Katolik Kilisesi’nin Gerçekle İlgili Yetkili Kaynağı Nedir? Bunu Size Kim Söyledi?
Bu web sitesini araştırırken Katoliklik kelimesinin pek fazla geçmediğini göreceksiniz. Sevdiğim Katolik yakınlarım hakkında konuştuğumu duyacaksınız, bazen Bakire Meryem’den ve Katolik inancının bazı ilkelerinden söz edeceğim. Okuduklarınız az da olsa, kendilerine Katolik diyenlerin gerçekten Hıristiyan olup olmadığını sorgulamanıza neden olabilir. Katoliklik sadece Hıristiyanlık’ın bir yüzü mü? Tüm yüreğimle bu sorunun yanıtlanmasını hak ettiğinize inanıyorum.
Katolik Kilisesi’nin Kutsal Kitap hakkındaki görüşünü ele alarak başlayacağız. Kutsal Kitap, iman ve Hıristiyan yaşamıyla ilgili her konuda yeterli midir? Katolikler için değildir. Kutsal Kitap’ın yanı sıra ve yetki olarak eşit gördükleri ‘kutsal’ gelenek ve öğretişlerini de yetkili olarak görüyorlar. Bunların tüm gerçek imanlılar üzerinde bağlayıcı olduğunu kabul ediyorlar, onlara göre karşıt görüşleri olanlar ise sonsuza dek lanetlenme tehditiyle karşı karşıyadır!
Konumundan kaynaklanan yetkisiyle papanın beyanlarının, Musa’nın insanlığa iletmek üzere esin alarak söyledikleri kadar ilahi olduğuna inanıyorlar. Kutsal Kitap tüm gerçeğin nihai testi midir? Hayır, değildir. Katolik Kilisesi, neyin gerçek ve gerçek olmadığına karar veriyor. Sonuç olarak bu, Katolik Kilisesi’ni Kutsal Yazılar’dan daha üstün bir yetkili haline getiriyor.
İşte size Katolik Kilisesi’nin Kutsal Yazılar’ı göz ardı edip kendi inanç sistemini geliştirmesinin bir örneği. Konumuz Bakire Meryem.
İncil’de Meryem, kendisinin bir Kurtarıcı’ya ihtiyaç duyan bir günahkar olduğunu kabul ediyor. Bakın nasıl dua ediyor, “Meryem de şöyle dedi: “Canım Rab’bi yüceltir; Ruhum, Kurtarıcım Tanrı sayesinde sevinçle coşar.” (Luka 1:46-47). Ne var ki, Katolik Kilisesi, ‘Meryem, ilk günahın lekesinden korunmuş olarak saklandı’ diye öğretiyor. Bunu Katolik Kilisesi Katekizmi’nde okuyabilirsiniz. Bkz. paragraflar 491-492 ve 508. (Katolik Kilisesi Katekizmi, Katolik Kilisesi’nin inanç ve uygulamaları konusunda ki resmi yayınıdır.)
Kutsal Yazılar, başka insanlar gibi, Meryem’in de günah işlediğini açıkça anlatıyor. “Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.” (Romalılar 3:23, İncil). Meryem günahının farkındaydı. Buna karşın, Katolik Kilisesi, Meryem’in inandığı bu gerçeği göz ardı ediyor. Daha da kötüsü, Katolik Kilisesi, Kutsal Yazılar’ın açık öğretişini göz ardı ediyor. Tanrı’nın sözünü, sanki “Meryem dışında, herkes günah işledi” diyormuş gibi çarpıtıyorlar.
Katolik Kilisesi’nin günah hakkında öğrenmesi gereken şey nedir? Hepimizin öğrenmesi gereken şeyle aynı şeydir. Günah, Tanrı’nın görkemine göre ölçülüyor ve hepimiz bu ölçüye göre eksik kalıyoruz. Meryem de öyle. Ben de. Siz de. Hepimiz eksik kalıyoruz. Sadece Tanrı görkemli çünkü sadece Tanrı günahsızdır. Kendimizi birbirimizle kıyasladığımızda her zaman bizden daha eksik kalan birini bulabiliriz. Daha dürüstüz, daha sadığız, daha dindarız, vs. Peki ya kendimizi Tanrı ile kıyasladığımızda durum nedir? O’nun standartlarından inanılmaz ölçüde eksik kalıyoruz. İnsanlar, günahlılıklarının doğası ve ölçüsü konularında büyük farklılıklar gösterseler de, insanların en iyisi ve en kötüsü arasında kesinlikle fark yoktur çünkü hepimiz Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldık. Bu, İzmir’den New York’a, Atlas Okyanus’u üzerinden atlamaya çalışmak gibi bir şeydir. Bazılarımız, okyanus üzerinde diğerlerinden bir metre kadar daha ileri atlayabilir. Eee ne olmuş? Hiçbirimiz, bir kıyıdan diğerine dev bir adım atamayız. Hiçbirimiz. Meryem bile.
Cennete gidiyor musunuz?
Katolik Kilisesi hangi hataları yaptı? Katolik doktrininde Kutsal Yazılar’a hak ettiği yer verilmediği için Meryem’e yüceltilmiş bir konum verilmiştir. Maalesef, insan yüreğinin özlemlerini karşılamayan bir din sistemi kurmuştur. New York’a atlamayı bırakın, gerçekten atlamak istediğimiz yere, cennete nasıl atlayabiliriz? İzmir’den cennete? Van’dan cennete? Londra’dan cennete? Olduğunuz yer her neresiyse, oradan cennete? ‘Atlamak’ derken, erişmeyi kast ediyorum. Peki, Katolik Kilisesi, cennet güvencesi hakkında neler öğretiyor? Katolik Kilisesi kimseye sonsuzluğu cennette geçireceği güvencesini veremiyor. İyi haber, bunun Kutsal Kitap’ın öğretişine aykırı olmasıdır!
İnanın bana, amacım kimseyi gücendirmek değil! Hıristiyan inancı ve Roma Katolik doktrinleri arasında önemli farklılıklar olduğu için web sitemizde bu tür bir diziye ihtiyaç duyduk. Hıristiyanlık hakkında daha fazla öğrenmek isteyen Müslümanlar’ın, Katolik Kilisesi’nin gerçek Hıristiyanlık’ı temsil edip etmediğini öğrenmeye hakları var.
Eğer Katolikseniz, bu dizinin amacının sizi gücendirmek olmadığını lütfen anlayın. Bu web sitesinde, çeşitli dinler ve inanç gruplarının öğrettiklerini inceliyor ve bunları Kutsal Kitap’la kıyaslıyoruz. Gerçek Hıristiyanlık, özgür araştırmaya dosttur. Sadece insanlar söylüyor diye birşeylere inanmamızı beklemez. Bu nedenle, bu dizideki yazıları incelemeye ve Kutsal Kitap’ın öğrettiklerini sunup sunmadıklarını görmeye teşvik etmek istiyorum sizleri. Eğer bunu yaparsanız, tam olarak Kutsal Kitap’ın buyurduğunu yapmış olursunuz, “Her şeyi sınayın, iyi olana sımsıkı tutunun.” (1.Selanikliler 5:21, İncil)
Katolik Kilisesi Meryem için başka ne yaptı?
Katolik Kilisesi Tanrı’nın Meryem’i bedensel olarak cennete aldığını söyler. Bedeni, günahın laneti altında mezarda çürümemiştir çünkü günahsızdı. (Katolik Kilisesi Katekizmi, paragraflar 288 ve 289.)
Katolikler neden bu öğretişe inanmak zorunda? Papa XII. Pius bunun doğru olduğunu ilan etti. Bunun günahın sonucu olduğunu Kutsal Yazılar’ın açıkça öğrettiğini biliyordu; Tanrı Adem ve soyundan gelen herkese bunu söyledi, “…topraksın, topraktan yaratıldın ve yine toprağa döneceksin.” (Yaratılış 3:19, Eski Antlaşma). Fakat bu papa, ‘Tanrı Kutsanmış Bakire Meryem’in bu genel kuraldan muaf olmasını istedi’ diye açıkladı.
Katolik ilahiyatçılar Meryem’in Göğe Alınmasının Kutsal Kitap’ta öğretilmediğini hemen kabul ediyorlar. Bunun yerine Meryem’in göğe alınmasının ‘uygun’ olduğunu söylüyorlar ve böylece cennete gönderiliyor; beden, can ve ruh olarak!
Kime inanalım? Katolik Kilisesi ve öğrettiklerine mi yoksa Kutsal Kitap’ın Tanrısı’na mı? Biri, bir insan hakkında ki en önemli şeyin, Tanrı hakkında düşündükleri zaman ne düşündükleri olduğunu söylemişti. Bunun çok önemli olduğu konusunda hemfikirim fakat gerçek konusunda kaynağımızın ne olduğu da eşit derecede önemlidir. Eğer kaynağımız güvenilir değilse, o zaman Tanrı hakkında söylediklerine güvenemeyiz.
Bazen hayatta yaptığımız hatalara gülebiliriz. Fakat Kutsal Kitap hakkında hataya düşmenin nihai olarak sonsuzluk boyunca sürecek sonuçları olacaktır. Eğer Kutsal Kitap gerçekten Tanrı Sözü’yse o zaman güvenmeli, takdir etmeli, çalışmalı ve itaat etmeliyiz. Kutsal Kitap Tanrı Sözü ise, o zaman onu bir kenara atmak, Tanrı’yı bir kenara atmak demek olacaktır. Benzer şekilde, kendi inançlarımızla çeliştiği için Kutsal Kitap’ın herhangi bir kısmını gözardı etmek demek Tanrı’yı gözardı etmek demektir.
Nard Pugyao
Kendinizi Kutsal Kitap’ın öğretişlerine vermekte sorun yaşıyor musunuz? Bazılarımız yaşıyor. Söylediğim gibi reddediyoruz çünkü Tanrı hakkında inanmak istediklerimizle çelişiyor. Nard Pugyao, bir ara Tanrı’yla büyük bir sorunu olduğunu düşünüyordu. İşte hikayesinin bir kısmı:
1956 yılının Mart ayında 6 yaşındayken, uzun, soluk benizli beyaz bir adam Filipinler’in Luzon Adası’nın kuzey ormanlarında bulunan köyüm, Dibagat’a geldi. Adam dilimizi iyi konuşmuyordu, bu nedenle ihtiyarlarımız ellerinden gelen en iyi şekilde sordular,
“Neden buradasın?”
“Dilinizi öğrenmek için geldim,” dedi. “Tanrı’nın Sözü’nü yazmak ve sonra sizin dilinizde size vermek istiyorum.”
“Tanrın kim?” diye sordu ihtiyarlar.
“Göğün ve yerin Tanrısı,” diye yanıtladı adım. “Evrenin Yaratıcısı. Sizi de yarattı.”
“Kudretli mi?” diye sordu ihtiyarlar. “Zamanın başlangıcından beri yaşamlarımızı kontrol eden ruhlardan daha güçlü mü? Kafa avcıları olan atalarımızdan daha kudretli mi?”
“Evet, daha kudretli.”
Umutla, bu adama, Dick Roe’ye, dilimizi daha fazla öğretmeye başladık. Belki de Tanrısı bizi ruhlardan kurtarabilirdi. Daha sonra ben 13 yaşlarındayken Dick kendi memleketine döndü. Fakat geri dönmeden önce, Markos Müjdesi’ni dilimize çevirdi ve bana bir nüshasını verdi. Gittiğinde, Kutsal Kitap’ın bu kısmını ilk kez okumaya başladım, Diriliş hikayesiyle başlayıp 16. bölüme kadar devam ettim. Bir kayanın üstüne oturmuş, Markos Müjdesi’ni kendi dilimde okuyordum. Sanki oradaydım, karakterleri görüyordum gibi geliyordu.
Fakat okudukça kendimi rahatsız hissetmeye başladım. Bir grup insan İsa’yı Getsemani Bahçesi’nden çıkarmak için geldi. Ne hata yapmıştı? Okuyabildiğim kadar hızlı okuyordum. Bir sürü sahte suçlamalar yöneltiyorlardı. Alay ettiler, tükürdüler, dövdüler ve oranın başında olan adama, Pilatus’a götürdüler. Sonra İsa’yı kamçılayıp başına dikenli bir taç koydular. Ağaçtan yapılmış çarmıhı taşımaya zorlamalarını ve sonra da çarmıha çivilemelerini okumak benim için korkunç bir deneyimdi.
Yüreğimin derinliklerinde Tanrı’ya karşı bir nefret oluştu. Yumruğumu sıkıp ‘Senden nefret ediyorum Tanrı, bu kadar güçsüz olduğun için! Neden Senin gibi güçsüz bir Tanrı’ya inanayım?’ Tüm gücümle Markos Müjdesi’ni aşağıya kayaların üzerine attım ve eve yürümeye başladım. Tanrı’nın kendi ilahi Oğlu’nu neden korumadığını anlayamıyordum. Bizim kelle avcıları bizi ölümüne korurdu. Onların sayesinde kimse bize dokunamazdı. Ben böyle bir tanrı istiyordum; ineklerimizi, tavuklarımızı, domuzlarımızı ve köpeklerimizi kurban etmemizi isteyen ve beni ruhlardan koruyacak biri. Tanrı kendi Oğlu’nu bile kurtarmadı.
Aniden Tanrı yüreğine dokundu, ‘Nard, anlamıyor musun?’ dediğini duydum. ‘İşte seni bu kadar seviyorum. Oğlumu senin için verdim.’ İlk kez, lütfun ne anlama geldiğini anladım. Tanrı’nın beni ne kadar sevdiğini anladım.
“Tanrım, eğer beni bu kadar seviyorsan,’ diye dua ettim, ‘Sana yaşamımı, yüreğimi vermek istiyorum. Hepsi Senin.’ Geri gittim ve İncilimi aldım, üzerini sildim ve sonra ne olduğunu okumak için tekrar kayanın üzerine oturdum. İsa’nın üçüncü gün mezardan dirildiğini okuduğum an benim için inanılmaz bir andı. Dibagat’tan, İsnag halkından kimse mezardan dirilmemişti. Diriliş hikayesi yaşantımı değiştirdi.’ (Nard Pugyao, “Penetrating Power,” Karar, Temmuz-Ağustos 2006, s.18)
‘Tanrı’nın bizlere yazdığı bir sevgi mektubu’
İncil’i okuduğumuz zaman, ‘Tanrı’nın bizlere yazdığı bir sevgi mektubu’ olmasından farklı bir şey düşünmemiz zordur. Tanrı’nın kendisini bize açıkladığını söylediğimizde Tanrı’nın bizlere nasıl birisi olduğunu ve O’nunla nasıl doğru bir ilişkiye sahip olabileceğimizi ilettiğini söylüyoruz. Eğer Tanrı bunları bize Kutsal Kitap’ta ilahi bir şekilde açıklamış olmasaydı bunları bilemezdik. Tanrı’nın Kutsal Kitap’ta kendisini açıklaması ilerleyen bir şekilde yaklaşık olarak 1500 yıl içinde olmuş olsa da, her zaman, insanın Tanrı’yla doğru bir ilişkiye sahip olmak için bilmesi gereken her şeyi içermiştir.
Gerçekten de, bu denli ilahi bir sevgiyi içeren ve iyilik ve merhamet Tanrısı hakkında bu denli açık seçik bir görüntü veren başka bir kitap yoktur. Her yönüyle kusursuzdur ve bütün olarak yetkindir. Güvenilirdir ve saf insanı bilge yapar. Doğrudur ve yüreğe sevinç verir. Parlaktır ve gözlere ışık verir. Kusursuzdur, canı tazeler. İncil’i okudukça İsa’yı izleyen kalabalıkların sayısının neden gittikçe arttığını anlıyorum. Bu Kutsal Kitap için şu söylenmiştir:
“Tanrı’nın düşüncelerini, insanın durumunu, kurtuluş yolunu, günahkarların felaketini ve imanlıların mutluluğunu anlatır. Öğretişleri kutsal, kuralları bağlayıcıdır, tarihi gerçektir ve kararları sorgulanmaz. Bilge olmak için okuyun, güvende olmak için inanın ve kutsal olmak için uygulayın. Sizi yönlendirmek için ışık, desteklemek için besin ve sevindirmek için teselli verir. Yolcunun haritası, hacının asası, pilotun pusulası ve Hıristiyan’ın yasasıdır. Burada Gökler eski gönencine kavuşur, Cennet açılır ve cehennemin kapıları kapanır. İsa Mesih kitabın en önemli konusudur, tasarımı bizim iyiliğimizdir ve amacı Tanrı’nın görkemidir. Hafızayı doldurmalı, yüreğe egemen olmalı ve ayaklara kılavuzluk etmelidir. Yavaş yavaş, sık sık ve dua ederek okuyun. Bir zenginlik madeni, görkem cenneti ve zevk ırmağıdır. Size bu yaşamda verilmiş ve yine sonsuzlukta açılacak ve sonsuza dek hatırlanacaktır. En yüksek sorumluluğu içerir ve en büyük çabaları ödüllendirir ve kutsal içeriğini hafife alanları mahkum eder.”
Eğer Kutsal Kitap gerçekten Tanrı Sözü’yse, iman, dini uygulamalar ve ahlak konusunda nihai yetkilidir! Katolik Kilisesi’nin bu son söylediğim ifadeyle bir sorunu vardır. Onlar için Kutsal Kitap iman ve dini uygulamalarla ilgili her konuda nihai yetkili değildir. Katolik Kilisesi’nin doğru mu yoksa yanlış mı yaptığını nasıl belirleyebiliriz? Tek bir soru sormamız gerekiyor. Mesele, uygulamalarının Kutsal Kitap’a uygun olup olmadığıdır. Bu, herhangi bir çağda, herhangi bir kilisenin, herhangi bir mezhebi için geçerlidir, ‘Kurduğumuz şey Kutsal Kitap’a uygun mu? Öğrettiklerimiz Kutsal Kitap’a uygun mu?’ Öğretiş Kutsal Kitap’a uygun olduğu takdirde benimsenmelidir. Eğer değilse, reddedilmelidir. Tanrı, kilisenin kendi tarihi hakkında söyleyebildiklerinden çok isteğini gerçekleştirmesi ve Sözü’ne itaat etmesiyle ilgileniyor. Eğer İsa’nın söylediklerine bakarsak, bir dini çok sayıda kişinin izlemesi de Tanrı’dan olması konusunda geçerli bir belirti sayılamaz:
“Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır.” (Matta 7:14-15)
Gelenekler doğası açısından yanlış değildir. Bazıları oldukça anlamlıdır. Eğer birinin geleneği Kutsal Kitap’a aykırı değilse, ‘Hep böyle yaptık ve hep böyle yapacağız!’ demenin yanlış olan bir yanı yoktur. Yine sorun, bir doktrin, uygulama veya geleneğin Kutsal Kitap’a uygun olup olmamasıdır. Ayrıca, insanın gelenekleri hiçbir zaman Kutsal Yazılar kadar yetkili görülmemelidir. Umudum, bu yazının sonunda bunu neden söylediğimi anlamanızdır. Kutsal Yazılar kendi başına, Hıristiyan doktrin ve uygulaması için tek yetkili ve hatasız kaynaktır.
Bu, Katolikleri ilgilendiriyor mu? Ruhsal konuları konuştuğum kişiler için değil. Onları rahatsız ediyor gibi görünmüyor çünkü onlar Katolik Kilisesi’nin kendisinin gerçeğin hatasız mihenk taşı olduğuna inanıyorlar. Katolik Kilisesi neye inanıyorsa, onlar da ona inanıyorlar. Böylece Katolik Kilise, Kutsal Yazılar’ın doğru yorumunu hatasız bir şekilde belirleme hakkının yanı sıra Kutsal Yazılar’a, gelenek ve öğretişlerini ilave edebileceğine de inanır ve bu onlar için bir sorun değildir. Birkaç satır sonra Tanrı’nın Katolik Kilise’ye böyle bir hak verip vermediği konusunu ele alacağım. Fakat Katolikler söz konusu olduğunda, üzerinde fazla düşünmeden Katolik Kilisesi’nin öğrettiklerine inanırlar.
Bana göre, doğru olan kontrol etmektir! Katolikler neden ve neye inandıklarını bilmeli ve ikna edici kanıtlarla destekleyebilmelidir. Eğer Katolikseniz, Katolik Kilisesi’nin İsa Mesih tarafından kurulan tek kilise olduğu öğretilmiştir size. Bu nedenle, gerçek kilisedir ve öğretişleri yetkilidir. Peki ama bu inanç doğru mudur? Kilise geleneği, artı Kilise’nin Kutsal Yazı yorumu bağlayıcı iman kuralını ve Katolikler için uygulamaları oluşturur deniyor, fakat bu inanç doğru mudur? Peki ya Kutsal Kitap’ta hiçbir yerde İsa’nın, peygamberler ve elçilerin veya ‘kutsal geleneğin’ Tanrı Sözü olduğunu öğretmediğini görürsek? Peki ya, Kutsal Kitap’ta hiçbir yerde Papa ve Katolik Kilisesi’nin gözetmenleri tarafından yorumlanan ‘kutsal geleneğin’ Hıristiyanlık’ın gerçek kuralı olduğunun söylenmediğini görürsek? Bu bizi ilgilendirmeli mi?
Tanrı Kutsal Kitap’a ne katabileceğimizi söyledi? Kaç ekleme yapılabilir ve kaç yüzyıl boyunca olabilir bu? Birlikte İncil’in son sayfasını açalım. İncil, Kutsal Kitap’ın son kısmıdır. Tanrı’nın bu konuda son sözü şöyledir:
“Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır.” (Vahiy 22:18)
Bu uyarının birincil uygulaması, Vahiy Kitabı’ndan yazılı olanlara bir şeyler ekleyenler içindir. Fakat, Kutsal Kitap’ın bu kısmında bulunan konular Kutsal Kitap’ın tümünün içine işlediği için ayet, nihai olarak, Tanrı’nın sözüyle oynamanın her türlüsünü yargılar.
Bu uyarı sadece Kutsal Kitap’ın sonunda mı bulunur? Hayır. Musa’nın esinlenmiş yazılarına dönelim. “Size verdiğim buyruklara hiçbir şey eklemeyin, hiçbir şey çıkarmayın. Ama size bildirdiğim Tanrınız RAB’bin buyruklarına uyun.” (Yasanın Tekrarı 4:2, Eski Antlaşma). Diğer bir deyişle, Tanrı, sanki hatalı ya da yeterli değillermiş gibi, esinlediklerine herhangi bir ekleme yapmamızı yasaklıyor. Tanrı’nın atadıkları dışında herhangi bir dini ibadet töreni empoze etmemiz yasaktır. Tanrı’nın sözü mükemmeldir. Sözünü kötüleştirmeden, herhangi bir ekleme yapmak veya çıkarmak mümkün değildir. Kutsal Kitap’a ekleme yapmak Tanrı’ya itaatsizliktir. Ezo Gelin çorbasına yoğurt ve fasulye eklemekten daha kötüdür. Eğer bu diziye önyazıyı okumadan başladıysanız, neden söz ettiğimi anlamanız için burada bir kısmını aktarmama izin verin.
Bu dizideki yazıları okuyan pek çok kişinin Ezo Gelin çorbası içtiğini tahmin edebiliyorum. Eğer Türkseniz ya kendiniz yapıp içmişsinizdir ya da eşinizin veya annenizin yaptığı çorbayı içmişsinizdir. Uzun süre Türkiye’de yaşamış bir yabancıysanız bu çorbaya sık sık lokantaların menüsünde rastlamışsınızdır. Türk komşularınızın misafirperverliğini mutlaka tatmışsınızdır! Tabii evlerinde size sundukları Ezo Gelin çorbasını da keyifle içtiğinizi varsayıyorum.
Ezo Gelin çorbasının bu dizinin konusuyla ne ilgisi var? Katolikliğin öğretişlerinin Kutsal Kitap’ın öğretişlerini temsil edip etmediğini anlamaya çalışıyoruz. Farklı bir şekilde düşünmeye çalışalım. Ezo Gelin çorbasının malzemelerinin neler olduğunu bilirsiniz. Kırmızı mercimek, pirinç veya bulgur, domates salçası, sarmısak, kuru nane vs. Ezo Gelin çorbası yapılırken genelde katılmayan bir malzeme katmak istersek sorun olmayabilir. Tabi bu malzemenin ne olduğunu bağlı, yani çorbanın tadını nasıl değiştirdiğine. Peki ya sürekli olarak Ezo Gelin çorbasının tarifine değişik malzemeler eklemeye devam edersek? Fasulye, ince ince kıyılmış kereviz, rendelenmiş peynir, dereotu ve ayva? Yüzyıllar boyunca farklı malzemeler eklemeye devam ettiğimizi düşünün. Sadece bununla da kalmıyor, malzemelerin bazıları, asıl malzemelerle olumsuz bir tepkimeye giriyor. Diyelim ki, örneğin kekik ve yoğurdun tatları, kuru nanenin tadını öyle bir şekilde bastırıyor ki artık Ezo Gelin çorbasının bu kendine özgü malzemesinin tadını alamıyorsunuz.
Soru: Bu yeni karışıma Ezo Gelin çorbası diyebilir misiniz? Bir zamanlar Ezo Gelin çorbası olabilirdi fakat artık bu geçerli değildir. Çorba diyebilirsiniz ve istediğiniz adı verebilirsiniz. Fakat artık Ezo Gelin çorbası diyemezsiniz.
Bazıları şöyle diyebilir, “Ne yaparım benim Ezo Gelin çorbam böyle.” Evet, gerçekten de çorbanıza istediğiniz adı verebilirsiniz fakat ev hanımlarını, restoran sahiplerini ve gerçek Ezo Gelin çorbasının nasıl olduğunu bilenleri kandıramazsınız.
Bu dizide yapmak istediğim Katolik Kilisesi’nin malzemeleriyle, Kutsal Kitap’ın ‘malzemelerini’ karşılaştırmak. Fikir birliğindeler mi? Yoksa geçen 1.500 yıl içinde Katolik Kilisesi’nin Kutsal Kitap’a yabancı olan çok sayıda ‘malzeme’ eklediği ve artık Katolik Kilisesi’ne Hıristiyan denemeyeceği sonucuna mı varacağız?
Katolik Kilisesi, gerçeğin eşit derecede yetkili kaynağı olarak Kutsal Kitap yanına neyi koyuyor? Birincisi, seksen sekiz Kilise Babası’nın elyazmaları vardır. Bunların hepsini bilmek için Tertulyan, Origen, Agustin ve Papa Büyük Gregori gibi kişilerin yazılarından derlenen yüzlerce belgeye ihtiyacınız olacak. Kutsal Kitap’la eşit yetkiye sahip olan diğerleri, eski inanç bildirgeleri, eski ibadet düzenlerinin kayıtları, sakramentlerle ilgili uygulamalar, dualar, ilahiler, ilahi besteleri ve dinsel uygulamalar bulunur. Bunlar da ‘Tanrı Sözü’dür. Fakat, ‘Geleneğin’ korunmuş en büyük kısmı Katolik Kilisesi’nin resmi öğretişlerinde bulunur. Bunlar, Kilise’nin Gelenek konusunda yetkili saflaştırmasını temsil eder. Kişisel olarak ben bunları görmedim. Mikrofilm veya daha büyük olasılıkla bilgisayarda ve görünebilir biçimde olmalılar. Tanrı’nın bu Sözüleri’ni derlemek için bin yedi yüz yıl öncesine giden dosyalardan binlerce belgenin bulunması gerekir. Her birine inanılması gerekir çünkü Kutsal Kitap’ın kendisine eşit olduklarına inanılır. Bu eski dosyalarda resmi olarak yayınlamış genelgeler, konuşmalar, kilise önderlerinin mektupları ve 200’den fazla papanın vaazları bulunur. Bu yazıların her bir satırını ve sayfasını bilseniz iyi edersiniz çünkü bunlar ‘Tanrı Sözü’dür!!!
Kutsal Kitap’a, yetki açısından eşit gördüğümüz materyalleri eklemekle işimiz bitti mi? Hayır, henüz değil. İ.S. 325’teki İznik Konsülü’nden 1965’teki II. Vatikan Konsülü’ne kadar yirmi bir ekümenik konsülün kararlarını da eklemelisiniz. Katolikler bu yazılar veya kararlar arasında en beğendiklerini seçemezler. Bunların her biri Katolikler üzerinde Tevrat, Zebur ve İncil’de okudukları her şey kadar bağlayıcıdır.
Katolik ilahiyatçıları dikkatli bir şekilde dinlerseniz, Roma Kilisesi’nin gerçek yetkilisinin ne Kutsal Kitap ne de kutsal gelenekleri olduğunu görürsünüz, gerçek yetkili Katolik Kilisesi’nin kendisidir. Kutsal Yazılar nedir ve ne öğretiyorlar? Sadece Katolik Kilisesi’nin bunu size söyleme yetkisi vardır. Kutsal gelenekler nelerdir ve ne öğretirler? Sadece Katolik Kilisesi’nin bunu söyleme yetkisi vardır. Roma için tek gerçek yetkili Katolik Kilisesi’dir.
İşte burada temel bir sorun vardır!
Katolik Kilisesi’nin kutsal geleneklerinin, yetki açısından Kutsal Yazılar’la eşit olduğunu söylersek İsa’nın yaptığı gibi gelenekleri sınamak için Kutsal Yazılar’ı kullanamayız. Kendimizi, Kutsal Yazılar’ın nasıl yorumlanacağını insanların geleneklerinin belirlemesine izin verilen bir durumda buluyoruz. Tanrı İsa’nın döneminde bunu onaylamadı. Bugün de onaylamıyor. Roma’da onaylamıyor. Başka herhangi bir yerde de onaylamıyor. Nedeni şu; “Çünkü adını ve sözünü her şeyden üstün tuttun.” (Mezmur 138:2, Eski Antlaşma)
Tanrı, yaratıkları ve sağlayışıyla bizlere kendisini pek çok farklı şekilde açıklamıştır fakat en açık biçimde Sözü’yle açıklamıştır. İncil’deki en temel temalardan biri Tanrı’nın lütfudur. Eşsiz lütfunun harikaları, doğanın harikalarını aşar ve Tanrı hakkında vahiy yoluyla keşfedilenler mantık yoluyla keşfedilenlerden çok daha fazlasıdır. Bizlere verdiği vahyini her şeyin üzerinde yücelterek Tanrı, kimseye Hıristiyan imanını içeren kutsal yazılara ekleme yapma yetkisi vermemiştir.
İsa dünyada konuştuğu zaman Filistin’de o sırada olan durumla ilgili konuştu fakat söylediği gerçekler içinde sonsuzluğu saklıyordu. Dinler ve dinle ilgili gelenekler hakkında söylediklerini dikkatli bir şekilde dinleyin. Bunlar Katolik Kilisesi’nin ‘kutsal’ gelenekleri için de geçerlidir. Herhangi bir çağda hatalı bir şekilde uygulanan dinle ilgili geleneklerin hepsi için geçerlidir. Bakalım İsa, insanın, insan geleneklerini izlemek için Tanrı Sözü’nü terk etmek konusunda kaygısı var mı, yok mu?
“İsa onlara şu karşılığı verdi: “Ya siz, neden töreniz uğruna Tanrı buyruğunu çiğniyorsunuz? Çünkü Tanrı şöyle buyurdu: ‘Annene babana saygı göstereceksin’; ‘Annesine ya da babasına söven kesinlikle öldürülecektir.’ Ama siz, ‘Her kim anne ya da babasına, benden alacağın bütün yardım Tanrı’ya adanmıştır derse, artık babasına saygı göstermek zorunda değildir’ diyorsunuz. Böylelikle, töreniz uğruna Tanrı’nın sözünü geçersiz kılmış oluyorsunuz. Ey ikiyüzlüler! Yeşaya’nın sizinle ilgili şu peygamberlik sözü ne kadar yerindedir: ‘Bu halk dudaklarıyla beni sayar, ama yürekleri benden uzak. Bana boşuna taparlar. Çünkü öğrettikleri, sadece insan buyruklarıdır.’” (Matta 15:3-9)
İsa din önderlerini azarladı çünkü gelenekleri Tanrı Sözü’nü geçersiz kılma etkisi yaratıyordu. Bakın ne yapıyor. İsa, Kutsal Yazılar’ı dinle ilgili geleneklerin geçerliliğini ölçmek için kullanıyor. İsa’nın sözleri kendi dönemindeki din yetkililerine yönelik olsa da, Katolik Kilisesi’ni doğru bir şekilde betimliyor. Markos Müjdesi’nde söylediklerine kulak verin;
“İsa onlara ayrıca şunu söyledi: “Kendi törenizi sürdürmek için Tanrı buyruğunu bir kenara itmeyi ne de güzel beceriyorsunuz!” (Markos 7:9)
Katolik Kilisesi’ni eleştirmek doğru mu? Benim tek yaptığım şey İsa’nın söylediklerini tekrar etmek. Katolik Kilisesi’nin inanmamızı istediği ‘kutsal’ gelenekler konusunda İncil ne öğretiyor? “Dikkatli olun! Mesih’e değil de, insanların geleneğine, dünyanın temel ilkelerine dayanan felsefeyle, boş ve aldatıcı sözlerle kimse sizi tutsak etmesin.” (Koloseliler 2:8)
Katolikliğin kökeni Hıristiyanlık olsa da, kökeninden çok uzun zaman önce sapmıştır. Neler olduğu hakkında daha fazla öğrenmek için lütfen, Katolik Kilisesi’nin Tarihi Hakkında Neyi Bilmem Gerekiyor? adlı yazıyı okuyun. Ezo Gelin benzetmesini kullanmak gerekirse Katoliklik uzun zaman önce ilahi olarak onaylanmış tarifini özenli bir şekilde izlemekten uzaklaştı. Ortaya çıkardığı ise, gerçek Hıristiyanlık’tan farklı bir şeydir. Peki bu Tanrı’yı şaşırttı mı? Kesinlikle hayır. Böylesi bir sapma Elçi Pavlus tarafından ilahi esin altında önceden bildirilmişti. “Ruh açıkça diyor ki, son zamanlarda bazıları yalancıların ikiyüzlülüğü nedeniyle aldatıcı ruhlara ve cinlerin öğretilerine kulak vererek imandan dönecek. Vicdanları adeta kızgın bir demirle dağlanmış bu yalancılar evlenmeyi yasaklayacak, iman edip gerçeği bilenlerin şükranla yemesi için Tanrı’nın yarattığı yiyeceklerden çekinmek gerektiğini buyuracaklar.” (1.Timoteos 4:1-3). Pavlus’un peygamberliği Katolik Kilisesi’yle sınırlı olmasa da, Katolik Kilisesi’nin din önderlerine evlenmeyi yasakladığı doğrudur. Yazının sonunda bunun Tanrı için küçük bir konu olmadığını göreceksiniz. Tanrı’nın kilisesinin, Tanrı’nın buyruklarını böylesi çirkin bir şekilde göz ardı etmesi Tanrı’nın gerçek kilisesi için tasarısına tamamıyla karşıdır. Unutmayın, Tanrı’nın Sözü’nü gözardı etmek, Tanrı’yı gözardı etmek demektir.
Sizin için Hıristiyanlık ve Katoliklik arasındaki temel farkın Kutsal Yazılar’ın yetkisine ilişkin görüşleri olduğunu anlamak fazla uzun sürmedi, öyle değil mi? Katolik Kilisesi’nin hiyerarşisi hala bütün yetkinin kendilerine ait olduğuna inanıyor ve Kutsal Yazılar, inanılması gereken ilahi kaynaklardan sadece biri olarak görülüyor. Bu görüş Katolik doktrininin zaman içinde geçirdiği evrimi ve Kutsal Kitap’ın öğrettiklerinden sapmasını açıklar.
Katolikliğin sürekli olarak değişen inançlarıyla tezat oluşturacak şekilde Tanrı, Kutsal Kitap’ın, Tanrı’yı hoşnut eden şekilde yaşamamız için ihtiyaç duyduğumuz her şeyi zaten içerdiğini söyler. “Kendi yüceliği ve erdemiyle bizi çağıranın tanrısal gücü, kendisini tanımamız sonucunda yaşamamız ve Tanrı yolunda yürümemiz için gereken her şeyi bize verdi.” (2.Petrus 1:3, İncil). Bu konuyu yazının devamında daha ayrıntılı bir şekilde ele alacağım.
Sapkınlık nedir? Sapkın öğretiş, temel Hıristiyan ilahiyatına aykırı, Tanrı’nın kişisel kurtuluş için tasarısı konusunda, yeterli anlayış için gereken temel inançlara doğrudan tehdit oluşturan bir inanç sistemidir. Bunu söylerken demek istediğim, insanın cennete nasıl gideceği konusudur. Sapkın öğretişler, farklı görüşlerden daha fazlasıdır. Sapkın öğretişleri yayan kişinin Hıristiyan olduğunu iddia etmesi gerekir. İnanmayan kişi sapkın olamaz. Sadece inanmayan bir kişi olabilir. Bu anlamda bazı ‘sapkın öğretişler’ aslında sapkın değil, başka bir dinin inançlarıdır. Örneğin, eğer Hindu olan bir kişi Hıristiyan bir kiliseye davet edilmeden girip vaaz etmeye başlarsa, sapkın öğretişler vaaz ediyor sayılmaz. Sadece kendi dininin inançlarını vaaz ediyor sayılır. Ama kilise içinde kendi inançlarını yayan ve iki inancı harmanlayan bir tutum sergilerse bu kiliseyi tehdit eden sapkın bir inanca dönüşür.
İlk kilisenin karşı karşıya olduğu tehlike bugün bizim de karşı karşıya olduğumuz tehlikedir. Elçi Pavlus, İsa’ya iman edenleri sahte öğretmenlerin boş felsefelerine kapılma tehlikesine karşı uyarıyor. “Dikkatli olun! Mesih’e değil de, insanların geleneğine, dünyanın temel ilkelerine dayanan felsefeyle, boş ve aldatıcı sözlerle kimse sizi tutsak etmesin.” Bu öğretmenler, kendi inanç sistemlerinin daha akla uygun gelmesini sağlamak için Kutsal Kitap’a uygun Hıristiyanlık’ın bazı ilkelerini yaymaya çalıştılar. Fakat, gerçekten her türlü sapma, gerçeğin çarpıtılmasıdır ve açıkça sapkın öğretişlerle sonuçlanır. Aynı şekilde, Katolik Kilisesi’nin Kutsal Kitap’la çelişen her türlü doktrini sapkın öğretişten başka bir şey değildir. Katolik Kilisesi’nin Bakire Meryem hakkında söylediklerine baktığımızda bunu göreceksiniz. Daha trajik olan İsa hakkında ki öğretişidir. Bu dizinin sonunda bakalım kaç sapkın öğretişten söz ettiğimizi sayabilecek misiniz? Bir sapkın öğretiş bile sizin Katolik Kilisesi’ni Hıristiyanlık’ı temsil eden bir inanç olarak görmemeniz için yeterli olabilir. Maalesef, sayı inanılmayacak kadar çok olacaktır.
Ne korkunç bir kayıp!
İsa’ya iman eden ilk imanlılara sahte öğretmenlere karşı dikkatli olmaları söylenmişti. Eğer dikkatli olmazlarsa, imanları ve umutlarını çabucak kaybedebilirlerdi, tıpkı işgalci bir ordunun işgal ettiği ülkede değerli olan şeyleri çalması gibi. Değerli olanların elinizden çalındığını ve karşılığında elle tutulur bir şey alamadığınızı düşünün. Ne korkunç bir kayıp! İnsanlar kendi başlarına böyle bir şey gelmesine nasıl izin verdiler? Gerçekle ilgili yetkili kaynakları Kutsal Kitap dışında başka bir şey olan insanları dinleyerek. Bu ayette ‘insanların töreleri’ derken, Kutsal Kitap’ta temeli bulunmayan fakat insanlar tarafından icat edilmiş dinle ilgili öğretişler kast ediliyor.
İsa’ya gerçekten iman eden kişiler neye teşvik ediliyor? “Bu arada sizi kutsallara ilk ve son kez emanet edilen iman uğrunda mücadeleye özendirmek için yazma gereğini duydum.” (Yahuda 1:3). Tanrı’nın insanlığa vahyi artık sona ermişti. İsa’ya iman eden kişilerin artık papalar, Katolik Kilisesi konsülleri, resmi olarak yayınlanan genelge vs.’yi beklemesine gerek yoktu. Aksine, ilk ve son kez kendilerine teslim edilen imanla yetinmeleri gerekiyordu. Kutsal Kitap, Tanrı’nın insanla ilgili iradesinin açıklanması konusunda yetkili ve yeterlidir ve Kutsal Kitap’ı çalışırız, ezberleriz, vaaz ederiz, savunuruz ve yaşarız.
Kutsal Kitap’ta sözü edilen Hıristiyan inancı ve bu inançla ilgili tüm doktrin ve talimatlar ilk ve son kez bizlere verilmiştir. Fakat Katolik Kilisesi, son 1.500 yılda yeni gelenekler geliştirmiştir ve bunlar Tanrı Sözü’nü geçersiz kılma etkisine sahip olmuştur! Katolik Kilisesi, Tanrı’nın Sözü’nün yetkisi yerine insanların geleneklerini koymuştur.
Kutsal Yazılar’a hak ettikleri yeri vermek istemeyenler her zaman olmuştur. Bunu, hatırlayabildiğimden çok daha fazla yıl boyunca ben de yaptım. Peki ya Katolikler? Kutsal Kitap’a inandıklarını söylerler. Peki, yaşamlarında Kutsal Kitap’a gereken yeri veriyorlar mı? ‘Kutsal Kitap’a inanıyorum’ derken ne demek istiyorlar? Dinsel yaşamlarıyla ilgili olarak Kutsal Kitap’a ve başka bir yetkiliye inanıyorlar demektir.
İnsan Kutsal Kitap’a ve başka bir şeye inandığında başı dertte midir? Baba tarafımdan büyük annem ve büyükbabam yaşamlarını ve öldükten sonra varlıklarının önemli bir kısmını ‘Hıristiyanlık’ın Birlik Okulu’ adlı bir tarikata verdiler. Bu tarikat Kutsal Kitap’a inandıklarını söylüyordu. Fakat bu inanç Kutsal Kitap’a ve tarikatın dev metafizik sözlüğünün Kutsal Kitap’taki her bir terimi yeniden tanımlamasına imandı. Kutsal Kitap ve ‘Kutsal Kitap’ın gerçek anlamını çözüm’ kendi yayınlarıydı. İnanılır gibi değildir!
Büyükbabam ve büyükannemin yaşadığı kentte tarikatın lideriyle görüştüğümü hatırlıyorum. Bana sözlüklerini gösterdi ve inandıkları İsa’dan söz etti. Mantıklı düşünen herhangi birinin onun inandıklarına inanabileceğini hayal edemiyordum. ‘İsa’nın on iki öğrencisi,’ diyordu, ‘gerçek insanlar değildi. Hepimizde var olan Mesih Düşüncesinin on iki yönüydü sadece.’ Ve buna benzer şeyler.
Charles ve Myrtle Fillmore, bu tarikatı başlatan çifttir, gerçek Hıristiyanlık’la bir işleri olmasını istemiyorlardı. Charles’ın Hinduizm, Budizm, Rosikrusianizm ve Teosofi geçmişi vardı. Eşi ise metafizik öğrencisiydi. Onlara ve öğretişlerini izleyen bu büyüyen tarikata göre Tanrı bir kişi değil, kendisini panteistik sevgiyle dışavuran ve her şeyin içine giren ruhsal bir enerji ‘gücüydü’.
Bundan neden söz ediyorum? Kiliselerinde Kutsal Kitap’ı kullanıyorlar ve buna başka bir şey ekliyorlardı. Kendi öğretişlerini ve yayınlarını tıpkı Katolik Kilisesi’nin kendi öğretiş ve yayınlarını eklediği gibi ekliyorlardı. Her iki din sisteminin başı Tanrı’yla büyük derttedir çünkü yetkili olarak gördükleri belgeler Kutsal Kitap’la çatışıyor.
Bu dizide, Katolik Kilisesi’yle Kutsal Kitap’ın öğrettikleri arasındaki farkı görmenizi kolaylaştıracak dört karşılaştırma tablosuna bakabilirsiniz. Dört konuyu ele alacağız; kurtuluş, ruhsal yetki, Meryem ve Ekmek ve Şarap Ayini. Ölçü standardımız Kutsal Kitap olacak ve sorumuz, ‘Kim haklı, Katolikler mi, Protestanlar mı?’ değil, ‘Katoliklik, Kutsal Yazılar’a göre ölçüldüğünde doğru mudur?’ sorusu olacak.
Kutsal Kitap, inançları ve uygulamalarına karşı güçlü bir şekilde konuşuyorsa Katoliklik hakkında nasıl bir sonuca varabiliriz? Hangi inanç ve uygulamalar? Meryem’le ilgili karşılaştırma tablosunu incelemeden önce size Katolik Kilisesi’nin onun hakkında söyledikleri hakkında birkaç örnek vermek istiyorum. Bu onbir cümlenin, Katolik Kilisesi’nin Kutsal Kitap’a ve din yetkililerinin buna eklemeye karar verdiği diğer şeylere inandığı için başının büyük bir belada olduğunun kanıtı olduğuna inanıyorum. Bu hatalı öğretiş veya ifadelerden sonra Katolik Kilisesi Katekizmi’ndeki referansı da verilmiştir. Daha önce söylediğim gibi Katolik Kilisesi Katekizmi, Katolik Kilisesi’nin inanç ve uygulamaları konusunda ki resmi kitabıdır.
Meryem günahsızdı. (491)
Yaşamı boyunca her türlü kişisel günahtan uzak kaldı. (493)
Yaşamı boyunca bakire olarak kaldı. (499)
Meryem beden ve canıyla cennete alındı. (966)
Tanrı onu ‘Cennet ve yerin Kraliçesi’ olarak taçlandırdı. (966)
Meryem, lütfun aracısıdır. (968-971, 975, 2673-2682)
Meryem ‘insan ırkının Annesi’ ve ‘Kilisenin Annesi’dir. (963)
Meryem Her Yönüyle Kutsal Olandır. (2677)
Ölen Katolikler kendilerini tamamıyla ona teslim etmelidirler. (2677)
Meryem’e dua etmeliyiz. (2672)
Tespih kullanarak da Meryem’e dua etmeliyiz. (1674, 2708)
Papaların öğretişleri
Meryem hakkında Katolik Katekizminde bulunan bu inançların yanı sıra, Papalar da Meryem hakkındaki yanılmaz öğretişlerini eklemişlerdir:
1) Bize hiçbir şey Meryem’in aracılığı olmadan gelmez. (Papa XIII. Leo, Genelge, Octobri mense adventante, 22 Eylül 1891)
2) Meryem zorluklardan geçen Katolikler’in ‘tek ve egemen sığınağıdır’. (Papa XIII. Leo, Genelge, Octobri mense adventante, 22 Eylül 1891)
3) Meryem, Tanrı’yı aslında reddedeceği ricaları kabul etmesi konusunda ikna edebilir. Meryem tarafından iletildiğinde bu gibi ricalar kabul edilebilir. (Papa XIII. Leo, Octobri Mense)
4) Meryem göksel lütfun dağıtıcısıdır. (Papa XIII. Leo, Superiore Anno, 1884)
5) Kurtuluş ‘Efendimizin [Meryem] ellerinden’ gelir. (Papa XI. Pius, Ingravesentibus Malis)
6) Meryem şu anda göğe yüceltilmiştir ve Tanrı’nın sağında oturmaktadır. (Papa X. Pius, Ad Dium Illum Laetissimum, no. 14)
Eski Sami tanrıçası Astarte
Bu listenin tamamı safsatalara dayanmaktadır! Putperest tanrıça tapınmasının Katolik giysilere bürünmüş halinden başka bir şey değildir. Eski Sami tanrıçası Astarte’ye tapınmak kadar putperestliktir. Babilliler arasında İştar olarak bilinirdi. Tanrı ona tapındıkları için İsrail oymaklarından biri olan Yahuda üzerine ağır yargı getirmiştir. Ona ne ad veriyorlar? Göklerin Kraliçesi!
Bakın ne kadar inatçılık ediyorlardı:
“RAB’bin adıyla bize söylediklerini dinlemeyeceğiz! Tersine, yapacağımızı söylediğimiz her şeyi kesinlikle yapacağız: Gök Kraliçesi’ne buhur yakacak, atalarımızın, krallarımızın, önderlerimizin ve kendimizin Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında yaptığımız gibi ona dökmelik sunular dökeceğiz.” (Yeremya 44:16-17, Eski Antlaşma)
Tanrı’nın üzerlerine getirdiği ağır yargıya kulak verin:
“Sana gelince, ey Yeremya, bu halk için yalvarma; onlar için ne yakar ne de dilekte bulun; bana yalvarıp yakarma, çünkü seni dinlemeyeceğim. Onların Yahuda kentlerinde, Yeruşalim sokaklarında neler yaptıklarını görmüyor musun? Çocuklar odun topluyor, babalar ateş yakıyor, kadınlar Gök Kraliçesi’ne pide pişirmek için hamur yoğuruyor. Beni öfkelendirmek için başka ilahlara dökmelik sunular sunuyorlar. İncittikleri ben miyim, diyor RAB. Hayır, kendilerini inciterek utanca boğuyorlar. “Bu yüzden Egemen RAB diyor ki, ‘Buranın üzerine, insanın, hayvanın, kırdaki ağaçların, toprağın ürününün üzerine kızgın öfkemi yağdıracağım.” (Yeremya 7:16-20, Eski Antlaşma)
Katolikler’in Meryem’i ‘Göğün ve yerin Kraliçesi’ olarak yücelttikleri için Tanrı’nın yargısı altında olduğunu söylerken yanlış mıyız? Tanrı için Katolik inancında Meryem’e gösterilen saygı, kötü Kral Manaşşe’nin tanrıça Aşera’ya tapınmasından daha az iğrenç değildir. İsrailliler’in tapınağında onun oyma bir heykeli vardı. “Manaşşe yaptırdığı Aşera putunu RAB’bin Tapınağı’na yerleştirdi. Oysa RAB tapınağa ilişkin Davut’la oğlu Süleyman’a şöyle demişti: “Bu tapınakta ve İsrail oymaklarının yaşadığı kentler arasından seçtiğim Yeruşalim’de adım sonsuza dek anılacak.” (2.Krallar 21:7, Eski Antlaşma)
Tanrı için iğrenç olan bu şey karşısında, Tanrı Yeruşalim ve Yahuda üzerine yargı getirdi. “Yahuda Kralı Manaşşe bu iğrenç işleri yaptığı, kendisinden önceki Amorlular’dan daha çok kötülük ettiği, putlar dikerek Yahudalılar’ı günaha sürüklediği için İsrail’in Tanrısı RAB, ‘Yeruşalim’in ve Yahuda’nın başına öyle bir felaket getireceğim ki, duyanların hepsi şaşkına dönecek diyor.” (2.Krallar 21: 11-12, Eski Antlaşma). Aynı şekilde, Katolik Kilise de kendi elleriyle ‘Meryem’ adında bir put oluşturdu. Bu put her Katolik Kilise’de ve her bir Katolik’in evinde bulunur. Katolik akrabalarımı ziyaret edin ve evlerinin içinde ve dışında duvarlarda resmini ve heykellerini görürsünüz. Roma Kilisesi, doktrininde Meryem’i cennette tahta oturtur ve bu arada dünyaya din hareketlerinin Tanrı’dan olduğunu söyler. Tanrı’dan olup olmadığını düşünürken Tanrı’nın benzer davranışları Eski Antlaşma’da nasıl betimlediğini unutmayın. Tanrı için tek bir sözcük yeterliydi. İğrenç!
Dünya çapında insanlar neyin kötü olduğu hakkında genel olarak ortak bir fikre sahiptir. Sadakatsizlik, yalan, adam öldürme, hırsızlık vs. Fakat insanlar ne gibi kötülüklerin mazur görülebileceği konusunda çok farklı görüşlere sahiptir. Meryem’in yüceltilmesi mazur görülebilir bir kötülük müdür? Tanrı’nın kullandığı sözcüğü unutmayın: İğrenç!
10.000’den fazla ekleme!
Bu konuyu düşünürken aşağıdaki listeyi dikkate alın. Yine, Meryem hakkındaki iddialar gibi, gerçek Hıristiyanlık’la ilgisi yoktur. Hıristiyan öğretişi değildir. Katolik inancının belli ölmüş kahramanlarına dua edilebilir. Bunu biliyor muydunuz? (Bkz. Katolik Kilisesi Katekizmi, 954-962 paragrafları.) Katolikler ölmüş olan bu kişilerin dualarının özellikle etkili olduğuna inanıyorlar. Eğer Katolik olsaydım, ihtiyacım, mesleğim, yaşım veya ikamet ettiğim ülkeye göre hangi azize dua edeceğimi seçerdim. İşte burada sözde dualarımızı kabul eden 10.000’den fazla azizden birkaç tanesi. Bundan söz etmemin nedeni Katolikliğin Kutsal Kitap’a ekleme yaparak ne kadar büyük hataya düştüğünü göstermek istememdir.
Her bir azizin adının karşısında bu azizin yardım edebileceği konu yazılmıştır. Örneğin, eğer huysuz çocuklarınız varsa Aziz Sebastiyan’a dua etmelisiniz. Listeye bakarken şu soruyu derin bir şekilde düşünün: ‘Sebastiyan gibi ölmüş bir insan nasıl farklı ülkelerde yaşayan ve pek çok farklı dilde dua eden milyonlarca Katolik’in dualarını aynı anda işitebilir? Bu insanlara egemen mi?’
Aziz Sebastiyan: Huysuz çocuklar
Aziz Hubert: Köpek ısırıkları
Aziz Christopher: Kamyon şoförleri
Aziz Rita: Yalnızlık
Aziz Yuhanna: Kalp hastaları
Aziz Blase: Boğaz hastalıkları
Aziz Lucy: Göz hastalıkları
Aziz Fransis de Sales: Sağırlar
Aziz Tomas Akinas: Öğrenciler
Aziz Monika: Anneler
Aziz Yusuf: Marangozlar
Miralı Aziz Nikolas: Köprüler
Asisili Aziz Fransis: Hayvanlar
Asisili Aziz Klara: Televizyon
Aziz Antoni: Kayıp eşyalar
Aziz Yahuda: Umutsuz vak’alar
Aziz Bonafis: Almanya
Aziz Patrik: İrlanda
Aziz Homobonus: Terziler ve giyisi işçileri
Aziz Fiacre: Bahçıvanlar ve taksi şoförleri
Aziz Markos: Gençler (özellikle kızlar)
Aziz Agnes: Göğüs kanseri
Kutsal Kitap, iman ve Hıristiyan yaşamı konusunda neden Kutsal Yazılar’ın her zaman tek yetkilimiz olması gerektiği konusunda çok sayıda kanıt içeriyor. İsa’ya iman edenler, İsa Mesih’in öğrencileri olmak için Kutsal Yazılar’ın tek yetkisine boyun eğmek zorundadır. “İsa kendisine iman etmiş olan Yahudiler’e, “Eğer benim sözüme bağlı kalırsanız, gerçekten öğrencilerim olursunuz. Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak” dedi.” (Yuhanna 8:31-32, İncil). İnsanların gelenek ve öğretişlerini izleyenler çoğunlukla yanlış yola saparlar. Bunun iki örneği, Meryem’e atfedilen özellikler ve Katolik Kilisesi’nin bizleri kendilerine dua etmemiz için teşvik ettiği kişilerdir.
7 x 5 = 75
Bir dergide gördüğüm bir çizgi romanı hatırlıyorum. Genç bir çocuk sınıfın önünde duruyor, tahtada matematik sorusu çözüyordu. “7 x 5 = 75” yazdı, sonra tebeşiri yerine koydu ve sırıtmaya başladı. Sonraki karede şaşırmış bir şekilde kendisine bakan öğretmene dönmüş şöyle diyordu, “Yanlış olabilir ama ben böyle hissediyorum. 75, bugün bana 35’ten daha iyi geliyor.” İşte Katolik Kilisesi’nin sorunu özetle budur. İşlerine geldiği gibi Kutsal Kitap’a bağlı gerçekleri bir kenara bırakıp kendi öğretişlerini Kutsal Kitap’a ekliyorlar.
Tanrı, insanın öğretiş ve geleneklerinin yozlaşıp insanları yanlış yollara götüreceğini önceden biliyordu. “Öyle yol var ki, insana düz gibi görünür, ama sonu ölümdür.” (Süleyman’ın Özdeyişler 14:12, Eski Antlaşma). Tanrı bilgeliği içinde bizlere ruhsal gerçek konusunda tek kesin yetkili olan Kutsal Kitap’ı bırakmıştır. Tanrı bunu bizleri tekrar kendisine geri getirmek için yaptı. Kutsal Kitap, pak, kudretli, yetkin, hatasız, yanılmaz, canlı, kutsal, sonsuzdur ve cennette sonsuza dek değişmeyecek şekilde kararlaştırılmıştır. Hıristiyanlar’ı aydınlatır, temizler, özgür kılar, rehberlik eder, değiştirir, canlandırır, yargılar, kutsallaştırır, ikna eder, bilgi ve bilgelik verir, iman üretir ve yanlışı gösterir, yüreği araştırır, Hıristiyanlar’ı her türlü iyi iş için donatır ve İblis’in güçlerine karşı ruhsal bir silah olarak kullanılır. Gerçekten, Kutsal Kitap, Hıristiyanlar için iman ve uygulama konusunda tek iman kuralı olmak için yeterlidir.
Kutsal Kitap her konuda, var olan tüm bilgileri içerir mi? Hayır, böyle bir iddiası yoktur. Kutsal Kitap her türlü bilgiyi içermez. Kutsal Kitap İsa’nın söylediği ve yaptığı pek çok şeyin İncil’de kaydedilmediğinden söz eder. “İsa’nın yaptığı daha başka çok şey vardır. Bunlar tek tek yazılsaydı, sanırım yazılan kitaplar dünyaya sığmazdı.” (Yuhanna 21:25). “İsa, öğrencilerinin önünde, bu kitapta yazılı olmayan başka birçok doğaüstü belirti gerçekleştirdi. Ne var ki yazılanlar, İsa’nın, Tanrı’nın Oğlu Mesih olduğuna iman edesiniz ve iman ederek O’nun adıyla yaşama kavuşasınız diye yazılmıştır.” (Yuhanna 21:30-31)
Bununla birlikte, Kutsal Kitap’ın İsa’ya iman edenler için tek iman ve uygulama kuralı olması için her türlü konuyu içermesine gerek yoktur. Öğrencilerin İsa’yla her konuşmasının ayrıntılarını bilmemize veya İsa ve kendisini izleyen kalabalıklar arasında olan her şeyi bilmemize gerek yoktur. İsa’nın çocukluğundan ölümüne kadar, dirilişinde cennete alınmasına kadar öğrencileriyle geçirdiği kırk günde neler olduğunu bilmemize gerek yoktur. Kutsal Yazılar’ın Kilise için tek iman kuralı işlevi görmesi için bütün bunları bilmemize gerek yoktur. (NOT: ‘Kilise’ sözcüğü tek başına geçtiğinde Katolik Kilisesi’ni değil, Hıristiyan Kilise’yi kast ediyorum.)
Sadece ve sadece…
‘Sola Scriptura’ sözünü duydunuz mu? ‘Sola Scriptura’ doktrini basitçe söylendiğinde sadece ve sadece Kutsal Yazılar’ın Kilise için iman kuralı olarak yeterli olduğu anlamına gelir. Bu, Tanrı’nın gerçeğini öğretmen konusunda Kilise’nin yetkisini reddetmek anlamına gelmez. Yeni Antlaşma’da gördüğümü şekliyle gerçek Kilise Tanrı’nın gerçeğini öğretme yetkisine sahiptir. “…gerçeğin direği ve dayanağı olan Tanrı’nın ev halkı arasında, yani yaşayan Tanrı’nın topluluğunda nasıl davranmak gerektiğini bilesin diye sana bunları yazıyorum.” (1.Timoteos 3:15). Gerçek, İsa Mesih ve Sözü’ndedir. Kilise gerçeği öğretir ve insanları İsa Mesih’e iman etmeye çağırır ve böyle yaparken kilisenin sutünu ve temeli gibi işler. Fakat Kilise vahiy eklemez veya Kutsal Yazılar üzerinde egemenlik sürmez. Peki bu, Katolikler’in öğrettiklerinden ne kadar farklıdır? Farklı gri tonları gibi bir durumdan söz etmiyoruz. Siyahın beyazdan farklı olduğu kadar farklıdır.
İsa’ya iman etmek için insanın inanması gereken her şey Kutsal Kitap’tan başka bir kaynakta değildir. Kutsal Yazılar’ın kendilerine ek yapılmasına ihtiyacı yoktur. Yetkileri Tanrı tarafından esinlenmiş vahiy olarak kendi doğalarından kaynaklanır. Yetkileri, ister gözetmen kurulları olsun ister en son seçilen papa olsun, insana bağlı değildir. Kutsal Yazılar kendi içinde tutarlıdır, kendini yorumlar ve gerçeğinin doğru olduğunu gösterir.
Son birkaç dakikada aklınızda belli bir soru oluşmaya başladı mı? “Evet, ama…” Bu soruyu sormayı düşündünüz mü? ‘Kutsal Kitap’ta herhangi bir yerde ‘Sola Scriptura doktrininin’ öğretildiği bir yer var mı?’ Bunun en açık örneğini aşağıdaki iki ayette görüyoruz:
“Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. Bunlar sayesinde Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur.” (2.Timoteos 3:16-17)
Kutsal Yazılar’ın ‘teopneustos’ olduğunu söyleyerek başlayayım. Bu, İncil’in asıl dilinde kullanılan sözcüktür ve Türkçe’de ‘Tanrı esinlemesi’ olarak çevrilmiştir. ‘Tanrı tarafından soluk olarak verilmiş’ demektir. Çok kuvvetli bir terim. ‘Teopneustos’ olan nihai yetkiye sahiptir! Tanrı’nın kendi söylediklerinden daha yüksek bir yetki olamaz! Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı tarafından soluk olarak verilmiştir. Kuşkusuz bunu simgesel olarak anlamamız gerekir. Tanrı nefes alıp vermez. Fakat Kutsal Kitap’ın, Tanrı’nın Adem’i yaratırken ona yaşam soluğunu üflediğinde Tanrı’nın yaratığı olduğu kadar Tanrı’nın yaratılışı olduğunu söylemek doğru olacaktır. Adem’in soyunu Tanrı’ya kadar izleyebiliyoruz, tıpkı Kutsal Yazılar gibi.
Katolik arkadaşlarım, bu ayetin sadece Eski Antlaşma’nın -Tevrat ve Zebur- yeterliliğini kanıtladığını söylüyorlar. Elçi Pavlus’un sadece Eski Antlaşma’yı kast ettiğini söylüyorlar, bu da Yeni Antlaşma’yı (İncil’i) gereksiz bir ek durumuna getirir. Fakat Pavlus kesinlikle böyle bir şey söylemek istemiyor. Esin almış elçi, Kutsal Yazılar’ın, eğer Kutsal Yazılarsa, Tanrı tarafından soluk verildiğini söylüyor. Kutsal Yazılar’ın hangi kısmının Tanrı’nın insana konuşmasını içerdiğinden söz etmiyor. Kutsal Yazılar’ın doğasının, Tanrı’dan kaynaklandığını söylüyor. O halde, Kutsal Yazılar’ın tümü, İncil de dahil olmak üzere Tanrı tarafından esinlenmiştir. Ana fikir: Tanrı tüm Kutsal Yazılar’ın yazarıdır.
Kutsal Yazılar Tanrı tarafından soluk verildiği için ve bu nedenle Tanrı’nın kendi sesini temsil eder, İsa’ya iman edenlerden oluşan topluluktaki herkes için yararlıdır. Bize öğretme, azarlama, yola getirme ve doğruluk yolunda eğitme işinin Kutsal Yazılar’ın Tanrı esini olması sayesinde mümkün olduğu söyleniyor.
Tanrı bu iki ayette bizlere ne söylüyor? “Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. Bunlar sayesinde Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur.” (2.Timoteos 3:16-17). Hıristiyan kilisesinin Tanrı’nın sesinden mahrum bırakılmadığı söyleniyor. Hıristiyan imanlılar topluluğu Kutsal Yazılar’ın sesine kulak verdiğinde, Rab’bin kendileriyle konuştuğunu duymuş olurlar. Katolikler’in aksi yönde ki iddialarına karşın Hıristiyan Kilisesi’nin öğretme, azarlama ve yola getirme yetkisi Kutsal Yazılar’ın kendisinden kaynaklanır.
Bu iki ayetin hiçbir yerinde ‘yeterli’ sözcüğünü görmediğimizi söyleyebilirsiniz. O zaman belki de Kutsal Yazılar kendi başlarına yeterli değildir. Metinde ‘yeterli’ sözcüğünün geçmediği doğrudur. ‘Yararlı’ sözcüğünün ‘yeterli’yle eşanlamlı olmadığı da aynı şekilde doğrudur. Peki ama elinde Kutsal Yazılar olan ve Kutsal Yazılar’ın öğrettiklerini izlemeyi arzulayan kişiden nasıl söz ediliyor? “Bunlar sayesinde Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur.” Bu ayette, her iş için ihtiyacı olan her şeyi Kutsal Yazılar’da bulmayan birini mi görüyoruz? Tanrı’yı izlemeyi arzulayan kişi için Kutsal Yazılar’da eksiklik görüyor muyuz? Bu adam tam olarak mı yoksa kısmen mi donatılmış oluyor? Yoksa geçici olarak mı donatılmış ve Katolik Kilisesi’nin daha büyük gerçeklere kendisini yöneltmesi için beklemek mi zorunda? İman yaşamında artık Rehberi’nin yetersiz kalacağı bir duruma gelecek kadar ilerleyebilir mi? Kutsal Yazılar’ın Yazarı, bizlere ilahi yazılarında yaşamın bu yönünü yeterince ele almadığı için kendini kendi kaynaklarına vermek zorunda kalacağı bir noktaya gelir mi? Bu kişi hayatının herhangi bir noktasında Kutsal Yazılar’da kendisine rehberlik edebilecek ilkeleri bulamayacak bir duruma gelebilir mi? Bu kesinlikle mümkün değildir! Bu ayette bunu görmüyoruz!
Ne görüyoruz? Kutsal Yazılar’ın Tanrı yoluna göre yaşamak isteyen herkes için yeterli olduğunu görüyoruz. Sözlü geleneğin eklenmesine gerek yoktur. Papaların yorumları veya kararlarına gerek yoktur. Nitekim, papaların da bizim gibi kendilerini, ilk ve son kez olmak üzere insanlara aktarılmış Tanrı esini olan bu sözlerin yetkisi altına koymaları gerekiyor. Kimse -ve bunun gerçekten kuvvetli bir şekilde altını çizmek istiyorum- Kutsal Yazılar’ın üzerinde hakem olarak oturmamaktadır. Aksine, bizim üzerimizde hakim olarak Kutsal Yazılar bulunmaktadır. NOT: Kutsal Kitap’ta hiçbir yerde kilise geleneğinin Tanrı esini ve hatasız olduğu söylenmiyor. Gerçeği sınamak için kullandığımız ölçü insanların geleneği değil, Kutsal Yazılar’dır.
Yaşamınızda önünüzdeki her şey için donatıldıysanız başka neye ihtiyacınız olabilir? İş yerinizde tayininiz çıktığı kentte yeni bir daire kiraladığınızı düşünün. Henüz daireyi görmediniz. İlanda ‘mobilyalı’ diyor ve emlakçının yalan söylediğini düşünmeniz için herhangi bir neden yok çünkü kentte dürüstlüğüyle tanındığını duydunuz. Bu nedenle, taşındığınız zaman neyle karşılaşacağınızı bilirsiniz. Hayalkırıklığına uğramazsınız. Dairede gereken her şey olacaktır. Yaşamak için ihtiyaç duyduğunuz her şey…
Taşındığınız zaman giyisilerinizi koymak için gardrop olmadığını görürseniz? Daire mobilyalı olmadığı için hemen şikayet edersiniz! Mutfağa girip buzdolabı görmediğinizde ve oturma odasına gidip koltuk göremediğinizde daha da fazla hayalkırıklığına uğrarsınız. Kiraladığınız daire eksiksiz bir şekilde döşenmiş olmayabilir fakat İsa’ya iman eden biri olarak, Tanrı’yı hoşnut eden bir yaşam sürdürmek için ihtiyaç duyduğunuz her şeye sahipsiniz. İhtiyaç duyduğunuz her şey Kutsal Kitap’tadır. Bu iki ayet Kutsal Yazılar’ın bizleri Hıristiyan yaşam için kısmen donattığını söylemiyor. Çoğu iyi işler için donatıldığımızı ve tüm iyi işler için donatılmak üzere Katolikliğin karar ve geleneklerine ihtiyacımız olduğunu da söylemiyor.
Bu, anlamanız gereken çok önemli bir nokta. Mesele, ‘Sola Scriptura’ ve ‘sadece’ anlamına gelen ‘Sola’nın altını çizelim. Katolik Kilise, geleneklerinin ve yüzyılları kapsayan papaları tarafından yazılmış karar ve yazılarının da ‘Tanrı Sözü’ olduğunu söylüyor. Kutsal Kitap kadar onlar da ‘Tanrı Sözü’. Yine sizi Meryem’in sahip olduğu özelliklere ve kendilerine dua edebileceğimiz Katolik kahramanlara yöneltmek istiyorum. Lütfen bunun altını çizin. Her iki liste de ilahi vahyin ürünü DEĞİLDİR. Bu da bizi ‘Sola Scriptura’yı kabul etmemiz gerektiğinin çok önemli olduğu noktasına geri götürüyor. ‘Sola Scriptura’, öznellik ve kişisel görüşlerin Kutsal Kitap’ın öğretişleri üzerinde olmasından kaçınmanın tek yoludur. ‘Sola Scriptura’nın özü ruhsal yaşantınızı Kutsal Kitap’a dayandırmak ve Kutsal Kitap’la tam bir uyum içinde olmayan her türlü gelenek ve öğretişi reddetmektir.
Katolikler’in ‘Sola Scriptura’ya karşı ileri sürdükleri temel sav, Kutsal Kitap’ın bunu açıkça öğretmemesidir. Katolikler diyor ki, ‘Kutsal Kitap hiçbir yerde iman ve uygulama için tek yetkili rehber olduğunu öğretmiyor.’ İddiaları hakkında doğru olan Tanrı’nın Kutsal Kitap’ın yeterliliğini anlatmak için tam olarak ‘tek’ kelimesini kullanmayı seçmemesidir. Fakat eğer aşağıdaki ayet doğruysa, Kutsal Kitap’tan başka neye ihtiyacımız olduğunu siz söyleyin bana. Başka neye gerek var?
“Kendi yüceliği ve erdemiyle bizi çağıranın tanrısal gücü, kendisini tanımamız sonucunda yaşamamız ve Tanrı yolunda yürümemiz için gereken her şeyi bize verdi.” (2.Petrus 1:3)
Lütfen burada yüklemin zamanına dikkat edin. ‘Bize verilecek’ demiyor. ‘Papalar yeterince yazdığında, dinle ilgili konsüller yeterince açıklama yaptığında ve Meryem bizler için dua etmeye başladığında bize verilecek’ demiyor. Aksine, bizleri İsa Mesih’e iman etmeye çağıranın Tanrı’yı hoşnut edecek bir yaşam sürdürmemiz için gereken her şeyi çoktan verdiğini söylüyor.
Daha önce ele aldığımız ayetler hakkında yorum yapan bir Katolik’le konuştuğumu hatırlıyorum. “Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. Bunlar sayesinde Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur.” (2.Timoteos 3:16-17). Şöyle dedi, ‘Kutsal Kitap’ın sözünü ettiği kişi her türlü iyi iş için donatılmış olabilir fakat bu Tanrı’dan gelen bu sağlayışı doğru bir şekilde kullanmayı biliyor demek değildir. Hıristiyan yaşamını doğru düzgün bir şekilde nasıl yaşayabileceğini bilmek için Katolik Kilisesi’nin ek öğretişleri ve geleneklerine ihtiyacımız var.’
Ne zaman bir köpek tarafından ısırılsam dua edebileceğim Aziz Hubert gibi birine ihtiyacım olup olmadığını siz bana söyleyin! Ya da boğazım ağrıyorsa, Aziz Blase! Beni yanlış anlamayın. Katolik inancının saygı duyulan tarihsel kişileri hakkında saygısızca konuşmak istemiyorum. Sadece çok önemli bir noktaya parmak basmak istiyorum. Tanrı’nın normal olarak vermeyi istemeyeceği şeyi alabilmek için Meryem’in benim adıma yalvarışta bulunmasına mı ihtiyacım var? Tanrı bizlere Meryem’in ilgisi veya Aziz Blase’nin yalvarışından çok daha büyük bir şey vaat etti. Tanrı bizlere ölçüsü olmayan kendi iyiliğini vaat etti! “Tanrı’nın, kendisini sevenlerle, amacı uyarınca çağrılmış olanlarla birlikte her durumda iyilik için etkin olduğunu biliriz. Tanrı önceden belirlediği kişileri çağırdı, çağırdıklarını akladı ve akladıklarını yüceltti. Öyleyse buna ne diyelim? Tanrı bizden yanaysa, kim bize karşı olabilir? Öz Oğlu’nu bile esirgemeyip O’nu hepimiz için ölüme teslim eden Tanrı, O’nunla birlikte bize her şeyi bağışlamayacak mı?” (Romalılar 8:28, 30-32)
2000 yılında William Walsh adında Amerikalı bir bilimadamı, ünlü besteci Ludvig Van Beethoven’ın bedeninden alınmış bir saç telini inceledi. Saç tellerini incelediğinde Dr. Walsh, Beethoven’ın vücudunda normal kurşun miktarının 100 katının bulunduğunu keşfetti. Beethoven’ın 57 yaşında zamansız ölümünün kurşun zehirlenmesi sonucu olduğu sonucuna vardı.
İlginç olan Beethoven’ın kurşun zehirlenmesinin rahatlamak için gittiği mineral kaplıcasından kaynaklandığı bağlantısının kurulmasıydı. Düşünün. Kendisine rahatlama ve ferahlatma getirdiğine inandığı şey aslında onu zehirliyordu. İşte Katolik dininin başına gelen de tam olarak budur. Katolik Kilisesi papaları ve gözetmenleri öğretişleriyle Kutsal Yazılar’ı yozlaştırdıkça onları izleyenler de ruhsal olarak o kadar zehirlendiler. Roma Kilisesi tarafından aydınlatıldıklarını düşünürken yavaş yavaş ruhsal olarak öldüler. Maalesef, Katolikler’in Tanrı’nın memnuniyetini kazandırdığını düşündükleri şey aslında onlara zarar verir. Burada mesele samimiyet değil, güvendir. Yanlış yönlendirildikleri için bilmeden yanlış olana güveniyorlar.
İki Japon son yıllarda Amerika’ya taşındılar. İşyerinde tanıştılar ve bir süre arkadaşlık ettikten sonra evlenmeye karar verdiler. Batılı gelenekleri pek iyi bilmemelerine karşın Amerikan tarzı düğünleri oldukça iyi geçti. Belli bir noktaya kadar. Kilise önderi onları ‘karı’ ve ‘koca’ ilan ettikten sonra çifti birbirini öpmeye davet etti. Ama hiçbir şey olmadı. Şaşıran kilise önderi geline döndü ve ‘Küçük bir öpücüğe ne dersin?’ diye sordu. Gelin kocasını öpmesini söylediğini anlamadı. Gücendirmek istemediği için utangaç bir şekilde eğildi ve kilise önderini öptü! Katolik Kilisesi’nin başına gelen de budur. Artık Katolikler kimi kucaklayacaklarını bilmiyorlar. Kime güvenebilirler? Papaya mı, rahiplerine mi, İsa’ya mı yoksa Meryem’e mi? Kutsal Kitap veya Katolik Kilisesi’nin gelenekleri ve resmi öğretişlerine mi?
Sevgili dostum, işte alabileceğiniz en iyi tavsiyelerden biri. Kutsal Kitap’ın Tanrısı’nı tanıyın. Sonsuzlukta nihai olarak nereye gideceğiniz konusunda kaygılar da dahil olmak üzere her türlü kaygınızdan sizi özgür kılmak istiyor. “Bütün kaygılarınızı O’na yükleyin, çünkü O sizi kayırır.” (1.Petrus 5:7). “Tanrım da her ihtiyacınızı kendi zenginliğiyle Mesih İsa’da görkemli bir biçimde karşılayacaktır.” (Filipililer 4:19).
Cennete gidip gitmeyeceğinizi biliyor musunuz?
Bazı kişiler tüm dinlerin Tanrı’ya götürdüğünü söylüyorlar. Bunu söylerken amaçları hem başka inançlara karşı hoşgörülerini göstermek hem de kendi inançlarının kendilerini nihai olarak Tanrı’ya götüreceği konusunda kendilerini pekiştirmektir. Maalesef birçok insan bunu başka dinlerin öğretişleri konusunda ki bilgisizliklerinden ötürü söylerler. Dünyamızdaki dinlerin birbirleriyle nasıl çeliştiğinin farkında değiller. Mantık yasası, iki din birbiriyle çelişen iddialarda buluduğunda her ikisinin de doğru olamayacağını söyler. Her ikisi de yanlış olabilir, ama sadece bir tanesi doğru olabilir.
Her ikisi de Tanrı’ya götüremez!
Bu dizide göreceğiniz gibi Kutsal Kitap’a bağlı imanla Katolik imanı arasında büyük bir çelişki vardır. Fark o kadar büyüktür ki, bir inanç sisteminin Hıristiyan olduğu söylenirse diğerinin olmadığı söylenmek zorundadır. Her ikisi de Tanrı’ya götüremez. Tüm dinlerin Tanrı’ya götürdüğüne ilişkin bir ifade anlamlı değildir. Bu kadar farklıyken nasıl olur da bütün dinler Tanrı’ya götürebilir? Başka konularda böyle bir mantığı hoş görmüyoruz. Tüm yollar Londra’ya götürüyormuş gibi, ya da tüm gemiler Avustralya’ya gidiyormuş gibi davranmıyoruz. Tüm uçakların Paris’e gittiğine de inanmıyoruz. Böyle olmadığını biliyoruz. Farklı uçuşlar farklı yerlere götürüyor. Bu ahmakça bir yanıt değil, dürüst bir sonuçtur. Tıpkı tüm uçakların Paris’e gitmediği gibi her yol da Tanrı’ya götürmez.
Tanrı’nın onayladığı ruhsal önderler
İsa’ya iman eden kişilerin bir araya gelmesine tanık oldunuz mu hiç? İmanlarında büyümelerinin bir yolu gerçek imanlılardan oluşan bir topluluğun bir parçası olmaktır. Burada yerel Hıristiyan kiliselerinin önderlik gözetimi altında kendilerine Kutsal Yazılar öğretilir. Birinci yüzyılda yeni oluşan kiliseler için herhangi bir önderlik biçimi yeterli değildi, böylece Tanrı İncil’de birkaç bölümü onayladığı önderlik biçimini anlatmaya ayırdı. Tanrı, ruhsal önderlerin nitelikleri ve görevleri hakkında da bazı talimatlar verdi. Tanrı’nın kilise önderinde gerekli gördüğü koşullardan biri sizi şaşırtabilir. Kilise önderleri için Kutsal Yazılar’a göre koşulları tanımlayan bölümlerden birinde yer alan bir ayet şöyle diyor:
“Ancak gözetmen ayıplanacak bir yanı olmayan, tek karılı, ölçülü, sağduyulu, saygın, konuksever, öğretmeye yetenekli biri olmalı.” (1.Timoteos 3:2)
Tanrı, İsa’ya iman edenlerin yerel olarak bir araya gelmelerine ilişkin son derece derin ruhsal ilkeler belirlemiştir. Bunlar zamana bağlı olmayan ilkelerdir. Hıristiyanlar’ın nasıl bir araya gelmesi gerektiği konusunda bu ilahi rehberliği okuduğunuzda Tanrı’nın ayrı bir rahiplik sınıfı oluşturmadığını görüyorsunuz. Tanrı, efendiliğin olduğu, hiyerarşik bir yönetim yapısını yasaklıyor. Bu sizi şaşırtabilir fakat İncil Tanrı’nın kilise önderliği tasarısıyla ilgili olarak yeterli örnekler veriyor. Tanrı, imanlılardan oluşan yerel topluluğun liderliği için kimin uygun olduğunu ve kimin uygun olmadığını belirlemiştir. Tanrı bu talimatlarda halkına önderlik edeceklerin evli olması gerektiğini belirtmiştir.
“Evini iyi yönetmeli, çocuklarına söz dinletmeli, her yönden saygılı olmalarını sağlamalı. Kendi evini yönetmesini bilmeyen, Tanrı’nın topluluğunu nasıl kayırabilir?” (1.Timoteos 3:4-5)
Kilise önderinin aile yaşamının önemi, kilise önderi için verilen nitelikler listesinde açık bir şekilde ifade edilmiştir. Tanrı yaşamının bu kısmında öndere dört koşul koşar:
Eşine bağlı, sadık bir eş olmalı.
Evini iyi idare etmeli.
Çocuklarının saygısını kazanmış olarak çocuklarını kontrol edebilmeli.
Konuksever olmalı.
Tanrı’nın kilise önderinin ev yaşamını bu denli vurgulaması yerel kilise toplantısının önemli bir yönünü açıklığa kavuşturur. Şöyle anlatılıyor: “…gerçeğin direği ve dayanağı olan Tanrı’nın ev halkı arasında, yani yaşayan Tanrı’nın topluluğunda nasıl davranmak gerektiğini bilesin diye sana bunları yazıyorum.” (1.Timoteos 3:15)
İsa’ya iman eden imanlıların yerel olarak biraraya gelmesi Tanrı’nın ev halkı olarak biliniyor. Aileye çok benziyor. Yerel kiliseyle ilgilenmek iş ya da organizasyonu idare etmekten çok bir aileyi idare etmeye benzer. Bu nedenle, insanın Tanrı’nın gerçek kilisesini idare etme becerisi kendi evini idare etme becerisiyle doğrudan ilintilidir. Tanrı’nın ailesinde insanın ailesine liderlik etme becerisi, kişinin kilise önderi olması için yeterli ya da yetersiz kılar.
Bunun Katolik Kilisesi’nin papaları, gözetmenleri ve rahipleri için anlamı nedir? Ruhsal önderlik için gerekli niteliklere sahip değildirler! Nazik, sevgi dolu ve iyi niyetli olabilirler fakat Tanrı onların kendisini temsil etmediğini söyleyecek ilk kişi olurdu!
İnsan Ezo Gelin çorbası yaparken tarifte yazan soğanı, kırmızı mercimeği koymayıp, bezelye, ıspanak ve tarçın eklerse ne olur? İstediğiniz adı verin ama çorbayı iyi bilenler artık buna Ezo Gelin çorbası denilemeyeceğini bilirler!
Katolik Kilisesi’nde işler nasıl bu kadar yoldan çıktı? Sadece öğretişleri Kutsal Kitap’la çelişmekle kalmıyor, din önderleri de Tanrı’ya göre bu konumlarda olmak için yeterli değiller! Sorun Katolik Kilisesi’nin Kutsal Kitap’ı gözardı etmesinden kaynaklanıyor; kendi karar ve geleneklerini Kutsal Yazılar’ın üzerinde görmelerinin bunu kanıtladığı gibi.
Ne korkutucu bir senaryo, öyle değil mi? Katolik Kilisesi, kilise üzerinde ruhsal gözetmenliğin niteliklerini biliyor mu? Biliyor fakat Tanrı’nın buyurduğunu gözardı etmeye karar verdi.
Bu dizide öğrendiğiniz gibi Katolik Kilisesi’nin Kutsal Yazılar’ın öğretişlerinden ayrılması, Hıristiyan inancıyla Katolik inancı arasında büyük farklılıklara neden oluyor. Katolikliği savunan ilahiyatçılar bu farklılıklar için Kutsal Kitap’tan açıklamalar getirmeye çalışmıyorlar. Getiremezler. İsa’ya iman eden kişilerden oluşan yerel kilisenin ruhsal önderlerinin evli olmasını gerekli koşan Kutsal Kitap koşulu hakkında ne diyorlar? Katolikliği savunanların tek savı, Katolik Kilisesi’nin kendi amaçlarına uygun olarak Hıristiyan doktrinini değiştirme hakkına sahip olduğu. Elverişli değil mi?
Katolik Kilisesi, kilisede liderlik niteliklerini değiştirmelerine izin veren yeni talimatlar geliştirmiştir. Kimin yetkisiyle? Tanrı’nın değil. Tanrı bizlere açıkladığı gerçek hakkında şunların söylenmesini esinledi. “Bu arada sizi kutsallara ilk ve son kez emanet edilen iman uğrunda mücadeleye özendirmek için yazma gereğini duydum.” (Yahuda 1:3). İmanımızın ilkeleri bize ilk ve son kez açıklandı. İncil’in tamamlanmasıyla birlikte artık buna bir şey eklenmeyecekti çünkü tamamlanmış ve eksiksizdi. Hala eksiksizdir. İsa’ya gerçekten iman eden kişiler gerçeği savunurlar. Kılıçla değil, şiddet eylemleriyle değil sadece gerçeği bildirerek.
“Mesih’i Rab olarak yüreklerinizde kutsayın. İçinizdeki umudun nedenini soran herkese uygun bir yanıt vermeye her zaman hazır olun. Yalnız bunu yumuşak huyla, saygıyla yapın.” (1.Petrus 3:15-16)
“Bunun için, sevgili çocukları olarak Tanrı’yı örnek alın. Mesih bizi nasıl sevdiyse ve bizim için kendisini güzel kokulu bir sunu ve kurban olarak nasıl Tanrı’ya sunduysa, siz de öylece sevgi yolunda yürüyün.” (Efesliler 5:1-2)
Gerçeği savunan birini düşündüğünüzde aklınıza ne geliyor? Silahlı, nefret dolu ve hırsla harekete geçmiş bir grup aşırı görüşlü kişi mi? Radikal Hıristiyanlık bu kategoriye girer mi? Eğer, düşmanlarınız dahil olmak üzere başkalarını severken İncil’in öğretişlerini saptıranları yola getirmek için fırsatlar kollamak sizin için yeterince radikalse, uyar tabi. İsa şöyle dedi, “…size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin.” (Matta 5:44)
İncil değiştirildi mi? Olanaksız!
Ne yaparsanız yapın, Katolikler’in İncil’in öğrettiklerini gözardı etme konusunda savlarını, duyduğunuz başka bir savla karıştırmayın. Hangisi mi? İncil değiştirildi savı. Değiştirildi mi? Olanaksız. İncil, tamamıyla güvenebileceğiniz bir kitaptır. İncil’in tarihselliği ve güvenilirliği konusunda makaleleri web sitemizin diğer bölümlerinde okuyabilirsiniz. Tek bir gerçeği unutmayın. Kutsal Yazıları ilk başta esinlemek konusunda kudrete ve egemen denetime sahip olan Tanrı, egemen kontrolünü hiçbir zaman bir kenara bırakmadı. Bunu söylerken şunu kastediyorum; Tanrı hiçbir zaman kimseye kendi esinlediğini değiştirme izni vermedi. Esinlendikleri andan itibaren Tanrı, Kutsal Yazılar’ın korunması konusunda kudretine ve egemen denetimine devam etti. “RAB’be karşı başarılı olabilecek bilgelik, akıl ve tasarı yoktur.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 21:30, Eski Antlaşma). Bugün İncil’de İsa hakkında okuduklarınız Tanrı’nın İsa hakkında bilmenizi istedikleridir.
Daha önce söylediğim gibi, Tanrı’nın Hıristiyan Kilise’de atadığı liderlerle ilgili bugün İncil’de okuduklarınız, Tanrı’nın bu görev için onayladıkları hakkında bilmeniz gerekenlerdir. Papalar, gözetmenleri ve rahipleri evlendiğinde onları Tanrı’nın iyi niyetli temsilcileri olarak kabul edebilirsiniz, tek bir koşulla. Öğrettikleri Kutsal Yazılar’la uyumlu olmalıdır.
Son bir nokta.
Katolik Kilisesi İsa Mesih’in söylediklerini de gözardı etmiştir. Bakın İsa ne diyor:
“Bundan sonra İsa halka ve öğrencilerine şöyle seslendi: “Din bilginleri ve Ferisiler [din yetkilileri] Musa’nın kürsüsünde otururlar. Bu nedenle size söylediklerinin tümünü yapın ve yerine getirin, ama onların yaptıklarını yapmayın. Çünkü söyledikleri şeyleri kendileri yapmazlar. Ağır ve taşınması güç yükleri bağlayıp başkalarının sırtına yüklerler, kendileriyse bu yükleri taşımak için parmaklarını bile oynatmak istemezler. Yaptıklarının tümünü gösteriş için yaparlar. Örneğin, hamaillerini büyük, giysilerinin püsküllerini uzun yaparlar. Şölenlerde başköşeye, havralarda en seçkin yerlere kurulmaya bayılırlar. Meydanlarda selamlanmaktan ve insanların kendilerini ‘Rabbi’ diye çağırmalarından zevk duyarlar. Kimse sizi ‘Rabbi’ diye çağırmasın. Çünkü sizin tek öğretmeniniz var ve hepiniz kardeşsiniz. Yeryüzünde kimseye ‘Baba’ demeyin. Çünkü tek Babanız var, O da göksel Baba’dır.” (Matta 23:1-9)
Hiçbir din önderine ‘Peder’ denmemelidir!
İsa burada ne diyor? Birincisi, annemize artık ‘anne’ diyemeyeceğimizi söylemiyor, babamıza ‘baba’ diyemeyeceğimizi söylüyor. Dünyadaki babamıza gereken saygıyı göstermemizi de yasaklamıyor. Buradaki ayetler anne babamızla değil, din önderleriyle ilgilidir. Kendilerine atfettikleri ünvanlarla kendi egolarını besleyen din önderleriyle ilgili. Bayramlarda ve tapınma yerlerinde onurlu yerlere geçerek kendilerine verdikleri önemi gösterdiler.
Tanrı, sadece Tanrı için ayrılması gereken belirli ünvanları kullanmamamız konusunda uyarıyor. Bu bölümde kullanıldığı şekliyle ‘baba’ sözcüğü, yetki, önem, üstünlük ve buyurma hakkı içeriyor. Bu anlamda, Tanrı’ya aittir. Bu ünvanı insana atfetmek doğru değildir. Bu nedenle, İsa dinsel inanç ve itaat konusunda insanların vicdanları üzerinde yetki taşıyan bir kişiye, bir güç vermesi anlamını içerenisim ve ünvanları reddetmemizi söylüyor. Kimse dinimizin ‘babası’, yani kurucusu, yazarı ve yöneticisi değildir.
Hiçbir din önderine ‘Peder’ denmemelidir. İtalyanca, Portekizce ve İspanyolca’da ‘Padre’ deniyor ve bu sözcüğün kökeni, ‘baba’ anlamına da gelen Latince ‘pater’ kelimesine kadar uzanabilir.
İsa neden bu konuda bu kadar ısrar etti? İsa’nın dünya çapında ve her çağda bina ettiği imanlılar topluluğu, Kurtarıcısı ve Rab’bi tarafından belirlenen bu ilkeyi izler:
“Aranızda en üstün olan, ötekilerin hizmetkarı olsun.” (Matta 23:11)
İsa’nınki gibi bir kilisede saygı, güven ve onur konumlarına ilerleyenler, hizmetkarlardır. Bu, İsa’nın dönemindeki din yetkilileriyle keskin bir karşıtlık içerir. Yahudi din önderleri, altlarında bulunan kişilerin kendilerine boyun eğmesi için yetkiyi kullandılar. Böyle yaparak, insanlara, Musa’nın Yasası’nı 365 yasak ve 250 buyruk olarak yasalaştırdıkları kurnaz bir sistemi izlemelerini buyurdular. Yaptıkları, Katolikler için buyruk ve bağlayıcı kuralları ekleyen Katolik Kilisesi’nin yaptıklarından çok farklı değildir. Bunun etkisi, kuşku duymayan Katolikler’in üzerine kimsenin taşıyamayacağı bir yük koymak oldu. Ayrıca, din önderleri insanların yüklerini hafifletmek için hiçbir şey yapmadılar. İnsanlara hizmet etmek öncelik listelerinin sonunda yer alıyordu. Nitekim, hiçbir zaman listeye girmedi.
Din önderleri hizmetkar olarak hizmet etmemekle kalmadılar, insanlar kuralların altında ezilirken kendi düzenlemelerinin tuzağına düşürmek için yeni yollar keşfetmeye çalıştılar! Sıradan insanlar kaç katın altında gömülmüşlerdi. Sokaktaki insan, 615 kuralın herhangi birine uymaması nedeniyle hesap vermek zorunda kalabilirdi!
İsa’nın alçakgönüllülüğü Yahudi ‘kurumunun’ günahkarlığıyla çok çarpıcı bir tezat oluşturuyor. Yahudi din yetkilileri sahne ışıkları altında yücelirken İsa yaşamını insanlık için verdi. Onlar sadece konumlarının kendilerine sağladığı övgü ve dalkavukluk için yaşadılar. İsa ise sizin ve benim için ölmek üzere geldi.
“İsa onları yanına çağırıp şöyle dedi: “Bilirsiniz ki, ulusların önderleri sayılanlar, onlara egemen kesilir, ileri gelenleri de onlara ağırlıklarını hissettirirler. Sizin aranızda böyle olmayacak. Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkarı olsun. Aranızda birinci olmak isteyen, hepinizin kulu olsun. Çünkü İnsanoğlu bile hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.” (Markos 10:42-45)
Kişisel olarak ben, İsa’nın gelecek olan din sistemleri ve hiyerarşik yapıların farkında olduğuna inanıyorum. Tanrı’ya itaatsizlik etme eğilimimizin farkındadır. Alt üst ilişkisine sahip din adamları yapısı Tanrı’nın dinle ilgili yönetim düşüncesinin üzerinde midir? Bu gibi yapılar O’nun işi değildir! İncil’i okuduğunuzda Tanrı’nın kilisesi için tasarısının İncil’in vaaz edildiği her yerde küçük sayılarda toplanması olduğunu görürsünüz. Bu toplantılarda, kendilerini yücelten tavırların ve efendilik içeren yönetim yapılarının yeri yoktur. Lütfen beni yanlış anlamayın. Öncelikle İsa’nın karşı karşıya geldiği türde din önderlerini kast ediyorum. Katolik rahiplerin ve papanın alçakgönüllü ve içten olmadıklarını söylemiyorum. Yine de, Hıristiyan Kilisesi’nin yaşayan ve dirilmiş başı, bir araya gelmelerinde özel ünvanlara sahip, özel giysiler giyen ve kilisenin en önemli yerlerinde oturmayı talep eden seçkin bir yönetimi kabul etmez. İncil’de kilise önderliği konusunda Tanrı’nın tasarısını kabul edenler bu gibi gösterileri reddederler!
“İsa onlara, “Ulusların kralları, kendi uluslarına egemen kesilirler. İleri gelenleri de kendilerine iyiliksever unvanını yakıştırırlar” dedi. “Ama siz böyle olmayacaksınız. Aranızda en büyük olan, en küçük gibi olsun; yöneten, hizmet eden gibi olsun.”” (Luka 22:25-26)
Katolikler elverişli bir şekilde, kimseye ‘baba’ dememekle ilgili bu ayetin rahipler için gerçerli olmadığını söylerler. Kilise üyelerinin sadece Katolik Kilisesi’nin önderi için bu ünvanı kullanırken sadece saygı gösterdiklerini söylerler. Bu doğru değildir. Öncelikle, ruhsal ünvanlar olmadan da, özellikle de İsa’nın kendisinin yasakladıkları olmadan da liderlerimize saygı gösterebiliriz! İsa Mesih’e saygı göstermek ve O’na itaat etmek çok daha iyi değil midir?
Her durumda Katolik Kilisesi’nin söyledikleri doğru değildir. Eğer Katolik kilise üyesinin sonsuz kaderiyle ilgili işlemlere yerel rahibin katılımını anlarsanız, bu ünvan arkasında sadece saygı dışında başka bir şey olduğunu da anlarsınız. Rahip, Katolik Kilisesi’nde, başka herhangi bir mezhepte olmadığı kadar bir ‘güç figürü’dür. Ancak sapkın tarikatların liderleri, Katoliklik’te rahiplerin sahip olduğu otoriter konumla rekabet etmeye yaklaşabilirler. Bu sapkın tarikatlarda olduğu gibi Katoliklik ve tüm yapısı, rahipler olmasa çökerdi!
Kilise üyelerinin kendilerine ‘Peder’ diye hitap etmesini gerekli görmekle ilgili olarak, az sayıda rahip artık kendilerine bu şekilde hitap edilmesini gerekli görmemektedir. Fakat bunlar, kuraldan çok istisnadır. Vatikan bu uygulamayı onaylamaz. Katolik Kilisesi’nin inançlarını temsil etmez ama Katolikliğin kenarında yer alır. Bununla birlikte Katolikliğin çekirdeği değişmez, Katolikler’in iyi eğitimli olduğu daha modern topluluklarda bile. Rahibin yine de kilise üyesine yapmaları gereken erdem kazandıran iyi işlerin neler olduğunu belirleme yetkisi vardır. Katoliklerin günahlarını rahiplere itiraf etmesi şarttır ama bu yeterli değildir. ‘Günahkar günahları için düzeltme yaparak tam olarak ruhsal sağlığını kazanmalıdır. Günahkarın kefaret etmesi gerekir.’ (Katolik Kilisesi Katekizmi, paragraf 1459). Dinle ilgili inançlarına göre bu iyi işler insanın sonsuz kaderini belirleyebilir. Bu, Kutsal Yazılar’ın öğretişiyle çelişir fakat bu onların dininin bir parçasıdır. Kutsal Yazılar’ın bu kısmında anlaşılması bu kadar zor olan nedir?
“İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.” (Efesliler 2:8-9)
“Peder Antonio, yine günah işledim.”
Eğer Katolik değilseniz, rahibin Katolik olan birinin hayatında ne kadar kontrol sahibi olduğunun farkında olmayabilirsiniz. Hayatlarının başında bebekken onları vaftiz etmek için oradalar. Sadece birkaç haftalık oldukları için neler olup bittiğinin farkında değildirler. Öğretişe göre, başlarına harika bir şey gelmiştir aslında. “Vaftiz aracılığıyla, günahtan arınıp Tanrı’nın oğulları olarak yeniden doğarız.” (Katolik Kilisesi Katekizmi, paragraf 1213). Bu, Katolik Kilisesi’nin öğrettiklerinin çoğu gibi Kutsal Kitap’la çelişir fakat günahlarını düzenli olarak Peder Antonio, Peder Ali ya da başka bir Peder’e itiraf ederler. Her gün, Ekmek ve Şarap Ayininde kullanılan maddeleri Tanrı’ya dönüştürmek için orada bulunmaktadır; bu konudan daha sonra tekrar söz edeceğim. Eğer Katolikseniz, çevrenizde mutlaka bir rahip bulundurmanız gerekir.
Hepsi bu kadar değil. Rahibiniz siz öldükten sonra da sizin için yetkili bir konumdadır!
Hasta ve ölmek için hazırlanan bir Katolik olarak, rahibinize bir miktar para bırakıp, cennete gitmeden önce cezanızı çekmek için gideceğiniz yerde, oradaki azap sürenizi azaltmak için bazı dinsel gerekleri yerine getirmesini sağlayabilisiniz! (Bakınız paragraflar 1055 ve 1689, Katolik Kilisesi Katekizmi.) Yine, bu dinsel gerekler üzerinde daha sonra daha fazla duracağız. Şu an için anlamanızı istediğim, Katolik rahibin çok güçlü bir ‘Peder’ (Baba) olduğudur, kilisesindeki kişilerin yaşamları ve kaderleri üzerinde inanılmaz yetkiye sahip bir konumda bulunmaktadır. Hiçbir yerdeki, hiçbir Hıristiyan mezhebinin kilise önderine benzemez!
Keşke, Katolik Kilisesi Bakire Meryem’in İncil’de verdiği tek buyruğu izleme bilgeliğine sahip olsaydı. Kana köyünde bir düğünde Meryem bazı hizmetkarlara İsa’yla ilgili olarak şunu söyledi, “Size ne derse onu yapın.” (Yuhanna 2:5). Eğer İsa, ‘Baba’ sözcüğünün sadece belli bir Kişi için -Göksel Babamız- ayrılması gerektiğini söylediyse, o zaman öyle yapılmalıdır. Soru sorulmamalıdır. Mazeret öne sürülmemelidir. Bunun yerine, Katolik Kilisesi, Kutsal Yazılar’ı, Katolikler’in rahiplerine ‘Peder’ (Baba) demeye zorladığını göstermek için çarpıtmaya çalışmıştır. Duruşlarını haklı çıkarmak için kullandıkları ayetler aşağıda verilmiştir. Kolayca başvurabilmeniz için burada yazıyorum.
Mazeretleri
1. Mazeret – “Çünkü Mesih’in yolunda sayısız eğiticiniz olsa da çok sayıda babanız yoktur. Size Müjde’yi ulaştırmakla Mesih İsa’da manevi babanız oldum.” (1.Korintliler 4:15, İncil)
Elçi Pavlus, Korint’teki imanlıları kendisine ‘Baba’ ya da ‘Peder’ diye çağırmalarını öğretmiyordu. Kendilerine müjdeyi verirken baba gibi bir işlevi olduğuna dikkat çekiyordu.
İsa’ya yeni iman ettiğimde, birinci yılımda bana ruhsal abilik eden Hıristiyan adamla ilişkim böyleydi. İman ettiğim gece ilişkimiz başladı. Her hafta, İncil okumalarımdan çıkardığım sorulardan oluşan bir liste getirirdim. Kentteki büyük bir şirketin başkanı olduğu halde, benim için hep zaman ayırırdı. Onu ruhsal babam olarak görüyordum ve hala da öyle görüyorum. Yüreğimde özel bir yeri olduğu halde, hiçbir zaman kendisine ‘Baba’ veya ‘Peder’ diye hitap etmedim. Frank kardeş, ya da sadece Frank derdim. Yetenekli bir Kutsal Kitap öğretmeniydi ve imanlılar topluluğumuz onun öğretişlerinden bol bereket alırdı. Ona ‘Peder’ der miydik? İsa’ya itaatsizlik etmek mi? Kesinlikle hayır!
2. Mazeret – “Ama Timoteos’un, değerini kanıtlamış biri olduğunu, babasının yanında hizmet eden çocuk gibi, Müjde’nin yayılması için benim yanımda hizmet ettiğini bilirsiniz.” (Filipililer 2:22)
Pavlus sadece Timoteos’la sahip olduğu ilişkiden söz ediyor. Genç vaizlerin genellikle daha yaşlı bir vaizle Pavlus-Timoteos ilişkisi vardır. İmanda daha olgun olan bu imanlı tarafından yol gösterilir ve teşvik edilirler. Fakat daha büyük olan hizmetkar kendisine ‘Baba’ veya ‘Peder’ denmesini talep etmez. Daha genç olan vaiz ruhsal abisini onurlandırır ve örnek alır. Yaşından ve görevinden ötürü daha büyük olan kişiye saygı gösterir fakat ona ‘Peder’ diye hitap etmez. Neden mi? İsa, söylememesini söylediği için!
3. Mazeret – “Bildiğiniz gibi, bir baba çocuklarına nasıl davranırsa, her birinize öyle davrandık.” (1.Selanikliler 2:11)
İsa Mesih’e imana yönelttiği Korint’teki imanlılara ilettiği sözlerinde olduğu gibi Elçi Pavlus’un aynı ifadeyi Selanik’teki imanlılara söylediği sözlerinde de kullandığını görüyoruz. İsa’ya iman etmelerinde aracı olmuştu. Bir anne gibi beslediği gibi, bir baba gibi buyurdu, babanın yetkisinden çok baba şefkatiyle. Bu, ‘Peder’ ünvanını aldığı anlamına gelmiyor. İmanlılar kendisine ‘kardeş’ veya daha basit olarak Pavlus diyorlardı. Selanik’teki imanlılarla bir baba gibi ilgilendi mi? Evet, ilgilendi. “Sizi yüreklendirdik, teselli ettik; sizleri egemenliğine ve yüceliğine çağıran Tanrı’ya yaraşır biçimde yaşamaya özendirdik.” (1.Selanikliler 2:12)
4. Mazeret – “Yaşlı adama çıkışma, babanmış gibi yol göster. Genç erkeklere kardeşinmiş gibi, yaşlı kadınlara annenmiş gibi, genç kadınlara tam bir yürek temizliğiyle kızkardeşinmiş gibi yol göster.” (1.Timoteos 5:1-2)
Katolik Kilisesi, bu ayetlerin ilk kısmını, rahipleri için ‘Peder’ ünvanının kullanılmasına izin verildiğini göstermek için kullanıyor. İkinci kısmından söz etmiyorlar. Bu iki ayetten gördüğünüz gibi (ve beşinci bölümün tümünde) Elçi Pavlus, sadece kilisede insanların nasıl tanınması ve kendilerine nasıl davranılması gerektiği konusunda öğretiş veriyordu. Rahiplerden değil, topluluktaki imanlılardan söz ediyor. Yerel topluluktaki tüm yaşlı adamlar ‘Baba’ veya ‘Peder’ ünvanını taşıyarak dolaşmıyorlardı!
5. Mazeret – “Babalar, size yazıyorum, çünkü başlangıçtan beri var Olan’ı tanıyorsunuz. Gençler, size yazıyorum, çünkü kötü olanı yendiniz. Çocuklar, size yazdım, çünkü Baba’yı tanıyorsunuz. Babalar, size yazdım, çünkü başlangıçtan beri var Olan’ı tanıyorsunuz. Gençler, size yazdım, çünkü güçlüsünüz, Tanrı’nın sözü içinizde yaşıyor. Kötü olanı yendiniz. Dünyayı da dünyaya ait şeyleri de sevmeyin. Dünyayı sevenin Baba’ya sevgisi yoktur.” (Yuhanna 2:13-15, İncil)
Katolik Kilisesi, bu ayetlerin birinci satırını Kutsal Kitap’ın rahipler için ‘Baba’ ünvanını kullanmayı öğrettiğini kanıtlamak amacıyla aktarır. Önceki ayetlerde olduğu gibi, uygun şekilde, ayetlerin geri kalanını atlarlar. Burada Elçi Yuhanna’nın sadece farklı yaşlardan insanlara seslendiğini göstermek için bende burada aktarıyorum. Bazılarına ‘gençler’ bazılarına ‘çocuklar’ dediği gibi bazılarına da ‘babalar’ diyor sadece!
Ünvan olarak ‘Baba’nın kullanımı hakkında son bir düşünce paylaşmak istiyorum. Katolik ilahiyatçılar bazen İncil’de İsa’nın İbrahim’den ‘Baba İbrahim’ diye söz ettiğini söylerler. Böyle bir şey söylemiyor. Sadece zengin adamın cehennemde söylediğini tekrar etmiştir;
“Zengin bir adam vardı. Mor, ince keten giysiler giyer, bolluk içinde her gün eğlenirdi.
Her tarafı yara içinde olan Lazar adında yoksul bir adam bu zenginin kapısının önüne bırakılırdı; zenginin sofrasından düşen kırıntılarla karnını doyurmaya can atardı. Bir yandan da köpekler gelip onun yaralarını yalardı.
Bir gün yoksul adam öldü, melekler onu alıp İbrahim’in yanına götürdüler. Sonra zengin adam da öldü ve gömüldü. Ölüler diyarında ıstırap çeken zengin adam başını kaldırıp uzakta İbrahim’i ve onun yanında Lazar’ı gördü.
‘Ey babamız İbrahim, acı bana!’ diye seslendi. ‘Lazar’ı gönder de parmağının ucunu suya batırıp dilimi serinletsin. Bu alevlerin içinde azap çekiyorum.’
İbrahim, ‘Oğlum’ dedi, ‘Yaşamın boyunca senin iyilik payını, Lazar’ın da kötülük payını aldığını unutma.
Şimdiyse o burada teselli ediliyor, sen de azap çekiyorsun. Üstelik, aramıza öyle bir uçurum kondu ki, ne buradan size gelmek isteyenler gelebilir, ne de oradan kimse bize gelebilir.’
Zengin adam şöyle dedi: ‘Öyleyse baba, sana rica ederim, Lazar’ı babamın evine gönder. Çünkü beş kardeşim var. Lazar onları uyarsın ki, onlar da bu ıstırap yerine düşmesinler.’
İbrahim, ‘Onlarda Musa’nın ve peygamberlerin sözleri var, onları dinlesinler’ dedi.
Zengin adam, ‘Hayır, İbrahim baba, dinlemezler!’ dedi. ‘Ancak ölüler arasından biri onlara giderse, tövbe ederler.’ İbrahim ona, ‘Eğer Musa ile peygamberleri dinlemezlerse, ölüler arasından biri dirilse bile ikna olmazlar’ dedi.” (Luka 16:19-31)
Tanrı, ruhsal liderlerimiz için kullanacağımız ünvanları seçerken son derece özenliydi.
Katolik Kilisesi’nde ‘Baba’ ünvanının uygunsuz kullanışı konusunu neden bu kadar uzun uzadıya ele aldığımı merak edebilirsiniz. İnsanın Kutsal Kitap’ta Tanrı’nın söylediklerini gözardı edip kendi insani kararlarını izlediğinde ne olduğunu görmenizi istiyorum. O kadar. Bu hataya düşmeyin, insanların liderlerine verdikleri ünvanlar son derece önemlidir. Bazı terimler Hıristiyan liderler için tamamıyla kabul edilmezdir. Tanrı, onlar için kullanacağımız ünvanları seçerken son derece özenliydi. Bunların hiçbiri ‘Baba’ (Peder) değildir!
Fakat Katolik Kilisesi’nin ihtiyaç duyduğu dilinin yenilenmesi değildir. Sorun bundan çok daha derindir. Katolik Kilisesi’nin tekrar Kutsal Kitap’a uygun Hıristiyanlık’a dönmesi için gereken nedir? Bugün bildiğimiz şekliyle Katolik Kilisesi’nin var olamayacağı şekilde büyük reformlar gereklidir.
Durum o kadar ağır mı? Siz söyleyin. Kutsal Kitap’ı okuduğunuzda Tanrı’nın bizi başka bir iman kuralına, -Roma’nınki gibi- yönelttiğini görüyor musunuz? Hayır. İsa’nın, peygamberlerin ve elçilerin ‘kutsal geleneğin’ Tanrı Sözü olduğunu öğrettiklerini duyuyor musunuz? Hayır. Kutsal Kitap’ta, ‘kutsal gelenek’ ve Katolik Kilisesi’nin Papaları ve gözetmenleri tarafından yorumlandığı şekliyle Kutsal Yazılar’ın Hıristiyanlar’ın iman kuralı olduğunu görüyor musunuz? Hayır. Tanrı’nın, tam olmamız için kendimizi kutsal geleneklere ve papaların buyruklarına teslim etmemizi söylediğini duyuyor musunuz? Hayır, İncil’de bu gibi direktifler görmüyoruz. ‘Her iyi iş için donatıldıysak’ neden böyle bir şey söylemelerini bekleyelim? İnsanın her iş için yeterli olması anlamında değilse, başka hangi anlama gelebilir bu sözler? Bu nedenle Kutsal Kitap bizleri, Roma’da veya başka bir yerde merkezi bulunan başka bir iman kuralına yöneltmiyor. Bunun yerine Kutsal Kitap, Kutsal Yazılar’ın Tanrı’nın yoluna göre yaşamayı arzulayan kişiyi donatmak için tamamıyla yeterli olduğunu açıklayarak böyle bir gerekliliği üstü kapalı bir şekilde reddediyor. Kutsal Kitap, Katolik Kilisesi’nin bu konuyla ilgili duruşuyla çelişiyor.
Vatikan’ın sunduğu herhangi bir şeye ihtiyacınız var mi?
Eğer Katolik Kilisesi, doktrinle ilgili ve ruhsal konularda doğru bir şekilde donatılmak için kutsal gelenekler ve diğer papalık görevlerine ihtiyacımız olduğunu söylemek istiyorsa o zaman Kutsal Kitap’ın öğretmek, azarlamak, yola getirmek ve doğruluk konusunda eğitmek için yeterli olmadığını kanıtlamak zorundadır. Kutsal Yazılar’ın kendisi gerçeği bilmemiz ve gerçekte bina edilmemiz için yeterli olduklarını söylediği için Vatikan’ın sunduğu herhangi bir şeye ihtiyacımız yok demektir.
Bunu anlıyor musunuz? Gerçekten anladığınızı ümit ediyorum. Kutsal Yazılar ilahi bir şekilde ve tüm insanlar için yazıldı. Katolik Kilisesi’ndeki papalar ve din önderlerinin bizim için yorumlamaları amacıyla onlara yazılmadı. Roma ne zaman kenara çekilip Tanrı’nın konuşmasına izin verecek? “Petrus ve öbür elçiler şöyle karşılık verdiler: “İnsanlardan çok, Tanrı’nın sözünü dinlemek gerek.”” (Elçilerin İşleri 5:29)
Katolik Kilisesi’ni sadece gözlemlerime dayanarak reddettim. Gençtim ama gördüklerime kanacak kadar da genç değildim. Sevdiklerim önümüzdeki rahibin Tanrı’dan aldığı güçle ince bisküviyi İsa Mesih’in gerçek bedenine dönüştürme yetkisine sahip olduğunu söylediler. Önündeki süslü altın kasede bulunan şarap da mucizevi bir şekilde, rahibin gizemli sözleriyle İsa Mesih’in kanına çevrilirdi. Katolik Kilisesi’nde, cennete gitmeden önce cezanızı çekeceğiniz yerde geçireceğiniz zamanı kısaltmak için rahibin gerçekleştirdiği bir dinsel etkinlikten söz ettiğimi hatırlıyor musunuz? Ölmeden önce rahibinize para bağışlayabilirsiniz ve siz öldükten sonra bu töreni gerçekleştirir. Ya da sevdikleriniz rahibin bunu sizin yerinize gerçekleştirmesini isteyebilirler.
Bunu biliyor muydunuz?
Dünya çapında bu sahne, her gün yüz binlerce kez tekrarlanır. Bunu biliyor muydunuz? Dünya çapında İsa Mesih Katolik Kiliseleri’nde tekrar tekrar öldürülür. Bu törene katılanlar Tanrı’nın gözünde erdem kazanacaklarını ümit ederler. Bu törenlere ne kadar katılırsanız cenneti hak etme şansınız o kadar artar!
Yine Katolik Kilisesi Katekizmi’nden aktaracağım. Katolik Kilisesi Katekizmi, Katolik Kilisesi’nin inanç ve uygulamalarıyla ilgili resmi yayınıdır. Parantez içinde bu alıntının yayın içinde hangi paragrafta olduğu belirtilir.
İsa’nın çarmıhta verdiği kurban ve Ekmek ve Şarap Ayini ‘bir ve aynı kurbandır.’ Her durumda, Mesih, sunan ve sunudur. (1367, 1407-1410). Bu eylem, hem yaşayanlara hem de ölülere fayda sağlar! (1371, 1414, 1689).
Ayin hakkında başka neye inanıyorlar?
1) Katolik Kilisesi’ne göre Ekmek ve Şarap Ayini, ‘gerçek ve doğru kurbandır.’ (Trent Konsülü, 22. Oturum, ‘Ayin’in En Kutsal Kurbanına ilişkin Öğretiş ve Kanonlar’, kanon No.1)
2) Sadece sembolik değil, gerçek bir kurban. (İkinci Vatikan Konsülü, ‘Kutsal Liturji’, ‘Evkaristik Gizem İbadeti Hakkında Talimatlar’, No. 9)
3) Ayinde İsa Mesih ‘kansız bir şekilde kurban.’ [Kansız bir şekilde kurban etme, bir kurbanın sunu olarak öldürülmesidir.] (Papa XII. Pius, Mediator Dei, No. 68)
4) Kansız da olsa, Mesih’in ölümünün sadece anılması değildir. (Papa XII. Pius, Mediator Dei, No. 68)
5) Katolik inancına göre, rahip her Ekmek ve Şarap Ayini yaptığında, Tanrı’nın günah karşısında gazabı yatıştırılır. (Trent Konsülü, 22. Oturum, ‘Ayin’in En Kutsal Kurbanına ilişkin Öğretiş ve Kanonlar’, 2. Bölüm)
6) Aynı zamanda ölmüş fakat henüz tam olarak temizlenmemiş olanlar içindir. (Trent Konsülü, 22. Oturum, ‘Ayin’in En Kutsal Kurbanına ilişkin Öğretiş ve Kanonlar’, 2. Bölüm)
Tüm bunlarda yanlış olan nedir? Ben çocukken bütün bunlarda neyin yanlış olduğunu anlamıyordum ama artık anlıyorum. İsa’nın günahlarımız için sürekli olarak kurban edilmesi kavramı Kutsal Kitap’a bağlı Hıristiyanlığa yabancı bir kavramdır! İsa’nın Katolikler için çok iyi bazı haberleri var. Katolik doktrinine tamamıyla aykırı olsa da, sevinmelerine neden olmalıdır. Günahkarların Kurtarıcısı’nın, bütün günahlarımızın bağışlanması için kendisinin kaç kere daha kurban edilmesine izin vereceğini anlatışına kulak verelim. Ölümü, mezara gömülmesi, dirilişi ve göğe alınmasından sonra Elçi Yuhanna’ya görünerek, İsa şöyle dedi,
“Diri Olan Ben’im. Ölmüştüm, ama işte sonsuzluklar boyunca diriyim. Ölümün ve ölüler diyarının anahtarları bendedir.” (Vahiy 1:18)
İsa öldü. Öğrencileri, insanın günahları için çarmıhta ölüşünü gördüler. Günahlarınız için öldü. Bütün günahlarınız için. “Bunların bağışlanması durumunda artık günah için sunuya gerek yoktur.” (İbraniler 10:18). Bu nedenle, başka bir kurbana gerek yok. Sununun tekrarlanmasına gerek olmadığı için Tanrı’ya şükürler olsun. İsa buna izin vermez. “…işte sonsuzluklar boyunca diriyim.”
Sevinme zamanı geldi!
İsa Mesih çarmıhının kanı aracılığıyla barış sağlayarak bizleri hali hazırda Tanrı’yla barıştırdı. Artık tamamlandı! İnce bisküvileri kutulayıp Roma’ya göndersinler! Şarabı lavaboya döküp sevinin. “Çünkü Tanrı bütün doluluğunun O’nda bulunmasını uygun gördü. Mesih’in çarmıhta akıtılan kanı aracılığıyla esenliği sağlamış olarak yerdeki ve gökteki her şeyi O’nun aracılığıyla kendisiyle barıştırmaya razı oldu.” (Koloseliler 1:19-20)
Katolik doktrininden farklı olarak Kutsal Kitap şunu öğretir:
1) İsa Mesih, anılmak istiyor, sürekli kurban edilmek istemiyor.
2) İsa’nın kurtuluşumuz için sağlayışta bulunma ve cennette yerimizi emniyete alma işi tamamlanmıştır. Çarmıhtaki ölümünün tekrarlanması gerekmez. Katolik Kilisesi’nin zorunlu koştuğu gibi tekrar tekrar gerçekleştirilmesine gerek yoktur.
Sevdiklerimin ileri gidip rahibin önünde diz çöküşlerini izledim. Bunu yaparak İsa Mesih’in varlığının ince bir bisküvi içinde olduğunu kabul etmiş oluyorlardı. Rahip bisküviyi dillerinin üzerine koymadan önce ‘Mesih’in bedeni’ derdi. Sevdiklerim bisküviyi almalarına izin verilmeden önce ‘Amin’ diyerek cevap vermeleri gerekiyordu. Onlar için bunun anlamı, ‘Evet, doğru. İsa Mesih’in gerçek bedeninden alıyorum’ demekti.
Ekmek ve şarap, İsa’yı ve bizim yerimize ölümünü temsil eden birer sembol değildi sadece. Katolik Kilisesi, kendisini izleyenlere bu maddelerde bir değişim olduğunu öğretiyor, bu değişimle birlikte bu maddeler gerçekten İsa’nın bedeni ve kanına dönüşüyor. Şöyle diyorlar, ‘imanla kabul edilmesi gereken böyle bir değişimin gerçekleştiğidir. Nasıl olduğunu ise soruşturmamalıyız.” (Katolik Kilisesi Katekizmi, paragraf 157)
Bu nasıl oluyor? Kimse bilmiyor. Şayet nasıl olduğunu anlamıyorsanız, sizinle aynı durumda olan insanlar arasındasınız. En iyi Roma Katolik akademisyenler bile Ayin’in ‘gizemli bir gerçek’ olduğunu kabul ediyorlar. (John Hardon, Katolik Katekizmi, N.Y. Doubleday, 1975, s. 467)
Biraz önce okuduğunuz gibi, İsa’nın bu tören sırasında kurban edildiği fakat bunun ‘kansız bir kurban kesme’ olduğu söyleniyor. Bunun nasıl mümkün olduğu hiç açıklanmıyor. Katolik Kilisesi bunun ‘gizemli bir gerçek’ olduğunu iddia edebilir fakat gerçek, aslında teolojilerinin sayısız milyonları aldatmış olmasıdır. Düşünün bir kere. Rahip, şarabı İsa’nın kanına daha henüz dönüştürmüşken nasıl olur da kansız bir kurban kesme gerçekleştirebilir? İsa’nın gerçek kanı Ayinde ya vardır ya da yoktur.
Tanrı bu konuda Kutsal Kitap’ta ne dedi? Tanrı kansız bir kurban kesmekten söz etmedi. Nitekim, Kutsal Yazılar tam aksini öğretiyor. Artık İsa’nın herhangi bir kurban sunmasına gerek yoktur. Kanlı veya kansız sunulmasının bir önemi yoktur. Neden? Çünkü İsa yapmak üzere geldiği şeyi tamamladı. “Günahlardan arınmayı sağladıktan sonra, yücelerde ulu Tanrı’nın sağında oturdu.” (İbraniler 1:3). İsa orada oturdu çünkü bizlere kurtuluş ve cennette bir yer sağlama işi tamamlandı. “Sonuçlandırdım!,” diyor. Katolik Kilisesi’nin ilan ettiği gibi İsa’nın kurbanı sürekli devam mı ediyor? Bu mümkün değildir. İsa gelecekteki bir güne dek cennette tahtta kalmaya devam edecek: “Oysa Mesih günahlar için sonsuza dek geçerli tek bir kurban sunduktan sonra Tanrı’nın sağında oturdu. O zamandan beri düşmanlarının, kendi ayaklarının altına serilmesini bekliyor.” (İbraniler 10:12-13)
Kavuşacak mıyız? Kavuşmayabilir miyiz? Kavuştuk mu?
Roma Katolik Kilisesi, her gün on binlerce kez İsa’dan kendisini Tanrı’ya bir kurban olarak sunmasını isteyerek, aslında, bu gerçekleri çarpıtıyor. İsa’nın fiziksel olarak değil, özünde var olduğunu söylerler. İsa’nın huzurunda rahipler Tanrı’ya şöyle yalvarırlar, “Bu sunulara memnuniyetle bak ve kabul et.” Tanrı Ayin törenini böyle mi görüyor? Tanrı bu sunuları kabul ediyor mu? Sununun tekrar tekrar sunulması Günahkarların Kurtarıcısı’nın tamamlanmış ve kabul edilmiş işinin inkarıdır! Tanrı bizlere, İsa’nın çarmıhta ‘ilk ve son’ kurbanıyla tam olarak tatmin olduğunu zaten söyledi. Bir sonraki ayetlerde yüklemin zamanına dikkat edin. ‘Kavuşacak’ mı, ‘kavuşabilir’ mi yoksa ‘kavuştuk’ mu?
“Tam bir bilgelik ve anlayışla üzerimize yağdırdığı lütfunun zenginliği sayesinde Mesih’in kanı aracılığıyla Mesih’te kurtuluşa, suçlarımızın bağışlanmasına kavuştuk.” (Efesliler 1:7-8)
“Kutsal Ruh da bu konuda bize tanıklık ediyor…diyor…onların günahlarını ve suçlarını artık anmayacağım.” (İbraniler 10:15, 17)
Sonuç doğal olarak ortaya çıkıyor:
“Bunların bağışlanması durumunda artık günah için sunuya gerek yoktur.” (İbraniler 10:18). Bu nedenle Kutsal Yazılar çarmıh için tekrar tekrar Mesih’in ‘ilk ve son’ kurbanı der. Sürekli devam eden bir kurbanla Tanrı’nın gazabını yatıştırmaya çalışmak aslında bir imansızlık eylemidir.
İnandıklarım Üzerinde Yeniden Düşünmeye Başladım
Yıllar önce Kanada’da yaşamış, eskiden Fransız bir Katolik olan bir adamın öz yaşam öyküsünü okudum. Kitabın adı, Fifty Years in the Church of Rome (Roma Kilisesi’nde Elli Yıl). Bu kitapta okuduğum bir hikayeyi bugün dahi hatırlıyorum. Küçük, köy kilisesinin rahibi olarak görev yaptığı sırada bir Pazar günü imanının özünü sarsan bir olay olduğunu anlatıyordu.
Yaşadığı bu olay onu, Kutsal Yazılar’a dönüp, Katolik olarak inandıklarının ve uyguladıklarının gerçekten Kutsal Kitap’a uygun olup olmadığını araştırmaya itti. İncil’i yoğun bir şekilde inceleyerek Kurtarıcı olarak İsa Mesih’e gerçek imana kavuştu ve Katolik Kilisesi’ni terk etti.
Yaşamında bu dönüm noktasına gelmesine neden olan olay neydi? Bir gün Ayin sırasında kısmen kapalı olan gözünün köşesinden, bir sıçanın masaya atlayıp ince bisküviyi alıp kaçtığını gördü. Bisküvi İsa Mesih’e çevrilmişti, o halde bu ne anlama geliyordu? Sıçan ağzında, ‘Tanrı’, yemek üzere kaçıyordu! İncil’i kendi başına okuyup inandıklarını yeniden düşünmesine neden olan olay bu olaydı. Bulduğu ise, Katolik inancına aykıyı birçok öğretiş oldu. Nihai olarak rahipliği bıraktı ve ciddi bir şekilde şöyle dedi, “Kendisine hizmet ettiğim Tanrı inanılmayacak kadar küçüktü. Bir sıçanın alıp götüreceği kadar küçüktü!”
Peki ama Katolikler nasıl böyle yoldan çıktılar? Cennette karşılıksız sonsuz yaşam armağanını veren bir Kurtarıcı’ya yöneltmek yerine günahkarlara iyi işler karşılığında ödüller veren bir din sistemine kendilerini teslim ederek. “Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6:23)
İki soru:
1) Size armağan veren birine ne kadar ödeme yapmalısınız? Onlara para önerdiğinizde gücendirirsiniz, değil mi? Sizce Tanrı, bizlere armağan olarak sunduğu şeyi kazanmaya veya hak etmeye çalıştığımız zaman güceniyor mu? Tanrı’dan en çok ihtiyacımız olan şey Tanrı’nın bizlere karşılıksız olarak vermeyi arzuladığı şeydir! “İnsanlar İsa Mesih’te olan kurtuluşla, Tanrı’nın lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar.” (Romalılar 3:24)
2) Size bir armağan sunulduğunda kaç kez uzanıp almanız gerekir? Bir kez. Tanrı’nın sunduğu bu armağanı kabul ettiğiniz anda cenneti miras edinirsiniz. Şu an cennette olanlar nasıl bu armağana sahipse, siz de o kadar kesin bir şekilde bu armağana sahip olursunuz. Onlar orada oldukları için sizden daha fazla keyfini çıkarırlar fakat sonsuzluk açısından sizden daha emin bir durumda değildirler. Rab İsa Mesih günahlarınızın bedelini ödemiştir. İkinci kez ödenmelerine gerek yoktur. Beraat etmek yürürlükte olan bir sözcüktür. Özgürsünüz. Cennete çağrısını bekliyorsunuz. İsa şöyle dedi, “Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir.” (Yuhanna 5:24)
Duamdasınız
Katolik Kilisesi’yle ilgili olarak dikkatinizi çektiğim bu konu ufak tefek bir konu değildir. Ben, kişisel olarak, hayatımın çoğu kısmı boyunca gerçek Hıristiyanlığı reddettim. Neden mi? Çünkü Katolik doktrinlerin Kutsal Yazılar’a uygun olduğunu düşündüm. İnanç sistemi ve Kutsal Kitap arasındaki farkın büyüklüğünü fark etmedim. Gerçeği görmek için İncil’i okumamıştım. Duam benim hatamdan öğrenmeniz ve benim yaptığımı yapmamanızdır.
Size bir armağan sunulduğunda kaç kez uzanıp almanız gerekir? Bir kez. Tanrı’nın sunduğu bu armağanı kabul ettiğiniz anda cenneti miras edinirsiniz.
“Oysa Mesih, kendisini bir kez kurban ederek günahı ortadan kaldırmak için çağların sonunda ortaya çıkmıştır. Bir kez ölmek, sonra da yargılanmak nasıl insanların kaderiyse, Mesih de birçoklarının günahlarını yüklenmek için bir kez kurban edildi. İkinci kez, günah yüklenmek için değil, kurtuluş getirmek için kendisini bekleyenlere görünecektir.” (İbraniler 9: 26-28)
“Nitekim Mesih de bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü.” (1.Petrus 3:18)
Kutsal Kitap bize bir defanın yeterli olduğunu söylüyor!
Daha önce Katolikler’in Kutsal Kitap’a inandıklarını söylediklerinden söz etmiştim. Soru, “Kutsal Kitap’a inanıyor musunuz?” değildir. Daha doğru olan soru, “Kutsal Kitap, gerçeğe ilişkin tek yetkili kaynağınız mı?” sorusudur. Aynı şekilde, Katolik olan birine İsa’nın kendileri için öldüğüne inanıp inanmadığını sormak yeterli değildir. Gerçek ancak şu soruyu sorduğunuzda ortaya çıkar, “Cennette sonsuz yaşam armağanını almanız için İsa’nın sizin için kaç kez ölmesi gerekir?” Kutsal Kitap bize bir defanın yeterli olduğunu söylüyor. Oysa, ortalama bir Katolik yaşamı boyunca İsa’nın sunu olarak sunulduğu kilisesinde 3.000’den fazla ayine katılır. İncil bunun 2.999 kez fazladan yapıldığını söylüyor.
“Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı.” (2. Korintliler 5:19)
Tanrı bizlere İncil’de İsa’nın ilk ve son kez öldüğünü söylediğinde, bu, böyle bir olayın tekrar gerçekleşmeyeceği anlamını taşır. Asla olmayacak. Türkiye, İtalya, Brezilya veya başka bir yerde herhangi bir Katolik Kilisesi’nde olmayacak. Katolikler için iyi haber, Tanrı’nın İsa’nın tek sunusunun günahımızı ortadan kaldırmak için yeterli olduğunu İncil’de açıklamış olmasıdır. Başka sunu olmayacak. Ölen, gömülen ve üçüncü günde ölümden dirilen yaşayan Kurtarıcı, tamamladığı işine güvenen herkesi Tanrı’ya getirebilir. “Nitekim Mesih de bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü.” (1.Petrus 3:18)
Tanrı’nın huzurunda kusursuz olarak durmak ister misiniz? Tanrı’nın size baktığı ve dünyadaki herhangi bir röntgen makinasından daha ince eleyip sık dokuyan bir şekilde sizi incelediği fakat sizi suçlayacak hiçbir hata göremediği bir durumda olmak ister misiniz? Böyle bir hayali kim gerçekleştirebilir? Tanrı bunu yapabilir ve yapabildiği gibi bunu yapmaya isteklidir!
“Kurtarıcımız tek Tanrı, sizi düşmekten alıkoyacak, büyük sevinç içinde lekesiz olarak yüce huzuruna çıkaracak güçtedir. Yücelik, ululuk, güç ve yetki Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla bütün çağlardan önce, şimdi ve bütün çağlar boyunca Tanrı’nın olsun! Amin.” (Yahuda 1:24-25)
Peki bu nasıl oluyor? Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla. Tütsüyle değil veya yanan mumlarla değil, özel giysilerle ve papaların veya gözetmenlerin öğretişleriyle değil. Dinsel törenleri ve gelenekleri uygulayarak değil. İsa’nın ilk ve son kez yapmaya geldiği şeye imanla… “Mesih, kendisini bir kez kurban ederek günahı ortadan kaldırmak için çağların sonunda ortaya çıkmıştır.” (İbraniler 9:26)
Uyanık Olun
Babamın anne babasının üyesi olduğu tarikattan söz ettiğimi hatırlıyor musunuz? Tarikatın Kutsal Kitap’taki her terimi yeniden tanımlayan dev metafizik sözlüğünden söz etmiştim. Bu yazıdan herhangi bir şey hatırlayacaksanız lütfen bunu hatırlayın. Katolik Kilisesi aynı suçu işledi. İncil’in sözlerini alıp terminolojiyi yeniden tanımladılar. Hata, cilalı gerçek gibi sunulduğundan en aldatıcı şeklini alır. Aldanmayın. Katolik Kilisesi’nin öğretikleri, İncil’in terminolojisini kullandıkları için Hıristiyan gerçekleri gibi görünüyor. Fakat, Hıristiyan öğretiş değildir.
(1) Katolik Kilisesi’nin lütuf hakkında söylediklerini örnek olarak alın. Lütuf, kontrolü rahip ve papalarının elinde olan bir musluk gibidir. Musluk, yaptığın iyi işler ve katıldığın kutsal törenlere göre açılır. İnsan, giderek artan bir şekilde doğruluk kazanır. Ancak Tanrı günahı bağışlayabilir fakat Tanrı’nın iradesi bunun Katolik Kilise aracılığıyla yapılmasıydı. (Katolik Kilisesi Katekizmi, paragraf 85, 88, 1441-1445.)
“Aklayan imanın, Mesih sayesinde günahları bağışlayan ilahi merhamete güvenden başka bir şey değildir dersen veya sadece güvenerek aklandığımızı söylersen, afaroz edilirsin.” (Trent Konsülü, 6. toplantı, Aklanmaya İlişkin Hüküm, Kanon 12).
Kutsal Kitap bu konuda ne diyor?
“İnsanlar İsa Mesih’te olan kurtuluşla, Tanrı’nın lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar. (Romalılar 3:24, İncil). Lütuf, kontrolü rahip ve papalarının elinde olan bir musluk gibi değildir! Onu satın almamız, kazanmamız veya dinsel eylemlerimize bağlı olarak üzerinde hak iddia etmemiz mümkün değil. Karşılıksız, hak edilmeyen bir armağandır. Yasaya itaatimiz veya herhangi bir din yetkilisinin bizlerden beklediği iyi eylemlerle hak edilemez! Herhangi bir kimse, Tanrı’nın lütfunun hak edilmeyen iyiliğini kendi için kazanabilir mi? Lütuf zaten kendi tanımı gereği hak edilmeyen iyilik demektir. Hak edilmeyeni hak edemezsiniz. Ayrıca, eylemler veya yapılan dinsel uygulamalarla lütfu kazanabileceğinizi söylemek lütfun anlamını yanlış anlamaktır. Tanrı’nın, elçi Pavlus’a, aklananlarla ilgili esinlediği sözcük ‘karşılıksız’ sözcüğüydü.
“Eğer bu, lütufla olmuşsa, iyi işlerle olmamış demektir. Yoksa lütuf artık lütuf olmaktan çıkar! (Romalılar 11:6, İncil)
(2) Katolik Kilisesi’nin Meryem hakkında söylediklerini örnek olarak alın. Katolik Kilisesi’nin Meryem’i, Kutsal Kitap’ın Meryem’i değildir. Katolik Kilisesi’nin Katolikler’e ‘resmen’ Meryem’e tapınmayı öğretmediğinin farkındayım. Onu onurlandırmayı ve ona saygı duymamızı söylüyor. Fakat, gözlemlerimize göre birçok Katoliğin Meryem’e tapındığı açıktır. Katolik Kilisesi’nin kendisine atfettiği pekçok görkemli ünvan dikkate alındığında ona dua eden Katolik’lerin aynı zamanda kendisine tapınmaması mümkün mü? Bu mantıklı değildir.
– Tanrı Meryem’e ‘Cennet ve yerin Kraliçesi’ olarak taçlandırdı. (966)
– Meryem, lütfun aracısıdır. (968-971, 975, 2673-2682)
– Meryem ‘insan ırkının Annesi’ ve ‘Kilisenin Annesi’dir. (963)
– Meryem Her Yönüyle Kutsal Olandır. (2677)
– Ölen Katolikler kendilerini tamamıyla ona teslim etmelidirler. (2677)
– Meryem’e dua etmeliyiz. (2672)
– Tespih kullanarak da Meryem’e dua etmeliyiz. (1674, 2708)
Katolik Kilisesi’nin resmi görüşünü anlıyorum. Katoliklerin Aziz Sebastiyan ve Aziz Hubert veya Meryem’e dua etmediğini bunun yerine azizlerden veya Meryem’den kendileri İÇİN dua etmelerini istediklerini söylüyorlar. Her ne ise, bir aziz veya Meryem’e dua edilse de, veya dua etmesi istense de, bunun Kutsal Kitap’ta dayanağı yoktur. Lütfen bunun altını çizin. Her iki uygulamanın da Kutsal Kitap’ta dayanağı yoktur. Bu dizide ele aldığım sorun da budur: Katolik Kilisesi’nin Kutsal Kitap’a uymayan uygulamaları ve inançları. Daha önce söylediğim gibi bu dizinin amacı gerçeğin ışığını Katolikliğe çevirmektir. Vardığım sonuçlarla fikir birliğinde olmayabilirsiniz fakat Katolik Kilisesi’yle ilgili ele alınması gereken bazı ciddi doktrin konuları olduğuna inanıyorum. Bu soruları ele alırken bazı Katoliklerin yorumlarımdan ötürü güceneceklerini veya şok olacaklarını biliyorum. Bunun en azından iki nedeni var.
(1) Sıradan bir Katolik, eleştirel düşünceye alışık değildir. ‘Eleştirel düşünce’ derken ne demek istiyorum? ‘Eleştirel’ sözcüğünün çağımızda kullanımı belli bir yere kadar olumsuz bir çağrışıma sahiptir fakat burada ben bu anlamda kullanmıyorum. Eleştirel bir şekilde düşünmek olumsuz bir şekilde düşünmek demek değildir.
Eleştirel bir şekilde düşünen insan, doğru sorular sorabilir, ilgili bilgileri toplar ve bunları etkili bir şekilde sınıflandırabilir. Sonra bu bilgiden mantıklı bir şekilde akıl yürüterek sağlam ve güvenilir sonuçlara varabilir. Bu şekilde düşünen herkes eleştirel bir şekilde düşünür.
Eleştirel düşünme, hem düşünmeyi istemeyi hem de düşünebilmeyi gerektirir. Fakat Katoliklerden Papa’ya ‘sorgusuz’ bir şekilde itaat etmeleri beklenir. (Katolik Kilisesi Katekizmi, 892, 2037 ve 2050 paragrafları.) “İrade ve akıl sadık bir şekilde [ona] itaat etmelidir.” (İkinci Vatikan Konsülü, Kilise Hakkında Dogmatik Oluşum, no. 25)
(2) Sıradan bir Katolik inancı hakkında Kutsal Kitap’a bağlı bir karşılık duymamıştır. Katoliklik, temelde insanlara Tanrı’ya kendi doğruluk ve iyi işleri aracılığıyla yaklaşmayı öğretir. Bu duruş, Kutsal Kitap’la doğrudan çelişir. Benimle değil, Kutsal Kitap’la. Benim kişisel olarak neye inandığım önemli değildir. Her birimizin yapması gereken inandıklarımızı Kutsal Yazılar ışığında karşılaştırmaktır. İşte bu dizide bunu yapıyoruz. Herhangi bir şekilde Katolik Kilisesi’ndeki kişileri eleştirmiyorum. Nasıl eleştirebilirim? Sevdiklerimin çoğu Katolik ve onları gerçekten çok seviyorum! Benim tek yaptığım, Kutsal Yazılar ışığında Katolik öğretişleri hakkında yorum yapmak.
Yine, Meryem’i örnek olarak kullanırsak, Kutsal Kitap hiçbir yerde İsa’ya iman edenlere Tanrı dışında başka birine dua etmeyi öğretmiyor. Kutsal Kitap hiçbir yerde, imanlıları cennetteki kişilerin dualarını istemeye teşvik etmiyor ya da böyle bir konudan söz etmiyor.
Tanrı, lütuf tahtında oturuyor
O halde neden birçok Katolik Meryem’e ve azizlere dua ediyor veya onların dualarını istiyorlar? Katolikler Meryem’i ve azizleri Tanrı huzurunda sürekli dua eden yalvarışçılar olarak görüyorlar. Cennete alınmış bir azizin Tanrı’ya bizden daha ‘doğrudan’ erişebildiğine inanıyorlar. Bu nedenle, bir aziz Tanrı’ya dua ettiğinde, bizim Tanrı’ya doğrudan dua etmemizden daha etkin olabilir diye düşünüyorlar. Bu kavram, açıkça Kutsal Kitap’a aykırıdır. Katolik Kilisesi’nin öğretişlerini izleyerek Katolikler’in Kutsal Kitap’ta Tanrı’nın kendileri için verdiği ruhsal bereketleri kaçırdıklarını düşünmek gerçekten son derece üzücüdür. Bakın Tanrı dünyada ne yapabileceğimizi söylüyor. “Onun için Tanrı’nın lütuf tahtına cesaretle yaklaşalım; öyle ki, yardım gereksindiğimizde merhamet görelim ve lütuf bulalım.” (İbraniler 4:16)
Tanrı bu ayette bizleri dua zamanımızda azizler ve Meryem’e ihtiyacımız olduğu konusunda bilgilendirdi mi? Dünyada bir ihtiyaç ortaya çıktığında kime gitmeliyiz? Tanrı’nın lütuf tahtına! Ne kadar güzel bir icat! Taht, egemenin oturduğu yerdir ve cennette tahtında oturan Tanrı, tüm lütfun Tanrısı olduğunu bildirmiştir! Merhamet ve bağışlama dağıtmak için hazırdır ve bunu arzulamaktadır. Tanrı’nın merhametli olduğundan emin olduğumuz için cesaretle yaklaşıp bağışlanmayı isteyebiliriz.
Lütuf tahtından ötürü sevinin! Bugün Tanrı adalet tahtında otursaydı ne kadar umutsuz bir yaşam sürdürüyor olurduk. Öyle olsaydı, aramızdan kim çaresizlik ve ümitsizliğe kapılmazdı ki? Ne var ki, Tanrı, lütuf tahtında oturuyor. Bu Tanrı sizi lütuf tahtına davet ediyor, tıpkı sizi cennete davet ettiği gibi! Her iki yolculuğu da hak ettiğinizi düşünmeyin. Cennete gitme hakkını kazanamazsınız, her lütfun Tanrısı tahtta otururken bu mümkün değildir.
“İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.” (Efesliler 2:8-9)
Katolik olan kişilerin imanlarının Kutsal Kitap inancı ve Kutsal Kitap’a bağlı imanın bizlere sağladıklarıyla nerelerede çeliştiğini bilmeye neden hakları olduğuna inandığımı görebiliyor musunuz?
Yıllar içinde birkaç akrabamın Katolik Kilisesi’ni bırakıp İsa’ya gerçekten iman eden kişiler olmalarını görmek benim için büyük bir sevinç kaynağı oldu. Annem. Büyükannem. Teyzelerimden biri. Kuzenlerimin üçü. Diğerlerinin de yolda olduğuna inanıyorum.
Lütfen beni yanlış anlamayın!
Bu satırları Katolikler’den çok Müslümanlar okuyacağı için bu diziyi ve web sitesinin tümünü hazırlamaktaki amacımın Hıristiyanlık inancıyla ilgili bazı yanlış anlamaları ortadan kaldırmak olduğunu söylemeliyim.
Barbunya, roka ve sardalyayla Ezo Gelin çorbası yapabilir misiniz? Tabii ki yapamazsınız. Bu malzemeleri kullanıp çorbanıza yeni bir isim verebilirsiniz fakat Ezo Gelin çorbası diyemezsiniz. Katolik Kilisesi buna benzer bir şey yapmaya çalışmıştır. Hıristiyan inancından bulunmayan ‘malzemeleri’ alıp dinlerini ekleyip adına da ‘Hıristiyanlık’ dediler.
Katolik Kilisesinin bu yazıda kısaca ele aldığımız bazı yanlış öğretişleri şöyle sıralanabilir:
1) Meryem hakkında öğrettikleri.
2) Dua etmemiz gereken azizler hakkında öğrettikleri.
3) Haftalık olarak İsa’nın kurban edilmesi uygulamasıyla ilgili öğrettikleri.
4) Evlenmemiş rahipler ve kendilerine verilen ünvanlarla ilgili öğrettikleri.
5) Bebeklerin, günahlarını ortadan kaldıran ve içlerine ‘Tanrı’nın yaşamını koyan’ vaftizle ilgili öğrettikleri.
6) Kutsal Kitap’a eklenen ve Tanrı Sözü’yle aynı düzeye veya daha da üstün bir yetki düzeyine ait gibi görünen yazılar ve gelenekler hakkında öğrettikleri.
Laik dünya öyle bir noktaya geldi ki, sahteyi üretme yetimiz, sahte olanı saptama yetimizden öteye geçti. Geçen gün bir sokak satıcısının sergisindeki saatlerin yanına koyduğu kabaca yapılmış yazı dikkatimi çekti. ‘Gerçek Sahteler.’ Tıpkı Rolex, Timex, Tissot, Omega ve Cartier saatleri gibi görünüyorlardı. Bu sahte saatlerden birini bileğinize takmanız bir şeydir. Aldatılmasınız. Ödediğiniz fiyata göre sahte olması gerektiğini bilirsiniz. Fakat Hıristiyanlığın bir yüzü olarak sunulanın Hıristiyanlık olmadığının farkında olmamak tamamıyla farklı bir konudur. Katolikliğin kökeni Hıristiyanlık’tadır fakat çok uzun zamandır bu kökenden ayrılmıştır. Gerçekten çok üzücü bir hikaye.
Katolik Kilisesi’nin yüzyıllar içinde Hıristiyanlığa eklemeye çalıştıkları, çorba yapan kişinin turp, hardal tohumu ve kara lahana koyup sonra da bunun adına Ezo Gelin çorbası demesi gibi bir şeydir.
Sonsöz
2 Nisan 2001’de Bering Denizi’nde bugüne kadar yaşanan en kötü balıkçılık kazası gerçekleşti. Arctic Rose adlı, 28 metrelik ticari trol gemisi, Aziz Pavlus Adası’nın 329 km kuzey batısındaki soğuk sularda battı. Teknede çalışan 15 adam da gemiyle birlikte sulara gömüldü. Telsizden yardım çağrısı göndermemişlerdi.
Bu trajedeyle ilgili bir araştırma başladı ve üç yıl sürdü. Arctic Rose 172 metre buz gibi suyun altında bulundu. Bulunan tek ceset, Kaptan David Rundall’ınkiydi.