Sonsöz: Müslüman Okuyucularımız İçin
Bir sanatçı, bir balıkçı ve bir kayıkçı geniş bir ırmağın hızla akan sularına bakıyorlardı. Çok hoş bir akşamdı. Güneş batıdan batarken, sahnenin her yerini çok zengin bir renk ile aydınlatmaktaydı. Bulundukları yere yakın akan su, küçük şelaleden akarken parlıyordu, ışıl ışıldı. Irmağın daha ileri kısımlarında, daha sığ olan kısımda, su durağan bir göl halinde toplanmıştı ve akşam göğünün renklerini yansıtıyordu.
“Bu görüntü ne kadar da harika bir resim olurdu,” dedi sanatçı, “özellikle de, uzaktaki eski şato ve ön kısımdaki huş ağaçları ve hızla akan suyla!”
“Ben de tam düşünüyordum,” dedi balıkçı, “karşı yakadaki dalları sarkmış ağacın altında suların durgun olduğu yerde epey büyük alabalıklar vardır. Günün bu saatinde onları yakalamak için kullanılabilecek en iyi yem hangisi olur diye düşünüyorum. Ne dersiniz?” diye devam etti, kayıkçıya hitap ederek.
“Ben,” diye cevap verdi, “nadiren balık avlarım ve balık yemlerinden hiç anlamam. Benim düşündüğüm şey, küçük teknemi ırmağın neresine indirebileceğim. Sanırım, akıntının güçlü aktığı ama köpürmediği şu noktayı seçerdim.”
Kendi kendime, aynı ırmağa bakan üç kişinin bu denli farklı görüşleri olmasının ne kadar tuhaf olduğunu düşündüm! Biri için manzara söz konusuydu. Diğeri için büyük bir balık yakalayabileceği bir yerdi. Üçüncüsü ise sadece teknesini hangi noktadan akıntı yönünde ırmağa indirebileceğini düşündü.
Üç insan arasındaki bu kısa konuşma, yaşamı hepimizin aynı şekilde görmeğini hatırlatıyor, öyle değil mi? Herkes sizin gibi düşünmüyor. Herkes benim gibi düşünmüyor.
Bu nedenle, İncil’in güvenilirliği konusunda fikir birliğinde olmamamız mümkündür. Öte yandan, bu diziyi dikkatli bir şekilde okurken İncil hakkında yeni bir bakış açısı kazanmış olduğunuzu umuyorum. Şu ana kadar, bazılarınız İncil’in güvenilir olmadığına inanmaktaydınız. “Yahudiler ve Hıristiyanlar bilerek Kutsal Yazıları’nın metinlerini değiştirdiler, o zaman nasıl güvenilir olabilir ki?” diye sordunuz. Buna inanarak büyüdünüz. Bu düşünce ruhunuza işledi. İncil hakkında başkalarından duyduklarınıza inanmayacağınızı hayal etmek güç.
O halde şimdi ne yapmalısınız? Benim önerim, yapmakta olduğunuzu yapmaya devam etmeniz. Bu web sitesini araştırmak ve Hıristiyanlığın gerçek öğretişlerinin ne olduğunu öğrenmek için zaman ayırıyorsunuz. Bunu yaptığınız için sizi takdir ediyorum.
Bildiğiniz gibi, İslam ve Hıristiyanlık arasında doktrin açısından önemli farklar vardır. Fakat bu farklar, Yahudi ve Hıristiyanların, Tanrı tarafından kendilerine verilen vahiyleri değiştirmiş olmalarından kaynaklanmıyor. Bir kere bu düşünceyi aklınızdan çıkarın. Bu doğru değil.
İBN HAZM
İslam hakkında okuduklarımdan, Kutsal Kitap’ın değiştirilmiş olduğu suçlamasını öne süren ilk Müslüman’ın, İ.S. 1064 yılında İbn Hazm olduğunu öğrendim. Neden sadece bir kişi? Kuran’da Müslümanların, İsa’ya açıklanan ve Hıristiyanların okuduğu Müjde’ye yani İncil’e saygı duyması istenir. Muhammed’den sonraki ilk dört yüzyılda yaşamış olan Müslüman ilahiyatçılar ve yazdıklarına gelince, bunların hiçbirinin Müjde’nin metinlerinin gerçeğine bağlı olmadığını ciddi bir şekilde ileri sürdüğüne rastlamadım. Hıristiyanları sözleri yanlış bir şekilde yorumlamakla suçlamış olabilirler ama sözlerin kendilerine karşı çıkmıyorlardı. Müslüman inanç savunması hakkındaki çalışmaların gösterdiği gibi değiştirme suçlaması İbn Hazım’la başlamıştır. (1) İşte bu zamanda değiştirilmiş İncil masalı doğdu.
İbn Hazm’ın neden böyle bir suçlamada bulunduğu anlaşılırdı. Arzusu İslam’ı savunmaktı. Kutsal Kitap ve Kuran arasında farklar ve çelişkiler olduğunu görmüştü. Kuran’ın doğru olduğuna inanarak, Kutsal Kitap’ın yanlış veya sahte olması gerektiği sonucuna vardı.
Fakat bu, düşüncesinde bir soruna neden oldu. Kuran’ın, İncil’e saygı duyulması gerektiğini açık seçik bir şekilde öğrettiğini biliyordu. Kuran’ın Müslümanlara, ne zaman Tanrı ve Tanrı’nın vahyettikleri hakkında soruları olsa Hıristiyanlara danışmalarını tavsiye ettiğini biliyordu. “Sana indirdiklerimizde herhangi bir şüpheye düşersen, senden önce kitap okuyanlara sor.” (Yunus 10:94). Bu nedenle, Kutsal Kitap’ın mevcut metninin, Muhammed’in zamanından sonra değiştirilmiş olması gerektiği sonucuna vardı. Savı, herhangi bir kanıta veya tarihsel gerçeklere dayanmıyordu, sadece kendi kişisel inancı, akıl yürütmesi ve Kuran’ı koruma arzusundan kaynaklanıyordu. Bu da, sadece Tanrı’nın onlara karşı sav olarak bıraktığı birkaç iz dışında Hıristiyanların vahiy edilen Müjde’yi kaybettiklerini öğretmeye yöneltti.
YANLIŞ ÖNERMELER
Hıristiyanlar İncil’i kaybettiler. İbn Hazım’ın vardığı sonuç buydu. Ne zaman kaybettiler? Nerede kaybettiler? Nasıl kaybettiler? Kim çaldı veya sakladı? İbn Hazım bugün yaşıyor olsaydı, ona asıl İncil hakkındaki bu gerçeği nasıl keşfettiğini sormak isterdim. İddialarını desteklemek için ne gibi kanıtları vardı? Aslında, İncil hakkında bu tür iddiaları ileri süren herkese bu soruları sormak isterdim. Onlara bir de, “İncil güvenilir mi?” yazısının bir nüshasını verirdim.
Sorun şu. İnsan yanlış bir önermeyle başlarsa, (örneğin, Kuran doğrudur ve bu nedenle İncil doğru değildir), sonraki adımlarının ne kadar mantıklı olduğu önemli değildir. Bu kişi her zaman yanlış sonuca varacaktır. Yanlış önermeler, yanlış sonuçlara götürür. Güçsüz önermeler ikna edici olmayan sonuçlara götürür.
İbn Hazm İncil’e saldırmadan önce, keşke tarihçilerin ve metin eleştirmenlerinin, herhangi bir kadim belgenin tarihsel gerçekliğini belirlemek için kullandıkları üç testi uygulamış olsaydı. Ama uygulayamazdı. Bu test süreci henüz geliştirilmemişti. İyi haber şu, İncil hakkında vardığınız sonuçları sağlam kanıtlara dayandırmak için henüz geç değil.
PEKİ, O HALDE NEYİ BİLMELİYİM?
Öncelikle, İncil’in güvenilirliğiyle ilgili yazı oldukça uzun olduğu için bir kez daha okumanız için sizi teşvik etmek isterim. Eminim farkındasınızdır ama Kuran’ın İncil’in gerçekten Tanrı’nın vahyi olduğunu beyan ettiğini de bilmelisiniz. İncil’e iman edilmesini talep eder. Müslüman inanlıların yüreklerinde İncil’i daha düşük bir yere koymaması gerektiğini söyler. Bazıları, İncil’in ‘Tanrı’nın insanlığa yazdığı bir sevgi mektubu’ olduğunu söylemişlerdir ve ben de kendi kişisel deneyimlerime bakarak bunu doğruluyorum. Umarım bu hafta İncil’den en azından bir ayet üzerinde derin derin düşünüyorsunuzdur. “Ama ben sadece Kuran’ı okurum!” diye karşı çıkıyorsunuz. Kuran, Tanrı’nın insana vahyi hakkında şöyle diyor, “Biz onların arasında fark gözetmeyiz.” (Bakara 2:136)
Bunun gibi ayetler, Muhammed’in dönemindeki halkın elinde Tanrı’nın bu gerçek vahiylerinin mevcut olduğunu varsayar öyle değil mi? “Ama Hıristiyanlar, İncil’i değiştirdiler,” diyebilirsiniz, küçüklüğünüzden beri size öğretilenleri hatırlayarak. Artık İncil için böyle şeyler söylememenizin birkaç nedeni var.
1. NEDEN – Bu dizi, tarihçiler ve metin eleştirmenlerinin İncil’in gerçekliği hakkında vardıkları sonuçları ortaya koymaktadır. İncil güvenilirdir. Bu şu anlama geliyor, İncil benim için olduğu kadar sizin için de güvenilirdir. Değişmedi. İncil’e güvenebilirsiniz.
2. NEDEN – Kuran, KİMSENİN Tanrı Sözü’nü değiştiremeyeceğini savunur. “Allah’ın sözlerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur.” (Enam 6:34). Bu alıntı bana Eski Antlaşma’daki bir ayeti hatırlatıyor, “RAB’be karşı başarılı olabilecek bilgelik, akıl ve tasarı yoktur.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 21:30). Buna inanıyor musunuz? Umarım inanıyorsunuzdur. Tanrı’ya karşı başarılı olabilecek hiçbir insan tasarısı yoktur- ne Muhammed’in zamanından önce veya sonra, ne de İsa’nın zamanından önce veya sonra.
3. NEDEN – İslam ve Hıristiyanlığın öğretişleri arasında büyük farklılıklar olduğu doğru olsa da, fark Hıristiyanları suçlayarak açıklanamaz. Çoğu Müslüman, Eski ve Yeni Antlaşma’nın ‘tahrif-i lafzi’ edildiğini varsayıyorlar. Bu kesinlikle doğru değil. Gerçek şu ki, tahrif-i lafzi öğretisi, gerek dinsel gerekse laik akademisyenler tarafından ağır bir şekilde eleştirilmiştir. Tahrif-i lafzi düşüncesine itirazlarından biri, Ölüdeniz Tomarları gibi arkeolojik kayıtların Tora’nın tümünü doğruluyor olmasıdır. Bunlar, günümüzde elimizde bulunan Kutsal Kitap’ın Eski Antlaşma bölümünün, İ.Ö. 200 yılından beri amaçlı bir şekilde değiştirilmemiş olduğunu kanıtlamaktadır. Muhtemelen, bundan 800 yıl kadar sonra, Muhammed’in döneminde dolaşan metin aynı metindi. (Sorular bölümünde Ölüdeniz Tomarları hakkında daha fazla okuyabilirsiniz. Kuran’ın İsa’nın Çarmıha Gerilmediğiyle İlgili İddiasını Çürütmek İçin Bana Sağlam Bir Kanıt Sunabilir Misiniz? sorusuna bakarsanız iyi olur.)
Yeni Antlaşma’ya (İncil) gelince, herhangi bir kadim yapıttan çok daha fazla elyazmasında korunmuştur. Yazıda bunu ayrıntılı bir şekilde okudunuz. Bu şekilde, Kutsal Kitap, Muhammed’in zamanından çok daha önce, temel olarak aynı metne sahip olduğuna göre, arkeolojik ve bibliyografya perspektifinden bakıldığında tahrif iddiası temelsizdir.
Kuran’ı okumuş biri olarak, Kuran’daki ‘yozlaşma’ referanslarının çoğunluğunun belirsizliğinin çok farklı yorumlara olanak verdiğini söylemeliyim. ‘Belirsiz’ derken, çeşitli bölümlerde tahrif-i lafzi (metnin kendisinin bozulması) ve tahrif-i ma’nawi (metnin anlamının bozulması) arasındaki farkın net bir şekilde ortaya konmamış olduğunu kast ediyorum.
Bazılarınız Yahudilerle Hıristiyanların Kutsal Yazıları’ndan Muhammed’den söz eden kısımları çıkarmak için özellikle plan yaptıklarına inanıyor olabilirsiniz, yani, tahrif-i lafzi (metnin değiştirilmesi) gerçekleşmiştir. Bu görüşler en iyi tanınan Müslüman tefsircilerin görüşleri olmasa da, bazı Müslümanlar tahrif-i lafzi suçlamalarını başka nedenlere dayandırıyor.
Örneğin, İncil’in içeriğinin doğasını anladıklarında ve İncil’in öğretişlerini, Kuran’ın öğretişleriyle bağdaştırmanın olanaksız olduğunu gördüklerinde Hıristiyanları tahrif-i lafzi ile suçladılar. İbn Hazm’ın yanlış muhakemesi de böyle bir temel üzerine kurulmuştu. Müslümanlar İncil’de İsa’nın çarmıha gerilmesi, ölümü ve üçüncü gün ölümden dirilmesiyle ilgili anlatıları okuduklarında benzer bir suçlamada bulunurlar. Ya da, İncil’in İsa’nın ilahi bir varlık olduğunu ileri sürdüğünü duyarlar. Gerçek İncil’in bunu öğretemeyeceğini düşünüp onlar da, İncil’in metninin değiştirilmiş olduğu sonucuna varırlar.
Bu suçlamaları yaparken, metnin değiştirilmesi (tahrif-i lafzi) ve daha hafif bir suçlama olan, metnin yorum veya anlamının çarpıtılması (tahrif-i ma’nawi) suçlaması arasındaki farkı göz önünden bulundurmak önemli mi? Evet, çok önemli. Kuran’ı okuduğumda, benim gördüğüm, birkaç tane tahrif-i ma’nawi suçlaması var fakat açıkça tahrif-i lafzi suçlaması yok. Şimdi okuyacağınız cümlenin altını çizin. Kuran hiçbir yerde İncil’in değiştirilmiş olduğunu açıkça ifade etmiyor! İncil’in güvenilirliği hakkındaki yazıda görebileceğiniz gibi tahrif-i lafzi suçlaması yapılamaz. Çevirmenlerin veya kopya çıkaran kimselerin dikkatsizliği sonucunda veya bilerek veya önceden kararlaştırılarak metnin bozulmasının söz konusu olduğu söylenemez.
4. NEDEN – Önde gelen Müslüman akademisyenler yüzyıllar boyunca Kutsal Kitap’ta tahrif-i lafzi (metnin bozulmasının) hiçbir zaman gerçekleşmediğine inanmışlardır. Muhammed kendi döneminde mevcut olan Tora’ya inandı ve kendi döneminde elden ele dolaşan İncil’in de Tanrı’dan gelen gerçek olduğuna inandı. Kuşkuculuğu bu metinlerin paklığı hakkında değil, Yahudilerin Kutsal Yazıları’nı yanlış yorumlamaları hakkında idi. Muhammed’in Kutsal Yazılar’ın değiştirildiğine inandığına ilişkin herhangi bir kanıt yoktur.
Geçmişte ve günümüzde bu konuda fikir birliğinde olan Müslüman akademisyenler arasında Abdullah İbn-i Abbas, Ali Tabari, Mevlevi Çiragud-Din, Mevlevi Muhammed Said, Muhammed Abduh, Mahmud Ayoub, el-Gazzali, Fakruddin Razi, İbn-i Taymiyya, İbn-i Muniyah, el-Beydhavi, Dr. Mahmud Mustafa Ayoub, el-Razi, Sayid Ahmad Hüseyin Şevket Mirti, Adil Özdemir, Muhammed Abduh Sayid Ahmed Han ve İbn-i Haldun gibi isimler sayılabilir.
İşte bu akademisyenlerin bazılarından alıntılar:
Abdullah İbn-i Abbas. Muhammed’in kuzeni ve yanında bulunan kişilerden biriydi. Şöyle dedi,
“‘Tahrif’ [değiştirme], bir şeyin asıl doğasının değiştirilmesine işaret eder; Tanrı’dan çıkan tek bir sözü bile değiştirebilecek kimse yoktur, bu nedenle Yahudiler ve Hıristiyanlar ancak Tanrı sözünü yanlış bir şekilde sunuyor olabilirler.” (2)
El-Razi. En ünlü Müslüman akademisyenlerden biri olan El-Razi için “Müslüman İmamların İmamı” denir. Şöyle demiştir, “Doğu’da ve Batı’da yaygın bir şekilde dolaşımda olan Kitap’ta nasıl değişiklik yapılabilir? Çünkü insanlar arasında yaygın bir şekilde dolaşan bir kitapta değişiklik yapılamaz. Her akıllı insan Kutsal Kitap’ın değiştirilmesinin mümkün olmadığını görebilirdi çünkü Kutsal Kitap farklı inanç ve kökenden insanlar arasında yaygın bir şekilde dolaşmaktaydı.” (3)
Bu anlaşılabilir, değil mi? Yedi yüzlü yıllarında sonlarında, Yahudiler ve Hıristiyanların Tevrat, Zebur ve İncil’in metnini değiştirmeleri olanaksız olurdu. Dünyanın her bir yanına yayılmışlardı. Sözde bozulmanın gerçekleştiği zamanla aynı zamanda, çevrildikleri çeşitli dillerdeki her bir nüshayı bulup değiştiremeyecek kadar fazla nüsha vardı.
Ali Tabari. Tabari, Abbasi Halife Mütevakkil (İ.S. 847-861) egemenliği döneminde Bağdat’ta bulunduğu sırada Yahudi ve Hıristiyanlara karşı İslam’ın yarı-resmi bir savunmasını kaleme almıştır. Hiçbir zamanda Kutsal Yazıları’nı değiştirmekle suçlamamıştır. Bunun yerine, tarihteki ilk dinsel kitap hakkında şöyle söyler: “…ilki, kitap ehli olanların elinde bulunan Tora’dır.” Sonra şöyle devam ediyor, “Hıristiyanların elinde olan Müjde’ye gelince, büyük çoğunluğu Mesih’in tarihidir, doğumu ve yaşamı.” (4). Bu şekilde Tora ve Müjde’nin gerçeğine bağlı metinlerinin Yahudilerin ve Hıristiyanların elinde olduğunu açıkça kabul etmiştir. Onlardan söz ederken, Eski ve Yeni Antlaşma’nın içeriğini başlıklarla sıralamıştır. Yahudi ve Hıristiyanlara karşı tek suçlaması öğretişlerinin gerçek anlamlarını her zaman anlamadıkları veya kabul etmedikleri yönündeydi. Söylemek istediğini ifade etmek için de sıkça Eski ve Yeni Antlaşma’dan alıntılar yapardı.
Medine’deki Yahudiler, zinada yakalanmış bir Yahudi çifti Muhammed’in huzuruna getirdiklerinde ve onları yargılamasını istediklerinde bunun Yahudi kutsal yazılarını yanlış bir şekilde sunmalarının açık bir örneği olarak nitelemiştir. Muhammed’in onları kendi yasaları, Tora’ya göre yargılamak istediği ve onlara bu durum için hangi cezanın öngörüldüğünü sorduğu söylenir. Doğru bir şekilde taşlanmanın öngörüldüğünü söylemek yerine, Tora’nın kırbaçlanmalarını ve yüzlerine kara çalınmasını emrettiğini söylediler. (5)
Kuran tahriften söz ettiğinde bunu kast eder. Tahrif-i ma’nawi’den birkaç kez söz edilir fakat tahrif-i lafzi’den (doğrudan metnin değiştirilmesi hakkında bir suçlama) açıkça söz edilmez.
Muhammed Abduh Sayid Ahmad Han. Bu ünlü Müslüman modernistin İslami düşünce ve politikası üzerinde etkisi, İslam’ın 19. yüzyılda modernizme verdiği karşılığı biçimlendirmiştir. Şöyle demiştir, “Söz konusu Kutsal Kitap’ın metni olduğunda, değiştirilmemiştir…Değiştirilmiş bir metnin, gerçek metinmiş gibi sunulması yönünde herhangi bir girişim olmamıştır.” (6)
İbn-i Muniya. İbn-i Mazar ve İbn-i Hatim, Tefsir Durr-i-Mansur diye bilinen bir yorum kitabında, İbn-i Muniya tarafından dile getirildiği gibi, “…Tevrat (yani Musa’nın kitapları) ve İncil (yani Müjdeler) cennetten gönderildikleri zamanki saflıklarını korumaktadır ve bunlarda değişiklik yapılmamıştır fakat Yahudiler sağlıksız savlar ve Kutsal Yazılar’ın anlamlarıyla uğraşarak insanları aldatma eğilimindedir” diye belirtirler. (7)
Dr. Mahmud Mustafa Ayoub. Dr. Ayoub, ABD’de Temple Üniversitesi’nde İslami Araştırmalar ve Karşılaştırmalı Din Profesörüdür. Kendisi şöyle diyor,
“Genel İslami görüşün aksine, Kuran, Yahudileri ve Hıristiyanları Kutsal Yazıları’nın metinlerini değiştirmekle suçlamaz, bu Kutsal Yazılar’ın içerdiği gerçeği değiştirmekle suçlar. İnsanlar bunu, kutsal metinlerin bazı kısımlarını gizleyerek, hükümlerini yanlış bir şekilde uygulayarak veya sözlerin doğru konumlarını değiştirerek yaparlar.” (8)
Muhammed Abduh. Mısırlı reformcu ve İslami modernizm ve milliyetçiliğin öncüsü olan Abduh şöyle der, “… Kutsal Kitap metinlerinin bozulmuş olduğu suçlaması hiç mantıklı değil. Her yerdeki Yahudi ve Hıristiyanların metnin değiştirilmesi konusunda fikir birliğine varmaları mümkün olamazdı. Arabistan’dakiler yapacak olsalar bile, onların kitaplarıyla, diyelim ki, Suriye ve Avrupa’daki kardeşlerininki arasındaki fark açıkça görülürdü.” (9)
5. NEDEN – Yıllardır İncil’in değiştirilmiş olduğu hakkında çeşitli savlar işitiyorsunuz. Yanlış bir akıl yürütme nedeniyle bu sonuca varıldığına inanıyorum. Yazımda ve bu sonsözde şu ana kadar okuduklarınızı temel alarak, İncil hakkında nasıl bir sonuca varmalısınız? Hatırlayın daha önce şöyle demiştim:
İnsan yanlış bir önermeyle başlarsa, (örneğin, Kuran doğrudur ve bu nedenle İncil doğru değildir), sonraki adımlarının ne kadar mantıklı olduğu önemli değildir. Bu kişi her zaman yanlış sonuca varacaktır. Yanlış önermeler, yanlış sonuçlara götürür. Güçsüz önermeler ikna edici olmayan sonuçlara götürür.
O halde hangi sağlam sonuca varabiliriz? Muhammed’in döneminde hem Tora’nın hem de İncil’in eksiksiz ve gerçeklerine bağlı ve yetkili biçimlerine sahip olduğu Kuran’da açıktır. Kuran Yahudileri ve Hıristiyanları kutsal yazılarını çarpıtmak ve iyi bir şekilde yorumlamamakla suçlasa da, bu suçlamalar, tahrif-i lafzi suçlaması altına girer.
Ya Muhammed döneminde İncil veya Tora’nın güvenilir nüshaları hala mevcuttu ya da Kuran Muhammed ve Müslümanları Kitap Ehli olanlara danışma ve Tora ve İncil’in vahiylerine göre yargılama ve yaşama konusunda teşvik etmekte hatalıydı. Şayet bu doğruysa, Müslümanlar için diğer tek seçenek Hıristiyanların ve Yahudilerin Kutsal Yazıları’nı Muhammed’in döneminden sonra değiştirdiklerini söylemektir.
Olan bu mudur? Yazıdan İncil’in 7. yüzyıldan beri değiştirilmemiş olduğunu görmenin mümkün olduğunu görebilirsiniz. Diğer bir deyişle, bugün elimizde Kuran’da sözü edilen Kutsal Yazılar var. İncil’in güvenilirliği hakkında elyazması kanıtlarını dikkatli bir şekilde incelemiş olduğunuzu varsayıyorum. Yazıda İncil’den bahseden pek çok alıntı arasında F.G. Kenyon’unkini tekrarlamak isterim. Britanya Müzesi’nin eski direktörü ve Kutsal Kitap ve eski elyazmaları üzerinde en önde gelen otoritelerden biridir. Kendisi şöyle söylemiştir,
“Yeni Antlaşma’nın elyazmalarının sayısı veya bunlardan yapılmış olan erken dönem çevirilerin sayısı o kadar fazladır ki, kuşku duyulan her bölümün gerçek metninin, bu kadim belgelerden biri veya diğerinde korunmuş olması pratik olarak kesindir. Dünyada başka hiçbir kadim kitap için bunu söylemek mümkün değildir.” (10)
Müslümanlar, Hıristiyanlık ve Yahudiliği, kutsal yazılarının metinlerini değiştirmekle ve bozmakla suçlarken, bu gibi suçlamaların Kuran’da bir kere bile açıkça yapılmadığını unutmayalım. Ayrıca, Kuran, açık bir şekilde Muhammed’in bizim Kutsal Yazılarımızdan söz ettiğini, bunlara saygı duyduğunu ve yaşadığı dönemdeki insanlar için yetkili ve bağlayıcı gördüğünü ortaya koymaktadır. Son olarak, bugün elimizde olan İncil’in, Muhammed’in döneminden önce, o sırada ve sonrasında temel olarak aynı olduğuna ilişkin kesin tarihsel kanıtlar olduğunu görüyoruz.
Bu nedenle, İncil hakkındaki popüler Müslüman görüşü hatalıdır. Bunu suçlayıcı bir biçimde söylemiyorum. Sadece, İncil hakkında size öğretilenlerin gerçeği yansıtmadığını bilmenizi istiyorum. Bu sonsözü yazmamın nedeni Katoliklik hakkında bir dizi yazı yazma nedenimle aynıdır. Katoliklik İncil’in öğretişlerini yansıtmamaktadır, bu nedenle bunun farkına varmanız gerektiğini düşündüm.
Size önerim, kendi akademisyenlerinizin öğüdüne kulak vermenizdir. İncil’in güvenilirliği konusunda fikir birliğinde olan geçmişte ve günümüzde yaşayan bazı Müslüman akademisyenler arasında Abdullah İbn-i Abbas, Ali Tabari bu sonsözde kendilerinden bahsettiğimiz başkaları yer almaktadır.
İncil’i okumaktan vazgeçmeyin. Okumaktan ve sayfalarında bulunan Tanrı vahyinden bereket almaktan vazgeçmeniz için herhangi bir neden yoktur. Fakat Müslüman akademisyenlerin İncil hakkında söyledikleri üzerinde de düşünün. Pencap’taki okullarda eskiden müfettişlik yapmış Mevlevi Muhammed Said’in söylediklerine katılıyorlar. Said şöyle demişti,
“Bazı Müslümanlar İncil’in değiştirildiğini düşünüyorlar. Fakat söz konusu değiştirme olduğunda, Kuran’daki ayetlerden bir tanesi bile İncil’in veya Tora’nın değiştirildiğini söylemez. Bununla ilgili ayetlerde, Yahudilerin- evet, Hıristiyanların değil, Yahudilerin- ayetleri açıklarken anlamlarını değiştirdikleri yazılıdır. En azından Hıristiyanlar bu suçlamadan tamamıyla temize çıkmıştır. Bu nedenle İncil değiştirilmemiştir ve Tora değiştirilmemiştir. Çünkü bazı bilgisiz insanların yanlış düşünceleri nedeniyle bu Kutsal Yazılar’ın değiştirilmiş olduğu çıkarımında bulunulamaz.” (11)
İncil ve Kuran’ın fikir birliği içinde olmaması konusunda ne yapacaksınız? İlk olarak, öznel gerçekten mi yoksa nesnel gerçekten mi söz ettiğimizi saptamanız gerekir. Bugün ne tür bir pizza yediğimi anlatsam ve çok lezzetli olduğunu söylesem, öznel bir gerçekten bahsetmiş olurdum. Benim için neyin gerçek olduğundan söz etmiş olurdum. Benimle aynı fikirde olmayabilirsiniz, bunda bir sorun yok. Siz de pizzanızı neyli seviyorsanız öyle yemelisiniz. Bu bir tercih meselesi ve kimse size yanlış seçim yaptığınızı söyleyemez.
Fakat aynı şey nesnel gerçek için geçerli değildir, değil mi? Örneğin, iki artı ikinin toplamının ne olduğu konusunda farklı görüşlere sahip olamayız. Matematiksel eşitlikler ya doğrudur ya da yanlış. Tek bir doğru yanıtları vardır. Bu ilke, İncil ve Kuran için de geçerlidir. Bu iki kutsal kitap hakkında çeşitli ‘doğru’ cevaplar yoktur. Sadece iki olası cevap vardır. 1) Her ikisi de yanlıştır. 2) Sadece biri yanlıştır. Birbirleriyle çeliştikleri için ikisi de doğru olamaz.
Matematikte gerçeğin öznel değil, nesnel olduğuna inanırız. Kişisel tercihlere bağlı değildir. Nesnel gerçek gelip geçici heveslerimize göre değişmez. Nesnel gerçekler, haklarında ne düşünürsek düşünelim, ne iseler odur.
Bu ne anlama geliyor? Hikayedeki sanatçı, balıkçı ve kayıkçı gibi ırmak hakkında farklı görüşlere sahip olunabilir. Fakat İncil hakkında farklı görüşlere sahip olunamaz. İncil benim için, başka bir din kitabı da sizin için doğru olamaz. İncil gerçekse, güvenilirse, o zaman hepimiz için gerçek ve güvenilir olmalıdır.
Dikkat… Dikkat! İncil’in güvenilirliği hakkındaki araştırmanıza devam ederken, İncil’i değiştiren Hıristiyanlardan söz eden yazarlara dikkat edin. Tahrif-i lafzi (metnin kendisinin bozulması), dikkatsiz bir şekilde, sadece kişinin kendi rahatlığı ve önyargıları doğrultusunda kullanıldığında insanın elinde tehlikeli bir silah haline gelebilir. Örneğin, Sünni Müslümanların Kuran’ın metnini ve anlamını bozdukları suçlamasında bulunan Şii Müslümanlar tarafından kullanılmıştır. Şayet Sünni Müslüman’sanız ve bu iddia sizi şaşkına çeviriyorsa, Hıristiyanların da İncil’i değiştirmekle suçlandıklarında ne kadar şaşırdıklarını hayal edebilirsiniz. Tabii ki her iki suçlamaya da verilecek basit cevap, suçlamaları destekleyecek ikna edici kanıtlar istemek olacaktır.
Şayet, belirttiğim gibi, Hıristiyanların İncil’i değiştirdiklerine ilişkin popüler görüş yanlış ise, o zaman acı bir çıkmazla karşı karşıyasınız demektir: ‘Kuran ve İncil’de İsa hakkındaki farklı öğretişleri nasıl bağdaştırabilirsiniz? Tek söyleyebileceğim her iki kutsal kitabı da okumuş olduğum. Hatta Kuran’ı, bana biri İncil’in bir nüshasını vermeden önce okumuştum. Keşfettiğim gerçekler bu web sitesinde bulunabilir.
Şayet Müslüman’sanız, özellikle bu dizide karşılaştığınız bir gerçek üzerinde uzun uzun ve iyice düşünmelisiniz. İncil’de bulunması gerektiğine inandığınız öğretişlerin hiçbiri bu kutsal kitabın en eski kutsal yazı elyazmalarında bulunmamaktadır.
“Ama İncil değiştirilmiştir!” diye iddia ediyorsunuz. “Kutsal Yazılarınızda bizim peygamberimizle ilgili bütün referansları sildiniz!”
Bir Müslüman ve İsa’ya inanan birinin bu konuyu tartışmasında okuduğunuz yazımdaki gibi, iddianız Kuran’a aykırı. Kuran hiçbir zaman Kutsal Kitap’ın değiştirildiğini iddia etmiyor. Buna Kutsal Kitap’ın son kısmında yer alan ve İncil olarak bilinen bölüm de dâhildir. Kuran, Kutsal Kitap’ın Tanrı Sözü olduğunu doğruluyor. Ayrıca Tanrı Sözü’nün bozulamayacağını veya değiştirilemeyeceğini de söylüyor. Ne Muhammed’in zamanında, ne yaşadığı dönemde ne de o zamandan beri.
Umarım bu dizi size yardımcı olmuştur. Konuları araştırmak ve yazıları hazırlamak düşündüğümden daha fazla zaman aldı. Fakat Kurtarıcınız Tanrı’yı tanımanıza engel olan önyargıları ortadan kaldırmak için harcanan zaman asla çok fazla olamaz. İnsanların İncil’i okumalarına ve İncil’den lezzet almalarına engel olan yanlış anlamaları ortadan kaldırmak için harcanan zaman fazla zaman sayılamaz.
KAYNAKÇA
1) P. A. Palmieri, Die Polemik des Islams, German tr. Holzer, Salzburg, (1902); E. Fritsch, Islam und Christentum im Mittelalter, Müller & Seiffert, Breslau, (1930); H. Hirschfeld, “Muhammadan Criticism of the Bible”, Jewish Quarterly Review 13, (1901), s. 222-240.
2 İmam Muhammad İsma’il al-Buhari, Dictionary of Islam, T.P.Hughes, Kazi Publications, Inc, Chicago Il., (1994), s.62
3) Al-Razi, Third Volume, s. 327.
4) Al-Tabari, Tabari, The Book of Religion and Empire, s.51
5) Al-Tabari, Tafsir (Shakir), 10. Bölüm, s.309
6) M.H. Ananikian, “The Reforms and Religious Ideas of Sir Sayyid Ahmad Khan”, The Muslim World -14, (1934), s.61
7) İbn Muniyah, T.P.Hughes, Dictionary of Islam, Kazi Publications, Inc, Chicago Il., (1994), s.62
8) “Uzayr in the Qur’an and Muslim Tradition” in “Studies in Islamic and Judaic Traditions”, ed. W.M.Brenner and S.D.Ricks, The University of Denver, (1986), s.5
9) Jacques Jomier, “Jesus, The Life of the Messiah”, C.L.S., Madras, (1974), s.216
10) Kenyon, F.G. Our Bible and the Ancient Manuscripts, (New York: Harper and Brothers, 1941), 2. Bölüm.
11) Yusaf Calil’den alıntı. “The Authenticity of Scripture”, in Al-Mushir, The Christian Study Centre, Rawalpindi, Vol. XVIII, (1976), s. 50.