İsa’nın İkinci Gelişi: İlahi Tanıklık
Bu dizide yer alan dört yazıda İsa Mesih’le ilgili henüz gerçekleşmemiş bir peygamberliği ele alacağız. Henüz gerçekleşmedi; Tanrı gerçekleştiremediği için değil, önceden bildirilen olay, hala gelecekte olduğu için. Yazılar, Kutsal Kitap’taki vahyin kapsamını hatırlatıyor. Gerçeği ortaya çıkarması açısından Kutsal Kitap’ın tüketilmesi mümkün değildir. Tıpkı bir teleskop gibi, evreni göklerin yüksekliğinden, cehennemin derinliklerine kadar içine alır ve Tanrı’nın işlerini başından sonuna kadar izler. Mikroskop gibi Tanrı’nın tasarısı ve amacının en küçük ayrıntıları açıklanır. Bu olayların bütününe tanıklık ederiz ve nutkumuz tutulur. Tanrı’nın tasarılarında, bizleri cennette kendisine katılmaya davet ettiğini öğrenen insan nasıl daha farklı bir tepki verebilir?
İsa’nın dünyaya gelişinin iki aşaması hakkında Tanrı’nın açıkladıklarını ele alacağız. İsa’nın İkinci Gelişi: Birinci Aşaması yazısından okumaya başlayabilirsiniz. Dönüşünün birinci aşaması dünyayı devasa bir kaos içinde bırakacak. Buna, İstanbul, Los Angeles, Münih ve yaşadığınız yer her neresi ise, orası da dahildir. Karma karışık bir anda, dünyadaki yüz milyonlarca insanın aniden ortadan kaybolduğunu hayal edin. Giysilerini, evlilik yüzüklerini, gözlüklerini, kredi kartlarını ve ayakkabılarını bir yığın halinde geride bırakıyorlar. İsa’ya gerçekten iman eden kişilerin- bazıları gizli inananlar- kullandıkları araçlar, direksiyon başında veya kokpitte kimsenin bulunmaması nedeniyle aniden kontrolden çıkıyor. Yaşayanlar, sevdiklerinin, arkadaşlarının veya iş arkadaşlarının birkaç saniye önce oldukları yerleri birdenbire terk ettiklerini inanamayarak izlerken yangınlar başlıyor ve histeri ortaya çıkıyor. İsa’nın dünyaya ikinci gelişinin birinci aşamasının gerçekleştiği anda dünyada bunlar olacak.
Gazete başlıkları şöyle diyecek:
“Milyonlar Gizemli bir Şekilde Ortadan Kayboldu!”
“Bütün Çocuklar Yok Oldu!”
“Kaybolan Şoförler Nedeniyle Büyük bir Trafik Sıkışıklığı ve Çok Sayıda Kaza!”
“Acil Personeli Ameliyatları Bitirmeye Çalışıyor! Doktorların ve Hemşirelerin Çoğu Nereye Kayboldu?”
TANRI BUNU DAHA ÖNCE DE YAPTI
Kutsal Kitap bizlere, başkalarının da, İsa’nın ikinci gelişinin birinci aşamasında İsa’ya gerçekten inanan kişiler gibi göğe alındığını anlatır.
Kutsal Kitap’ın ilk bölümlerinde, Enoş adında bir adam hakkında okuyoruz. Sıra dışı bir şekilde dünyadan alınmıştı. “Tanrı yolunda yürüdü, sonra ortadan kayboldu; çünkü Tanrı onu yanına almıştı.” (Yaratılış 5:24, Eski Antlaşma). Öldüğü için değil, Rab onu aldığı için ortadan kaybolmuştu. “…Hanok ölümü tatmamak üzere yukarı alındı. Kimse onu bulamadı, çünkü Tanrı onu yukarı almıştı.” (İbraniler 11:5, İncil)
Sevdikleri, “Kimse Enoş’u gördü mü? Genellikle yemeğe zamanında gelirdi, acaba ne oldu?” diye meraklanmış olmalı. Kısa bir süre sonra, arkadaşları, “Enoş kayboldu! Enoş’u en son kim gördü? Nerede gördünüz?” demeye başladıklarında kaygı paniğe dönüşmüş olmalı.
Kutsal Kitap’ta, Tanrı’nın, bazı kişileri, ölümü deneyim etmeden, dünyadan cennete geçirdiğini okuyoruz. Tanrı istediğini yapabilir mi? Yapabilir ve yapıyor. Fakat Tanrı’nın geçmişte yaptığı hiçbir şey, İsa’nın ikinci gelişinin birinci aşamasında yapacaklarının muazzamlığıyla kıyaslanamaz.
“JETON YENİ DÜŞTÜ” DEMEDİLER
İsa’nın Yerine Getirdiği Peygamberlikler– Melekler Omuzlarının Üzerinden Baktılar yazısı aşağıdaki Kutsal Yazı ayetlerini ele almıştır:
“Size bağışlanacak lütuftan söz etmiş olan peygamberler, bu kurtuluşla ilgili dikkatli incelemeler, araştırmalar yaptılar. İçlerinde olan Mesih Ruhu, Mesih’in çekeceği acılara ve bu acıların ardından gelecek yüceliklere tanıklık ettiğinde, Ruh’un hangi zamanı ya da nasıl bir dönemi belirttiğini araştırdılar. Şimdi size de bildirilen gerçeklerle kendilerine değil, size hizmet ettikleri onlara açıkça gösterildi. Bu gerçekleri gökten gönderilen Kutsal Ruh’un gücüyle size Müjde’yi iletenler bildirdi. Melekler bu gerçekleri yakından görmeye büyük özlem duyarlar.” (1.Petrus 1:10-12, İncil)
Mesih’in gelişini önceden bildirmeleri için Tanrı’nın esin verdiği Eski Antlaşma peygamberlerinin, kendi öngörülerini ne anlama geldiklerini belirlemek için titizlikle incelediklerini öğrendik. Bu hiç olmadı. İsa’nın gelişiyle ilgili gerçeğin açıklanmasıyla ilgili araçlar peygamberler oldukları halde, kendilerine yazmaları buyrulan şeyleri tam olarak anlamadılar.
Bunu anlayabilirim. Üniversitede aldığım kimya derslerini hatırlatıyor bana. Dersi anlamıyordum ama ezberde iyiydim. Dersi geçecek kadar konu ve çok sayıda formülü ezberledim. Öğrenmem gereken şeyleri tam olarak anladım mı? Kesinlikle hayır. Bugün bana organik kimya hakkında soracak olsanız, bir zamanlar ezberlediklerimi unuttuğumu kabul etmem gerek.
Eski Antlaşma peygamberlerine gelince, Mesih’in acı çekeceğini net bir şekilde gördüler. Fakat bu, acılarını açık bir şekilde kavradıkları anlamına gelmiyor. Ayrıca, acıları hakkında söylenenleri, acılarını izleyecek görkemle ilgili söylenenlerle bağdaştıramadılar.
İsa, dünyaya ilk gelişinde, Acı Çeken Kul olarak geldi. İsa, ikinci gelişinde, fatih Kral olarak gelecek. Birinci gelişinde, İsa en mütevazi koşullarda dünyaya geldi. İkinci gelişinde ise, İsa, yanında göksel orduları olduğu halde gelecek. Eski Antlaşma peygamberleri iki gelişi arasında açık bir ayrım yapmadılar. Sanki Kutsal Yazılar iki kişinin gelişini önceden bildiriyordu. Birçok Yahudi düşünür hem acı çeken bir Mesih, hem de fetheden bir Mesih olacağına inandılar. Tek bir Mesih olacağını göremediler. Bu Mesih her iki rolü de yerine getirecekti.
İsa’nın dönemindeki din önderleri neyi ayırt edemediler? Eski Antlaşma peygamberlerinin göremediği şeyi. İsa’nın birinci gelişi söz konusu olduğunda, tarihte bu denli kesin olan başka bir olgu yoktur. Ne var ki, İsa’nın birinci gelişi, Mesih’le ilişkili peygamberliklerin hepsini yerine getirmedi. Bu nedenle, bunları tamamıyla yerine getirecek başka bir ‘gelişi’ olmalı.
Kimse, İsa’nın asıldığı çarmıhla, acılarının sonucunda erişeceği görkem arasında zaman geçeceğinin farkında değildi. Uzaktaki bir dağa bakmak gibi bir şeydi. Dağı görebilirsiniz. Görkemli bir güzelliği vardır fakat tam arkasındaki dağı göremezsiniz. Aralarında vadi olan iki dağ vardır fakat sizin bakış açınıza göre tek bir dağ gibi görünmektedir.
Bugün Mesih’in acılarını ve bu acıların arkasından ortaya çıkacak görkemi anlamamak için ne gibi bir mazeretiniz var? Hiç. Eski Antlaşma peygamberlerinin hakkında yazdıkları acılarla ilgili daha iyi bir bakış açısına sahibiz. Çarmıhın bu tarafında yaşayarak geriye dönüp tarihe bakıyoruz. İsa’nın birinci gelişinde gerçekleşen tüm peygamberlikleri alıp bunları ikinci gelişine uygulayabiliriz.
Soru: İsa’nın hangi gelişi daha önemli? İsa’nın birinci gelişi çok önemli olsa da, doktrin açısından Kutsal Yazılar’ın merkezini oluşturmaz. Tek başına değil. İsa’nın birinci ve ikinci gelişi, birlikte, merkezi oluşturuyor!
Soru: İncil’de İsa’nın ikinci gelişiyle ilgili referansları alıntılayıp bunlar üzerinde yorum yapmamı ister misiniz? Umarım istemezsiniz. Böyle bir girişim bu yazının kapsamının dışında kalacaktır. Yeni Antlaşma’nın 260 bölümünde, İsa’nın ikinci gelişiyle ilgili 318 referans vardır. Her otuz ayetten biri İsa’nın dönüşünden söz ediyor. Yirmi yedi Yeni Antlaşma Kitabı’ndan yirmi üçü, bu büyük ve görkemli olaydan bahsediyor.
Bu referansların 318’ini de incelemek yerine, dört tanıklığa kulak verelim.
İSA’NIN TANIKLIĞI
I) “Babam’ın evinde kalacak çok yer var. Öyle olmasa size söylerdim. Çünkü size yer hazırlamaya gidiyorum. Gider ve size yer hazırlarsam, siz de benim bulunduğum yerde olasınız diye yine gelip sizi yanıma alacağım.” (Yuhanna 14:2-3, İncil)
II) “İnsanoğlu, Babası’nın görkemi içinde melekleriyle gelecek ve herkese, yaptığının karşılığını verecektir.” (Matta 16:27, İncil)
III) “İnsanoğlu kendi görkemi içinde bütün melekleriyle birlikte gelince, görkemli tahtına oturacak. Ulusların hepsi O’nun önünde toplanacak, O da koyunları keçilerden ayıran bir çoban gibi, insanları birbirinden ayıracak.” (Matta 25:31-32, İncil)
IV) “Petrus onu görünce İsa’ya, “Ya Rab, ya bu ne olacak?” diye sordu. İsa, “Ben gelinceye dek onun yaşamasını istiyorsam, bundan sana ne?” dedi. “Sen ardımdan gel!” (Yuhanna 21:21-22, İncil)
NOT: Son ayetler, İsa’nın ölümü ve dirilişinden sonra öğrencileriyle yaptığı bir konuşmayı kaydediyor. “İsa, ölüm acısını çektikten sonra birçok inandırıcı kanıtlarla elçilere dirilmiş olduğunu gösterdi. Kırk gün süreyle onlara görünerek Tanrı’nın Egemenliği hakkında konuştu.” (Elçilerin İşleri 1:3, İncil). İsa, öğrencilerinden biri olan Petrus’a, Petrus’un nasıl bir ölümle Tanrı’yı yücelteceğini anlattı. Sonra Petrus İsa’nın başka bir öğrencisinin onları izlediğini gördü. Belki de Petrus İsa gibi ölecek olma veya ölme düşüncesinden ötürü kederlenmişti. Bu düşüncelerle, diğer öğrencinin kaderinin ne olacağını merak etti. Petrus’un soruyu sorma için niyeti ne olursa olsun, Rab İsa bu merakı gidermemeyi seçti. İsa ikinci gelişinden bahsediyor ve Petrus’a asıl işimizin Efendimiz’i izlemek olduğunu hatırlatıyor.
GÖKSEL VARLIKLARIN TANIKLIĞI
I) “İsa bunları söyledikten sonra, onların gözleri önünde yukarı alındı. Bir bulut O’nu alıp gözlerinin önünden uzaklaştırdı. İsa giderken onlar gözlerini göğe dikmiş bakıyorlardı. Tam o sırada, beyaz giysiler içinde iki adam yanlarında belirdi. “Ey Celileliler, neden göğe bakıp duruyorsunuz?” diye sordular. “Aranızdan göğe alınan İsa, göğe çıktığını nasıl gördünüzse, aynı şekilde geri gelecektir.” (Elçilerin İşleri 1:9-11, İncil)
Bu ayetler, göğe alınan İsa’nın, nasıl gittiyse, aynı şekilde geri geleceğini ilan ediyor. İki adamın, bu durumda öğrencileri karşılamak ve rahatlatmak için gönderilen melekler olduklarını ayetlerden çıkartabiliyoruz. İnsan biçiminde göründüler. Bunları, söyledikleri sözlerden ve İsa’nın gömüldüğü mezarda görünen diğer göksel varlıklara benzemelerinden çıkarıyoruz:
“Kadınlar haftanın ilk günü [Pazar], sabah çok erkenden, hazırlamış oldukları baharatı alıp mezara gittiler. Taşı mezarın girişinden yuvarlanmış buldular. Ama içeri girince Rab İsa’nın cesedini bulamadılar. Onlar bu durum karşısında şaşırıp kalmışken, şimşek gibi parıldayan giysilere bürünmüş iki kişi yanlarında belirdi. Korkuya kapılan kadınlar başlarını yere eğdiler.
Adamlar ise onlara, “Diri olanı neden ölüler arasında arıyorsunuz?” dediler. “O burada yok, dirildi. Daha Celile’deyken size söylediğini anımsayın. İnsanoğlu’nun günahlı insanların eline verilmesi, çarmıha gerilmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini bildirmişti.” O zaman İsa’nın sözlerini anımsadılar.” (Luka 24:1-8, İncil)
II) “İsa, ölüm acısını çektikten sonra birçok inandırıcı kanıtlarla elçilere dirilmiş olduğunu gösterdi. Kırk gün süreyle onlara görünerek Tanrı’nın Egemenliği hakkında konuştu. Kendileriyle birlikteyken onlara şu buyruğu vermişti: “Yeruşalim’den ayrılmayın, Baba’nın verdiği ve benden duyduğunuz sözün gerçekleşmesini bekleyin. Şöyle ki, Yahya suyla vaftiz etti, ama sizler birkaç güne kadar Kutsal Ruh’la vaftiz edileceksiniz.” (Elçilerin İşleri 1:3-5, İncil)
Bu dönemde, İsa göğe alınmadan önce gelecekteki görevleri için onları hazırlamak üzere öğrencileriyle buluştu. “Ama Kutsal Ruh üzerinize inince güç alacaksınız. Yeruşalim’de, bütün Yahudiye ve Samiriye’de ve dünyanın dört bucağında benim tanıklarım olacaksınız.” (Elçilerin İşleri 1:8, İncil). İsa öğrencilerine haftalar önce verdiği bir sözü hatırlattı:
“Ben de Baba’dan dileyeceğim. O sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Yardımcı, Gerçeğin Ruhu’nu verecek. Dünya O’nu kabul edemez. Çünkü O’nu ne görür, ne de tanır. Siz O’nu tanıyorsunuz. Çünkü O aranızda yaşıyor ve içinizde olacaktır. Sizi öksüz bırakmayacağım, size geri döneceğim.” (Yuhanna 14:16-18, İncil)
Bu peygamberlik sözleri üç kere yerine gelmiştir:
1) İlk olarak çarmıha gerilmesinden hemen sonraki üçüncü günde gerçekleştiler. İsa onlara göründü ve öğrenciler büyük bir sevinçle doldular. Bu sonraki ayette sözü edilen gece ölümden dirildiği günün gecesidir. “Haftanın o ilk günü akşam olunca, öğrencilerin Yahudi yetkililerden korkusu nedeniyle bulundukları yerin kapıları kapalıyken İsa geldi, ortalarında durup, “Size esenlik olsun!” dedi.” (Yuhanna 20:19, İncil). İsa kapıyı açmadı. Dirilmiş bedeniyle – cennet için bizlere verilecek türde bir beden – İsa kapalı kapıdan geçti. Gerekli olsaydı, öğrencilerinin yanına gitmek için duvardan da geçebilirdi.
2) İsa onları öksüz bırakmayacağını söyledi ve söylediği gibi oldu. Vaadinin ruhsal olarak gerçekleşmesi, imanlıların içinde mesken kurması için Kutsal Ruh’un gönderilmesiyle oldu. Kutsal Ruh’un görevi ne olacaktı? İsa dedi ki, “…Kutsal Ruh, size her şeyi öğretecek, bütün söylediklerimi size hatırlatacak.” (Yuhanna 14:26). “Ne var ki O, yani Gerçeğin Ruhu gelince, sizi tüm gerçeğe yöneltecek. Çünkü kendiliğinden konuşmayacak, yalnız duyduklarını söyleyecek ve gelecekte olacakları size bildirecek.” (Yuhanna 16:13)
Hepsine gereken gerçeği öğreteceği için Kutsal Ruh’a Gerçeğin Ruhu deniyordu. Fakat Kutsal Ruh bağımsız davranmayacaktı. “…kendiliğinden konuşmayacak.” Nasıl, Tanrı’nın Oğlu, bağımsız bir şekilde davranmak üzere değil de, Üçlü Birlik içinde uyumlu bir şekilde davranmak üzere geldiyse, Kutsal Ruh için de aynısı geçerliydi. Aynı doğa ve öze sahipler ve aynı şekilde, aynı düşünce, anlayış ve iradeye sahipti.
3) “…size geri döneceğim.” Bu peygamberliksel sözlerin harfi harfine yerine gelmesi, İsa’nın 2000 yıl önce ayrılırken sahip olduğu, aynı dirilmiş ve yüceltilmiş bedenle dünyaya geri dönüşü sırasında gerçekleşecek.
RAB’BİN SOFRASININ TANIKLIĞI
“Size ilettiğimi ben Rab’den öğrendim. Ele verildiği gece Rab İsa eline ekmek aldı, şükredip ekmeği böldü ve şöyle dedi: ‘Bu sizin uğrunuza feda edilen bedenimdir. Beni anmak için böyle yapın.’ Aynı biçimde yemekten sonra kâseyi alıp şöyle dedi: ‘Bu kâse kanımla gerçekleşen yeni antlaşmadır. Her içtiğinizde beni anmak için böyle yapın.’ Bu ekmeği her yediğinizde ve bu kâseden her içtiğinizde, Rab’bin gelişine dek Rab’bin ölümünü ilan etmiş olursunuz.” (1.Korintliler 11:23-26, İncil)
İsa, dünyadaki imanlılara iki buyruk vererek dünyadan ayrıldı. Vaftiz olarak inancımıza insanların arasında tanıklık etmeliyiz. Pazar günleri bir araya geldiğimizde Rab’bin Sofrası’na katılmamız gerekiyor. Bu zaman, Kurtarıcımız’ın bizim için yaptıklarını hatırlama zamanıdır. Ekmek, bizim için çarmıhta parçalanan bedenini simgeliyor. Bir somun ekmeği bölüyoruz ve imanlılar ekmeği elden ele geçiriyor. Her imanlı ekmekten bir parça alırken bizim için yaptıkları için İsa’ya şükrediyoruz. “…günahlarımızı çarmıhta kendi bedeninde yüklendi. O’nun yaralarıyla şifa buldunuz.” (1.Petrus 2:24, İncil). Aynı şekilde, kasedeki şarap veya vişne suyuyla, yine elden ele geçirilir, bununla bizim uğrumuza ölümünü anıyoruz. Bunu simgeliyor.
Soru: İsa O’nu bu şekilde ne kadar anmamızı söyledi? İkinci gelişine dek! “…Rab’bin gelişine dek Rab’bin ölümünü ilan etmiş olursunuz.” Her kuşakta, dünyanın her ülkesinde, ölümünü ve dirilişini hatırlamamız için önümüze ekmek ve kase simgeleri konmamız istendi. Bu simgelere artık ihtiyacımız olmayacağı gün, İsa’nın yeniden geldiği gün olacaktır.
ELÇİLERİN TANIKLIĞI
I) “Bu arada, mübarek umudumuzun gerçekleşmesini, ulu Tanrı ve Kurtarıcımız İsa Mesih’in yücelik içinde gelmesini bekliyoruz.” (Titus 2:13, İncil)
II) “Bir kez ölmek, sonra da yargılanmak nasıl insanların kaderiyse, Mesih de birçoklarının günahlarını yüklenmek için bir kez kurban edildi. İkinci kez, günah yüklenmek için değil, kurtuluş getirmek için kendisini bekleyenlere görünecektir.” (İbraniler 9:27-28, İncil)
III) “Öyleyse kardeşler, Rab’bin gelişine dek sabredin.” (Yakup 5:7, İncil)
IV) “İşte Rab herkesi yargılamak üzere onbinlerce kutsalıyla geliyor. Tanrı yoluna aykırı, tanrısızca yapılan bütün işlerden ve tanrısız günahkarların kendisine karşı söylediği bütün ağır sözlerden ötürü Rab, bütün insanlara suçluluklarını gösterecektir.” (Yahuda 1:14-15, İncil)
V) “Evet, yavrularım, şimdi Mesih’te yaşayın ki, O göründüğünde cesaretimiz olsun, geldiğinde O’nun önünde utanmayalım.” (1.Yuhanna 2:28, İncil)
VI) “İşte bulutlarla geliyor! Her göz O’nu görecek. O’nun bedenini deşmiş olanlar bile. O’nun için dövünecek yeryüzünün bütün halkları. Evet, böyle olacak! Amin.” (Vahiy 1:7, İncil)
VII) “Oysa bizim vatanımız göklerdedir. Oradan Kurtarıcı’yı, Rab İsa Mesih’i bekliyoruz. O her şeyi kendine bağlı kılmaya yeten gücünün etkinliğiyle zavallı bedenlerimizi değiştirip kendi yüce bedenine benzer hale getirecektir.” (Filipililer 3:20-21, İncil)
Bu ayetlerde İsa’ya gerçekten inanan kişilerin ayırt edici özelliklerinden birini görüyoruz. Kurtarıcı’nın cennetten gelişini bekliyorlar. O’nu Rab ve Kurtarıcıları olarak kabul ediyorlar ve dönüşünü bekliyorlar.
KESİNLİKLE İZLERDİM!
Pazar günkü kilise ibadetinin sonunda, o gün kiliseyi ilk kez ziyaret eden biri kilise çobanına gelip şöyle dedi, “İsa’nın çarmıhı hakkında konuşma biçiminizi beğenmedim. İsa’nın ölümünü vurgulamak yerine, peygamber ve örnek bir kişi olarak İsa hakkında vaaz vermek bence çok daha iyi olurdu.”
Kilise pastörü şöyle cevap verdi, “İsa’yı bu şekilde sunacak olsam O’nu izlemeyi ister miydiniz?”
“Kesinlikle izlerdim,” dedi ziyaretçi çekinmeden.
“Tamam o zaman,” dedi vaiz, “ilk adımı atalım. İsa hiç günah işlemedi. Bunu kendiniz için de söyleyebilir misiniz? Bu örneği izleyebilir misiniz?”
Adam kafası karışmış bir şekilde ve biraz şaşırmış olarak baktı. “Hayır,” dedi. “Olması gerekenden veya istediğimden çok daha fazla günah işlediğimi kabul ediyorum.”
Kilise çobanı o zaman şöyle cevap verdi, “O zaman, en büyük ihtiyacınız, örnek olacak biri değil, bir Kurtarıcı! İsa, sizi Tanrı’ya geri götüren yoldur.”
“Tanrı’ya götüren yol mu?” diye düşündü kendi kendine, “Bu adam Tanrı’nın bana uzak ve bilinemez geldiğini nasıl biliyor?” Kilise pastörü konuyu daha fazla açıklayınca adam bu daveti hemen kabul etti…
“Size İncil’den bir ayet okumak isterim,” dedi kilise önderi, kürsünün yanına otururken. “Ne anlama geldiğini açıklayacağım. Sonra siz de İsa’yla ilgili sorularınızı sorabilirsiniz. Olur mu?”
“Yapmayı daha çok isteyeceğim bir şey düşünemiyorum,” dedi ziyaretçi.
“Güzel,” diye cevap verdi kilise önderi, “Ayet şöyle. “Nitekim Mesih de bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü.” (1.Petrus 3:18)
Pastör yardımcısı araya girdiğinde hala konuşuyorlardı. “Herkes gitti. Ben de bütün kapıların kilitli olduğunu kontrol ettim. Yarın görüşürüz.” Saatler sonra kilisenin otoparkında hala iki araba durmaktaydı. Ziyaretçi öğrendikçe İsa’nın tanınması gereken birisi olduğunu fark etti. Sadece bir peygamber veya örnek değildi.
ÇİFTE VATANDAŞLIĞA SAHİP OLMAK
Eğer bir gün cennette olmayı sadece uman, cennete gitme güvencesine sahip olmayan birisiyseniz, Tanrı’nın size vereceği bazı harika haberleri var. Şu anda dünyada nerede geçici vatandaşlığınız olursa olsun, cennetin vatandaşı olma hakkına da sahip olabilirsiniz. İnsanın hayal edebileceği en sıra dışı çifte vatandaşlık bu! Birisinin doğası geçici; diğeri sonsuz. Biri kısa bir süre yaşanır. Diğeri, sonsuza dek yaşanacak. Mesele sadece İsa’ya gerçekten inananların cennete gitmesi değil, şu anda cenneti cennet yapan her şeye aitler. Yukarıdaki bu dünyanın vatandaşlığının ayrıcaklıklarının keyfini bir gün oraya vardığımızda çıkaracağımız gibi tam olarak çıkarmasak da, yine de bunlar hali hazırda bizimdir.
“Cennet vatandaşlığı mı? Bu nasıl mümkün?” diye sorabilirsiniz. İlk olarak, bu, satın alabileceğiniz bir şey değil. Üzerinde bir fiyat etiketi yok. Değiş tokuş yaparak da sahip olabileceğimiz bir şey değil. Karşılığında, belirli sayıda sevap işleyemeyiz veya ahlaki bir yaşam sürdüremeyiz. Yaptığımız herhangi bir şeyle- ne kadar dindar veya samimi olsa da- elde edebileceğimiz bir eşya değildir.
Cennet vatandaşlığı, doğum belgelerimizde vatandaşı olduğumuz ülke ne olursa olsun, bundan çok farklı bir şeydir. Doğal olarak sahip olduğumuz bir şey değildir. Bu hakka sahip olarak doğmayız. Erdemlerle hak edemeyiz.
Bu yüce vatandaşlığa sahip olma süreci nasıl başlar?
Nasıl başlar? Şu an yaptığınız şeyi yaparak. İtalikle işaretlenmiş ayete dikkat edin.
“Kutsal Yazı, “O’na iman eden utandırılmayacak” diyor. Çünkü Yahudi Grek [Yahudi olmayan] ayrımı yoktur, aynı Rab hepsinin Rabbi’dir. Kendisine yakaranların tümüne eliaçıktır. “Rab’be yakaran herkes kurtulacak.” Ama iman etmedikleri kişiye nasıl yakaracaklar? Duymadıkları kişiye nasıl iman edecekler? Tanrı sözünü yayan olmazsa, nasıl duyacaklar? Demek ki iman, haberi duymakla, duymak da Mesih’le ilgili sözün yayılmasıyla olur.” (Romalılar 10:11-14, 17, İncil)
İsa hakkında bir şeyler duyuyorsunuz. İncil’i okurken, cennet vatandaşlığının, insanın İsa’yla ilişkisini temel aldığını öğreneceksiniz. Ölümü, gömülmesi ve ölümden dirilişinden sonra göklere çıkması. Hepsi bizim için!
İsa, çarmıhta mahkumiyetimizi yüklenmeyi ve yaşamış herkesin günahlarının bedelini ödemeyi seçti. İşte İsa’nın yaptıkları bu kadar kapsamlıdır. “O günahlarımızı, yalnız bizim günahlarımızı değil, bütün dünyanın günahlarını da bağışlatan kurbandır.” (1.Yuhanna 2:2, İncil). Vaftizci Yahya İsa’yı gördüğünde bu gerçek onu ele geçirmişti. “Yahya ertesi gün İsa’nın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: “İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!” (Yuhanna 1:29, İncil)
CENNET VATANDAŞLIĞINA NASIL BAŞVURABİLİRİM?
Cennet vatandaşı olmanın ayrıcaklıklarından ve korumasından yararlanmak için ne yapmanız gerekiyor? İsa’yı Kurtarıcı olarak kabul etmeniz gerekiyor. Düşünün bir kere. Sizi, sizin O’nu sevebileceğinizden çok daha fazla seven bir Kurtarıcı var. Bu Kurtarıcı yargınızı yüklendi! Bu gerçeği kabul ettiğiniz takdirde size vaat edilen şey nedir? “Böylece Mesih İsa’ya ait olanlara artık hiçbir mahkumiyet yoktur.” (Romalılar 8:1, İncil). Günah sizi mahkum etmeyecek. Yasa mahum etmeyecek. O sizi mahkum etmeyecek. Tanrı sizi mahkum etmeyecek.
Mesih’e ait olanlar başkalarından daha iyi değildir. Ne var ki, Tanrı karşısında durumları kesinlikle diğer insanlara göre daha iyidir. Bütün günahlarının hesabı verildiği için onları cennetten alıkoyabilecek hiçbir şey yoktur. Bu yeni vatandaşlığınızın size sağladığı hak ve ayrıcalıkların bir parçasıdır. Yeni vatandaşlığınızla, Tanrı’nın size karşı farklı bir şekilde davranmasını hak ediyorsunuz. Ne büyük bir ayrıcalık!
Kutsal Yazılar bize cennetteki vatandaşlığımızın, satın alabileceğimiz veya dinsel performansımıza dayanarak kazanabileceğimiz bir şey olmadığını anlatıyor. Karşılıksız, hak edilmeyen bir armağandır. Herhangi bir din otoritesinin yapmamızı gerekli kıldığı dinsel uygulamalara itaat ederek hak edilmez. Aşağıdaki ayette ‘karşılıksız’ kelimesi dikkatimi çekiyor. Peki ya sizin?
“Ama şimdi Yasa’dan bağımsız olarak Tanrı’nın insanı nasıl aklayacağı açıklandı. Yasa ve peygamberler buna tanıklık ediyor. Tanrı insanları İsa Mesih’e olan imanlarıyla aklar. Bunu, iman eden herkes için yapar. Hiç ayrım yoktur. Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı. İnsanlar İsa Mesih’te olan kurtuluşla, Tanrı’nın lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar.” (Romalılar 3:21-24, İncil)
Elinizde kendi İncil’iniz varsa, karşılıksız olarak kelimelerinin yanına hayali bir gülümseyen yüz çizin. Tanrı’nın size cennet vatandaşlığı hakkı verişini betimlemek için kullandığı kelimelerin yanına mutlu bir yüz çizdiğinizi hayal edin.
CENNETE BAŞKA BİR YOLLA GİTMEYE ÇALIŞACAĞİM. TAMAM MI?
Çoğu kişi bu duyguyu paylaştığı için bu açıdan yalnız değilsiniz. Cennete gitmek için ne kadar iyi olmanız gerektiğinden emin değiller, fakat ellerinden gelenin en iyisini yapmayı hayatlarınn amacı haline getiriyorlar. İyi olmaya çalışırlar. Her sabah. Her akşam. Her gün. Her saat. Her dakika. Her saniye.
Eğer siz de böyle düşünüyorsanız, size bir soru sormama izin verin. Cennete girme koşullarını yerine getirmemizi sağlayan şey nedir? İyi olmayı umut ettiğinizi söylüyorsunuz. Tanrı için ne kadar iyi, yeterince iyidir? Tanrı’nın cennet vatandaşlığının koşullarını belirleme hakkına sahip olduğu konusunda eminim hemfikirsinizdir. Göksel dünyasına giriş için gereken davranış standardına karar vermek Tanrı’ya düşer.
Peki Tanrı bu konuda ne dedi? Gerekli gördüğü şey ne? Günahsızlık. Mükemmelden daha azı, Tanrı’nın standardının altında kalır. Bir yandan mükemmel olandan azını kabul edip, diğer yandan da Tanrı olmayı sürdüremez.
“Mükemmel değilim ama mükemmelliğe oldukça yakınım,” diyebilirsiniz, ya da “Çoğu insandan daha iyi bir insanım.” Bence meselenin özü, hepimizin zaman zaman doğru olanı yaptığımız gerçeğidir. Daha azımız çoğunlukla doğru olanı yapıyor. Fakat aramızda her zaman doğru olanı yapan kimse var mı? Tanrı’ya göre, yok. “Yazılmış olduğu gibi: “Doğru kimse yok, tek kişi bile yok.” (Romalılar 3:10, İncil). Bazıları Tanrı’nın insanla ilgili değerlendirmesine katılmayabilir. Örneğin, Katolik akrabalarım canları için korkunç zararlı bir şey yapıyorlar. Akrabalarım ve Katolik Kilisesi, İncil’i şöyle değiştiriyorlar, “Bakire Meryem dışında başka doğru kimse yok.” Diğerlerimizin farklı bir bakış açısı var. Biz diyoruz ki, “Mükemmel değilim ama çoğu insana göre daha iyiyim. İyi bir hayatım oldu. Kuralları bozmuyorum. İnsanların kalbini kırmıyorum. İnsanlara yardım ediyorum. İnsanları seviyorum. Başkalarına göre, doğru bir insan olduğumu söyleyebileceğimi düşünüyorum.”
Bu hileyi annemde de denerdim. Odamın temiz olmadığını söylerdi ve ben de benimle kardeşimin odasına gelmesini isterdim. Onun odası benimkinden daha dağınıktı. “Bak, benim odam temiz; baksana.” Bu manevra hiç işe yaramadı. Beni, aşağı, annemle babamın yatak odasına götürürdü. Söz konusu derli toplu odalar olduğunda annemin odası doğruydu. Dolabı düzgündü. Yatağı topluydu. Banyo tertemizdi. Onunkiyle kıyaslandığında, odam, tam tersiydi. Bana odasını gösterir ve şöyle derdi, “Temiz dediğimde bunu kast ediyorum.”
Sonra, akşam yemeğinden önce ellerimi yıkamama gelince, gerçek temizlik konusunda yeni bir ders alırdım. Önce ellerime bakardı, sonra beni yeniden banyoya gönderirdi. Sabun genellikle hala kuru olurdu. Havlu ise, biraz suyun yardımıyla ellerimdeki kiri sildiğim yerde koyu kahverengi görünürdü. Annem derdi ki, “Senin ‘temiz’in temiz değil.”
Tanrı da aynısını yapıyor. Kendisine işaret ediyor ve şöyle diyor, “Doğru dediğimde bunu kast ediyorum. Mükemmellik demekle bunu demek istiyorum. Temiz dediğimde bunu kast ediyorum.”
Cennete gidebilmemiz için Tanrı standartlarını düşürür mü? Bunun üzerinde biraz düşünün. Tanrı, kendisiyle çok az ortak noktası olanlarla sonsuzluğu geçirmek zorunda mı kalacak? Böyle biz şey olmaz. Tanrı kimin cennete giremeyeceğini ve kimin cennete girmesine izin verileceğini son derece açık bir şekilde ortaya koydu:
“Oraya murdar hiçbir şey, iğrenç ve aldatıcı işler yapan hiç kimse asla girmeyecek; yalnız adları Kuzu’nun yaşam kitabında yazılı olanlar girecek.” (Vahiy 21:27, İncil)
“Ama korkak, imansız, iğrenç, adam öldüren, fuhuş yapan, büyücü, putperest ve bütün yalancılara gelince, onların yeri, kükürtle yanan ateş gölüdür. İkinci ölüm budur.” (Vahiy 21:8, İncil)
Hiç aldatıcı bir şey yaptığınız oldu mu? Yani, söyledikleriniz veya yaptıklarınızla birisini adatmaya niyetlendiniz mi? Ben yaptım. Özel yanlarımdan biri gerçeği süslemekti. Peki ya yalan söylemek? Hiç yalan söylediniz mi? Yalancı ismini hak etmek için kaç yalan söylememiz gerekiyor? Eşler arasındaki güven bağının kırılması için kocanın karısına kaç yalan söylemesi gerekeceğini düşünün. Sadece bir. Sekreteriyle ilgili bir yalan olabilir.
“Ama hepimiz yalan söylüyoruz!” diyebilirsiniz. “Yalan o kadar yaygın ki artık kime güvenebileceğimi bilmiyorum!” Sizi anlıyorum. Annemin acısını nasıl hissettiysem, sizinkini de hissediyorum. Babam annemi birkaç kere aldattı. Annemin kardeşleri, babamı terk etmesi için ona yalvardılar ama evliliklerine dayanmayı seçti. Yalan hakkında söyledikleriniz ve ailemde tanıklık ettiğim şeyler, insanın İsa’ya duyduğu ihtiyacı kuvvetli bir şekilde destekliyor. Cennete gitmek için gereken doğruluğa sahip değiliz.
Unutmayın, Tanrı’nın cennete giriş için belirlediği standart mükemmelliktir. Daha önce günahsızlık kelimesini kullanmıştım. İnsanın bu standarda uymasının bir yolu var mı? Maalesef, içimizde, günahlı düşüncelerimizi kapatacak veya günahkar eylemlerimizi durduracak bir ‘kapatma’ düğmesi yok. Şayet, korunmamız amacıyla giymemiz için verilen bu özelliklerden dokunmuş bir giysi gibi, hesabımıza mükemmel doğruluğun yazılmasının bir yolu olsaydı o zaman cennete gitmek mümkün olurdu. Çok şükür ki, İsa’nın çarmıhta gerçekleştirdiği tam olarak budur. Günahkarlılığımızın tümünü içine aldı ve kendi doğruluğunun hepsini bize geçirdi. “Nitekim Mesih de bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü.” (1.Petrus 3:18, İncil)
Tanrı’nın İsa’ya inanan günahkarlara sanki günah işlememişler gibi davrandığını düşünün! Sanki Tanrı bize bu şekilde davranarak kendi kendini aldatıyormuş gibi görünebilir fakat aldatmıyor. Tanrı sanki günah işlememişiz gibi davranmıyor. Tanrı, Kurtarıcımız İsa’nın erdemlerine dayanarak bize bu şekilde davranıyor. Bizim yerimizi İsa aldı -doğru olmayan için doğru Olan. Günahlarımızın cezasını bizim yerimize çekerek ilahi adaletin aşağı çeken hamlesini karşıladı. Bu, İsa’nın yapmaya razı olduğu bir şeydi ve bunun için O’na yaşamlarımızı borçluyuz. Fakat, Tanrı’nın yaptığı şeyi neden yaptığıyla ilgili esas noktayı kaçırmayalım. Tanrı bizleri seviyor.
TANRI’NIN SAHİP OLDUĞÜ TÜRDE SEVGİYE SUSADIM
Bu yazıyı bitirirken, bu satırları okuyanlar arasında, Tanrı’nın doğasının bir parçası olan türde sevgiye susamış olanlar olduğunu biliyorum. Tanrı bizleri böyle bir sevgiyle seviyor. Peki bu sevgi nasıl bir şey? İnsan sevgisinden dünyalar kadar farklı olan bir sevgi. Tanrı bizleri iyi ve şefkatli olduğumuz için sevmiyor. Tanrı bizleri kendi iyiliği ve şefkati nedeniyle seviyor. İncil’de şöyle geçiyor: “Tanrı’yı biz sevmiş değildik, ama O bizi sevdi…” (1.Yuhanna 4:10, İncil)
Bu gerçek sizi avutuyor mu? Umarım avutuyordur. Tanrı’nın sevgisi sizin sevginize bağlı değil. Sizin sevginizin çok olması, Tanrı’nın sevgisini artırmaz. Aynı şekilde, sizin sevmemeniz de, O’nun sevgisini azaltmaz. Sizin iyiliğiniz O’nun sevgisini kuvvetlendirmez, zayıflığınız da sevgisini seyreltmez.
Tanrı nasıl böyle bir sevgiye sahip olabilir? “Kimsenin sevgisi tükenmez değildir,” diyebilirsiniz, “Kimse mükemmel bir şekilde sevemez. Bir noktada herkes bizi hayal kırıklığına uğratır ve bu da sevginizi olumsuz bir şekilde etkiler.” Haklısınız. Kimse bizi koşulsuz sevemez. Fakat Tanrı insan gibi değildir. Tanrı’nın sevgisi bizimkinden çok farklıdır.
Bizim sevgimiz başkalarına bağlıdır. Önümüzden bin kişi geçecek olsa, hepsine karşı aynı duyguları hissetmeyiz. Sevgimiz, görünümleri ve kişiliklerine bağlı olacaktır. Hoşlandığımız birkaç kişi bulsak bile, duygularımız çoğu zaman dalgalanır. Onları sonsuz bir sevgiyle seveceğimize yemin ederiz ama yüreklerimizin ne kadar kırılgan olduğunu biliriz. Bize karşı davranışlarının onlara olan sevgimizi etkilediğini biliriz. İster beğenin ister beğenmeyin, sevgimizi bu şeyler belirler. Sert bir söz, tutulmayan bir söz, uygunsuz bir şaka, bencil bir davranış ve sevgimiz hemen soğur.
Tanrı’nın sevgisi böyle değildir. Tanrı’nın bize olan sevgisi üzerinde sıcaklığına tesir eden bir etkimiz yok. Tanrı’nın sevgisi içinden gelir, bizde bulduklarından değil. Sevgisinin nedeni yoktur ve içten gelir. Doğasının bir parçasıdır. “Tanrı sevgidir.” (1.Yuhanna 4:8, İncil). Tanrı sevmediğinde, Tanrı olamaz.
Son paragraftaki her şey harika bir şekilde gerçek olsa da, bir gerçeğin altını çizmemizde fayda var. Tanrı’nın sevgisi bizde bulduklarından değil, kendi içinden kaynaklanır. Bunu tekrar ederken Katolik sevdiklerimi düşünüyorum çünkü Tanrı’nın kabullenmesini hak etmeye ve onayını kazanmaya çalışıyorlar. Birçok insan bu şekilde yaşıyor. Peki ya siz? Nasıl cennete gitmeyi umut ettiğinize bağlı.
İncil’de açıklanan kurtuluş, Tanrı tarafından verilmiştir, Tanrı’nın güdümündedir, kuvvetini Tanrı’dan alır ve Tanrı’dan kaynaklanır. Bu armağan insanın Tanrı’ya armağanı değildir. “Kim Tanrı’ya bir şey verdi ki, karşılığını O’ndan isteyebilsin?” (Romalılar 11:35, İncil). Armağan, Tanrı’nın insana armağanıdır. Bu bizim için hayret verici bir şeydir, en azından öyle olmalı.
İncil’de, Tanrı’nın tam bağışlamayı, cennet vaadini ve hak edecek hiçbir şey yapmamış olanlara yeni yaşamı duyurduğunu görüyoruz! Ayrıca, bunun yerine yargıyı hak ediyorlar! Cehennem vatandaşlığımızı kalıcı hale getirmek yerine, cennette karşılıksız vatandaşlık teklif ediliyor.
TANRI TAKAS YAPMAZ
Bazı insanların Tanrı’ya yaklaşımı takas sistemi gibidir. Sizin Tanrı’ya yaklaşımınız böyle olmayabilir fakat insanların çoğunluğu böyle yapar. Şöyle düşünüyorlar, “Şunu yaparsam, Tanrı da karşılığında şunu yapar. Bunu yaparsam Tanrı beni sever. Birkaç kere daha fazla yaparsam Tanrı beni daha fazla sever. Doğru olanı yapmazsam, Tanrı beni sevmez.” İmanları performansa dayanmaktadır. Buna karşılık, gerçek Hıristiyanlık’ta pazarlık konusu yoktur. İnsan pazarlık yapamaz. Nitekim, insanın pazarlık edecek durumu yoktur. Peki neden? Bunu daha önce öğrenmiştik. “Yazılmış olduğu gibi: Doğru kimse yok, tek kişi bile yok.” (Romalılar 3:10, İncil)
“Senin ‘temiz’in temiz değil.” Annemin o zamanlar, sözlerinin Kutsal Kitap’ın başlıca gerçeklerden birini ifade ettiğini bildiğinden kuşkuluyum ama ediyorlar. Temiz değiliz ve hiçbir zaman temiz olamayız. Tanrı’nın temizlik standardına göre olamayız. Doğru değiliz ve hiçbir zaman doğru olamayız. Tanrı’nın doğruluk standardına göre olamayız. Aksine, yargıyı hak ediyoruz ve İsa, sevgisiyle müdahale etmiş olmasaydı, bu yargı üzerimize gelmiş olurdu. Düşünün bir kere. Tarihsel olayları sırasıyla kaydeden yapıtlarda, İsa’nın bizim için başarıyla tamamladığı gibi başka bir kurtarış görevi asla olmamıştır. İsa dedi ki,
“Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir. Bu ağıldan olmayan başka koyunlarım var. Onları da getirmeliyim. Benim sesimi işitecekler ve tek sürü, tek çoban olacak. Canımı, tekrar geri almak üzere veririm…Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.” (Yuhanna 10:10, 16-18, İncil). Bunlar, çarmıhı yüklenen ve ölümden dirilenin sözleri- hepsi, insanın değil, O’nun zaman çizelgesine göre gerçekleşti.
Vaftizci Yahya’yı etkileyen gerçeği hatırlıyor musunuz? “Yahya ertesi gün İsa’nın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: “İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!” (Yuhanna 1:29, İncil). Bu, İncil’deki en inanılmaz anlardan biridir. Tanrı Kuzusu’nu düşünmek bizlerde her zaman hayret duygusu uyandırmalıdır. Neden mi? Şayet adınız Kuzu’nun Kitap’ına girdiyse, sonsuza dek güvendesiniz demektir.
Dünyasal vatandaşlığına sahip olduğumuz ülkemizde adımız birçok defterde kaydedilmiştir. Fakat cennet vatandaşlığımızla ilgili, adımızın kayıtlı olduğu tek bir kitap vardır. Önümüzdeki birkaç gün içinde Kurtarıcı’dan sizin adınızı da kitabına yazmasını istemeniz, benim umudum ve duamdır.
“Oraya [Cennete] murdar hiçbir şey, iğrenç ve aldatıcı işler yapan hiç kimse asla girmeyecek; yalnız adları Kuzu’nun yaşam kitabında yazılı olanlar girecek.” (Vahiy 21:27, İncil)
TANRI SİZİ SEVİYOR
Tanrı’nın sevgisi niteliklerinden biridir. Asla tükenmez. Tanrı’nın artık sevmeyeceği gün, Tanrı’nın artık var olmayacağı gündür. Tanrı’nın sevgisi değişmez. Tanrı’yı hiçe saysak da, görmezden gelsek de, reddetsek de, veya O’na itaatsizlik etsek de, Tanrı değişmez. Değişmeyecek. Kötülüğümüz Tanrı’nın sevgisini azaltamaz. İyiliğimiz de artıramaz. Ahlaki hatalarımız sevgisini tehlikeye sokamayacağı gibi, imanımız da sevgisini artıramaz. Tanrı başarısız olduğumuzda bizi daha az sevmez, başarılı olduğumuzda daha fazla sevmez. Tanrı sizi olduğunuz gibi seviyor FAKAT SİZİ O ŞEKİLDE BIRAKMAYI REDDEDİYOR. Tanrı, sizi günahlarınızın bedelini sizin ödemeniz gerekecek bir durumda bırakmak istemez. “…size karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor.” (2.Petrus 3:9, İncil)
Tanrı sevgi olduğu gibi, adildir. Adil olmayıp da hala Tanrı olması mümkün değildir. Çıkmazı görüyor musunuz? Ya da, en azından bizim bakış açımıza göre bir çıkmaz gibi görünüyor. Tanrı’nın sevgisinin, erdemlerden bağımsız olarak verildiğini öğrendik. Vermeyi isteyen bir sevgi bu. Kişi hak etmiyor olsa bile, sevilen için mümkün olan en yüce iyiliği arzular. Ne çıkmaz değil mi? Mükemmel adalet, günahlarımızın cezasının ödenmesini gerektirirken, mükemmel sevgi, af ve barışma gerektiriyor.
Tanrı’nın sevgisi kusursuzdur. Tanrı’nın sevgisi hiçbir zaman ılımaz. Öte yandan, insan adaletinden farklı olarak Tanrı’nın adaleti de mükemmeldir. Mükemmel bir adalete sahip olan Tanrı günahın cezasız kalmasına izin veremez. İzin verecek olursa, artık adil sayılamaz. Mükemmellik Tanrı’nın doğasında vardır ve Tanrı, Tanrı olmaktan çıkmadan kendi doğasına aykırı davranamaz. Adil olmayan dünyasal bir yargıç yasayı çiğneyen birini görmezden gelebilir- rüşvet nedeniyle, suçlu eski bir tanıdığı olduğu için veya başka nedenlerden ötürü. Adil olmayan bir yargıç bu şekilde davranabilirken, kusursuz bir yargıç davranamaz.
Adil olmayan bir yargıcın durumumuzu inceleyip, suçumuzu görmezden geleceğini umduğumuz zamanlar vardır. O zamanlarda yasayı ihlal etmişizdir. Peki, ya yasayı çiğneyenler değil de, başkasının haksızlığına uğrayanlar olsak? Tecavüze uğrayıp öldürülen genç kızın aile üyelerine ne istediklerini sorun. Adalet isterler. Adil olan bir yargıç isterler. Sapık henüz yakalanmadıysa, medyaya ne derler? Katil bulunana ve idam edilene kadar huzur bulmayacaklarını söylerler. Adalet yerine gelene kadar huzur bulamayacaklar.
Yasaları çiğneyenler cezalandırılmalı mı? Tanrı, buyruklarına başkaldırarak onları çiğnemiş olmamızı cezalandırmamalı mı? Şayet, adil bir yargıçsa, cezalandırması gerekmez mi? Onurunu koruması gerekmez mi? Dediğim gibi, buradaki çıkmazı görüyorsunuz. Tanrı, adalet standardını bizim ölçümüze indirmemize izin vermeyeceğine göre bu çok büyük bir çıkmaz.
Tanrı büyüktür! Eminim bu konuda bana katılacaksınız, peki ama Tanrı ne kadar büyük? Tanrı, insanın itaatsizliğinin cezasını ödemeye karar verseydi, bunu yapabilir miydi? Tanrı’nın sevgisi bu kadar kapsamlı mı? Bu soruları sormak adil değildir. Farkındayım. Sonsuz ölçüde bir sevgiyi kavrayamayacak ölümlü varlıklarız biz. Daha önce İncil’de Tanrı’nın kendisini nasıl açıkladığını okumuştunuz. “Tanrı sevgidir.” (1.Yuhanna 4:8, İncil). Buna göre, Tanrı ve sevgi, kutsal eş anlamlılardır. İlahi olarak ve özünde aynıdırlar. Tanrı’nın sevgisi, Tanrı kadar sonsuzdur. Tanrı’nın sevgisi için bu doğru olsa da, ölümlü varlıklar olarak, Tanrı’nın büyüklüğünü ve sınırsız ve anlaşılamaz sevgisini kavrayamayız. Kumsalda denize küçük deniz kabukları batıran küçük çocuklar gibiyiz. Suyla parlayan kabuğu çıkartıyoruz, plastik kovamızın olduğu yere koşuyoruz ve suyu içine döküyoruz. Kabuğumuzu yeniden doldurmaya koşarken, denizin suyunu boşaltma düşüncesi geçiyor kafamızdan. Neden olmasın? Başka bir şey ilgimizi çekene kadar bir saat kadar bunu projemiz haline getiriyoruz. Denizin suyunu boşaltabilir miyiz? İki elimizde daha büyük birer kabuk olsa bile, boşaltamayız. Deniz fazlasıyla büyüktür.
İşte İyi Haber. Tanrı’nın sonsuz sevgisinden daha azı en derin ihtiyacınızı karşılayamaz ve canınızın yoğun özlemini gideremez. Bir iş arkadaşımın İncil’i kendi başıma okumam konusunda meydan okumasını kabul ettiğimde benim yaşadığım bu oldu. Sizin tanıklığınız da böyle olsun. İncil’in ilahi sayfaları içinde, Tanrı’nın sevgisinin insanı günahın sonuçlarından kurtarmakla ilgili büyük tasarısının nasıl ortaya çıktığını göreceksiniz. “Tanrı’yı biz sevmiş değildik, ama O bizi sevdi ve Oğlu’nu günahlarımızı bağışlatan kurban olarak dünyaya gönderdi. İşte sevgi budur.” (1.Yuhanna 4:10, İncil)
“O bizi sevdi.” Hala seviyor. Farkında olabileceğinizden çok daha fazla seviyor sizi. Gerçek şu ki, Tanrı sizi şu anda sevdiğinden daha fazla sevemez. Sevgisinden memnun olmanız, ya da olmamanız, yararlanıp yararlanmamanız size kalmış.
İsa’nın İkinci Gelişi: Birinci Aşaması yazısında, adları Kuzu’nun Yaşam Kitabı’nda kaydedilmiş olanları cennete geri götürmek için İsa’nın dönüşü hakkında okuyacağız. Onlar cennet vatandaşıdır. Bu vatandaşlık onlara bahşedildi. Onlara ait. Şimdi de, göksel diyarın kendilerine sağladığı bütün hakları ve ayrıcalıkları tamamıyla kullanmak üzereler. Hepsi Tanrı’nın sevgisi sayesinde.
NOT: Cennetin vatandaşı olmamız, dünyasal vatandaşı olduğumuz ülkedeki insanlarla ilgilenme çağrımızdan muaf olmamızı sağlamaz. Dünyasal sorumluluklarımızdan çekilme gibi bir özgürlüğümüz yok. İsa’yı örnek almaya çağrıldık. “Birbirinize karşı iyi yürekli, şefkatli olun. Tanrı sizi Mesih’te bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın. Bunun için, sevgili çocukları olarak Tanrı’yı örnek alın. Mesih bizi nasıl sevdiyse ve bizim için kendisini güzel kokulu bir sunu ve kurban olarak nasıl Tanrı’ya sunduysa, siz de öylece sevgi yolunda yürüyün.” (Efesliler 4:32, 5:1-2, İncil)
İsa’nın dünyada sürdürdüğü yaşam, bizlere ayrıcalık ve yetkinin, bize fayda sağlayacak şekilde değil, başkalarının yararı için kullanılması gerektiğini hatırlatıyor. İsa başkalarına hizmet etti. O’nu izlemeyi seçenler de öyle yapmalı. İsa öğrencilerine şöyle dedi, “Bilirsiniz ki, ulusların önderleri sayılanlar, onlara egemen kesilir, ileri gelenleri de onlara ağırlıklarını hissettirirler.
Sizin aranızda böyle olmayacak. Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkarı olsun. Aranızda birinci olmak isteyen, hepinizin kulu olsun. “Çünkü İnsanoğlu [İsa’ya verilen ünvanlardan biridir] bile hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.” (Markos 10:42-45, İncil). İster Kanadalı, Meksikalı, Türk veya Nijeryalı olalım, vatandaşlarımıza hizmet etmeye gayret etmeliyiz. Yoksulluk ve adaletsizlikle ilgilenmeliyiz. Ulusumuzun karşı karşıya olduğu sosyal sorunlarla ilgilenmeliyiz. Tanrı’nın sevgisinin akacağı kanallar olmalıyız. “Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez. Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolay kolay öfkelenmez, kötülüğün hesabını tutmaz. Sevgi haksızlığa sevinmez, gerçek olanla sevinir. Sevgi her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi umut eder, her şeye dayanır.” (1.Korintliler 13:4-7, İncil)
Cennet vatandaşı olanların çevrelerindeki dünyada gerçek bir fark yaratmaları gerekir.