İsa ve Dul Kadının Oğlunu Ölümden Diriltmesi
OLAY: Yoldan geçen bir cenaze olayı
AYETLER: “Bundan kısa bir süre sonra İsa, Nain denilen bir kente gitti. Öğrencileriyle büyük bir kalabalık O’na eşlik ediyordu. İsa kentin kapısına tam yaklaştığı sırada, dul annesinin tek oğlu olan bir adamın cenazesi kaldırılıyordu. Kent halkından büyük bir kalabalık da kadınla birlikteydi. Rab kadını görünce ona acıdı. Kadına, “Ağlama” dedi. Yaklaşıp cenaze sedyesine dokununca sedyeyi taşıyanlar durdu. İsa, “Delikanlı” dedi, “Sana söylüyorum, kalk!” Ölü doğrulup oturdu ve konuşmaya başladı. İsa onu annesine geri verdi.” (Luka 7:11-15, İncil)
İSA’NIN DUYGUSU: Merhamet
NEDENİ: Dul bir kadın tek oğlunu kaybetmişti.
EYLEM: İsa kadının oğlunu ölümden diriltti.
ÜZERİNDE DÜŞÜNMEM GEREKEN KONU:
Burada, iki kalabalık birbirine karışırken gerçekleşen inanılmaz bir sahne vardır. Bir tarafta büyük bir kalabalık İsa’yı izlemektedir, diğer tarafta cenaze kaldıran büyük bir grup Nain kentinden ayrılıp mezarlığa gitmektedir. İncil’de geçen hikayelerde yaşanan eşsiz anlardan biridir.
Benim ülkemde, yolda arabanızı kullanırken karşınıza bir cenaze alayı çıkarsa, düşüncelilik edip arabanızı kenara çekmeniz ve cenaze alayının geçmesini beklemeniz gerekir. Bazen bu alay otuz kırk arabadan oluşur. Cenaze arabasını izleyerek çok çok yavaş ilerlerler. Arabalar akraba ve arkadaşlarla doludur ve yirmi beş kilometre ötede olabilecek mezarlığa doğru ilerlemektedirler. İşe geç kalmış olmanız ya da yetişmek için hız limitinin üstünde gidiyor olmanız önemli değildir. Yolun kenarına çekersiniz ve beklersiniz. Onlar geçtikten sonra arkalarına takılır, onların hızında devam edersiniz – her bir kilometre boyunca – ta ki onlar ya da siz yanyola sapana kadar. Bu arada, cep telefonunuzda iş numaranızı çevirir ve işyerinizdeki herkese geç kalacağınızı haber verirsiniz.
Yahudi geleneğine göre ise bir cenazeyle karşılaşırsanız katılmanız zorunludur. O zamanlar işten patronunuzu arayıp haber vermek için cep telefonunuz da olmazdı. Birine haber ulaştırma fırsatınız olsa trafikte kaldığınızı söylemezdiniz. Cenazenin geçmesini beklediğinizi değil, bir cenazeye katıldığınızı söylerdiniz!
Tarihin o döneminde, krallar ve seçkin kişiler dışında hiçbir Yahudi, kentin duvarları içinde bir yere gömülmezdi. Bu nedenle İsa tabutu gördüğünde içinde sıradan bir insan olduğunu biliyordu. Sizin benim gibi birisi. Kalabalığın büyüklüğü de, kentteki insanların dul kadın ve oğlu için duydukları yakınlığı gösteriyordu. Cenaze alayının sonunda, kalabalığın peşine takılmış ama ölen kişiyi çok az tanıyan ya da hiç tanımayan insanlar olurdu.
Üç Kişiden İlki
Bu mucize İncil’de kendi türünde kaydedilmiş ilk örnektir. Bu dul kadının oğlu, İsa’nın ölümden dirilttiği üç kişiden ilkidir. Bu olayda, İsa kendisini yaşama döndürdüğünde ölmüş olan kişi mezara doğru yolculuğuna çıkmıştı. Başka bir olayda İsa, bir adamın henüz ölmüş olan bir kızını ölümden diriltti. Lazar ise yaşama döndürülmeden önce dört gündür ölüydü. Bu makale dizisinde onunla ilgili iki kısımdan oluşan bir hikaye vardır.
Tanrı için ne kadar süredir ölü olduğunuz önemli değildir. Bütün insanlığın dirilişini düşünün. Bundan sonraki dünyada bedenlerimizle birleşeceğiz. İşte o zaman,Tanrı, denizin derin sularına gömülmüş ve bunun sonucunda acımasız köpekbalıklarının hedefi haline gelen bütün gemicileri geri getirebilecek. Tanrı, sevdikleri tarafından gömülmek yerine yakılan insanların bedenlerini geri getirebilecek. İki yolcu uçağının kaçırılarak Dünya Ticaret Merkezi’nin İkiz Kulelerine çarptırılması sonucu ortaya çıkan cehennem ateşinde yananların bedenlerini de kusursuz bir şekilde diriltecektir.
Hikayemizdeki iki kalabalığın farklı havası dikkatimi çekiyor. İsa’yı izleyen kalabalık sevinç ve beklenti doluydu. Nain’den ayrılmış ve mezarlığa doğru ilerlemekte olan kalabalık ise ağlıyor ve ağıt yakıyordu, çok üzgünlerdi. Kurtarıcımın yas tutan dula sevinç getirdiğini düşündüğümde ruhum nasıl da sevinçten uçuyor! İsa’nın bu dul kadına duyduğu merhamet içten ve hakikiydi.
Devam etmeden önce, size ve kendime, ölümün nedeninin günah olduğunu hatırlatmak isterim. Bu gerçeğin farkında mısınız? Ölüm Tanrı’nın asıl tasarısının bir parçası değildi çünkü günah bunun bir parçası değildi. Tanrı günahı yaratmamıştır. Bu konuyu, Kurbanın Üzerindeki Sır Perdelerinin Kaldırılması adlı makalede daha ayrıntılı okuyabilirsiniz.
Şu an için, tarih boyunca ağlayan gözlerin, cenaze alayının ve dul kalmış yaslı yüreklerin nedeninin Tanrı değil, günah olduğunu bilmeniz yeterlidir. İnsan hiç günah işlememiş olsaydı, hiç ölmezdi. Bu konuda bu web sitesinde pekçok şey öğreneceksiniz bu nedenle burada daha fazla yazmayacağım. İsa dünyaya insanlığın günahları nedeniyle geldi. İşte iyi haber budur.
Ne Yazık!
Her ne kadar birinin ölmüş olmasından dolayı merhamet duyuyor olsa da, İsa kayıp canlar için daha da derin bir merhamet duyar. Bugün, fiziksel olarak yaşarken aslında ruhsal olarak ölü olan pek çok kişi vardır. Yani, canlarının Yaratıcıları’yla ilişkisi kesilmiştir. Bu ayrılığın nedeni günahtır. Tanrı, huzurunda günaha izin vermez. İnsanların dindar olmaları bu durumu değiştirmez. Onlar da Tanrı’yla yaşamsal, kişisel ilişkilerini kesmişlerdir. Din, Tanrı’yla olan ilişkimizi yeniden kurmaz. Dindar insanların bir tür ruhsallığı olsa da ruhsal olarak ölüdürler. Bu cenaze alayına baktığımızda sadece kalabalığın ortasında duran İsa’nın ne düşündüğünü bilmenizi istiyorum. Fiziksel ölümden daha üzücü olan bir ölümü tanıyordu. İyi haber İsa’nın yaşamınızdaki bu iki trajik sonun çözümü olmasıdır.
“Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı.” (2.Korintliler 5:19, İncil)
Genç Olabilirdi
Gördüğüm cenazeleri düşündüğüm zaman, bir dulun oğlu için tutacağı yasın dünyadaki en kederli yas türü olduğunu düşünüyorum. Özellikle de oğlu genç ise. İnsanın çocuğunun ölümü, cümlenin sonundan önce nokta koymak gibi bir şey. Cümle daha yeni başladığında nokta koymak gibi bir şey. Dulun oğlunun yaşı söylenmiyor ama en azından kaç yaşında olmadığını biliyoruz. Yahudi geleneklerine göre ölüyü mezarlığa taşımanın farklı yolları vardır. Bu yöntemler ölünün yaşına göre değişirdi. En azından tabutta taşınmak için en azından üç yaşında olması gerektiğini söylemenin ötesinde ayrıntılara girmek istemiyorum. Dulun oğlu genç olabilir miydi? Evet, ve eğer genç bir yaşta öldüyse o gün annesinin yaşadığı büyük kederi hayal edebilirsiniz. Çocuklarımız bize ait değil. Onları bize veren Tanrı’nın emaneti olarak tutuyoruz. Tanrı her an bu emaneti bizden alabilir ve çocuklarımızı kendi evine geri alabilir. Ama bu bizlere ne kadar da büyük bir acı verir!
İki Sessiz Kalabalık
İsa bu sahneyi görür görmez, dul kadını görüp ona merhamet ediyor. Kimse ona bu harikayı gerçekleştirmesi için yalvarmıyor. İki kalabalık üzerine de ani bir sessizlik çöküyor. Yas tutan dul, Ölüm Fatihi’nin yaklaştığını göremeyecek kadar derin bir şekilde kendi yasına gömülmüş. Ayrıca diğer harikalarına karşın İsa henüz bir ölüyü diriltmemişti. Bu nedenle dul bilse bile ya da İsa’nın hastaları iyileştirebildiğine ve körlerin gözünü açtığına tanıklık etmiş olsa bile, kendi oğlunu ölümden diriltecek güce sahip olduğunu hayal edemezdi. Kim geri dönülmez ölüm cezasını tersine çevirebilir ve sevdiğini özgür kılmak için bu karanlık ve ağır kapıları açabilir? Bu çok fazla, değil mi? O kadar büyük bir istek ki, insan bunu umut bile edemez.
Bu dizide İsa ve iki kör adamla ilgili makaleden farklı olarak İsa kendisinden yardım istenmesini beklemedi. Diğer makalede İsa onların iyileştirilmeyi istemelerini bekledi. Bu hikayede İsa dul kadınla konuşmadı, onu avutmadı veya ne yapmaya niyetli olduğunu onunla paylaşmadı. İsa doğrudan tabuta gitti; yolda kadına döndü ve ‘Ağlama!’ dedi. Ancak O, kadına ağlamaması için bir neden verebilirdi. Ancak İsa ölümün olduğu yerde cennete güvenli bir geçiş vaadini kabul eden herkese cennetin kapılarını açarak gözlerimizdeki yaşları kurulayabilir. Eğer yakınları ve kendisi İsa’ya iman etmiş birinin cenazesine tanık olduysanız, mezar çevresinde Rab’be söylenmiş sevinçli ilahiler duyarsınız. Yas ve gözyaşı da olur mu? Evet, çünkü İsa’ya iman edenler de insandır. Fakat vedamız sonsuza dek değil, Tanrı bizlere cennet güvencesini verdiğinden beri değil. Göklerin kapıları açıldı.
İsa’nın genç adamı ölümden diriltmek için tabuta dokunması gerekli değildi.
Tabuta dokunarak İsa belki de, bizlere sonsuz yaşam vermek için çarmıhta ölmekten çekinmeyeceğini göstermek istedi. Eğer, Tanrı’nın İncil’de açıkladığı gibi ölümün ücreti ölümse ve İsa bu bedeli bizim yerimize ödemek için geldiyse o zaman ne diyelim? Günah sorunu çözüldüğü için cennet Tanrı’dan gelen bir armağan oluyor. Eğer hak ettiğimizi alacak olsaydık, ölürdük. Buna, cehennemde Tanrı’dan sonsuza dek ayrı düşmek de dahildir. Fakat Tanrı lütfu sayesinde bize sonsuz yaşam vermiştir: Kendisiyle cennette sonu gelmeyen bir yaşam armağanı. Yani, eğer İsa’nın uğruna öldüğü günahkarlardan biri olduğumuzu kabul edersek. İşte ayetin tümü:
“Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6:23, İncil)
İki tahta direk
İsa’nın eli tahtadan yapılmış tabuta dokunduğunda düşünceleri yakında bedeninin asılacağı iki tahta direğe kaymıştı. İsa, Günah Taşıyıcımız olarak eyleminin, üçüncü gün ölümden dirilmesiyle zaferli bir şekilde sonuçlanacağını biliyordu – Şeytan bilmiyordu. İsa henüz dünyaya şu sözleri söylememişti, “Diriliş ve yaşam Ben’im. Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır.” (Yuhanna 11:25, İncil). Bunlar, dünyadaki öğretiş ve iyileştirme hizmetinden daha sonra gelecekti. Ölüleri diriltme gücünü henüz kanıtlamamıştı ama dul kadının oğlunun o gün yaşamasını sağlayan kesinlikle diriliş gücüydü! Gizemli bir şekilde, yaşamın yürek atışları bu genç adamın bedeninde atmaya başladı. Rab’be yücelik olsun!
Bunlar olurken, insan dul kadının acı ve keder dolu çökmüş avurtlarından akan hayret, sevgi ve minnettarlık gözyaşlarını kolayca hayal edemiyor:
“İsa onu annesine geri verdi.”
Deneyim ettiğim her bereketi ve de zaman içinde ve sonsuzlukta sahip olduğum her umudu borçlu olduğum Kişi, zalim bir çarmıha benim için çivilendi. Tabi aynı zamanda sizin için de.
Gözlerini ölüm uykusuna kapadı ama üçüncü gün ölümden dirildi – tıpkı peygamberlik ettiği gibi. Tıpkı söylediği gibi. İsa söyler ve söylediği gerçekleşir. O’nun buyruklarına karşı durabilecek hiçbir şey yoktur. Amaçlarını saptıracak hiçbir şey yoktur. Gücünün püskürtemeyeceği hiçbir kötülük yoktur.
İncil’in Vahiy bölümünde İsa’dan gelen şu açıklamaya kulak verin. Bu bölüm İncil’in sonlarına doğrudur. İlk önce Elçi Yuhanna’nın, yani dünyada üç yıl boyunca İsa’yı izleyen Yuhanna’nın tepkisine dikkat edin. Yuhanna, İsa’nın öğrencilerinden biriydi. İsa’yı iyi tanıyordu, sizden ve benden daha tanıyordu. Neden birdenbire şok oldu? Yuhanna’nın gördüğü İsa, dirilmiş ve yüceltilmiş haldeki İsa’ydı.
“O’nu görünce, ölü gibi ayaklarının dibine yığıldım. O ise sağ elini üzerime koyup şöyle dedi: “Korkma! İlk ve son Ben’im. Diri Olan Ben’im. Ölmüştüm, ama işte sonsuzluklar boyunca diriyim. Ölümün ve ölüler diyarının anahtarları bendedir.” (Vahiy 1:17-18, İncil)
İsa’nın dulun oğluna konuşmasıyla oğlunun nasıl ayağa kalktığını görebiliyor musunuz?!!! Bunun nedeni İsa’nın kim olduğunda saklıdır. İsa’nın bu cenaze alayıyla karşılaşma hikayesi, yaşam ve ölümün karşılaşmasıdır. İsa nereye gitse, ya ölümle ya da sefaletle karşılaşıyor ve bunların yerine yaşam ve sevinç veriyor.
Gittiği her yerde yası coşkuya, kederi sevince dönüştürüyor – ölüleri dirilttiği mezarlıklarda bile. İsa gittiği her cenazeyi bozdu! Gereksiz kıldı! Yani, ölüler artık ölü olarak kalmadılar!
Sizi bilmem ama ben cenazelere katılmaktan hiç hoşlanmam. Yas tutan biriyle karşılaştığımızda çoğunlukla geri çekiliriz. Ne söyleyeceğimizi bilemeyiz. Yasta olan arkadaşımızı ya da sevdiğimizi nasıl avutabileceğimizi bilmeyiz, öyle değil mi? Aramızdan ayrılan kişi hakkında söyleceklerimiz konusunda bile çekincelerimiz vardır. Çoğunlukla uzun uzun sarılarak ya da elimizi sıkı bir şekilde sıkarak, ağzımızın söyleyemediklerini ifade ederiz. Eyüp’ün arkadaşları ve yas tutanların yanında yedi gün geçirmeleriyle ilgili sahneyi kafanızda canlandırın. Ne kadar konuştular?
“Eyüp’ün üç dostu -Temanlı Elifaz, Şuahlı Bildat, Naamalı Sofar- Eyüp’ün başına gelen bunca kötülüğü duyunca kalkıp bir araya geldiler. Acısını paylaşmak, onu avutmak için yanına gitmek üzere anlaştılar. Uzaktan onu tanıyamadılar; yüksek sesle ağlayıp kaftanlarını yırtarak başlarına toprak saçtılar. Yedi gün yedi gece onunla birlikte yere oturdular. Kimse ağzını açmadı, çünkü ne denli acı çektiğini görüyorlardı.” (Eyüp 2:11-13, Eski Antlaşma)
Endişelenmeyin!
İnsan yakınlığının en iyisi bile kusurludur. Fakat cenaze alayını durduran İsa’nın yakınlığı için aynı durum söz konusu değildir. Dünyadaki en yakın arkadaşın yakınlığının bile bir sınırı vardır; İsa’nın yakınlığının sınırı yoktur. Yaslı dulun, bu yumuşak, ağlamamasını neredeyse fısıltıyla söyleyen buyruğa hemen tepki vermesi güçtü ama İsa hiçbir zaman gerçekleştirme gücü vermeden bir buyruk vermez. Bu durum, O’nun sesini her çağda duyanlar için geçerlidir.
Eğer İsa’yı izlemeye karar verirseniz, bu yolda kalmaya gücünüzün yetmeyeceği, alaylara katlanmak ve sizi eleştirenlerle başa çıkmak konusunda endişelenmeyin. İnandığınız anda size mesken kuracak olan Mesih’in Ruhu bütün ihtiyaçlarınızı karşılayacak ve hayatınızda hayal bile edemeyeceğiniz sayısız şeyi yapmanızı sağlayacaktır.
İsa’nın kendisini izleyenlere öğüdünü dinleyin. Zaman değişse de bu gerçek değişmedi.
“Bende kalın, ben de sizde kalayım. Çubuk asmada kalmazsa kendiliğinden meyve veremez. Bunun gibi, siz de bende kalmazsanız meyve veremezsiniz. Ben asmayım, siz çubuklarsınız. Bende kalan ve benim kendisinde kaldığım kişi çok meyve verir. Bensiz hiçbir şey yapamazsınız.” (Yuhanna 15:4-5, İncil)
Eğer asmadan bir dal kesilirse hemen ölür ve artık o dal meyve vermez. Bu ilkeyi çok iyi anlıyorum, çünkü eşime bizim mahallemizdeki çiçek satıcılarından çiçek alırım. En çok karanfilleri sever. Karanfiller ne kadar dayanır? Çok değil çünkü zaten ölüdürler. Çünkü yaşam kaynaklarından kesilmişlerdir. İsa bize asmada kaldığımız sürece sürekli olarak yaşam veren bir şekilde besleneceğimizi söyler. Büyümemize, meyve vermemize ve ruhsal olarak canlı olmamıza neden olacaktır. Aynı şekilde, dal asmaya bağlı olmadığı sürece hiç ürün veremez. Farkında olmayabilirsiniz ama İsa’ya gerçekten iman edenler ile yaşayan, dirilmiş Rab’leri arasında yakın bir bağlantı vardır. İsa Asma’dır ve biz de çubuklarız.
Bu doğru olmasaydı İncil’de İsa’ya gerçekten iman edenler ve onların yepyeni yaşamlarında olup bitenharika şeyleri okumazdınız. Tanrı’ya İsa’nın uğruna öldüğü günahkarlardan biri olduğunuzu ve O’nu Kurtarıcınız olarak kabul ettiğinizi ikrar ettiğiniz anda, Mesih’in Ruhu yaşamınızda işlemeye başlar.
İnandığınız anda sizin yaşamınızda işlemeye başlayan O’nun ilahi gücü olmasa bu yolda kalamaz, alaylara katlanamaz ve sizi eleştirenlerle başa çıkamazsınız.
İsa’nın yaptıklarına iman eden kişinin yaşamının ne kadar olağandışı olduğunu gösteren dört kanıt metin vardır. Sıradan ve olağan olan biziz. Bizde işleyen Tanrı ise olağandışı!
“Beni güçlendirenin aracılığıyla her şeyi yapabilirim.” (Filipililer 4:13, İncil)
“Sizde olan, dünyadakinden üstündür.” (1.Yuhanna 4:4, İncil)
“Sizde iyi bir işe başlamış olan Tanrı’nın bunu Mesih İsa’nın gününe dek bitireceğine güvenim var.” (Filipililer 1:6, İncil)
“Kurtarıcımız tek Tanrı, sizi düşmekten alıkoyacak, büyük sevinç içinde lekesiz olarak yüce huzuruna çıkaracak güçtedir. Yücelik, ululuk, güç ve yetki Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla bütün çağlardan önce, şimdi ve bütün çağlar boyunca Tanrı’nın olsun! Amin.” (Yahuda 1:24-25, İncil)
İsa dul kadının davasını üstlendi.
Daha önce söylediğim gibi İsa sizden hiçbir zaman yapmanız için gereken gücü sağlamayacağı bir şey yapmanızı istemez. Dul kadını düşünün. İsa kadının zaten kocasını kaybetmiş olduğunu biliyordu ve tek oğlunu kaybetmesinin, kalan tek desteğini de kaybetmek olacağını biliyordu. Kocasının mirası oğluna geçmişti ve artık kayınbiraderine geçecekti. Parasal desteğini kaybetmişti ve diğer akrabalarının merhametine kalacaktı. Buna ek olarak, dul bir kadın için bir oğulun yapabileceği ve en iyisi bir erkek tarafından yapılması gereken günlük şeyler için de göreceği desteği kaybetmişti. Bu da yetmezmiş gibi itibarını ve halkının oymak adından gelen aile adını kaybetmişti. Oldukça trajik bir kayıp, değil mi Nainli dulun kaybı? İsa tabuta yaklaşırken bunun çok iyi farkındaydı. Ona oğlunu vererek bütün bu şeyleri yerine koyacaktı. İsa dul kadının davasını üstlendi. Yaşamınızın sorumluluğunu O’na verdiğinizde sizinkini de üstlenmek ister. Önce aranızda bağlantı kurulsun.
Bunu bir düşünün. Dünyada kim ölü bir adama seslenip ona ‘Kalk!’ diyebilir? Bu sözler başka bir ağızdan çıksa boş sözler sayılabilirdi! Fakat İsa ne derse desin adında saklı olan yetki ve güçle desteklenir. İsa’nın adında nasıl bir güç mü var?
Bu adın üstünde daha yetkili bir şey yazamam!
İzmir’de İsa’ya iman eden bir arkadaşımız, ailesinin bitmez tükenmez yalvarmaları, kandırmaları ve annesinin tehditleri sonucunda Müslüman bir kızla nişanlandı. Arkadaşımız Müslüman olarak yetiştirilmişti ama İsa’ya inanmıştı. Büyük olasılıkla annesinin duygusal korkutmalarına karşı durabilirdi ama kadın ciddi bir hastalığa yakalandı. Hastalanmasının nedeninin oğlunun isteklerine itaat etmek istememesi olduğunu söyledi. Sürekli baskı yaptı. Sonunda arkadaşım ödün verdi. İki aile evliliği ayarladı ve evlilik planları yapmaya başladılar.
Arkadaşımın evliliğin yürümesi konusunda kuşkuları vardı ama her iki ailenin de onayladığı bir evlilikti. Ne yapabilirdi? Farklı inançları ve bu nedenle daha sonra evliliklerinde çıkabilecek sorunlar hakkında uzun uzun ve yoğun bir şekilde düşündü. Ne sonuca vardı? Nişanı bozmak bütün taraflar için en iyisi olacaktı. Nihayet, annesinin aksi yöndeki ateşli yalvarmalarına karşın ilişkiyi bitirdi. Kendisine ve nişanlısına ve herkese utanç getirdi.
Nişan bozulduktan kısa bir süre sonra bir gün eski sözlüsü, çevrede yaptığı büyülerin tuttuğu bilinen bir muskacıya gitti. Bu gibi kişilere farklı ülkelerde farklı isimler verilir ama siz onları ‘hoca ya da üfürükçü’ olarak bilirsiniz herhalde.
Bir sabah onu ziyarete gitmeye ve içinden geçenleri anlatmaya karar verdi. Tam ayrılıklarından söz etmeye başladığında ve henüz ayrıntıları vermeden önce adam araya girdi ve ‘Nişanlın Hıristiyan değil mi?’ diye sordu. Böyle bir şeyi bildiği için kız büyük bir şaşkınlığa uğradı! Kentte o kadar az Hıristiyan vardı ki, hele de kendi çevrelerinde hiç yoktu. Bu gerçeği bilmek samanlıktaki iğnenin yerini bilmek gibi bir şeydi.
“Evet, Hıristiyan” dedi kız, ‘Ve o…’ Ama adam yeniden araya girdi.
“Şu anda Almanya’da, değil mi?’ diye sordu yaşlı adam.
“Evet, yeni, iş için gitti,” diye yanıtladı, “Siz o zaman…”
Adam yine araya girdi ama olsun. Kız, karşısında oturan adamın nişanı yeniletecek kadar büyük bir güce sahip olduğuna ilişkin büyük bir ümide kavuşmuştu. Daha kız her şeyin ne kadar güzel olabileceğini hayal etmeye başlamadan önce, adam en şaşırtıcı açıklamasını yaptı,
“Üzgünüm ama size yardımcı olamayacağım. İsa adı, evrendeki en güçlü addır ve bu adın üstünde daha yetkili bir şey yazamam!” Bu adın üstünde daha yetkili bir şey yazamam!
Dul Kadın ve Tek Oğlu
Bu makalede kimse öldü mü? Dul kadının tek oğlu bizim kendisiyle buluşmamızdan bir süre önce ölmüştü. Büyük olasılıkla cenazeden bir gün önce ölmüştür. Birkaç yıl içinde büyük olasılıkla annesinin tabutunu mezarlığa taşıyor olacak. Sonra yine aradan bir süre geçtikten sonra kendisi tekrar ölecek.
Tanrı’nın İncil’de İsa’nın ölümü ve üçüncü gün ölümden dirilişiyle ilgili açıkladıklarını derin bir şekilde incelemedik. Fakat sadece İsa’yla ilgili aşağıdaki iki ayeti duymak bile O’nun hakkında çok şey öğrenmeyi istemenizi sağlayabilir. Size anlatılmayan o kadar çok şey var ki. Bir düşünün. İsa, günümüzden yüz yıl sonra mesken kuracağınız yerin anahtarını elinde tutuyor. Bu ayette ‘ölüm’ bedeninizin kalacağı mezardır. ‘Ölüler diyarı,’ Yargı Günü’nde bedeniniz ve canınız tekrar birleşene kadar canınızın kalacağı yerdir.
“O’nu görünce, ölü gibi ayaklarının dibine yığıldım. O ise sağ elini üzerime koyup şöyle dedi: “Korkma! İlk ve son Ben’im. Diri Olan Ben’im. Ölmüştüm, ama işte sonsuzluklar boyunca diriyim. Ölümün ve ölüler diyarının anahtarları bendedir.” (Vahiy 1:17-18, İncil)
Bugünden yüz yıl sonra, bugünün benzin fiyatları ve neyin moda olduğunun sizin için pek önemi olmayacak. Önemli olan, canınızın cennete mi yoksa cehenneme mi gideceği olacaktır. Soğuk rüzgarlar mezarınız üzerinde esmeden ya da sıcak güneşimiz mezartaşınızı ısıtmadan çok önce, umarım İsa’yla ilgili doğru kararı vermiş olursunuz.
İsa, olduğunu söylediği kişidir.