Tanrı’nın Vaatlerini Üç Ayaklı Bir Tabure Gibi Düşünün
Tanrı’ya gerçekten güvenip güvenemeyeceğinizi mi merak ediyorsunuz?
Öğrencilerime saçma soru diye bir şey olmadığını söylerdim. Gerçek bir soru olduğu sürece, her soru iyi bir sorudur. Bazen insanlar sadece kibar olmak için soru sorarlar. Bunlar gerçek sorular değildir. Bazen insanlar sadece gösteriş yapmak için soru sorarlar. Başkalarına ne kadar akıllı olduklarını göstermek için soru sorarlar. Bunlar gerçek sorular değildir. Bazıları sırf insanları utandırmak için hileli sorular sorarlar.
Bunlar gerçek sorular değildir. Dürüstçe cevabı bilmediğiniz ve fena halde bilmek istediğiniz zaman gerçek bir soru sorarsınız.
Gerçek sorular insanların yüreğinden gelir. Hayatınız paramparça oluyormuş gibi göründüğünde ve acı içinde kıvrandığınızda ve Tanrı ilgilenmiyormuş gibi göründüğünde, akademik sorular sormazsınız. Sorularınız yüreğinizden kopar. “Tanrım neden?”, “Neden ben?”, “Neden şimdi?” Sıkıntılı dönemler kadar güveninizi sarsan başka bir şey yoktur. Tanrı’ya NEDEN güvenilebileceğimizi anladığımızda, bu anlayış, canımızı saran karanlık ve ümitsizliğe karşın O’na tutunmamıza yardımcı olur.
Tanrı’ya ve verdiği vaatlere neden güvenebilirsiniz? Umarım bu yazı dizisini sırasına göre okuyorsunuzdur, yani bu yazıya başlamadan önce umarım önsözü okudunuz. Önsöz kısmında, koşulsuz olarak seven Tanrı’dan söz ettik. Müslümansanız, size tanıtılan Yaratıcı karşısında hayrete düşmüş olmanız gerektiğini biliyorum. Büyük olasılıkla şu satırlar hala aklınızda:
İncil, bizlere Tanrı’nın bizi sevdiğini söyler. Bu sözlerle insanın sorduğu en derin sorulardan birini yanıtlamış olur, “Tanrı bizi neden sever?” “Tanrı sevgidir.” (1. Yuhanna 4:8). Tanrı sadece sevmez. Tanrı sevgidir! Sevgi, Tanrı’nın ilahi doğasının bir parçasıdır. Sevmeyip de hala Tanrı olması mümkün değildir. Bu nedenle, Tanrı’nın bizleri sevmesinin bizim kendi davranışlarımızla ilgisi yoktur. Yaptığımız herhangi bir şeye bağlı değildir. Örneğin, iyi olmaya çalıştığımız veya daha az yalan söylemekte kararlı olduğumuz için Tanrı bizi sevmez. Bizim doğamızla veya karakterimizle bir ilgisi yoktur. Tanrı, bizi yaptıklarımıza veya görüşümüze bakarak sevmez. Sevgisi insan sevgisinden farklıdır.
Böyle bir Tanrı’ya güvenebilir misiniz? Güven, pasif bir düşünce değildir. Sadece dinle ilgili bir terim de değildir. Bir şeyin gerçek ve güvenilir olduğuna inanmaya dayanan bir eylemdir. Tanrı’nın vaatlerine sahip çıkma biçimimizdir. Kutsal Kitap’ta ‘güven’ için kullanılan kelimelerden birini alıp görselleştirelim. Güvenmek anlamına gelen İbranice ‘hasah’ kelimesini şu imgeyle açıklayayım: Tavuk kümesine yaklaşmakta olan bir tilki hayal edin. Küçük yapının çevresi çitlerle çevrili ama çitleri geçmek Tilki Bey için hiç problem değil. Küçük civcivler düşmanlarını görür görmez korunma amacıyla annelerinin kanatları altına sığınmak için olabildiğince hızlı bir şekilde koşuyorlar. Annelerine güvenebileceklerini biliyorlar. Bunu Zebur’da okuyoruz:
“Ben RAB’be sığınırım.” (Mezmur 11:1, Eski Antlaşma)
Bu ayette de aynı kelime, ‘hasah’ kullanılıyor. Kral Davut kendisine değil, kendi doğruluğuna ve gücüne değil, insanlar arasında en kudretlisine değil, kimseye değil, sadece RAB’be güvendiğini anlatıyor. Burada Davut, yüklemi geniş zamanlı olarak kullanıyor. Her zaman kendisini ve tüm kaygılarını Tanrı’ya teslim ederdi. Tanrı’nın kendisiyle ilgileneceğini biliyordu. Bu mezmurda belirttiği gibi, en kötü zamanlar da dahil olmak üzere, her zaman RAB’be sınırdı.
Peki bu sözleri söylerken Davut’un hayatında neler oluyordu? Davut, Tanrı tarafından Kral Saul yerine kral olarak meshedildiğinden beri canına kast etmiş olan ve kendisini arayan Kral Saul’un zulmü altındaydı. Davut’un arkadaşları onun güvenliğinden kaygı duyuyor, Davut’a, saklanacak yerlerin bol olduğu dağa kaçmasını öneriyorlardı. Davut’un kendisini Kral Saul’un öfkesinden korumasının en iyi yolunun, bulunmasının zor olacağı bir yerde saklanması olduğunu hissediyorlardı. Rabbi gerçekten tanıyan birine verilmesi gerçekten de gülünç bir tavsiye! Davut’un Tanrı’yla konuşmasına kulak verin: “Sığınağım sensin, beni sıkıntıdan korur, çevremi kurtuluş ilahileriyle kuşatırsın.” (Mezmur 32:7, Eski Antlaşma)
Peki bunun sizinle ve Tanrı’nın vaatleriyle ne ilgisi var? Davut’un söz ettiği sığınak, O’nun sığınağıydı. Dağlardan söz etmiyordu. Tanrı Davut’un sığınağıydı. Tanrı sığınağınız olduğunda, güvenlikte olursunuz. Sonsuza dek!
Davut, İncil’in döneminden yüzyıllar önce yaşamış olmasına rağmen, yazdıkları, İncil’in öğretişiyle örtüşür, çünkü Zebur ve İncil aynı Tanrı tarafından yazılmıştır. Tanrı’nın kendisini insana anlatma biçimi de aynıydı. “Öncelikle şunu bilin ki, Kutsal Yazılardaki hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir. Çünkü hiçbir peygamberlik sözü insan isteğinden kaynaklanmadı. Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar Tanrı’nın sözlerini ilettiler.” (2. Petrus 1:20-21). Tanrı Elçi Pavlus’a esin verdiği sırada Davut orada olsaydı, Elçi Pavlus’un sözleriyle tam bir fikir birliği içinde olurdu. Davut’un İncil’in bölümlerinden birindeki bu ayetleri onaylarcasına başını salladığını görürdünüz:
“Tanrı bizden yanaysa, kim bize karşı olabilir? Bizi sevenin aracılığıyla bu durumların hepsinde galiplerden üstünüz. Eminim ki, ne ölüm, ne yaşam, ne melekler, ne yönetimler, ne şimdiki ne gelecek zaman, ne güçler, ne yükseklik, ne derinlik, ne de yaratılmış başka bir şey bizi Rabbimiz Mesih İsa’da olan Tanrı sevgisinden ayırmaya yetecektir.” (Romalılar 8:31,37-39)
Ancak Tanrı’nın bizim için seçtiği sığınak içinde olduğumuz takdirde güvende oluruz. Dağlardaki sığınma yeri sayısız başka insana sığınak olmuştu. Fakat Davut bu yere sığınmamış olsaydı, böyle bir yer olduğu bilinmezdi!
Bana inanın, Kutsal Kitap’ın Tanrısı sonsuz sığınağınız olabilir. Sizi güvende tutabilir. Bugünün salı günü veya Yargı Günü olup olmaması fark etmez. Mesele, O’nun sığınağınız olma teklifine olumlu cevap verip vermediğiniz. Bu web sitesini okurken insanın yaptığı hiçbir şeyin Tanrı’nın ilahi koşullarını karşılayamadığını görürsünüz. Sadece Tanrı kendisini tatmin edecek olanı sağlayabilir; buna, cennete geçişiniz için sağladığı yol da dahildir. Cennette olma hakkını kazanmanız için yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Sadece Tanrı gerekli araçları sağlayabilir. Tanrı’nın bunu yapmasının nedeni, sadece kendisinin yüceliğe sahip olmasıdır.
Doktor, bizi muayene etmesine izin verdiğimiz takdirde bizi iyileştirebilir. İlaç, ancak kullandığımız takdirde bizi iyileştirebilir. Aynı şekilde, Tanrı’nın vaatleri ancak bunları kendiniz için kabul ederseniz sizin için geçerli olur. Öyleyse bunları okumanın ötesinde bir şey yapın, olur mu? Sizi koşulsuz bir şekilde seven Tanrı’ya karşılık verin. Davut gibi olun. Başkalarının sizin hakkınızda söyledikleri konusunda kaygınız olmasın. Doğrudan, sığınak ve huzur olduğunu bildiğiniz yere gidin. Cennette sonsuz yaşam güvencesini bulduğunuz yere gitmelisiniz. Yavru civcivin annesinin kanatları altına sığınırken duyduğu güvenle oraya sığının. İnanın bana, Tanrı’nın vaatlerine güvenebilirsiniz.
Peki ya bu vaatlerin farkında değilsek? Bu, büyük bir tehlike içine olup koşabilecek bir yerin olmaması gibi bir şey. Çok şükür artık böyle bir sorununuz olmayacak. Tanrı’ya güvenmek, Kutsal Yazı bilginize ve Tanrı’nın nasıl biri olduğuna ilişkin doğru bir anlayışa sahip olup olmadığınıza bağlıdır. Bu yazı dizisi, her iki alanda da size yardımcı olacaktır.
ÜÇ AYAKLI TABURE
Nereden başlayacaksınız? Tam olduğunuz yerden. Tanrı’nın Kutsal Kitap’taki vaatlerini üç ayaklı bir tabure gibi düşünün.
1. Tanrı’nın neler vaat ettiğini bilmelisiniz. Bugün bu yazı dizisinde buna yer veriyoruz. “İsa kendisine iman etmiş olan Yahudiler’e, “Eğer benim sözüme bağlı kalırsanız, gerçekten öğrencilerim olursunuz. Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak” dedi.” (Yuhanna 8:31-32). İsa’nın hitap ettiği kişiler o zamanlarda da İsa hakkında çok az bilgi sahibiydi. Olsun. Öğretişlerini daha iyi anlayacaklarını vaat etti. İsa onlara, daha çok bileceklerini ve gerçeği net bir şekilde bileceklerini vaat etti.
İnanmadan önce gerçek hakkında biraz bilgimiz olması gerekir değil mi? Hakkında bir şey bilmediğimiz birine nasıl inanabiliriz? Ya da hakkında bize yanlış şeyler öğretilen biri hakkında nasıl doğru bir inanca sahip olabiliriz? İsa hakkında daha net ve tam bilgi adım adım kazanılır; ama önce gerçeği duymalıyız.
Aynı şey Tanrı’nın vaatleri için de geçerlidir. Tanrı neler vaat etti? Taburenin bir ayağı budur.
2. Belirli bir vaadin ne anlama geldiğini anlamanız gerekli. Vaadin yer aldığı ayetin bağlamını anlamanız gerekir. Vaadin verildiği ayetten önceki ve sonraki ayetleri okuyun. Ayetin bulunduğu bölümde nelerden söz ediliyor? Şu temel soruları sorun: kim, ne, nerede, ne zaman ve neden? Bunlar konuyu belirleyen anahtar sorulardır. Vaat koşullu mu, koşulsuz mu? Vaat sınırlı mı, sınırsız mı? Öncelikle kime hitap ediyor? Benimle ilgili mi? Bu, taburenin ikinci ayağı.
3. Son olarak, vaade sahip çıkmanız gerekir. Taburenin üçüncü ayağı da budur. Bir vaade sahip çıkmak için iman gerekir. Nasıl iman ederiz? Tanrı’nın yüreğimize söylediği sözleri işiterek. İşte gerçek iman budur: Tanrı’nın sözüne inanmak ve buna göre adım atmak. Neyse ki, Tanrı sözünde duran bir Tanrı’dır. Kutsal Kitap boyunca, istisnasız olarak Tanrı’nın verdiği her sözü tuttuğunu görürüz. Bu da, Tanrı’nın vaatlerine iman etmeniz için size büyük bir güven vermelidir.
“Fakat bunlar uzun bir süre önce Tanrı’nın verdiği vaatlerdir. Bugün de geçerli olabilirler mi?” diye sorabilirsiniz. Bir an için Tanrı’yı düşünelim. Tanrı “her zaman var olan”dır. Ezeli ve ebedi “BEN OLAN’IM”dır. Yani, sürekli olarak var olma durumundadır. Tanrı’nın yaşadığı dünya, sürekli yaşam dünyasıdır. Tanrı’da ‘geçmiş’ diye bir şey yoktur. Tanrı hiçbir zaman ‘geç kalmış’ olamaz. Saate ihtiyacı yoktur. Ne zaman gerekli olsa, Tanrı ‘geçmişe’ uzanır ve şimdiki zamanda ihtiyacınız olan bir vaadi çeker çıkarır.
Bu ne anlama geliyor? Kutsal Kitap’ın hiçbir zaman güncelliğini yitirmeyeceği veya yerine başkasının konmayacağı veya iyileştirilemeyeceği anlamına geliyor. Kültürler değişir, yasalar değişir, kuşaklar gelir ve geçer; fakat Kutsal Kitap, ilk yazıldığı zamanda olduğu kadar bugün de geçerlidir. Birçoğunuzun Kutsal Kitap’a güvenmemek üzere yetiştirildiğinizi biliyorum. Değiştirildiğini duydunuz. İncil değiştirildi vs.
Gerçek şu ki, İncil, tamamıyla güvenebileceğiniz bir kitaptır. İncil’in tarihselliği ve güvenilirliği konusunda makaleleri web sitemizin diğer bölümlerinde okuyabilirsiniz. Şu gerçeği unutmayın: Kutsal Yazıları esinlerken kudrete ve hakimiyete sahip olan Tanrı, hakimiyetini hiçbir zaman bir kenara bırakmamıştır. Şunu kastediyorum: Tanrı hiçbir zaman kimseye kendi esinlediğini değiştirme izni vermedi. Esinlendikleri andan itibaren Tanrı, Kutsal Yazılar’ın korunması konusunda kudretini ve hakimiyetini sürdürdü. Bugün İncil’de İsa hakkında okuduklarınız, Tanrı’nın İsa hakkında öğrenmenizi istedikleridir.
KUTSAL KİTAP’IN TANRISI SİZİ HİÇBİR ZAMAN YARI YOLDA BIRAKMAZ
Maalesef, insanlar bizi sık sık hayal kırıklığına uğratır. Daha sonra doğru olmadığını öğrendiğimiz şeyler söylerler. Tutmadıkları sözler verirler. İnsanların sizi hayalkırıklığına uğrattığı oldu mu hiç? Bu soru, şu sorularla aynı kategoriye girer: Kuşların kanatları var mı? Balıkların yüzgeçleri var mı? Güneş sıcak mı? Su ıslak mı? Evet, insanlar bizi hayalkırıklığına uğratır.
1) “Şerefsiz! Bana söz vermiştin! Benimle evleneceğine söz verdiğin için yatağıma girmene izin verdim. Bana bir nişan yüzüğü taktın! Bir sürü şey için söz verdin!”
2) “Yine geciktin ve birahane gibi kokuyorsun. Hani içkiyi bırakacağına söz vermiştin? Sırf bozma zevkini yaşamak için söz veriyorsun değil mi?!!!”
3) “O politikacıya inanmak mı? Asla! O da diğerleri gibi. Nehir olmayan yerde bile köprü kurmaya söz verirler!”
???!!!
Evet, insanlar bizi hayalkırıklığına uğratır, ama neyse ki, insanlar sözlerine sadık kalmasalar da, Tanrı vaatlerine sadıktır. “Biz sadık kalmasak da, O sadık kalacak. Çünkü kendi özüne aykırı davranamaz.” (2. Timoteos 2:13). Tanrı kendini inkar edemez, çünkü böyle bir davranış doğasına ve yetkinliğine aykırıdır. Tanrı size verdiği vaatlere sadık kalacaktır. Söylediklerine aykırı davranamaz.
Tanrı için bunlar doğru olsa da, Kutsal Kitap’a güvenilirliğine kuşkuyla yaklaştığınız takdirde Tanrı’nın vaatlerini kabullenemezsiniz. Bu nedenle, anlamamız gereken çok önemli iki nokta var:
1) Tanrı Kutsal Kitap’ta bizim için yapacaklarından söz ederken, onurunu ve dürüstlüğünü ortaya koyduğunu anlamamız gerekir. Yeni Antlaşma (İncil) Eski Antlaşma’yla (Tevrat ve Zebur) aynı kalıbı izler. Tanrı söylediklerinin arkasındadır. “Adına şükrederim, sevgin, sadakatin için. Çünkü adını ve sözünü her şeyden üstün tuttun.” (Mezmur 138:2, Eski Antlaşma)
Biz de aynısını yapmalıyız. Tanrı’yı hem sevgisi hem de sadakati için övmeliyiz. Önsözde söylediğim gibi, Tanrı’nın gücü ve büyüklüğü, her ikisi de aynı şekilde övgüye layık olsa da, başka hiçbir şey Tanrı’nın bizimle ilişkisinin temelini düşünmek kadar yüreğimizi etkilemez. Tanrı’nın bizimle ilişkisi, bizim iyilikler yapmamıza mı dayanıyor? Kesinlikle hayır. Tanrı’nın bizim için tamamıyla farklı olan sevgisine dayanıyor. Önsözde söylediğim gibi, evrenimizin enginliği ve Yaratıcımız’ın kudreti ve görkemi hakkında verdiği izlenim, bizi özellikle ilgilendirmiyor. Tanrı’nın büyük olduğunu zaten biliyorsunuz. Bilmek istediğiniz şey, Tanrı’nın, yapabileceklerini sizin için yapmayı isteyip istemediği.
Tanrı’nın size karşı koşulsuz sevgisinin, gerçeğine ve verdiği tüm vaatlere bağlılığıyla birleştiğini düşünün! İşte Kutsal Kitap’ın Tanrısı’nı tanımaya başlıyorsunuz. Tanrı vaatleri hakkında ne dedi? “Sözümü her şeyden üstün tuttum.” Tanrı her bir vaadini sadık bir şekilde yerine getirecektir!
Ormanda yürüyüş yapmayı çok seven biriyim. Yavaş yavaş. Egzersiz için değil. Benim seçtiğim yollar, üzerinden geçilmiş yollardan çok uzaktadır. Yabani mantarlar, kuşlar, bitkiler ve ağaçlar hakkında bilgi veren kitapları yanıma alırım. Tanrı’nın yarattıklarını gerçekten çok seviyorum ama ilahi lütfun harikalarının, doğanın harikalarını kat be kat aştığını söylemek zorundayım. Tanrı hakkında vahiy aracılığıyla keşfettiklerimiz, akıl veya görme yoluyla keşfettiklerimizi çok aşıyor. Sizce de öyle değil mi?
Bu yazı dizisinde Tanrı’nın vaatlerini ele alırken, Tanrı’nın Kutsal Kitap’ta sözünü ettiği her şeyin -her bildirinin, her peygamberliğin, her vahyin- Tanrı’nın yetkin ve güvenilir karakterine dayandığını farkında olmalıyız. Aldatılmış genç kadın hakkında verdiğim örneği hatırlıyorsunuz. “Benimle evlenmeye söz verdin,” diyordu üzgün bir şekilde. “Evet, öyleydi ama fikrimi değiştirdim,” diye cevap verdi adam. İnsanlar fikir değiştirirler, sözlerini tutmazlar. Tanrı ise amacını değiştirmez.
“Çünkü benim düşüncelerim
Sizin düşünceleriniz değil,
Sizin yollarınız benim yollarım değil” diyor RAB.
“Çünkü gökler nasıl yeryüzünden yüksekse,
Yollarım da sizin yollarınızdan,
Düşüncelerim düşüncelerinizden yüksektir.
Gökten inen yağmur ve kar,
Toprağı sulamadan, yeri yeşertmeden
Ekinciye tohum, yiyene ekmek vermeden
Nasıl göğe dönmezse,
Ağzımdan çıkan söz de öyle olacaktır.
Bana boş dönmeyecek,
İstemimi yerine getirecek,
Yapması için onu gönderdiğim işi başaracaktır.” (Yeşaya 55: 8-11, Eski Antlaşma)
2) Kutsal Kitap Tevrat, Zebur ve İncil’den oluşur. Ne yaparsanız yapın, sakın İncil’in değiştirildiğini söyleyenlere kulak asmayın. Tabii ki, değiştirilip değiştirilmediğini sormanın yanlış bir yanı yok. İsa hakkında asıl bilgilerimizi İncil’den öğrendiğimize göre, kaynağın sağlam ve tarihsel olarak doğru olup olmadığını sormak doğrudur. Bu web sitesinde, İncil’in ve genel olarak Kutsal Kitap’ın tarihsel doğruluğuna büyük bir ağırlık verdiğimizi göreceksiniz. Kaçınmanız gereken, İncil hakkında güvenilir bilgiler verilmeyen insanların itirazlarıdır. Bu kişiler İncil’i okumadılar.
İncil’i hiç okumadan veya hızlıca göz gezdirerek okuduğunu beyan edip fikir sahibi olduğunu iddia eden kişiler bana kulaktan kulağa oyununu hatırlatıyor. Bu oyunu genelde çocuklarımızın yaş günü partilerinde oynarız. Herkes daire oluşturacak bir şekilde oturur. Oyunu başlatan kişi, yanında oturan kişinin kulağına bir şey söyler. Söyledikleri ne kadar uzun olursa oyun o kadar eğlenceli olur. Sonra o kişi duyduklarını yanındakine söyler, o da kendi yanındakine ve oyun bu şekilde devam eder. Bu kadar kısa bir süre içinde ilk mesajın aşırı biçimde değişmesi insanları her zaman güldürür.
Bu oyunu çok basit bir mesajla, ‘İncil değiştirildi’ mesajıyla oynadığınızı düşünün. Birçoğunuzun bunu hayal etmesine gerek yok, çünkü her kuşaktan ve çoğunluğu Müslümanlardan oluşan devasa bir daire içinde yaşıyorsunuz. Herkes diğerine, İncil değiştirildi, diye fısıldıyor. Bu sözler sizin kulağınıza kaç kez fısıldandı? Birçok kez. Bu ifade bir sonraki kişiye aktarılırken değiştirilemeyecek kadar kısa olduğu için bugün de bu mesajı yüzyıllar öncesinde söylendiği şekliyle duyuyorsunuz.
Kendinize büyük bir iyilik yapın. Bir daha biri size İncil’in değiştirildiğini söylediğinde ona şu iki soruyu sorun: 1) İncil’i kendi başınıza okudunuz, üzerinde çalıştınız mı? 2) Bana, beş, on veya kaç tane olursa, değişiklik olduğunu düşündüğünüz yerleri gösterip bunları güvenilir, tarihsel kanıtlarla destekler misiniz?
Bunlara cevap alacak olsanız bile, İncil’i kendi başınıza okuyun, üzerinde detaylıca çalışın. Okudukça, İsa’nın size resmedildiğinden ne kadar farklı olduğunu göreceksiniz. İsa farklıdır. Örneğin, İsa farklı “bir yerden” geldiğini iddia etti:
“Tanrı’nın ekmeği, gökten inen ve dünyaya yaşam verendir.” Onlar da, “Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!” dediler. İsa, “Yaşam ekmeği Ben’im. Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden hiçbir zaman susamaz” dedi.” (Yuhanna 6:33-35).
İsa’nın hayatını gözlemleme ve Yahya gibi onun sözlerini dinleme fırsatnız olsaydı, siz de tam olarak aynı şeyi söylerdiniz: “Yukarıdan gelen, herkesten üstündür. Dünyadan olan dünyaya aittir ve dünyadan söz eder. Gökten gelen ise, herkesten üstündür.” (Yuhanna 3:31)
İsa Mesih, öz, rütbe ve yetki açısından her şeyden üstündür. İsa, insan görünümünde olsa bile, Tanrı özüne sahip olduğunu iddia etti. Ortadoğulu birinin yüzüne sahipken, Yaratıcı’nın suretini taşıyordu. “Tanrılığın bütün doluluğu bedence Mesih’te bulunuyor.” (Koloseliler 2:9). O’nu görenler -gerçekten bizzat görenler- bu İsa’da tamamıyla farklı bir şeyler olduğunu seziyorlardı. İsa’nın dokunuşuyla kör dilenciler görüyordu. Buyruğuyla felçli bacaklar yürüyordu. Kucaklamasıyla boş hayatlar gelecek umuduyla doldu. Küçük bir piknik sepetiyle binlerce kişiyi doyurmuştu. Tek bir buyrukla bir fırtınayı yatıştırdı. Kuvvetli bir ilanla ölüyü diriltti. Bir ricayla yaşamları değiştirdi. Tek hayatıyla dünya tarihinin akışını değiştirdi.
Bildiğim bir şey var ki İncil’i okumak gerçekten hoşunuza gidecek.