Tanrı’nın Agape Sevgisi: İlk Önce Kendimiz Deneyim Etmeden Başkalarıyla Paylaşamayız!

01 saved by the power of love2 45“Bizse seviyoruz, çünkü önce O [Tanrı] bizi sevdi.”  (1.Yuhanna 4:19)

Websitesinin bu kısmında, sizi derinden etkileyeceğinden ve büyük olasılıkla hayatınızı değiştireceğinden emin olduğum bir konuyu incelemeye başlayacağız. Tanrı sizi seviyor. Kişisel olarak. Güçlü bir şekilde. Koşulsuz olarak. Başkaları sizi sevmeyi vaat edip bunu gerçekleştirememiş olabilirler. Tanrı böyle değildir. Tanrı sizi sevmeyi vaat etmiştir ve İncil’in sayfalarında bunu göstermiştir. Tanrı sizi hiç tükenmeyen bir sevgiyle sever. Eğer izin verirseniz, sevgisi sizi başkalarına vermeye değer bir sevgiyle dolduracaktır. 

Bu ilk makalede, İsa’nın dönemindeki Yahudi din önderlerinden birinin evine konuk olacağız. Luka Müjdesi’nde din önderlerinin İsa’yı yemeğe davet etmeleriyle ilgili üç olay vardır. Bunlardan birine bakacağız ama önce İsa’nın davet edildiği evle ilgili bir şeyi anlamalıyız. Ferisiler son derece tutucu bir dinsel gruptu. Yahudi halkının yasa koyucu ve üst mahkeme görevi gören Yüksek Kurulu’na üyeydiler. İsa’yı evine davet eden bu Ferisi’nin yüreğinde ne olduğunu, İsa’yı neden davet ettiğini bilemeyiz. İsa’yı davet etmesinden, bu Ferisi’nin İsa’nın öğretişlerine diğer Ferisiler kadar şiddetle karşı olmadığını çıkarabilir miyiz? Yoksa saygı kisvesi ve sevgi gösterisi arkasında aslında bu Ferisi sadece İsa’ya bir tuzak kurmaya mı çalışıyordu? İsa’yı korumasız bir şekilde yakalayıp Tanrı’ya küfür niteliğinde ya da Romalılar’a karşı sözler söylettirmeye mi çalışacaktı?   

“İsa’yı dikkatle gözlüyorlardı. O’na, kendilerine dürüst süsü veren muhbirler gönderdiler. O’nu, söyleyeceği bir sözle tuzağa düşürmek ve böylelikle valinin yetki ve yargısına teslim etmek istiyorlardı.”  (Luka 20:20)

İsa’yı Tutuklatmak

02 pharisees trap jesus sharpened 45Din uzmanları İsa’yı tutuklatıp ölüm cezasına çarptırılmasını sağlamak amacındaydılar. Hikayemizdeki Ferisi’nin de böyle bir niyeti varmış gibi görünüyor çünkü normalde eve gelen konuklara gösterilen ihtimam İsa’ya gösterilmemişti.  

“Ferisiler’den biri İsa’yı yemeğe çağırdı. O da Ferisi’nin evine gidip sofraya oturdu. O sırada, kentte günahkar olarak tanınan bir kadın, İsa’nın, Ferisi’nin evinde yemek yediğini öğrenince kaymaktaşından bir kap içinde güzel kokulu yağ getirdi. İsa’nın arkasında, ayaklarının dibinde durup ağlayarak, gözyaşlarıyla O’nun ayaklarını ıslatmaya başladı. Saçlarıyla ayaklarını sildi, öptü ve yağı üzerlerine sürdü. İsa’yı evine çağırmış olan Ferisi bunu görünce kendi kendine, “Bu adam peygamber olsaydı, kendisine dokunan bu kadının kim ve ne tür bir kadın olduğunu, günahkâr biri olduğunu anlardı” dedi.
Bunun üzerine İsa Ferisi’ye, “Simun” dedi, “Sana bir söyleyeceğim var.” O da, “Buyur, öğretmenim” dedi.
“Tefeciye borçlu iki kişi vardı. Biri beş yüz, öbürü de elli dinar borçluydu. Borçlarını ödeyecek güçte olmadıklarından, tefeci her ikisinin de borcunu bağışladı. Buna göre, hangisi onu çok sever?”
Simun, “Sanırım, kendisine daha çok bağışlanan” diye yanıtladı. İsa ona, “Doğru söyledin” dedi. Sonra kadına bakarak Simun’a şunları söyledi: “Bu kadını görüyor musun? Ben senin evine geldim, ayaklarım için bana su vermedin. Bu kadın ise ayaklarımı gözyaşlarıyla ıslatıp saçlarıyla sildi. Sen beni öpmedin, ama bu kadın eve girdiğimden beri ayaklarımı öpüp duruyor.
03 image12237 wash jesus feet 45Sen başıma zeytinyağı sürmedin, ama bu kadın ayaklarıma güzel kokulu yağ sürdü. Bu nedenle sana şunu söyleyeyim, kendisinin çok olan günahları bağışlanmıştır. Çok sevgi göstermesinin nedeni budur. Oysa kendisine az bağışlanan, az sever.” Sonra kadına, “Günahların bağışlandı” dedi.
İsa’yla birlikte sofrada oturanlar kendi aralarında, “Kim bu adam? Günahları bile bağışlıyor!” şeklinde konuşmaya başladılar.
İsa ise kadına, “İmanın seni kurtardı, esenlikle git” dedi.” (Luka 7:36-50)

Bu Hikayeden Ne Öğrenebiliriz?

İlk olarak, iki insan bu kadar farklı olabilir mi? Simun üstün görülüyor. Fahişe ise aşağı görülüyor? Simun din uzmanıydı ve herkesin gözü önünde bir yaşam sürdürüyordu. Kadın ise karanlıkta yaşıyordu, erkekleri avlıyordu. Simun, Tanrı’ya bağlı bir yaşam standardını teşvik eden bir yaşam sürdürüyordu. Kadın ise, bunları çiğneyerek yaşıyordu. Simun, yemek daveti veriyor. Ve hikayede gördüğümüz gibi kadın yemeği bozuyor.

Kentte yaşayan diğer insanların, bu iki kişi arasında kimin daha dindar olduğuna karar vermelerini isteseniz, anında Simun’u seçerlerdi. Neden olmasın ki, sonuç olarak, Simun ilahiyatçıydı. O, Tevrat ve Zebur’u çoğu insanın alfabeyi bildiği gibi biliyordu. Herkes onu seçerdi. İsa dışında herkes. İsa her ikisini de aynı derecede, iyi tanıyordu. Nitekim, bütün insanları çok iyi tanırdı:

“Gerçekleştirdiği belirtileri gören birçokları O’nun adına iman ettiler. Ama İsa bütün insanların yüreğini bildiği için onlara güvenmiyordu. İnsan hakkında kimsenin O’na bir şey söylemesine gerek yoktu. Çünkü kendisi insanın içinden geçenleri biliyordu.” (Yuhanna 2:23-25)

Akıllarından geçenleri bilen İsa onlara şöyle seslendi: “Aklınızdan neden böyle şeyler geçiriyorsunuz?” (Luka 5:22)


04 image10702 question mark 45Peki, İsa kimi seçecekti: Simun’u mu kadını mı? Anlatımda okuduğunuz gibi İsa kadını seçti. Dahası, Simun’a neden böyle bir seçim yaptığını anlattı! 

Simun bilmek istediği için değil. Hikaye ilerledikçe aslında onun aklının başka bir yerde olduğunu görüyoruz. Şöyle düşünüyor, “Bu fahişe evime nasıl girdi?” İlk önce kime bağıracağını bilemiyor, kadına mı yoksa onu içeri sokan hizmetçisine mi? Nihayetinde, bu yemek resmi bir davetti. Sadece davetliler katılabilirdi ve davet edilen önemli bir kişi vardı. Bütün ulusun dilinde olan, herkesin hakkında konuştuğu, ölüleri dirilten İsa. Körlerin gözlerini açan İsa. Göklerin bütün yetkisiyle konuşan İsa. Ama Simun’un aklında bu var, “Bu ahlaksız kadını evime kim soktu?!!!

Simun öfkeli. Şuna baksana – İsa’nın ayaklarının dibinde. Bir de ayaklarını öpüyor! Eğer İsa olduğunu söylediği kişi olsaydı, bu kadınla işi olmazdı. O gün Simun’un aldığı derslerden biri şu oldu: İsa’nın duymasını istemediğin şeyler düşünme. Çünkü İsa bunları duyar, duydu da. Sonra da kendi düşüncelerinin bir kısmını paylaşmaya karar verdi. 

Çok Ayıptı

Hikayeyi okudunuz. Ne öğrendiniz? Birincisi, Simun’un İsa’yı evine davet ettiğini ama ona istenmeyen bir üvey evlat gibi davrandığını gördünüz. Geleneklere göre konukseverlik göstermedi. Selamlamak için öpmedi. Ayaklarını yıkamadı. Bedeni için yağ vermedi. O günün gelenekleri öyleydi. Bunu Zebur’da bu bölümde görüyoruz:

“Sonra Davut Avigayil’e evlenme teklifinde bulunmak için ulaklar gönderdi. Davut’un ulakları Karmel’e, Avigayil’in yanına varıp, “Davut sana evlenme teklifinde bulunmak için bizi gönderdi” dediler. Avigayil yüzüstü yere kapanarak, “Ben kölen sana hizmet etmeye ve efendimin ulaklarının ayaklarını yıkamaya hazırım” diye yanıtladı.”  (1.Samuel 25:39-41, Eski Antlaşma)

Bu dönemde yaşayan insanlar yemek yerken sol tarafları üzerine uzanırlardı. Bu nedenle, ayakları sofradan uzağa uzatılırdı böylece hizmetkar rahatlıkla konuğun ayaklarına yaklaşıp bedene sürülen yağları hazırlayabilirlerdi. Günümüz geleneklerini düşünecek olursak, kimsenin İsa’ya kapıyı açıp, yanaklarından öpmediğini, ceketini almadığını ve terlik vermediğini söyleyebiliriz. Kazıklı Voyvoda’nın adabı bile Simun’unkinden daha iyiydi. 

Allah, Allah!

05 prostitute4 45Simun İsa’nın kendisini buyur edilmiş hissetmesi için hiçbir şey yapmadı. Fakat, kadın Simun’un yapmadığı her şeyi yaptı. Adı söylenmiyor. Sadece nasıl tanındığını biliyoruz: Günahkar. Büyük olasılıkla bir fahişe. Bu yemeğe davet edilmemişti, toplumda saygın bir konumu yoktu. Cami imamının çevredeki yaşlılar için verdiği bir yemeğe taytı ve kısa eteğiyle bir fahişenin çıkageldiğini hayal edin. Kafalar çevrilir! Yüzler kızarır! Nefesler tutulur! Allah, Allah!

İnsanların düşünceleri kadını gelmekten alıkoyamamıştı. Onlar için gelmemişti. İsa için oradaydı. Normal şartlar altında, bu günahkar kadın din önderi olan birinin evinin yakınlarına gelmeye korkardı, onu oraya çekecek hiçbir şey olmazdı. Kadının oraya gelişini engellemek için de her şey yapılırdı.

Olur Mu?

İsa nasıl da bir fark yaratıyor!!! İsa hakkındaki anlayışı ve küçük olsa da büyüyen imanı, onu cesaretlendirmişti. Tanrı’nın kendisi için sahip olduğu bereketleri anlıyor muydu? Henüz değil. Tam olarak değil. İsa’yı Rab’bi ve Kurtarıcısı olarak inanma çağrısını kabul etmemişti. O halde yüreğini kazanan neydi? Ferisi’nin evine onu bu kadar güçlü bir şekilde çeken şey neydi? İsa’nın bir gün onun uğruna yapacağı şeye dair bir anlayıştan daha derin bir şeydi. İsa’da bulunan Tanrı’nın lütfuydu. İçgüdüsel olarak Tanrı’nın paklığının, gücünün ve sevgisinin İsa’da dokunulabilecek bir şekilde görüldüğünü görmüştü. İnsan bedeni almış Tanrı? Ümitsizce ihtiyaç duyduğu merhametin İsa’da olduğunu hissetmişti. İçindeki baskın his – onu İsa’ya perçinleyen şey – günahlarına karşın İsa Mesih’te gördüğü sınırsız lütfa kendisini bırakabileceğinden emin olmasıydı. O’nun olduğu bu evden nasıl uzak durabilirdi? Duramazdı, kendisinin bu eve kabul edilebilecek en son kişi olduğunu bilse bile uzak duramazdı.

Eve girdi, girerken içeri girdiği için özür dilemedi. İşi, Simun’la değil, İsa’ylaydı. Bu nedenle, hemen masada İsa’nın uzandığı tarafa geçti. Her bir hareketi önceden düşünülmüş ve anlamlıydı. Her bir davranışı abartılıydı. Yoldan dolayı tozlu olan ayaklarına yanaklarını dayadı. Suyu yoktu ama gözyaşları vardı. Metnin asıl dilindeki sözcük bize ‘ayaklarına gözyaşı yağıyordu’ resmini veriyor. Havlusu yoktu ama uzun saçları vardı. Her ikisini de İsa Mesih’in ayaklarını yıkamak için kullandı.   

06 perfume for the feet of jesus99 45Sonra İsa’nın ayaklarını öpmeye başladı. İsa’nın bu din önderine söylediklerini unutmayın: “Sen beni öpmedin, ama bu kadın eve girdiğimden beri ayaklarımı öpüp duruyor.” Bu alışılmadık davranışa neden olan neydi? Onun yüreğini bilen ne demişti? 

“…kendisinin çok olan günahları bağışlanmıştır. Çok sevgi göstermesinin nedeni budur.”

Ortak pek çok Yönümüz Var

Büyük bağışlamadan büyük sevgi doğar. Bu kadın İsa’yla daha önce nerede karşılaşmıştı? Yeni yaşamla ilgili olarak İsa’nın söylediği hangi umut sözleri onun ölü yüreğine yeni yaşam ve suçlu canına ilahi bir af hissi vermişti? Bunu bilmiyoruz. Hangi kalabalıklar arasında, hangi gün, onu bu ana getiren sözleri işitti? Bunu bilmiyoruz. Bir gün cennette ona kendim soracağım, gerçekten soracağım. İstiyorum çünkü ortak pek çok yönümüz var. İşlediğimiz günahlar açısından değil ama günahlarımızın çokluğu nedeniyle sahip olduğumuz ortak aşağılık duygusundan dolayı. Bu ve Kurtarıcımız’ın günahlarımızı taşımak ve bizleri sonsuza dek bunların tutsaklığından özgür kılmak için katlandığı büyük aşağılamanın farkında olmaktan dolayı.


03 image12239 tear tears mmm 45Bir sure önce gözleri ve yanaklarındaki makyajla renkli olan yüzünün gözyaşları nedeniyle bozulduğunu görebiliyor musunuz? İsa’nın arkasında eğilmiş ağlıyor. Saçlarını görebiliyor musunuz? Müşteri çekmek için bir sure önce örülmüş ve süslenmiş olan saçları artık bir havlu işlevi görüyordu. Çok seviyor çünkü çok bağışlandı. Büyük günahkar olan, bağışlanmış bir günahkar oldu çünkü bağışlayan Kişi ölüm ve diriliş aracılığıyla bunu onun adına kazanmıştı. Tanrı çok ya da az günah işleyen bu günahkarlar için sunulan büyük kurtuluş hakkında İncil’de neler söylüyor?

“…bu denli büyük kurtuluşu görmezlikten gelirsek nasıl kurtulabiliriz? Başlangıçta Rab tarafından bildirilen bu kurtuluş, Rab’bi dinlemiş olanlarca bize doğrulandı.” (İbraniler 2:2-3)

İhmal

Sadece büyük günahlar işlediysek başımız büyük dertte diye bir şey yoktur. Sadece zina ettiğimiz, hırsız ya da yalancı olduğumuz için büyük tehlike altında değiliz. Tanrı’nın bizlere sunduğu bu büyük kurtuluşu görmezden geldiğimiz zaman da büyük bir sorunumuz var demektir. Bu ihmal insanı mahvedebilir. İşadamı olan birinin kendini mahvetmesi için mutlaka sahtekarlık yapması ya da borçlu olduğu vergileri ödememezlik etmesi gerekmez. Tek yapması gereken işini ihmal etmektir. Bunu yaptığı zaman zaten işinin mahvolacağı kesindir. Ölümcül bir hastalığa yakalanmış, evinde hasta yatan kadın, kendisini sağlığına kavuşturacak ilaçları almayı reddederse gereksiz bir şekilde ölüme gider. İhmal hepimizi öldürmeye yeter.

Acaba bu fahişe, İsa bir gün kalabalıklara şu sözleri söylerken onların arasında mıydı:

“Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm. Boyunduruğumu yüklenin, benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu, alçakgönüllüyüm. Böylece canlarınız rahata kavuşur.”  (Matta 11:28-29)

08 image11898 god reach hope heaven hand 45Duymuş olsa da olmasa da, sonunda İsa’ya geldiğini biliyoruz. Henüz bağışlanmayı deneyim etmemişti ama sevgiyi tatmıştı. O’nun hakkında bildikleri çok az olsa da, O’nu sevmesine yetmişti. Şöyle dememiş miydi “Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan hoşlanan, meydanlarda selamlanmaya, havralarda en seçkin yerlere, şölenlerde başköşelere kurulmaya bayılan din bilginlerinden sakının.” (Luka 20:46). İsa’nın Ferisiler’in yaşam biçimlerinde gördüğü bir sorun, pozisyon, önemli olma, güç ve liderliğin getirdiği prestijden hoşlanmalarıydı. Ayrıca ikiyüzlüydüler. Doğru görünmek istiyorlardı, insanların görüp alkışlayabilecekleri türden bir ‘doğruluk’ göstermek istiyorlardı. İsa bu insanlar gibi değildi. İnsanlar O’na rahatlıkla yaklaşabilirdi. ‘Sizlerden daha kutsalım’ diyen bir havayla gezinmiyordu ortalıkta. Sevgi doluydu. Güvenini kazanmıştı, alçaltılmış bir yüreğe sahip olmanın getirdiği gerçek ve Tanrı vergisi bir güven.

Buldunuz Mu?

Son olarak, pahalı bir şişe parfüm açtığını görüyoruz. Belki de sahip olduğu tek değerli şey buydu. Bunu İsa’nın cildine sürmek için kullandı. Parfümün kokusu buradaki ironi kadar güçlü. Bütün insanlar arasında Simun’un böyle bir sevgi göstermesi beklenirdi. Dindarların dindarı ve Kutsal Yazılar’ı en iyi bilen o değil mi? Siz de, ben de biliyoruz ki, dindar insanlar inançlarının kuralcı törenlerine sıkışıp kalabilirler ve bunun sonunda, sert davranmaları ve insanların ihtiyaçlarından etkilenmemeleri mümkündür. Bu insanların, bu kadının bulduğunu bulmaları gerekir. Kendi doğruluklarına tutsak oldukları sürece, daha çok çok günah işlemiş bu kadından çok Simun’a benzerler.  

09 image11524 vial perfume sharpened 45Bu kadının İsa’ya tapınması kendisi için büyük bir bedele mal oluyordu. Pahalı bir parfüm şişesine, İsa’nın kirli ayaklarını öpmek, yıkamak ve kurulamak için kendini alçaltmaya mal olmuştu. Parfüm pahalı olsa da, bu kadının ödediği bedelden daha ağır bir bedel vardı. Bence, bu kadının ödediği en ağır bedel, kendi doğruluklarına inanan Ferisiler ve orada yemekte bulunan diğer konukların azar ve reddetmelerini yaşamasıydı.  İsa ona ‘kötü kötü’ bakmamıştı ama masada oturan diğerlerinin böyle yapmadığını düşünmek neredeyse olanaksız. Simun’un içsel düşüncelerinden belli olan kibiri gözlerine de yansımış olmalı. Diğer konuklar için de aynısı geçerli. Konukların yüzlerinde ‘Senin ne işin var burada?’ diyen bir ifade olmalıydı. Kadın, soğuk ve çelik gibi bakan gözleri üzerinde hissetmiş olmalı ama o İsa’yı görüp O’na tapınmak istiyordu. Bu isteği, konuklardan dolayı duyduğu korkudan daha büyüktü. Onların küçük görmesi büyük bir bedeldi ama kadına göre buna değerdi.

Kadın, Simun’un değerini bilmediği hangi hazinenin değerini biliyor? Yanıt çok basit. Tanrı’nın sevgisi. Bu sevginin onu ne zaman etkilediğini bilmiyoruz. İsa cüzamlılara dokunup onları iyileştirdiğinde orada mıydı? Bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz, İsa’ya susamış olarak geldi. Suçları nedeniyle susamıştı. Pişmanlıkları nedeniyle susamıştı. Sayısız geceler boyunca erkeklerle beraber olup sevgiyi bulamamış olmaktan dolayı susamıştı.

İsa ona lütuf kasesini uzattığında kadın içiyor. Sadece tatmakla ya da bir yudum almakla kalmıyor. Parmağını batırıp yalamıyor ya da kaseyi alıp azıcık yudumlamıyor. İçeceği ağzına götürüyor ve susuzluktan kavrulmuş bir yolcu gibi kana kana içiyor. Tanrı’nın merhameti, çenesinden boynuna ve omuzlarına akana kadar içiyor. Canının her bir hücresi ferahlayıncaya kadar içiyor. Susamış olarak geliyor ve içiyor. Derin derin.


10 747 principle1 45Diğer taraftan Simun, susuzluğunun farkında değil. Simun gibi insanların lütfa ihtiyacı yoktur. Onlar lütfu incelemekten memnundur. Tanrı’ya merhamet için yalvarmazlar. Simun’un bağışlanması mümkün değilmiş gibi bir durum yoktu ortada. Sorun hiç bağışlanmayı istememesi. Böylece kadın içerken o böbürleniyor. Kadının verecek çok sevgisi varken Simun’un verecek hiç sevgisi yok. Neden? Buna 747 İlkesi diyebiliriz: “Bu nedenle sana şunu söyleyeyim, kendisinin çok olan günahları bağışlanmıştır. Çok sevgi göstermesinin nedeni budur. Oysa kendisine az bağışlanan, az sever.” (Luka 7:47)

Aynı isme sahip jumbo jet gibi, 747 İlkesinin kanatlarını geniştir. Uçak gibi, bu gerçek sizi başka bir yüksekliğe çıkartabilir. Bir kez daha okuyun “…kendisine az bağışlanan, az sever.” Diğer bir deyişle, almadığımızı veremeyiz. Hiç sevgi görmediysem nasıl başkalarını sevebilirim? Tanrı’nın verdiği türden sevgiyi hiç görmediysek başkalarını nasıl aynı şekilde sevebiliriz? 

Nasıl da sevmeye çalışıyoruz! Sanki irade gücüyle sevgiyi yaratabilirmişiz gibi. Sanki içimizde sadece biraz odun ya da daha sıcak bir ateşe ihtiyacı olan bir damıtma tesisi varmış gibi. Kararlılıkla dürtüyoruz, dokunuyoruz. Sorunlu bir ilişkiyi düzeltmek için tipik stratejimiz nedir? Daha fazla gayret etmek.

“Eşimin onu bağışlamama ihtiyacı mı var? Bilmiyorum ama ona bunu vereceğim.”
“Ne kadar acırsa acısın umrumda değil, işeyaramaz patronuma karşı iyi davranacağım.”

İlk Önce Sevgi Almak

11 image7340 identity self mirror 45İşte böyle gayret ediyoruz. Dişlerimizi sıkarak. Kararlı bir şekilde. Ama sonra geçmişte bizi inciten şeyleri hatırlıyoruz ve bunları bağışlamamız ya da iyi davranmamız gereken insanları incitmek için bir mazeret olarak kullanıyoruz. Tekrar. Ve tekrar. Kendimizi bu kadar korumaya çalışırken, bu kadar tepkiselken ve bu kadar çabuk kırılırken nasıl başarılı olabiliriz? Sevmeyi öğrenme sürecinde bir adımı atlıyor olabilir miyiz? İlk sevgi adımının başkalarına değil de, bize karşı olması gerekiyor olabilir mi? Sevmenin sırrı almak olabilir mi? İlk önce sevgiyi alarak sevgi veriyor olabilir miyiz? “Bizse seviyoruz, çünkü önce O [Tanrı] bizi sevdi.” 

Daha çok sevebilmeyi istiyor musunuz? Tanrı tarafından çok sevilen bir Tanrı çocuğu olduğunuzu kabul ederek başlayın. Bu konuda İncil’den öğrenebilirsiniz. “Bunun için, sevgili çocukları olarak Tanrı’yı örnek alın. Mesih bizi nasıl sevdiyse ve bizim için kendisini güzel kokulu bir sunu ve kurban olarak nasıl Tanrı’ya sunduysa, siz de öylece sevgi yolunda yürüyün.” (Efesliler 5:1-2)

Gerçek bağışlanmayı öğrenmek ister misiniz? Bağışlanmanız üzerinde düşünün. Yoksa, gerçekten bağışlanmadınız mı? Sonsuza dek bütün günahlarınız bağışlandı mı? Tanrı’nın eksiksiz bağışlamasının farkında değilseniz, Tanrı’nın size yazmış olduğu bir sevgi mektubu olan İncil’i okuyun: “Birbirinize karşı iyi yürekli, şefkatli olun. Tanrı sizi Mesih’te bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın.” (Efesliler 4:32)

12 image11525 galaxy space moons 45Başkalarına öncelik vermekte zorlanıyor musunuz? İsa Mesih’in size öncelik vermesini düşünün. Evet, doğru okudunuz. İsa Mesih size hizmet etmek için geldi. Nitekim, O’nun yüreğinde şu anda en önemlisiniz. Sayısız galaksileri değil. Vahşi ormanlardaki aslanları değil. Onlar değil, siz. Siz. ‘Hizmetkar’ sözünü işittiğiniz zaman aklınıza ne gibi resimler geldiğini bilmiyorum. Belki, en sevdiğiniz restorandaki garsonu düşünüyorsunuz. Aileniz için yorgunluk nedir bilmeden çalışan teyzeniz ya da anneniz aklınıza geliyor olabilir. Ben ‘hizmetkar’ sözünü işittiğim zaman İsa’yı düşünüyorum. İncil’i çalışmaya başlamadan önce böyle düşünmezdim. Ama artık böyle düşünüyorum.

“İsa onları yanına çağırıp şöyle dedi: “Bilirsiniz ki, ulusların önderleri sayılanlar, onlara egemen kesilir, ileri gelenleri de onlara ağırlıklarını hissettirirler. Sizin aranızda böyle olmayacak. Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkârı olsun. Aranızda birinci olmak isteyen, hepinizin kulu olsun. Çünkü İnsanoğlu bile hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.”” (Markos 10:42-45)

Daha sabırlı olmanız gerekiyor mu? Tanrı’nın sabrından daha çok alın. “Size karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor.”  (2.Petrus 3:9)

Cömertlik yaşantınızda pek akla gelmeyen bir erdem mi? Tanrı’nın size karşı ne kadar cömert olmak istediğini düşünün. “Tanrı ise bizi sevdiğini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkârken, Mesih bizim için öldü.” (Romalılar 5:8). “Rabbimiz İsa Mesih’in lütfunu bilirsiniz. O’nun yoksulluğuyla siz zengin olasınız diye, zengin olduğu halde sizin uğrunuza yoksul oldu.” (2.Korintliler 8:9). “Tanrım da her ihtiyacınızı kendi zenginliğiyle Mesih İsa’da görkemli bir biçimde karşılayacaktır.” (Filipililer 4:19)


Huysuz İnsanlarla Uğraşmak

13 image10807 gossip 45Minnettarlık nedir bilmeyen akrabalar ya da huysuz komşularla uğraşmakta zorlanıyor musunuz, onları sevmek yerine onlar hakkında dedikodu mu yapıyorsunuz? Siz aynı şekilde davrandığınız zaman Tanrı’nın bununla nasıl uğraştığını düşünün. “…Yüceler Yücesi…nankör ve kötü kişilere karşı iyi yüreklidir.” (Luka 6:35)

Biz de böyle sevebilir miyiz? Tanrı’nın sevmemizi istediği gibi sevebilir miyiz? Tanrı’nın sevgisi olmadan bunu yapmamız olanaksızdır. Tanrı’nın sevgisi olmadan olmaz. Bir süre için başarılı olabiliriz. Simun gibi bir kapı açabiliriz. Ama ilişkilerimiz sadece sosyal bir takım hareketlerden fazlasını gerektirir. Eşlerimiz bizim gösterdiğimizden çok daha fazla bencil olmayan sevgiye ihtiyaç duyarlar. Çoğu arkadaşımız yaşadıkları nedeniyle onlar için gözyaşı dökmemize ihtiyaç duyar. Çocuklarımız, sert ve teşvik kırıcı sözlerimizden çok sevgimizin hoş kokusuna ihtiyaç duyarlar. İster inanın ister inanmayın, düşmanlarımız da sevgimizin hoş kokusuna ihtiyaç duyar. Aslında bizim sevgimize değil. Tanrı’nın sahip olduğu sevgi türünden söz ediyorum. “Ama siz düşmanlarınızı sevin, iyilik yapın, hiçbir karşılık beklemeden ödünç verin. Alacağınız ödül büyük olacak, Yüceler Yücesi’nin oğulları olacaksınız. Çünkü O, nankör ve kötü kişilere karşı iyi yüreklidir.”  (Luka 6:35)

14 image10941 number 3 three xxx 45Nasıl bir sevgi düşmanını sevebilir? Doğuştan sahip olduğumuz sevginin bunu yapamayacağı kesindir. İncil’de Tanrı’nın sevgisi hakkında okuduğunuzda bunun genel ‘sevgi’ anlayışımızdan farklı olduğunu görüyorsunuz. İncil’in asıl olarak yazıldığı dilde ‘sevgi’ olarak çevrilebilecek üç ayrı sözcük vardı. Tutkulu adanmışlığın sevgisi vardır: Eros. Sıcak, kardeşçe sevgi vardır: Filia. Sonra, Tanrı’nın verdiği tür sevgi vardır: Agape. İsa öğrencilerine düşmanlarına aşık olmalarını ya da aileleri ya da arkadaşlarına karşı hissettikleri türden sevgi hissetmelerini söylemedi. Agape sevgisi, lütufkardır, kararlıdır ve insanların iyiliği için etkin ve gerçek bir ilgi gösterir. Nefret, lanet ya da kötü davranışlarla yıldırılamaz. Gösterilmesi sonucunda ne gibi sonuçlar doğuracağıyla ilgili hesaplarla sınırlanamaz. Agape sevgisi sadece Tanrı’nın doğasına bağlıdır. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez, ödül peşinde değildir ve hak edilmez. Tanrı böyle sevmez, sevgili dostum. Tanrı bizden çok farklı bir şekilde sever.  

Daha çok sevmemiz, daha çok bağışlamamız, daha az bencil, daha sabırlı ve daha cömert olmamız gerektiğini biliyorsak, o zaman neden başarısız olduk? Bu şeyleri kendimiz almadıysak nasıl başkalarına verebiliriz? Vermemiz gereken şey bizde yoktu ki.

Tanrı insanın içinin nasıl olduğuyla ilgili çok güzel bir resim çizmiyor. Eski Antlaşma’da ne diyor? “Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, iyileşmez, Onu kim anlayabilir?” (Yeremya 17:9, Eski Antlaşma). Nefes alıp verdiğimiz kadar doğal bir şekilde yalan söylüyoruz. Yalan söylemek insan için neredeyse refleks gibi bir şey haline geldiği için artık kime güvenebileceğimizi bilmiyoruz. Bizden büyükler, yaşıtlarımız yalan söylüyorlar ve hiçbir şey olmuyor. O zaman neden yalan söylemeyelim ki? Din önderi sayılan Simun, İsa’yı neden yemeğe davet ettiği konusunda dürüst değildi, öyle değil mi?

Pazar öğleden sonra kapı çalıyor. Kapıyı açan evin küçüğü. Kapıdaki kişi dört yaşındaki bu kıza babasıyla konuşmak istediğini söylüyor. Çocuk şöyle cevap veriyor, “Babam duşta ama bana size evde olmadığını söylememi istedi.”

Başkalarına Vermemiz Gereken Şey Bizde Yok

15 homepage person 43 sharpened 45Dışarıdan bir kaynağın yardımına ihtiyacımız var. Çok uzaklardan! İlahi, yaşam değiştiren bir şekilde bu tür sevginin Tanrı’dan bize nakline ihtiyacımız var. Bunu vurgulamak istiyorum, inancımıza ya da dinle ilgili görevlerimize daha fazla adanmışlık göstermeye ihtiyacımız yok. Tanrı’nın sevdiği gibi seveceksek, Tanrı’nın sevgisini almaya başlamalıyız. Tanrı’nın sahip olduğu türden sevgiyi almadan başkalarını sevmeye çalışmak, bankaya çeki karşılayacak miktar parayı yatırmadan birine büyük bir miktar için çek yazmak gibidir. Bu durumda, Tanrı’nın sahip olduğu türden sevgiyle yaşamak ve sevmek için, sevgiyi karşılayanın Tanrı olması gerekir. 

Yüreklerimizde yeterli sevgi olmadığını söylemek bunun en hafif ifadesi olacaktır. Bize sürekli kaba konuşuluyorsa, büyük bir kalabalık içinde sürekli itilip kakılıyorsak ve daha güzel, zengin ya da eğlenceli biri için eşimiz tarafından terk edildiysek yaşamımızda nereye başvurabiliriz yardım için? Sevmenin sırrı nedir? Sevmenin sırrı sevilerek yaşamaktır. Daha da belirgin bir şekilde, Tanrı tarafından sevilmektir. Yaptıklarımız için değil, Tanrı sevgi olduğu için Tanrı tarafından sevilmektir. İncil’in kapanış kısımlarından birinde olayların doğru sırasına dikkat edin:

BİRİNCİ ADIM: “Tanrı biricik Oğlu aracılığıyla yaşayalım diye O’nu dünyaya gönderdi, böylece bizi sevdiğini gösterdi. Tanrı’yı biz sevmiş değildik, ama O bizi sevdi ve Oğlu’nu günahlarımızı bağışlatan kurban olarak dünyaya gönderdi. İşte sevgi budur.” (1.Yuhanna 4:9-10)

Agape sevgisi karşılığında hiçbir şey beklemeden verir ve feda eder. Daha önce alıntı yaptığım bir ayette İsa bu tür sevgiden söz ediyor:

“Ama siz düşmanlarınızı sevin, iyilik yapın, hiçbir karşılık beklemeden ödünç verin. Alacağınız ödül büyük olacak, Yüceler Yücesi’nin oğulları olacaksınız. Çünkü O, nankör ve kötü kişilere karşı iyi yüreklidir.”  (Luka 6:35)

Tanrı hayatlarımızda inanılmaz büyük bir kaynağı olanaklı hale getiriyor. Tanrı, sevgisinin nasıl bir sevgi olduğunu ve bu sevgiyi nasıl eyleme döktüğünü anlatıyor. Tanrı’nın sevgisine karşılık verirsek ve bize bu sevgiyi gösterme biçimini kabul edersek ve İsa’yı Kurtarıcımız olarak kabul edersek, deyim yerindeyse, çek defterimizi çıkartıp insanlara O’nun sevgisiyle çek yazmaya başlayabiliriz. 2. adımda bunu görüyoruz.


16 image5266 read sharpened 452. ADIM: “Sevgili kardeşlerim, Tanrı bizi bu kadar çok sevdiğine göre biz de birbirimizi sevmeye borçluyuz.”  (1. Yuhanna 4:11)

İkinci adım, ancak insan birinci adımdan sonra bu adıma ulaşırsa mümkün olabilir. Birinci adımda anlatıldığı gibi Tanrı’nın sevgisini aldığınız zaman sevemeyeceğiniz kimse yoktur. Çoğu insan bize sevmemizi söyler ama ancak Tanrı bize sevme gücünü verebilir. Tanrı, sevgisi ve sağladığı Kurtarıcı için kendisine teşekkür edenleri sevgisiyle güçlendirir. Eğer İncil’i düzenli olarak okuyan biriyseniz, yukarıdaki ayetteki dilin kullanıldığı başka bir ayeti hatırlayacaksınız: 

“Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.”  (Yuhanna 3:16)

Sizi De Kapsar!!!

Bu, İncil’de en çok tanınan ayettir. İsa dünyadayken sahip olduğu görevi anlatıyor. Ayrıca, bizlere Tanrı’nın bizi sevmeyi seçtiğini hatırlatıyor. Sevgisini belli ölçülerle sınırlamadı; sadece iyi olanları, sadece yasaya uyanları vs. sevmekle sınırlamadı. Tanrı’nın sahip olduğu tür sevgi karşılıksız ve dolu dolu dünyaya dökülür. Sizi de kapsar!!! Tanrı’nın insanlığa duyduğu kendini feda eden sevgisinin ateşiyle sayısız soğuk ve bencil ölümlü yürek alevlendi. Tanrı’nın sevgisi, olağanüstü lütfunda görülür. Tanrı’nın bize Oğlu İsa’yı vermesini gerektiren ahlaki bir kural yoktu. Tanrı’yı yaptığını yapamaya zorlayacak bir sorumluluğu yoktu. Tanrı’nın sevgisi veren bir sevgidir, tepkisel değildir. 

17 image11530 thermostat 45Termometre ısıya tepki verir. Ölçtüğü sıcaklığa göre yukarı ya da aşağı iner. Tanrı’nın agape sevgisi termometre gibi değildi. Termostat gibidir. Termostat kendini ısıya göre ayarlamaz. Aynı şekilde kalır ve odanın sıcaklığını kendine göre ayarlar.  

Daha önce de belirttiğim gibi, Tanrı’nın sevgisi, insan sevgisinden çok farklıdır. Tanrı’nın sevgisi koşulsuzdur ve duygulara ya da hislere bağlı değildir. Sevilebilir olduğumuz ya da O’nda iyi hisler uyandırdığımız için bizi sevmiyor. Tanrı bizi kendisi sevgi olduğu için seviyor. Ayrıca, Tanrı bizleri kendisiyle sevgi dolu bir ilişkiye sahip olmamız için yarattı. İsa’nın dünyaya geldiği zamanki görevi, bir zamanlar Tanrı’yla sahip olduğumuz ama günahımızın mahvettiği ilişkiyi eski gönencine kavuşturmaktı. Günahımızın verdiği zarar Eski Antlaşma’da canlı bir şekilde betimleniyor:

“Bakın, RAB’bin eli kurtaramayacak kadar kısa, kulağı duyamayacak kadar sağır değildir. Ama suçlarınız sizi Tanrınız’dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesinizi işittiremez oldunuz.”  (Yeşaya 59:1-2, Eski Antlaşma)

Tanrı’yı hoşnut etmek ve Tanrı’yla aramızdaki ayrılık arasında köprü kurmak için yapmaya çalıştığımız iyi işlere ne demeli? Tanrı’nın kabulünü hak etmeye çalışma çabalarımıza ne demeli? Üzdüğüm birini selamlamak için oturma odasının diğer yanına geçmem gibi bir şey. Kirliyim, doğruluğum yok. Bu kişinin duvardan duvara beyaz halısı üzerinde bıraktığım izi azaltmak için ayakkabılarımı çıkarmışım. Pislik içimden geldiği için çoraplarımı çıkarmam ya da hamamda bir saat geçirmemin hiç faydası olmayacaktır. Kirliyim ve odada attığım her adımla durumu daha da kötüleştiriyorum. Vahiy almış peygamber şöyle söylüyor: “Hepimiz murdar olanlara benzedik. Bütün doğru işlerimiz kirli adet bezi gibi.” (Yeşaya 64:6, Eski Antlaşma)

18 image8461 heart sinful sin long 45Dış görünüşümüzü önemsemek ve iyi görünmeye çalışmak için elimizden geleni yapmanın yanlış olan bir yanı yoktur. Bizim ailede sabah ilk kalkan her zaman ben olurum, bu nedenle ilk yüzünü yıkayan da benim. Fakat ulaşamadığım bir yer var ve bu nedenle burayı yıkayamam. Varlığımın en önemli parçası. Tanrı’nın içimizde gördüklerinin farkında mıyız?    

“RAB insanın gördüğü gibi görmez; insan dış görünüşe, RAB ise yüreğe bakar.” (1. Samuel 16:7, Eski Antlaşma)  

İsa, Tanrı önünde en büyük sorunumuzun içimizde olduğunu söyledi. Ahlaksal anlamda bizi kirleten ve Tanrı önünde kabul edilemez hale getiren şeyin içimizden geldiğini söylüyor.

“İsa, halkı yine yanına çağırıp onlara, “Hepiniz beni dinleyin ve şunu belleyin” dedi. “İnsanın dışında olup içine giren hiçbir şey onu kirletemez. İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır.” İsa kalabalığı bırakıp eve girince, öğrencileri O’na bu benzetmenin anlamını sordular. O da onlara, “Demek siz de anlamıyorsunuz, öyle mi?” dedi. “Dışarıdan insanın içine giren hiçbir şeyin onu kirletemeyeceğini bilmiyor musunuz? Dıştan giren, insanın yüreğine değil, midesine gider, oradan da helaya atılır.” İsa bu sözlerle, bütün yiyeceklerin temiz olduğunu bildirmiş oluyordu. İsa şöyle devam etti: “İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır. Çünkü kötü düşünceler, fuhuş, hırsızlık, cinayet, zina, açgözlülük, kötülük, hile, sefahat, kıskançlık, iftira, kibir ve akılsızlık içten, insanın yüreğinden kaynaklanır. Bu kötülüklerin hepsi içten kaynaklanır ve insanı kirletir.”  (Markos 7:14-23)

Kapatmasının Yolu Var Mı? 

Tabii ki, bizler için fiziksel olarak zararlı olacak şeyler yiyip içebiliriz. Gelecek vaat eden bir işim varken işimden ayrılmamın nedenlerinden biri yönetimde bulunanların çok içiyor olmasıydı. Şirketten ayrılmadan önce orada çalışan bir meslektaşım öldü. Alkol karaciğerini mahvetmiş ve nihayet arkadaşımı öldürmüştü. Öyle ölmek istiyor muydum? Kim ister ki? Fakat, İsa, insanı mahveden şeyin özünün insanın içinde olduğunu söylüyor. Kirli bir kaynağın kirli su fışkırtması gibi günahkar yüreğimiz düşüncemizin, fantezilerimizin, istek ve tutkularımızın yozlaşmasına neden olur. İster beğenin ister beğenmeyin, içimizde devamlı günah pompalayan bir makineye benzeyen günahkar bir yürek var. İnsanın bu makineyi kapatmasının yolu yoktur!! Tanrı insan yüreği için tam olarak bunu söylemiştir: “Yürek her şeyden daha aldatıcıdır. İyileşmez. Onu kim anlayabilir?”  (Yeremya 17:9, Eski Antlaşma)

İşte, bu noktadayız. Bizler, köprünün olmadığı bu uçurumun bir tarafındayız, günahkar ve yozlaşmış olarak burada bulunuyoruz. Tanrı ise diğer tarafında günahsız ve pak. Tanrı’yla aramızdaki ayrılığın nedeni O’nun günahsız ve pak olan karakteridir. “Kötüye bakamayacak kadar saftır gözlerin.” (Habakkuk 1:13, Eski Antlaşma). Zaman içinde günahlı şeylere alışıyoruz. Tanrı öyle değil. Tanrı huzurunda günaha izin vermez ve buna cennet de dahildir. Tanrı günaha bakamaz.


19 image10188 question mark 45Buradaki çıkmazı görüyor musunuz? En azından bizim açımızdan bir çıkmaz gibi görünüyor, değil mi? Tanrı bizleri agape sevgisiyle sevdiği için kendisi ve bizim aramızdaki bu ayrılığın devam etmesine izin veremez. Tanrı’nın sevgisi yetkindir. Hiçbir zaman ılık olmaz. Fakat insan adaletinden farklı olarak Tanrı’nın adaleti de yetkindir. Yetkin bir adalet anlayışına sahip olan Tanrı günahın cezasız kalmasına izin veremez. Eğer izin verse, artık adil olamaz. Yetkinlik Tanrı’nın doğasında vardır ve Tanrılığından vazgeçmeden kendi doğasına karşı gelemez. Dünyada adil olmayan bir yargıç yasayı çiğneyen birini görmezden gelebilir – rüşvet için ya da adam eski bir tanıdığı olduğu için ya da başka bir nedenle. ‘Bunu görmezden geleceğim. İstediğimi yaparım’ diyebilir. Adil olmayan bir yargıç böyle düşünebilir ama yetkin bir yargıç böyle düşünmez.

Adil olmayan bir yargıcın durumumuzu dikkate alıp bizi hafif bir cezayla geçiştireceğini umut ettiğimiz zamanlar olabilir. Yasayı biz çiğnediğimiz zaman. Peki yasayı çiğneyen biz değil de, bizi etkileyecek şekilde başkası olsa? Sevdikleri bir seri katilin elinde ölen birine ne istediklerini sorun. Adalet isterler. Adil olan bir yargıç isterler. Seri katil henüz yakalanmadıysa, medyaya ne derler? Katil bulunup öldürülmedikçe rahat edemeyeceklerini söylerler. Adalet yerine getirilene kadar esenlik bulamazlar.

Yasa çiğneyen kişilerin cezalandırılması gerekmez mi? Tanrı buyruklarını çiğnediğimizde bizleri cezalandırmalı mı? Adil bir yargıçsa cezalandırması gerekmez mi? Söylediğim gibi, buradaki çıkmazı görüyorsunuz.

Vermeyi İsteyen Bir Sevgi

Tanrı’nın agape sevgisi erdemlere bakmadan verilir. Vermeyi isteyen bir sevgidir. Sevilen için mümkün olan en iyiyi ister, bu kişi bunu hak etmese de. Buradaki çatışma nedir? Yetkin adalet ceza gerektirir ama yetkin sevgi barıştırma ister. ‘Bu sorun konusunda ne yapacaksınız?’ 20 eternity77 your eternity 45Aslında, bu soruyu size soramam çünkü siz Tanrı değilsiniz. Benim gibi, siz de Tanrı gibi düşünmüyorsunuz, Tanrı gibi davranmıyorsunuz. Tanrı tamamıyla bizim anlayışımızın ötesindedir. Sevgisi, anlayabileceğimizden çok daha büyüktür. Kutsallığı bizim için anlaşılmazdır. Ayrıca, Tanrı adalet anlayışını bizim adalet dağıtma anlayışımıza indirgemenize izin vermez.

Tanrı büyük müdür? Ne kadar büyüktür? Tanrı insanın cezasını ödemeye karar verse, bunu yapabilir mi? Tanrı için fazlasıyla zor olan bir şey var mıdır? Dünyamızı insan biçiminde ziyaret edebilir mi? İnsanlığı giyinebilir mi? Bu, O’nun tanrılığını azaltır mı? Dünyada ve milyonlarca ışık yılı uzaktaki diğer yıldız sistemlerinde olan her şeyin Tanrısı olabilir mi? ‘Hayır, Tanrı yapamaz’ demeyin. Neden mi? Çünkü Tanrı bunu yaptı. Tanrı aramıza gelip bir sure için insan olarak yaşadı – acıyı hissetmek, aç kalmak ve bizim hissettiğimiz her şeyi hissetmek için – hatta ölümü bile. Tam bir insan ve tam bir Tanrı’ydı. Ancak Tanrı böyle bir şeyi tasarlayıp gerçekleştirebilirdi. Tanrı’nın yaptıkları insanın bildiği araçlar ya da tablolarla ölçülemez. Cennetten dünyaya gelişi, bizim buradan oraya gitmek için kullandığımız haritaların tamamen dışındadır.

Oraya İsteyerek, Gönül Rızasıyla Gitti

O, Tanrı olduğu için günah için kendi borcunu ödemesi gerekmiyordu. Yetkindir ve bu nedenle günahsızdır. İsteyerek, gönül rızasıyla, ölüm tepesine gitti, günahlarımızın cezasını ödemek için kendisini öldürmelerine izin verdi. O’na İsa dediler. Ben ise O’na Kurtarıcı ve Rab diyorum. Bizim uğrumuza canını verdi ve tanrılığını kanıtlamak için ölümden dirildi. Aynı İsa’nın çarmıha gerilmeden birkaç gün önce dediklerine kulak verin:

“Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir. Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.”  (Yuhanna 10:10,18)

21 image11527 cool text fully 45 greenTam bir Tanrı mı? Evet. “Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı. Yaşam O’ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı.”  (Yuhanna 1:1, 3-4)

Tam bir insan mı? Evet, “Söz, insan olup aramızda yaşadı.”  (Yuhanna 1:14)

Din önderi Simun o gün Tanrı’nın dünyaya Kendisi ve bizler arasındaki uçurum arasında köprü kurmaya geldiğini anlamamıştı. “Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı ve barıştırma sözünü bize emanet etti.” (2. Korintliler 5:19). Simun’un hatası birinci yüzyıldan beri defalarca tekrarlanmıştır. 

İnsanın kendisi için yarattığı büyük sorun Tanrı’nın bağışlama armağanını kabul etmemesidir. Bu armağanı hak etmeye çalışıyoruz. Hakkını vermeye çalışıyoruz. Cennetin üzerinde bir fiyat etiketi olduğunu ve bunu satın almak için gereken ruhsal yeterliliğe sahip olduğumuzu düşünüyoruz. Oysa Tanrı, bir kerede sonsuza dek geçerli olacak bir afla cennete girişimizi güvence altına almıştır.


22 image11531 error message 45 sharpenedtextSimun İsa’yla yemekte sadece bir değil, üç büyük hata yaptı. Burada İsa kapısına geldiğinde, O’nu o dönemin sosyal kurallarına uygun bir şekilde karşılamamasından söz etmiyorum. Bakın, bu din önderi kendi kendine ne dedi:

“İsa’yı evine çağırmış olan Ferisi bunu görünce kendi kendine, “Bu adam peygamber olsaydı, kendisine dokunan bu kadının kim ve ne tür bir kadın olduğunu, günahkâr biri olduğunu anlardı” dedi.”  (Luka 7:39)

1. HATA –  Simun İsa’yı ne Kurtarıcı olarak sahiplendi, ne de peygamber olarak saydı. İsa, Tanrı tarafından peygamber olarak gönderilmiş olsaydı, Simun İsa’nın bu kadının karakterini bileceğini ve onu azarlayacağını düşünüyordu. Simun, aceleyle İsa’nın değerli olanla değerli olmayanı ayırt edebilmesi gerektiği sonucuna varıyor.

Tanrı’nın Sevgisi İnsan Sevgisi Gibi Değil

Kim Tanrı’nın sevgisini alacak değere sahiptir? Tanrı hepimizi seviyor ama hiçbirimiz buna layık değiliz. Sevgili dostum, Tanrı’nın agape sevgisi için sevin! Tanrı bizden çok farklıdır. “Çünkü gökler nasıl yeryüzünden yüksekse, yollarım da sizin yollarınızdan, düşüncelerim düşüncelerinizden yüksektir.” (Yeşaya 55: 9, Eski Antlaşma). Benzer şekilde, Tanrı’nın sevgisi insan sevgisi gibi değildir! Tanrı’nın sevgisi bizler için İsa’nın bizim yerimize günahlarımız için öldüğü o ölüm tepesinde resmedilmiştir. İşte burada harekete geçen Tanrı’yı görüyoruz. İşte Tanrı’nın agape sevgisini, bunu kabul eden herkesin yaşamında şöyle görüyoruz:  

“Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez.  Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolay kolay öfkelenmez, kötülüğün hesabını tutmaz. Sevgi haksızlığa sevinmez, gerçek olanla sevinir. Sevgi her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi umut eder, her şeye dayanır. Sevgi asla son bulmaz.”  (1. Korintliler 13:4-8)

23 image834 humility 45İncil’de Simun’un, dindar biri olarak dindarca yaptığı işlere güvenerek ölüp ölmediğini bilmiyoruz. Umarım öyle olmamıştı. Umarım, İsa’yı evinde konuk ettiği o akşam, dindar sözler ve görevlerle dolu bir yaşamdan Tanrı’yla kişisel bir ilişkiye sahip olduğu bir yaşama geçmeye karar verdiği akşam olmuştur. Öyle olduysa, o gece Tanrı’nın agape sevgisinin nitelikleri kendilerini Simun’un yaşamında göstermeye başlamıştır. Örneğin, ertesi gün ilk yapacağı şeylerden biri eskiden fahişe olan o kadını bulup bir akşam önce kendisine yönelttiği aşağılayıcı bakışları için ondan özür dilemek olurdu. O sabah Filistin’de insanları toplu olarak öldürdüğü için, Saddam Hüseyin gibi asılan biri varsa, Simun bu adamın ölümünde sevinemezdi. Ölüm cezasının haklı olduğunu düşünebilirdi ama adamın ölümünden dolayı sevinç duyamazdı. Neden mi? Tanrı sevinmez de ondan, Tanrı diyor ki:

“Ben kötü kişinin ölümünden sevinç duymam.”  (Hezekiel 18:23, Eski Antlaşma)

Nasıl Affedebilir?

Tanrı’nın agape sevgisi kimsenin kötülüğünü istemez. İsteyerek kimseyi incitmez ya da kimseye karşı haksızlık yapmaz. Başkalarının hataları ya da başarısızlıklarından sevinç duymaz. Bu, Tanrı’nın sevgi Tanrısı olduğu için yasatanımazlığı görmezden geleceği anlamına mı geliyor? Eminim, Tanrı’nın karşı karşıya olduğu sözde çıkmazı anlattığım sayfayı Tanrı hakkında uzun zamandır okuduğunuz en derin anlayışa sahip gerçeklerden biri olarak gördünüz. Tanrı günahımızı ‘affederse’ nasıl adil olabilir? Tevrat, Zebur ve İncil’in söylediği gibi Tanrı günahı ciddiye alıyorsa ve mahkum ediyorsa, nasıl affedebilir?

24  image 8713 bloody crossŞu ana kadar İsa’nın günahlarımızın bedelini neden kanıyla ödediğiyle ilgili bir neden vermedim. Neden kanının dökülmesi gerekti? Neden yaşam alınması gerekti? Tevrat’taki bu ayet ve İncil’den alıntı yaptığım sonraki iki ayet Tanrı’nın neden bu şekilde davrandığını açıklıyor: “Çünkü canlılara yaşam veren kandır. Ben onu size…kendinizi günahtan bağışlatmanız için verdim. Kan yaşam karşılığı günah bağışlatır.” (Levililer 17:11, Eski Antlaşma)

Kan yaşamı temsil eder. İncil şöyle açıklıyor, “kan dökülmeden bağışlama olmaz.”  (İbraniler 9:22). Tanrı Kutsal Kitap boyunca et ve kandan insanlar olduğumuz için günahımızın bedelini ödemek için, günahı ortadan kaldırması için kan akıtılması gerektiğini açıklamıştır. İsa da dünyaya bunu yapmak için geldi. Sanki mahkemedeki Yargıç günahkar için ölüm cezası veriyor. Çünkü “Günahın ücreti ölümdür” (Romalılar 3:23). Sonra da suçluyu böyle bir agape sevgisiyle sevdiği için cüppesini çıkarıp tokmağını bırakıp mahkum olmuş günahkarın cezasını kendisi ödüyor. İsa böyle yaptı ve şöyle dedi: “Hiç kimsede, insanın, dostları uğruna canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur.”  (Yuhanna 15:13) 

İsa bunu çarmıha gerilmeden birkaç saat önce söyledi. Yerimize ölürken şöyle diyordu, “Bende böyle bir sevgi bulacaksınız.” (Hayret bir şey, ya!) “Bende böyle bir sevgi bulacaksınız.” 

Simun’un ilk büyük hatası o gün yemeğe sadece bir peygamber çağırdığını düşünmesiydi.


25 image7463 sin ruin separate sharpened 452. HATA –  Simun sadece Tanrı’yı yanlış anlamakla kalmadı, kendisini de olduğundan daha büyük gördü. Bu hepimizin çok sık düştüğü bir hatadır. Simun İsa’nın kendisine dokunan kadının günahkar olduğunu anlamasını gerektiğini söyledi. Simun kendi dönemindeki diğer din adamları gibiydi. Uslanmaz günahkarlarla yakın olmayı uygunsuz sayarlardı. Peki daha az günahkarlar? Simun gibi? Bir taraftan dindar gibi görünüp günahkar düşüncelerini ve fantezilerini saklayanlar? Gerçek şu ki, Simun’un yüreği doğal olarak fahişelerinki kadar aldatıcıydı. “Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, iyileşmez, Onu kim anlayabilir?”  (Yeremya 17:9, Eski Antlaşma). Kadının bağışlanması gereken çok günahının olduğu kesin ama Simun’un da en az o kadın kadar Tanrı’nın bağışlamasına ihtiyacı vardı. İsa kadına, “Günahların bağışlandı” dedi. Simun’u da bağışlardı ama Simun bağışlanması gerektiğini düşünmüyordu. 

3. HATA –  Simun İsa’nın görevini anlamadı. İsa’nın yaşamının büyük amacını anlayamadı. İsa’nın söylediklerini doğrudan ya da başkaları aracılığıyla duymamış mıydı? “Nitekim İnsanoğlu, kaybolanı arayıp kurtarmak için geldi.” (Luka 19:10). [İsa’nın kendisi için kullandığı bu unvanı anlamak için Sorular bölümünde İncil’i Okumaya Yeni Başladım ve İsa’nın Unvanlarından Biri Kafamı Karıştırdı. ‘İnsanoğlu’ Diyor. Bu, Ne Demek? adlı sorunun yanıtını okuyun.] Ben, Simun’un bu bildiriden haberi olduğuna inanıyorum çünkü daha önce de söylediğim gibi din önderleri İsa’nın her hareketini izliyorlar, söylediği her şeyi kaydediyorlardı böylece O’nu tuzağa düşürüp tutuklatmak istiyorlardı. Simun’un İsa’nın söylediklerini Romalı yetkililer tarafından tutuklandığında kullanmak üzere tarihlendirip düzenlemek yerine İsa’nın söyledikleri üzerinde derin derin düşünmesi gerekirdi.

Hepimiz Kayıbız!

26 image10487 jail prison prisoner jail guilt bars 45Acaba Simun hiç İsa’nın evinde yemek davetini kabul etme nedenlerinden birinin kayıp olanı arayıp bulmak olduğunu fark etti mi? İsa, kayıp olanı Simun’un evinde arayıp bulmaya geldi! Simun ve arkadaşları kayıptı. Bu insanlar için son derece kederli bir betimlemedir. İnsanlık için geçerli olmasaydı İsa dünyamızı ve bizi ziyaret etmezdi. Fakat insanlık tıpkı bir yolcunun çölde yolunu şaşırıp kaybolması gibi kaybolmuştu. İnsanlık hastalığı çaresiz olduğunda hasta bir insanın kaybolması gibi kaybolmuştu. İnsanlık, tıpkı şartlı tahliyeye izin vermeyen şekilde ömür boyu hapse mahkum edilen bir tutuklu gibi kaybolmuştu. Hangi ırktan ya da milletten olduğumuz ya da eğitim seviyemiz önemli değildir. Hepimiz kayıbız. Aramızdaki farklar bütün insanlar için ortak olan ruhsal mahvoluş ışığında yok oluyor. 

İsa kendi yaşamını fidye olarak vermek ve kanını dökerek kurtarmak için geldi, öyle ki, suçsuz sayılsınlar ve kurtulsunlar. İsa ruhsal olarak kayıp olanları sonsuza dek kayıp olmasınlar diye kurtarmaya geldi. 

Lütfen Cennetin Yanıtına Kulak Verin

Bu yazıyı okuyan sizlerin çoğunun Tanrı’nın doğasının özünde yer alan bu sevgiye aşırı derecede susamış olduğunuzu biliyorum. Sizi sevmesi gerekenler vardı ama sevmediler. Hastanede terk edildiniz. Nikah masasında terk edildiniz. Boş bir yatakla terk edildiniz. Kırık bir yürekle bırakıldınız. Şu soruyla başbaşa bırakıldınız, ‘Kimse beni seviyor mu?’ ‘Şimdi, öldüğümde cennete gideceğimi kesin olarak bilebilir miyim?’ Lütfen cennetin yanıtına kulak verin. Tanrı sizi seviyor. Kişisel olarak. Güçlü bir şekilde. Tutkuyla. Koşulsuz olarak. Başkaları size büyük vaatler verip yüzüstü bıraktılar. Ama Tanrı, engel olmadan cennete girmeniz için bir yol açtı ve başarılı oldu. Ancak Tanrı bunu yapabilirdi. Ancak Tanrı sizi tükenmeyen bir sevgiyle sever.

O halde gelin. Susayanlar gelsin ve kana kana içsin.

27 image7307 god faith ask doubt 45NOT :  Yukarıdaki paragrafta Tanrı’nın sizi koşulsuz sevdiğini söyledim. Bu ifadeye açıklık kazandırmak istiyorum. Tanrı’nın sevgisinin koşulsuz olması demek, Tanrı’nın sevgisini almanız için koşul koymaması demektir. Sevgisini alabilmemiz için Tanrı belli kriterlere uymamızı beklemiyor demektir. Örneğin, Tanrı’yı memnun etmek için belli bir miktarda iyi işler yapmamız ya da cennete gitmek için bir ömür dolusu iyi işler yapmamız gerekli değildir. Tanrı’nın agape sevgisi bizim sahip olduklarımıza, yaptıklarımıza ya da başardıklarımıza bağlı değildir. Tanrı’nın agape sevgisi bizim yaptıklarımızdan etkilenmez. 

Bununla birlikte, Tanrı’nın sevgisinin koşulsuz olduğunu söylemek ne düşündüğümüz ya da inandığımız önemli değil, demek değildir. Tanrı’nın sevgisi koşulsuz dediğimiz zaman, insanların ‘Tanrı beni yine de sever çünkü sevgisi koşulsuz’ diyerek büyücülük ya da Hinduizm’e inanabileceğini söylemiyoruz. Neye inanırsak inanalım hepimizin cennete gideceği anlamına gelmez. Tanrı’nın agape sevgisi istediğimiz herhangi bir şeye inanmamıza izin vermez. Tanrı’nın sevgisi hak edilemez. Tanrı’nın sevgisini daha fazla kazanabilmek için yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Nitekim, Tanrı’nın sizi şu anda sevdiğinden daha fazla sevmesini sağlayabilmek için yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur. Fakat, Tanrı’nın size olan sevgisi İsa Mesih aracılığıyla gösterilmiştir ve bu sevgi günahlarınız için tam bir bağışlamadır. Bu yazıda Tanrı’nın günahı düşündüğünüzden daha ciddiye aldığını öğrendiniz. Yaşamınızdaki günah konusunda Tanrı’yı daha ciddiye almak isterseniz Diğer Yazılar bölümünde Tanrı’yla Esenlik Dolu Bir İlişki Mümkün Mü? adlı yazıyı okuyun.

Böyle bir Tanrı’ya nasıl karşılık vermelisiniz? Diğer yazıda bunu öğreneceksiniz. İyi haber sizinle Tanrı arasındaki ayrılık arasında bir köprü kurulabilecek olmasıdır. Cennette sonsuz yaşam armağanı Tanrı’nın size vermek istediği bir armağandır.

“Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı ve barıştırma sözünü bize emanet etti.”  (2. Korintliler 5:19)

O halde gelin. Susayanlar gelsin ve kana kana içsin.

Leave a Comment