İsa ve Cüzamlı Adam
OLAY: İsa bir cüzamlıyla karşılaşır.
AYETLER: “İsa’ya cüzamlı biri geldi, diz çökerek, “İstersen beni temiz kılabilirsin” diye yalvardı. İsa’nın yüreği sızladı, elini uzatıp adama dokundu, “İsterim, temiz ol!” dedi. Adam anında cüzamdan kurtulup tertemiz oldu.” (Markos 1:40-42, İncil)
İSA’NIN DUYGUSU: Merhamet.
NEDENİ: Cüzamlı adam kendisini iyileştirmesi için yalvarır.
EYLEM: İsa adama dokunur ve adam iyileşir.
ÜZERİNDE DÜŞÜNMEM GEREKEN KONU:
Bu küçücük lekelerin gözkapakları ve avuç içlerinde ne zaman belirmeye başladığını bilmiyoruz. Acaba hemen eşine haber vermiş miydi? Önemli değildi. Lekeler çok kısa bir süre içinde bütün vücuduna yayıldı. Artık bu gerçeği – ne lekeleri ne de utancını – kimseden saklayamazdı. Cüzam! Nasıl kapmıştı? Hastalığın yayılması, büyüyen lekeler göründükleri yerlerde saçlarını beyazlattı. Bunları, cildinin kuruması, korkunç yaralar ve şişmeler izledi. Hastalık, cildinden içeri, kemiklerine doğru yayıldığında, dokuz seneden daha fazla yaşayamayacağını biliyordu. Böyle demişlerdi. Vücudu parça parça çürüyordu. Ne yapabilirdi?
Hikayemizde, İsa’nın acı çeken insanlara karşı yumuşak ve sevecen yaklaşımı üzerinde duracağız. Sadece bu adama odaklanacağız fakat bu hastalıklı ve acı içinde olan dünyaya o Büyük Doktor gelmiştir ve artık hepimiz için umut vardır. İsa’nın, kendisine doğru yaklaşan bu şekli, şemali bozulmuş ve acınası görüntüye sahip adam için yaptıkları, bizim için yapabileceklerini açıkça gözler önüne serer.
İsa’nın döneminde yaşayan bu cüzamlılar nasıl insanlardı? Etrafı surlarla çevrili topluluklarda yaşamaları yasaktı. Cüzam kapmadan önce etrafı surlarla çevrili köylerde yaşıyor idiyseler, duvarın dışında bir yere taşınmaları gerekirdi. Her nerede olurlarsa olsunlar, derin bir yasın işareti olarak dış giyisilerini yırtmış olmaları gerekirdi. Başları açık olarak gezmek zorundaydılar. Erkekler, bekledikleri ölümün yasını tutuyorlarmışçasına sakallarını bir örtüyle örtmeleri gerekiyordu. Bütün bunlara ek olarak, yanlarından geçenleri uyarmak için ‘Kirli! Kirli!’ diye bağırmak zorundaydılar. Yanlarından geçenleri iyi tanıyıp tanımamaları önemli değildi, Orta Doğu’da insanlar kucaklaşarak selamlaştıkları için ne kucaklayabilir, ne de kucaklanabilirlerdi. Cüzamlı birine dokunmak demek, insanın cüzam hastalığına yakalanması demekti.
Cüzamlılar toplum dışına itildiği için, diğer insanlar onlardan en az bir taş atımı mesafede durulardı. Nitekim, çevrelerindeki cüzamlılar yakınlaşırsa onlara taş atabilirlerdi! Açık yaraları ve kirli sargılarıyla cüzamlılar insanın en son dokunmak isteyeceği kişilerdi. Tiksindiriciydi. Ne var ki, İsa’nın bu adam için yaptığı ilk şey ona dokunmaktı.
“İsa’nın yüreği sızladı, elini uzatıp adama dokundu.”
İsa kendisiyle konuşmadan önce, elini uzatıp ona dokundu. Bu sahneyi gözünüzde canlandırabiliyor musunuz? Bu adamın, birinin kendisine dokunmasını ne kadar özlemiş olduğunu düşünün bir kere. Uzaklaşması için kafasına atılan taşlar değil, sadece bir dokunuş. İsa, adamı önce iyileştirip sonra ona dokunabilirdi. Temiz derisine dokunmak daha güvenli olurdu. Ben olsam öyle yapardım. Fakat İsa cüzamlının fiziksel dokunuşa duyduğu ihtiyacı gördü ve önce ona dokundu. Sonra da fiziksel ve ruhsal şifa getiren sözler söyledi.
Birdenbire, bir şimşeğin çakması gibi hepsi gitti. Kamburdu. Bir eli parmaksızdı. Ayak parmaklarının eksikliği nedeniyle ayakları artık ayak gibi görünmüyordu. Kabuk bağlamış kolları ve iltihaplı sırtı paçavralarla kaplanmıştı. Paçavra olmuş örtüsü, çığlık çığlığa bağıran iki gözü dışında yüzünün tümünü kaplıyordu. Ama İsa’nın sözlerinden sonra yumru olan elinde, artık kızının tutabileceği bir parmak vardı. Ayak parmaklarının olmadığı yerde, artık oğullarıyla birlikte futbol topuna vurabileceği iki sağlıklı ayak vardı. Çıbanlı yaraların olduğu yerde, artık eşinin okşayabileceği bir deri vardı. Karantinada geçen yalnız saatler artık yerini sevdikleriyle ve arkadaşlarıyla geçen mutlu saatlere bırakabilirdi.
Cüzam, insanın içsel ruhsal bozukluğunun dışsal ve görülebilir bir işaretiydi. Yavaş yavaş yayılır ve insanın doğasının tümünü çürütür. Günah ve Tanrı’yla ilişkimiz üzerinde etkilerini kıyaslayabileceğimiz bir şey varsa o da cüzamdır. Bunu duymanın kulağa hoş gelmediğini biliyorum. Ama gerçek bazen acı verir.
Kurtlar
Kurt elmanın içine nasıl girer? Dışarıdan içeri doğru bir yol mu oyar? Hayır, bilimadamları kurdun içten geldiğini keşfettiler. Oraya nasıl giriyor? Basit! Bir böcek elma çiçeğine yumurtuluyor. Elma olgunlaştıktan sonra, kurt elmanın tam ortasında yumurtadan çıkıyor ve dışarı doğru elmayı yiyerek kendisine yol açıyor. Günah da kurt gibi, yürekte başlar ve insanın düşünceleri, sözleri ve eylemleriyle dışarı doğru ilerler. Günah işlediğimiz için günahkar olmuş değiliz. Günah işleriz çünkü günahkarız. Günah zaten içimizde, insanın doğasında var. Sadece dışarı çıkmak için biraz zamana ihtiyacı var.
Tanrı’nın önünde günahkar olduğumuzu kabul ettiğimiz zaman, bunun Tanrı’nın sisteminde, cüzamlı olduğumuzu kabul etmemiz gibi olduğunu biliyor musunuz? Günahkar olduğumuzu kabul etmek bir şey, cüzamlı olduğumuzu kabul etmek ise bambaşka bir şey, öyle değil mi? Çoğu zaman günahımızı saklayabiliriz. Kimse aklımızı okuyup pak olmayan düşüncelerimizi göremez. Yalan söylediğimiz zaman, çoğunlukla kimse yalan söylediğimizi bilmez. Ama cüzam böyle değildir. Bunu asla saklayamayız. Herkes görür ve tiksinir. En çok da Tanrı. “Kötüye bakamayacak kadar saftır gözlerin.” (Habakkuk 1:13, Eski Antlaşma)
Günahkar olmak, cüzamlı olmak gibiyse, yanımızdan İsa gibi birinin geçmesi bizi sevindirir! Yaşamımızın geri kalanı boyunca, ‘Kirli! Kirli!’ diye bağırmak zorunda kalmak yerine, yaşamımızı ve Tanrı’yla ilişkimizi sonsuza dek değiştirecek bu mucize için minnettar oluruz, değil mi?
Bu ayetlerde üzerinde düşünmemiz gereken başka bir şey daha var. Tanrı dışında kimse bir mucize gerçekleştiremez ancak burada İsa’nın kendi iradesi ve gücüyle bir cüzamlıyı iyileştirdiğini görüyoruz. Sadece insan olan kimse, bir cüzamlıya dokunamazdı. Cüzamlı birine dokunmak insanın cüzama yakalanmasına neden olurdu. Hastalığı böyle biliyorlardı. O zaman, İsa sadece bir insan mıydı? Yoksa İsa, peygamberden öte biri miydi? O’na uygun farklı bir kategori mi olmalı? Unutmayın, kirli olan bir şeye ya da birine dokunup kirlenmemenin tek yolu, önce kişiyi ya da şeyi temizlemektir. Cüzamlı birine dokunursanız, o olduğu gibi kalır, siz ise olduğunuz gibi kalamazsınız.
Evrende temizliği geçirebilen tek bir kişi vardır. O da Tanrı’dır. İsa, cüzamlıya dokunup iyileştirdiğinde, Tanrı olduğunu iddia ediyordu.
İsa’ya nasıl karşılık vermelisiniz? ‘Bir dakika,’ diyorsunuz, ‘web sitenize sadece dikkatimi çektiği için girdim. Cennet vaadi doğruysa, bu Tanrı’nın verdiği vereceği en harika vaat olurdu. Ama İsa’yla ilgili bu yazıları sadece meraktan okuyorum. Ayrıca, ben kesinlikle cüzamlı değilim!’ Anlıyorum. Bu soruyu sormamın tek nedeni, İncil’i okurken, markete gittiğim zaman benim davrandığım gibi davranmayacağınızdan emin olmaya çalışmam.
Yiyecek Tanıtımı Standları
Bazen evimizin haftalık market alışverişini ben yaparım. Eşim kendini iyi hissetmediğinde ya da ailemizin işleriyle fazlasıyla meşgul olduğunda, ben devreye girip yardım ederim. Ben, karıma göre daha çok plansız alışveriş yaptığım için fatura genellikle daha yüksek olur. Yine de, süpermarkette yapacak pek az eğlenceli şey bulduğumu söylediğimde sanırım çoğu erkek adına konuşmuş olacağım.
Genellikle çok büyük bir süpermarkette alışveriş yapıyorum ama yine de orada yapmaktan hoşlandığım sadece iki şey sayabilirim: elektronik departmanını ve yiyecek tanıtımı standlarını ziyaret etmek.
Hiç yiyecek tanıtımı yapılan bir süpermarkete gittiniz mi? Bu standlarda yüzlerinde kocaman bir gülümsemeyle duran tanıtım elemanları, ürünlerinin bedava örneklerini sunar. Tabii, burada duran kişinin amacıyla, standı ziyaret eden benim amacım birbirinden son derece farklıdır. Onların amacı benim alışveriş yapmamı sağlamak, benim amacımsa, bedava tanıtım ürünleriyle karnımı doyurmak. Bazen çocuklarımız benimle markete gelirler ve tek amaçları karınlarını doyurmaktır. Tanıtım standlarını en az iki kez turlarım. Her seferinde her ürün tanıtım standından her üründen iki tane denerim. Standta duranların tehditkar bakışlarından kaçınmak için genellikle üçüncü kez uğramaktan kaçınırım. Sonra, yeni çıkan ürünleri görmek için elektronik departmanına uğrarım. Ve tabii sonra, alışverişimi yaparım.
Cüzamlıyla ilgili bu ayetlerden hemen önce İsa, öğrencilerinden birinin kayinvalidesini iyileştirmişti. İsa’nın şifa verdiğiyle ilgili haberler çabucak yayılıyordu. Bu harika haberden sonra kapıda insanlar birikmeye başlamış mıydı? İlerleyen ayetlere bir bakalım.
“İsa havradan çıkar çıkmaz, Yakup ve Yuhanna ile birlikte Simun ve Andreas’ın evine gitti. Simun’un kaynanası ateşler içinde yatıyordu. Durumu hemen İsa’ya bildirdiler. O da hastaya yaklaştı, elinden tutup kaldırdı. Kadının ateşi düştü, onlara hizmet etmeye başladı. Akşam olup güneş batınca, bütün hastaları ve cinlileri İsa’ya getirdiler. Bütün kent halkı kapıya toplanmıştı. İsa, çeşitli hastalıklara yakalanmış birçok kişiyi iyileştirdi, birçok cini kovdu. Cinlerin konuşmasına izin vermiyordu. Çünkü onlar kendisinin kim olduğunu biliyorlardı.” (Markos 1:29-34, İncil)
İsa sadece harikalar yapan biri olarak tanınmak istemiyordu. Bu ayetlerde, İsa’nın Petrus’un kayınvalidesini iyileştirmesinden önce ‘hastaların ve cine tutsakların’ O’na geldiğini görüyoruz. Öğrenciler İsa’ya herkesin kendisini aradığını söylediklerinde, İsa başka bir yere gitmek istediğini söyledi. Eğer yaptığınız harikalardan dolayı kalabalıklardan alkış almak isteseydiniz böyle bir şey söylemezdiniz değil mi? İsa, o sırada kendisine yönelenlerin niyetlerinin saf olmadığının farkındaydı. Bencilce nedenlerle peşinden gidiyorlardı. Kendileri için yapabileceklerinden memnun oluyorlardı ama O’na itaat etmeye hazır değillerdi. Örneğin, ilk bölümde İsa’nın merhamet ettiği adam, İsa’nın olayı kimseye anlatmaması yönündeki tembihlerine kulak asmıyor.
“İsa’nın yüreği sızladı, elini uzatıp adama dokundu, “İsterim, temiz ol!” dedi. Adam anında cüzamdan kurtulup tertemiz oldu. İsa onu sıkıca uyararak hemen yanından uzaklaştırdı. “Sakın kimseye bir şey söyleme!” dedi. Ne var ki, adam çıkıp gitti, olayla ilgili haberi her tarafa yayıp duyurmaya başladı. Öyle ki, İsa artık hiçbir kente açıkça giremez oldu. Ancak dışarıda, ıssız yerlerde kalıyordu. Ve halk her yerden O’na akın ediyordu.” (Markos 1:41-45, İncil)
Üzerinde düşünürseniz, cüzamlı adamın İsa’nın tembihlerine uyması neredeyse iyileşmesi kadar büyük bir mucize olurdu! Görünümümüzde bir şey değiştiğinde bizde ne olur? Örneğin, birkaç ay boyunca diyetimize uyup kilo kaybettiğimizde ne olur? Bizi tanıyan herkes gelip, ‘Kilo vermişsin! Harika görünüyorsun!’ der. Üç kilo kaybettiğinizde herkes bunu fark eder. Birdenbire cüzam hastalığından iyileştiğinizi ve bitmek tükenmek bilmeyen soruları yanıtlayamadığınızı düşünebiliyor musunuz? Kendisine sorulan sorulara yanıt verdi diye adamı suçlamak gerçekten de zor. Yine de, haberi etrafa yaymaması gerektiği konusunda fikir birliğinde olmalıyız.
Bekleyin ve Görün
Bu ayetlerde İsa’nın verdiği şifayı saklamak istemesinin nedenlerinden birini öğreniyoruz. Kalabalıkları kontrol altında tutmak! Daha doğrusu, kalabalıkların kendi çevresinde oluşması ve kendisini izleme nedenlerini kontrol etmek. İsa’nın birinci amacı müjdeyi duyurmaktı. Kalabalıkların çevresini şifa bulmak için sarmasını özellikle istiyor değildi. Cüzamlının durumunda olduğu gibi, ne zaman ihtiyaç içindeki birini görse, o kişiye uzandı ve gücü iyileşmesi gereken her ne ise onu iyileştirdi. Fakat amacı insanların, kendisine sözlerini duymak için gelmesiydi. Sözleri insanların hayatını değiştirecek ve sonsuza dek kalıcı olacaktı. Bekleyin ve görün, İsa’nın sözlerini okudukça yaşamınızın değiştiğini göreceksiniz.
Unutmayın, süpermarkette tanıtım standlarındaki elemanların amacı sizin ürünlerini satın almanızı sağlamaktır. Ürün örneklerinin amacı sizi tamamıyla doyurmak değildir. Raftaki ya da buzluktaki ürünün kalitesini kanıtlamak ve böylece sizi almaya ikna etmektir. Aynı şekilde, İsa’nın mucizeleri ve cinleri kovmasının amacı insanları tamamıyla doyurmak değildir. Okuduklarınız, bugün bilgisayarı kapattıktan çok uzun bir süre sonra bile yüreğinizde kalacaktır. Size sadece şunu hatırlatmak isterim, İsa’nın mucizelerinin amacı, gerçek kimliğini kanıtlamak ve böylece sizi kendisini kabul etmek için ikna etmek için tasarlanmıştır. İsa, sadece birkaç bedava numune alıp tadına bakmamızdan çok daha fazlasını ister bizim için. Kendisini satın almamızı ve kendisine sahip olmamızı ister.
Geçenlerde markette böyle bir şey başıma geldi. Standta belli bir marka peynir tanıtan tatlı bir kız vardı. Peynirler küp şeklinde kesilmiş ve üzerlerine bir kürdan takılmıştı. Yine turumu tamamladım ve dört çeşit peynir numunesi tattım. O zamana kadar eşim ve ben o markayı denememiştik. Ne oldu biliyor musunuz? Bu numuneler, satın aldığım markayı değiştirmeme neden oldu. Eski markamızı bırakıp, numunesini tattığımız markaya geçtik. Numuneleri tadanlar olmaktan çıkıp, markaya sadık insanlar haline geldik.
Söz konusu peynir olduğunda en iyi olan tek bir marka yoktur. Tercihe bağlıdır. Söz konusu iman olduğunda ise, seçenekler iyice dardır. Samimi olduğunuz ve sadık olduğunuz sürece herhangi bir imana sahip olabilir misiniz? Yoksa, sadece tercih edilebilir değil, insanlık için yaşamsal öneme sahip bir inanç var mıdır? Tanrı’nın gördüğü şekliyle en derin ihtiyaçlarımızı karşılayan bir inanç var mıdır? Yazımı tek bir inanca olan ihtiyacımızın ve bu inancın merkezindeki kişinin, yani İsa Mesih’in önemini vurgulayarak bitirmek istiyorum.
Cüzama geri dönelim. Cüzam kişinin vücudunda ilerledikçe, insan giderek insana benzemekten çıkar. Eksik ayak ve el parmakları, irinli deri vs. Kanımca, bu hastalığın en kötü yanı da, çoğu zaman cüzamlıların kör olmasıdır. Aslında kör olmaları hastalıktan kaynaklanmıyor. Gözlerindeki hissi kaybettikleri için gözlerini kırpmayı unutuyorlar. Yalnız cüzamlılar arasında en yalnızları, görme yetilerini kaybedenlerdir. Çünkü dünyada gözleri görmeyen insanların çoğundan farklı olarak gözlerinin sağlayamadıklarını ellerinin yardımıyla da bulamazlar. Elleri de dokunma hissini kaybetmiştir. Gerçekten yalnızdırlar.
Cüzam, kayıp olmanın sembolüdür. Cüzam, günahın bizleri yiyip tüketmesi, varlığımızın ta derinlerini girmesi ve giderek kimliğinizi yok etmesinin bir resmidir. Sonunda sizi yalnız, hor görülmüş, reddedilmiş halde ve ümitsiz bırakır – insan önünde olmasa bile Tanrı önünde bu şekilde bıraktığı kesindir.
Tanrı’nın Işığından ve Sevgisinden Sürgün Edilmek
İsa’nın elleriyle cüzamlının yaralarına dokunması cesaretten çok daha fazlasını gerektiriyordu. Merhamet gerekiyordu. İsa’nın fiziksel olarak cüzam hastalığını taşıyanlara davrandığını okudunuz. Merhametli yüreği, ne zaman ruhsal olarak cüzamlılara baksa cız ediyordu. Daha önce sorduğum soruyu hatırlıyorsunuz, değil mi? Tanrı’nın huzurunda günahkar olduğumuzu kabul ettiğimizde, bunun Tanrı’nın gözünde cüzamlı olduğumuzu kabul etmek gibi olduğunu bilip bilmediğinizi sormuştum. İsa, çevresindekilerin gerçek ruhsal durumunu biliyordu ve sonsuzluktaki yazgılarını gördüğünde varlığının ta içinde sarsılmıştı. Tanrı’nın ışık ve sevgisinden uzaklaştırılacak ve sonsuza dek karanlık ve çaresizlik içinde kalacaklardı. İnsanın durumunu en iyi anlatan sözcük, ‘kayıp’tır. Çok şükür İsa bu dünyaya merhametin beden almış hali olarak geldi. Günahkarların ölmemesi, cennette sonsuz yaşama kavuşmaları için ölmeye hazırdı.
Aslında, İsa insanlara baktığında yüreğinden iki sözcük geçiyordu.
1) KAYIP – İsa kendisini çarmıha germelerine neden izin verdi? İsa bunun sırf kayıpları kurtarmak için olduğunu söyledi. “Nitekim İnsanoğlu [İsa], kaybolanı arayıp kurtarmak için geldi.” (Luka 19:10, İncil)
Günah hakkında size öğretilenlerden dolayı, günahı Tanrı’nın Tevrat, Zebur ve İncil’de ciddiye aldığı kadar ciddiye almadığınızı biliyorum. Tanrı’nın sözleriyle kayıp ve günahkar insanın, günahsız bir Tanrı’dan nasıl ayrıldığını görün:
“Ama suçlarınız sizi Tanrınız’dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesinizi işittiremez oldunuz.” (Yeşaya 59:2, Eski Antlaşma)
Tıpkı çaresiz bir hastalığı olan insanın kaybolması gibi insanlık da kayıptır. Tanrı’yla aramızdaki bu uçurum üzerinde Tanrı bir şey yapmadıkça kimse bir köprü kuramaz. Adaletin yerine gelmesi için bizi Tanrı’dan ayıran günahın bedelinin ödenmesi gerekiyordu. Tevrat, Zebur ve İncil’i okurken, Tanrı’nın günahın bağışlanması için günah kurbanını zorunlu kıldığını görmezden gelemezsiniz. Bu nedenle, bu web sitesinde bu konuda çok şey okuyacaksınız. Ayrıca sık sık aşağıdaki ayetlerden alıntı yapıldığını göreceksiniz:
“Çünkü canlılara yaşam veren kandır. Ben onu size…kendinizi günahtan bağışlatmanız için verdim. Kan yaşam karşılığı günah bağışlatır.” (Levililer 17:11, Eski Antlaşma)
“Ölecek olan, günah işleyen candır.” (Hezekiel 18:4, Eski Antlaşma)
“…kan dökülmeden bağışlama olmaz.” (İbraniler 9:22, İncil)
“Tam bir bilgelik ve anlayışla üzerimize yağdırdığı lütfunun zenginliği sayesinde Mesih’in kanı aracılığıyla Mesih’te kurtuluşa, suçlarımızın bağışlanmasına kavuştuk.” (Efesliler 1:7-8, İncil)
“Oysa Mesih, kendisini bir kez kurban ederek günahı ortadan kaldırmak için çağların sonunda ortaya çıkmıştır.” (İbraniler 9:26, İncil)
“Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6:23, İncil)
‘Kayıp’ dendiğinde aklınıza ne geliyor? Benim aklıma Titanik’in yolcularının, şaşalı eğlencelerden Atlantik Okyanusu’nun buz gibi sularına batmaları geliyor. Merhametsiz dalgalar altında dibe doğru battılar. Artık kaybolmuşlardı. Ya da bitkin cerrah, ameliyat odasından, ameliyat ekibinin hastayı kaybettiğini hastanın annesi olan kadına söylediğinde kadının hissettiği yası düşünüyorum. Kızı kaybolmuştur.
Sonsuza dek Sürecek Koyu Karanlık
İsa ne düşünüyordu? İncil’de şu sözlerle anlatılan ve sonsuzlukta kaybolmuşcanları düşünordu: “Onları sonsuza dek sürecek koyu karanlık bekliyor.” (Yahuda 1:13, İncil). İsa, insanların kendi kendilerine umut, sevinç ve esenlikten vazgeçmeleri sonucu yaşadıkları pişmanlık ıstırabını düşünüyordu. Bu üçlü bereketi neden reddettiler? Dünyada bir mevsim boyunca günahın zevklerini tadabilmek için. İsa, cennette sonsuz yaşam armağanını kabul etme fırsatınının sonsuza dek kaybedilmiş olmasının yasını tutan canları düşündü. Bazıları bu web sitesini hatırlayacaklardır. Ama o zaman çok geç olacak. Kayıp olacaklar. İsa’nın merhametli yüreğine en derinlerde dokunan şey kayıp ve mahvolmakta olan canların ruhsal durumlarıydı.
İsa’nın çevresindeki insanlara bakarken yüreğinde olduğunu düşündüğüm ikinci sözcük neydi? Yukarıdaki paragrafın son cümlesine bakın.
2) MAHVOLMAK – Bu sözcük, günahkarları içinden kurtarmaya çalışığı umutsuzluk ve çaresizliği ifade ediyor. Merhametiyle aşağı indi, bizim et ve kanımızı üzerine giyindi ve kısa bir süre için gökler yerine dünyada yaşadı. Bu, İncil’de şöyle anlatılıyor:
“Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. Başlangıçta O, Tanrı’yla birlikteydi. Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı. Yaşam O’ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı. Söz, insan olup aramızda yaşadı.” (Yuhanna 1:1-4, 14, İncil)
Kayıpları Kurtarmak İçin
İsa neden bir Roma çarmıhında acı ve ıstırap dolu bir ölümle dünyanın en derinlerine inecek şekilde kendisini alçalttı? Burada yolunda gitmeyen neydi? Hiçbir şey! Tanrı neredeydi? “Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı.” (2.Korintliler 5:19, İncil). İsa neden böyle bir şey yaptı? İsa basit olarak bunun kayıpları kurtarmak için olduğunu söyledi. Barıştırma mümkündü fakat önce adalet yerine gelmeli ve insanın Tanrı’ya isyan etmesinin bedeli ödenmeliydi. İsa’nın burada olmasının nihai amacı buydu. İşte bu nedenle, ölümünden önce bile şöyle söyleyebiliyordu:
“Koyunlarım sesimi işitir. Ben onları tanırım, onlar da beni izler. Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapamaz.” (Yuhanna 10:27-28, İncil)
Ölü bir İsa sizi mahvolmaktan kurtarabilir mi? İsa’nın çarmıha gerilmesiyle ilgili tarihsel olaylar ölümüyle sona ermedi. Tanrı bu olayı böyle tasarlamadı. Dirilişi unutmayın! İsa, isteyerek, bunu niyet ederek ve zaferli bir şekilde öldü. Bu ölüm dünyadaki görevinin nihai amacıydı. Kendisi neler olacağını önceden bildirdi. Kendisini kurban olarak sunmadan önce yaklaşan ölümü ve dirilişiyle ilgili birkaç açık bildirimde bulundu. Aşağıda bunların üç tanesine yer veriyoruz. İsa’nın yaptığının nesinin zaferli olduğunu merak ediyorsanız, lütfen italik olan kısımlara dikkat edin:
“Bundan sonra İsa, kendisinin Yeruşalim’e gitmesi, ileri gelenler, başkahinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı.” (Matta 26:21, İncil)
“Celile’de bir araya geldiklerinde İsa onlara, “İnsanoğlu, insanların eline teslim edilecek ve öldürülecek, ama üçüncü gün dirilecek” dedi.” (Matta 17:22-23, İncil)
“Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir. Canımı, tekrar geri almak üzere veririm. Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.” (Yuhanna 10:11,17-18, İncil)
Bütün bunların cüzamlılarla ne ilgisi var? Hikayedeki cüzamlı İsa’nın kendisini iyileştirme gücünden kuşku duymadı, sadece istediğinden kuşku duydu. Peki ya siz? İsa’nın sizi iyileştirebileceğinden kuşkunuz var mı? Umarım yoktur. Söz konusu günahkarlığınız olduğunda, cüzamlının söylediğini söyleyebilirsiniz, ‘İsa, eğer istersen beni temiz kılabilirsin.’ Ayrıca, aynı yanıtı bekleyebilirsiniz: ‘İsterim, temiz ol!’.
Bu hikayede dikkatinizi çeken nedir? Ben cüzamlının cesaretinden çok etkilendim. İsa’ya yaklaşmak ve iyileşmeyi istemek için cesaretini topladı. Bu sıradan bir davranış değildir. Cüzamlının İsa’dan belli bir uzaklıkta olması gerekirdi. Cüzamlı İsa’ya yaklaşırken kalabalığın geriye çekildiğini görebiliyor musunuz? Kimse cüzamlıya durması ve geri gitmesi için bağırdı mı acaba? Ailenizde herhangi biri İsa’ya yakınlaşmanız konusunda cesaretinizi kırmaya çalışacak mı? Bence, evet. Ben İsa’nın Kurtarıcım olduğunu söylediğimde babam bana güldü ve beni aşağıladı.
Yaklaştığınız İsa, merhametinin sınırları olmayan İsa’dır. O’na doğru yaptığınız ruhsal yolculuğu görüyor. Kaygılanmayın. İsa’nın merhameti, yaşamınızı lekelemiş karanlık işlere bakmaksızın, size ulaşacak ve olduğunuz yerde sizi kucaklayacaktır. Aşağıda zamanında Efes’te yaşamış imanlılar için İncil’de kaydedilmiş bir dua var. İsa Mesih’in sevgisinin boyutları hakkında bu imanlıların bilmelerini istediği şeyi Tanrı sizin de bilmenizi ister:
“Öyle ki, Tanrı’nın bütün doluluğuyla dolmanız için, sevgide köklenmiş ve temellenmiş olarak bütün kutsallarla birlikte Mesih’in sevgisinin ne denli geniş ve uzun, yüksek ve derin olduğunu anlamaya, bilgiyi çok aşan bu sevgiyi kavramaya gücünüz yetsin. Tanrı, bizde etkin olan kudretiyle, dilediğimiz ya da düşündüğümüz her şeyden çok daha fazlasını yapabilecek güçtedir.” (Efesliler 3:17-20)