Tanrı Var mı? Neden İnanıyorum?

01 people a wondering 45Bir kereliğine bile olsa birinin size Tanrı’nın varlığına ilişkin kanıtlar göstermesini istemez miydiniz? Baskı yok. Uyum sağlama çabası yok. İnanmak için ‘iman adımı’ atmaya gerek yok. İstediğimiz, Tanrı’nın var olduğu çıkarımına varmamızı sağlayacak birkaç basit, açık neden.  

Günlük yaşamımızda hemen hemen her şeyin bir başlangıcı vardır. Nitekim, bilimin yasaları bile yaşamımız boyunca aynı görünen şeylerin (güneş ve yıldızlar gibi), bile sona yaklaştıklarını göstermektedir. Güneş her saniye milyonlarca ton enerjisini kullanmaktadır. Sonsuza dek var olmayacak. Tüm evren için söylenebilecek şey bir başlangıcının olması gerektiğidir. 

Yarattığı evrenin dışında, sonsuz şimdiki zamanda yaşayan bir Tanrı var mı? Evet, var ama buna inanmak için nedenler üzerinde düşünmeden önce çoğu zaman birbirine karıştırılan beş nedeni birbirinden ayırt etmemiz gerekir.  

İlk olarak, bir şeyin var olup olmadığı sorusu vardır. Bir şey, biz bilsek de bilmesek de var olabilir.    

İkincisi, bu şeyin var olduğunu bilip bilmeğimiz sorusudur. Bu soruya olumlu yanıt vermek için öncelikle birinci soruya olumlu cevap verildiğini var saymak gerekir. Bir şey biz bilsek de bilmesek de var olabilecek olsa da, var olmadığı takdirde var olduğunu bilemeyiz.   

Üçüncüsü, sahip olduğumuzu düşündüğümüz bilgiye sahip olmak için geçerli bir nedenimiz olup olmadığı sorusudur. Başkalarını nedenlerle söz konusu bilgiye yöneltmeden de bir şeyi bilebiliriz.  

Dördüncü soru ise, eğer var ise, bu nedenin kanıt sayılabilecek olup olmamasıdır. İnançlarımız için verdiğimiz çoğu neden, kanıt değil, olasılık olarak değerlendirilebilir. Tanrı saklasın ama içinde yaşadığınız bina yarın çökebilir. Fakat müteahhidin güvenilirliği ve inşaatın kalitesi, yıkılmasının pek mümkün olmadığını düşünmek için iyi nedenlerdir.  

Beşincisi, eğer kanıt varsa, bu kanıtlar bilimsel kanıtlar mı, yani bilimsel yöntemlerle elde edilen kanıtlar mı? Bilim adamlarının kullandığı üç yaygın yöntem deney, gözlem ve ölçme olarak sayılabilir. Felsefi kanıtlar iyi kanıtlar olabilir ama bunların bilimsel kanıt olması gerekli değildir.Tanrı’nın var olmasıyla ilgili olarak ilk dört soruya evet diye cevap verebiliriz ancak beşinci soruya olumlu yanıt veremeyiz.

02 image6608 question mark 451. Tanrı vardır.
2. Tanrı’nın var olduğunu bilebiliriz.
3. Tanrı’nın var olması için bazı nedenler sayabiliriz.
4. Tanrı’nın var olma nedenleri, Tanrı’nın varlığıyla ilgili kanıtları oluşturmaktadır.
5. Bu kanıtlar bilimsel değildir. Ancak sıradışı bir şekilde geniş anlamda bilimsel sayılabilirler.

(I)  TANRI VAR MIDIR? Tarih boyunca, dünyadaki tüm kültürlerde insanlar Tanrı’nın var olduğu konusunda ikna olmuşlardır.

Farklı sosyolojik, entelektüel, duygusal kökenlerden gelen ve farklı eğitim seviyelerine sahip milyarlarca insan bir Yaratıcı ve tapınılacak bir Tanrı olduğuna inanıyorlar. Kuşkusuz, bir şeye çok sayıda insanın inanıyor olması bu şeyin doğru olduğu anlamına gelmez. Öte yandan, çağlar boyunca bu kadar çok kişi kişisel olarak Tanrı’nın var olduğuna ikna olduysa, insan kesin bir güvene sahip olarak hepsinin yanıldığını söyleyebilir mi? 

İnsanlıkla ilgili araştırmalar, en uzak ve en soyutlanmış ilkel insanlar arasında bile günümüzde evrensel bir Tanrı inancı olduğuna işaret etmektedir. Dünyadaki en eski dönemlere ait tarih bilgisi ve efsanelerle ilgili bilgiler, orijinal kavramın Yaratıcı olan bir Tanrı kavramı olduğudur. Günümüzde çoktanrılı olan toplumlarda bile orijinal baş Tanrı kavramı varmış gibi görünüyor. 

Bu tabii ki, yeteri kadar kişi inanırsa bir şeyin doğru sayılacağı anlamına gelmiyor. Örneğin bilim insanları, evrenle ilgili önceki çıkarımları çürüten yeni gerçekler keşfetmişlerdir. Fakat bilim ilerledikçe hiçbir bilimsel keşif, bütün bunların arkasında akıllı bir düşünce olmasının sayısal olasılığına karşı çıkamamıştır. Nitekim, bilim insan yaşamı ve evren hakkında ne kadar çok şey keşfederse, bunların o kadar karmaşık ve belirgin bir şekilde tasarlandığını görüyoruz. Tanrı’dan uzağa işaret etmek bir yana, kanıtlar akıllı bir kaynağa doğru artan bir şekilde işaret etmektedir.

03 how to share your faith1 temp5 45Fakat nesnel kanıt her şey demek değildir. Çok daha önemli bir mesele vardır. Tarih boyunca dünyada milyarlarca insan Tanrı’nın varlığı konusunda sağlam, çekirdek inançlarını doğrulamışlardır—bu inançlarına, öznel, Tanrı’yla sahip oldukları kişisel ilişki aracılığıyla varmışlardır. Günümüzde milyonlarca insan Tanrı’yla deneyimleri hakkında ayrıntılı bilgiler verebilirler. Bunlar yanıtlanan dualara, ve Tanrı’nın ihtiyaçlarını olağanüstü biçimlerde karşılamasına ve önemli kişisel kararlarda kendilerini yönlendirmesine işaret etmektedir. Sadece inançlarını ayrıntılı bir şekilde anlatmakla kalmıyorlar, ama aynı zamanda Tanrı’nın hayatlarındaki etkinliklerini de ayrıntılı bir şekilde dillendiriyorlar. Pekçok kişi seven bir Tanrı’nın var olduğuna ve kendilerine sadık olduğunu gösterdiğine inanıyorlar. Eğer kuşkucu birisiyseniz, şunu kesin olarak söyleyebilir misiniz: “Ben kesinlikle haklıyım ve sayıları milyarları bulan bu insanlar Tanrı hakkında kesin olarak yanılıyorlar.’?

‘İman’, günümüzde yanlış bir şekilde kullanılan ve yanlış bir şekilde anlaşılan bir sözcük. Günümüzde bir çok insan, ‘imanın’ insanların neye inanmaları konusunda düşündükleri şeylerle ilgili nedenlere karşı kullanılan bir şey olduğunu düşünüyorlar. Günümüzde imanla ilgili popüler düşünce, insanların yoğun bir irade eylemiyle ruhsal umudu zorla ortaya çıkaran, dini bir hüsnü kuruntu olduğudur. Bu ifade bazı inanç sistemlerini betimliyor olabilir ama Kutsal Kitap’a uygun olan Hıristiyanlığın nitelikleri böyle değildir. Gerçek Hıristiyan inancı kanıtların olmadığı bir ortamda sadece inançtan oluşmaz. Aksine kanıtlar karşısında verilen doğru karşılıktır. Hıristiyan inancı kanıtlara önem verir. Olgular önemlidir.


Tanrı’dan Kaynaklanan Arzu

04 angels surrounding 45Dünyadaki, sosyolojik, entellektüel, duygusal olarak farklı kökenlerden ve farklı eğitim seviyelerinden gelen milyarlarca insanı düşünün. Bir Yaratıcı olduğuna inanıyorlar. Bu inanç arzudan mı doğuyor? Evet ama bu arzu insan tarafından uydurulmamış ya da hüsnü kuruntu değil.Tanrı’nın insanın yüreğine koyduğu yerleşik bir özlemdir. “İnsanların yüreğine sonsuzluk kavramını koydu.” (Vaiz 3:11, Eski Antlaşma). Tanrı insanın içine Yaratıcısını bilme arzusu ve kapasitesi yerleştirdi.

İngiliz akademisyen ve yazar C.S. Lewis diyor ki, “Eğer içimde, bu dünyadaki hiçbir deneyimin tatmin edemeyeceği bir arzu bulursam, bunun en muhtemel açıklaması benim başka bir dünya için yaratılmış olmamdır. ” (1)

İnsanın içinde, zamanda hiçbir şeyin, dünyada hiçbir şeyin veya hiçbir yaratığın doyuramayacağı bir arzu vardır. Bu nedenle, zaman, dünya ve yaratıkların ötesinde bu arzuyu tatmin edebilecek bir şey olmalı. Bu şey insanların ‘Tanrı’ dediğidir. New York City’de Boston College ve King’s College’da felsefe profesörü olan Peter Kreeft, arzularımızı iki kategoriye ayırıyor: İçsel, doğal arzular ve yapay, dışsal olarak koşullandırılan arzular. Diyor ki,

‘Doğal olarak yiyecek, içecek, seks, uyku, bilgi, arkadaşlık ve güzellik gibi şeylere arzu duyarız; ve doğal olarak kıtlık, yalnızlık, cehalet ve çirkinlik gibi şeylerden kaçınırız. Spor arabalar, siyasal konum ve Süpermen gibi uçmak gibi şeyleri de arzularız (ama içten gelen bir arzuyla ya da doğal olarak değil). Doğal arzular, içten, doğamızdan kaynaklanırken, yapay arzular dışarıdan, toplumdan, reklam ya da romanlardan kaynaklanır…doğal arzular hepimizde vardır ama yapay arzular kişiden kişiye değişir. 

05 image4264 longing for god forgiveness meaning 45Yapay arzuların varlığı, illa da arzu edilen nesnelerin var olduğu anlamına gelmiyor. Bazıları var, bazıları yok. Spor arabalar var ama Kaf Dağı’nın Arkasındaki Ülke yok. Öte yandan, doğal arzuların nesnesi var. Keşfedilebilir her durumda arzulanan nesneler mevcuttur. Kimse, olmayan bir nesneye duyulan doğuştan gelen bir arzu vakası bulamamıştır.’ (2)

Tabii, ‘Tanrı’ya ihtiyacım yok. Anahtarlığım, spor arabalarım ve paramla oynamaktan çok mutluyum.’ Diyenler var. Ama öyleler mi gerçekten? Gerçekten mi? İnsanlık tarihinin neredeyse evrensel tanıklığı, büyük edebiyatında bizlere ne anlatmaktadır? Bu gibi uğraşlar hiçbir zaman en derin özlemlerimizi tatmin etmeyecektir? Ateist Jean-Paul Sartre bile şöyle demiştir, “…öyle bir zaman geliyor ki insan Shakespeare ve hatta Beethoven için bile, ‘Hepsi bu muydu?’ diye soruveriyor.”

ABD’ye yaptığım ziyaretlerden birinde, Detroit’in şehir içinden geçen yolu yerine, dünyadaki en zengin bazı insanların malikanelerinin bulunduğu manzaralı, göl kıyısındaki yolu kullanmaya karar verdim. Ford Motor Şirketi’nin sahibi olan Ford ailesine ait evlerden birinden bir blok ötedeydim. Birden benzinim bitti. Devasa bir malikanenin önünde durana kadar arabayı kaydırdım. Aklıma gelen ilk düşünce şuydu, ‘Şehrin bu zengin mahallesinde benzini nereden bulacağım?’ Aklıma gelen ikinci düşünce şuydu, ‘Acaba bu malikanenin sahibi evinde kaç yatak odası olduğunu biliyor mu?’ Tam o sırada benim yaşlarımda üç genç adam, ellerinde şampanya bardakları olduğu halde ön kapıya geldiler. Arabamın kaputunun açık olduğunu görmüşlerdi, sorunun ne olduğunu merak ediyorlardı. “Problem değil. Yol servisini arayacağız, deponuzu doldurular ve biz hepsini öderiz. Gelin partiye katılın dediler.” Bu inanılmazdı! Onlar pahalı elbiseleri içinde, bense tişörtüm ve kot pantolonumlaydım.

06 image10870 wealth 45Beni o bölgede daha uzun süre kalmam için davet ettiler. Sonraki birkaç gün boyunca o gün partide tanıştığım bazı kişilerle zaman geçirdim. O sırada İsa’ya inanan birisi değildim ve yaşam tarzları beni oldukça büyülemişti. Onların içtikleri sigaraları içtim. Onların içtikleri içkileri içtim. Onların duydukları arzuları duydum. Şimdi geriye dönüp bu deneyime bakıyorum ve kendime bu hoş insanların nasıl olur da hayatı sanki sahip olunacak eşyalarla başlayıp bitiyormuş gibi yaşadıklarını soruyorum kendime. Ya da Jean-Paul Sartre’nin söylediği gibi, “Hepsi bu mu?”

C.S. Lewis’in söylediklerini daha geniş bir şekilde aktaralım:

‘Yaratıklar, tatmin edilemeyecek arzularla doğmazlar. Bebek açlık hisseder; bunun için yiyecek denen şey vardır. Ördek yavrusu yüzmek ister; bunun için su dediğimiz şey vardır. İnsanlar cinsel arzular duyarlar; bunun için seks dediğimiz şey vardır. Eğer içimde, bu dünyadaki hiçbir deneyimin tatmin edemeyeceği bir arzu bulursam, bunun en muhtemel açıklaması benim başka bir dünya için yaratılmış olmamdır. Eğer dünyasal zevklerimden hiçbiri bunu tatmin etmezse, bu, evrenin sahte olduğu anlamına gelmez. Muhtemelen dünyasal zevklerin bunu tatmin etmesi zaten hiç planlanmamıştır. Gerçeğini düşündürmek için sadece bu arzuları uyandırmaları tasarlanmıştır. Eğer bu böyleyse, diğer yandan, bu dünyadaki bereketleri asla hor görmemeye ya da minnettarlıktan uzak olmamaya dikkat etmeliyim ve sadece bir kopyası, ya da yankısı ya da yansıması oldukları şeymiş gibi olduklarını sanma yanılgısına düşmemeliyim. (3)

İnsanın Tanrı için duyduğu arzuyla yaratıldığının inkar edilmesinin iki biçimi vardır. Birincisi, insanlar şunu söyleyebilirler, “Şu anda tam olarak mutlu olmasam da, daha fazla param olsa mutlu olacağıma inanıyorum.” Bana inanın, maddi nesneler için yaşamak denenmiş bir şeydir ve kimseyi gerçekten, tam olarak tatmin etmemiştir. Tarih boyunca milyarlarca insan, hasretini çektikleri ele geçirilemeyeni çaresizce aramaya çalışmıştır. İşe yaramamıştır.


07 image6413 people lonely alone empty 45Dünyadaki en zengin insanların bazılarıyla sahip olduğum kısa temastan öğrendiğim şey, onların da benim kadar boş ve tatminsiz olduklarıydı. İnsanlar, ‘ah bir şuna sahip olsam o zaman daha mutlu olurdum’ diye inanmaya çalışıyorlar. Ya da, ‘bir dahaki sefere daha iyi olacak’ diyorlar. Bu, dünyadaki en büyük kumardır çünkü sürekli ve tutarlı olarak hiçbir zaman kazanç sağlamamıştır! İnanın bana, trilyonlarca hatadan sonra ve %100 hata oranıyla, bu hayatta tekrar etmemeniz gereken bir deneydir.

İnsanın Tanrı arzusuyla yaratıldığına dair ikinci inkar biçimi, ‘Şu anda çok mutluyum. Tanrı’ya ihtiyacım yok’ diyenler tarafından dile getirilir. Kısaydı ama o zengin insanlarla geçirdiğim zaman bana önemli bir ders verdi. Çok mutlu olduklarını söyleyenler ya da çok mutluymuş gibi görünenler aslında mutlu değillerdi. Hayatta gözün görebildiklerinden daha fazlası vardır.

Eğer ateist ya da agnostik iseniz, sizin için güzel sürprizlerden biri Tanrı’dır. Tanrı kendisinden ayrı bir şekilde bizlere mutluluk ya da huzur veremez çünkü böyle bir şey yoktur. O’ndan ayrı olarak huzur ve mutluluk yoktur. Olsun. Tanrı size bu ayetin ilk kısmını bildirdiğinde, anında ikinci kısmı deneyim edeceksiniz: “Yaşam yolunu bana bildirirsin. Bol sevinç vardır senin huzurunda.” (Mezmur 16:11, Eski Antlaşma)

Amaç Sahibi Olmak

İnsanların amaç sahibi olma duygusu güçlü bir duygudur. Varoluşumuzun amacı her ne ise, bunu nasıl yerine getireceğimizi bilmek insan yüreğinin en derin arzularından birisidir. Bu soru, tarihin başından beri insanı düşündürmüştür, ‘Varoluşumun amacı nedir?’ Bu sorunun yanıtı her yüreğin aradığı bir şeydir. Eğer yanıtını bulamazsak, huzursuz oluruz.

08 truth face it 45Bu sorunun çok kişisel bir yanı olsa da, bireysel yazgımızdan çok daha fazlasına işaret ettiğini düşünürüz. Ünlü Rus yazar Leo Tolstoy da benzer bir şeyi fark etti ve soruyu şöyle sordu: “Hayatımda, beni beklemekte olan kaçınılmaz ölümün yok etmediği herhangi bir anlam var mı?” (4)

Belki de, eskiden yaşamış olan Yahudi kral ve şair Davut, evrensel geçerliliği olan bu soruyu Tanrı’ya sorarken en güzel şekilde dillendirmekteydi:

“Seyrederken ellerinin eseri olan gökleri,
Oraya koyduğun ayı ve yıldızları,
Soruyorum kendi kendime:
“İnsan ne ki, onu anasın,
Ya da insanoğlu ne ki, ona ilgi gösteresin?”  (Mezmur 8:3-4, Eski Antlaşma)

Davut’un oğlu ve tahtının varisi Süleyman, babasının sorusu konusunda değerli bir anlayış edindi. Daha önce ondan alıntı yapmıştık. İlahi bir şekilde esinlenen sözleri aradığımız şeye gerçekten ışık tutuyor. Tanrı, geçici zevkler ve zamana ait şeylerden daha fazlasını bilme arzusunu varlığımızın dokusuna yerleştirdi. “İnsanların yüreğine sonsuzluk kavramını koydu.” (Vaiz 3:11, Eski Antlaşma). Süleyman’ın keşfi her zaman doğru olduğunu hissettiğimiz ama dillendirmeye sözcük bulamadığımızı ima ediyor. Tanrı sadece var olmakla kalmıyor, aynı zamanda insan için sonsuz bir amacı var.

(II)  TANRI VAR MI?  Gezegenimizin karmaşıklığı, sadece evrenimizi yaratmakla kalmayan, aynı zamanda bugün sürdüren bilinçli bir Tasarımcıya işaret ediyor. Tanrı’nın tasarımını gösteren pek çok örnek verilebilir, büyük olasılıkla sonu yoktur. Ama yine de birkaç örnek verelim:

DÜNYA.  Dünyanın ebatları mükemmeldir. Dünyanın boyutları ve buna karşılık gelen yer çekimi, çoğunlukla nitrojen ve oksijen gazlarından oluşan ince bir katmanı bir arada tutmaktadır. Bu katman Dünya’nın yüzeyinden sadece 90 km kadar yüksekliğe uzanmaktadır. Eğer Dünya daha küçük olsaydı, Merkür gezegeninde olduğu gibi atmosferin oluşması mümkün olmazdı. Eğer Dünya daha büyük olsaydı, Jüpiter gezegeninde olduğu gibi atmosferinde serbest bir şekilde hidrojen bulunurdu. 09 image10871 sun earth 45Dünya, bitki, hayvan ve insan yaşamını sağlayacak doğru gaz karışımını içeren atmosfere sahip bilinen tek gezegendir. 

Dünya Güneş’ten doğru uzaklıktadır. Karşılaştığımız ısı değişimlerini düşünün; kabaca  söylemek gerekirse 0 derece ve 50 derece (Celcius) arasında değişir. Eğer Dünya Güneş’ten daha uzak olsaydı hepimiz donardık. Daha yakın olsaydı, hepimiz yanardık. Dünya’nın Güneş’e göre konumunda çok küçük bir değişiklik bile olsaydı Dünya üzerinde yaşam olanaksız hale gelirdi. Dünya Güneş’ten mükemmel bir uzaklıktadır ve Güneş çevresinde yaklaşık olarak saatte 120.000 km hızla dönmektedir. Dünya aynı zamanda kendi ekseni etrafında dönerek Dünya’nın yüzeyinin her gün uygun şekilde ısınıp soğumasını sağlamaktadır.

Ayımız mükemmel ebatta ve yerçekimine göre Dünya’dan mükemmel uzaklıktadır. Ay, okyanus sularının durgunlaşmaması için önemli okyanus gelgitleri ve hareket yaratmaktadır. Öte yandan, devasa okyanuslarımızın kıtaların üzerlerine akmasını dizginlemektedir.

SU.  Su renksiz, kokusuz ve tatsızdır ama yaşayan hiçbir şey susuz yaşayamaz. Bitkiler, hayvanlar ve insanlar çoğunlukla sudan oluşur (insan vücudunun yaklaşık olarak üçte ikisi sudan oluşmuştur). Suyun niteliklerinin yaşama nasıl eşsiz bir şekilde uyduğunu göreceksiniz:  

Sıra dışı yükseklikte bir kaynama ve donma noktası vardır. Su, dalgalı ısı değişimlerinin olduğu bir ortamda yaşamamıza olanak verir ve vücut sıcaklığımızı sabit olarak 36,5 derecede (Celcius) tutar. 

Su evrensel bir çözücüdür. Suyun bu özelliği sayesinde binlerce kimyasal, mineral ve besin bedenimizde en küçük kan damarlarına taşınabilir.  

Su aynı zamanda kimyasal olarak nötrdür. Taşıdığı maddelerin yapısını etkilemeden yiyecek, ilaç ve minerallerin vücudumuz tarafından emilmesini ve kullanılmasını sağlar. 

Suyun eşsiz bir yüzey gerilimi vardır. Bu nedenle bitkilerde su yerçekimine ters bir şekilde yukarı doğru akabilir, en uzun ağaçların en üst kısmına kadar su ve besinleri taşıyabilir. 

Su yukarıdan aşağı doğru donar, bu şekilde balıklar kışın yaşamlarını sürdürebilirler.


Dünya’daki suyun yüzde doksanı okyanuslardadır. Fakat Dünyamız’da, sudan tuzu ayıran ve sonra suyu kürenin her yerine dağıtmak için tasarlanmış bir sistem vardır. Buharlaşma, tuzu geride bırakarak okyanus sularını alır ve bulutları oluşturur. Bulutlar rüzgarla kolayca hareket ettirilerek bitkisel yaşam, hayvanlar ve insanlar için toprakların üzerine suyu yağdırır. 10 image10872 cleopatra wide 45Bu arındırma ve tedarik sistemi bu gezegende yaşamın sürdürülmesini sağlar. Suyun geri dönüşümü ve yeniden kullanımını sağlayan bir sistemdir.  

İnanılmaz değil mi? Bugün sizin ve benim içtiğimiz su, Kleopatra’nın saçlarını ve Cengiz Han’ın atlarını yıkadığı suyla aynı sudur. Tamam, kabul ediyorum çok iyi bir örnek olmadı. Ama gerçek şu ki, Tanrı, her kuşağın, geri dönüştürülmüş ve yeniden kullanılmış su sisteminden yararlanmasını olanaklı hale getirmiştir. “Yaptıkların ne büyüktür, ya RAB, düşüncelerin ne derin!” (Mezmur 92:5, Eski Antlaşma)

İNSAN BEYNİ.  Beynimiz aynı anda inanılmaz miktarda bilgiyi işletmektedir. Beynimiz gördüğümüz tüm renkleri ve nesneleri- çevremizdeki ısıyı, yere basan ayaklarımızın baskısını, ağzımızın kuruluğunu, bu web sitesinin renk temasını ve bunun size kendinizi nasıl hissettirdiğini bile- algılar. Beynimiz duygusal tepkileri, düşünceleri ve anıları kaydeder. Aynı zamanda beynimiz, nefes alıp verme kalıbımız, göz kapağı hareketleri, açlık ve ellerimizdeki kasların hareketi gibi vücudumuzun devam eden işlevlerini de takip eder. 

İnsan beyni saniyede bir milyondan fazla mesajı işletir. Beynimiz tüm bu verilerin önemini süzgeçten geçirir ve göreceli olarak önemsiz olan verileri dikkate almaz. Bu süzgeçten geçirme fonksiyonu dikkatimizi toplamamızı ve dünyamızda etkili bir şekilde işlememizi sağlar. Saniyede bir milyondan fazla bilgiyi ele alan ve bir yandan da önemini değerlendiren ve en önemli bilgilere göre davranmamıza olanak sağlayan beynimiz hakkında ne söylemeliyiz? İnsanı bu denli hayrete düşüren bir organın sadece şans eseri ortaya çıktığını mı? Hiç sanmıyorum. Beyin diğer organlardan farklı bir şekilde çalışır. 11 image10873 dream mind 45Arkasında akıl vardır. Bunu, akıl yürütme, duygulara sahip olma, hayal etme ve planlama, eyleme geçme ve başkalarıyla ilişki kurma becerimizde görüyoruz. İnsan, insan beynini nasıl açıklayabilir?

NASA uzay mekiğini göreve gönderdiğinde, planın bir maymun tarafından değil, akıllı ve bilgili akıllar tarafından yazıldığı varsayılır. İnsan beyninin varlığını nasıl açıklayabiliriz? İnsan beynini ancak, insan düşüncesinden daha akıllı ve bilgili bir akıl yaratmış olabilir. Karmaşıklığı, arkasında daha büyük bir akıl olduğuna işaret etmektedir.

(III)  TANRI VAR MI?  Sadece ‘şans’ veya ‘doğal nedenler’, yaratılış konusunda yeterli bir açıklama sağlamıyorlar. Tanrı’nın var olmasının alternatifi, çevremizde var olan her şeyin doğal nedenler ve rastlantısal olarak oluştuğu açıklamasıdır. Eğer birileri zarı atıyorsa, altı altı atması olasılığı vardır. Ama boş yüzeyli bir zarda noktaların belirmesi olasılığı bundan farklı bir şeydir. Yüzyıllar önce Pasteur’ün kanıtlamaya çalıştığı şeyi bilim doğrulamaktadır: Yaşam, yaşam olmayan bir şeyden türeyemez. İnsan, hayvan ve bitki yaşamı nereden gelmektedir? 

Aynı zamanda, doğal nedenler, insan DNA’sındaki belirgin bilgi miktarı konusunda yetersiz bir açıklamadır. Tanrı’yı hesaba katmayan insan, bütün bunların bir neden ve tasarım olmadan, sadece şans eseri oluştuğu sonucunu çıkarmak zorunda kalacaktır. Karmaşık bir tasarımı gözlemleyip bunu şansa bağlamak entelektüel açıdan eksiktir.

12 iii mt rushmore4 temp5 45ABD’de bir dağın yan tarafına oyulan heykelin resmini gördünüz mü hiç? Bir heykeltıraş ve dört yüz işçinin eseridir. On sekiz metre yüksekliğinde dört Amerikan başkanının heykelini oymak bu adamların on sekiz yılını aldı. Bu dağa Rushmore Dağı denir ve Güney Dakota’da bulunmaktadır. 

Bu heykele bakıp şans eseri ortaya çıktığını düşündüğünüzü hayal edin! Rüzgar, yağmur ve şansa istediğiniz kadar zaman verin, dağın yan tarafından böyle bir şeyin rastlantısal olarak biçimlendiğine inanmak oldukça güçtür. Sağduyu, bu figürleri insanların tasarlayıp ustalıkla oyduğunu bizlere söyleyecektir. 

Saygın astronom Sir Frederick Hoyle, insan hücresinde amino asitlerin rastlantısal biçimde biraraya gelmesi fikrinin matematiksel açıdan saçma olduğunu göstermiştir. ‘Şansın’ zayıflığını şu benzetmeyle açıklamıştır. Diyor ki, “747 model uçağın tüm parçalarının olduğu bir hurdalıkta bir kasırganın çıkıp da, kazara bunları kalkışa hazır bir uçak biçiminde biraraya getirme şansı nedir? Tüm evreni dolduracak kadar büyük hurdalıklarda esecek olsa bile bu olasılık, göz ardı edilebilecek kadar küçüktür!” (5)   

Biri bir zamanlar şöyle bir şey söyledi; eğer bir milyon maymunu bir milyon daktilonun başına oturtursanız, eninde sonunda biri şans eseri oyun yazarı ve şair Shakespeare’in Hamlet adlı yapıtını yazacaktır. Fakat Hamlet’i bulduğumuzda bunun şans eseri ve maymunlar tarafından yazıldığını düşünmüyoruz. O halde ateistler neden evren için bu inanılmaz derecede olasılık dışı açıklamayı kullanıyorlar? Açıkçası, bir ateist için geriye kalan tek şans budur. Bu noktada, evrenle ilgili mantıklı bir açıklamadan çok psikolojik bir açıklamaya ihtiyaç duymaktayız. Evrenle ilgili mantıklı bir açıklamamız var ama ateist bunu beğenmiyor. Bu açıklamanın adı Tanrıdır.


13 image10874 human cell 45Yaşamın ve evrenin karmaşıklığı düşünüldüğünde, hayat için ihtiyaç duyduğumuz her şeyi akıllı bir Yaratıcı’nın sağladığını düşünmek mantıklı değil mi? Vücutlarımızın hücresel düzeyine kadar her şeyi? İnsan hücresindeki karmaşıklıkları düşünün. Bilim insanları insan hücrelerinde, ‘biyokimyasal makineler’ diyebileceğimiz binlerce yapı olduğunu buldular. Bu parçaların tümünün aynı anda içinde olması gerekiyor yoksa işlevlerini yerine getiremezler. Işığı fark etme ve bunu elektriksel güdüye dönüştürme gibi basit olduğu düşünülen mekanizmalar aslında son derece karmaşıktır.

Hayat bu ‘makineler’ üzerinde oluşturulduğu için doğal süreçlerin yaşayan bir sistem oluşturabilmiş olması düşüncesi savunulamaz bir düşüncedir. Biokimyacı Dr. Michael Behe, bu tür biyokimyasal ‘makineleri’ tarif ederken ‘indirgenemez karmaşıklık’ terimini kullanmaktadır.

‘… hücre içinde müthiş, indirgenemez karmaşıklık vardır. Bunun sonucunda, hayatın, basit doğal yasaların sonucu olduğunu düşünmeye alışkın olan biz yani yirminci yüzyıl insanları için, hayatın bir akıl tarafından tasarlandığını fark etmek şok edicidir. Diğer yüzyıllarda da insanlar kendilerine özgü şokları yaşadılar ve bizim de bu şoklardan kaçınmamızı düşünmek için herhangi bir nedenimiz yok.’ (6) 

Richard Dawkins, şu sözleriyle, ‘makineye’ ihtiyaç duyma sorununu fark ediyor: ‘Kör saatçi kuramı, kopyalama ve birikimli seçiciliği varsayabileceğimizi göz önünde bulundurduğumuzda son derece kuvvetlidir. Fakat tekrarlama için karmaşık bir makine gerekiyorsa, bu karmaşık makinenin nihai olarak oluşmasını sağlayan şeyin birikimli seçicilik olduğunu bildiğimiz için bir sorunla karşı karşıyayız.’ (7) 

Gerçekten de önemli bir sorun! Yaşamın işleyiş biçimlerine ne kadar bakarsak o kadar karmaşıklaşıyor ve yaşamın kendi kendine oluşamayacağını görüyoruz. Tek gereken bir bilgi kaynağı değil, ta en başından karmaşık yaşam kimyası ‘makinelerinin’ var olması gerekiyor! Bunların evrimleşmesi değil, ta başında var olması gerekiyor!

14 amino acid structure general temp5 45Hala daha büyük bir sorunumuz var! Bazıları hala birinci hücrenin makinesinin sırf şans eseri ortaya çıkmış olabileceği üzerinde ısrar ediyorlar. Örneğin, diyorlar ki, bir şapkadan sırayla alfabenin harflerini çekecek olsak, bazen arka arkaya çekilen harflerle ‘SAZ’ gibi basit bir kelime yazılabilir. Bu şekilde uzun dönemler yaşanacak olsa, neden şans eseri daha karışık bir bilgi ortaya çıkmasın? Tanrı’ya inanmayan bilim insanların bizlere söylemediği şey, sözcükleri oluşturmanın cümle ya da paragrafları oluşturmaktan çok daha kolay olduğudur. Daha basit hesaplamalar, bir milyar yılın bile bir protein ‘cümlesini’ ortaya çıkarmaya yetmeyeceğini göstermektedir. 

Hepsi bu değil. Şunu bir düşünün. ‘SAZ’ kelimesinin Grönland veya Fiji’nin 800 adasından birinden gelecek olan kişi için ne anlamı olacak? Söylemek istediğimiz şu; sözü anlamlı kılacak bir dil ya da çeviri sistemi olmadığı sürece harflerin sırası anlamsızdır! 

Olayı karmaşıklaştıran diğer etken de, DNA’mızdaki ‘harflerin’ sırasını okuyan çeviri makinesinin kendisinin de DNA’mız tarafından belirlenmiş olmasıdır! Bu da tam olarak oluşmadığı takdirde, yaşamın evrimleşemeyeceği ‘makinelerden’ bir diğeridir. Yine, bu makinenin evrimleşemeyeceğini vurgulamak istiyorum! Başlangıçta kim vardı? “Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.”  (Yaratılış 1:1, Eski Antlaşma)

Hiç cep telefonunuzu, belirli bir nedenle belirli bir sesi çıkarması için programladınız mı? DNA bunu yapar. Hücrelerimize belirli bir şekilde davranma talimatı verir. Bu nedenle son ayetin alıntısını verdim. DNA’nın nasıl çalıştığını düşündüğümde Tanrı’yı düşünüyorum. Akıllı bir düşünce üretmeden, DNA’da bir kod yani program, talimat kılavuzunuz olamaz. 15 image10875 beach text 45Kıyıya vuran dalgaların, kumsalda bir kalıp meydana getirdiği örneğini duymuş olabilirsiniz. Ama kumsalda ‘Ali Hatice’yi seviyor’ diyen bir yazıyla karşılaştığınız zaman ne düşüneceksiniz? Okyanusun akıntılarıyla kumsalda meydana gelen yuvarlak şekillerle, bir kişi tarafından yazıldığı açık olan belirli bir mesaj arasında apaçık bir fark vardır. DNA, insan hücresi için eksiksiz bir talimatlar kılavuzudur; insan vücudunun yapısıyla ilgili talimatları içerir. Bilgisayar CD’sini bilgiyle doldurmanız gibi, işte her bir insan hücresinde aşağı yukarı bu kadar bilgi vardır!

İnsan Genom (organizmasının kalıtımsal malzemesi) Projesi direktörü Dr. Francis Collins açıklıyor, ‘Hücrenin tüm gelişmiş fonksiyonlarının…bu yazıdaki harflerin sırasıyla yönlendirilmesi gerekmektedir.” (8)

İşte, DNA harflerinin insanın yaşamının sonucunu nasıl etkilediğine bir örnek. Dr. Collins, 1980’li yılların başlarında orak hücre hastalığının DNA’daki kaynağını bulma çalışmalarına başladı. Uterus içindeki bebeğin ciğerlerinin gelişimi için yararlı olan fetal hemoglobin adında bir protein olduğunu bilim zaten biliyordu. Doğumdan sonra, bu hastalığa sahip olmayan kişilerde, bu protein hayatın ilk yılında yavaş yavaş kesiliyor. Fakat orak hücresi hastalığına sahip kişiler, ‘kapama’ düğmesi sanki kırıkmış gibi görünüyor. Dr. Collins, bundan sorumlu olan DNA harfini arıyordu.

Şöyle anlatıyor, “Sıralama gayretlerimin fetal hemoglobin üretimini tetikleyen genlerden birinin ‘yukarısında’ C yerine bir G olduğunu gösterdiği günü hiç unutmayacağım. Tek harflik bu değişim yetişkinlerde fetal programın’ açık’ kalmasından sorumluydu. Heyecanlı ama bitkindim. İnsan DNA kodunda tek harflik bu değişimi keşfetmek on sekiz ay sürmüştü.” (9)


16 image7431 generation man mankind sharper 45Artık, insanlar arasında herkesin genetik kodunun %99,9’unun birbirine benzer olduğu sonucuna varılmıştır. Aramızdaki farklılıklar üç milyar harfin çok küçük bir parçasında meydana gelmektedir. Bir hücredeki bilginin miktarını anlamak, ‘saniyede üç harf okuma hızıyla kodun okunması, gece ve gündüz kesintisiz bir şekilde okunması halinde bile otuz bir yıl sürecektir.” (10) Bu bilgiler her bir hücreye nasıl girdi? Bu kadar karmaşık bir programlama nasıl yapıldı?

Başkan Clinton 26 Haziran 2000’de, insandaki genom sıralamasını tamamlayanları tebrik etti. Başkan Clinton dedi ki, “Bugün Tanrı’nın yaşamı yarattığı dili öğreniyoruz. Tanrı’nın en ilahi ve kutsanmış armağanının karmaşıklığı, güzelliği ve harikalığı karşısında giderek daha fazla hayrete düşüyoruz.” (11) Clinton’dan sonra podyuma çıkan Dr. Collins ise şöyle dedi, “Daha önce sadece Tanrı tarafından bilinen kendi talimatlar kitabımızın ilk görüntüsünü yakaladığımızı fark etmek benim için hem kendimi alçakgönüllü hissettiren hem de hayret verici bir deneyim. ” (12)

Her bir hücremizde belirli bir şekilde dizilmiş üç milyar harf, kim olduğumuzun gelişimine yönelik talimatlar vermektedir. Arkasında aklın olmadığı hiçbir talimat kılavuzu, rehber, bilgisayar programı geliştirilmemiştir. İnsan bedenine baktığımızda, inanılmaz derecede akıllı olan bir tasarımın var olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz. 17 image10876 human mind brain god 45Bilimin yaşama dair ortaya çıkardığı her şey içinde, DNA’nin karmaşık programlanması, bu tür karmaşıklık ve giriftliğin Kökeni olarak Tanrı’yı kabul etmek için bizleri ikna eden nedeni görüyoruz.

Şu anda insanda ve insan beyninde var olan tasarım daha az tasarım içeren ya da tasarımla ilgisi olmayan bir şeyden gelebilir mi? Bu tür bir açıklama, sonuçta nedende olduğundan daha fazlasını elde edemeyeceğinizi söyleyen nedensellik ilkesini ihlal eder. Etkide (insan) akıl varsa, nedende de akıl olmalıdır. Fakat kör şansla yönetilen bir evrende akıl yoktur. Bu nedenle, insan aklının, evrenin ötesinde bir nedeni olmalıdır: Fiziksel evrenin arkasında ‘akıl’ olmalıdır.

Antropik İlke

Tasarım iddiasının diğer bir kuvvetli yönü de, antropik (insanla ilgili) ilkedir. Buna göre, evren, sanki ta başından beri insan yaşamının evrimleşmesi için özellikle tasarlanmış gibi görünmektedir. Ben Big Bang (Büyük Patlama) kuramına inanmıyorum ama antropik ilkeyi açıklamak amacıyla, farzedelim ki evrende hayat bu şekilde başlamış olsun. Eğer, on beş ila yirmi milyar yıl önce Büyük Patlama sonucu ortaya çıktığı varsayılan her şeyden önce var olan ateş topunun ısısı bir derecenin trilyonda biri kadar soğuk ya da sıcak olsaydı, tüm organik yaşamın temeli olan karbon molekülü hiç gelişemezdi.

Kozmik ışınlar başlangıçtan beri var olan yapışkan çamuru hafif farklı bir açıyla ya da az farklı bir zamanda ya da az farklı bir yoğunlukta bombalamış olsaydı, sıcak kanlı hayvanlar için gerekli olan hemoglobin molekülü hiçbir zaman evrimleşemezdi. Bu molekülün evrimleşme olasılığı, katrilyonda bir gibi birşeydir. Bu olasılıkları birbirine eklediğinizde bir milyon maymunun Hamlet’i yazmasından daha da inanılmaz olan bir şey elde edersiniz.  

18 image10877 universe 45Evren birincil olarak bizlere vatan olma amacıyla mı vardır? Bu soruya kesin bir yanıt vermek mümkün değil. Fakat ‘evet’ yanıtına destek olacak önemli miktarda kanıt öne sürülebilir. İşte üzerinde düşünülebilecek birkaç olgu:

A)  Evren mekansal olarak düz olduğu ve genleşmekte olduğu ve yıkımdan kaçınmak için gereken kritik bir hızda genleşmeye devam ettiği için yaşam mümkündür. Daha hızlı bir şekilde genleşseydi, ortalama sıklıktan biraz daha yüksek bir şekilde gelişen bölgeler, sonsuza dek genleşir ve yıldızları ve galaksileri oluşturmazlardı. Evren daha yavaş bir şekilde genleşseydi, nüklesentez tarafından yıldızlarda yaşam unsurları oluşmadan önce yok olurdu.  

B)  Yerçekimin sabit etkeni, açılı momentum kuantumu, ışık hızı ve elektrik şarjının temel birimi, belirli türde bir evrimin evrimi için gereken belirli değerlere sahip olduğu için yaşam mümkündür. Bu evrende, kısa ömürlü metal saçan mavi yıldızlar ve uzun ömürlü, eşit şekilde yanan, yavaş yavaş dönen, güneş gibi yıldızlar vardır.   

Bu noktada durup, güneş-dünya-ay sisteminde tasarımı ve Tasarımcısını destekleyen kanıtları anlatmayı ne kadar isterdim! Fakat, şu noktada, yazıyı bitirmeden önce başka konularda on sayfa daha yazmayı ve sizin için dua etmeyi amaçlıyorum. Sadece şunu bilin ki, üniversitede ilk dersi aldığımdan beri astronomi, devamlı takip ettiğim bir konu olmuştur.

Tasarıma kanıt oluşturan tek şey evren değil. Dünya da bu tür kanıtlar sunuyor. Frank Drake, Carl Sagan ve Iosef Shklovsky, evrende, yaşamı destekleyen ortamlara sahip  gezegenlerin sayısına ilişkin bir tahminde bulunma girişimleriyle bunu kabul eden ilk astronomlar arasındadır. 1960’ların başlarında, ancak belirli bir uzaklıkta gezegeni olan belirli türde bir yıldızın yaşam için gerekli koşulları sağlayacağını gözlemlediler. (13)  Bunu temel alarak, evrende başka yerlerde yaşam bulma olasılığı konusunda oldukça iyimser tahminlerde bulundular. Örneğin, Shklovsky ve Sagan tüm yıldızların % 0,001’inin yaşamın bulunduğu bir gezegeni olabileceğini iddia ettiler.

Benim okuduklarıma göre, incelemeleri doğru yönde atılmış bir adımdı ama olası yıldız tipleri ve olası gezegen uzaklıklarının aralığını fazla tahmin etmişlerdi. Onların zamanından beri onların üzerinde çalıştıkları parametreler otuz üçe yükseltildi ve bir düzine ya da daha fazlası araştırılmaktadır. Bu nedenle, onların hesaplamaları, Dünya’nın sahip olduğuna benzer bir hayatı destekleme kapasitesini etkileyebilecek pek çok başka önemli etkeni göz önünde bulundurmamıştır.

Güncellenmiş listeyi incelemiş olanlar var olan tüm yıldızlar için trilyonda birden azının yaşamı sürdürebileceği sonucunu çıkarıyorlar. Bu yüzdeyi kullanarak, yaşama uygun kaç gezegen olduğunu hesaplayalım.


19 binoculars3 temp5 45Öncelikle, evrende kaç galaksi var? Tam olarak bilmiyoruz. Evrenin gözlemleyebildiğimiz kısmında 125 milyar galaksi var gibi görünüyor. Kısa bir süre önce devreye giren bir Alman süper bilgisayar simülasyonu bu sayının 500 milyar adet kadar olabileceğini tahmin ediyor! Fakat yeni ve geliştirilmiş teknoloji kullanılabilir hale geldikçe astronomlar daha önce göremediğimiz daha belirsiz nesneleri de görebilecekler.  Bu yeni nesneler tahmin edilen galaksi sayısını da değiştirecek. Bildiğimiz bir şey var, evrenimiz, şu an görebilmekte olduğumuz evren aralığından çok daha büyük. Şu anda saptayabildiğimizin ötesinde bilmemizin mümkün olmadığı milyarlarca galaksi daha vardır.

Astronomların verdikleri en iyi tahminlerden daha fazlası olduğunu düşünelim. Diyelim ki, evrende bir trilyon kadar galaksi var. Her birinde ortalama yüz milyar yıldız var.  Bunların trilyonda birini aldığınızda kaç tanesini almış olursunuz? Düşündüğünüz kadar çoğunu değil. Bu hesaplamalara göre, bir gezegenin bile, sadece doğal süreçlerle, yaşamı destekleyecek gerekli koşullara sahip olmasını bekleyemeyiz. Bir tanesinin bile! Robert Rood ve James Trefil ve başkalarının, akıllı fiziksel yaşamın sadece dünyada var olduğu sonucuna varmış olmalarına şaşmamalı. (14)

C)  Yaşam sadece, nükleyi birbirine bağlayan güçlü kuvvet ve protonlar arasındaki büyük itici güç arasındaki ince dengeden ötürü mümkündür.

D)  Yaşam sadece, elektromanyetik eşleşme değişmezi ve elektron kütlesi ve proton kütlesi oranının tam olarak kimyasal bileşiklerin oluşmasına olanak vermek için gerekli olan biçimde olmasıyla mümkündür.  

20 image10879 magnetic waves 45E)  Yaşam sadece, elektromanyetik kuvvete uygulanan güçlü kuvvetin oranının, yıldızların çekirdeğine yakın kısımda karbon 12 oluşumuna olanak verecek şekilde helyum ve berilyum nüklesi arasında titreşim yaratmak için gerekli değere sahip olmasıyla mümkündür. Karbon, tüm biyokimyasal moleküllerin özündeki elementtir.

F)  Yaşam sadece, zayıf etkileşim eşleşme değişmezinin tam olarak uygun değere sahip olmasıyla mümkündür. Biraz daha küçük ya da büyük olsaydı, helyum üretimi %100 veya 0 (sıfır) olurdu. Birinde su oluşmazdı ve diğerinde tamamıyla farklı bir yıldız evrimi gerçekleşirdi.

Başka nedenler de var ama bunlar şu sonucu çıkarmamız için yeterlidir: Evrenin temel unsurlarından biri, yaşam olasılığını önemli ölçüde ortadan kaldırmadan değiştirilemezdi. Acaba Kutsal Kitap şu sözlerle bunu mu kast ediyordu: “Tanrı’nın görünmeyen nitelikleri -sonsuz gücü ve Tanrılığı- dünya yaratılalı beri O’nun yaptıklarıyla anlaşılmakta, açıkça görülmektedir. Bu nedenle özürleri yoktur.”  (Romalılar 1:20, İncil).

Üstün bir Varlık, evreni, bilerek, niteliklerinde en ufak bir değişim olacak olsa, varlığımızın mümkün olmayacağı bir şekilde mi yarattı?

Bugüne kadar sunulan tek ciddi alternatif, sadece bir değil, aksine devasa evrenler topluluğunun var olması; topluluk içinde her birinin kendi kendine bağımsız olması ve diğerlerinden etkilenmemesidir. Richard Dawkins bu iddiayı öne sürmekten hoşlanıyor. Bu evrenler topluluğunda sadece bizim evrenimiz ve bizimkine benzer olanlarda yaşayan varlıklar vardır. Diğerleri cansızdır. Topluluk kavramı, evrenimizi, birçok evrenden biri yapıyor ve bu şekilde özel bir yere sahip olmamız gerekliliğini ortadan kaldırıyor. Topluluk kavramı için herhangi bir destekleyici kanıt olmaması gerçeği dışında, Tanrı’ya inanmak, evrenler topluluğuna inanmaktan daha mı zor gerçekten? Ben daha zor olduğuna inanıyorum.

İnsan Hücresi

21 image10880 man 45İnsan hücresini kim yarattı? Bilim insanları değil. Ayrıca, hiçbir zaman sözde ‘basit hücre’ dedikleri şeyi yaratamayacaklar. Böyle bir şey yok! Bugün bilinen en temel hücrelerde bile, bu hücrelerin var olması için gerekli ansiklopedileri dolduracak kadar  genetik olarak kodlanmış bilgi bulunmaktadır. Daha önce söylediğim gibi bilginin daha başında olması gerekiyor yoksa hücre olamaz. Eğer evrim kuramını kabul ederseniz, daha karmaşık yaşam biçimlerinin, daha basit yaşam biçimlerinden doğal seçim yoluyla oluştuğunu söylemiş olursunuz. Fakat en basit yaşam biçimlerinde, tek hücrede, bile bulunan genetik bilgi sistemleri son derece karmaşıktır ve modern bilimin yaratıcı maharetinin çok ötesinde bulunmaktadır.

İnsan hücresinde sanal bir kütüphane bulunur. Her bir hücremizin içinde, beş yüz sayfalık bin kitaptan daha fazla miktarda genetik olarak kodlanmış bilgiye eşit miktarda bilgiyi içeren kırk altı kromozom bulunmaktadır. Eğer evinize en yakın kütüphanedeki kitapların sadece şans eseri evrimleştiğine inanıyorsanız, evrime inanabilirsiniz. Öte yandan, kırk altı kromozom, tümü uyum içinde çalışan birçok karmaşık sistemi olan dinamik bir hücrenin sadece bir kısmı olduğu için kütüphane binasının ve bulunduğu şehrin- tüm karmaşık yapılarıyla birlikte- de evrimle oluştuğuna inanmanız gerekir. Ben buna inanamam. Akıl yürüten birisi olarak sizin de inandığınızdan kuşkuluyum.

Bu kütüphane dolusu bilgi nereden geldi? Bilgi akıl gerektirir. Bir genetik kodda bulunan inanılmaz derecede karmaşık bilgi, inanılmaz derecede karmaşık bir akıl gerektirir. Tek mantıklı cevap, insanlardan çok daha üstün bir entelektüel dahinin bunu yaratmış olmasıdır. Bu kişi, yaşayan Tanrı’dır.

“Çünkü gökler nasıl yeryüzünden yüksekse, yollarım da sizin yollarınızdan, düşüncelerim düşüncelerinizden yüksektir.” (Yeşaya 55: 9, Eski Antlaşma)

“İç varlığımı sen yarattın, annemin rahminde beni sen ördün. Sana övgüler sunarım, çünkü müthiş ve harika yaratılmışım. Ne harika işlerin var! Bunu çok iyi bilirim.” (Mezmur 139:13-14, Eski Antlaşma)


22 image10881 think 45Alman Federal Fizik ve Teknoloji Enstitüsü Direktörü ve Profesör Dr. Werner Gitt,  bilimsel anlamda kesin olarak bildiğimiz bir şeyin, bilginin düzensizlik içinde şans eseri ortaya çıkamayacağı olduğunu açıklıyor. Bilgi üretmek her zaman bilgi (daha büyük bir bilgi) gerektirir. Nihai olarak bilgi aklın sonucu olarak ortaya çıkar:

‘Bir kod sistemi her zaman düşünsel bir sürecin sonucudur (akıllı bir köken veya türeten kimse gerektirir)… Maddenin tek başına herhangi bir kod oluşturma yetisi olmadığı vurgulanmalıdır. Tüm deneyimler, düşünen bir varlığın, gönüllü olarak kendi iradesi, kavraması ve yaratıcılığını kullanması gerektiğine işaret etmektedir.’ (15). Şöyle devam ediyor, ‘Maddenin bilgi türetmesini sağlayan bilinen bir doğal yasa yoktur. Bunu yapabilecek bilinen fiziksel bir süreç veya maddi fenomen de yoktur.’ (16)

Bilginin Kaynağı Nedir?

İster beğenin ister beğenmeyin, yaşayan şeylerdeki- hücresel düzeyde bile- devasa bilginin, orijinal olarak bizimkinden daha üstün bir akıldan gelmiş olması çıkarımında bulunabiliriz. Bu, bilim insanlarının her gün giderek daha fazla ortaya çıkardıkları bir şeydir. Eğer bu doğruysa, o zaman bu tür bir kaynağa kendisinden daha büyük bilgi/aklın neden olduğu fikrini kabul etmeliyiz. Eğer bilim insanları bu şekilde düşünüyorlarsa, şunu sorabiliriz, “Peki bu daha büyük bilgi/akıl nereden geldi? Sonra, bu daha yüksek bilgi/akıl biçimi nereden geldi? Sonsuzluk sonucuna varabiliriz. İnsanların en iyi hesaplamaları evrenin duvarlarına çarpıp geri dönüyor ve varlığımızın nedeniyle ilgili nihai bir cevap sağlamıyor.  

23 question mark8 edit 45Gerçek cevap nedir? Bizim ölümlü anlayışımız ve maddi evrenimizin ötesinde sonsuz bir akıl kaynağı vardır. Kutsal Kitap’ta, ‘Başlangıçta Tanrı…’ diye okuduğumuzda işaret edilen de bu değil midir? Kutsal Kitap’ın Tanrısı, zaman, yer, bilgi veya başka bir şey tarafından kısıtlanmayan sonsuz bir varlıktır. 

O halde mantıken savunulabilir görüş hangisidir? 1) Madde sonsuz olarak vardı veya nedensiz olarak kendi kendine var oldu ve sonra kendisini, gerçek bilimde gözlemlenen her şeye karşın, bilgi sistemleri biçiminde düzenlemiş midir? Eğer buna inanıyorsanız parmağınızı kaldırın. Yoksa ikinci olasılığın daha mantıklı olduğunu mu düşünüyorsunuz?  2) Sonsuz akla sahip bir varlık yaşamın var olması için bilgi sistemleri yaratmıştır. Akıl yürütüp sonuç çıkartıyoruz, çıkarımda bulunuyoruz ve kendimizi harika bir şekilde Tanrı’nın huzurunda buluyoruz. Cevap açık gibi görünüyor, o halde neden tüm akıllı bilim insanları bunu kabul etmiyorlar? Michael Behe bunun cevabını veriyor:

‘Birçok önemli ve saygın bilim insanı da dahil olmak üzere birçok insan, doğa ötesinde başka bir şey olmasını istemiyorlar. Doğa üstü bir varlığın doğayı etkilemesini istemiyorlar, etkileşim ne kadar kısa veya yapıcı olmuş olsa da. Diğer bir deyişle bilimlerine ta başından bazı felsefi adanmışlıklar getirip, fiziksel dünyayla ilgili olarak hangi türde açıklamaları kabul edeceklerini kısıtlıyorlar. Bazen bu durum tuhaf davranışlara neden oluyor.’ (17)

(4)  TANRI VAR MI? İnsanlığın doğuştan gelen, doğru yanlış konusunda anlayışı biyolojik olarak açıklanamaz. Hepimizde, hangi kültürden olursak olalım, doğru ve yanlış konusunda evrensel olarak geçerli bir anlayış vardır. Bir hırsız bile, biri kendisinden bir şey çaldığında rahatsız olur ve kendisine karşı haksızlık yapıldığını hisseder. 24 image10882 abused beaten child 45Biri bir çocuğu kaçırıp tecavüz ettiğinde nasıl karşılık veriyoruz? Herhangi biri böyle bir şeye nasıl karşılık verir? Bu ahlaksız eylemi gerçekleştiren kişiye karşı öfke, iğrenme ve kinle. Çocuğun babası hangi kültürden olursa olsun bu şekilde tepki verecektir. Yanlışlıkla ilgili bu hissi nereden edindik? Eğlence amaçlı öldürmenin yanlış olduğunu söyleyen, tüm insanların vicdanındaki bu evrensel yasayı nasıl açıklayabiliriz? Neden adalete inanıyoruz? (Eğer adalet kavramına inanıyorsak, suçlu insanların suçlarına uygun şekilde cezalandırılmaları gerektiğine inanıyoruz demektir.) Sarhoş bir araba şoförü aracının kontrolünü kaybedip ailemizin bir üyesine çarpıp hayatını aldığında neden adalet için yakarıyoruz? Neden adalet istiyoruz ve adalet yerini bulana kadar huzursuz oluyoruz? 

Peki ya cesaret, merhamet, bir amaç uğruna ölmek ve onur veya görev bilincimiz?  Bunlar nereden geldi? İnsanlar sadece fiziksel evrimin birer ürünüyse ya da yaşam sadece ‘en güçlünün hayatta kalması’ meselesiyse, neden birbirimiz için kendimizi feda ediyoruz? Bu içsel doğru ve yanlış bilincini nereden aldık? Vicdanımızı en iyi açıklayacak şey, insanlığımıza önem veren ve insanlar arasında uyumu arzu eden seven Yaratıcı’dır. 

(5)  TANRI VAR MI? Tanrı’nın varlığını destekleyen nedenlerden biri Kutsal Kitap’tır.  Bazı okuyucuların Hıristiyan Kutsal Yazıları’na karşı önyargıları olduğunun farkındayım, o kadar ki, ‘Kutsal Kitap konusunda kararım belli, kanıtlarla kafamı karıştırma’ diyorlar aslında. Eğer bu birkaç satıra hemen vereceğiniz tepki olumsuz ise, bilimin ‘bilimsel doğacılar’ olarak bilinen kişiler tarafından rehin alındığının farkında olmayabilirsiniz.  Tanrı karşıtı savlarından etkilenmiş olabilirsiniz. Eğer öyleyse, devam etmeden önce yazının sonunda yer alan dipnotu okumak isteyebilirsiniz. (18) 

İlginç olan, Kutsal Kitap hiçbir zaman Tanrı’nın varlığını kanıtlama çabasına soyunmuyor, aksine bunu zaten yerleşik bir gerçek olarak açıklıyor. Kutsal Kitap’taki birinci kitabın ilk ayetine kulak verin, “Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı.” (Yaratılış 1:1, Eski Antlaşma). Kutsal Kitap’ın Tanrı’nın var olduğunu söyleyerek başlamaması, bunun yerine, her şeyi biraraya getiren olduğunu ilan ederek başlaması önemlidir. Tanrı her şeyin var olmasının koşulu olarak varoluşun tümünden önce vardır.


25 image10883 atheism darwin xxx 45Ateizmin en yaygın olarak sunulan açıklamalarından birisi sözde ‘ateizm varsayımı’dır. Bu iddiaya göre, Tanrı’nın varlığına ilişkin kanıtların yokluğunda, Tanrı’nın var olmadığını varsaymalıyız. Bu görüşte ortaya çıkan soruna, suç yeri inceleme uzmanlarının sevdikleri özlü deyişle parmak basılmaktadır. Diyorlar ki, ‘kanıtın olmaması, bir şeyin olmamasının kanıtı sayılamaz.’ Kanıtın olmamasının, yokluğun kanıtı sayılması ancak varlığına ilişkin daha fazla kanıt olmasını beklediğimiz durumlar için geçerlidir. 

Söz konusu Tanrı’nın varlığı olduğunda, Tanrı var olduğu takdirde, varlığına ilişkin elimizde olandan daha fazla kanıt sağlayacağını kanıtlama yükümlülüğü ateistler üzerindedir. Bu, ateistlerin taşıyamayacağı kadar ağır bir yüktür. İki nedenden ötürü:

(1) En azından Hıristiyan tanrı inancında, Tanrı’yı tanıma konusunda birincil yolumuz kanıtlar aracılığıyla değil, Tanrı’nın Kutsal Ruhu’nun içsel çalışmaları aracılığıyladır. Kutsal Ruh, kanıtlardan bağımsız olarak insanların Tanrı’yla ilişki kurmalarını sağlar. “Yazılmış olduğu gibi, ‘Tanrı’nın kendisini sevenler için hazırladıklarını hiçbir göz görmedi, hiçbir kulak duymadı, hiçbir insan yüreği kavramadı.’ Oysa Tanrı Ruh aracılığıyla bunları bize açıkladı. Çünkü Ruh her şeyi, Tanrı’nın derin düşüncelerini bile araştırır.” (1.Korintliler 2:9-10, İncil)

Tanrı bilgisi kendisine vahiy yoluyla iletilmediği takdirde insan Tanrı bilgisine yabancıdır. Doğaüstü bir Tanrı kendisini bizlere doğaüstü şekilde açıklamak zorundadır. Bu vahiy Kutsal Ruh aracılığıyla mümkündür. Tanrı hakkında ki gerçeği, içimizde bulunan bir yetenekle bilemeyiz. İnsanin dini görevlerini yerine getirmesiyle de olmaz yeterince tekrar etmek, doğru kurban, doğru dini şarkı, doğru dini tören, doğru giysi ya da dini törenler için doğru yer. 26 image10884 revelation light god 45Yetenek ve güçlerimizle ilgili herhangi bir kuvvete de dayanmaz. Ancak Tanrı’nın vahyi sayesinde bu bilgiye kavuşabiliriz. Tanrı’dan doğaüstü bir şekilde aydınlatma gelmedikçe, insan doğal olarak Tanrı’yla ilgili derin şeyleri keşfedemez. Richard Dawkins ve diğer ateistler de Kutsal Ruh’un aydınlatıcı işinden yoksun, yaşamı karanlıkta olan herkes kadar karanlıktadır. 

İşte, bedeli ne olursa olsun tanımaya değer biri dedi ki, “Ben dünyanın ışığıyım. Benim ardımdan gelen, asla karanlıkta yürümez, yaşam ışığına sahip olur.” Bu kişinin adı İsa’dır ve bu ayeti Yuhanna İncili’nin sekizinci bölümünde bulabilirsiniz.

(2)  Hıristiyan Tanrı inancında Tanrı evrenin yaratılışı ve İsa’nın ölümden dirilişiyle ilgili olağanüstü mucizeleri sağlamıştır. (İnternete bağlıyken, İsa’nın dirilişi hakkında tarihsel kanıtları okuyabilirsiniz. Tarihteki başka hiçbir eski olay için, bu olay için olduğu kadar çok kanıt bulunmamaktadır.) ‘Ateizm varsayımını’ düşünürken, tek söyleyebileceğimiz bunun gerçekten de kibirli bir yaklaşım olduğudur!

Tanrı’nın düşünceleri, kişiliği ve tutumları ancak Tanrı bunları açıklamayı seçtiği takdirde bilinebilir. Başka her şey insanların yaptığı spekülasyonlar olacaktır. Tanrı bilinmek istemeseydi bizim için ne büyük bir kayıp olurdu! İyi haber, Tanrı kendisini tanımamızı istiyor. Kutsal Kitap’ta bizlere karakterini ve O’nunla nasıl ilişki kurabileceğimizi anlattı.

O halde, bu nedenle Kutsal Kitap’ın güvenilir olup olmaması önemli bir meseledir. Kutsal Kitap’ın güvenilirliğini tartışmak bu yazının kapsamı içinde olmasa da, bu web sitesinde Kutsal Yazılar hakkında doğru kararı vermek için gereken kanıtları bulacaksınız.

Kutsal Kitap Tanrı bilgisi konusunda iki gerçeğe tanıklık ediyor. Birincisi, bize Tanrı’nın kavranılamaz olduğunu öğretiyor. Tanrı, insanın doğal, yardım almayan aklıyla kavranamaz. Öte yandan aynı zamanda Tanrı’nın bilinebileceğini ilan ediyor. Her ikisi de doğru ama kesin anlamda değil. Tanrı’nın kavranılamaz olduğunu söylemek, Tanrı sonsuz bir varlık olduğu için ölümlü insanın Tanrı hakkında bilinebilecek her şeyi bilemeyeceği anlamına da gelir. Tanrı’nın, kavranılamasa da, tanınabileceğini söylemek, Tanrı’nın tanınabileceği ve insanın Tanrı bilgisinde ilerleyebileceği anlamına da gelir. Ne ölçüde? İnsanın Tanrı’yla ilişkiye sahip olabilmesi için gerektiği ölçüde.

Ateist misiniz?

27 wall357 conversation 45Eğer ateistseniz, birlikte oturup Kutsal Yazıları konuşma fırsatımız olmasını dilerdim. Size soracağım ilk soru şu olurdu, ‘Bana inanamadığınız Tanrı’yı anlatır mısınız?” Tarif edeceğiniz Tanrı büyük olasılıkla kendisini Kutsal Kitap’ta açıklamış olan Tanrı’dan çok uzak olacaktır. Tanrı tanımınıza göre, muhtemelen ben de bu Tanrı’yla işim olmasını istemezdim.  

En iyi arkadaşlarımdan biri ateistti. Çoğu ateist gibi, insanların Tanrı’ya inanıyor olması onu son derece rahatsız ediyordu. Ateistlerin nesi var, neden var olduğuna inanmadıkları bir şeyi çürütmek için bu kadar zaman, dikkat ve enerji harcıyorlar? Bunu yapmalarına neden olan ne? Arkadaşım ateist olduğu sırada, zavallı, yanılgı içindeki insanlara umutlarının tamamıyla yersiz olduğunu anlatmak için bu kadar uğraştığını söylüyordu. Daha sonra, başka bir niyeti olduğunu söyledi. Tanrı’ya inanan kişilere meydan okurken, kendisini aksine ikna edip edemeyeceklerini merak ediyordu aslında. Arzusunun arkasındaki neden hayatını istediği gibi yaşamak için özgür olma isteğiydi. İnananlara yanıldıklarını kanıtlayabilirse, o zaman artık bu meseleyle uğraşması gerekmeyecekti. Özgür olacaktı.

Tanrı konusunun aklında bu kadar çok yer tutmasının nedeninin Tanrı’nın bu konuda bastırması olduğunun farkında değildi. Tanrı’nın tanınmak istediğini ve bizleri kendisini tanıma becerisiyle yarattığını fark etmeye başladı. Tanrı’nın var olduğuna ilişkin kanıtlarla çevresinin giderek daha fazla sarıldığını görmeye başladığını söyledi. Sanki Tanrı olasılığını düşünmeden edemiyordu. Nitekim, Tanrı’nın varlığını kabul etmeyi seçtiği gün, duasına şöyle başladığını söyledi, ‘Tamam, sen kazandın…’

Merak ediyorum acaba ateistlerin Tanrı’ya inanan insanlardan rahatsız olmalarının altında yatan neden, Tanrı’nın onların peşinden gidiyor olması mı?


28 image3634 one god 456)  TANRI VAR MI? Tanrı var ve peşimizi bırakmayan Tanrı’nın en belirgin resmi İsa Mesih’tir. Neden Buda, Konfüçyus ya da başkası değil de, İsa? Bu kişiler kendilerini din öğretmenleri veya peygamber olarak tanıttılar. Ama hiçbiri Tanrı’ya eş olduğunu iddia etmedi. Ama İsa etti. Ama hemen telaşlanmayın. İsa, iki ya da daha fazla Tanrı olduğunu söylemiyor. Ben de söylemiyorum. İncil de söylemiyor. Bu konuda internet üzerinden daha fazla okuyabilirsiniz ama İsa’nın söylediklerini yanlış anlamayın. Tanrı ruh olan bir varlıktır. Biçimi yoktur ve görünmezdir. Üç tuğlayı yanyana dizip, yine de tuğlaları birbirinden ayırabilirsiniz. Bir tuğlayı alıp başka bir yere taşıyabilirsiniz, arkada yanyana iki tuğla bırakabilirsiniz. Bunu Tanrı’yla yapamazsınız, doğası üçlü birliğe sahip olsa da bunu yapamazsınız. Tanrı özünde birdir. Bu, özünün sadece tek bir varlıkta görünebileceği anlamına gelmez. Tanrı’nın üç görünümü mü? Olabilir. Üç öz mü? Olanaksız. Tanrı özünde birdir.

Kaçınızın Tanrı’nın aynı anda her yerde olduğu fikriyle aynı fikirde olacağını bilmiyorum. Fakat her yerde olduğu halde, uzayda tüm alanı kaplayacak şekilde değildir. Yer tutmaz çünkü bedeni yoktur. Tanrı’nın tüm varlığı her yerde bulunmaktadır. Tanrı’nın bir kısmının İstanbul’da ve başka bir kısmının Tokyo’da olduğunu söyleyemeyiz.    

Bunu söylememin nedeni, Hıristiyanlar İsa’nın Tanrı olduğunu söyledikleri zaman, bunun, Tanrı’nın bir parçasının İsa’da, dünyada, başka bir parçasının ise cennette kaldığı anlamına geldiğini düşünmenizi istemememdir. Tanrı birdir ve bölünemez. Söylediğim gibi Tanrı, özünde birdir. Bir tuğlayı iki parçaya ayırıp bir parçasını İstanbul’da, diğer parçasını Tokyo’da bırakabiliriz. Tanrı’yla böyle bir şey yapmamız mümkün değildir. Tanrı’nın bedeni yoktur ve uzayda yer tutmaz. O maddi bir varlık değildir.

29 image10885 god worship search 45Bazılarınızın kuvvetli bir şekilde karşı çıktığı üçlü birliğin üç rakamıyla hiç ilgisi yoktur. Eğer rakamı tuğla gibi maddi nesnelerle ilişkilendiriyorsanız ilgisi olamaz. Üçlü Birlik, kaç Tanrı olduğuyla değil, Tanrı’nın doğasıyla ilgilidir. Bunu neden hatırlatıyorum? İsa’nın iddiasını alelacele yargılayabilirsiniz endişesiyle. İsa’yı anlama konusunda ki zorluklar, bu dünyaya ait olmayan Tanrı’ya bu dünyanın akıl yürütme ve deneyimlerini eklemeye çalışmaktan kaynaklanmaktadır. 

Web sitesinin başka kısımlarında İsa’nın kimliğini ve işlerini- kim olduğunu ve ne yaptığını- araştırabilirsiniz. Meydan okunmaya hazır olun çünkü İsa’yla ilgili İncil’deki esinlenmiş anlatımları takip ettiğinizde şunu farklı sözlerle tekrar tekrar söylemiş birisiyle karşılaşacaksınız:

Tanrı var ve siz ona bakıyorsunuz!

Kendilerini izleyenleri, söyledikleri sözlere yönelten diğer din öğretmenlerinden farklı olarak İsa insanları kendisine yöneltti. Şöyle demedi, “Söylediklerimi izlerseniz gerçeği bulacaksınız.” Tam olarak, “Yol, gerçek ve yaşam Ben’im” dedi.” (Yuhanna 14:6, İncil)

İsa, ilahi olması iddiasını desteklemek için ne gibi kanıtlar sundu? İnsanların yapamayacaklarını yaptı. İsa mucizeler gerçekleştirdi. İnsanlara şifa verdi… körleri, sakatları iyileştirdi ve hatta insanları ölümden diriltti. Nesneler üzerinde gücü vardı. Yoktan yiyecek yarattı; birkaç bin kişiyi doyuracak kadar. Doğa üzerinde mucizeler yarattı. Göl üzerinde yürüdü ve arkadaşları için kudurmuş bir fırtınaya dinme emri vererek onu dindirdi. İnsanlar İsa’yı her yerde izlediler çünkü mucizevi olanı yaparak sürekli olarak ihtiyaçlarını karşıladı.

İsa Mesih Tanrı’nın yumuşak huylu, sevecen ve ben merkezciliğimizin ve eksiklerimizin farkında olduğunu gösterdi. İsa, Tanrı’nın bizleri, cezayı hak eden günahkarlar olarak gördüğü halde, bağışlanmamız için bir yol tasarladı. Tasarısı, adaletten ödün verip sevgisini ortaya koymuyordu çünkü Tanrı her ikisidir. Tanrı aynı anda hem sevmeyip hem de adil olmazsa Tanrı olamaz. 30 image5855 jesus cross 45Tanrı’nın bizleri bağışlama biçimi her iki ilahi özelliği de yerine getirmelidir. Nasıl? Tanrı, insan biçimini aldı ve bizim adımıza günahımızın cezasını yüklendi. Kulağa olanaksız mı geliyor? Eğer Tanrı büyükse olanaksız değildir. Tanrı için olanaksız olan bir şey yoktur değil mi? Bu size saçma mı geliyor? Belki de, ama dünyada pek çok sevgi dolu baba, eğer yapabilecek olsalar, kanserden ölmekte olan çocuklarının yerini seve seve alırlardı. İncil’e göre, bir gün Tanrı’yı sevecek olmamızın nedeni önce O’nun bizi sevmiş olmasıdır. 

Tanrı’nın sevgisini deneyim etmenizi umuyorum ve bunun için dua ediyorum. Tanrı’nın sahip olduğu türde sevgiyi ifade etmek için Kutsal Yazılar’da kullanılan sözcük, yetkin bir Varlığın, tamamıyla layık olmayanlara karşı derin ve sürekli sevgisini ifade etmektedir. Ben hala bu kişilerden birisiyim. İsa’yı Kurtarıcım ve Rabbim olarak kabul ettiğimden beri pek çok yıl geçtiği halde, Tanrı’nın, beni kurtarmak için İsa aracılığıyla hayatıma müdahale etmiş olması karşısında hala hayrete düşüyorum! 

“Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı.” (2.Korintliler 5:19, İncil)  “…Mesih’te…”

İsa, bağışlanabilmemiz için bizim yerimize öldü ve çarmıhta ki ölümünün, Tanrı’nın zafer kazandığı ilahi bir eylem olduğunu bizlere göstermek için peygamberlikte önceden bildirildiği gibi ölümden dirildi!

Belki de Tanrı’ya doğru ruhsal yolculuğunuzda, İsa’nın uğruna öldüğü günahkarlardan biri olduğunuzu Tanrı huzurunda kabul etme noktasında değilsiniz. Bunun üzerinde düşünmek için bir an durun. Olmadığınızı varsaymayın.


Belki de önce Tanrı’nın var olduğuna inanmanız gerekiyor. Tanrı bizleri var olduğuna inanmaya zorlamıyor. Aksine, O’na karşılık vermemiz için varlığı konusunda yeterli kanıtlar sağlamıştır.

31 image10889 8 number 8 451 –  Dünyanın güneşten mükemmel uzaklığı

2 –  Suyun eşsiz kimyasal nitelikleri

3 –  İnsan beyni

4 –  DNA

5 –  Tanrı’yı tanıdığına tanıklık eden insanların sayısı

6 –  Tanrı’nın var olup olmadığını belirlemek için yürek ve akıllarımızı kemiren arayış

7 –  Kutsal Yazılar

8 –  Tanrı’nın İsa Mesih aracılığıyla tanınmayı istemesi

Liste uzun! Liste yeterlidir! Ama daha önce dediğim gibi bazı okuyucuların Hıristiyan Kutsal Yazıları’na karşı önyargıları olduğunun farkındayım, o kadar ki, ‘Kutsal Kitap konusunda kararım belli, kanıtlarla kafamı karıştırma’ diyorlar aslında. Eğer bu birkaç satıra hemen vereceğiniz tepki olumsuz ise, bilimin ‘bilimsel doğacılar’ olarak bilinen kişiler tarafından rehin alındığının farkında olmayabilirsiniz. Tanrı karşıtı savlarından etkilenmiş olabilirsiniz. Eğer öyleyse, referansların sonunda yer alan dipnotu okumak isteyebilirsiniz.

Tanrı var mı? Tüm bu olgulara baktığımızda seven bir Tanrı’nın olduğu ve yakın ve kişisel bir şekilde tanınabileceği sonucuna güvenle varabiliriz. Tanrı’nın varlığı, İsa’nın ilahi olduğu iddiası veya Tanrı’nın cennette sonsuzluğu birlikte geçirme konusunda size verdiği davet konusunda daha fazla öğrenmek istiyorsanız bu web sitesinin çeşitli yerlerinde sorularınıza tatmin edici cevaplar bulacağınızdan eminim.

Referanslar

(1)  C.S. Lewis, Mere Christianity,  Fonatan/Collins, Londra, 10. Bölüm, ‘Hope’

(2)  Peter Kreeft, Handbook of Christian Apologetics, Intervarsity Press, 1994

(3)  C.S. Lewis, Mere Christianity,  Fonatan/Collins, Londra, 10. Bölüm, ‘Hope’

(4)  Stanley R. Hopper, Lift up Your Eyes: The Religious writings of Leo Tolstoy, The Jullian Press, 1960), s. 54
(5)  Sir Frederick Hoyle, The Intelligent Universe, Michael Joseph Limited, London, 1983, s.19
(6)  M. Behe, Darwin’s Black Box, The Free Press, New York, 1996, s. 252–253
(7)  R. Dawkins, The Blind Watchmaker, W.W. Norton & Co, New York, 1987, s. 139-140,
(8)  Francis S. Collins, The Language of God, Free Press, New York, 2006, p 102
(9)  Ibid, s.10
(10)  Ibid, s.1
(11)  Ibid, p.2
(12)  Ibid s.3
(13)  I.S. Shklovskii and Carl Sagan. Intelligent Life in the Universe. (San Francisco: Holden-Day, 1966), s. 413
(14)  Robert T. Rood and James S. Trefil. Are We Alone? The Possibility of Extraterrestrial Civilizations. (NewYork: Charles Scribner’s Sons, 1983).
(15)  Dr. Werner Gitt,  In the Beginning was Information, CLV, Bielefeld, Germany, s. 64–67.
(16)  Ibid, s.79
(17)  Michael Behe, Darwin’s Black Box, The Free Press, New York, 1996, s. 252–253.
(18)  DİPNOT:

32 image12195 robert boyle science text 45Bilimsel doğacılıktan yanlış bir şekilde mi etkilendiniz? Bugünlerde birçok bilim insanı tarafından kullanılan Tanrı karşıtı savlar dikkate alındığında bu mümkündür. Onların düşünme biçimlerine bakalım biraz; çünkü bugünlerde bilimi çevreleyen felsefi görüler, bir zamanlar olduklarından çok farklıdır. 

Bilimsel doğacılar, gerçekliğin birincil test yöntemi olarak bilimsel yönteme bakıyorlar. Bildiğiniz gibi bilimsel yöntem, belirli akıl yürütme ilkelerine bağlı gözlemlenebilir, amprik ve ölçülebilir kanıtları temel alır. Tanrı’nın var olmadığını ve insanlığın matematiksel şansın bir ürünü olarak ortaya çıktığını savunan herkes bu kategoriye girmektedir. Bu gibi insanlar doğacı ateistler veya bilimsel doğacılar olarak bilinirler.

Bilimsel doğacılığı savunanlar, bir şeyin bilimsel yöntemle açıklanamaz olması durumunda, bunun doğal açıklamasının hala ortaya çıkmakta olduğuna inanırlar. Henüz keşfedilmemiş olan bu durumu test etmek için gereken şey bilimsel yöntemdir, diye düşünülür.

Bunu daha tartışmalı bir şekilde ifade edeyim. Bilimsel doğacı, açıklanamaz olanın doğal bir açıklaması olduğuna ve  bilimsel yöntemin bir gün bu açıklamaları ortaya çıkaracağına ‘inanmalıdır.’ Bilimsel doğacılığa bağlı kişiler doğanın var olan tek şey olduğuna inandıkları için başka alternatifleri yoktur. Onlara göre doğa üstü hiçbir şey (tanrılar, ruhlar, canlar, vs.) yoktur. Bazılar buna, ‘ya da bunların var olma olasılığı çok çok düşük’ diyerek kısıtlama getirebilirler. Ne derlerse desinler bunlar sadece varsayımdır.

Boşlukların Tanrısı Savunması

33 image12197 question mark 45‘Boşlukların Tanrısı savunması’ terimi, genellikle, bilinmeyen bir fenomenin açıklamasının Tanrı olduğunu varsayan savunmayı tarif etmek için kullanılır. Genellikle bu tür bir savunma aşağıdaki biçimlere indirgenebilir: 1) Bilimsel bilgide bir boşluk vardır. 2) Boşluk Tanrı’nın eylemleriyle doldurulur. Bu, aynı zamanda Tanrı’nın varlığını kanıtlar. Bu nedenle Tanrı’nın rolü, doğal olayların bilimsel açıklamasında ki ‘boşluklarla’ sınırlıdır. 

Bilimsel doğacılar teistlerin, bilimsel yöntem tarafından henüz bir açıklama bulunmamış alanlara elverişli bir şekilde Tanrı’yı yerleştirdiklerini savunmaktadır. Teistler, aranan bu açıklamanın Tanrı’nın kendisi olduğunu imanla savunmakla ve bu nedenle savunmalarının geçersiz olduğu savıyla suçlanıyorlar. Bilimsel doğacılar bu iddiayı ortaya koyduklarında, teistleri yapmakla suçladıkları şeyi yapmış oluyorlar! Elverişli bir şekilde bu boşluklara kendi inançlarını yerleştiriyorlar. Bilimsel yönteme inanıyorlar.

Diğer bir deyişle, Tanrı’nın boşuklarda zayıf bir yeri olduğunu savunanlar, kendi inanç biçimlerini bu boşluklara yerleştiriyorlar! Teist olanlar, Tanrı’nın olduğunu varsayar. Ateist bilim insanı Tanrı’nın olmadığını var sayar. Her ikisi de kendi inançlarına göre varsayımlarda bulunurlar.

Bilim ve felsefe arasında ince bir çizgi vardır. Bilimsel doğacılar, bilimsel yöntemi kendi görüşlerini haklı göstermek için rehin aldıklarında bu çizgiyi geçiyorlar. Bu gibi insanları düşündüğümde, sahipleri onları yoğun trafiğin olduğu bir yerde sürmek zorunda kaldığında, görüşlerini kısıtlamak için gözleri kapatılan atları düşünüyorum. Bilimsel doğacılık işte kendisine bunu yapmıştır. 

O halde, birileri Tanrı’nın var olmadığını ve bilimin de bu iddiayı desteklediğini söylediğinde şunu unutmayın: 

1)  Bilim, giderek artan bir şekilde, doğa üstü olanın olasılığını dışlayan bir felsefi bakışla anlaşılmaktadır. Bir zamanlar olduğu gibi sadece kanıtlarla ifade edilen bilgiye dayanmıyor. Artık nesnel değil, özneldir.

2)  Bilim yaratılışı inceleyebilir. Yaratıcı’yı inceleyemez. Bilim, yaratılışla ilgili tamamıyla doğacı bir anlatım vermeye çalıştığında aldanmayın. Bilimsel olgular olarak maskelenmiş varsayımların bilincinde olun.

Leave a Comment