olmayan kitaplar ve Hıristiyan inancını temsil etmeyen kitaplar olarak reddedilmelidir.

SORU – “Kutsal Kitap’ın kayıp kitapları nedir?”

YANIT – Kutsal Kitap’ın ‘kayıp kitapları’ veya Kutsal Kitap’tan çıkarılan kitaplar yoktur. ‘Kayıp’ kitaplar hakkında pekçok efsane ve dedikodu  vardır fakat bu hikayelerin gerçekle uzaktan yakındanilgisi yoktur. Tanrı’nın Kutsal Kitap’ta yer alması için esin olarak verdiği her kitap Kutsal Kitap’ta yer almaktadır. Tanrı’nın Kutsal Kitap’ın kitaplarının yazılmasını esinlediği dönemde yüzlerce dinsel kitap yazılmıştır. Bunların bazıları aslında olanlar hakkında doğru anlatımlardır. Örneğin 1. Makabeler buna bir örnektir. Bazıların değerli ruhsal anlayış bulmak mümkündür. Süleyman’ın Bilgeliği buna bir örnektir. Fakat, bu kitaplar Tanrı tarafından esinlenmemiştir. Bu kitaplardan herhangi birini okursak bunu dikkatli bir şekilde yapmalıyız. Tanrı’nın hatasız, esinlenmiş Sözü olarak değil, yanılabilecek tarihsel kitaplar olarak ele almayı unutmamalıyız. Örneğin Tomas İncili, İ.S. 3. veya 4. yüzyılda yazılmış, Elçi Tomas tarafından yazıldığı iddia edilen sahte bir müjdeydi. Hıristiyanlar’ın anladığı anlamda gerçek bir ‘Müjde’ değildir. Aksine, İsa’nın söylediği iddia edilen 114 sözün rastlantısal bir şekilde derlenmiş halidir. Bu belgenin yazarının kim olduğu bilinmemektedir. Bu sözleri bir anlatım içerisinde tarihsel olaylarla bağlantılı olmadığı için bağımsız olarak dışarıdan geçerliliğini kontrol etmemiz mümkün değildir.

İlk kilise babaları, neredeyse tamamen, Tomas incilini sapkın bir incil olarak reddetmişlerdir. İsa’nın sözüm ona söylediği veya yaptığı pekçok sahte ve sapkın şeyler içerir. Bunların hiçbirinin doğru olmadığı söylenir. Barnaba’nın mektubu, Kutsal Kitap’taki Barnabas tarafından değil, dolandırıcı biri tarafından yazılmıştır. Aynı şey, Filipus incili, Petrus’un sona ilişkin yazıları, Enoş’un kitabı vs. için de söylenebilir. Tek bir Tanrı vardır. Kutsal Kitap’ın tek bir Yazarı vardır. Tanrı tek bir kitap yazmıştır. Tanrı’nın, insanlara ilettiklerinin bir kısmının herhangi bir şekilde kaybolmasına izin vermesi düşünülemez bile. Peki bunu nasıl biliyoruz? “RAB’be karşı başarılı olabilecek bilgelik, akıl ve tasarı yoktur.”  (Süleyman’ın Öözdeyişleri 21:30, Eski Antlaşma)

SORU – Hıristiyan Gnostisizmi nedir?

YANIT – Aslın Hıristiyan Gnostisizmi diye bir şey yoktur çünkü bunlar birbirini dışlayan iki inanç sistemidir. Gerçek bir Hıristiyan Gnostik değildir ve Gnostik olan kişi kesinlikle gerçek bir Hıristiyan değildir. Gnostisizm, ilk yüzyıllarında ilk kiliseyi tehdit eden belki de en tehlikeli sapkın öğretişti. Plato gibi filozoflar tarafından esinlenmiş olan Gnostisizm, iki yanlış varsayım temeli üzerine kurulmuştur.  Birincisi, ruh ve madde arasında bir ikilik fikrini benimser. Gnostikler maddenin doğası gereği kötü ve ruhun iyi olduğunu ileri sürerler. Bu varsayımın bir sonu olarak Gnostikler bedende yapılan her şeyin, en kötü günahın dahi, bir anlamı olmadığına çünkü yaşamın sadece ruhsal dünyada var olduğuna inanırlar. İkincisi, Gnostikler çok az sayıda belli insan tarafından bilinen daha yüce bir bilgi, ‘daha yüksek bir gerçek’ olduğunu iddia ederler. Gnostisizm, Grekçe ‘bilmek’ anlamına gelen gnosis sözcüğünden gelir çünkü Gnostikler daha yüksek bir bilgiye sahip olduklarını iddia ederler- Kutsal Kitap’tan değil, daha yüksek bir mistik varoluş düzeyinde edinilmiş bir bilgidir bu. Gnostikler kendileri, Tanrı konusunda daha yüksek ve derin bilgileri nedeniyle diğer herkesten yukarıda ayrıcalıklı bir sınıf olarak görürler. Komşularınız arasında, önderleri müridleri tarafından ‘ermiş olarak görülen bazı İslami bazı hareketlere üye olan kişiler olabilir.

Hıristiyanlık ve Gnostisizm arasında uyum olduğuna ilişkin herhangi bir düşünceyi çürütmek amacıyla temel doktrinlerinin öğretişlerinin karşılaştırılması gerekir. Gnostisizm kurtuluş konusunda, kurtuluşun, insanı karanlığın yanılgılarından kurtaran ilahi bilgiye sahip olunmasıyla elde edildiğini öğretir. İsa Mesih’i ve O’nun asıl öğretişlerini izlediklerini iddia ettikleri halde her konuda O’nunla çelişiyorlar. İsa, bilgi sayesinde kurtulma konusunda herhangi bir şey söylemedi. Kurtuluş, insanı günahtan kurtaran Kurtarıcı olarak kendisine imanla gerçekleşir. “İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.” (Efesliler 2:8-9, İncil)

Ayrıca, İsa Mesih’in sunduğu kurtuluş karşılıksızdır ve gerekli özel vahiye sahip sadece birkaç kişi için değil, herkes için erişilebilirdir. “Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik [ruhsal] Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.”  (Yuhanna 3:16, İncil) [İtalik ekleme bana aittir.]

Hıristiyanlık, gerçekle ilgili tek bir yetkili kaynak olduğunu ve bu kaynağın Kutsal Kitap olduğunu ileri sürer. Kutsal Kitap, Tanrı’nın esinlenmiş, hatasız Sözüdür. İman ve iman uygulamaları konusunda tek yanılmaz kuralımızdır. Tanrı’nın insanlığa yazılı vahiyidir ve insanın düşünceleri, fikirleri, yazıları veya görümleri tarafından asla geçersiz kılınamaz. Öte yandan, Gnostikler, Gnostik inciller diye bilinen, ‘Kutsal Kitap’ın kayıp kitapları’ olduğu iddia edilen sahte bir koleksiyonu oluşturan, çeşitli, ilk dönem sapkın yazılar kullanmışlardır. Çok şükür, ilk kilise babaları, Gnostik tomarların sahtekarlıkla hazırlanmış, İsa Mesih, kurtuluş, Tanrı ve diğer tüm yaşamsal öneme sahip Hıristiyan gerçekleri konusunda sahte yapıtlar olduğu konusunda neredeyse tamamıyla aynı fikirde olmuşlardır. Gnostik müjdeler ve Kutsal Kitap arasında sayısız çelişkiler vardır. Sözde Hıristiyan Gnostikler Kutsal Kitap’tan alıntı yaptığında bile, felsefelerine uydurmak için ayetleri ve ayetlerin bazı kısımlarını yeniden yazıyorlar. Bu uygulama, kutsal yazılarda kesinlikle yasaklanan ve yapılmaması konusunda uyarıda bulunulan bir konudur. “Size verdiğim buyruklara hiçbir şey eklemeyin, hiçbir şey çıkarmayın. Ama size bildirdiğim Tanrınız RAB’bin buyruklarına uyun. (Yasanın Tekrarı 4:2, Eski Antlaşma). “Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır.”  (Vahiy 22:18-19, İncil)

İsa Mesih kişisi de, Hıristiyanlık ve Gnostisizmin keskin bir şekilde ayrıldığı bir alandır. Gnostikler İsa’nın fiziksel bedeninin gerçek olmadığına, sadece gerçek gibi ‘göründüğüne’ ve ruhunun, vaftizi sırasında üzerine indiğine inanırlar. Çarmıha gerilmeden hemen önce ise onu bırakmıştır. Bu gibi sapkın öğretişler sadece İsa’nın gerçek insanlığını yok etmekle kalmıyor, aynı zamanda  bağışlatma doktrinini de yok ediyor. Günah için insanınki yerine geçen, kabul edilebilir bir sunu olması için İsa’nın sadece gerçekten Tanrı değil, aynı zamanda gerçekten insan olması gerekliydi. Yani, çarmıhta acı çekip ölen gerçek fiziksel bir insan. “Bu çocuklar etten ve kandan oldukları için İsa, ölüm gücüne sahip olanı, yani İblis’i, ölüm aracılığıyla etkisiz kılmak üzere onlarla aynı insan yapısını aldı. Bunu, ölüm korkusu yüzünden yaşamları boyunca köle olanların hepsini özgür kılmak için yaptı. Kuşkusuz O, meleklere değil, İbrahim’in soyundan olanlara yardım ediyor. Bunun için her yönden kardeşlerine benzemesi gerekiyordu. Öyle ki, Tanrı’ya hizmetinde merhametli ve sadık bir başkâhin olup halkın günahlarını bağışlatabilsin.” (İbraniler 2:14-17, İncil). Kutsal Kitap’ın İsa’ya ilişkin görüşü, tam olarak insanlığını ve tam olarak tanrılığını doğrular. Gnostisizm, Yeni Çağ hareketinin sapkın öğretişleriyle ilişkilendirilebilir. Gerçeğe, mistik, sezgisel, öznel, içsel, duygusal bir yaklaşım üzerine kuruludur ki, bu hiç de yeni bir şey değildir. Çok eskidir ve İblis’in Tanrı ve söylediği sözleri sorguladığı yere, Aden Bahçesi’ne kadar eskiye dayanır. İblis, Adem ve Havva’yı Tanrı’nın sözünü reddedip yalanı kabul etmeye ikna etmiştir. Bugün de aynı şeyi yapıyor ve İncil bizleri İblis’in yolları konusunda uyarıyor. “Ayık ve uyanık olun. Düşmanınız İblis kükreyen aslan gibi yutacak birini arayarak dolaşıyor.” (1.Petrus 5:8, İncil)

Leave a Comment