Vaadin Gücü Vaadi Verene Bağlıdır
Vaat nedir? Sözlük ‘vaat’, veya ‘söz’ kelimesini, ‘birinin bir şeyi yapacağını veya yapmayacağını güvence altına alan, sözlü ya da yazılı bir ifade’ olarak tanımlıyor.
Hayatınızda büyük olasılıkla birçok söz vermişsinizdir. Evlilik yemini ettiğiniz ve ölümsüz sevgi için söz verdiğiniz eşinize vaatte bulunmuş oldunuz. Şirketinizin ahlak kurallarına uymaya söz verdiğinizde işvereninize vaatte bulunmuş oldunuz. Sınıftan birkaç dakikalığına ayrıldığında uslu durma sözü verdiren öğretmeninize söz vermiş oldunuz. Hükümetinize ve silahlı kuvvetlere söz verdiniz. Hepimiz öyle veya böyle vaatler, antlar ve sözler verdik.
TANRI’NIN DOĞASI
Bu başlıkta, Tanrı’nın vaatlerine ve Tanrı’nın vaatlerine uyup sözlerini tutma gücünden söz edeceğiz. Bu önemli çünkü vaadin gücü vaadi verene bağlıdır.
Vaatler konusunda en kilit meselelerden biri, vaatte bulunan kişiyi veya şirketi tanımaktır. ‘Şirket’ten de söz ediyorum, çünkü birkaç yıl önce iki akrabam sözde bir çatı şirketi tarafından aldatıldı. İnsanların çatılarını çok düşük fiyatlarla onarma ve yenileme teklifiyle kente gelmişlerdi. Çoğu insanın tek katlı evlerde yaşadığı küçük bir kentti. Sokaklarda şirketin ‘temsilcileri’ kapı kapı dolaştı. Depozito aldılar, ‘Kesin Garanti’ belgelerini bırakıp bir daha asla görünmediler. Teyzemde hala garanti belgesi duruyor. ‘Dersimi aldım’ diploması diyor bu belgeye.
Gerçekten de sözün gücü, vaatte bulunana bağlı. Buna göre, Tanrı’nın doğası ve karakteriyle bizimki arasında büyük bir fark olduğu için Tanrı’nın vaatlerine güvenebilirsiniz. Bakın İncil’de Tanrı nasıl tarif ediliyor: “Elçiliğim, yalan söylemeyen Tanrı’nın zamanın başlangıcından önce vaat ettiği sonsuz yaşam umuduna dayanmaktadır.” (Titus 1:2). Bunun anlamı ne? Kutsal Kitap’ta sizin için geçerli bir vaat bulunduğuna güvenebilir, bu vaadi tam bir güvenle kabul edebilirsiniz. Tanrı, vaadini gerçekleştirmek için kendisine düşeni yapacaktır. Tanrı yalan söyleyemeyeceği için, vaadini yerine getirmek de doğasında olan bir şeydir! Nitekim, her bir ilahi vaat, dört sütun üzerine bina edilmiştir:
1. Tanrı’nın bizi aldatmasına izin vermeyecek olan kutsallığı.
2. Tanrı’nın bizi unutmasına izin vermeyecek olan iyiliği.
3. Tanrı’nın değişmesine izin vermeyecek gerçeği.
4. Tanrı’nın verdiği her sözü yerine getirmesini mümkün kılan gücü.
Şunu unutmayın, Kutsal Kitap’taki bir vaat ancak Kutsal Kitap’a inanan kişi için beklenti olabilir.
Tanrı’nın bizim gibi olmaması harika, değil mi? Birçok kez sadakatsizliğimiz gözümüzün önüne seriliyor. Vicdanımız bize fısıldıyor…
Sözünüzü neden tutamadığınız hakkında uydurduğunuz korkunç yalanı hatırlıyor musunuz?
Peki ya sizi evinizden uzaklaştıran iş seyahatleri, sadık bir eş olma sözünüz?
Peki ya çocuklarınızın yanında öfke patlaması yaşadığınız ve onlara olmak istediğiniz gibi örnek olamadığınız durumlara ne demeli?
İblis’in avucunda geçirilen anlar?
O kıskançlık?
O düşünce?
O alışkanlık?
Kim bize tamamıyla güvenebilir?
TANRI’NIN BİZİM GİBİ OLMAMASI HARİKA, DEĞİL Mİ?
“Ölüm çukurundan,
Balçıktan çıkardı beni,
Ayaklarımı kaya üzerinde tuttu,
Kaymayayım diye.
Ağzıma yeni bir ezgi,
Tanrımız’a bir övgü ilahisi koydu.
Çokları görüp korkacak
Ve RAB’be güvenecekler.
Ne mutlu RAB’be güvenen insana,
Gururluya, yalana sapana ilgi duymayana.
Ya RAB, Tanrım,
Harikaların, düşüncelerin ne çoktur bizim için;
Sana eş koşulmaz!
Duyurmak, anlatmak istesem yaptıklarını,
Saymakla bitmez.” (Mezmur 40:2-5, Eski Antlaşma)
KUTSAL KİTAP’TAKİ VAATLERİN DOĞASI
Bu seriyi okurken unutmamanız gereken başka bir şey daha var: Tanrı’nın vaatlerinin birçoğu belli insanlara veya insan gruplarına yöneliktir ama birçoğu da sınırsızdır ve bizim için de geçerlidir. Örneğin şu ayeti düşünün:
“Sözünü tutup halkı İsrail’e esenlik veren RAB’be övgüler olsun. Kulu Musa aracılığıyla verdiği iyi sözlerin hiçbiri boşa çıkmadı.” (1. Krallar 8:56, Eski Antlaşma)
Bu vaat belli bir insan grubuna verilmiş olsa da, bugün sizin ve benim için de geçerli olan bir uygulama alanı vardır. İşte bu vaadin temelindeki hikaye:
Kral Süleyman, Yeruşalim’de yapımı henüz tamamlanan tapınağın Tanrı’ya adanması için daha yeni dua etmişti. Bu duada Süleyman, Tanrı’nın halkı uğruna yaptıklarını yeniden sıralamıştı. Duasını tamamladıktan sonra Süleyman döndü ve yukarıda aktardığımız sözü söyledi. Süleyman, halka, Tanrı’nın her zaman vaatlerini tuttuğunu hatırlattı. Bu sizin ve benim için de iyi bir hatırlatma. Tutarlı olan Tanrı her zaman vaatlerine sadık kalacaktır.
Bana en ilginç gelen, Kral Süleyman’ın zenginlik, onur, kudret veya başka dünyasal bereketlerden söz etmemesi. Süleyman, esenliğin başka bereketlerden daha değerli bir bereket olduğunu fark etmişti. İsa Mesih de her yerde insanlar ve uluslar tarafından istenen bu bereketten söz ediyor. Umarım bir gün, İsa’nın bu davetine karşılık verirsiniz. Vaat, istediğiniz takdirde sizindir:
“Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm…canlarınız rahata kavuşur.” (Matta 11:28-29)
Son olarak Tanrı’nın birçok vaadinin koşullu olduğunun farkında olmamız gerekir. Yani, vaadin yerine getirilmesi için bizim yerine getirmemiz gereken bazı koşullar vardır. Biz kendi üzerimize düşeni yaparsak, Tanrı da kendi üzerine düşeni yapacaktır.
İşte koşullu bir vaade örnek: İsa dedi ki, “Verin, size verilecektir. İyice bastırılmış, silkelenmiş ve taşmış, dolu bir ölçekle kucağınıza boşaltılacak. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız.” (Luka 6:38). İsa, Yahudiler’in giydiği uzun ve geniş giysilerden söz ediyor. Giysilerinde cep yoktu, bu yüzden giysilerini bir önlük gibi açıp almak istediklerinden kucak dolusu alabilirlerdi.
Peki bu, İsa’nın cennet vaadiyle ilgili öğretişleri için de geçerli miydi? Hayır, İsa o sözlerinde sadece kendisini takip edenlerden beklenen standartları kast ediyordu. Öğrencileriyle konuşuyordu. Aynı bölümde ve neredeyse aynı zamanda İsa şöyle der: “Öğrenci öğretmeninden üstün değildir, ama eğitimini tamamlayan her öğrenci öğretmeni gibi olacaktır.” (Luka 6:40). İsa, ‘Verin, size verilecektir’ derken cennete nasıl girileceğinden bahsetmiyordu.
İncil bu konuda çok nettir; nitekim bütün kitap, düşüncemize bu denli işlemiş bu kavramla savaşmak amacıyla, Tanrı’yla doğru bir ilişkiye sahip olmaya çabalamakla ilgili yanlış düşünceye ayrılmıştır. Yaptığımız iyiliklerle Tanrı’nın gözünde doğru sayılacağımızı düşünme eğilimize sahibiz. Kuralcılar böyle düşünür. Eğer dikkatli olmazlarsa, İsa’ya gerçekten iman eden kişiler de bu fikre kapılabilirler. Bunu nereden mi biliyorum? İncil’de, Galatyalılar adı verilen bu kitap, ilk yazıldığında, günümüzde Ankara olan bölgenin civarında oturan Hıristiyanlara yazılmıştı. Galatya, Anadolu’nun en büyük bölgelerinden biri olan Roma iliydi.
İsa’ya inanan bu imanlılar, kısa süre içinde sahte din öğretmenlerince yanlış yola saptırılmıştı. Şu anda bu konuyu daha ayrıntılı bir şekilde inceleyemeyiz ama bu sahte din öğretmenlerinin İncil’in öğretişini tamamıyla çarpıttığını söylemekle yetinelim. Bu nedenle, belki de Kutsal Kitap’ın en ateşli kitabı, dincilik öğretişiyle mücadele etmeye ayrılmıştır. “Sizi Mesih’in lütfuyla çağıranı bırakıp değişik bir müjdeye böylesine çarçabuk dönmenize şaşıyorum.” (Galatyalılar 1:6)
Tanrı’nın vaatlerinin çoğu bizim katılımımızı da gerektirirken, cennet vaadi onlardan biri değildir. Cenneti hiçbir şekilde hak edemeyiz. Yaptığımız herhangi bir şey karşılığında bize cennete girme hakkı verilmez. Bizim yapabileceğimiz tek şey, minnettar elimizi cennete doğru uzatıp Tanrı’dan bir armağan olarak almaktır.
“Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6:23)
Cennet ancak insanın günahlarının bedeli ödendiği takdirde erişilebilirdir, çünkü insanın, günahsız bu alana girmesine engel olan tek şey günahıdır. İnsanın, Tanrı’nın sağladığı barışma ve cennette sonsuz yaşam armağanını reddetmesi ne yazık!!! Tanrı bizlere özgürlük armağanını, sonsuz yaşamı ve günahlarım için tam bir bağışlama sunuyor; bunların hepsi, İsa’nın bedellerini ödemesi sayesinde mümkün oldu. Öte yandan, Tanrı, bizleri armağanı almaya zorlamayacak.
Bu seride, Tanrı’nın koşullu ve koşulsuz vaatlerinden söz edeceğiz. Neyse ki, Tanrı’nın vaatlerinin en önemlisi koşulsuzdur. Tırmanmanız gereken bir dağa veya yüzerek geçmeniz gereken bir okyanusa bağlı değildir. Uçurtmanın kuyruğuna takılarak Ay’a uçmanın mümkün olmaması gibi, cennete girme hakkını da kazanamayız.
BAŞLARKEN…
Bu seriye başlarken şu gerçekleri göz önünde bulundurun:
Tanrı vaatlerini gerçekleştirmeye kadirdir.
Tanrı her zaman vaatlerini yerine getirir.
Tanrı, Kutsal Kitap’ta belli kişilere bazı vaatler verdi.
Tanrı bazı koşullu vaatler verdi.
Tanrı bazı koşulsuz vaatler verdi.
Tanrı’nın değerli vaatlerine bağlı olan güce ve kutsamaya sahip olmak için kendi üzerine düşeni yerine getirmeniz beklenir. Eğer Tanrı sizin adınıza bir şey yapmayı teklif ediyorsa, Tanrı size bir şey vaat ediyorsa, o zaman sözüne güvenin ve kabul edin.
ÖNEMLİ BİR SORU
Tanrı’nın vaatlerini hayatınızda görmek istiyor musunuz? Kutsal Kitap’ta beş binden fazla vaat vardır. Bu vaatler kaydedilmiştir ve kabul etmeniz için orada bulunmaktadır. Tanrı veremeyeceğini veya vermek istemeyeceğini teklif etmez, bu nedenle vaatlerinin meşruluğundan emin olabilirsiniz.
Tanrı’nın vaatlerine sahip olmaya gelince, bu mesele hiçbir zaman Tanrı’yla ilgili olmayacak. Her zaman bizimle ve Tanrı’nın gücü ve vaatlerini hayata geçirmek için bize düşeni yapmayı isteyip istemediğimize bağlı olacak. Siz istiyor musunuz?
“Benim ne yapmam gerekecek?” diye soruyor olabilirsiniz. Tanrı tek bir şey ister. Tanrı O’na güvenmenizi ister. O’nu tanımanızı ve sözlerine inanmanızı ister. Eğer bu satırları okuyan bir Müslümansanız, Kutsal Kitap’ı bilen birine göre bunları kabul etmek sizin için daha zor olabilir. Neden mi? İlk olarak, Tanrı’nın Tevrat, Zebur ve İncil’de kendisini nasıl tanıttığını bilmiyor olabilirsiniz. İkincisi, serinin önsözünde sözünü ettiğim gibi, Kutsal Yazıların insan tarafından bir şekilde değiştirildiğini duymuş olabilirsiniz.
İnsanlar her zaman istediklerini söyleyebilirler, öyle değil mi? Peki Tanrı ne dedi?
“RAB’be karşı başarılı olabilecek bilgelik, akıl ve tasarı yoktur.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 21:30, Eski Antlaşma)
İnsanların İncil’in değiştirildiğini söylediğini duymuş olabilirsiniz. Fakat tarih, arkeolojinin kanıtlar, gerçekleşen peygamberlikler ve binlerce yılın kişisel tanıkları o kadar çoktur ki, gerçekten de bu Tanrı’nın değiştirilemez Sözü’dür; her kısmı, her sayfası, her ayeti.
Gerçek şu ki, İncil, tamamıyla güvenebileceğiniz bir kitaptır. İncil’in tarihselliği ve güvenilirliği konusunda makaleleri web sitemizin diğer bölümlerinde okuyabilirsiniz. Tek bir gerçeği unutmayın. Kutsal Yazıları ilk başta esinlerken kudrete ve egemen denetime sahip olan Tanrı, hakimiyetini hiçbir zaman bir kenara bırakmamıştır. Bunu söylerken şunu kastediyorum; Tanrı hiçbir zaman, hiç kimseye, kendi esinlediğini değiştirme izni vermedi. Esinlendikleri andan itibaren Tanrı, Kutsal Yazılar’ın korunması konusunda kudretini ve hakimiyetini sürdürdü. Bugün İncil’de İsa hakkında okuduklarınız, Tanrı’nın İsa hakkında bilmenizi istedikleridir.
Son olarak, Tanrı’yı anlamamızı hepimiz için zorlaştıran temel bir neden var. Başta benim için de kabul etmek çok zordu. Tanrı’nın sevgisi meselesi.
TANRI’NIN SEVGİSİ MESELESİ
Tanrı’nın sahip olduğu sevgi türü anlaşılmazdır. Mesele, Tanrı’nın anlaşılamaz sevgisini betimlemek olduğunda, İncil bile yenilgiyi kabul eder. Her bir söz esinlenmiştir ve İncil’in her bir satırı doğrudur. Ancak sorun bu değil. Sorun İncil’i okuyanlardadır. Sorun biziz. Tanrı anlaşılamaz bir Varlık’tır, sonsuz ve büyüktür. Ölümlü anlayışımız, doğası ve yetkinliğine ilişkin yeterli bir anlayış edinemez. Buna sevgisi de dahildir. Bize olan sevgisi, insan anlayışının sınırlarının çok ötesine uzanır. İnsanın sevgi tanımını öylesine aşar ki, anlaşılması olanaksızdır. Bir mezmurda şöyle denir: “RAB büyüktür, yalnız O övgüye yaraşıktır; akıl ermez büyüklüğüne.” (Mezmurlar 145:3, Eski Antlaşma)
Bu konuyu, Tanrı’nın Sevgisini Daha Fazla Öğrenmek adlı serinin ikinci yazısında ayrıntılı bir şekilde ele alıyorum. Bu yazıyı okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Adı, Tanrı’nın Agape Sevgisine İnanmak ve Bu Sevgiyi Kabul Etmek Benim İçin Neden Bu Kadar Zor?
Ne yaparsanız yapın İncil hakkında başkasının fikrine başvurmayın. Kendi kendinize okuyun. İsa bu konuda ne dedi? “Eğer bir kimse Tanrı’nın isteğini yerine getirmek istiyorsa, bu öğretinin Tanrı’dan mı olduğunu, yoksa kendiliğimden mi konuştuğumu bilecektir.” (Yuhanna 7:17). Tanrı’nın isteğini yerine getirmeyi istiyor musunuz? Eğer istiyorsanız ve İncil okumaya başlarsanız, Tanrı İncil’in güvenilir olduğuna ilişkin ikna edici kanıtlar sağlayacaktır. Web sitemizde, İncil’in güvenilirliği hakkında tarihsel ve arkeolojik kanıtlar hakkındaki yazılardan okuyabilirsiniz. Ama İncil okurken, İncil’deki kanıtların içsel olduğunu göreceksiniz; İncil’in öğretişleri, vicdanınıza yönelik olacaktır. İncil’de yazılanların gerçekliği konusunda ikna olmak ve Tanrı yoluna göre yaşamaya karar vermek için çok şey bilmek gerekmiyor. Tek gereken, dürüst bir yürek ve Tanrı’ya itaat etme isteği.
SON BİR DÜŞÜNCE
Başta söylediğim gibi yeni bir maceraya hazır olun! Ama özellikle bir davetsiz misafire dikkat edin. Ruhsal yolculuğunuzu mahvetmeye çalışacak, Tanrı’nın vaatlerini almanıza engel olmaya çalışacaktır. Korkudan söz ediyorum.
Bir arkadaşım paraşütle atlardı. Yüzün üzerinde atlayış yaptığı halde, ilk günü, uçaktan ilk atlayışını hala hatırladığını söylüyor. Pistte hızlanıp atlayış alanına doğru göğe yükselmişlerdi. Yerdeki eğitmenler o gün sekiz saat boyunca onunla ilgilenmişler, onu ilk atlayışına hazırlamışlardı. Ekipmanın nasıl çalıştığını, nasıl kullanacağını, ne zaman kullanacağını, paraşütün hatalı çalışması durumunda ne yapacağını vs. açıklamışlardı. Onun anlattıklarına göre, kısa bir süre içinde birçok konuyu ele alan yoğun bir derse benziyordu. Sonra ‘atlayış ustasıyla’ tanıştı. Bu kişi arkadaşımla uçacak ve uçak yaklaşık olarak dört kilometrelik bir yüksekliğe çıkarken son dakika açıklamaları yapacaktı.
Uçak havalandıkça arkadaşım korkularını havaalanında bıraktığını düşündü. Uçak pistin sonunda ormanın üzerinde havalandı. Sorun yoktu. Giderek daha yükseğe tırmandı. Hala sorun yoktu. Arkadaşım iş seyahatleri için dünyanın her yerine uçmuştu. Fakat uçağın kapağı açıldı ve eğitmen atlama zamanı geldiğini söylediğinde korkuyla yüzyüze geldiğini gördü! Birçok kişinin bu noktada atlamaktan vazgeçtiği söylendi bana. Yeterli eğitime sahip oldukları halde felç olmuş hissetmişlerdi kendilerini. Korkmalarının nedeni neydi? O gün daha önce kendilerine verilen sözlerin doğru olmamasından korkmuşlardı; “Ekipman çalışmayacak… Eğitim yetersizdi… Bu çok aptalca bir fikirdi vs…” Sorun, kendilerine verilen vaatlere inanmamalarıdır.
Bu seride Tanrı’nın vaatleri hakkında okuyacaksınız. Bunların en önemlisi, Tanrı’nın cennette sonsuz yaşam vaadidir. Bu vaatler üzerinde düşünürken, korkunun bunları hayata geçirmenize engel olmasına izin vermeyin. Korku imanımız hakkında neyi ortaya çıkarır? Tanrı’nın, vaatlerini yerine getireceğine inanmakta zorluk çektiğimizi, o anda Tanrı’ya olan inancımızın ne kadar küçük olduğunu. Nihai olarak, korkunun Tanrı’nın iyiliğine imansızlığımızda köklendiğine inanıyorum.
Kimileriniz az once verdiğim örneği düşünüp, “Olacak şey değil! Hayatımı bir paraşüte emanet edemem. Sırf yere inişimi yavaşlatacak diye paraşüte güvenemem. Hangi malzemeden olursa olsun! İmalat aşamasında hangi yüksek standartların uygulandığı umurumda değil,” diyebilirsiniz. En azından benim de ilk tepkim bu oldu. Kötü hadiseler nadir görülebilir, ancak eminim hatalı ekipmandan dolayı ölen paraşütçüler vardır. Siz de benim gibi düşünüyorsanız, işinizi garantiye almaya önem veriyorsunuz demektir.
Peki acaba Tanrı sadık bir şekilde sözlerini yerine getirecek mi? Buna da ilk tepkiniz muhtemelen, Tanrı tabii ki sözlerini yerine getirir olacaktır. Ancak davranışlarımız çoğu kez yüreğimizde buna ne ölçüde inandığımızı gösterir. Bize küçüklüğümüzden beri öğretilen sözlerimizle, ilk tepki olarak Tanrı’ya güvendiğimizi beyan etsek de, kendi içimize döndüğümüzde, Tanrı’nın bizim için geçerli olabilecek vaatlerini yerine getireceğine dair çeşitli nedenlerden ötürü kuşkularımız olduğunu, bunlardan kesin bir şekilde emin olamadığımızı görürüz. Böyle olması da doğaldır, çünkü Tanrı’nın vaatleri gerçekten büyüktür ve Tanrı’nın lütfunu, İsa Mesih’in ödediği bedeli anlamadan inanmak güçtür.
Bize sadece bir gün için değil, sonsuzluk boyunca göksel bir Baba olmayı vaat eden Tanrı tarafından esinlenmiş bu ayete yeniden kulak verelim; bu vaade, O’nunla birlikte cennette yaşamak da dahildir:
“Sizi çağıran Tanrı güvenilirdir; bunu yapacaktır.” (1. Selanikliler 5:24)
Birçok insan, imansızlıklarından ötürü Tanrı’nın bizler için tasarladığı harika kutsamaları kaçırır. Bu insanlardan biri olmayın. Korku çirkin yüzünü gösterir göstermez hemen icabına bakın. Korkunuzla ilgili bir şey yapın. Örneğin korktuğunuzda şöyle söyleyin: “Kim olduğunu ve ne yapmaya çalıştığını biliyorum. İşe yaramayacak. Tanrı’ya yönelenlerden ve O’nun tarafından ödüllendirilenlerden olacağım!”
“İman olmadan Tanrı’yı hoşnut etmek olanaksızdır. Tanrı’ya yaklaşan, O’nun var olduğuna ve kendisini arayanları ödüllendireceğine iman etmelidir.” (İbraniler 11:6, İncil)
Tanrı’ya güvenmediğimiz takdirde O’nun harika vaatlerinin bize bir yararı yoktur! Elma çekirdeğini düşünün. Toprağa gömüldüğünde, elma çekirdeği harika bir ağaç olur ve çok meyve verir. Ama bu çekirdek mutfak masanızın üzerinde öylece kaldığı ve siz de ona öylece baktığınız sürece, hiçbir zaman bir işe yaramayacaktır. Tanrı’nın vaatleri de bu çekirdek gibidir. Yüreklerimizin derinlerine ekilmeleri gerekir. Tanrı’nın vaat ettiklerine inanmalıyız. Ama ilk önce Tanrı’nın tam olarak neler vaat ettiğini öğrenmemiz gerekir. Bu serinin amacı da budur.