İsa’yla Aç ve Çobansız 5.000 Kişilik Bir Kalabalık
OLAY: 5.000 kişilik bir kalabalık İsa’yı izledi.
AYETLER: “İsa tekneden inince büyük bir kalabalıkla karşılaştı. Çobansız koyunlara benzeyen bu insanlara acıdı ve onlara birçok konuda öğretmeye başladı.” (Markos 6:34, İncil)
Bu olayın gerçekleştiği koşullara baktığımızda şunu görüyoruz,
“Akşama doğru öğrencileri yanına gelip, “Burası ıssız bir yer” dediler, “Vakit de geç oldu. Halkı salıver de köylere gidip kendilerine yiyecek alsınlar.” İsa, “Gitmelerine gerek yok, onlara siz yiyecek verin” dedi. Öğrenciler, “Burada beş ekmekle iki balıktan başka bir şeyimiz yok ki” dediler. İsa, “Onları buraya, bana getirin” dedi. Halka çayıra oturmalarını buyurduktan sonra, beş ekmekle iki balığı aldı, gözlerini göğe kaldırarak şükretti; sonra ekmekleri bölüp öğrencilerine verdi, onlar da halka dağıttılar. Herkes yiyip doydu. Artakalan parçalardan on iki sepet dolusu topladılar. Yemek yiyenlerin sayısı, kadın ve çocuklar hariç, yaklaşık beş bin erkekti.” (Matta 14:15-21, İncil)
İSA’NIN DUYGUSU: Merhamet
NEDENİ: Ruhsal bir çobana ihtiyaç duymaları
EYLEM: Onları doyurdu ve onlara ders verdi.
ÜZERİNDE DÜŞÜNMEM GEREKEN KONU:
İsa’yla ilgili bu hikaye üzerinde çalışmaya başlamadan önce olayın sadece 5.000 kişiyi kapsamadığını belirtmeliyim. O gün İsa’yı izleyen 10.000 kadar insan vardı. Bunu hikayenin son ayetinden alıyoruz: “Yemek yiyenlerin sayısı, kadın ve çocuklar hariç, yaklaşık beş bin erkekti.” (Matta 14:21, İncil)
Buradan kadınların ve çocukların doyurulmadığı anlaşılmasın! Yahudiler kadınları ve çocukları hesaplamazdı. Tabi hepsi yiyip doydular. Sayı, ister 5.000 ister 10.000 olsun, beş ekmek ve iki balıkla doyurulan büyük bir kalabalıktı, öyle değil mi?
İnsanlar bedava yemek yemek için mi İsa’yı izlediler? Zannetmem. Ruhsal olarak beslenmek için O’nu izlediler. İsa hakkında okudukça bunun sizin yaşamınızda da böyle olduğunu göreceksiniz. Bir hikaye, sonra başka bir hikaye, sonra bir makale sonra başka bir makale okumak isteyeceksiniz. İsa’nın doğaüstü bir şekilde canınızı beslediğini göreceksiniz. Kalabalığa gelince, özledikleri çoban İsa’ydı. Çoban sürüye bakan kişidir. Görevi, sürüyü beslemek, kurtlara ve başka vahşi hayvanlara karşı korumaktır. Çoban genç ve zayıf olanları kayırır. Sürüyü yeşil çayırlara ve sakin suların kıyısına götürür. Koyunları için canını verir. İsa, İncil’de başka bir yerde kendisiyle ilgili olarak bunu söylüyor:
“Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir. Canımı, tekrar geri almak üzere veririm. Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.” (Yuhanna 10:11, 17-18, İncil)
İsa, halkın çobansız koyunlar gibi olduklarını söylediğinde, onlarla ilgilenen öğretmen ve rehberleri olmadığını söylüyor. Bundan sonraki birkaç sayfada bunun üzerinde duracağız. Din öğretmenleri sert ve kibirliydi. İnsanlara bir şey öğreteceklerine, onları yoldan çıkardılar. Çalışmamızın sonunda insanların öğrenmek için kalabalıklar halinde İsa’ya neden geldiklerini anlayacaksınız.
Aslında Körüm!
Gözleri pek iyi göremeyen yaşlı bir kadın, yoğun trafiğin olduğu bir köşede durmuş, trafik ışıkları olmadığı için karşıya geçmek konusunda tereddüt ediyordu. Beklerken, düşünceli bir adam yanında belirdi ve ‘Sizinle karşıya geçebilir miyim?’ diye sordu. Kadın rahatlamış bir şekilde ona teşekkür etti ve koluna girdi.
Çıktıkları yok güvenli değildi. Karşıya geçerken zik zak çiziyorlardı ve adamın kafası karışmış gibiydi. Gelip geçen arabalar fren yapıyor, sürücüler bağırıp duruyorlardı. Karşı kaldırıma ulaştıklarında kadın öfkeyle bağırdı, ‘Neredeyse ölümümüze neden oluyordun!’ ‘Sanki körmüş gibi yürüyorsun!’ Adam, ‘Körüm’ diye yanıtladı, ‘Bu nedenle sizinle karşıya geçebilir miyim, diye sordum.’
İsa’nın döneminde pekçok dini önder vardı ama çoğunluğu körlerin kör kılavuzuydu. Musa’nın Yasası’yla ilgili konularda son derece titizdiler fakat bunlara kendi geleneklerinden bir dolu yeni kural eklemişler ve bu süreç içinde bir şekilde halka karşı sevgilerini yitirmişlerdi. İsa, bu dini önderleri kendi geleneklerinin kölesi olup bunları Kutsal Yazılar’dan daha yetkin bir konuma getirmekle suçladı. İsa, onların yollarını reddetti ve ikiyüzlü olduklarını söyledi çünkü ‘kasenin dışını temizliyorlardı.’ Yani, içleri zorlamayla dolu ve ben-merkezliyken onlar dış görünüşe bakıyorlardı.
“Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler! Bardağın ve çanağın dışını temizlersiniz, oysa bunların içi açgözlülük ve taşkınlıkla doludur.” (Matta 23:25, İncil)
Görüyorsunuz değil mi, ulusun önderleri bu gibi din adamları olunca, halk da çobansız koyunlar gibi oluyordu. Din önderleri havraya günde üç kez gider ve gün içinde yedi kez dua ederlerdi. Ama bunu doğru nedenlerden ötürü mü yapıyorlardı? Çoğu böyle yapmıyordu. Kesinlikle, aralarında Eski Antlaşma’daki şu ayetin öğretişini anlayıp uygulayan Kutsal Yasa öğretmenleri ve kahinler vardı:
“Ey insanlar, RAB iyi olanı size bildirdi; adil davranmanızdan, sadakati sevmenizden ve alçakgönüllülükle yolunda yürümenizden başka Tanrınız RAB sizden ne istedi?” (Mika 6:8, Eski Antlaşma)
Aynı şekilde, çoğu sıradan İsrailli erdem ve dindarlık konusunda örnek olarak, Tanrı’yı seven ve komşularına iyilik yapan insanlardı. Ne var ki, Yahudi halkı bastırılmış bir halktı. Hem Romalı işgalciler hem de kendi din önderleri tarafından baskı altındaydılar. Durumlarını en iyi anlatan ifade Tanrı sözünde bulunur: İsa “Kalabalıkları görünce onlara acıdı. Çünkü çobansız koyunlar gibi şaşkın ve perişandılar.” (Matta 9:36, İncil)
İşgalci Roma güçleri nedeniyle baskı altında olduklarını anlayabiliriz fakat kendi dini önderleri nedeniyle ağır bir yük altında olduklarını anlamak güç. Bu liderlerin çoğu için sahte davranışların yaygın bir özellik olması ne kadar da üzücü. İsa onlar için şöyle söyledi, ‘Yaptıklarının tümünü gösteriş için yaparlar.’ (Matta 23:5, İncil).
Dikkat çekmeyi ve dini ünvanlarını seviyorlardı. “Şölenlerde başköşeye, havralarda en seçkin yerlere kurulmaya bayılırlar. Meydanlarda selamlanmaktan ve insanların kendilerini ‘Rabbi’ diye çağırmalarından zevk duyarlar.” (Matta 23:6-7, İncil). [“Rabbi,” Yahudiler arasında önemli Kutsal Yasa öğretmenlerine verilen bir ünvandı.]
Gördüğünüz gibi İsa, dinsel cilalarının arkasındakini olduğu gibi görüyordu. Bu insanların önünde İsa kalabalıkları uyardı ve bu tür önderleri örnek almamalarını söyledi. Neden? Bu önderler Tanrı’dan uzak yollarını ve kötü niyetlerini örtbas etmek için dini bir örtü yapmışlardı. “Size şunu söyleyeyim: Doğruluğunuz din bilginleriyle Ferisiler’inkini aşmadıkça, Göklerin Egemenliği’ne asla giremezsiniz!” (Matta 5:20, İncil)
Neredeyse 10.000 kişinin hayretini düşünebiliyor musunuz? Kalabalık, ‘Din önderlerimiz doğru giysileri giyiyorlar. Sakalları doğru uzunlukta. Doğru kokulu vücut yağını kullanıyorlar. Her cümlede Tanrı’nın adını kullanıyorlar. Sık sık oruç tutuyorlar, çok dua ediyorlar ve günah çıkarma, ondalık verme ve diğer dini törenler gibi konularda son derece titizler. Bu nasıl olabilir? diye merak etti. Kafaları karışmış insanlar şöyle sordular, ‘Yani, din önderlerimizin cennete gidebilecek kadar doğru olmadıklarını mı demek istiyorsun? Onlar cennete gidemezse, aramızdan kim gidebilir?!!!’
Cennet vaadi. Olağanüstü bir Tanrı’nın olağanüstü vaadidir. Bu web sitesini araştırıp size bu vaadi veren Tanrı hakkında daha fazla öğrendiğiniz için çok mutluyum.
Bu büyük kalabalığa geri dönelim. Kalabalık İsa’ya nasıl karşılık verdi? Bu sert sözler dağılmalarına neden oldu mu? Hayır, İsa’nın gittiği her yerde kalabalıkların sayısı arttı. Bu hikayede İsa’yı izleyen kalabalığa bakın. Binlerce insanın adımlarının yarattığı tozun gökyüzüne yükselişine bakın. O kadar çok insan! İnsanlar, gerçeğin ardından giderler, öyle değil mi?
Peki ya gerçeğin yerini sahtesi almışsa? Ya insanlar Tanrı’nın sözlerini, sadece Tanrı sözü olduğu iddia edilen sözlerden ayırt edemezlerse? İşte İsa’nın döneminde öyle oldu. Bugün dünyamızda aynı şey hala yaşanmaktadır.
Eğer ben İsa’nın döneminde yaşamış olsaydım, en fazla agnostik olurdum. (Agnostik biri Tanrı’nın ya da tanrıların varlığının ya da yokluğunun bilinemeyeceğine inanan biridir). Beni sahte dindar önderler, kendine güvenmeyen gösterişçilerden daha fazla rahatsız eder. Ama İsa’yla ilgili söylenenleri işittikten sonra ben de kalabalığa katılırdım. Tıpkı şu anda sizin de İsa’yla ilgili bu hikayeleri araştırıp bundan keyif aldığınız gibi. Bunun, doğrudan yüreğime konuşan bir mesaj olduğunu anlamam uzun sürmezdi. İşte burada gerçeği söyleyen biri vardı.
Bir seferinde din önderleri İsa’yı tutuklamaları için tapınak görevlilerini gönderdiler. Bu nöbetçiler İsa’yı dinlediler ve öğretişine hayran kaldılar. Sonunda elleri boş halde önderlere geri döndüler. Bakın neler olduğunu nasıl açıklıyorlar: “Ferisiler halkın İsa hakkında böyle fısıldaştığını duydular. Başkâhinler ve Ferisiler O’nu yakalamak için görevliler gönderdiler….Görevliler geri dönünce, başkâhinlerle Ferisiler, “Niçin O’nu getirmediniz?” diye sordular. Görevliler, “Hiç kimse hiçbir zaman bu adamın konuştuğu gibi konuşmamıştır” karşılığını verdiler.” (Yuhanna 7:32, 45-46, İncil)
Kendimi bu nöbetçilerle omuz omuza, İsa’nın sözlerinden etkilenmiş olarak hayal edebiliyorum. İsa bu sözleri söylediği sırada orada olmazdım ama zaman içinde İsa’nın bu sözleri söylediğini başkalarından duyardım: “Yol, gerçek ve yaşam benim…” (Yuhanna 14:6, İncil). Bunun anlamı neydi?
a) Yol benim. Bunu söylemekle İsa O’nsuz kayıp olacağımı mı söylemek istedi? Evet, bu anlama geliyor ve bugün de bu anlamını koruyor. İyi bir eğitimim, iyi bir ailem, iyi bir işim vardı ve ahlaki açıdan da doğruydum ve dinime sadıktım, yine de İsa olmadan kayıp sayılır mıyım? Evet. İsa, Tanrı’ya giden yollardan yalnızca biri değil mi? Hayır, O tek yoldur.
b) Gerçek benim. İsa olmadan hata yapmaya ve sahte olana mı mahkum olurum? Evet. İsa’nın öğretişlerinin doğrudur, çünkü O’nun kim olduğu gerçeğini anlatırlar. İsa bize doğru yolu göstereceğini söylemiyor. ‘Gerçek benim’ diyor. İsa, İncil’de açıklandığı gibi aynı zamanda ilahi Söz ise, bunu O’nun “gerçeğin” ta kendisi olduğunu anlayabiliriz. “Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. Başlangıçta O, Tanrı’yla birlikteydi. Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı. Yaşam O’ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı. Söz, insan olup aramızda yaşadı.” (Yuhanna 1:1-4, 14). İlahi söz doğrudur. Her zaman.
c) Yaşam benim. O’nsuz ruhsal olarak ölü mü sayılırım? Evet, bu da doğru.
İsa gerçekten kim olduğunu göstermek istiyordu.
İsa’nın kendisiyle ilgili olarak söylediği bu güçlü iddialar hakkında ne söyleyebiliriz? Sadece insan olan hiç kimsenin bu gibi iddialarda bulunamayacağını söyleyebiliriz. Fakat İsa bu iddialarının altını doldurabiliyor muydu? İsa, o zaman beş ekmek ve iki balığı alıp ellerini yukarı kaldırdığında hikayemizdeki kalabalığa neyi gösteriyordu? Herkesin ne yapacağını görmesini istiyordu. Bu yedi parça yiyeceği binlerce kişi için bir şölene dönüştürecek içindeki yaratıcı gücü görmelerini istiyordu. Bunun gerçekleştiğini görmelerini ve mucizeden yüzde yüz ikna olmalarını istiyordu. Fakat bundan da öte, İsa gerçekten kim olduğunu göstermek istiyordu.
İşte Kutsal Yazılar’dan kendisiyle ilgili bu şaşırtıcı gerçekleri bildiren Kişi’nin kim olduğunu biraz daha iyi anlamamıza yardım edecek birkaç ayet. Bu ayetler kuşku duyan çoğu kimsenin iki kez düşünmesine neden olacaktır.
1. “Güçlü sözüyle her şeyi devam ettirir.” (İbraniler 1:3, İncil)
2. “Görünmez Tanrı’nın görünümüdür.” (Koloseliler 1:15, İncil)
3. “Her şeyden önce var olan O’dur ve her şey varlığını O’nda sürdürmektedir.” (Koloseliler 1:17, İncil)
4. “Her şey O’nun [İsa’nın] aracılığıyla ve O’nun [İsa’nın] için yaratıldı.” (Koloseliler 1:17, İncil)
5. “Çünkü Tanrı bütün doluluğunun O’nda [İsa’da] bulunmasını uygun gördü. Mesih’in çarmıhta akıtılan kanı aracılığıyla esenliği sağlamış olarak yerdeki ve gökteki her şeyi O’nun aracılığıyla kendisiyle barıştırmaya razı oldu.” (Koloseliler 1:19-20, İncil)
6. “Bu lütuf, tanrısızlığı ve dünyasal arzuları reddedip şimdiki çağda sağduyulu, doğru, Tanrı yoluna yaraşır bir yaşam sürebilmemiz için bizi eğitiyor. Bu arada, mübarek umudumuzun gerçekleşmesini, ulu Tanrı ve Kurtarıcımız İsa Mesih‘in yücelik içinde gelmesini bekliyoruz.” (Titus 2:12-13, İncil)
7. “Kuşkusuz Tanrı yolunun sırrı büyüktür. O, bedende göründü, Ruh’ça doğrulandı, meleklerce görüldü, uluslara tanıtıldı, dünyada O’na iman edildi, yücelik içinde yukarı alındı.” (1.Timoteos 3:16, İncil)
Peki ya kalabalık? Henüz ellerinde İncil yoktu. Bu gerçekleri okumamışlardı. Kalabalıklar İsa hakkında ne düşünüyordu? İsa’nın, cinleri kovarken veya körlerin gözlerini açarken sergilediği yetkiyle aynı derecede sözlerini destekleyebileceğini biliyorlardı. Ekmeğin güzel tadını ve kokusunu ve lezzetli balığı anımsıyorlardı. Nitekim, bu hikayenin Yuhanna’nın aynı hikayeyi nasıl anlattığına bakalım ve kalabalığın İsa’nın mucizesi karşısında ne yaptığını görelim:
“İsa onların gelip kendisini kral yapmak üzere zorla götüreceklerini bildiğinden tek başına yine dağa çekildi.” (Yuhanna 6:15, İncil)
İsa’nın Merhameti
Kutsal Kitap’ta incelediğimiz bu hikayede İsa’nın duygusu merhamet ve acımadır. İsa halka acıdı. “Çobansız koyunlara benzeyen bu insanlara acıdı.” Merhamet nedir? Sevginin eyleme dökülmüş halidir. İsa, merhametin beden almış haliydi. Aynı zamanda Kutsal Yazılar’dan gördüğümüz gibi beden almış Tanrı’ydı. Umarım bu ayetler insanların İsa hakkında sahip olduğu yanlış fikirleri düzeltmenize yardımcı olur. En azından bazı Müslüman arkadaşlarımın ‘Tanrı Oğlu’ terimi hakkında yanlış bir fikre sahip olduklarını biliyorum. İsa’nın, Tanrı ve Bakire Meryem arasında bir cinsel birlikteliğin ürünü olduğuna inandığımızı düşünüyorlar. Bu süreçte İsa’nın bir şekilde tanrı ve Meryem’in bir şekilde tanrı haline geldiğini sanıyorlar. Öyle değil. İncil bunu öğretmiyor ve hiçbir Hıristiyan ne Tanrı ne de Bakire Meryem hakkında bu gibi iğrenç ve saygısız düşüncelere sahip olamaz. İncil’de İsa’nın Tanrı’nın oğlu olmasıyla ilgili anlatılanlar fiziksel oğullukla ilgili değildir. İsa’nın beden almış Tanrı olduğunu söylemeden önce, kendinize birkaç şeyi hatırlatın:
1. Tanrı büyüktür.
2. Tanrı için hiçbir şey olanaksız değildir.
3. İnsanın Tanrı olması mümkün değildir fakat Tanrı istediği takdirde, kendisini insanlıkla giydirmesi olanaksız değildir.
4. Tanrı’nın yolları ve düşünceleri bizimkilerden üstündür.
5. Tanrı, evreni yaratmadan önce bize sormadı.
6. Tanrı, doğasının karmaşıklığını anlamamıza ihtiyaç duymaz. Zaten anlayamayız.
7. Evet, Tanrı birdir ama birliğinin anlayamadığımız karmaşık yanları vardır. Zaten insan bunu bekler, öyle değil mi? O zaman Tanrı’nın sahip olduğu türde birliğin, bir matematikçinin birlik kavramından farklı olabileceği ihtimalini göz önünde bulundurmalıyız.
Tamam. Tanrı’yı zihinlerimizin küçük sınırlarından özgür bıraktık ve O’nu başka bilgileri tuttuğumuz küçük kutular içinde sınırlı tutmamaya karar verdik.
Lütfen bunu yeniden yavaş yavaş okuyun.
Beden almış Tanrı olarak İsa, Tanrı’nın olağanüstü doğasını yansıtan, etten kemikten yapılmış kusursuz bir aynaydı. İsa, sadece Tanrı’nın ilahi kutsallığını yansıtmakla kalmadı aynı zamanda Tanrı’nın ilahi yüreğini de yansıttı. Bunu yeniden yavaş yavaş okumanızı öneririm. Beden almış Tanrı olarak İsa, Tanrı’nın olağanüstü doğasını yansıtan, etten kemikten yapılmış kusursuz bir aynaydı.
Bunu ikinci kez okurken, aklınıza İsa’yla ilgili olarak aktardığım yedi ayetten biri geldi mi? Hangisi? Haklısınız, listedeki ikinci ayet: “Görünmez Tanrı’nın görünümüdür.” (Koloseliler 1:15, İncil)
İsa, Tanrı’nın ilahi kutsallığını yansıtmakla kalmadı aynı zamanda ilahi yüreğini de yansıttı. Kendisi günahsız ve günaha karşı son derece hassas olduğu halde, günahkarlara hep yakınlık gösterdi. Bu kişiler miras aldıkları sapmışlığın ve kişisel günahlarının sonuçlarını çekiyorlardı. İsa elini uzattığı çok sayıda insanın ruhsal olarak ‘ezik kamış’ gibi olduğunu, parçalanmış ve duygusal bakımdan kırılmaya hazır olduğunun farkındaydı.
Kırık evler, kırık kalpler, kırık bedenler, kırık umutlar, kırık sağlık, kırık vaatler, kırık yaşamlar… bu sözlerde ne büyük bir keder var! Bunlardan hangisi, sizin şu an çektiğiniz acılara neden olan kırılmışlığınızıtarif ediyor? İncil’de bu hikaye dizisindeki önyazıyı okumadıysanız, bunun bir kısmından alıntı yapmak istiyorum:
Web sitesinin bu kısmında İsa’nın yaşamı ve kişiliği hakkında okurken aklınıza şu düşünce gelebilir: ‘İsa’nın bana nasıl karşılık vereceğini merek ediyorum. Bugün yaşıyor olsaydı ve O’nunla konuşma fırsatım olsaydı, O’na ne sormaya cesaret ederdim?’ Aşağıda İncil’de kaydedilen olaylara bakın ve bunların yaşamınız üzerinde nasıl bir etki bıraktığını görün. İncil İsa’yla ilgili şunları söylüyor:
“İsa Mesih dün, bugün ve sonsuza dek aynıdır.” (İbraniler 13:8)
“Bütün kaygılarınızı O’na yükleyin, çünkü O sizi kayırır.” (1. Petrus 5:7)
Size nasıl karşılık verecek?
İsa’nın dünyada bulunma biçimi, şimdi göklerde olduğu biçimdir. Dünyadaki insanlara karşılık verme biçimi, tam olarak bugün size karşılık verme biçimiyle aynıdır. Bir şeyden, örneğin ölümden korktuğunuzu bilse nasıl karşılık verirdi? Bir konuda endişeli olduğunuzu ya da aklınızdan geçen bazı günahkar düşüncelerden zevk aldığınızı bilse nasıl karşılık verirdi? ‘Bağışlamayı’ size acı veren birini cezalandırma hakkından vazgeçmek diye tanımlıyorum. İsa’nın çarmıhta yaptığı budur. Bu hikayeleri okuyun ve sonra, dirilmiş İsa’dan bağışlanmayı ya da iyileştirilmeyi ya da yüreğinizde başka ne varsa onları söyleyin.
İyi haber İsa’nın insanlara hala, tek tek ve toplu olarak merhamet duyuyor olmasıdır. Bu merhameti göstermek için hem bu yaşamı HEM DE gelecek olan yaşamı seçmiştirir! Bir ve tek Tanrımız’ın nasıl bir Tanrı olduğuyla ilgili İncil’de şu ayete kulak verin:
“Tanrım da her ihtiyacınızı kendi zenginliğiyle Mesih İsa’da görkemli bir biçimde karşılayacaktır.” (Filipililer 4:19, İncil)
Bu ayetin esin almış yazarı sahte tanrılardan farklı olarak, açıkça tek bir Tanrı’dan, Kutsal Kitap’ın Tanrısı’ndan söz ediyor. Bu, onun Tanrısı. Diğer dinlerin tanrılarından söz etmiyor. Hayır, benim Tanrım şunu bunu yapar diyor. İncil’i okuduğunuzda bir gerçeğin kaçınılmaz olduğunu görürsünüz. Dünyasal ve sonsuz ihtiyaçlarımızın sağlanması İsa’daki görkemli zenginlik aracılığıyla gelir. Buna, hikayede okuduğumuz gibi kalabalığın yiyeceğe duyduğu ihtiyaç da dahildir. Diğer makalelerde İsa’nın başka birçok fiziksel ihtiyacı karşıladığını görürsünüz. Ne var ki, İsa açlık ve hastalık konusunda ne kadar ilgili olsa da, insanların Tanrı’yla ilişkisi ve gelecek olan dünyadaki yazgıları konusunda ölçülemeyecek kadar büyük bir kaygı duyar. İsa’nın insanların fiziksel ihtiyaçları için duyduğu merhamet, yüreklerinin daha büyük olan ihtiyaçları için duyduğu kaygının bir göstergesiydi.
Sonsuzluktaki durumumuzun ne olacağını bilmekten daha büyük bir ihtiyaç düşünemiyorum. Ya siz? Tanrı korusun ama bu gece ölecek olsaydınız, cennete gidip gitmeyeceğinizi biliyor musunuz? Bu sorunun yanıtını bilmiyorsanız dünyasal ve sonsuz ihtiyaçlarımızın hepsinin İsa’daki görkemli zenginlik aracılığıyla sağlandığını unutmayın. Buna, bu dünyadan ayrıldığımız anda cennet armağanını almak da dahildir. İhtiyaçlarımız görkemli bir şekilde karşılanacak ve o en görkemli olan İsa bizi cennete götürecek.
İsa’nın merhameti dünyadayken insanlığın yaşadığı pek çok derde çare olmuşsa da, O’nun birincil kaygısı ruhsaldı. İsa’nın dönemindeki Yahudi topluluk için din çok önemliydi ama Tanrı’nın, halkına bereket olarak kurduğu din, kimsenin tam anlamıyla yerine getiremeyeceği karmaşık ve katı bir kurallar bütünü haline gelerek yozlaşmıştı. İşte İsa bu nedenle, din önderlerinin gerçeği saptırmalarına karşı gelmişti. İncil’de açıklanan herhangi bir gerçeği küçümseyen insanlara karşı dikkatli olun, dostlarım. “Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.” (Matta 24:35, İncil). İsa bu sözlerle, sözlerinin zamanın sonuna dek doğru olacağını anlatmak istedi. İncil’in düzeltilmesi ya da onaylanması gerekli değildir. Öngördüğü her şey olması gerektiği gibi gerçekleşecektir.
Yanıt Nedir?
Profesör bir arkadaşım tanınmış bir hukuk fakültesinde ders veriyor. Her yıl ilk derslerine tahtaya iki rakam yazarak başlıyor: “4”, “2”. Sonra şöyle soruyor, ‘Yanıt nedir?’ Bir öğrenci diğerlerinden önce atılıyor. ‘Altı’ diye yanıtlıyor. Profesör ilk yanıtın genellikle ‘altı’ olduğunu söylüyor. Bir başkası, ‘İki’ diye bağırıyor. Bu yanıtlardan sonra ‘Sekiz!’ yanıtı geliyor.
Profesörün verdiği karşılığı nedir? Profesör kafasını olumsuz şekilde sallıyor. Sonra da hepsinin düştüğü hataya işaret ediyor. ‘Hiçbiriniz kilit soruyu sormadınız: Soru nedir? Sorunun ne olduğunu bilemezseniz, yanıtı bulmanız olanaksızdır.’
Profesör hukukta ve günlük yaşamda, insanların yanlış sorunu çözmek için çok fazla zaman harcadıklarını biliyor. Hayatınızı Titanik’in pirinç takımlarını cilalamaya adamak gibi bir şey bu!
Hikayemizde o anki ihtiyaç yiyecekti. İnsanlar uzak bir yerdeydi, geç oluyordu ve hepsi hepsi ancak beş ekmek ve iki balık çıkartabildiler. Bu durumda sorunun ne olduğunu saptamak için bir bilim adamı zekası gerekmiyor. Yiyecekleri yoktu. Yiyeceğe ihtiyaçları vardı. Kim sağladı. İsa. İhtiyaçlarını karşılamaktan memnundu. Bu dünyada O’nun çekinmesine neden olacak bir sorun yoktur. Türkiye’de ilgilenmediği ve çözemeyeceği bir sorun yoktur. Karşılamaktan zevk almayacağı ihtiyaç yoktur – kendisinden istendiği takdirde. Öğrenciler ihtiyacın büyüklüğünü ve mevcut insan kaynaklarının azlığını gördüler. İsa ise olayı böyle görmedi.
Profesör öğrencilerinin tahtada yazılı sorunla ilgili en önemli soruyu sormadıklarını söyledi. Sadece bir yanıt bulmak için gayret ettiler. Meşguldüler. Kendilerini görevlerine adamışlardı. Beyin fırtınası yapılan bu kısa sürede kimse cep telefonuna bakmadı. Sorun, yanlış şeyi yapmakla meşgul olmalarıydı. Sorunun ne olduğunu bilmiyorlardı. Bu web sitesindeki makaleleri okurken tekrar tekrar vurgulanan sorunun günah ve günahkar doğa olduğunu göreceksiniz. Bu sorunun çaresi İsa’dır. Hepimiz büyük günahkarız. Hepimizin büyük bir Kurtarıcı’ya ihtiyacı var. İhtiyacımız olan şey, bir sürü dini kural ve görev değil. İhtiyaçlarımızı karşılayacak bir Kişi’ye ihtiyacımız var.
Yanlış sorunları çözmeye çalışarak zaman harcamayalım.
Bugün zamanınız varsa lütfen Kurbanın Üzerindeki Sır Perdelerinin Kaldırılması adlı makaleyi okuyun. Aden Bahçesi’nden başlayarak tarih boyunca ve sonsuzluğa dek Kutsal Kitap’ın kurban konusundaki öğretişini inceliyor. Bu süreç içinde kurban konusuyla ilgili olarak birbirini izleyen ve daha açık vahiyler veriliyor. Adem, Havva ve çocuklarının kurbanın gerekliliği konusunda neler öğrendiğini keşfettiğinizde özellikle çok bereket alacağınızı biliyorum. Bu makale İsa ve çarmıhından söz ettiği için bitirirken o ölüm tepesinde neler olduğuyla ilgili birkaç düşünce paylaşmak istiyorum. Yine, hayatımızda yanlış sorunları çözmeye çalışarak zaman harcamak istemiyoruz, öyle değil mi? Özellikle de en büyük sorunumuz çözülmüş ve ihtiyaç karşılanmışsa!
İsa’nın kalabalık için fırından yeni çıkmış tadına doyum olmaz beyaz ekmek sağladığını düşünün. Ekmek sıcak ve sadece görüntüsü bile ağzınızın suyunun akmasına neden oluyor. Ama kimse bu açlıktan bayılacak insanlara ekmeğin orada olduğunu söylemiyor. Düşünün, hep canınızın çektiği o ekmeği, yani ruhsal ihtiyacınızı nasıl edineceğinizi kimse size söylemiyor. Halbuki hemen yanıbaşınızda ama kimse size doğru yolu göstermiyor.
Neyse ki artık böyle bir sorun kalmayacak. Bu web sitesinde İsa’nın sesini işitebilecek mesafedesiniz. İsa sesini başkalarına duyururken, size de o sesi duyacaksınız. “…Tanrı’nın ekmeği, gökten inen ve dünyaya yaşam verendir. Onlar da, “Efendimiz, bizlere her zaman bu ekmeği ver!” dediler. İsa, “Yaşam ekmeği Ben’im. Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden hiçbir zaman susamaz” dedi.” (Yuhanna 6: 33-35, İncil)
“O günahlarımızı, yalnız bizim günahlarımızı değil, bütün dünyanın günahlarını da bağışlatan kurbandır.” (1.Yuhanna 2:2, İncil)
“Askerler İsa’yı çarmıha gerdikten sonra giysilerini alıp her birine birer pay düşecek biçimde dört parçaya böldüler. Mintanını da aldılar. Mintan boydan boya tek parça dikişsiz bir dokumaydı. Birbirlerine, “Bunu yırtmayalım” dediler, “Kime düşecek diye kura çekelim.” Bu olay, şu Kutsal Yazı yerine gelsin diye oldu: “Giysilerimi aralarında paylaştılar, Elbisem üzerine kura çektiler.” Bunları askerler yaptı. İsa’nın çarmıhının yanında ise annesi, teyzesi, Klopas’ın karısı Meryem ve Mecdelli Meryem duruyordu.
İsa, annesiyle sevdiği öğrencinin yakınında durduğunu görünce annesine, “Anne, işte oğlun!” dedi. Sonra öğrenciye, “İşte, annen!” dedi. O andan itibaren bu öğrenci İsa’nın annesini kendi evine aldı. Daha sonra İsa, her şeyin artık tamamlandığını bilerek Kutsal Yazı yerine gelsin diye, “Susadım!” dedi. Orada ekşi şarap dolu bir kap vardı. Şaraba batırılmış bir süngeri mercanköşk dalına takarak O’nun ağzına uzattılar.
İsa şarabı tadınca, “Tamamlandı!” dedi ve başını eğerek ruhunu teslim etti.
Yahudi yetkililer Pilatus’tan çarmıha gerilenlerin bacaklarının kırılmasını ve cesetlerin kaldırılmasını istediler. Hazırlık Günü olduğundan, cesetlerin Şabat Günü çarmıhta kalmasını istemiyorlardı. Çünkü o Şabat Günü büyük bayramdı. Bunun üzerine askerler gidip birinci adamın, sonra da İsa’yla birlikte çarmıha gerilen öteki adamın bacaklarını kırdılar. İsa’ya gelince O’nun ölmüş olduğunu gördüler. Bu yüzden bacaklarını kırmadılar. Ama askerlerden biri O’nun böğrünü mızrakla deldi. Böğründen hemen kan ve su aktı.” (Yuhanna 19:23-34, İncil)
Kan Akıtmak
Lütfen bu son cümlenin son altı sözcüğünü okuyun. “Böğründen hemen kan ve su aktı.” Kutsal Kitap’ı öylesine okumuş biri bile kan ve merhamet arasındaki bağlantıyı fark eder. Adem ve Havva kadar eski tapınanlar bile ‘kan dökülmeden bağışlama’ olmayacağını biliyorlardı. Bu İncil’den bir alıntıdır ama Eski Antlaşma’da Tanrı bu ilkeden hiçbir zaman uzaklaşmamıştır.
Size önerdiğim makaleyi okurken Habil’in Tanrı’ya, Kayin gibi toprağın ürünlerini getirmesinin kabul edilmez olduğunu göreceksiniz. Kayin sebze yetiştiriyordu. Sıcak güneş altında insanların gördüğü en iyi mısır, patlıcan ve domatesleri yetiştirmek için çalışıyordu. O zaman dünyada sadece dört kişi olduğu için çiftçiler arasında ‘birincilik ödülü’ almak pek sorun değildi, ama ne demek istediğimi anlıyorsunuz. Kayin elinden geleni yaptı ve yaptığı şey için büyük uğraş verdi. Ellerinin emeği kabul edilebilir miydi? Kabul edilmedi. Tanrı sunuyu reddetti. Habil’e gelince, Tanrı’ya yüreği ve arzularından daha fazlasını sunması gerektiğini biliyordu. Kan dökmesi gerektiğini biliyordu. Tapınma yeri olarak tarlasını, sunak olarak toprağı kullandı ve Habil tarih boyunca sayısız insanın tekrarlayacağı şeyi ilk kez gerçekleştiren kişi oldu. Kan sunusu gerekiyordu. O da bunu yaptı.
Neden Durdu?
Ne yaparsanız yapın lütfen, ‘Benim durumumda Allah, ne zaman istesem günahımı bağışlar’ demeyin. Bunu söylemek tarih konusunda cehaletinizi göstermek olacaktır. Sadece Hıristiyanlık değil, tarihin başlangıcı kadar eski bir zaman hakkında da. Habil’in ve anne babasını örnek alanlar, yani Tanrı’nın sadık hizmetkarları uzun bir liste oluşturuyor: İbrahim, Musa, Gidyon, Şimşon, Saul, Davut vs. Kan dökmenin günahların bağışlanması için gerekli olduğunu biliyorlardı. Süleyman biliyordu; peygamberler biliyordu. Ama sonra bu liste sona erdi ve kurbanlar durdu. Neden durduğunu biliyor musunuz?
Habil’in tarlada yapmaya çalıştığını, İsa çarmıhta tamamladı. Habil başladı, İsa tamamladı. İsa’nın kurban olarak ölümünden sonra kurban kesilmesine ve kan akıtılmasına gerek olmayacaktı. İsrail’de olmayacaktı. Türkiye’de olmayacaktı. Kanada’da olmayacaktı. Suudi Arabistan’da olmayacaktı. Gana’da olmayacaktı. Hiçbir yerde olmayacaktı.
“Oysa Mesih, kendisini bir kez kurban ederek günahı ortadan kaldırmak için çağların sonunda ortaya çıkmıştır.” (İbraniler 9:26, İncil)
İncil’in son kısımlardan biri olan İbraniler bölümünü okursanız İsa Mesih’le ilgili anlatılanlardan etkilenirsiniz. Burada İsa Mesih’in kesin üstünlüğünden söz edilir. Bunu ölüm tepesinde kendisini kurban olarak sunmasında görüyoruz. Günahımızın Tanrı’ya karşı oluşturduğu suçu kaldırdı, kendi bedeninde taşıdı sonra da üç gün sonra mezardan çıktı – tıpkı önceden bildirdiği gibi. Tanrı’nın hayatınızda büyük işler yapmasını istiyorsanız, öyle ki cennet Tanrı’dan size bir armağan olarak gelsin, o zaman İsa’ya ihtiyacınız var demektir. Şuna kulak verin:
“Tanrı’nın bu isteği uyarınca, İsa Mesih’in bedeninin ilk ve son kez sunulmasıyla kutsal kılındık. (İbraniler 10:10, İncil)
“Nitekim Mesih de bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü.” (1.Petrus 3:18, İncil)
Ödenmesi gereken ödendi. Yapılması gereken yapıldı. Masum kanı gerekiyordu. Masum kanı döküldü, ilk ve son kez döküldü. Şu cümleyi yüreğinizin derinlerine gömün: İlk ve son kez.
Bir ilkokul öğretmeni gibi davrandığımı düşünmeniz riskini göze alarak size basit bir soru sormama izin verin. Sunu ilk ve son kez sunulduysa, tekrar sunulmasına gerek var mı? Tabii ki yok. İş bizim için tamamlandı. İsa çarmıhta ne dedi? Daha önceki ayetlerde okuyabilirsiniz: “Tamamlandı!” Sanki ölecekmiş gibi ‘Bittim ben,’ demiyor. Hayır, zaferli bir şekilde ilan ediyor, ‘İnsanlık için bağışlama işi tamamlandı!’ Ben bittim değil, tamamlandı diyor. Bugün bunu size de söylüyor; bu nedenle cümlenin sonuna adınızı koyun: “Tamamlandı, _______!” İsa’nın bugün bu sözleri yüreğinize fısıldadığını işitiyorsanız siz de O’na fısıldayın: “Teşekkürler, Rab! Uğruna öldüğün günahkarlardan biri olduğuma inanıyorum.”
Bugün bu iman açıklamasını yapmaya hazır değilseniz sorun değil. İş arkadaşlarımdan birinin bana İsa’ya ihtiyacım olduğunu söylediği zamanı hatırlıyorum. Bunun çok saçma bir fikir olduğunu düşünmüştüm. Hatta ona gülmüştüm. Çok şükür, sonunda kendi başıma İncil’i okumam için beni ikna etti. Daha önce okumamıştım. Babaannemle dedem birkaç kere beni kendi tarikatlarının toplantılarına götürmüşlerdi.
Bir seferinde de, haftasonunu geçirmek üzere evine gittiğim kuzenimin Katolik kilisesine katılmıştım. Bu hiç unutmayacağım bir deneyimdi.
Kuzenimle kilise sıralarında yanyana oturduk. Anne babası ve abileri arkamızda oturuyordu. Rahipleri önümüzdeki platformda yürümeye başlar başlamaz ağızlarından tuhaf sözler döküldü. Daha sonra bunun Latince olduğunu öğrenecektim. Güldüm. Kulağa çok komik geliyordu. ‘Neden İngilizce konuşamıyor?’ dedim yüksek sesle. Amcam kafamın arkasından tokatladı ve sessiz olmamı söyledi. Birkaç dakika sonra kuzenime döndüm ve neler olup bittiğini anlayıp anlamadığını sordum. Anlamadığını söyledi. İnanamayarak şöyle sordum, ‘Burada oturuyorsun ama neler olduğunu anlamıyorsun, öyle mi?’ Yüksek sesle kıkırdamam kafamın arkasında büyük bir tokat hissetmeme neden oldu ve tabii sessiz kaldım. Orayı bir daha ziyaret etmek istemedim. Ve etmedim.
Sonra, bana İncil verilen o özel gün geldi. Ne zaman fırsat bulsam okuyordum. Bir ay boyunca Tanrı’dan bana yazılmış bu sevgi mektubunu okumak dışında hemen hemen başka hiçbir şey yapmadım. Bununla birlikte, aklıma gelen bir düşünceyi hatırlıyorum. Akılsızlık etme ve doğru olmayan bir şeye inanma. Kendime bunu söylüyordum. Bugün size verebileceğim en iyi öğüt bu. Başkalarının size İncil ve Hıristiyanlık hakkında söylediklerine inanacak kadar saf olmayın. Kendi kendinize inceleyin. Lütfen önerdiğim makaleyi okuyun.
Bazılarınıza İsa’nın ölmediğinin öğretildiğini biliyorum. Bunun kadar gerçekten uzak bir ifade olamaz. Tanrı, İsa’yı üçüncü gün ölümden dirilterek İsa’nın çarmıha gerilmesi olayına ilahi ünlem işaretini koymuştur. İsa bunu önceden bildirdi, nasıl öleceğini de söyledi. İsa’nın peygaberlik sözlerini dinleyin. Bu sözler bize İsa’nın isteyerek, bilerek ve zaferli bir şekilde öldüğünü anımsatıyor. Çarmıhta ölüm, dünyadaki görevinin nihai amacıydı:
“Bundan sonra İsa, kendisinin Yeruşalim’e gitmesi, ileri gelenler, başkahinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı.” (Matta 26:21, İncil)
“Celile’de bir araya geldiklerinde İsa onlara, “İnsanoğlu, insanların eline teslim edilecek ve öldürülecek, ama üçüncü gün dirilecek” dedi.” (Matta 17:22-23, İncil)
“Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.” (Yuhanna 10:18, İncil)
Hayatınızda herhangi bir zaman kendinizi Kurtarıcınız olarak İsa’ya adamayı düşünürseniz bunun yukarda anlattığım Katolik geleneğindekinden farklı olduğunu bilmelisiniz. Arkadaşlarınız ve akrabalarınız sizi onlara benzetirlerse hata yapmış olurlar. Neden mi? İncil’in öğretişlerine göre İsa’yı gerçek anlamıyla izleyen Katolik gerçekten azdır. İşte bu nedenle yerel din önderleri, İrlanda, İtalya ya da başka Katolik ülkelerde İsa’nın iyi haberinin yayılmasına şiddetle karşı koymaktadır. İncil’in okunmasını, öğretilmesini ve yayılmasını teşvik edeceklerini düşünürsünüz. Ama öyle değil. Böyle bir şey inançlarının hatalarını ortaya çıkarır.
Lütfen beni yanlış anlamayın. Amacım, Katolik bireylerin samimiyetine, doğruluğuna veya dini adanmışlıklarına saldırmak değil. Çoğu Katoliğin güçlü inançlara sahip olduğu ve dini inançlarına derin bir bağlılık duydukları konusunda bir an bile kuşku etmem. Katolik akrabalarımın çoğu böyledir. İnançlarından ötürü onları küçümsediğimi bir an için bile düşünmeyin. Sorun şu ki, inançları Kutsal Kitap’ın öğretişlerine mi yoksa Katolik Kilisesinin öğretişlerine mi dayanıyor? İkisi arasında büyük fark vardır.
Tanrı’yla Hiç Bitmeyecek Bir İlişki
İsa’yı gerçekten izleyen kaç Katolik vardır? Daha doğrusu, herhangi bir mezhepte kaç gerçek Hıristiyan bulunur? Bu soruların yanıtı ‘Hıristiyan’ kelimesini nasıl tanımladığımıza bağlı. Bu websitesinde ‘Hıristiyan’ kelimesinin çok sık kullanılmadığını göreceksiniz. Bunun nedeni, günlük yaşantımda bu sözcüğü pek kullanmamam. ‘Hıristiyan’ kelimesi bugünlerde birçok anlamda kullanılıyor. Bu nedenle, kim olduğumu tarif etmek için bu kelimeyi kullanmıyorum. Bunun yerine şuna benzer bir şey söylüyorum: “İsa Mesih’e iman aracılığıyla Tanrı’yla canlı bir ilişkiye sahibim. Hiç bitmeyecek bir ilişki bu, ölüm bile bu ilişkiyi bitiremez.” Bu tanım hem doğru, hem de din konusu tartışıldığında birçok anlamlı konuşmanın yolunu açıyor.
Hayal edebileceğiniz gibi, anlamlı diyaloglar başlarken arkadaşlıklar da başlıyor. Yeni arkadaşlarım hayatlarımızı gözlemlemeye başlıyor – eşimle ilişkim, çocuklarımızla ilişkilerimiz, çocuklarımızın birbiriyle ilişkisi vs. Şu düşüncenin aklınızdan geçtiği oldu mu hiç? Bu adam, plajlarımızda üstsüz güneşlenmek ve barlarımızda sarhoş olmak için ‘Hıristiyan’ Avrupa’dan gelen ‘Hıristiyanlardan’ farklı. Bu sonuca varmalarını umuyorum. Fakat dediğim gibi, bugünlerde ‘Hıristiyan’ kelimesinin kullanılması kişinin inancını pek de açıklamıyor.
Katolik sevdiklerimin hiçbiri benim kullandığım tanıma göre ‘Hıristiyan’ değildir. Bunun gerçek olduğunu biliyorum çünkü cennette sonsuz yaşamla ilgili olarak onlarla iki kez konuştum. İlki İsa’ya gerçekten inanmadan önceydi. Ruhsal hayatımın ruhsal yanı Sahra Çölü gibi kurak ve kıraçtı. Bu nedenle sevdiklerime, öldüklerinde cennete gidip gitmeyeceklerini biliyorlar mı diye sormaya başladım. Cevapları beni çok şaşırttı. Bilmiyorlardı, vaftiz babam Arthur Amcam bile bilmiyordu. Her ne kadar dindar olsa da, cenette sonsuz yaşam güvencesine sahip değildi. Kendi kendime şöyle düşündüm, “Dinleri gereği yapmaları gereken her şeyi yaptıktan sonra cennete gidip gitmeyeceklerini hala bilmiyorlardı, o zaman kesin olarak Katolikliği yeniden bir seçenek olarak görmeyeceğim. Çocukken Katolikliği reddetmiştim. Şimdi de yetişkin olarak da Katolik inancına geçmek için herhangi bir neden görmüyordum.
İsa’ya gerçekten inanan biri olduktan yıllar sonra, anne babama ve akrabalarıma Tanrı’yla ilişkilerini sordum. Sadece annem, anneannem, en sevdiğim teyzem ve birkaç kuzenim cennete gideceklerini söyleyebildiler. Bunun nedeni, Katolik inancına diğer akrabalarıma göre daha bağlı olmaları mıydı? Hayır, sadece Kutsal Yazılar’ı kendi başlarına okuma tavsiyeme kulak vermişlerdi. Bunu yaparak yargılarını yüklenen ve kendilerine cennette sonsuz yaşam sunan Kurtarıcı’yı buldular! İsa’yı dinleyelim: “Size doğrusunu söyleyeyim, sözümü işitip beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Böyle biri yargılanmaz, ölümden yaşama geçmiştir.” (Yuhanna 5:24, İncil)
Başka birinin inancını nasıl bu kadar rahat bir şekilde yargılıyorum? Şöyle düşünüyor olabilirsiniz, ‘Yüreklerinde ne olduğunu nasıl biliyorsunuz? Bu, onlarla Tanrı arasında özel bir konu değil mi?’ Haklısınız. İncil’de bu gerçek bizlere hatırlatılıyor:
“Rab kendine ait olanları bilir.” (2.Timoteos 2:19, İncil)
Kendisine ait olanları bilmek Tanrı’ya ait bir ayrıcalıktır. Aynı şekilde, ancak Tanrı kendisine ait olmayanları bilir. Rab, insana Kutsal Kitap’ta açıkladıklarına aykırı dinsel öğretişlerle kimlerin aldatıldığını bilir. Kuşkusuz, kimse Tanrı’yı aldatamaz. Tanrı, kendisine ait olanları yakından bilir.
Yetkili Gerçek Kaynağımız Nedir?
İnsan hem Kutsal Kitap’a hem de başka bir şeye inanarak doğru olanı yapmış olur mu? Tanrı bunu kabul eder mi? Henüz İncil’i baştan sona okumadıysanız, Tanrı’nın son sayfada söylediklerini herhalde okumamışsınızdır. Okuyun ve Tanrı’nın Kutsal Kitap ve başka herhangi bir şeye inanmanızı onaylayıp onaylamadığını görün:
“Size bildirdiğim bütün buyruklara iyice uyun. Bunlara hiçbir şey eklemeyin, hiçbir şey çıkarmayın.” (Yasa’nın Tekrarı 12:32, Eski Antlaşma)
“Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır. Her kim bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır.” (Vahiy 22:18-19, İncil)
Mantıklı, değil mi? Tanrı’nın insana verdiği vahiyi değiştirmeye kimsenin hakkı yoktur. Kimse buna bir şey katamaz, bir şey çıkaramaz ve herhangi bir şekilde değiştiremez. Aynı şekilde kimse içindeki hataları değiştirdiğini söyleyemez – sanki Tanrı kendi Kutsal Yazıları’nı koruyamıyormuş gibi!
Size babannem ve dedemle ilgili acı veren bir şey anlatmak istiyorum. Yaşamlarını ve birikimlerinin önemli bir kısmını ‘Hıristiyanlık’ın Birlik Okulu’ adlı bir tarikata verdiler. Kutsal Kitap’a inandıklarını söylediler. Bununla birlikte, söylemek istedikleri Kutsal Kitap’a ve tarikatın Kutsal Yazılar’daki her terimi yeniden tanımlayan devasa metafizik sözlüğüne inandıklarıydı. Kutsal Kitap ve onların deyimiyle ‘Kutsal Kitap’ın gerçek anlamını’ çözen yayınlarına inanıyorlardı.
Bu iki akıllı insanın böylesi bir inanç sistemi tarafından kandırılmış olmasına inanmak gerçekten de zor. Örneğin, bu tarikat İsa’nın on iki öğrencisinin, insanın aklının on iki yönünü resmettiklerini söylüyordu. Kutsal Kitap’taki her şey metafizik olarak yeniden tanımlanmıştı! Soru: İnsan, bir yandan da Kutsal Kitap’ı metafizik açıdan yeniden tanımlayan bir yayına inanırken Kutsal Kitap’a layıkıyla inanabilir mi? Sanmam! Bu gibi insanlar inançları konusunda son derece samimi olabilirler ama tamamıyla hatalılar!
Hepimizin hayatlarımızı ne üzerine kuracağımıza karar vermemiz gerekiyor. Yetkili gerçek kaynağımız nedir? Kutsal Kitap mı? Kutsal Kitap ve başka bir kitap mı? Örneğin Katolikler Kutsal Kitap’a inandıklarını söylüyorlar. Peki ama yetkili gerçek konusunda tek kaynakları mı? Hayır, değil. Tarihte yaşamış ve ‘Kilise Babaları’ denen seksen sekiz adamın elyazmalarını da eşit derecede yetkili sayıyorlar. Bu elyazmalarını ve başka yazılara ‘Kutsal Gelenekler’ adını veriyorlar. Katolik Kilise, ‘Kutsal Geleneklerin’ din konularında Kutsal Kitap’tan daha net ve güvenli bir kılavuz olduğuna inandıkları için Katoliklerin büyük çoğunluğunun sadece ismen Hıristiyan olduğu sonucuna varmak zorundayız. Yanlış yönlendirilmişler.
İsa’nın dini gelenekler hakkında söylediklerine bakalım. Gerçek herhangi bir zamanla sınırlı olmadığı için her çağdaki geleneklere uygulanabilir. Tanrı Sözü’nü etkisiz kılma yetkisine sahip oldukları için İsa’nın din önderlerini nasıl azarladığına dikkat edin:
“Bu sırada Yeruşalim’den bazı Ferisiler ve din bilginleri İsa’ya gelip, “Öğrencilerin neden atalarımızın töresini çiğniyor?” diye sordular, “Yemekten önce ellerini yıkamıyorlar.”
İsa onlara şu karşılığı verdi: “Ya siz, neden töreniz uğruna Tanrı buyruğunu çiğniyorsunuz? Çünkü Tanrı şöyle buyurdu: ‘Annene babana saygı göstereceksin’; ‘Annesine ya da babasına söven kesinlikle öldürülecektir.’ Ama siz, ‘Her kim anne ya da babasına, benden alacağın bütün yardım Tanrı’ya adanmıştır derse, artık babasına saygı göstermek zorunda değildir’ diyorsunuz. Böylelikle, töreniz uğruna Tanrı’nın sözünü geçersiz kılmış oluyorsunuz. Ey ikiyüzlüler! Yeşaya’nın sizinle ilgili şu peygamberlik sözü ne kadar yerindedir: ‘Bu halk dudaklarıyla beni sayar, ama yürekleri benden uzak. Bana boşuna taparlar. Çünkü öğrettikleri, sadece insan buyruklarıdır.’” (Matta 15:1-9, İncil)
Din önderleri İsa’yı geleneklerini çiğnemekle suçluyorlardı sanki bunlar zorunluymuş gibi. İsa basit bir yanıtla kimsenin onların geleneklerine uymak zorunda olmadığını belirtti. Bunlar sadece insanların yarattığı şeylerdi. Bu gelenekler Tanrı’nın Kutsal Kitap’taki buyruklarına aykırı oldukları için bu geleneklerin zorunlu olamayacağını da söyledi.
Bu hikayede İsa’nın dönemindeki ‘köre kılavuzluk eden kör’ din önderleri hakkında okuduk. Bu hikayede en önemli kişi İsa’dır. Size taze fırından çıkmış, bambaşka bir kokusu olan beyaz ekmek yığınını anlattığım zaman akla gelen resmi hatırlıyor musunuz? Sıcaktı ve sadece görüntüsü bile ağzınızın sulanmasına neden olurdu. Bu ekmek yığını, üzerlerine basılmasın diye kalabalığın karşı tarafındaydı. Maalesef kimse açlıktan bayılacak insanlara bundan söz etmedi. Beni bir dilenci gibi düşünün. Ben de sizin dilenci olduğunuzu düşüneceğim. Bugün bir dilencinin başka bir dilenciye ekmek somununu nerede bulabileceğini söylediğini işittiniz. Ayrıca, bu ilahi fırının sahibinin bütün ihtiyaçlarınızı karşılayacağını öğrendiniz- bu hayatta ve bir sonraki hayatınızda. Adı İsa’dır.
Bir Düşünün
Tanrı’ya bir soru soracak olsanız ve karşılıksız bir şekilde cevabını alacak olsanız, ne sorardınız? Düşünürken şunu unutmayın. Tanrı aşağıdaki üç soruya olumlu bir yanıt verdiği için başka bir soru düşünmeniz gerekecek.
1. Tanrı beni seviyor mu?
2. Tanrı bütün ihtiyaçlarımı karşılayacak mı?
3. Tanrı sonsuzluğu cennette kendisiyle geçirmem için beni davet etti mi?