4 Kardeş ve Nehrin Cazibesi

01 image11863 rapids 45

Bir zamanlar babalarıyla birlikte dağda bir şatoda yaşayan beş erkek kardeş vardı. En büyüğü itaatkar bir çocuktu ama dört küçük kardeşi isyankardı. Babaları nehir konusunda onları önceden uyarmıştı ama onlar dinlememişlerdi. Akıntıya sürüklenip gitmemeleri için nehir kıyısından uzak dursunlar diye yalvarmıştı ama nehrin cazibesi çok güçlüydü.

Dört isyankar kardeş her gün nehre daha fazla yaklaşmaya devam ettiler, ta ki oğullardan biri eliyle uzanıp sulara dokunmaya cesaret edene kadar. Nehre uzanan kardeş diğerlerine ‘elimi tutun da düşmeyeyim,’ dedi ve kardeşleri elinden tuttular. Fakat suya dokunduğunda akıntı onu ve diğer üç kardeşi akıntının en hızlı olduğu yere çekti ve nehirde yuvarlandılar.

Kayalara çarptılar, kanallarden geçtiler ve dalgalarda sürüklendiler. Yardım çığlıkları nehrin gürültüsünde kayboluyordu. Dengelerini kazanmak için çabalasalar da akıntının gücü karşısında hiçbir şey yapamıyorlardı. Saatler süren mücadeleden sonra nehrin çekimine teslim oldular. Hiç bitmeyecek gibi görünen saatler ve günler boyunca savruldular, yuvarlandılar ve sürüklendiler. Sonunda sular kardeşleri garip topraklarda, uzak bir diyarda, terk edilmiş bir yerde bıraktı.

Bu topraklarda vahşi insanlar yaşıyordu. Kardeşler yakındaki vadiden yabancı sesler ve çığlıklar duydular. Burası evleri gibi güvenli biri yer değildi. Soğuk rüzgarlar nedeniyle ülke son derece soğuktu ve bulutların şekli kabarık değil tehditkardı. Burası ev gibi sıcakta değildi. Ülkenin çevresini sarp dağlar sarmıştı ve çevrelerinde ışık değil sanki sadece karanlık gölgeler vardı. Bulundukları yer evlerinin olduğu gibi davetkar değildi.

02 image11864 rapids 45Nerede olduklarını bilmedikleri halde, emin oldukları bir gerçek vardı. Bu yere göre değillerdi. Burası başkalarına yuva olabilirdi ama onlara göre değildi, neresinden baksan Kaleden gelenlere göre bir yer değildi burası. Kardeşler uzun bir süre boyunca nehrin kenarında öylece yerde uzanmış kaldılar, düşüşleri nedeniyle şoktaydılar, utanmışlardı ve ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Bir süre sonra cesaretlerini topladılar ve akıntıya karşı yürüyebileceklerini umarak tekrar suya girdiler. ‘Buradan aşağı doğru geldiğimize göre, geri yukarı doğru çıkabiliriz’ diye düşünüyorlardı. Ne var ki, akıntı çok güçlüydü. Nehrin kenarında yürümeye çalıştılar ama arazi çok dikti. Kısa bir süre içinde nehrin düz bir çizgiyi izlemediğini, sola doğru kıvrıldığını ve sonra birden sağa kıvrıldığını ve sonunda gözle görülemeyecek bir şekilde kaybolduğunu fark ettiler. Dağlara tırmanmayı düşündüler ama dağların zirveleri çok yüksekti. Ayrıca yolu bilmiyorlardı.

Nihayet, bir ateş yakıp çevresinde oturdular. ‘Babamıza itaatsizlik etmemeliydik’ diyerek hatalarını kabul ettiler. ‘Evden çok uzaktayız.’

Zaman içinde oğullar bu garip topraklarda hayatta kalmayı öğrendiler. Yemek için kabuklu yemişler buldular ve derileri için hayvanları öldürdüler. Memleketlerini unutmamaya ve geri döneceklerine dair umutlarını kaybetmemeye kararlıydılar. Her gün yiyecek bulmak ve bir barınak yapmak için uğraşıyorlardı. Her akşam ateş yakıp babaları ve abileri hakkında hikayeler anlatıyorlardı. Dört kardeş de onları görmek için büyük özlem duyuyorlardı.

03 image11866 hutSonra bir gece kardeşlerden biri ateş çevresinde oturmaya gelmedi. Ertesi gün kardeşler onu vahşilerle birlikte vadide buldular. Ot ve çamurdan bir kulübe yapıyordu. ‘Konuşmalarımızdan yoruldum’ dedi. ‘Hatırlamanın yararı ne? Ayrıca burası o kadar da kötü değil. Alışabilirim. Büyük bir ev yapıp buraya yerleşeceğim.’

“Ama burası bizim gerçek evimiz değil,’ diye karşı çıktı diğer kardeşler.

“Değil ama gerçek evimizi düşünmezsek öyle olabilir,” dedi ötekisi.

Kararını yeniden düşünmesini umarak, ‘Peki ya babamız?’ diye sordular.

‘Ne olmuş ona? Burada değil. Yakında değil. Sonsuza kadar oturup gelmesini mi bekleyeceğim? Yeni arkadaşlar ediniyorum. Yeni yollar öğreniyorum. Gelirse gelir ama gelmesini beklemeyeceğim.’

Böylece diğer üç kardeş kulübe yapan kardeşlerini bırakıp oradan ayrıldılar. Ateşin çevresinde toplanıp evlerinden söz etmeye ve oraya geri dönmenin hayallerini kurmaya devam ettiler.

Birkaç gün sonra, bir diğer kardeş de ateşin çevresindeki paydaşlıklarına gelmemeye başladı. Ertesi gün kardeşleri onu yamaçta oturmuş, bir dürbünü olmasını isteyerek kardeşinin kulübesine bakar buldular.

‘İğrenç,’ dedi kardeşleri yaklaşırken. ‘Kardeşimiz tam bir fiyasko. Ailemizin adına kara bir leke sürdü. Daha aşağılık bir şey düşünebiliyor musunuz? Kulübe yapıp babamızı unutmak?’

‘Onun yaptığı yanlış,’ dedi en genç kardeş, ‘ama bizim yaptığımız da yanlıştı. İtaatsizlik ettik. Nehre dokunduk. Babamızın uyarılarına kulak asmadık.’

‘Bir iki hata yapmış olabiliriz ama bu kulübedeki adiyle karşılaştırırsak biz aziz sayılırız. Babamız bizim günahımızı görmezden gelir ama onu cezalandıracaktır.’

‘Hadi gel,’ diye ısrar etti iki kardeşi, ‘ateşin yanına geri dönelim.’


04 image6035 write record‘Hayır, kardeşimizi izleyeceğim. Babamıza göstermek için birimizin yaptığı kötülüklerin hesabını tutması gerekiyor.’

Böylece iki kardeş, bir kardeşlerini kulübe yapar, diğerini yargılar durumda bırakarak geri döndüler.

Geride kalan iki kardeş ateşin yanında kalıp birbirlerini teşvik etmeye ve evlerinden söz etmeye devam ettiler. Sonra, bir sabah en küçük kardeş kalktığında yalnız olduğunu gördü. Kardeşini aradı. Vadide miydi yoksa yamaçta mı? İkisinde de yoktu. Nehrin kenarında taşları üstüste dizerken buldu onu.

Taşları üst üste dizen kardeş bir yandan çalışırken bir yandan da açıklama yapıyordu, ‘Hiç faydası yok, babam bana gelmeyecek. Benim ona gitmem lazım. Ben onu gücendirdim. Onu hayalkırıklığına uğrattım. Tek bir seçenek var. Nehrin yukarısına doğru bir yol yapacağım ve babamızın yanına gideceğim. Akıntıya karşı Şatoya gidene kadar kayaları üstüste koyacağım. Ne kadar çok çalıştığımı ve ne kadar azimli olduğumu görünce kapıyı açıp beni eve almaktan başka seçeneği olmayacak.’

Diğer kardeş, taşları üstüste dizen kardeşine nasıl karşılık vereceğini bilemedi. Yanlarından akan akıntının gücüne baktı, kafasını salladı ve tek başına ateşin yanında oturmak için geri döndü. Günlerce tek başına yaşadı ama bir sabah arkasında tanıdık bir sesin şöyle dediğini işitti, ‘Baba, sizi eve geri götürmek için beni gönderdi.’

En küçük kardeş, kafasını kaldırdı ve en büyük abisinin yüzünü gördü. ‘Bizim için geldin!’ diye bağırdı. İkisi uzun uzun birbirlerine sarıldılar.

‘Peki ya kardeşlerin?’ diye sordu abisi sonunda.
‘Biri burada bir ev yaptı. Diğeri onu izliyor. Üçüncüsü de nehirden yukarı doğru bir yol yapıyor.’

Böylece İlkdoğan diğer kardeşlerini bulmak için yola çıktı. Önce vadide kulübe yapanın yanına gitti.

05 parable of the river finger pointing2 45‘Git buradan yabancı!’ diye bağırdı kardeşi pencereden.‘Burada istenmiyorsun!’
‘Seni eve götürmek için geldim’ dedi ağabeyi.
‘Doğru değil. Sarayımı almak için geldin.’
‘Bu bir saray değil,’ diye karşı çıktı İlkdoğan, ‘bu sadece bir kulübe.’
‘Bir saray! Aslına bakarsan, vadidekiler arasında en güzeli. Kendi ellerimle yaptım. Şimdi git buradan. Sarayımı elimden alamazsın.’
‘Babanın evini hatırlamıyor musun?’
‘Babam yok benim.’
‘Sen, havanın sıcak olduğu, meyve sebzenin bol olduğu ve babanın huzurunda yaşamanın sonsuz bir keyif olduğu uzak bir ülkede bir şatoda doğdun. Nasıl olur da, ‘Babam yok benim’ dersin? Babana itaatsizlik ettiğin için bu garip ülkede buldun kendini! İyi haber, seni eve geri götürmek için gelmiş olmam.’

Erkek kardeşi İlkdoğana, bu yüzü gördüğü bir düşten hatırlarmışçasına kulübesinin penceresinden baktı. Ne var ki, bu duraklama ancak bir an sürebildi çünkü birdenbire evdeki vahşiler de pencereye doluştular. ‘Git buradan yabancı!’ diye bağırıyorlardı. ‘Burası senin evin değil.’

‘Haklısın’ diye yanıtladı İlkdoğan oğul, ‘ama onun evi de değil.’

İki kardeş bir kez daha göz göze geldiler. Kulübeyi yapan kardeş bir kez daha yüreğinde bir çekim hissetti ama vahşiler güvenini kazanmıştı. Bir gecede olmamıştı bu ama olmuştu işte. Kulübeyi yapan kardeşi kendilerini ve yollarını izlemeye ikna etmişlerdi, ‘Tek istediği senin sarayın,’ diye bağırıyorlardı, ‘Gönder gitsin buradan!’

O da öyle yaptı.

06 mirror tells all1 temp5 45İlkdoğan diğer kardeşi aradı. Pek uzağa gitmesi gerekmedi. Kulübeye yakın yamaçta, vahşileri görebilecek uzaklıkta, suç arayan oğul oturuyordu. İlkdoğanın yaklaştığını görünce şöyle bağırdı, ‘Kardeşinin günahını görmek için burada olman ne kadar iyi! Sırtını Şatoya döndüğünün farkında mısın? Artık evinden hiç söz etmediğinin farkında mısın? Geleceğini biliyordum. Yaptıklarını dikkatli bir şekilde kaydettim. Onu cezalandırmalısın! Öfkeni ancak alkışlarım. Hak ediyor! Kardeşinin günahlarının karşılığını ver.’

İlkdoğan yumuşak bir sesle şöyle dedi, ‘Önce senin günahlarınla uğraşmamız gerekiyor.’

‘Benim günahlarım mı?’

‘Evet, babanın sözünü dinlemedin.’

Oğul sırıttı ve sözleri tokat gibi indi. ‘Benim günahlarım hiçbir şey onunkilerin yanında. Günahkar orada!’ diye iddia etti kulübeyi göstererek. ‘Dur da sana orada kalan vahşilerden söz edeyim…’

‘Bana kendinden söz etmeni tercih ederim.’

‘Benim için kaygılanma. Kimin yardıma ihtiyacı olduğunu sana göstereyim,’ dedi kulübeye koşarak. ‘Hadi gel camdan içeriye bakalım. Ben bakarken hiç görmüyor. Birlikte gidelim.’ İlkdoğanın kendisini izlemediğini fark etmeden önce kardeş çoktan kulübenin yanına varmıştı.


07 rocks a few in the water 45Sonra abi nehrin kenarına gitti. Orada, son kardeşini dizlerine kadar suyun içine girmiş halde kayaları üst üste koyarken buldu.

Büyük bir sevinçle, gürül gürül akan suların sesini bastırarak bağırdı, ‘Baba seni eve götürmem için beni gönderdi!’  

Kardeşi kafasını kaldırıp bakmadı bile ama kardeşinin sözlerini duymadığı için değil. Ters bir şekilde şöyle yanıtladı, ‘Şu an konuşamam. Çalışmam lazım.’
‘Baba, düştüğünü biliyor. Ama seni bağışlayacaktır…’
‘Olabilir’ diye araya girdi kardeşi, akıntıda dengesini korumaya çalışıyordu, ‘ama önce Şatoya varmam lazım. Nehirden yukarı doğru bir yol yapmam gerekiyor. Önce buna layık olduğumu göstermem lazım. Ondan sonra merhametini isteyeceğim.’

‘Merhametini çoktan verdi. Seni nehirden yukarı taşıyacağım. Asla bu yolu yapmayı başaramazsın. Nehir fazlasıyla uzun… Bu iş senin ellerine göre çok büyük. Baba seni eve taşımam için beni gönderdi. Ben daha güçlüyüm.’

Taşları üst üste koymaya çalışan kardeş ilk kez abisinin yüzüne baktı. ‘Nasıl böyle saygısız bir şekilde konuşmaya cesaret edersin? Babam öylesine bağışlamaz. Günah işledim. Büyük bir günah işledim! Nehirden uzak durmamızı söyledi, biz de sözünü dinlemedik. Ben bir günahkarım. Bunun karşılığında çok şey yapmalıyım.’

‘Hayır, kardeşim, daha çok çalışman gerekmiyor. Daha çok lütfa ihtiyacın var. Babamızın eviyle senin arandaki uzaklık fazlasıyla büyük. Ne yeterince gücün var ne de yolu yapacak kadar çok kaya bulabilirsin. Babamız bu nedenle beni gönderdi. Seni eve taşımamı istiyor.’

08 rocks stack of them at night99 45‘Yapamayacağımı mı söylemek istiyorsun? Yeterince güçlü olmadığımı mı söylemek istiyorsun? Yaptıklarıma bak. Kayalarıma bak. Daha şimdiden beş adım atabiliyorum!’

‘Ama daha elli milyon kaya koyman gerekiyor! Dinle, seni buradan eve götürmeye yetecek kadar kaya yok!’

Küçük kardeş İlkdoğana öfkeyle baktı. ‘Senin kim olduğunu biliyorum. Kötülüğün sesisin. Beni kutsal işimden uzaklaştırmaya çalışıyorsun. Çekil önümden, yılan!’ Nehre koymak üzere olduğu küçük taşı İlkdoğana attı.

‘Sapkın!’ diye bağırdı kayaları dizen. ‘Git bu ülkeden. Beni durduramazsın! Bu yolu yapacağım ve babamın önünde duracağım ve beni bağışlamak zorunda kalacak. Onun beğenisini kazanacağım. Merhametini kazanacağım.’

İlkdoğan olumsuz anlamda kafasını salladı. ‘Kazanılan beğeni beğeni değildir. Kazanılan merhamet merhamet değildir. Sana yalvarıyorum, bırak da seni nehrin yukarısına taşıyayım.’

Aldığı karşılık ikinci bir taş oldu. Bu taş ve başka bir taş kafasının üstünden geçerken İlkdoğan döndü ve orada ayrıldı.

En küçük kardeş İlkdoğan geri geldiğinde ateşin yanında bekliyordu.
‘Diğerleri gelmedi mi?’ diye sordu gözlerine inanamayarak.
09 image11867 xxx piggyback 45‘Hayır. Kimse gelmedi ve kimse gelmeyecek. Biri iyi vakit geçirmeyi, diğeri yargılamayı ve üçüncüsü çalışmayı tercih etti. Üçü de babamızı seçmedi.’
‘O zaman burada mı kalacaklar?’
Abileri yavaşça kafasını salladı. ‘Şimdilik öyle.’
‘Biz de babamıza mı döneceğiz?’ diye sordu kardeşi.
‘Evet.’
‘Beni bağışlayacak mı?’
‘Bağışlamayacak olsa beni gönderir miydi?’
Böylece küçük kardeş İlkdoğanın sırtına çıktı ve eve yolculuk başladı.’

(SON)

Ruhsal şeylerle ilgili olduğunuzu ve öyle olmasaydınız web sitemizi ziyaret etmeyeceğinizi düşünerek, sık sık düşündüğünüzden emin olduğum bir soru sormama izin verin. Cennete gidip gitmeyeceğinizi biliyor musunuz? Yoksa benzetmede olduğu gibi göksel Şatoya nasıl gidebileceğinizi biliyor musunuz? Aslında İsa dünyaya, benzetmedeki İlkdoğanın nehir aşağı geliş nedeniyle aynı nedenle geldi. İsa bir peygamberden daha fazlasıdır. Kurtarıcı’dır. Geriye dönüş yolunu kazanmaya ya da hak etmeye çalışmamıza gerek yoktur. Birincisi, Tanrı kimsenin borçlusu değildir. Ama öyle olsaydı bile, Tanrı taşlarımızı görüyor. Taşları nasıl dizersek dizelim, ne kadar azimli bir şekilde toplamaya çalışırsak çalışalım görevi tamamlamak için yeterli değildirler.

Sadece kötü insanların değil, iyi insanların da cennete giremeyeceklerini öğrenmek sizi şaşırtıyor, öyle değil mi? Bir düşünün. Tanrı’yla ilgilenmeyen kulübedeki keyfine düşkünler, kayaları toplayan, nehirde kayaları üst üste dizerek içtenlikle Şato’ya ulaşmaya çalışan kadar cennetten uzaktı. Kuşkusuz, iyi olmaya çalışmak kötü olmaktan çok daha onur vericidir ama iyi insanların Şato’ya dönmek için kullanmayı umdukları kaya yığını asla yeterli olmayacaktır.


10 stack of rocks4 temp5 45İncil’i okuduğunuz zaman bunu göreceksiniz. İncil bize Tanrı hakkında gerçekten iyi haberler ve bizim hakkımızda gerçekten kötü ama gerçekçi haberler veriyor. Üçüncü kardeş gibi iyi işlerden oluşan taşları üst üste koymanın gerçekten onurlu bir şey olduğunu düşünüyoruz. Bu kardeş, dünyanın her yerinde bulunan iyi ve dindar insanları temsil ediyor. Fiziksel olarak nehirde taşları üst üste diziyor olmayabilirler ama cennete kabul edilmelerini sağlayacak kadar Tanrı’yı hoşnut etme umuduyla dünyada iyi işler yapmakla meşguller. Nehirdeki bu kardeş gibi mi düşünüyorsunuz?   

– Şunu yapmaya gönüllü olursam… bir taş alıyorsunuz.
– Cebimdeki bozuklukları dilenciye verirsem … yine bir taş alıyorsunuz.
– Yalan söylemezsem… başka bir taş.
– Filmdeki, ofisteki ya da yan dairedeki karakterler gibi davranmazsam … bir taş daha.
– Her gün dini kitapçıklarımı okursam, ihtiyarlarımın dini görüşlerine katılırsam … taş üstüne taş.

Beni yanlış anlamayın. Dini inançlarınıza saygım sonsuzdur. Ancak iyilik yapmanın tehlikeli yanı kendimizi arkamıza bakar bir durumda bulmamızdır. Birkaç metre de olsa arkamıza, vadiye ya da yamaca bakabiliriz. Fakat sadece arkamızı dönüp onlara bakmakla kalmıyoruz ama aynı zamanda onlardan daha iyi olduğumuza inanarak onlara küçümsüyerek bakıyoruz. İyilik yaparken ya da en azından iyi olmaya çalışırken kendi çıkmazımızı yanlış bir şekilde değerlendiren bir durumda buluyoruz kendimizi. Daha elli milyon tane daha taşı yerini koysak da yine de bizi cennete getirecek kadar yeterince taş yoktur.

Sonra şunu da hesaba katın! Nehrin güçlü akıntısından daha büyük sorun yaratacak olan, düşüncemizde işleyen ve yüreklerimizi dolduran mükemmellikten uzak düşüncelerimiz ve niyetlerimizdir. Bizi Tanrı’dan ayıran sığ bir nehir değil, kontrol edemediğimiz; devrilen, çağlayan gibi, karşı konulmaz bir günah nehridir! Terazinin bizim tarafımıza doğru ağırlık yapmasını engellemek için her yanlış düşünce ve niyet için aynı ağırlıkta bir taşı terazinin karşı küfesine koymamız gerekse taşları dizme işimiz ne kadar yavaş bir şekilde ilerlerdi! Taşları üst üste dizer dururuz ama ilerlemek şöyle dursun, ancak olduğumuz yeri koruyabildiğimizi görürüz. 

11 image11868 face bad think thoughts 45Ne gibi kötü düşünceler yığını diye sorabilirsiniz? Tanrı, sırtımıza, düşüncelerimizi düşündüğümüz anda gösteren bir dijital araç koymadığı için en az benim kadar memnunsunuz, öyle değil mi? Başkaları gerçek sizi tanımayabilir ama Tanrı gibi siz de bu düşünceleri biliyorsunuz. Nitekim Yeşaya Kitabı’nda bize bundan söz ediyor, ‘Suçlarınız sizi Tanrı’dan ayrı düşürdü; günahlarınız yüzünden yüzünü sizden çevirdi, öyle ki sizi işitmesin.’ Tanrı nehirde taşların üst üste konmasının sesinden hoşlanan bir Tanrı olmadığı için cesaretiniz olsun. Tanrı’nın sizi eve geri getirme yolu bu değildir! Kutsal Yazılar Tanrı’nın gözlerinin günaha bakamayacak kadar pak olduğunu söylediği için, ne başkalarının davranışlarını izlemeye çalışıp kendilerininkiyle karşılaştıran ve ne de başkalarının yaptıklarının çirkin tarafları hakkında dedikodu yapan biri ile aynı tarafta olamaz. Vadinin yaşam biçimini sürdürenlerin yaşamlarının ne kadar kötü olduğu önemli değildir. Yamaçtaki kardeşin ne dediğini hatırlıyor musunuz? Vadiye indiğinde yalnız olduğunu gördüğünde ne kadar da şaşırmıştı.

Hikaye şöyle devam ediyor,

‘Benim için kaygılanma. Sana kimin yardıma ihtiyaç duyduğunu göstereyim,’ dedi kulübeye doğru koşarken. ‘Hadi gel, pencereden bakalım. Ben baktığımda beni hiç görmüyor. Birlikte gidelim.’ İlkdoğanın peşinden gelmediğini fark etmeden kardeş çoktan kulübenin yanına varmıştı.

Başkalarının yaptıkları kötülükler hakkında dedikodu yaparken Tanrı bizim için şöyle söylüyor, ‘Kendi günahlarınız yüzünden yüzümü sizden sakladım öyle ki sesinizi işitmeyeyim.’ Bu kötü haberdir. İyi haber, harika haber ise Tanrı’nın İsa’ya, -İncil’de Tanrı’nın dünyanın Kurtarıcısı olarak gönderildiğini okuduğumuz İsa’ya- seslenişinizi duyacak olmasıdır. Dört kardeş de aynı daveti işitti. Her birinin abileri tarafından eve taşınma fırsatı vardı. Birincisi, babasının evi yerine ottan yapılmış bir kulübeyi seçerek hayır dedi. İkincisi, kendi hatalarını kabul etmek yerine kardeşinin hatalarını incelemeyi tercih ederek hayır dedi. Üçüncüsü, dürüst bir itiraf yerine iyi bir izlenim yaratmanın daha bilgece olacağını düşünerek hayır dedi. Dördüncüsü, suç yerine minnettarlığı seçerek evet dedi.

12 image5078 pray repent humble 45Bu görkemli yere bugün siz de davet ediliyorsunuz, “Nitekim Mesih de bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü.’ (1.Petrus 3:18, İncil). Tanrı’nın şu an kulağınıza fısıldadığı isim İ-S-A’dır. İsa S-İ-Z-İ-N Kurtarıcınız’dır. S-İ-Z-İ-N için gönderdiğim Kurtarıcı İsa’dır. Bana inanmıyorsanız Tanrı’ya sorabilirsiniz, ‘Tanrım, bu doğru olabilir mi? Lütfen doğruysa bunu benim yüreğime aç.’ Böyle dua edebilir misiniz?  

Lütfen web sitemizde okunacak her şeyi okuyun. Bu site sizin için hazırlandı. Yüreğinizin derinliklerinde, ‘Tanrı öldüğümde beni cennete almaya yetecek kadar beni bağışlayacak mı? Oraya gitmeyi çok isterdim!’ diye sık sık düğündüğünüzü biliyoruz. Eğer ölmeden önce bundan emin olmak istiyorsanız doğru web sitesine geldiniz. Bu sitede, Tanrı’nın İsa Mesih’in yaşamı ve misyonu aracılığıyla sizler için sahip olduğu sevginin gücüne dayanarak cennet için nasıl hazır olabileceğinizi öğreneceksiniz.


13 image3675 think wonder life 45Duadan söz etmişken benzetmeyi okumadan önce dua ettiniz mi? ‘Tanrım, yüreğime konuş. Canımın ihtiyaç duyduğunu bulabilmem için yüreğimin gözlerini aç, Rab çünkü nasıl olduğumu ve kendimi bu kadar eksik hissetmeme neden olan eksikliğin ne olduğunu biliyorsun.’ Eğer dua etmediyseniz lütfen buna benzer bir şekilde dua edin ve benzetmeyi tekrar okuyun. Benzetmeyi yeniden okuduktan sonra umarız İncil’i ve diğer makaleleleri okumak için zaman ayırırsınız. Sizin için duamız, hangi oğula benzediğinizi anlamanız için Tanrı’nın size yardım etmesidir. Tanrı sizi sevdiği için size kendisinin söylemesini bekliyoruz, yine de bazı açılardan üç oğula benzerken Tanrı’ya ve eve dönme davetine ‘Evet’ diyen en küçük oğul gibi de olabilirsiniz.

Web sitesinde dolaşıp çeşitli şeyleri tıklarken lütfen dua edin. Sağlık ya da havayla ilgili değil, Tanrı hakkında okuyorsunuz. Söz konusu ilahi şeyler olduğunda ne söylediğini anlamak için Tanrı’nın küçük zihinlerimizi aydınlatmasına ihtiyacımız vardır. Mantıklı ya da akla uygun gelmediği için okuduğunuz bir şeyi bir kenara atmayın. Tanrı’nın düşünceleri ve yolları bizimkilerin çok ötesindedir. Tanrı insan mantığı ve anlayışının ötesinde yaşar ve insanlık tarihini burada tasarlamıştır. Bizim gibi düşünmez. Düşünceleri bizimkinden çok yüksektir. Kutsal Kitap’ta şöyle okuyoruz, ‘Çünkü benim düşüncelerim sizin düşünceleriniz değil, sizin yollarınız benim yollarım değil,’ diyor RAB. ‘Çünkü gökler nasıl yeryüzünden yüksekse, yollarım da sizin yollarınızdan, düşüncelerim düşüncelerinizden yüksektir.’ (Yeşaya 55:8-9, Eski Antlaşma). Tanrı’nın vahiylerini size mantıklı gelip gelmemeleri ışığında değerlendirmeyin. Duyduklarınızı insanın dar muhakemesi aracılığıyla bir süzgeçten geçirmeyin. Tanrı’nın size söyleyecekleri bu dar açıklıktan geçemez. Aksine açık düşünceli olun ve Tanrı’nın size karşı sevgisi ve yaşamınız için planı için muhteşem ve harika şeyleri açıklamasına izin verin.  

14 ant 99 hill cut some ant near his holeUnutmayın Tanrı dünyayı yaratırken bize danışmadı. Aynı şekilde, Şeytan’ın insanı kandırması ve bizleri -sizi ve beni- günaha çekmesiyle oluşan zararı nasıl onaracağı konusunda bizim fikrimize ihtiyacı yoktu. Bizim Tanrı’nın sahip olduğu türde düşünceleri anlama becerimiz, bir karıncanın insan düşüncelerini anlama becerisinden daha fazla değildir.

Bir gün bir karınca tepesine yaklaştığınızı düşünün. Yakınlaşırken, bu küçücük inanılmaz yaratıklardan biri, büyük bir şeyin gölgesini fark ediyor ve yaklaşan tehlikeyi topluluğuna haber vermek için hemen güm güm sesi çıkarmaya başlıyor. Bu karınca sizin düşüncelerinizi anlayabilir mi? Diyelim ki siz bir bilim adamısınız ve çalışan karıncaların fotoğrafını çekmek istiyorsunuz. Onlara zarar vermek için değil, sadece gözlemlemek için geldiniz. Bunu nasıl bilebilirler? Bilemezler. Bizden farklı olarak, bilebileceklermiş gibi davranmıyorlar. Bu iletişim sorununun bir çözümü bir süre için karınca olabilseniz ve kendinizi ve orada olma amacınızı açıklayabilmeniz olurdu ama bu çözümü web sitesindeki başka bir makalede ele alacağız. Okurken alçakgönüllü bir yaklaşıma sahip olun. Tanrı’nın, Eyüp’e sorduğu soruyu size sormasına izin verin, ‘Ben dünyanın temelini atarken sen neredeydin? Anlıyorsan söyle. Sabah yıldızları birlikte şarkı söylerken, İlahi varlıklar sevinçle çığrışırken neredeydin?’ (Eyüp 38:4-7, Eski Antlaşma)

Söylediğim gibi, Tanrı bizim hayal gücümüzün çok ötesinde başka bir dünyada yaşıyor. Tanrı’nın, benzetmedeki İlkdoğana benzer bir şekilde bir kurtuluş planına sahip olması üzerinde ki anlayışımız, Tanrı’nın yaratılış sırasındaki düşünceleri konusunda ki anlayışımızdan daha fazla değildir.  

15 homepage person 10 45Çocukluğunuzdan beri kendinize ve belki başkalarına şu soruyu sordunuz, ‘Tanrı beni cennete girmeme izin verecek kadar bağışlayacak mı?’ İnsanların tekrar tekrar şu şekilde yanıt verdiğini duydunuz, ‘Tanrı bilir, ancak Tanrı bilir.’ Tepkilerinizi kimseye söylememiş olabilirsiniz ama içinizde derinliklerde şöyle yakaran hislerin varlığını hep hissettiniz, ‘Bu önemli sorunun yanıtını hayattayken bilemez miyim?’ Bilebilirsiniz. Tanrı’nın bu vaadi, size yazmış olduğu sevgi mektubu olan İncil’de bulunmaktadır. Burada karakterinin tam olarak açıklanışını ve bu harika karaktere dayanarak Tanrı’nın yaşamınız için sahip olduğu olağanüstü tasarıyı bulacaksınız. Cennetle ilgili sorunuz için bulmak istediğiniz yanıtı da bulacaksınız.

Size bir sonraki makaleyi önerebilir miyim? Adı, Kurbanın Üzerindeki Sır Perdelerinin Kaldırılması. Bu makalede gerçek İlkdoğanın insanlığı kurtarmak için nehir kenarına gelişi hakkında ki gerçeği öğreneceksiniz. Tanrı’nın İlkdoğanla ilgili olan açıklamayı yüzyıllara yayma kararı ve dünyadaki görevi için kendisine verilen ünvan üzerinde duracağız.

“Nitekim Mesih de bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü. Bedence öldürüldü, ama ruhça diriltildi.” (1.Petrus 3:18, İncil)

İsa şöyle diyor, “Koyunlarım sesimi işitir. Ben onları tanırım, onlar da beni izler. Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapamaz.” (Yuhanna 10:27-28, İncil)


16 image11871 hedonist 45I) BİRİNCİ KARDEŞ. Kendinizi kulübeyi yapanla özdeşleştirebiliyor musunuz? Şatoya olan tutkusunu, aşağıdaki toprakların sevgisine feda etti. Evi özlemek yerine kulübeye razı oldu. Yaşamının amacı zevk almaktı. Hedonistliğin tanımı ve bu oğlun yaptıkları budur.

Hedonist yaşamını, geçmişinde, şimdiki yaşamında ve geleceğinde hiç baba yokmuş gibi yaşar. Çok uzak geçmişte, bir zamanlar bir baba olmuş olabilir ama şimdi ve burası söz konusu olduğunda? Oğul onsuz yaşayacaktır. Çok uzak gelecekte, bir baba gelip onu alabilir ama bugün? Unutun. Oğul kendi yaşamını kendisi kuracaktır. Geleceği yaşamak yerine, anı yaşamaktan memnundur.

Elçi Pavlus şu sözleri söylerken işte aklında böyle biri vardı, ‘Ölümsüz Tanrı’nın yüceliği yerine ölümlü insanı, kuşlara, dört ayaklılara, sürüngenlere benzeyen putları yeğlediler… Tanrı’yla ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. Yaradan yerine yaratığa tapıp kulluk ettiler.’ (Romalılar 1:23,25, İncil)

Hedonistler kötü tercihler yaparlar. Saray yerine kulübeyi, kurtarıcıları olma görevini üstlenen abileri yerine yabancı birini tercih ederler. Babalarının evi yerine yamaçta bir mahalleye yerleşip oğlu geri gönderirler. Nitekim yüzyıllar geçtikten sonra vadide, insanın bir şeye inanmaya ihtiyacı olduğunu bilen sahte öğretmenler çıkar ve bu insanları çeşitli iman topluluklarına yönlendirebilirler. Çeşitli dini uygulamalar geliştirirler ama İlkdoğanı ve insanları kurtarmak için Şatodan gönderildiği görevini dikkatli bir şekilde gözardı ederler. Gerçek Tanrı’yı dikkate almazlar ama yüzyıllardır tapınılan suretleri yükseltir ve gerçek Tanrı’ya benzeyen, ama her açıdan sahte olan tanrılar yaratırlar.

17 image11870 hedonist 45Bu çeşitli çağdaş dinlerin sütunları, bu inançları izleyenlerin doğal tutkularını boyunduruk altına alma gücünden yoksundur. İnançları, insanları karanlıkta hapseden kötü düşüncelerin güçlü akıntılarını yatıştırmakta da başarılı değildir. Bir insan belli şeylere inanır, başkaları başka şeylere ama insanlar çoğunlukla kendi tutkularını tatmin etmeye devam ederler. ‘Kötü olabilirim, ne olmuş?’ diye çıkışırlar. Tanrı, İncil’de bu tür insanları günahkar yollarına terk ettiğini söyler. Tanrı onları günahkar yapmamıştır. Tanrı günahsızdır ve kendi karakterine aykırı, yani günahkar, bir şey yaratamaz. Ne yapmalarına izin verdi? ‘…onları yüreklerinin tutkuları içinde ahlaksızlığa teslim etti.” (Romalılar 1:24, İncil)

II) İKİNCİ KARDEŞ. İkinci kardeşin yaşama karşı yaklaşımı basitti. ‘Başkalarının hatalarına bakabilecekken neden kendi hatalarıma bakayım ki?’ Yargılayan bir insan! Ne kadar denerseniz deneyin günde kaç kez kendi kendine şöyle dediğini sayamazsınız, “Kötü olabilirim ama benden daha kötü birini bulabildiğim sürece güvendeyim. Şu adama bakın! Yaptıklarına bakın!’ İyiliğini başkalarının hatalarıyla besliyor. İlkokulda kendi isteğiyle öğretmene yalakalık yapan çocuk gibi… Ev ödevleriyle ilgili kendisinin aldığı kötü notların farkında olmadan başkalarının özensiz çalışmaları hakkında gevezelik ediyor. Mahallenin muhtarı, kendi evinden gelen çöp kokusunun kötülüğünü fark etmeyip insanlara çevrelerini temiz tutmaları için broşürler dağıtabiliyor.

‘Hadi Tanrı, sana komşumun yaptığı kötü işleri göstereyim,’ der ahlakçı. Fakat hikayede gördüğünüz gibi Tanrı onunla birlikte vadiye gitmiyor. ‘Bu nedenle sen, ey başkasını yargılayan insan, kim olursan ol, özrün yoktur. Başkasını yargıladığın konuda kendini mahkum ediyorsun. Çünkü ey yargılayan sen, aynı şeyleri yapıyorsun.’ (Romalılar 2:1, İncil). Bu basit bir hiledir ve Tanrı buna kanmaz. İkinci kardeş, ‘Tanrı seni izlediği için ben de izliyorum’ diyerek dolaşıyor. Tanrı’nın günün her anında başkasıyla değil, onunla ilgili olduğunu fark etmiyor. 

18 image11557 mirror hide guilt 45Yahudiler Kutsal Yazılar’ın bu kısmını okuduklarında şaşırıyorlar çünkü Tanrı’nın kendilerine karşı, Yahudi olmayanlara karşı olduğundan daha iyi bir şekilde davranacağını düşünüyorlar. Yahudiler, çevrelerindeki öteki uluslardan insanları hor görerek bir aşağılama ve kınamayla bakan genel olarak kibirli bir halktı. Ne var ki, gerçek onların da en az o kadar kötü ve ahlaksız olduklarıydı. Öteki uluslar gibi putlara tapmıyorlardı ama kutsal şeylere saygısızlık ediyorlardı. Bunu, bu bölümün 22. ayetinde görüyoruz, “Zina etmeyin” derken, zina eder misin? Putlardan tiksinirken, tapınakları yağmalar mısın?” Kutsal Yazılar’ın bu ayetleri bizlere ne diyor? Yahudiler ve öteki uluslar, Tanrı önünde mazeretimiz yoktur. Biz hangi günahlı yolları yargılarsak, başkaları da bizim aynı yollarımızı yargılar. Bu zina ya da evlenmeden önce cinsel ilişkiye girmek değilse, yalandır. Yalan değilse, nefrettir. Nefret değilse, satın aldığımız şeylerin vergisi konusunda dürüst olmamaktır. O değilse, kendimizi başkalarıyla karşılaştırmaktan kaynaklanan gururdur, vs. Başkalarının hatalarına işaret ederek Tanrı’nın dikkatini başka yere çekmeye çalışıyoruz ama bu manevra asla başarılı olamaz.  

İkinci oğlu bırakmadan önce, şunu söylememe izin verin. Yaşamınız ve geleceğiniz için öğrenebileceğiniz önemli bir şey varsa, o da insanın sapkınlığının ne demek olduğunu anlamanızdır. Kutsal Kitap’ın insanın sapkınlığı konusunda ne öğrettiğiyle ilgili öğretişlerde pekçok yanlış anlaşılma vardır. Sizin sapmış olduğunuzu ya da benim sapkın olduğumu söylediğimde, olabileceğimiz kadar kötü olduğumuz anlamına gelmiyor bu. Bunu demek istemiyorum ve asla bu anlama gelemeyeceğini biliyorsunuz. Kötülüğün en uç sınırında olmayan pek çok insan tanıyoruz. Pek çok iyi, nazik, cömert, ahlaklı insan, ailelerine ve topluma katkıda bulunan insan tanıyoruz. Keşke annemi tanıyabilseydiniz. Çok değerli bir insandır. Keşke sizin anneniz ve akrabalarınızla tanışmak için zamanım olsaydı. Büyük olasılıkla siz de haklı olarak onlar hakkında aynı şeyleri söylüyorsunuzdur.

Aksine, sapkınlığın anlamı, Kutsal Kitap’ta Tanrı tarafından açıklandığı şekliyle, bizlerin olabileceğimiz kadar kötü olmadığımız ama içinde bulunduğumuz durumun olabilecek en kötü durum olduğu anlamındadır. Sizin ve benim olabileceğimiz en kötü kişiler olmamızla, durumumuzun olabilecek en kötü durum olması arasında dağlar kadar fark vardır. Annem ya da dedeniz, herhangi bir insanın olabileceği en doğru ya da sevecen insanlar olabilirler -muhtemelen öylelerdir- ama içinde bulundukları durum olabilecek en kötü durumsa, Kutsal Kitap’ın ikisinin sapkın olduğunu söylemesi bu duruma karşılık gelmektedir.


19 turkey people need the lord 45Nehir Benzetmesinde dört kardeşin düştükleri durumu düşünün. Durum olabilecek en kötü durumdu. Davranışları nedeniyle değil, Şatoya geri dönme yolu olmadan Şatodan uzak düştükleri için. Güçlü akıntının olduğu nehirde evlerine yolculuk yapacak güce sahip değillerdi. Uzun bir süre içinde, yenilikler getirebilir ve bu bölgede güçlü bir medeniyetin kurulmasına ön ayak olabilirler. Okullar, sanat ve o bölgede insanların yaşamlarını iyileştirip zenginleştirecek çeşitli şeyler olabilir ama -ve bu önemli bir ‘ama’dır- insanlar yine de Şatodan uzak olurlar! Göklerdeki gerçek Tanrı’yı asla tanıyamazlar. Hikaye nerede olduklarını söylüyor? Hikayede diyor ki, ‘Saatler süren mücadeleden sonra nehrin çekimine teslim oldular. Hiç bitmeyecek gibi görünen saatler ve günler boyunca savruldular, yuvarlandılar ve sürüklendiler. Sonunda sular kardeşleri garip topraklarda, uzak bir ülkede, terk edilmiş bir yerde bıraktı.’ Tanrı, sizi, evde, yanında istiyor. Cenneti bu nedenle yarattı.

İnsanın sapkınlığıyla ilgili bu Kutsal Kitap öğretişi, insanın insan hakkında ki düşüncesiyle değil, Tanrı’nın insan hakkında ki düşüncesiyle ilgilidir. Bizler, insanı sürekli olarak ilerleyen bir spiralde gören evrim görüşüne dayalı eğitim görmüş bir kuşağın mirasçılarıyız. İnsanın çıktığı derinliklerden sürekli olarak yukarı çıktığı öğretiliyor. Nihai olarak, yeterince eğitim ve kültürel gelişimden sonra yıldızlara ulaşacağız. Bu kulağa hoş geliyor, öyle değil mi? İnsanı insanla ölçtüğümüz zaman her zaman bizden daha aşağı olan birini bulabiliriz -kültürel olarak ya da ahlaki olarak. Biz yıldızlara doğru ilerliyoruz ama bu insanlar, her nedense, ilerlemiyorlar. Seçtiğim meslek başkalarına yardım edebileceğim ve insanlığa hizmet edebileceğim bir meslekti. Bu pozisyona girmek için daha fazla ücret ödeyecek işleri reddettim.

Bu gibi benzetmeler ki bunları sürekli yapıyoruz, bizlere tatmin hissi veriyor. Ne var ki, Kutsal Kitap insanı insana bakarak ölçmüyor. İnsanı, onu yaratmış olan Tanrı’ya göre ölçüyor. Eksik olduğumuzu ve hikayedeki dört kardeşin olduğu gibi çaresiz bir durumda olduğumuzu söylüyor. Sanık günahtı, itaatsizlik günahı. Kardeşlerin Tanrı’nın kendilerini bağışlamasını istemeleriyle akıntı yok olur, nehir yatağı kurur ve eve yürüyerek dönebilirlerdi. Hayır, Tanrı günahımızın suçuyla ve günahkar işler üreten doğamızla bu şekilde uğraşmıyor. Bu konuyu daha fazla incelemek istiyor musunuz? Okumanızı tavsiye ettiğim Kurbanın Üzerindeki Sır Perdelerinin Kaldırılması adlı makaleye bir bakın lütfen. Şimdi üçüncü kardeşe bakalım.

20 parable of the river rocks piled interestingly long 45III. ÜÇÜNCÜ KARDEŞ. Üç numaralı oğula son bir kez daha bakalım. Bakalım hangi oğul gibi olmamamız gerektiğine karar vermenize yardımcı olacak mı?

Önce çok önemli bir soru sorabilir miyim? Bu kardeşler hakkında okuduğunuzda, hangisi sizin Tanrı’yla ilişkinizi en iyi şekilde betimliyor? Lütfen bu konuda düşünün. Kulübe yapan hedonist gibi misiniz yoksa hata bulan yargılayan kardeş gibi misiniz? Eğer başkalarının hatalarını gösteren biri değilseniz belki de şimdi ele alacağımız kardeş gibisinizdir. Yukarıda ki benzetmeden onun hakkında zaten çok şey biliyorsunuz. Tanrı’nın cennete girmeniz konusunda karar vermesinin ölçülerinden biri olan teraziye kilolarca taşı dizme çabası içinde misiniz?

Üçüncü oğul günahkarlığını görüyor ve sorunu kendi kendine çözmeye karar veriyor. “Hiç kuşku yok,” diyor, “Eve geri dönmek için ne kadar çok çalıştığımı gördüğünde şatonun kapılarını ardına kadar açacaktır!” Daha önce söylediğim gibi, sorun Baba’nın sevgisi değil, nehrin gücüdür. Üçüncü oğlu Babası’ndan koparıp götüren tatlı tatlı akan bir dere değildi. Hayır, onu alıp götüren ve bir çocuğun bebeğini sallaması gibi sallayan kükreyen bir taşkınca akan nehirdi. Oğul Babası’nın evine giden kayalarla yapılmış bir yol inşaa edecek kadar güçlü mü? Kesinlikle hayır!

Pekçoğumuz üçüncü oğul gibiyiz. Yaptıklarımızla Tanrı’yı memnun etmek için çok uğraşıyoruz. Ama biz güvenli bir şekilde cennete ulaşmamızı sağlayacak iyi işlerden yapılmış bir yol inşa etmeye çalışıyoruz. Kötülüklerimizin sevaplarımızın sayısını aşmamasını sağlamaya çalışmak kolay değil ama çabalıyoruz. Çok çabalıyoruz. Ne kadar sevap işlersek, (daha çok kaya), o kadar iyi.

Bu yaklaşımdaki sorun nedir? İleri doğru beş adım atıyor olabiliriz ama daha atmamız gereken elli milyon adım daha var. Kısa yaşamımız boyunca atamayacağımız kadar çok adım atmamız gerekiyor. Nehir çok fazlasıyla uzun, akıntı fazlasıyla güçlü ve günahlarımız çok fazla. Bir kötü eylem, çuvalımızdan bir veya daha fazla kayanın düşmesine neden oluyor ve hemen aşağı doğru giden akıntıyla ortadan kayboluyorlar. Kusurlarımız, yapmak istediğimiz işi başarmamızı imkansız hale getiriyor.

“Bence abartıyorsunuz,” diyorsunuz.

21 stack of rocks5 temp5 45Aslında abartmıyorum. Bizi Tanrı’dan ayıran sığ bir dere değil, aksine, gürül gürül akan, ezici bir günah nehri. Diziyoruz, diziyoruz ve diziyoruz ve olduğumuz yeri bile ancak koruyabildiğimizi fark ediyoruz. Azgın akıntı bizi devamlı geri itiyor. İlerlemek mi? Tanrı’nın beğeneceği düzeyde değil.

Üçüncü oğul gibi kayaları dizmeye başlayan insanlara ne olur? Ya çaresizlik içinde boğulurlar ya da kibirle dolarlar. Yarın güneşin doğması kadar öngörülebilir bir durum bu. Hiçbir zaman şatoya varamayacaklarını fark edip vazgeçiyorlar. Ya da, dinsel görevlerine bağlılıklarının karşılığını alacaklarına dair kendilerini ikna etmeye çalışıyorlar. Sonunda Şatonun kapılarından içeri götürülecekler. Buna inanıyorlar. 

Büyük Oğul ne dedi? “Dinle, seni buradan eve götürmeye yetecek kadar kaya yok!”  “…kardeşim, daha çok çalışman gerekmiyor. Daha çok lütfa ihtiyacın var. Babamızın eviyle senin arandaki uzaklık fazlasıyla büyük. Ne yeterince gücün var ne de yolu yapacak kadar çok kaya bulabilirsin. Babamız bu nedenle beni gönderdi. Seni eve taşımamı istiyor.”


22 image5636 man alone search 45IV. DÖRDÜNCÜ KARDEŞ. Son olarak, sizin için umudum ve duam bu web sitesinden ayrılmadan önce, dördüncü oğul gibi sizin de eve giden yolu tek başınıza gidemeyeceğinizi fark etmenizdir. Şu ana kadar büyük olasılıkla anladığınız gibi hikayedeki İlkdoğan İsa’dır. Size uzatılan bu eli tutup Tanrı’nın lütfuna harika bir şekilde tutunacak mısınız?

Dört kardeş de aynı daveti duydu. Dördünün de büyük ağabey tarafından eve taşınma fırsatı vardı. Birincisi, babasının evi yerine otlardan yapılmış kulubeyi tercih ederek hayır dedi. İkincisi, kendi hatalarını kabul etmek yerine ağabeyinin hatalarını incelemeyi tercih ederek hayır dedi. Üçüncüsü, dürüst bir itiraf yerine iyi bir intiba bırakmayı tercih ederek hayır dedi. Dördüncüsü ise, suçluluk yerine minnettarlığı tercih ederek evet dedi.

Bir oğul, “Kendimi memnun edeceğim,” kararına vardı. 
Diğeri, “Kendimi kıyaslayacağım,” seçimini yaptı.
Üçüncüsü, “Kendimi kurtaracağım” kararını verdi.
Dördüncüsü ise, “Kendimi sana emanet edeceğim,” diye karar verdi.

Dördüncü oğlu Tanrı’ya itaatsizlik edenler arasında neden saydığımı merak edebilirsiniz. Neden mi? Çünkü itaatsizlik etmişti. İtaatsizlik etmemiş olsaydı hikayede yeri olmazdı, öyle değil mi? Kardeşler gibi o da nehirde süreklenmişti. Dört kardeş farklı görünmüş olabilirler ama aslında birbirlerine çok benziyorlardı! Hepsi Baba’dan ayrılmıştı. Hiçbiri için Şato’ya geri dönmenin bir yolu yoktu. Hiçbiri yardım istemiyordu. Sadece hikayenin sonunda dördüncü oğlun Tanrı’nın lütuf teklifinden yararlanmaya karar verdiğini görüyoruz.

‘Biz de babamıza mı döneceğiz?’ diye sordu kardeşi.
‘Evet.’
‘Beni bağışlayacak mı?’
‘Bağışlamayacak olsa beni gönderir miydi?’
Böylece küçük kardeş İlkdoğanın sırtına çıktı ve eve yolculuk başladı.’

SAPKINLIĞIN ANLAMI

23 image11876 wash dishes 45Sapkınlığın anlamını hatırlayın. Hepimiz mahvolmuş bir durumdayız. Tanrı, başkaldırımızın bizi attığı bu uzak yere bakıyor ve aramızda tek bir doğru insan görmüyor. Tanrı’nın yasalarını çiğnemişken nasıl doğru olabiliriz?

Çevre yolunda hız yaparken yakalansam ve yasaların çiğnenmesi durumunda cezanın uygulandığı bir ülkede yaşasam, polise ‘Sayın memurum, bu sabah işe gitmek üzere evden çıkmadan önce hasta olan eşim için bulaşıkları yıkadım ve ilk kırmızı ışıkta durduğumda ihtiyacım olmayan bir miktar parayı çingene kıza verdim’ desem mutlaka bana gülecektir. Yaptığım iyi şeyler yaptığım kötü şeyi dengeleyecek ve memur bana ceza vermeyecek. Doğru mu? Hayır, yanlış. Yasayı çiğnedim ve suçuma göre ödemem gereken cezayı ödemek zorundayım. Ayrıca, yasayı çiğnerseniz artık doğru sayılamazsınız. Nokta. Eşime akşam iş toplantım olduğu yalanını söyleyip birkaç saatlik zevk için geneleve gidersem ya da yoldan güzel bir hayat kadınını arabama alırsam yalancı olurum. Yolda bir şişe viski almaya karar verip dükkan sahibine ve dolaylı olarak devlete, KDV’yi ödememek için fiş istemediğimi söylersem bu iki davranışımla hem yalancı hem de hırsız olmuş olurum. Yalancı bir hırsızım. Vicdanımı rahatlatmak ya da suçumdan muaf olmak için ertesi günün bulaşıklarını yıkamamım bir önemi yoktur. Nitekim insanın neyin yasal ve yasadışı olduğuna karar vermesi önemli değildir. Bir ulus fuhuşun siyasi sınırları içinde yasal olmasına izin veriyorsa, bu, Tanrı’nın da bunu hoşgördüğü anlamına gelmez. Tanrı, Yeni Antlaşma’da İbraniler Kitabı’nda, “Herkes evliliğe saygı göstersin. Evlilik yatağı günahla lekelenmesin. Çünkü Tanrı fuhuş yapanları, zina edenleri yargılayacak” diyor. O halde, bu üç eylemle, yalancı, hırsız ve bir zina eden oluyorum. Yıllar boyunca böyle tanınacağım. Artık hiçbir zaman yalan söylemediğimi, hırsızlık yapmadığımı ve eşimi aldatmadığımı söyleyemeyeceğim.

24 image11877 river drown 45Daha önce sözünü ettiğim düşüncelerimizi düşündüğümüz anda herkesin görebileceği şekilde gösteren aleti düşünün. Bu aleti çalıştırdığınız anda Kutsal Kitap’ın şu sözlerinin doğru olduğunu hemen anlayacağız; “Doğru kimse yok, tek kişi bile yok.” Bu ayet, Mezmur 14 ve 53’ten alıntıdır. İnsan kendi gözüne ne kadar doğru gözükse de, dini yasalara uymalarıyla doğru olan kimse yoktur. Çünkü günahsız kimse yoktur. Yürekleri araştıran Tanrı, bu amaçla göklerden bakıyor, kendisi gibi kimse, kendisi gibi doğru olan kimse var mı diye bakıyor ama kimseyi bulunamıyor. Nehir aşağı sürüklendiler ve suyun dışında ‘garip topraklarda, uzun bir ülkede, terk edilmiş bir yerde’ atıldılar. Siz ve ben ve herkes… İsa Mesih dışında herkes…

Yaşamış olan kimse dikkatinden kaçmadı. Gerçekten doğru olan biri ya da birileri çıksaydı yüreğinin iyiliği bunu kaydetmesini sağlardı. Kabul etmek istemiyoruz ama dindar olsak bile Tanrı’ya yönelen bir doğamız ya da yapımız yok. Tanrı’yı ihmal etmek ya da unutmak sapkınlığımızın en kesin kanıtlarından biridir. Bunun üzerinde düşünün, ben doğru olduğuna inanıyorum. Ancak Tanrı’yı unutarak insan günahkar düşünce ve eylemlere girişebilir. Sırtımızdaki bu her günahı bildiren makinayı açtığımızda gerçekten ne kadar ahlaksız olduğumuzu çabucak görebiliriz. Sadece Tanrı’yı, bütün yürekleri, içtenlikleriyle azimli ve sürekli olarak arayan O’na yönelen kimse yoktur. İlkdoğanla suyun kenarında taşları dizen arasında geçen konuşmayı hatırlıyor musunuz? Bu kardeş dinsel çabalarından oldukça mutluydu. Erdemlerini ölçmek, ilerlemesinin dijital bir resmini çekmek ve kendi sırtını sıvazlamak için büyük olasılıkla sık sık mola veriyordu. O zamanlarda herkese e-posta gönderme teknolojisi olsaydı bu kardeş her gün Tanrı’ya e-posta gönderir, Şatoda kaydettiği ilerlemenin resmini eklerdi.


Nehir Benzetmesindeki bu konuşmanın bir kısmına tekrar kulak verelim,

25 wall353 conversation long framed 45‘Hayır kardeşim, daha çok çalışman gerekmiyor. Daha çok lütfa ihtiyacın var. Babamızın eviyle senin arandaki uzaklık fazlasıyla büyük. Ne yeterince gücün var ne de yolu yapacak kadar çok kaya bulabilirsin. Babamız bu nedenle beni gönderdi. Seni eve taşımamı istiyor.’

‘Yapamayacağımı mı söylemek istiyorsun? Yeterince güçlü olmadığımı mı söylemek istiyorsun? Yaptıklarıma bak. Taşlarıma bak. Daha şimdiden beş adım atabiliyorum!’

‘Ama daha elli milyon kaya koyman gerekiyor! Dinle, seni buradan eve götürmeye yetecek kadar taş yok!’

Keşke bir ismi ve iki cümleyi sizin için neon ışıklarla yazabilseydim: ‘Daha çok çalışman gerekmiyor. Daha çok lütfa ihtiyacın var.’ Lütuf bizlere İsa Mesih’in kişiliğinde geldiği için bu ismi öne çıkarmak için kullanacağım ışıkların parlaklığı karşısında güneş gözlükleri kullanmanız gerekirdi: İSA MESİH.

İlkdoğan, taş dizen kardeşin daha çok lütfa ihtiyaç duyduğunu söyledi. Lütuf nedir? Lütuf Tanrı’nın insanın ruhsal ihtiyacına karşılığıdır. Lütuf Tanrı’nın temel karakterini gösterir ve bize Tanrı’nın nasıl bir Tanrı olduğunu anlatır. Anlaşılması her ne kadar zor olsa da Tanrı, lütuf Tanrısı’dır ve bu nedenle günahkarlara iyilikle yakalaşır. Şatodaki baba dört isyankar oğluyla ilgili haberlere nasıl karşılık verdi? Mirasından mahrum etmek için hemen vasiyetini değiştirmeye mi kalktı? Hayır, bunu yapmadı; lütuf Tanrısı da bunu yapmaz.

Tanrı’nın insanın Yaratıcısı’na karşı ilk başkaldırısına ilk tepkisinin ne olduğunu görmek için lütfen, Tanrı’nın Sevgisi Hakkında Daha Fazla Şey Öğrenmek adlı diziye bakın. Tanrı’nın Agape Sevgisi Her Zaman Korur adlı üçüncü makalede Tanrı’nın Adem ve Havva’nın kendisine karşı işlediği günaha tepkisi hakkında okuyabilirsiniz. Hissettikleri utancın ve Tanrı’nın utançlarının üstünü örtmekte kullandığı aracın Kutsal Kitap’taki hikayesini okuyun.

Tanrı’nın, günahkarlara karşı yaklaşımı öyle ki, insanın sefaletine karşılık vermek üzere doğal olarak içinden merhamet akar. Sizin ihtiyacınız karşılandı mı? Tek yapmanız gereken doğru kapıyı çalmak ve doğru ismi söylemek.

26 image7215 hand eternity lost hell 45Merhametin, sevginin nesnesi olan, ihtiyaçta olan birinin ihtiyacının karşılandığı bir sevgi biçimi olduğunu biliyor musunuz? Sokakta bir dilencinin yanından geçerken, ‘Aman Tanrım, bu küçük çocuk ne kadar zavallı bir durumda’ diyip geçerseniz bu çocuğa karşı merhametli davranmamışsınız demektir. Bunu söylüyorum çünkü çoğu Müslüman arkadaşım Tanrı’nın merhametli olduğunu söylüyor. En çok ihtiyaç duyduğunuz noktada Tanrı size karşı merhametli mi? En büyük ihtiyaçlardan biri cennete gidebilecek kadar bağışlanmış olmaksa ve dünyadaki yaşantınızın sonuna geldiğinizde oraya gideceğinizi bilmiyorsanız, Tanrı size karşı merhametli değil demektir. Ya da daha iyi ifade etmek gerekirse, Tanrı’nın İsa Mesih aracılığıyla sizin için sağladığı merhamete erişmediniz demektir. 

Üçüncü kardeşin ihtiyacı olduğunu düşündüğü gibi sizin de, yaşamınızın her günü için yapılması ve yapılmaması gerekenlerle ilgili uzun bir listeye ihtiyacınız var mı? Her sabah ilk düşüncesi nehir kenarındaki kampından kalkıp suya girmek ve daha fazla taş dizmekti. Çalışkan. Üretken. Azimli. Dikkatini yoğunlaştırabilmiş. Bunların hepsi ve daha da fazlasıydı. Burada günahını gören ve sorununu kendi başına çözmeye çalışan biri var karşımızda. Kuşkusuz alkışımızı hak ediyor. Kuşkusuz kendisi gibi olmaya çalışmamıza layıktır. Ve neredeyse kuşkusuz, babanın merhametini almaya layıktır. Baba oğlunun eve dönmek için ne kadar çok çalıştığını gördüğünde şatonun kapılarını ardına kadar açmaz mı? Dostum, sorun babanın sevgisi değil, nehrin gücü ve oğlun durumu doğru bir şekilde değerlendirememesidir.

Taşlarınızı bir kenara bırakmayı düşünür müsünüz? Şöyle dua eder misiniz? ‘Tanrım, duyduklarım benim için çok yeni, bugüne kadar bana öğretilenlere o kadar karşıt ki. Sana geri dönmek için yolum İsa’ysa, bana bu web sitesinde onun hakkında daha fazla öğretip bu gerçeği yüreğimde onaylar mısın? Okuduklarım doğruysa, taşlarımını bırakmaya razıyım.’ Siz bu sözlerle dua ederken kalemimi bırakıp sizinle başka bir makalede başka bir yerde buluşacağım.

Leave a Comment