Kutsal Kitap Dedikodu Hakkında Ne Söylüyor?

 

01 image10434 gossip 45Nereye gitseniz yanınızda ölümcül bir silah taşıdığınızı biliyor musunuz? Alışveriş merkezinde ya da belediye binasının girişindeki güvenliğin bu silahi bulmasının olanaksız olduğunu biliyor musunuz? Çünkü bu silah bedeninizin bir parçasıdır. Bu silah ne mi? Diliniz! Kutsal Kitap’ta şöyle diyor: “Dil ölüme de götürebilir, yaşama da.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 18: 21, Eski Antlaşma)

“Dil de bir ateş, bedenimizin üyeleri arasında bir kötülük dünyasıdır. Bütün varlığımızı kirletir. Cehennemden alevlenmiş olarak yaşamımızın gidişini alevlendirir. İnsan soyu, her tür yabanıl hayvanı, kuşu, sürüngeni ve deniz yaratığını evcilleştirmiş ve evcilleştirmektedir. Ama dili hiçbir insan evcilleştiremez. Dil öldürücü zehirle dolu, dinmeyen bir kötülüktür.” (Yakup 3: 6-8, İncil)

Ne olağanüstü ifadeler ve aynı zamanda ne kadar korkutucu düşünceler!

Çoğumuz başkalarının hakkımızda iyi şeyler düşünmesini isteriz. Dürüst olmamız gerekirse, düşünce yaşamımızın önemli bir kısmının kabullenilme düzeyimizle ilgili olduğunu kabul etmemiz gerekir: “Benim kim olduğumu biliyorlar mı?” “Benden hoşlanıyorlar mı?” “Bana saygı duyuyorlar mı?” “Çekici olduğumu düşünüyorlar mı?” “Giysilerimi beğeniyorlar mı?” “Benimle birlikte olmaktan hoşlanıyorlar mı?” Kendinize güveniniz ne kadar azsa bu gibi şeyler konusunda o kadar çok kaygılanırsınız. Bununla birlikte, ne kadar zengin ya da yoksul, beğenilmiş ya da beğenilmemiş olalım hepimiz bu soruları düşünürüz. 

Dedikodu yapmamızın temel nedeni de budur. Daha iyi görünmek ve daha fazla kabul edilmek istiyoruz. Başkalarında olmayan, gizli bilgilere sahip olduğumuzda daha önemli, bilgili ve üstünmüşüz gibi göründüğümüzü düşünüyoruz. İnsanlar bizi dinliyor. İnsanların yükseldiğini gördüğümüzde onları alaşağı etmek bizim onların başardığını başaramamızın mazereti olacaktır. Onların takdir ve dikkat toplaması yüzünden kıskançlık duyuyorsak, hatalarını göstermemiz, onların yanında daha iyi görünmemizi sağlar. 

02 image10804 gossip 45Biri bizi yaraladıysa onları kötü göstermek intikam almanın iyi bir yolu olarak görülüyor. Dengeleri değiştiriyor, kendimize güvenimizi artırıyor. O kişiyle yaşadığımız çatışma içinde konuştuğumuz kişiyi kendi yanımıza çekmenin de iyi bir yolu olacaktır. Bizim tarafımızda ne kadar çok insan olursa o kadar değerli olacağımızı düşünürüz.

Fakat Tanrı’nın bizi olduğumuz gibi sevdiğini fark etsek bunun bize çok daha fazla yararı dokunacaktır. Bunu biliyor muydunuz? İncil’i okuduğunuzda bunun Tanrı’nın sevgi mektubu olduğunu göreceksiniz. Ne kadar çok okursanız insanları daha az kötü göstermeye çalıştığınızı göreceksiniz.

Dedikodu yapmamızın başka nedenleri de vardır. Örneğin, büyürken örnek alabileceğimiz iyi örnekler olmamış olabilir. Anne babamızın dedikodu yaptıklarını görerek büyüdüysek dedikodu yaşantımızın kabul edilebilir bir yanı olacaktır. Diğer bir olasılık başkaları hakkında konuşmak yerine üzerinde konuşacak başka bir şey olacak kadar kendimizi geliştirmemiş olmamızdır. Biri akıllı insanların fikirler, ortalama zekaya sahip insanların olaylar, kıt zekaya sahip insanlarınsa başka insanlar hakkında konuştuklarını söylemiştir. Bu açıdan bakmak düşüncemizin gelişmesine yardımcı olacaktır. 

Süleyman’ın Özdeyişleri kitabı dil konusunda bir ders kitabı gibidir. Dedikodunun birkaç zararlı etkisinden söz eder.  

“Dedikoducu can dostları ayırır.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 16: 28, Eski Antlaşma)

“Sevgi isteyen kişi suçları bağışlar, olayı diline dolayansa can dostları ayırır.”  (Süleyman’ın Özdeyişleri 17:9, Eski Antlaşma)

03 image10796 gossip knife 45Bazen dedikodu, başka birinin sahip olduğu arkadaşları kıskanan biri tarafından bilerek yapılır. İnsan resmin içine girebilmek için arkadaşların arasını açmak amacıyla eskiye ait kötü bir takım bilgileri ortaya çıkarmak için çalışır. İnsanlara içten, bencil olmayan iyilik göstererek arkadaş kazanmak yerine bunun daha kolay olduğunu düşünür. “Onun hakkında konuşmak istemiyorum ama…” Böyle işte, bıçağı saplar!

Diğer taraftan kötü bir niyet olmayabilir. Boş konuşmalar ya da olan bitenden haberi varmış gibi davranma isteği olabilir. Ne var ki, sonuç aynıdır. Şu konuşmaya kulak verin:

Selma: Yasemin bana ona söylememeni rica ettiğim sırrı söylediğini anlattı.

Aygül: Ne boşboğaz bir kız! Söylediğimi anlatmamasını söylemiştim.

Selma: Bana söylediğini sana söylemeyeceğime söz verdim o yüzden söylediğimi sakın söyleme.

Sizce bu arkadaşlığın sonu nereye varır? Sonu kötü değil mi? Arkadaşların birbirine güvenebilmesi gerekir. “Dedikoducu sır saklayamaz. Oysa güvenilir insan sırdaş olur.”  (Süleyman’ın Özdeyişleri 11:13, Eski Antlaşma)


 

04 heart understanding ours as god sees it long framed 45Dedikodu sadece yatay ilişkileri bozmakla kalmaz. Bu ve işlediğiniz diğer günahlar, bu hayatta sahip olabileceğiniz en önemli ilişkiyi- Tanrı’yla olan ilişkinizi- zaten mahvetti. “Tanrı hakkında dedikodu yaptım mı?” diye sorabilirsiniz şaşırarak. Bunu söylemedim ama bu değerli ilişkinin nasıl bozulduğunu anlamak için diğer insanlara söylenen şeylerin ötesine geçmeliyiz. O’nun gözünde bizleri kirleten şeyin ne olduğunu görebilmeliyiz. Bu dille değil, yürekle ilgili bir konudur.

“İsa, halkı yine yanına çağırıp onlara, ‘Hepiniz beni dinleyin ve şunu belleyin’ dedi. ‘İnsanın dışında olup içine giren hiçbir şey onu kirletemez. İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır.’ 
İsa kalabalığı bırakıp eve girince, öğrencileri O’na bu benzetmenin anlamını sordular. O da onlara, ‘Demek siz de anlamıyorsunuz, öyle mi?’ dedi. ‘Dışarıdan insanın içine giren hiçbir şeyin onu kirletemeyeceğini bilmiyor musunuz? Dıştan giren, insanın yüreğine değil, midesine gider, oradan da helaya atılır.’ İsa bu sözlerle, bütün yiyeceklerin temiz olduğunu bildirmiş oluyordu.
İsa şöyle devam etti: ‘İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır. Çünkü kötü düşünceler, fuhuş, hırsızlık, cinayet, zina, açgözlülük, kötülük, hile, sefahat, kıskançlık, iftira, kibir ve akılsızlık içten, insanın yüreğinden kaynaklanır. Bu kötülüklerin hepsi içten kaynaklanır ve insanı kirletir.” (Markos 7:14-23, İncil)

Bu ayetler bilmeniz gereken önemli bir gerçeği vurguluyor. Yürek ruhsal yaşamın merkezidir. Ağacın meyvesi hastalıklıysa o meyveyi iyileştirmeye çalışmazsınız, değil mi? Meyveyi veren ağacı iyileştirmeye çalışırsınız. Aynı şekilde, insanın davranışları kötüyse alışkanlıklarını değiştirmek ya da yeni ilişkiler kurmak yeterli değildir. Daha derine inmeniz gerekir. Sorunun kökenine inmelisiniz, bu da, insanın yüreğiyle ilgili bir sorundur. İşte bu yüzden yüreklerimizin durumu çok önemlidir.

Yüreğinizin durumu nedir?

05 image8461 heart sinful sin long sharper 45Aşağıda bu web sitesinde keşfedebileceğiniz en önemli gerçeklerden biri yer alır. Yaşantınızda radikal bir ruhsal değişime hazır mısınız? Açık fikirli bir insansanız lütfen bu iki gerçek üzerinde düşünün.

1)  İnsanın yüreğinde büyük bir sorun vardır.

2)  İnsanın yüreği cennete gitmesine izin verilecek kadar temiz olmadığı halde insan, Tanrı tarafından kabul edilebilmesi için gereken değişikliği yapma gücüne sahip değildir.

İnsanlar kendilerini ahlaksal açıdan iyileştirmeye çalışırken sürekli yaptıkları hata, dışsal davranışlarını değiştirerek içlerini değiştirmeye çalışmalarıdır. Meyveyi değiştirmeye çalışıyoruz fakat meyvede görülen hastalığın nedeninin bu meyveyi veren ağaç ya da bitki olduğunu fark etmiyoruz. Size bir örnek vereyim. 

Ailem Meksika’da yaşadığı zaman büyük ve pahalı bir kısadalga radyom vardı. Mutfağımızın yanındaki odada dondurucunun üzerine koyardım. Seyahat ettiğim zaman radyonun kablosunu fişini çekip alıcıyı güçlendirmesi için taktığım güçlendirici anteni çıkarırdım.  

Kankun’a tatile gittiğimiz bir zaman radyonun fişini çekmediğimi fark ettim. Eve geri döndüm ve fark etmeden yanlış kabloyu çıkardım ve çabucak dışarı çıktım. Farkında olmadan yanlış fişi çekmiştim! Dondurucunun fişini çekmiştim. Yazdı ve yaşadığımız yerde yazları sıcak sözcüğünün tanımı bambaşkaydı. On dört gün boyunca sıcaktan kavrulan bir dairede içi yiyecek dolu dondurucu öylece fişi çekik olarak kalmıştı.

Eve geldiğimizde eşim dondurucudan et çıkarmaya karar verdi. Dondurucunun kapağını açtığında, gördüklerinin ayrıntılarını anlatmayacağım ama etkileyici bir deneyim olduğunu söylemeliyim! Bilin bakalım temizleme sorumluluğu kime verildi. Bildiniz!

Dondurucunun pis olan içini temizlemenin en iyi yolu nedir? Ne yapmam gerektiğini çok iyi biliyordum. Bir bez ve sabunlu su aldım ve dondurucunun dışını silmeye başladım. İyice parlatırsam kokunun ortadan kalkacağına inanıyordum. Öylece beyaz yüzeyi silmeye başladım. İşimi bitirdiğimde dondurucu askeri bir teftişi bile geçebilirdi. Pırıl pırıl olmuştu. Ancak kapısını açtığımda dondurucudan gelen koku korkunçtu.

06 image10799 fridge freezer mexico party 45Sorun değil, diye düşündüm. Ne yapacağımı biliyordum. Dondurucunun bazı arkadaşlara ihtiyacı var. Ben de başka aletlerin olmadığı bir odada zamanını geçirmek zorunda olan bir alet olsam kesinliklekokardım. O yüzden bir parti düzenledim. Çevredeki mutfaklardan başka aletler davet ettim. Zor oldu ama dairemizi buzdolapları, ocaklar, mikrodalga fırınlar ve birkaç bulaşık makinası ile doldurduk. Çok güzel bir parti oldu. Birkaç ekmek kızartıcısı birbirlerini dükkandan tanıdılar. Herkes birbirinin nasıl göründüğünden, garantilerinin ne kadar uzun olduğundan, aralarında hangisinin en uzun elektrik kablosuna sahip olduğundan ve son zamanlarda gerçekleşen elektirik kesintilerinin sağlıklarını nasıl etkilediğinden söz ediyordu. Konuşmalarını dinlerken bu sosyal etkileşimin dondurucumun içindeki durumu çözeceğinden emindim. Ama yanılmıştım. Partiden sonra açtım ama koku daha da korkunç bir hal almıştı! Şimdi ne olacaktı?


 

08 image10800 fridge mexico whale sharper 45Bir fikrim vardı. Dıştan parlatma işe yaramıyorsa ve sosyal yaşamın da bir yardımı dokunmuyorsa dondurucuya yeni bir konum vermeliydim! Mercedes araba etiketi alıp dondurucunun kapısına yapıştırdım. Bizim dondurucunun aldığımız yıl sınıfının en iyi dondurucusu olduğuna ilişkin bir tüketici raporu alıp çerçevelettim ve onu da kapıya astım. Sonra iki yuvarlak etiket ekledim, ikisi de yemek tabağı kadar büyüktü. Birinde ‘Balinaları Kurtarın’ diğerinde ‘Endişeyi bırak, mutlu ol!’ yazıyordu. Dondurucu hiç bu kadar şık görünmemişti. Tarzı çok iyiydi. Modaya uymuştu. Dışına bolca limon kolonyası sürdüm ve uzaklaşıp sanat eserime hayranlıkla baktım. Sonra kapıyı açtım, içinin de dışı kadar iyi görüneceğini umut ediyordum ama gördüğüm tek şey iğrenç bir görüntüydü.

Ne düşündüğünüzü biliyorum. Mantıklı değil, değil mi? Asıl sorun içteyken kim dışıyla uğraşır ki? Kim böyle bir şey yapar? Gerçekten bilmek istiyor musunuz? Bence zaten biliyorsunuz ama size üç örnek daha vermek istiyorum.

a)  Bir ev kadını depresyonla boğuşuyor. İyi niyetli bir arkadaşının önerisi ne olabilir? Yeni bir elbise al.

b)  Koca, kendisine macera olduğu kadar suçluluk hissine de neden olan bir ilişkiye giriyor. Çözüm? Arkadaş çevreni değiştir. Suçlu hissetmene neden olmayacak kişilerle bir arada ol.

c)  Ofis çalışanlarından biri yalnızlıktan yakınıyor. Başarı saplantısı arkadaşsız kalmasına neden olmuş. Patronu kendisine bir fikir veriyor: Tarzını değiştir, saçlarına yeni bir şekil ver. Biraz para harcamaya başla ve daha fazla gülümse.

08 image10801 new clothing mexico long 45Bu web sitesini bunlara benzer, insanların içlerini gözardı edip dışlarına bakmalarıyla ilgili örneklerle doldurabilirdim. Bu örnekleri her gün çevremde görüyorum, insanların bu sorunlarla boğuştuğunu görmek beni üzüyor. Bu sorunları yanlış şekillerde çözmeye çalışmaları ise daha da üzücü. İçeriyi gözardı edip kapıyı parlatıyorlar. Sonuç ne oluyor? Bu üç örneğe verebileceğim kısa yanıt şu:

a)  Ev kadını yeni elbise aldığında depresyon ortadan kalkıyor…birkaç gün için belki. Sonra karanlık günler yaşamını doldurmaya devam ediyor.

b)  Koca zinasına ses çıkarmayan üç yeni arkadaş ediniyor. Sonuç? Huzur…ta ki ikisi başka bir ofise gidene ve üçüncüsü ailelerine ait arabada başka bir kadınla karısı tarafından yakalanana kadar. Sonra suçluluk hissi tüm gücüyle geri geliyor.  

c)  Ofis çalışanı görünüşünü değiştiriyor ve insanlar fark ediyorlar…ta ki tarzlar yeniden değişene kadar. Sonra yeniden yeni pamuklu, yün ve ipekliler alıp bunları giymesi gerekiyor öyle ki modası geçmiş bir görüntüsü olmasın. Ama bütün bu süre boyunca insanların görüntüsünü beğenip beğenmediğini merak ediyor. İçini yiyip bitiren bu düşünce daha fazla yalnızlık hissetmesine yol açıyor.

Kozmetik değişimler, sadece ciltle ilgili olduğu için yaşamlarımızda gerçekleşmesi gereken gerçek değişimler hakkında neyi bilmeliyiz? Gerçek değişim ancak yüreklerimiz değiştiğinde gerçekleşir. Bunu söylemesi kolay olsa da yapması kolay mı? Görevi kime vereceğinize bağlıdır. Siz mi yoksa Tanrı mı yapacak?

Bizim iki sorunumuz var. Birincisi, yüreklerimiz kötüye eğilimlidir. Bu nedenle, kolayca şehvet, kıskançlık, nefret, öfke, açgözlülük ve başka pek çok kötü şey hissedebiliyoruz. İyi olmaya çalıştığımız zaman bile, kendi yüreklemiz bizi aldatıyor.

SORU: İnsanın kötülüğünün kaynağının içinde olduğunu ve insanın yüreğinin kötülüğe eğilimli olduğunu kabul ediyor musunuz? Evet____ Hayır ____

09 image5399 heart love 45Bundan emin değilseniz, Tanrımız’ın yürekle ilgili şu değerlendirmesini dinleyin:

“Yürek her şeyden daha aldatıcıdır, iyileşmez, Onu kim anlayabilir?” (Yeremya 17: 9, Eski Antlaşma).

Yüreklerimizde bizim farkında bile olmadığımız bir kötülük var. İnsanlar olarak her zaman olduğumuzdan çok daha iyi olduğumuzu düşünme hatasına düşüyoruz. İnsanın yozlaşmış haliyle yüreği her şeyden çok daha aldatıcıdır. Yüreği sinsi, tuzaklarla dolu ve yanıltıcıdır. Bunu biliyorsunuz. Çevrenizdeki

insanlara ne kadar az güvenebileceğinizi biliyorsunuz.  

Tanrı bütün kötü düşüncelerinizin, sözlerinizin ve davranışlarınızın bir kaydını tutuyor. Yargı Günü’nde bizi bunlar için sorumlu tutacak. O gün hatalarımızın ve günahlarımızın gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalacağız.

SORU:  Yargı Günü’nde bütün günahlarınız konusunda hesap sorulacağını biliyor musunuz? Evet____ Hayır ____
        
Peki o zaman (a) nasıl yüreğinizi değiştirebilirsiniz, (b) cennetteki kaydınızı temizleyebilirsiniz? Kutsal Tanrı’nın huzuruna gelebilmek için bu iki şeyi yapmanız gerekiyor. Bunları nasıl yapacaksınız? İyi işleriniz bunları yapabilecek mi?

SORU:  İyi işlerinizin yüreğinizi değiştireceğine ve cennetteki kaydınızı temizleyeceğine inanıyor musunuz? Evet  ____ Hayır  ____


 

10 image10802 button off switch sin stop white x 45Bazı insanlar yeterince iyi iş yaptıkları takdirde yüreklerinin değişeceğine ve kayıtlarının düzeleceğine inanırlar. Fakat, iyi işler gerçekten de insanın yüreğini değiştirebilir mi? Bizler bunu denedik ve ne kadar iyi ya da kötü iş yaparsak yapalım kötülüğün içimizdeki varlığını sürdürmeye devam ettiğini gördük. Başkaları bunun farkında olmayabilir ama siz farkındasınız. Tanrı için de aynı şey söz konusu.

Ne kadar iyi şeyler yaparsak yapalım yüreğimiz hala kötü düşünceler ve kötü niyetle dolup taşar. İçimizi değiştirmenin bir yolu yoksa iyi işler yapmak yüreğimizin ya da aklımızın kötü düşünceler düşünmesine engel olamaz. Yaşamlarımıza iman vermekle bunu yapabileceğimizi düşünüyoruz ama bu mümkün değildir.

Kendinize, içinizden düşünürken düşüncelerinizin ne olduğunu çevrenizdekilere gösteren elektronik bir aletin, üzerinize takılmasına izin verip vermeyeceğinizi sorun. Bu şekilde toplum içinde olup insanların aklınızdan geçenleri görmesine izin verir misiniz? Hayır, yaşamınızı yozlaştıran ve sizi kirleten bu hiç bitmeyen akıntıdan utanırdınız. 

SORU: Yeni bir yaşantı, yeni bir doğa ve yeni bir yüreğiniz olabilecek olsa bunu Tanrı’dan kabul etmeyi ister miydiniz? Evet ____ Hayır  ____

SORU: Tanrı’nın bunu yaşantınıza İsa Mesih aracılığıyla getirmesi söz konusu olsa bunun için Tanrı’ya güvenebilir miydiniz? Evet ____ Hayır ____

Son iki soruya ‘evet’ yanıtı verdiyseniz lütfen Tanrı’yla Esenlik Dolu Bir İlişki Mümkün Mü? adlı yazıyı da okuyun. Bu yazıyı, Yazılardaki Diğer Yazılar bölümünde bulabilirsiniz.

Tanrı’nın size yeni bir yürek vermesine ihtiyaç duymuyorsanız ruhsal durumunuza yeniden bakalım.

1)  İnsanın yaşamını yozlaştıran kötü ve bencil düşünceleri durduramadığını öğrendik. Bu sizin için önemli mi?

11 image10803 fridge freezer clean out mexico 452)  Dıştan değişiklikler yaparak sorunumuzun kökenine inemeyeceğimizi öğrendik. Yüreklerimiz bizim eski dondurucumuz gibiyse, burnumuza bir mandal takıp kapısını açıp bozulmuş etleri ve diğer kokan şeyleri çıkartıp içini temizleyebiliriz. Ne var ki, bu şekilde yüreklerimize ulaşamayız, değil mi? Elli adet dondurucu torbası içindeki şehvet, nefret, yalan ve aldatmacayı temizlemeye çalışırken raflarda elli tane daha çeşitli kötülük belirmeye başlar.

3)  Dedikodunun ilişkileri yatay olarak mahvetmekle kalmadığını, hayatta sahip olabileceğiniz en önemli ilişkiyi -Tanrı’yla sahip olduğunuz dikey ilişkiyi de- mahvettiğini öğrendik.  

Gerçek şu ki, günah dokunduğu her ilişkiyi mahvediyor, hem yatay hem de dikey olarak. Söz konusu Tanrı’yla ilişkimiz olduğunda Tanrı huzurunda günaha izin vermeyecektir. Günahsız Tanrı günahlı birini dinlemez, dualarına yanıt vermez. Huzuruna da girmesine izin vermez. Bu, cenneti de kapsıyor. Doğruluğun ve kötülüğün ortak yanı nedir? Işığın karanlıkla nasıl bir paydaşlığı olabilir. Böyle bir durumda bizimle Tanrı arasında nasıl bir uyum olabilir? Keşke Tanrı’yla ilişkinizi onarmanızın mümkün olduğunu söyleyebilseydim ama söyleyemem. Neden mi? Tanrı bunun mümkün olmadığını söyledi. Tanrı için ilişkiyi onarmak mümkündür. Ama sizin için mümkün değildir. İyi haber şudur; Tanrı bunu sizin, benim ve tüm insanlık için gerçekleştirmek üzere adım attı. “Şöyle ki Tanrı, dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı.”  (2. Korintliler 5:19, İncil)

Bu web sitesindeki makaleleri keşfederken, insanların öldükleri iki çeşit ölümü öğrendiniz mi? Tanrı Kutsal Kitap boyunca günahın ücretinin ölüm olduğunu söylemiştir. Ölüm ayrılık demektir ve bunun iki yönü vardır. İnsanın canı bedeninden ayrıldığında yaşadığı fiziksel ölüm vardır. İkincisi ölümün fiziksel yanıdır ve bence ikisi arasında daha korkunç olanıdır. Adem ve Havva günah işlediklerinde canları o anda Tanrı’dan ayrılmıştı. Ruhsal ölüm gerçekleşmişti. Tanrı huzurunda günaha izin vermez. Asla.Tanrı buna istisna yapmaz, bu, ister benim ister sizin yaşamınızda olsun, hiç fark etmez.  

“Bakın, RAB’bin eli kurtaramayacak kadar kısa, kulağı duyamayacak kadar sağır değildir. Ama suçlarınız sizi Tanrınız’dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesinizi işittiremez oldunuz.” (Yeşaya 59:1-2, Eski Antlaşma)

12 image4103 connection broken fellowship cut sin 45Eğer Tanrı uzak ya da anlaşılamaz görünüyorsa bunun nedeni günahınız nedeniyle paydaşlığınızın bozulmuş olmasıdır. Fiziksel olarak ölmediniz ama ruhsal olarak öldünüz. İmanınızın talep ettiği zorunlulukları ne kadar dindar bir şekilde yerine getirdiğiniz önemli değildir. Bunların hiçbiri sizinle Tanrı arasında bozulmuş olan ruhsal bağı onaramaz. Günah işlemenin fiziksel yönünün bedelini henüz ödemediniz ama ruhsal bedelini yaşıyorsunuz.

Tanrı bizim yerimize müdahale etmediği sürece sonsuzluğu Tanrı’dan ayrı bir şekilde ve acı çekerek geçireceğiz. Çünkü cennet söz konusu bile olamayacaktır, dediğim gibi, Tanrı huzurunda ya da sonsuz evi olan cennette günaha izin veremez. Yaşamlarımızda Tanrı’yla barışa sahip olmanın tek yolu O’na günahlarımızın cezası ödenmiş olarak gelmemizdir. Yani, bizim yerimize başka biri ölmüştür. Bu kişi kendi günahları için hesap vermek zorunda olmayan, günahsız biri olmalıdır. İsa Mesih olmalıdır.

“Bir kimse Mesih’teyse, yeni yaratıktır. Eski şeyler geçmiş, her şey yeni olmuştur.” (2. Korintliler 5:17, İncil)

İçten dışa değişen yeni bir yaratık olmaya ne dersiniz?

Leave a Comment