Sonsöz

01 image12168 listen think 45Güzel hikâyeler dinlemekten hoşlanır mısınız? Umarım hoşlanıyorsunuzdur çünkü bu diziyi gerçek bir hikâyeyle bitireceğim. Hikâyemiz, Tanrı’nın kendisini insana en sıradışı şekillerde açıkladığı gerçeğini sizlere hatırlatacak.

Bu dizide yaptığımız gibi Tanrı’yı incelemek, muazzam ve aynı zamanda insanı ödüllendiren bir iş. Tanrı’nın bilinmeyi arzuladığını öğrendik. Tamamıyla değil, ama gerçekten tanınmak istiyor. Fakat bunu bilmek için bu diziye ihtiyacınız yoktu, öyle değil mi? Kimseyi hiçbir zaman tam olarak tanıyamayız, buna sevdiklerimiz de dahil. Bunun nedeni, onların deneyim ettiği her şeyi deneyim edemememiz ve düşünce ve duygularının tümünü anlamak için zihinlerine giremeyecek olmamızdır.

Gerçek şu ki, kendi yüreğimizi tanıma becerisine sahip değiliz! “Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, iyileşmez, onu kim anlayabilir?” (Yeremya 17:9, Eski Antlaşma). Başka bir deyişle, insan yüreği öyle ki, kendi kötülüğünün derinliğini saklamaya çalışır ve kendi sahibini bile aldatacak şekilde süslemeler yapar. Suçu başkasına atarak, yanlış davranışları haklı göstererek, günahlarımızı azımsayarak, gerçekte olduğumuzdan daha iyiymiş gibi davranarak, vs. yaparız bunu. Ne yazık ki, her birimizin yüreğinde, kendimizin dahi farkında olmadığı ve orada olduğundan kuşkulanmadığımız kötülük vardır.

Yüreğimizi, en içsel varlığımızı kim anlayabilir? Ancak Tanrı. Bizleri en fazla hayrete düşürmesi gereken şey, bu ezeli ve ebedi Tanrı’nın, ölümlü insanla iletişim kurmayı seçmesidir. Aldatıcı bir yüreğe sahip ölümlü insan…

Bu ölümsüz Tanrı’nın, bizlerle peygamberler ve elçiler aracılığıyla konuşmaktan daha fazlasını yapmayı seçtiğini görmek bizleri daha da fazla hayrete düşürmeli. Tanrı, İsa Mesih kişisinde geldi bizlere. Bir gün cennete giderseniz- umarım gidersiniz- bu ancak Tanrı’nın kendisini sizinle barıştırmış olması sayesinde olur. Barışma girişiminde bulunanın, suç işleyen değil, gücenen taraf olduğunu düşünün. Tanrı’nın yaptığı budur. 02 image8269 light prophet jesus 45“Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı.” (2. Korintliler 5:19)

Tanrı’nın kendisini insana açıklamak için seçtiği diğer yollar da her ne kadar harika olsa da, en önemli vahiy biçimi, İsa Mesih’te gerçekleşti. Bunu önceki ayette görüyoruz, öyle değil mi? “Şöyle ki Tanrı…dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı.” İsa Tanrı’nın nihai vahyidir. “Çünkü Tanrılığın bütün doluluğu bedence Mesih’te bulunuyor. Siz de her yönetim ve hükümranlığın başı olan Mesih’te doluluğa kavuştunuz.” (Koloseliler 2:9-10)

Susanna ve Gayaney’in Hikayesi

“Anneciğim, çok susadım. Bir şey içmek istiyorum.”

Susanna Petrosyan kızının yalvarışını duydu fakat yapabileceği hiçbir şey yoktu. Susanna ve dört yaşındaki kızı Gayaney yıkıntıya dönmüş tonlarca beton ve çelik altında kapana kısılmışçasına kalakalmışlardı. Yanlarında, karanlıkta, Susanna’nın eltisi Karine’nin bedeni yatmaktaydı. Karine, Sovyet Ermenistan tarihindeki en kötü depremlerden birinin elli beş bin kurbanından biriydi.

Felaket geliyorum demez ve bu sefer kapıyı yıkıp geçmişti.

Susanna, bir kıyafet denemek için Karine’nin evine gitmişti. Tarih, 7 Aralık, 1988, saat sabah 11:30’du. Deprem 11:41’de gerçekleşti. Beşinci kattaki daire sallanmaya başladığında, daha henüz elbiseyi çıkarmıştı ve üzerinde sadece çorapları ve kilotu vardı. 03 image12170 armenia earthquake 45Susanna kızını kavrayıp sadece birkaç adım atmıştı ki, yer açıldı ve aşağı doğru düştüler. Susanna, Gayaney, ve Karine dokuz katlı apartman binası çevrelerinde paramparça olurken, bodrum katına düştüler.

“Anne, bir şey içmem lazım. Lütfen bana bir şey ver.” Susanna’nın verebileceği hiçbir şey yoktu. Sırt üstü yatar vaziyette kalakalmıştı. Başının kırk beş santimetre üzerinde beton bir panel ve omuzlarının üzerinde eğilmiş bir su borusu ayağa kalkmasını engelliyordu. Karanlıkta el yordamıyla bodruma düşmüş olan yedi yüz gramlık bir karadut reçeli bulmuştu. Kavanozun tümünü yemesi için kızına vermişti. İkinci güne girdiklerinde hepsi çoktan bitmişti.

“Anne, o kadar susadım ki.”

Susanna öleceğini biliyordu fakat kızının yaşamasını istiyordu. Bir elbise buldu, belki de, denemek için geldiği kıyafetti, ve Gayaney için bir yatak yaptı. Keskin bir soğuk olduğu halde, çoraplarını çıkardı ve çocuğu sıcak tutmak için ona sardı. İkisi sekiz gün boyunca orada kapalı kaldılar.

Susanna, karanlık nedeniyle zaman kavramını kaybetti. Soğuk nedeniyle el ve ayak parmaklarındaki hissi kaybetti. Hareket edemediği için umudunu kaybetti. “Öylece ölümü bekliyordum.”

Halüsinasyon görmeye başladı. Düşünceleri oradan oraya dolaşıyordu. Arada sırada merhametli bir uyku mezar dehşetinden kurtulmasını sağlıyordu ama çok kısa bir süre için uyuyabiliyordu. Onu sürekli olarak uyandıran bir şey vardı: Soğuk, açlık veya- çoğunlukla- kızının sesi.

“Anne, susadım.”


04 image12194 blood bloody hand 45Sonsuz gecenin bir noktasında, Susanna’nın aklına bir fikir geldi. Güney Kutbu’nda susuzluktan ölmekte olan bir kaşif hakkındaki bir televizyon programını hatırladı. Yol arkadaşı elini kesip arkadaşına kanını vermişti.

“Suyum yoktu, meyve yoktı, sıvı hiçbir şey yoktu. O zaman kendi kanımı hatırladım.”

Soğuktan duyarsızlaşmış parmaklarıyla, dokunarak bir parça kırılmış cam buldu. Sol işaret parmağını kesti ve emmesi için kızına uzattı. Fakat kan damlaları yeterli olmadı. “Lütfen anneciğim. Biraz daha. Başka bir parmağını da kes.” Susanna kendisini kaç kere kestiğinin hesabını kaybetmişti. Tek bildiği şey, kesmese, Gayaney’in ölmüş olacağıydı. Kanı, kızının tek umuduydu.

“Sonra eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve onlara verdi. “Bu sizin uğrunuza feda edilen bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın” dedi. Aynı şekilde, yemekten sonra kâseyi alıp şöyle dedi: “Bu kâse, sizin uğrunuza akıtılan kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır.” (Luka 22:19-20)

İsa, şarap kâsesini kaldırarak, neyi sembolize ettiğini açıkladı. “Bu kâse, sizin uğrunuza akıtılan kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır.” Bu iddia, elçilerin kafasını karıştırmış olmalı. Fısıh şarabının hikâyesini dinlemişlerdi. Uzun yıllar önce Mısır’da tutsak olan İsrailliler’in evlerinin kapılarının süvelerine sürdükleri kuzu kanını sembolize ediyordu. Bu kan, ölümü evlerinden uzak tutmuş ve ilkdoğanlarını kurtarmıştı. Mısırlılar’ın ellerine düşmekten kurtarmıştı onları.

“O gece Mısır’dan geçeceğim. Hem insanların hem de hayvanların bütün ilk doğanlarını öldüreceğim. Mısır’ın bütün ilahlarını yargılayacağım. Ben RAB’bim. 05 iii blood on doorposts2 temp5 45Bulunduğunuz evlerin üzerindeki kan sizin için belirti olacak. Kanı görünce üzerinizden geçeceğim. Mısır’ı cezalandırırken ölüm saçan size hiçbir zarar vermeyecek. Bu gün sizin için anma günü olacak. Bu günü RAB’bin bayramı olarak kutlayacaksınız. Gelecek kuşaklarınız boyunca sürekli bir kural olarak bu günü kutlayacaksınız.” (Mısır’dan Çıkış 12:12-14, Eski Antlaşma)

Yahudiler binlerce kuşaktır kuzuları kurban ederek Fısıh’ı kutlamaktaydılar. Her yıl kan dökülür ve her yıl bu şekilde kurtuluş kutlanırdı. Yasa kanın dökülmesini buyuruyordu. Bu yeterli olacaktı. Yasayı yerine getirmek için yeterli olacaktı. Buyruğu yerine getirmek için yeterli olacaktı. Tanrı’nın adaletini haklı çıkarmak için yeterli olacaktı. Fakat günahtan bir kerede sonsuza dek kurtulmak için yeterli olmayacaktı. Peki ama neden? “Çünkü boğalarla tekelerin kanı günahları ortadan kaldıramaz.” (İbraniler 10:4)

Kurbanlar geçici çözümler sunabilir. Ancak Tanrı sonsuz bir çözüm sunabilir.

Öyle de yaptı.

Tanrı düşünülmez olanı yaptı. Bedene büründü ve günaha düşmüş dünyamızın yıkıntıları arasına girdi. Kollarının gerilmesine ve ellerinin delinmesine izin verdi. Yıkık bir insanlığın enkazının ortasında, yarattıklarının kendisini çarmıha germesine izin verdi. Neden? Sevdikleri kapana kısılmıştı, o da kanını sundu.

Tanrı kurtarış planını ne kadar öncesinde planlamıştı? Yer sarsılmaya ve binalar ve köprüler yıkılmaya başlamadan hemen önce mi? Bu gibi düşüncelere kapıldığımızda Tanrı’nın gülümsediğini hayal ediyorum- tıpkı küçük çocuklar aptalca şeyler söylediklerinde bizim yaptığımız gibi. Tanrı büyüktür. 06 image4420 blood 45Tanrı kurtarış görevini insanın dünyadaki ilk günahı henüz gerçekleşmeden çok önce planladı. İnsanın yıkımı daha gerçekleşmeden düzelme yöntemi belirlenmişti.

Kurtarıcımızın geliş zamanı belirlenmişti. Sunusunu nerede sunacağına da karar verilmişti. O ölüm tepesindeki her an, önceden ayarlanmıştı. İsa o gün çaresiz bir kurban değildi. Kötü insanların, onun üzerinde izin verdiği ölçü dışında yetkisi yoktu. İnsan, kontrolü elinde tuttuğunu düşünmüş olabilir fakat korkunç bir şekilde yanılıyordu. Olanların resmini daha iyi görebilmek için çarmıha gerilmesinden önce İsa’yı tutuklamak için gelen din önderlerinin ve Romalı askerlerin kalabalığına bakalım. İsa onları kendisi hakkında nasıl bir görüntü verdi?

Bir anda, kalabalığın yarattığı hararetle İsa’ya doğru yöneldiler. Bir saniye sonra, afallamış bir şekilde sırt üstü yere düştüler.
“Böylece Yahuda yanına bir bölük askerle, baş kahinlerin ve Ferisiler’in gönderdiği görevlileri alarak oraya geldi. Onların ellerinde fenerleri meşaller ve silahlar vardı. İsa başına geleceklerin hepsini biliyordu. Öne çıkıp onlara, “Kimi arıyorsunuz?” diye sordu.
“Nasıralı İsa’yı” diye karşılık verdiler. İsa, onlara, “Ben’im “ dedi. O’na ihanet eden Yahuda da onlarla birlikte duruyordu. İsa,“Ben’im”deyince gerileyip yere düştüler.” (Yuhanna 18:3-6) [İtalik ekleme bana aittir]

“Bunu kim yaptı?” “Bana ne oldu?” “Aman Tanrım!” Toprağın üzerinde kalkmaya çalışırken bu kalabalığın neler düşündüğünü hayal etmeye çalışın. Bu kalabalık içinde yaklaşık altı yüz asker vardı. Toprağın üzerinden kalkmaya çalıştılar. Öyle mi? İncil’in asıl dilinde, yere yapıştıkları, orada tutulduklarını ima eden bir sözcük kullanılmıştır. Uzun olmasa da, artık durumu kontrol edemediklerini bilecek kadar uzun bir süre öyle kaldılar. Her biri kimi tutuklamaya geldiklerine farklı bir şekilde, daha uzun bir süre baktılar. Bu, hepimiz için iyi bir fikir -İsa’ya uzun süre bakmak. Ne göreceksiniz? Ne göreceğiz? İsa Mesih’in insan olmasının ötesinde bir şey olduğunu… İnsan olduğu kadar Tanrı idi. Bunu anlıyor musunuz? Ben anlamıyorum. Fakat ben dünya henüz oluşmadan Tanrı’nın nasıl göründüğünü ilk elden bilmediğim için sözünü kabul edip, bana olduğunu söylediği kişi gibi olduğuna inanacağım.


07 image11640 jesus return king god 45Burada, bahçenin girişinde İsa ilahi yüceliği, görkemi ve gücünü göstermeyi seçti. İsa, bunu çoğu zaman saklı tuttu. Burada İsa bir an için de olsa bunu açıklıyor. İsa’nın dünyanın kuruluşundan önce sahip olduğu, beden almadan önceki yüceliği çok kısa bir an için gösterildi. Bu an, denizleri dindirdiği, rüzgarları durdurduğu ve hastaları iyileştirdiği gücü son kez kullandığı anlardan biriydi. Olağanüstü! Olağanüstü ilahi bir an!

İsa neden böyle bir şey yaptı? Bir kaçış yolu bulup çarmıha gerilmekten kurtulmak için mi? İncil’i ve bu online makaleleri okuyarak öğrendiğiniz gibi, gelme amacı bizim yerimize ölmek ve yeniden dirilmekti. Tutuklanmasından hemen önce İsa ancak Tanrı’nın konuşabileceği gibi konuşmayı seçti – onlara gerçekten kim olduğunu göstermek istedi. Saldırgan ve gürültücü kalabalığın, eğer farklı düşünmeseydi, hiçbir kalabalığın, ordunun, gücün, kendisini o gece tutamayacağını bilmesini istiyordu. Onlar İsa’yı tutuklamadı. O onları tutukladı! Sözleri, kalabalığın boylarından büyük bir işe giriştiği konusunda bir uyarıydı. Silahlı altı yüz adam ve farklı birliklerden başkaları artık tutuklamaya geldikleri Kişi’den daha fazla korkuyorlardı! Hepsini öldürebilirdi, Romalı askerlerin silahlarını ödünç alarak değil, kendi sözüyle! Her şeye gücü yeten sözüyle!

İsa Kutsal Yazılar’da bize tanıtıldığında, bir insandan daha fazlası olan birini görüyoruz. Mucizeleri, eylemleri ve sözleri bunu kanıtlıyor. Üçüncü gün gömüldüğü mezardan dirilişi de öyle! Fakat görünmez Tanrı görünür hale geldiğinde bunu beklememiz normal, öyle değil mi? “Görünmez Tanrı’nın görünümü…O’dur. Her şey O’nun aracılığıyla ve O’nun için yaratıldı. Her şeyden önce var olan O’dur ve her şey varlığını O’nda sürdürmektedir.” (Koloseliler 1:15-17)

08 sacrifices point to calvary1xx red 45İsa’nın öğrencileri bunu anladılar mı? Hayır, gözlerinin önünde, Kutsal Yazılar’ın yerine gelmesini değil, bir kabusun gerçekleşmekte olduğunu gördüler. Öğrencilerin çoğunluğu İsa’nın çarmıha gerildiği gün oradan kaçtılar. İncil’i okuduysanız, İsa’nın geriye kalan eşyalarının Romalı askerler tarafından nasıl kura çekilerek paylaşıldığını bilirsiniz. Geriye ne kalmıştı? Tanrı’yla sonsuza dek doğru bir ilişkiye sahip olmak için ihtiyaç duyduğumuz şey. Kan! “…kan dökülmeden bağışlama olmaz.” (İbraniler 9:22). Kan, ama tabii ki, herhangi birinin kanı değil. Hele bir hayvan kanı hiç değil.

Kurbanlar ancak geçici çözümler sunabilirdi. Sadece Tanrı sonsuz çözümü sunabilirdi. Öyle de yaptı.

İsa bir seferinde ne demişti? “Bayramın son ve en önemli günü İsa ayağa kalktı, yüksek sesle şöyle dedi: “Bir kimse susamışsa bana gelsin, içsin.” (Yuhanna 7:37)

Susadığımızı kolay kolay kabul etmeyiz. En azından, benim için kolay değildi. Sahte pınarlar şekerli tatlı zevklerle midemizin kazınmasını yatıştırır. Fakat zevkin yetmediği bir zaman gelir. Her hayatta, dünyanın çöktüğü ve gerçek yıkıntıları içinde kapana kısılmış olarak, susuzluktan parçalandığımız ve ölmekte olduğumuz karanlık bir zaman gelir. Zira sonsuzluğu nerede yaşayacağımızı bilmiyoruz.

Bazılarımız içimizde böyle olduğumuzu kabul etmektense ölmeyi tercih ederiz. Fakat bazılarımız utanmıyoruz. İsteyerek ‘mutlu yüzü’ bir kenara koyup, Tanrı’ya ikrar ediyoruz,

“Tanrım, yardımına ihtiyacım var.”

09 image8205 bad thoughts sin adultery 45Böylece susamış olanlar gelirler. Yıpranmış bir topluluğuz, kırık hayaller ve yıkılmış vaatlerle birbirimize bağlıyız. Kabul etmeye hazır olduğumuzdan daha fazla benciliz ve yalan söylüyoruz ve başkalarına merhamet göstermek yerine çabucak yargılıyoruz. Kendi hatalarımızın bodrum katında kapana kısılmış gözleri fal taşı gibi açılmış çocuklarız.

İsa, şu sözleriyle gerçeği söyledi, “Size doğrusunu söyleyeyim, günah işleyen herkes günahın kölesidir.” (Yuhanna 8:34). İçimizde günah pompalamaya devam eden mekanizmayı kapatmamızın yolu yok. Susanna ve Gayaney gibi, binlerce ton beton ve çelik altında kapana kısılmış gibi hissediyoruz.

Ve çok susamış durumdayız.

Ün, malvarlığı, tutku veya romantizm için susamış değiliz. Bu havuzlardan içtik ve bunların çölde tuzlu su içmek gibi olduğunu gördük. Susuzluğu yatıştırmıyorlar, bizi öldürüyorlar.

“Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara!” (Matta 5:6). Bunu sen söyledin, öyle değil mi, İsa? Doğruluk. İşte bu. Bunun için susadık. Temiz bir vicdan için susadık. Tanrı önünde temiz bir kaydımız olmasını arzuluyoruz. Taze bir başlangıcı özlüyoruz. Dünyamızın karanlık boşluğuna girip kendimiz için yapamayacağımız şeyi- bizi yeniden doğru kılmak- bizim için yapacak bir el için dua ediyoruz.

“Anneciğim o kadar susadım ki,” diye yalvardı Gayaney.

“O zaman kendi kanım olduğunu hatırladım,” diye açıkladı Susanna.

Ve el kesildi ve kan döküldü ve çocuk kurtarıldı.

“Tanrım, ruhsal olarak o kadar susadım ki,” diye dua ediyoruz. İsa dinliyor ve bizlere bağışlama ve özgürlük sunuyor. “Çünkü bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan antlaşma kanıdır.” (Matta 26:28). “Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak” dedi.” (Yuhanna 8:32)


Ölüm Fatihini Tanımak

10 image9913 face 45Bu sizin ilginizi çeken bir şey mi? Ölüm Fatihi size cenneti sunuyor. Fakat Tanrı’yla, bu dünyada başlayan ve öldüğünüzde cennette devam edecek olan yeni bir ilişkiden bir evet kadar uzaktasınız. “Peki ya Yargı Günü ne olacak?” diye sorabilirsiniz. Şayet günahlarınızın hepsinin hesabı verildiyse, Tanrı’nın kendisi tarafından tamamıyla ödendiyse, ne olacak? Bir zamanlar sunulan kurbanlar geçici çözüm sağladılar. Sadece Tanrı sonsuz bir çözüm sunabilir. Öyle de yaptı.

“Rab, ‘O günlerden sonra onlarla yapacağım antlaşma şudur: Yasalarımı yüreklerine koyacağım, zihinlerine yazacağım’ diyor.” Sonra şunu ekliyor: “Onların günahlarını ve suçlarını artık anmayacağım.” Bunların bağışlanması durumunda artık günah için sunuya gerek yoktur.” (İbraniler 10: 16-18)

Hayır! Hayır! Hayır! Hayır!

“İçimdeki her şey İsa’nın ölmesi düşüncesini reddetmek istiyor,” diyorsunuz, hayalkırıklığı ve hayret karışımı hislerle. “Bu nasıl olabilir? Hayatım boyunca bana İsa’nın ölmediği öğretildi.” Başka kimin sizinkilere benzer sözler söylediğini biliyor musunuz? İsa’nın öğrencileri. “İsa ölemez, bu düşünceden vazgeçin!” dediler. Onlar da, İsa’nın yaklaşan ölümü hakkında söylediklerine inanmakta isteksizdiler. Ne kadar sık bunu söylemiş olduğu önemli değildi.

“Celile’de bir araya geldiklerinde İsa onlara, “İnsanoğlu, insanların eline teslim edilecek ve öldürülecek, ama üçüncü gün dirilecek” dedi. Öğrenciler buna çok kederlendiler.” (Matta 17:22-23)

11 image12174 cool text third day 45“İnsanoğlu’nun çok acı çekmesi, ileri gelenler, başkahinler ve din bilginlerince reddedilmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini söyledi.” (Luka 9:22)

“Bundan sonra İsa, kendisinin Yeruşalim’e gitmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı.” (Matta 16:21)

“İsa, İnsanoğlu’nun çok acı çekmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerince reddedilmesi, öldürülmesi ve üç gün sonra dirilmesi gerektiğini onlara anlatmaya başladı.” (Markos 8:31)

“Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir. Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.” (Yuhanna 10:11,18)

İsa’nın söyledikleri herhangi bir çocuğun anlayabileceği kadar açık olsa da, öğrencileri bunu anlamadılar. İsa’nın hem Mesih olup, hem de bu şekilde öldürülmesini kavrayamıyorlardı. İsa birkaç kere başkalarını ölümden diriltmişti. Öğrencileri bu mucizevi olaylara tanıklık etmişlerdi ve bu olaylar hakkında İsa’nın Duyguları adlı diziyi okuyabilirsiniz. Öğrenciler, İsa’nın önceden bildirdiklerini dikkatli bir şekilde dinlemiş olsalardı, dirilişi hakkında konuştuğunu duyarlardı. Böylece kederleri biraz olsun dinerdi.

“…ama üçüncü gün dirilecek dedi.” “…ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini söyledi.” “…ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı.” “…ve üç gün sonra dirilmesi gerektiğini onlara anlatmaya başladı.” “…Onu [canımı] vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.”

12 iii looking to heaven1 temp5 blue 45Öğrenciler İsa’nın ölümden dirileceğine ilişkin açıklamasında teselli buldular mı? Hayır, öyle olmadı. İsa’nın ölmesi düşüncesi kendisini izleyenleri o kadar büyük bir ümitsizliğe sürüklemişti ki, kendilerine verilmiş olan diriliş vaadi zihinlerinden tamamıyla uçup gitmiş gibi görünüyor. İmanlarındaki boşluk nedeniyle öğrencilerini  azarlayalım mı? Kederli olduğumda bilgileri ne kadar yavaş işlediğimi düşündüğümde bunu yapamam.

Bir Sonraki Adımı Atmak

Tanrı’nın var olduğunu bilmek bir şeydir. Var olan Tanrı’yı kişisel ve yakın bir şekilde tanımak oldukça farklı bir şeydir. Tanrı hakkında bilgi sahibi olmak veya Tanrı hakkında bir şeyi ezberlemekten bahsetmiyorum. Tanrı’yla kişisel, yakın bir ilişkiniz yoksa size harika bir haber vermek istiyorum. Susanna’nın kızına verdiği iyi habere benziyor.

“Anneciğim o kadar susadım ki,” diye yalvardı Gayaney. “O zaman kendi kanım olduğunu hatırladım,” diye açıkladı Susanna. Ve el kesildi ve kan döküldü ve çocuk kurtarıldı.

Bu dizide bir yerde, Tanrı hakkında, zihniniz için fazlasıyla büyük ama yüreğinize kılıf gibi uyacak gerçekle yüz yüze geldiniz. Düşüncenizin yüreğinize yetişmesini beklemeyin. Yetişemez. Zihinler yüzlerce yıldır İsa’nın doğasının tam olarak ne olduğu üzerinde tartışıp durdular. Bazıları O’nun sadece bir peygamber olduğunu söylerler. Fakat bu İsa’nın kendisi hakkında söyledikleriyle tutarlı değildir. Eski Antlaşma peygamberliklerinin, İsa henüz dünyamızı ziyaret etmeden yüzlerce yıl önce bildirdiklerini de yansıtmıyor. İsa’yı izleyen kalabalıklar onu peygamber olarak görmüş olabilirler ama İsa kendisini bu şekilde tanımlamadı.

Kilise inanç bildirgeleri yüzyıllar içinde işlendi. Bazıları İsa’nın Tanrı gibi olduğunu söylediler. Başkaları, Tanrı olduğunu- Tanrı’yla aynı öze sahip olduğunu- söylediler. ‘Tanrı’yla aynı öze sahip’ ifadesi, İ.S. 325 yılında gerçekleşen İznik Konsülü’ndeki tartışmalar sırasında özellikle önemliydi. Kilise Babaları, Kutsal Yazılar’a bakarak şu sonuca varmak durumunda kaldılar: İsa, Tanrı’nın eşsiz özünü paylaşıyor. Tanrı özünde neyse İsa da aynısıdır.

Bu din önderleri, İsa’nın evrenin yaratılmasından önce varoluşuyla ilgili ayetleri ele aldılar mı? Kuşkusuz. İşte bu bölümlerden biri:

“Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. Başlangıçta O, Tanrı’yla birlikteydi. Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı. Yaşam O’ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı….Söz, insan olup aramızda yaşadı.” (Yuhanna 1:1-4, 14) [İtalik ekleme bana aittir.]


13 image10899 talk god worship  think 45İsa’nın anlaşılmaz gizemi hakkında ne söylemeliyiz? Sizin ve benim gibi ölümlü insanların zihinlerinde her zaman merak uyandırdı ve kafaları karıştırdı. Sadece bu da değil, kökeni Tanrı’nın düşüncesinde olduğu için her zaman üzerimizde bu etkiye sahip olacaktır. Tanrı’nın doğasını kavramak için Tanrı olmamız gerekir, öyle değil mi? Bu nedenle, zihninizin kalbinize yetişmesini beklememenizi tavsiye ettim. Tanrı’nın kendisi hakkında açıkladıklarını tam olarak anlayamasak da, bu harika vahiyler, cennete gidene kadar bizleri mutlu edecektir.

İyi haber, Tanrı’nın, kendisi hakkında bu büyük gerçekleri, İsa’ya bireysel inancımızın temeli yapmamız için bizlere yardım etmeyi arzulamasıdır. Nitekim bu önemli gerçekleri kucaklamak için ihtiyaç duyduğumuz iman da Tanrı’dan bir armağandır.

“İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.” (Efesliler 2:8-9)

İnsanların İsa’ya inançlarının kaynağını izleyebilecek olsaydık, bunun Tanrı’ya kadar izlenebildiğini görürdük. Bu eşsiz Kurtarıcı’ya inançla bizleri kutsayan Tanrı’dır. “Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır.”

Tanrı’nın kendisiyle, şimdi başlamak ve öldüğünüzde cennette devam etmek üzere belirlediği yeni yaşamı almak ve tadını çıkarmak için belirlediği araç nedir? Sadece iman. Bunu hak etmiyoruz. Kazanamayız. Dinsel performansımıza da bağlı değildir. Aksine, Tanrı’nın hak edilmemiş lütfu sayesinde bizim olur.

El kesildi, kan döküldü ve çocuk kurtarıldı. Susanna’nın kanı kızının tek umuduydu. İsa’nın kanı da bizim tek umudumuzdur. Tanrı’dan şu sözleri ikrar edecek imanı vermesini isteyelim: “İsa’nın uğruna öldüğü günahkarlardan biriyim. Şimdi bana O’nun için nasıl yaşayacağımı göster lütfen.”

“Evet, Mesih herkes için öldü. Öyle ki, yaşayanlar artık kendileri için değil, kendileri uğruna ölüp dirilen Mesih için yaşasınlar.” (2.Korintliler 5:15)

Leave a Comment