Tanrı Merhametli Olsaydı Benim İçin Ne Yapardı?
Şayet Müslümansanız, merhamet konusuna aşikarsınızdır. Sizin dininizde Allah’ın merhametli olduğu söyleniyor, değil mi? Sevdiğiniz biri ya da arkadaşınız öldüğünde Tanrı’nın merhamet göstermesini istersiniz. Merhametin Tanrı’nın ilahi doğasının bir parçası olduğuna inanıyorsunuz ama Tanrı için merhametli olmanın ne demek olduğu hakkında düşünüp düşünmediğinizi merak ediyorum.
Merhamet hem acımak hem de buna bağlı olarak bir şey yapmak demektir. Tanrı, insanın günahı içinde çaresiz bir şekilde boğulduğunu görüyorsa ve gördüklerinden etkilenerek insanın yardımına koşuyorsa, merhametli olduğunu söyleyebiliriz. İnsanı çaresiz durumundan kurtarmak için bir şey yapıyor demektir.
Soğuk ve rüzgarlı bir günde sokakta yürürken, yırtık pırtık giysiler için kaldırımda bir dilenci gördüğümüzde dilencinin ihtiyacını karşılamak için bir şey yapmazsak ona merhamet göstermiş olmayız. Dilenciye acırız ama içinde bulunduğu zor durumda ona yardım etmiş olmayız.
Katı Bir Müfettiş Değil, Bir Kurtarıcı Vardır
Tanrı’nın merhametli olduğunu okuduğumuzda, içinde bulunduğumuz sefaleti bizim kadar hissettiğinden emin olabiliriz. Merhametinin temelinde bu hisler yatsa da sadece bu hislerle sınırlı kalmaz. Sefalete son vermek için harekete geçer. Birkaç kuruş ya da ekmek vermesini bir an için unutun. Öldüğünüzde cennete gidebileceğinizden emin değilseniz ya da bu konuda kaygılıysanız, merhametli Tanrımız’ın bu ihtiyacınızı çoktan karşılamış olduğunu bilin. Tanrı Yargı Günü’nde iyi işlerinizin kötü işlerinize ağır basıp basmayacağına bakmak için sevaplarınızı tartıp incelemez. Şu anda göklerde katı bir Müfettiş değil, bir Kurtarıcı vardır. Kurtarıcı olan Tanrımız dünyadaki herkesin sonsuz mutluluğa kavuşmasını arzular. İyiliksever bir doğası vardır. Merhametlidir. İncil’de söylediği gibi Tanrı kimsenin mahvolmasını ya da yok olmasını arzulamaz. Ne var ki, aşağıdaki bu ayet, merhametini reddetmiş olarak insanlığın nihai Hakimi’nin karşısına çıktığında, Tanrı’nın yapacaklarını kast etmiyor.
“Size karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor.” (2. Petrus 3:9, İncil)
İsa, İncil’de anlattığı bir hikayede merhametli olmanın ne demek olduğunu açıkladı. O dönemde Yahudiler’le onların kuzeyinde yaşayan Samiriyeliler birbirine düşmandı. Yahudi olan biri Samiriyeli olan birine iyilik yapmazdı, bunun tam tersi de geçerliydi. Hikayenin sonunda İsa’nın sorusuna yanıtta, yasa uzmanının önyargısı ve nefreti nedeniyle ‘Samiriyeli’ sözünü ağzına almasına bile izin vermediklerini göreceksiniz. Bu olay, İsa’nın yasa uzmanının bilgisini kullanarak ona kendi günahkarlığını, yasayı kusursuz bir şekilde yerine getiremediğini ve Kurtarcı’ya duyduğu ihtiyacı göstermesi için iyi bir fırsattı. Yasa uzmanı olan bu kişi hemen gidip Samiriyeliler’e merhamet mi gösterecekti? Zannetmiyorum. İsa, adamın ‘Samiriyeli’ adını bile ağzına alamadığını görmüştü. Bu durumda onlara iyilik yapabilmesi çok daha zordu. Onlar yolun solunda yürüyorlarsa, o sağda yürümeye devam edecekti.
“Bir Kutsal Yasa uzmanı İsa’yı denemek amacıyla gelip şöyle dedi: “Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras almak için ne yapmalıyım?”
İsa ona, “Kutsal Yasa’da ne yazılmıştır?” diye sordu. “Orada ne okuyorsun?”
Adam şöyle karşılık verdi: “Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün gücünle ve bütün aklınla seveceksin. Komşunu da kendin gibi seveceksin.”
İsa ona, “Doğru yanıt verdin” dedi. “Bunu yap ve yaşayacaksın.”
Oysa adam kendini haklı çıkarmak isteyerek İsa’ya, “Peki, komşum kim?”dedi.
İsa şöyle yanıt verdi: “Adamın biri Yeruşalim’den Eriha’ya inerken haydutların eline düştü. Onu soyup dövdüler, yarı ölü bırakıp gittiler. Bir rastlantı olarak o yoldan bir kâhin geçiyordu.
Adamı görünce yolun öbür yanından geçip gitti. Bir Levili de oraya varıp adamı görünce aynı şekilde geçip gitti. O yoldan geçen bir Samiriyeli ise adamın bulunduğu yere gelip onu görünce, yüreği sızladı. Adamın yanına gitti, yaralarının üzerine yağla şarap dökerek sardı. Sonra adamı kendi hayvanına bindirip hana götürdü, onunla ilgilendi.
Ertesi gün iki dinar çıkararak hancıya verdi. ‘Ona iyi bak’ dedi, ‘Bundan fazla ne harcarsan, dönüşümde sana öderim.’
“Sence bu üç kişiden hangisi haydutlar arasına düşen adama komşu gibi davrandı?”
Yasa uzmanı, “Ona acıyıp yardım eden” dedi. Yahudi gururu ‘Samiriyeli’ demesine bile izin vermiyordu,İsa, “Git, sen de öyle yap” dedi.” (Luka 10:25-37, İncil)
Sadece Samiriyeli Merhametliydi
Yaralı olan hemşehrilerinin yanından geçen ilk iki adam, yaralı adama karşı bir nebze olsun acıma hissetmiş olabilirler ama merhametli değillerdi, çünkü adamın acısını ve üzüntüsünü hafifletmek için hiçbir şey yapmadılar. Sadece Samiriyeli merhametliydi. Yüreğinde yaralı adama karşı acıma duymakla kalmadı, bu adam için bir şey yapma isteği de duydu. Peki ne yaptı? Yolun karşısına geçti, adamı yanına alıp ona baktı.
Tanrı’nın bundan daha merhametli olduğunu biliyor muydunuz? İsa dünyaya uymamız gereken yeni bir din kuralları listesiyle gelmedi. Kurtarıcımız olmak için geldi. Boğulmakta olan birinin nasıl yüzüleceğine dair talimatlara ihtiyacı yoktur. Bu insanın Cankurtaran’a ihtiyacı vardır. İçinde bulunduğu durumdan kendisini kurtaracak dışarıdan birine ihtiyaç duyduğunu bilir. Boğulmakta olan bir adam kendisini kurtaramaz.
Tanrı’nın günahlarımız hakkında verdiği karardan kendimizi kurtarabilir miyiz? Tanrı nasıl bir karar aldı? Bu karardan kaç kişi etkileniyor?
1. Karar: “Ölecek olan günah işleyen kişidir.” (Hezekiel 18:20, Eski Antlaşma). “Çünkü günahın ücreti ölüm… ” (Romalılar 6:23, İncil)
2. Karar: “Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.” (Romalılar 3:23, İncil)
Bütün insanlık başarısız oldu ve Tanrı’nın ölçüsünü tutturamadı. Kimse kaybedileni yeniden kazanamaz. Suçlu ve kusurluyken, masumiyeti ve kusursuzluğu nasıl kazanabilirsiniz? Bu olanaksız. Günah işlemenin sonuçları nelerdir? Tevrat, Zebur ve İncil, ölümün günahın bedeli olduğunu söylüyor.
Ölümün İki Yönü Vardır
Ayrıca, Tanrı’nın insan için buyurduğu ölümün iki yönü vardır. Fiziksel yönü: Öldüğümüz zaman canın bedeniminizden ayrılması. İkincisi, ruhsal yönüdür: Canımızın Tanrı’dan ayrılması. Bu ikisi arasında ikincisinin en kötü olduğuna inanıyorum. Tanrı’nın neden uzak ve bilinemez olduğunu merak ediyorsunuz; büyük olasılıkla bunun din adamlarının size öğrettikleriyle ilgisi yoktur. İnsan ne zaman günah işlese bunun karşılığında ödenmesi gereken bir bedel vardır. Günahkar insanın fiziksel ölümü ertelenebilir ama ruhsal olarak insan günah işlediği an Tanrı’yla yakın ve kişisel ilişkisi kopmuş olur. Neden mi? Tanrı huzurunda günaha izin vermez. Günahkar olan biriyle paydaşlık edemez. Karanlık ve ışığın nasıl bir ortak yanı olabilir?
“Bakın, RAB’bin eli kurtaramayacak kadar kısa, kulağı duyamayacak kadar sağır değildir. Ama suçlarınız sizi Tanrınız’dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesinizi işittiremez oldunuz.” (Yeşaya 59:1-2, Eski Antlaşma)
Günahın fiziksel sonuçlarından önce ruhsal sonuçları yaşanır. Ama eninde sonunda fiziksel olarak ölürüz, öyle değil mi? Her yaştan insan neden ölür? Çünkü bu Tanrı’nın günahla ilgili buyruğudur. Ceza, ölümdür.
Neredeyse Boğuldum
Hayatta insanın sınırlarını bilmesi önemlidir değil mi? Kendimizi olduğumuzdan daha iyi bir durumda görmemeliyiz. Bunu, on yaşındayken neredeyse boğulduğum için çok iyi biliyorum. Haftasonunu en sevdiğim teyzemle eniştemin evinde geçiriyordum. Cumartesi sabahı benim yaşımda bir komşu çocuk evin etrafında oynadığımı gördü ve onunla yüzmeye gitmeyi isteyip istemediğimi sordu. Burası zengin insanların oturduğu ve burada oturanların gidebileceği kocaman bir yüzme havuzunun olduğu bir yerdi.
Yeni arkadaşım peşimde eve koştum. Tahmin edebileceğiniz gibi yüzmeye gitmek için izin istediğimde teyzemin ilk sorusu, ‘Yüzebiliyor musun?’ oldu. ‘Evet, tabii yüzebiliyorum’ dedim.
Fazla uzatmayayım. Fazlasıyla modern, yuvarlak bu havuzun ortasındaki derin ve çevresi çitle çevrelenmiş alana gelelim. Ortada atlama tahtası ve dinlenip güneşlenebileceğimiz bir platform vardı. Komşumla birlikte kenara kadar yüzdüm. Bu kısım kolaydı. Su omuzumdan daha yukarı gelmiyordu. Ama arkadaşım platformun olduğu kısma yüzmek üzere harekete geçti. En azından ben öyle gördüm. Batmaya başlamadan önce sadece birkaç metre ilerleyebildim. Batıp çıkıyordum. Her seferinde yüzeye çıkıp nefes alma uğraşım daha uzun sürüyordu. Sonunda dibe battım ve orada sırtüstü yattım. Yattığım yerden yüzeyi görüyordum ama oraya çıkabilecek durumda değildim. Anneme, babama ve köpeğim dahil, diğerlerine veda etmeye başladım. Orada sırtüstü yatmış şekilde yukarı ne kadar baktığımı hatırlamıyorum ama sonunda birinin beni kolumdan tuttuğunu hissettim. Sonra hatırladığım ilk şey platform üzerinde uzandığım ve çevremde başka yüzücülerin bana baktıklarıydı.
Yardımcı Olur Muydu?
O sırada birinin bana nasıl yüzebileceğini anlatan bir talimat göndermesi yardımcı olur muydu? Kesinlikle bir faydası olmazdı. Kendi deneyimime dayanarak, havuzun dibinde yatan, neredeyse ölmüş birine böyle bir talimatlar listesinin hiçbir yararı olmayacağını söyleyebilirim. Talimatlar resimli bile olsa bir faydası olmazdı. Benim ihtiyacım olan yaşamımı kurtaracak biriydi. Dışarıdan birinin gelip beni kurtarmasına ihtiyaç duyuyordum.
Ruhsal ihtiyaçlarımız için de aynı şey söz konusudur. Hiçbir günahkar dinlerinin gerekli gördüğü dinsel kurallardan oluşan bir listeye itaat etme girişiminde bulunmamalıdır. Bu baştan kaybedilmiş bir çaba olacaktır. Tanrı’dan sonsuzluktaki kaderlerini bu listedekilere ne kadar sadık bir şekilde uyduklarına göre belirlemesini de istememeliler. Bu da baştan kaybedilmiş bir çaba olurdu. Beni yanlış anlamayın. Dini küçümsemiyorum. Sorun, yapılacak iyi işler listesi değildir. İnsanlara karşı iyilik yapmak iyi bir şeydir. Sorun, insanın en iyi yapabildiği şeyin günah olmasıdır. Hepimiz günahkarız. Yapmaya çalıştığımız her şeyde kusurluyuz. Bu nedenle, önümüzdeki dinsel görevler listesi sadece bizi yargılamaya yarar. Tıpkı benim orada havuzun dibinde yatarken yüzmeyi öğrenemeyeceğim gibi bizler de dinimizin öngördüğü zorunlulukları yerine getiremeyiz. Yerine getirilecek dinsel şeyler bizi içinde bulunduğumuz ruhsal çıkmazdan kurtaramaz.
“Boğulmuyorum! Beni cankurtaran olarak kurtaracak birine ihtiyacım yok!” diyebilirsiniz. Yok mu? Bir zamanlar Hayrettin de böyle düşünüyordu.
Hayrettin’in Gördüğü Rüya
Bir gün bir arkadaşımla birlikte Hayrettin’in Trabzon’daki köyünü ziyarete gittik. Bize gördüğü bir rüyayı anlattı. Rüyadan önce Hıristiyanlık hakkında kitapçık istemek için birine yazmıştı. Bize yazmamıştı ama bu kişi sonra bize Hayrettin’in Hıristiyanlık’a duyduğu ilgiden söz etmişti. Köye vardığımız sırada bu ilgi, ilgiden daha fazlasına dönüşmüştü. İman etmiş ve İsa Mesih’in uğruna öldüğü günahkarlardan biri olduğunu ikrar etmişti. Hayrettin’in gördüğü rüya Hıristiyan inancıyla ilgili olarak okuduklarını doğrulamıştı. Rüyası yaşamının yönünü değiştirmişti. Şöyleydi:
Hayrettin köyündeki diğer herkesle birlikte çok derin ve büyük bir çukurun içindeydi. Duvarlar o kadar düz ve sertti ki kimse çukurdan dışarı çıkmak için tırmanamazdı. Herkes acınacak bir durumdaydı. Kadınlar koşuşturup bağırıp çağırıyorlardı. İnsanlar bayılıyor ve ağlıyordu. Köydeki en hikmetli kişiler bile bu karmaşadan etkilenmişti ve yüzlerinde karmaşa ve panik okunuyordu. Herkes kimsenin kurtulamayacağını biliyordu. Altı yüz kırk sekizi de mahvolacaktı.
Uzun Ve İpek Bir İp
Sonra Hayrettin kafasını kaldırdı ve çukurun tepesinde parlak beyaz birini gördü.
Bu kişi adının İsa olduğunu ve aşağı uzun ve ipek bir ip sarkıtacağını ve herkesin buna tutunabileceğini söyledi. Tuttukları zaman onları tehlikeden kurtaracaktı. Herkes bir an durdu ve gülmeye başladı. Sonra çukurun çevresinde bir kez daha koştu ama insanlar onu azarlayıp, kızdılar. Çukurun çevresinde iki kez dolaşmak saatlerini aldı çünkü büyük bir kalabalıktı ve herkesin kendisini doğru bir şekilde duyduğundan emin olmak istiyordu.
Sadece Hayrettin İsa’nın kendisinden istediğini yaptı. İnce, ipek ipi tuttu ve yukarı çekildi. Uyandığında İsa’nın kim olduğu konusunda sonunda ikna olduğunu söyledi. Hayrettin, İsa’nın peygamberden daha fazlası olduğunu anladığını söyledi. Kurtarıcı’ydı.
Tanrı dindarlık çabalarımızla kendisini hoşnut edemeyeceğimizi biliyor. Leopar beneklerini değiştirebilir mi? Leoparların beneklerini değiştiremeyecekleri gibi biz de günah işlemekten vazgeçemeyiz. Tanrı da, leoparın kendi dış görünümünü değiştiremeyeceği gibi bizim de yüreğimiz ve aklımızdaki içsel kiri atamayacağımızı söylüyor. Dindarlıkla yaptığımız bazı şeylerle, sıkışıp kaldığımız çukurda pürüzsüz sert yüzeyden yukarı tırmanmaya çalışıyoruz. Ama boşuna. İçimizde devamlı olarak günahkar düşünce ve eylemler pompalayan bu mekanizmayı kapatma şansımız yok.
Günahkar olduğunuzun size hatırlatılmasına gerek olduğunu sanmıyorum. Fakat Tanrı’nın sizin için bir Kurtarıcı sağladığını bilmeniz gerektiğine inanıyorum. Daha önce İncil’den bir ayet okumuştunuz:
“Çünkü günahın ücreti ölüm… ” (Romalılar 6:23, İncil)
Bu ayetin sadece yarısına yer verdim. İkinci kısmı daha iyi bir haber veriyor. Ayetin ikinci kısmında Kurtarıcı’yı tanıyoruz. Günahlarımız için ölmek, bedelini ödemek için geldi. Bu sayede bizlere cennette sonsuz yaşam armağanı sunuldu.
“Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6:23, İncil)
Tanrı Sizin İçin Ne Yapmaz?
Tanrı sizin için ne yapmaz? Size karşı ne kadar merhametli olmayı istiyor? Sonsuzluğu kendisiyle birlikte cennette geçirmeye davet etmesine ne demeli? Merhameti sayesinde. Benim havuzda yaşadıklarım söz konusu yapabileceklerimize dayanarak cennete gitmek olduğunda ne kadar çaresiz olduğumuzu göstermek için iyi bir örnek. İyi işler yaparak ve din kurallarına uyarak bunu yapamayız. Cennete doğru kaydettiğimiz ilerleme benim havuzun dibinden yukarı çıkmak için kaydedebileceğim ilerlemeyle aynıdır. İşte bu kötü haber, değil mi? İyi haber ise, beni havuzun dibindeki durumdan kurtaran kişi gibi, cennette bizi kurtaracak olan bir Kurtarıcı olduğudur. Sevinin sevgili dostum! İzin verdiğiniz takdirde göklerdeki Kurtarıcı sizi oraya götürecektir. “Nitekim Mesih de bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü.” (1.Petrus 3:18, İncil)
Tanrı’nın Kendisini Sırtında Taşıması İçin Yalvaran Sakat Cüzamlı İçindir!
Bugün Tanrı’nın merhametini düşündüğümüze göre, bugün sizi Tanrı’yı ne kadar iyi olduğunuz veya iyi olma çabanızla etkilemeye çalışmamaya davet etmek istiyorum. Tanrı’nın ne kadar iyi ve merhametli olduğunu ikrar etmeniz çok daha doğrudur. Tanrı’nın onayı, tırmanışı tek başına tamamlamasıyla övünen sağlıklı tırmanışçı için değildir. Tanrı’nın kendisini sırtında taşıması için yalvaran sakat cüzamlı içindir. Bu kişi merhamet görecektir. Tanrı’dan isteyeceğiniz tek bir şey varsa bu merhamet olmalıdır. İşte, yaşama derin bir havuzun dibinden bakmış olan birinin öğüdü budur.
Kurtarıcı Tanrımız Bizi Nasıl Kurtarır?
“Çünkü bir zamanlar biz de anlayışsız, söz dinlemez, kolay aldanan, türlü arzulara ve zevklere köle olan, kötülük ve kıskançlık içinde yaşayan, nefret edilen ve birbirimizden nefret eden kişilerdik. Ama Kurtarıcımız Tanrı iyiliğini ve insana olan sevgisini açıkça göstererek bizi kurtardı. Bunu doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, kendi merhametiyle…yaptı. Öyle ki, O’nun lütfuyla aklanmış olarak umut içinde sonsuz yaşamın mirasçıları olalım.” (Titus 3:3-5,7, İncil)
Bakalım, Hayrettin’in Kutsal Yazılar’dan bu aşağıdaki ayetleri okuduğunda düşündüğü gibi ayeti bulabilecek misiniz?
“RAB’be övgüler sun, ey canım! İyiliklerinin hiçbirini unutma!
Bütün suçlarını bağışlayan, bütün hastalıklarını iyileştiren,
canını ölüm çukurundan kurtaran, sana sevgi ve sevecenlik tacı giydiren, Yaşam boyu seni iyiliklerle doyuran O’dur.” (Mezmurlar 103:2-5, Eski Antlaşma)
Yanıtımda sizi en fazla şaşırtan şey ne oldu? Umarım Tanrı’nın size karşı ne kadar merhametli olduğunu duymak sizi şaşırtmıştır. Tanrı iyiliğini çay kaşığı kadar küçük parçalar halinde dağıtmaz. Yarım ölçüyle iş yapmaz. Tanrı sizi kendi açtığınız çukurdan çıkarmakla kalmaz, cennete götürür. Tabii eğer izin verirseniz. “RAB’be övgüler sun, ey canım! Canımı ölüm çukurundan kurtaran, bana sevgi ve sevecenlik tacı giydiren, Sen’sin.”
Beklenmedik Bağışlama
Bu sizi şaşırtıyor mu? Umarım şaşırtıyordur çünkü merhametin şaşırtma unsuru vardır. Merhameti betimlemenin bir başka yolu da, ‘beklenmedik bağışlama’ demektir. Tanrı’dan beklediğimiz adalettir. Kesinlikle bize karşı adaletli olmasını istemeyiz. Adalet, yanlış yaptığımız şeyler için hak ettiklerimizdir. Kendisine karşı dürüst olan kimse Tanrı’nın kendisine karşı günahlarının hak ettirdiği şekilde davranmasını istemez.
Peki ya merhamet? En iyi insanların bile Tanrı’nın merhametine ihtiyacı vardır. Söylediğim gibi merhamet hak edilmez. Bunun için belli bir ölçüye uymamız gerekmez. Sürprizdir. Çok büyük bir sürprizdir! Sonsuzluk boyunca Tanrı’yla birlikte olmaya davet edilme sürprizi gibidir. Hak etmediğimiz bağışlamadır. Bunu haklı çıkaracak hiçbir şey yapmadık. Tanrı özür dilediğimiz için günahlarımızı bağışlamıyor. Bunları iyi işlerle dengelemeye çalıştığımız için bağışlamıyor. Belli bir süre içinde belli sayıda sevap işlediğimiz için de bağışlamıyor. Tanrı merhametli olduğu için günahlarımızı bağışlıyor.
“Ama merhameti bol olan Tanrı bizi çok sevdiği için, suçlarımızdan ötürü ölü olduğumuz halde, bizi Mesih’le birlikte yaşama kavuşturdu. O’nun lütfuyla kurtuldunuz.” (Efesliler 2:4-5, İncil)
Biraz önce günahımız nedeniyle ortaya çıkan ruhsal ölüm hakkında okudunuz. O gerçek bu ayette de var. İnsan ruhsal olarak ölüdür. İnsanı bir zamanlar Tanrı’ya bağlayan yaşam damarı, Tanrı’yla yaşayan, dinamik ilişkiyi mümkün kılan bu bağ koptu. İnsan Hayrettin’in köyündeki 648 kişiyle birlikte çukurda dindar uygulamalarına devam edebilir ama gerçek şu ki insan ruhsal olarak ölüdür.
Bakın Tanrı kendisini bu bölümde nasıl betimliyor. Merhametini azar azar mı dağıtıyor yoksa bol bol mu? İsa’nın uğruna öldüğü günahkarlardan biri olduğunuzu Tanrı önünde ikrar edip etmemeyi düşünürken Tanrı’nın ne tür insanlara gülümsediğini unutmayın. Tanrı’nın merhametli gülüşü, Tanrı’nın kendisini sırtına alıp cennete götürmesini isteyen sakat cüzamlı içindir.