İncil’i Okumaya Yeni Başladım ve İsa’nın Ünvanlarından Biri Kafamı Karıştırdı. ‘İnsanoğlu’ Diyor. Bu, Ne Demek?

Hayatınızda ilk defa İncil’i okumaya başladığınızı söylüyorsunuz. Benim gibiyseniz, önce Matta İncili ile başlamışsınızdır. O zaman bu kafa karıştırıcı bu unvanla tabii ki hemen karşılaşmışsınızdır. Matta’da 8. bölümde şöyle diyor,
“O sırada din bilginlerinden biri O’na yaklaşıp, “Öğretmenim” dedi, “Nereye gidersen, senin ardından geleceğim.” İsa ona, “Tilkilerin ini, kuşların yuvası var, ama İnsanoğlu‘nun başını yaslayacak bir yeri yok” dedi.” (Matta 8:19-20, İncil)
İlk olarak, İsa’nın kendisini bütün yüreğiyle izleme isteğiyle gelen bu din bilginine neden böyle bir şey söylediğini merak ediyor olabilirsiniz. İsa’nın yanıtından, bu kişi hakkında farklı bir bilgiye sahip olduğunu anlıyoruz. Aşağıdaki ayetlerden İsa hakkında ne öğreniyoruz?
“Akıllarından geçenleri bilen İsa onlara şöyle seslendi: “Aklınızdan neden böyle şeyler geçiriyorsunuz?” (Luka 5: 22, İncil)
“Akıllarından geçeni hemen ruhunda sezen İsa onlara, “Aklınızdan neden böyle şeyler geçiriyorsunuz?” dedi.” (Markos 2: 8, İncil)
“Onların ne düşündüğünü bilen İsa şöyle dedi…” (Matta 12: 25, İncil)
Tam Olarak Gerçeği Söylemedi
İsa din bilgininin aklında olanları çok iyi bildiği için adamın tam olarak gerçeği söylemediğini biliyordu. İsa, adamın kararının alelacele verilmiş bir karar olduğunu ve niyetinin sorgulanabilir olduğunu biliyor gibi görünüyor. Din bilgini İsa’nın gerçekleştirdiği mucizelerden birkaçını görmüştü. İsa nihai olarak egemenliğini dünyada kuracak olsa, bunun içinde kendine bir pay mı istiyordu? Adam kalabalıkların izlediği Kişi’nin ününü görüyordu ve İsa’ya katılmakla yaşam boyu rahatlık, onur ve zenginlik kazanabileceğini düşünmüş olabilirdi. İsa ne adamın teklifini reddetti ne de adamın kendisini izleme özgürlüğüne karşı çıktı, sadece kendisini izleyecek olan kişiyi önündeki zorluklar konusunda uyardı.
Peki ya bu unvan, ‘İnsanoğlu’? Bu ne demek? Önce, ne anlama gelmediğini anlatayım. İsa’nın Tanrı’nın Oğlu olmadığı anlamına gelmiyor.
İsa, Kutsal Yazılar’da hem Tanrı’nın Oğlu, hem de İnsanoğlu olarak biliniyor. Bu unvanlar birbiriyle çelişiyor gibi görünüyor ama aslında burada bir çelişki yok. Kutsal Yazılar’ı incelediğinizde ‘İnsanoğlu’ unvanının büyük önemi olduğu ortaya çıkıyor.
“İnsanoğlu” unvanı İsa’nın insanlığına gönderme yapıyor, öte yandan tanrılığının inkârı anlamını taşımıyor. İsa insan olarak Tanrılığını kaybetmedi. Mesih’in beden alması tanrılığının çıkarılmasını değil, insanlığın eklenmesini içeriyordu. İsa, pek çok kere Tanrı olduğunu iddia etti, ama ilahi olmanın yanısıra, aynı zamanda insandı. İki doğa bir kişide bir araya gelmişti. Tanrı büyük mü? Tanrı istediğini yapabilir mi? Tanrı için mümkün olmayan bir şey var mı? Hayır, yok ve burada Tanrı’nın yapabileceği ve bizim yapamayacağımız bir şeye iyi bir örnek var.
Tanrı’dan Başka Kim Günahları Bağışlayabilir?
Ayrıca, Kutsal Yazılar İsa’nın, kendisinden İnsanoğlu diye bahsederek tanrılığını inkâr etmediğine işaret ediyor. Nitekim ‘İnsanoğlu’ teriminin, Kutsal Yazılar’da İsa’nın tanrılığını açıkladığı yerlerde kullanılması oldukça açıklayıcıdır. Örneğin, Kutsal Kitap sadece Tanrı’nın günahları bağışlayabildiğini söyler. Fakat “İnsanoğlu” İsa günahları bağışlama yetkisine sahipti.
“Bu arada O’na dört kişinin taşıdığı felçli bir adamı getirdiler. Kalabalıktan O’na yaklaşamadıkları için, bulunduğu yerin üzerindeki damı delip açarak felçliyi üstünde yattığı şilteyle birlikte aşağı indirdiler. İsa onların imanını görünce felçliye, “Oğlum, günahların bağışlandı” dedi.
Orada oturan bazı din bilginleri ise içlerinden şöyle düşündüler: “Bu adam neden böyle konuşuyor? Tanrı’ya küfrediyor! Tanrı’dan başka kim günahları bağışlayabilir?”
Akıllarından geçeni hemen ruhunda sezen İsa onlara, “Aklınızdan neden böyle şeyler geçiriyorsunuz?” dedi. “Hangisi daha kolay, felçliye, `Günahların bağışlandı’ demek mi, yoksa ‘Kalk, şilteni topla, yürü’ demek mi? Ne var ki, İnsanoğlu’nun yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye…” Sonra felçliye, “Sana söylüyorum, kalk, şilteni topla, evine git!” dedi.” (Markos 2: 3-11, İncil)
Görebileceğiniz gibi, unvan İsa’nın sadece insan olduğunu ima etmiyor. Nitekim İsa, ne zaman kendisi için ‘İnsanoğlu’ unvanını kullansa insanların aklına Eski Antlaşma’daki iki ayet gelir:
“Gece görümlerimde insanoğluna benzer birinin göğün bulutlarıyla geldiğini gördüm. Eskiden beri var Olan’ın yanına doğru ilerledi, O’nun önüne getirildi. Ona egemenlik, yücelik ve krallık verildi. Bütün halklar, uluslar ve her dilden insan ona tapındı. Egemenliği hiç bitmeyecek sonsuz bir egemenlik, krallığı hiç yıkılmayacak bir krallıktır.” (Daniel 7:13,14, Eski Antlaşma)
Denenmelerden Biri
Matta İncil’inin sonuna gelirken İsa’nın çarmıha katlanmadan önce katlandığı denenmelerden birini okursunuz. Başkanlık yapan din bilgininin meydan okumasına karşılık İsa’nın yanıtına kulak verin:
“Başkâhinlerle Yüksek Kurul’un öteki üyeleri, İsa’yı ölüm cezasına çarptırmak için kendisine karşı yalancı tanıklar arıyorlardı. Ortaya birçok yalancı tanık çıktığı halde, aradıklarını bulamadılar. Sonunda ortaya çıkan iki kişi şöyle dedi: “Bu adam, ‘Ben Tanrı’nın Tapınağı’nı yıkıp üç günde yeniden kurabilirim’ dedi.”
Başkâhin ayağa kalkıp İsa’ya, “Hiç yanıt vermeyecek misin?” dedi. “Nedir bunların sana karşı ettiği bu tanıklıklar?”
İsa susmaya devam etti. Başkâhin ise O’na, “Yaşayan Tanrı adına ant içmeni buyuruyorum, söyle bize, Tanrı’nın Oğlu Mesih sen misin?” dedi.
İsa, “Söylediğin gibidir” karşılığını verdi. “Üstelik size şunu söyleyeyim, bundan sonra İnsanoğlu‘nun, Kudretli Olan’ın sağında oturduğunu ve göğün bulutları üzerinde geldiğini göreceksiniz.”” (Matta 26: 59-64, İncil)
İsa, yargılanmasının en dramatik noktasında kendini kiminle özdeşleştirdi? İnsanoğlu olduğunu söyledi. Bunu ilan ederek İsa gelecekte bir gün Kayafa’nın ve yanındakilerin ilahi ve sonsuz adalet önünde yargılanacaklarını söyledi. Sonra da cezaya çarptırılacaklar ve sonsuza dek sürecek olan felaketi yaşayacaklar.
‘İnsanoğlu’ unvanının Eski Antlaşma’da ilk kez ne zaman geçtiğini gördük. İsa’nın bu ‘İnsanoğlu’ olma iddiasını gördük ama yine de bu unvanın önemini anlamamız gerekiyor, öyle değil mi?
Kutsal Kitap ve tarih konularını çalışmış biri olarak şöyle yanıtlamak istiyorum. Benim yolumu izlersek Matta Müjdesi’nde ‘İnsanoğlu’nun geçtiği başka bir ayete rastlarız.
General Dwight D. Eisenhower
Karar verilmişti. Birlikler yola çıkmış savaş gemileri yoldaydı. Neredeyse üç milyon asker Hitler’in Fransa’daki Atlantik duvarına saldırıya hazırlanıyorlardı. II. Dünya Savaşı sırasında Müttefiklerin Fransa’ya saldırma zamanı gelmişti. İşgal sorumluluğu, omuzlarında pek çok yıldız taşıyan General Dwight D. Eisenhower’a verilmişti.
General saldırıdan önceki geceyi 101. Hava Bölüğüyle geçirdi. Adamlarını uçakları hazırlayıp donanımlarını kontrol ederken General Eisenhower askerlerle tek tek konuşup onları teşvik etmeye çalışıyordu. Pilotların çoğu oğlu olacak yaştaydılar. O da onlara oğulları gibi yaklaşıyordu. Bir muhabir, Eisenhower’ın C-47’ler havalanıp karanlıkta kaybolurken ellerini ceplerine sokmuş gözlerinde yaşlarla onları izlediğini anlattı.
Daha sonra general kendi odasına gidip masasının başında oturdu. Sonra bir kalem ve kâğıt aldı ve bir mesaj yazdı- yenilgi durumunda Beyaz Saray’a gönderilecek mesajdı bu. Kısa olduğu kadar cesur bir mesajdı. Şöyle diyordu:
“Çıkarmamız… başarısız oldu… birlikler, Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri görevin gerektirdiği cesareti ve adanmışlığı yerine getirdiler. Bu girişimde bir hata ya da suç varsa bu tamamıyla bana aittir.”
O gün gösterilen en büyük cesareti, kokpitte değil, en üst düzeydeki bir askerin aşağıdakilerin sorumluluğunu alarak gösterildiği söylenebilir. Sorumlu olan kişi, suçun henüz üstlenilmesi gerekmediği halde, suçu üstlendiği sırada büyük bir cesaret göstermişti.
Bu general ender rastlanan bir liderdi. Görülmedik bir cesaret gösteriyordu. Günümüzde mahkeme salonlarında, boşanmalarda ve başkalarının suçlanması alışkanlığında pek görmediğimiz türde bir niteliği gösteriyordu. Çoğumuz yaptığımız iyi şeyler için övgüyü almak isteriz. Bazıları bizim yaptığımız kötülüğün cezasını üstlenmeye razı olurlar. Ne var ki, pek az kişi başkalarının hatalarının sorumluluğunu alır. Daha da az kişi henüz yapılmamış hataların suçlarını üstlenirler.
Eisenhower bunu yaptı. Bunun sonucunda da kahraman oldu.
İsa yaptı ve bunun sonucunda Kurtarıcımız oldu.
İsa, henüz savaş başlamadan önce bağışladı. Hata henüz işlenmeden önce bağışlama sunuldu. Suçlama olmadan önce lütuf verildi. İnanılmaz değil mi? Şimdi, ta ezele gidelim. İlk melek yaratılmadan önce, insan henüz topraktan yapılmadan önce, İsa’nın günahı bağışlatan Kurban olacağı belirlenmişti. Yeryüzüne ne zaman geleceği de belirlenmişti. Tam olarak nereye gideceği de belliydi. Lütfen aşağıdaki iki sözcüğü dikkatinizi en fazla çekecek olan renge boyayın. Dünyada henüz hiç günah işlenmeden önce Kurtarıcı sağlanmıştı. İnsanın mahvı gerçekleşmeden önce kurtuluş yolu belirlenmişti. İnsanın yaptığı hiçbir şey Tanrı’yı şaşırtmaz. Her zaman bizden bir adım öndedir. Sonsuzluk kadar öndedir! Bu nedenle, Tanrı İnsanoğlu, İsa Mesih’in çarmıhta kazayla ölmesine engel olmak için O’nun yerine birini koymak zorunda değildir.
En yukarıdaki kişi aşağıdakilerin sorumluluğunu aldı. Bu sadece Fransa kıyılarındaki ünlü askeri çatışma için geçerli değildi. Bizleri Yaratan- En Yukarıdaki Kişi- aşağıda olan bizlerin sorumluluğunu aldı! Bakın İsa ne yapmaya geldiğini nasıl anlatıyor.
“Nitekim İnsanoğlu, hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.” (Matta 20: 28, İncil)
‘İnsanoğlu’ Unvanı Yetki Ve Güç İfadesiydi
İsa’nın döneminde ‘İnsanoğlu’ unvanı bizim yaşadığımız çağda ‘general’ ya da ‘komutan’ unvanının çağrıştırdığı imgeleri çağrıştırıyordu. ‘İnsanoğlu’ unvanı yetki ve güç ifadesiydi. İsa’nın yeryüzünde kendisini tanımlamak için kullanabileceği pek çok unvan vardı. Bunların hepsi O’nun için uygun olurdu ama İsa bunların hiçbirini kullanmadı. Bu unvan Yeni Antlaşma’da seksen iki kez geçiyor. Seksen bir tanesi Müjdeler’de kullanılıyor. Bunların sekseni ise doğrudan İsa’nın ağzından çıkıyor.
İsa’yı anlamak için bu unvanın ne anlama geldiğini çok iyi anlamalıyız. İsa bunu seksen kez kullanacak kadar önemli olduğunu düşündüyse bizim de bunu anlamaya çalışmamız gerekir, öyle değil mi?
Eşi Olmayan Güç
Kısaca bu unvanın nereden geldiğine bakmıştık. Eski Antlaşma’nın Daniel kitabının 7. bölümünü okuduğunuz zaman çeşitli canavarlar şeklinde tanıtılan imparatorluklar hakkında yazıldığını görürsünüz. Bir canavar başka bir canavarı yeniyor, o diğerini yeniyor vs. Fakat olay devam ettiğinde imparatorlukların hepsinin sonunun geldiğini görüyorsunuz. Dünya güçleri birer birer yok oluyor. Bu her zaman böyledir. Sonunda Fatih Olan Tanrı, Eskiden Beri Var Olan, İnsanoğlu’nu huzuruna kabul eder. Yetki, görkem ve egemen güç O’na verilir. İsa’nın döneminde yaşamış bir Yahudi olsaydınız ya da İ.Ö. 550 yıllarında, Daniel kitabı yazıldığında yaşamış bir Yahudi olsaydınız, İnsanoğlu’nun bembeyaz parladığını ve elinde bir kılıçla gösterişli bir küheylan üzerinde oturmuş bir şekilde hayal edebilirdiniz. Gizli Bombacı, uzun menzilli füzeler ya da kimyasal savaş terimlerini duymuş olabilirsiniz. Ama eşi olmayan gücü tanımıyorsunuz.
Yahudiler için İnsanoğlu bir zafer simgesiydi. İşte Mesihleri bu olacaktı. Fatih, Eşitleyici, Sonucu Belirleyen, Korkutan, Kurtarıcı, İnsanoğlu ordusunu işgale çağıran ve birliklerini zafere götüren omzunda çok sayıda yıldız taşıyan generaldi. İsa, ne zaman kendisinden İnsanoğlu diye söz etse, kendisini dinleyen kalabalıkların aklına güç ve kudret geliyordu.
Söz Ettiğinde…
İnsanoğlu’nun görkemli tahtında oturacağı yeni bir dünyadan söz ettiğinde insanlar neden bahsettiğini anlıyorlardı. Bunu gözlerinde canlandırabiliyorlardı. “İsa onlara, “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi, “Her şey yenilendiğinde, İnsanoğlu görkemli tahtına oturduğunda, siz, evet ardımdan gelen sizler, on iki tahta oturup İsrail’in on iki oymağını yargılayacaksınız.” (Matta 19: 28, İncil)
İnsanoğlu’nun bulutlar üzerinde büyük güç ve yetkiyle göklerden geleceğinden söz ettiğinde insanlar bu sahneyi gözlerinde canlandırabiliyorlardı. “Şimşek çakıp göğü bir ucundan öbür ucuna dek nasıl aydınlatırsa, İnsanoğlu kendi gününde öyle olacaktır. Ama önce O’nun çok acı çekmesi ve bu kuşak tarafından reddedilmesi gerekir. Nuh’un günlerinde nasıl olduysa, İnsanoğlu’nun günlerinde de öyle olacak. Nuh’un gemiye bindiği güne dek insanlar yiyip içiyor, evlenip evlendiriliyorlardı. Sonra tufan gelip hepsini yok etti. Lut’un günlerinde de durum aynıydı. İnsanlar yiyip içiyor, alıp satıyor, tohum ekiyor, ev yapıyorlardı. Ama Lut’un Sodom’dan ayrıldığı gün gökten ateşle kükürt yağdı ve hepsini yok etti. “İnsanoğlu‘nun ortaya çıkacağı gün durum aynı olacaktır.” (Luka 17: 24-30, İncil)
İsa, ‘Ben İnsanoğluyum!’ Dedi
Fakat İnsanoğlu’nun acı çekeceğini söylediğinde insanlar sessiz kaldılar. Bu, resme uymuyordu. Bunu beklemiyorlardı. Yıllarca Roma yönetiminin baskısında yaşadınız. Küçüklüğünüzden beri İnsanoğlu’nun sizi kurtaracağı öğretildi. İşte artık karşınızda duruyor. İnsanoğlu olduğunu kanıtlıyor. Sözüyle ölüyü diriltip fırtınayı dindirebiliyor. O’nu izleyenlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Heyecan duyuyorsunuz. Sonunda İbrahim’in çocukları özgür olacaklar.
Peki, şimdi neden söz ediyor?
“Nitekim İnsanoğlu, hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.” (Matta 20: 28, İncil)
İsa daha önce bu fidyenin nasıl ödeneceğiyle ilgili bir şeyler söylemişti: “Öğrencilerine öğretirken şöyle diyordu: “İnsanoğlu, insanların eline teslim edilecek ve öldürülecek, ama öldürüldükten üç gün sonra dirilecek.” (Markos 9:31, İncil)
Olanaksız, İnanılmaz Ve Çelişkili!
Bir dakika! Bu olanaksız, inanılmaz ve çelişkili. O zaman O’nu izleyenlerin neden soru sormaktan korktuklarını anlamak mümkün: “Öğrencilerine öğretirken şöyle diyordu: ‘İnsanoğlu, insanların eline teslim edilecek ve öldürülecek, ama öldürüldükten üç gün sonra dirilecek.’ Onlar bu sözleri anlamıyor, İsa’ya soru sormaktan da korkuyorlardı.” (Markos 9: 31-32, İncil)
Bu ayetleri düşündüğünüz zaman kendi kendinize yine şu soruyu soruyorsunuz, ‘Ne diyor şimdi?’ Hizmet etmeye gelen kral? İnsanoğlu’nun ele verilmesi? Fatih’in öldürülmesi? Eskiden Beri Var Olan’ın Elçisi’yle alay edilmesi? Üzerine tükürülmesi? İsa bunları mı söylüyor?
“Yola çıkmış Yeruşalim’e gidiyorlardı. İsa önlerinde yürüyordu. Öğrencileri şaşkınlık içindeydi, ardından gelenler ise korkuyorlardı. İsa Onikiler’i yine bir yana çekip kendi başına gelecekleri anlatmaya başladı: ‘Şimdi Yeruşalim’e gidiyoruz’ dedi. ‘İnsanoğlu, başkâhinlerin ve din bilginlerinin eline teslim edilecek. Onlar da O’nu ölüm cezasına çarptıracak ve öteki uluslara teslim edecekler. O’nunla alay edecek, üzerine tükürecek ve O’nu kamçılayıp öldürecekler. Ne var ki O, üç gün sonra dirilecek.’” (Markos 10: 32-34, İncil)
Ama İsa’nın ‘İnsanoğlu’ unvanını taşıması işte kendi içinde böyle, insana alay gibi gelen bir olaydı. İsa’nın kendisini çarmıha asmalarına izin verdiği ölüm tepesi Tanrı’nın yüce konumuyla derin adanmışlığının karışımıydı. Tanrı’nın egemenliği sevgisiyle bir araya geldiğinde yankılanan gök gürlemesiydi. Göklerin krallığının ve merhametinin birlikteliydi.
İşte Tanrı’nın Çaresi
İsa askerlerinin hatalarının sorumluluğunu alan General’dir. Ödemeyi yapmak için bir çek yapmakla kalmadı. Tanrı’nın buyruğu bu değildi çünkü insanın ihtiyacı bu değildi. Tanrı’nın söylediği gibi fidye ödenecekti. İnsanın ihtiyacı budur. İşte Tanrı’nın çaresi:
1) Bütün askerler başarısız olmuş, bütün insanlık başarısız olmuş ve gerekli olan doğruluğu sağlayamamıştı. Artık kimse kayıp olanı yerine koyamazdı. Suçlu ve kusurlu hale geldikten sonra masumiyetinizi nasıl kazanabilirsiniz? “Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.” (Romalılar 3: 23, İncil)
2) Günahlarımızı tazmin etmenin yolu yoktur çünkü günah işlemekten vazgeçemeyiz. Tanrı’nın günahlarımızın bedeli olduğuna ilişkin kararını da yok sayamayız. Tanrı’nın bu buyruğu çok açık değil mi? “Çünkü günahın ücreti ölüm…” (Romalılar 6: 23, İncil)
3) Kimse sadece Tanrı’dan bağışlama isteyerek bağışlanamaz. Her türlü günah Tanrı’yı gücendirir. Tanrı, huzurunda buna izin veremez. Tevrat, Zebur ve İncil’de Tanrı’nın sağladığı çarenin kan dökmek olduğunu görüyoruz. Bu sadece Hıristiyanlığın öğretişi değildir. Günahkâr insanın Tanrı’ya yaklaşmasının tek bir yolu vardır, “…kan dökülmeden bağışlama olmaz.” (İbraniler 9: 22, İncil)
4) General kendini fidye olarak vermek üzere geldi. General sadece bir mektup yazarak suçu üstlenmekle kalmadı. Günahı aldı ve bedelini kendisi ödeyerek bedeli ortadan kaldırdı. O, erin yerine ölen General’dir. Köylü için acı çeken Kral’dır. Kölesi için kendini feda eden Efendi’dir. “Oysa Mesih, kendisini bir kez kurban ederek günahı ortadan kaldırmak için çağların sonunda ortaya çıkmıştır.” (İbraniler 9: 26, İncil)
Arı Kovanları
Küçük bir çocukken büyükannemin bahçesindeki arı kovanları beni büyülerdi. Onlarda kaldığım bir gün, tek başıma arı kovanlarını araştırmaya karar verdim. O zaman o kadar çok yoktu o yüzden birinin kapağını açtım. Sonra, sallamaya karar verdim…
Çığlıklarımı ilk duyan kişi büyükannem oldu. Mutfakta çalışıyordu ve lavabonun üstünde bahçeyi gören büyük bir pencere olduğu için ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu. Büyükannem doğrudan arka kapıya arı kovanlarının yanına geldi.
Arıları kızdırmıştım ve saldırıya geçmişlerdi. İğnelerini batırdıkları takdirde hayatımın tehlikeye gireceğini biliyordu bu nedenle beni önlüğünün altına aldı ve mutfağa doğru koştuk. Arka kapıya doğru giderken arıların soktukları kişi büyükannem oldu. Kulaklarında, burnunda, yüzünde, kollarında ve saçlarında – hemen hemen her yerinde- iğneler vardı. Sevgisi sayesinde, arılar beni değil, onu soktu.
Ne zaman Kutsal Kitap’ta İsa ve benim günahlarımı yüklenmesini okusam büyükannemi düşünmeden edemem. Örneğin, Eski Antlaşma’da İsa’nın acı çekmesi ve ölümü hakkında Mesih’le ilgili bu peygamberlik sözü:
“Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık. Her birimiz kendi yoluna döndü. Yine de RAB hepimizin cezasını ona [İsa’ya] yükledi.” (Yeşaya 53: 4-6)
Bu gibi ayetleri okuduğunuz zaman benim sevgili akrabalarımı düşünmenizi beklemiyorum. Kendi isteğiyle günahınızı taşıyan Kurban’ı düşünmeniz daha iyidir. Kendisini savunmadı. Hiç itiraz etmeden ya da çekinmeden borcu ödedi ve cezayı çekti. Görevi buydu. Yaptığını isteyerek ve belli bir amaçla yaptı. Dikenleri sevgiyle, sizin için, taşıdı. O, Ölüm Fatihi’dir. Bu ayetleri ya da İncil’deki başka ayetleri okuduğunuz zaman kendinize İsa’nın kalabalıklar tarafından yenilgiye uğratılacak çaresiz bir kurban olup olmadığını sorun. İsa’nın gerçekten de Allah tarafından gönderilmiş, kendisinin yerine geçecek birine ihtiyacı var mıydı? İsa dedi ki,
“Ben iyi çobanım… Ben koyunlarımın uğruna canımı veririm… Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.” (Yuhanna 10:14-15, 18, İncil)
Rus Masal
Gençliğimin son dönemlerinde kitap okumaktan ve okuduğum kitaplardaki yeni dünyalardaki maceralardan hoşlanmaya başladım. Bir efendi ve kölesinin kente yaptıkları yolculukla ilgili bir Rus masal okuduğumu hatırlıyorum. Kitaptaki pek çok ayrıntıyı unuttum ama sonunu hala hatırlıyorum. İki adam varacakları yere ulaşmadan önce gözün gözü görmediği bir fırtınaya yakalanırlar. Yönlerini kaybedip gece olmadan kente varmayı başaramazlar.
Ertesi sabah, merak eden arkadaşları iki adamı aramaya çıkar. Sonunda efendiyi yüzüstü karda donmuş halde yatarken bulurlar. Onu kaldırdıkları zaman köleyi bulurlar, üşümüştür ama adam hala yaşamaktadır. Hayatta kalmayı başarmıştı! Kendilerini arayan bu adamlara ve daha sonra dinleyen herkese köle kendisinin yaşaması için efendisinin nasıl isteyerek üstüne uzandığını anlatmıştı.
Biraz önce okuduklarınız hakkında düşünüyorsanız ve kafanızı en çok karıştıran konu İsa’nın kişiliği ise lütfen kendinizi kötü hissetmeyin. İsa’nın kim olduğu ve gerçek kimliğini anlamaya çalışan diğer insanların sorunlarına kulak verin:
“İsa, Filipus Sezariyesi bölgesine geldiğinde öğrencilerine şunu sordu: “Halk, İnsanoğlu‘nun kim olduğunu söylüyor?”
Öğrencileri şu karşılığı verdiler: “Kimi Vaftizci Yahya, kimi İlyas, kimi de Yeremya ya da peygamberlerden biridir diyor.”
İsa onlara, “Siz ne dersiniz” dedi, “Sizce ben kimim?”
Simun Petrus, “Sen, yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’sin” yanıtını verdi.
İsa ona, “Ne mutlu sana, Yunus oğlu Simun!” dedi. “Bu sırrı sana açan insan değil, göklerdeki Babam’dır.” (Matta 16:13-17, İncil)
İsa’nın Gerçek Kimliği
İnsanlar İsa’nın gerçek kimliğini anlamakta büyük zorluk çektiler. Sokaktaki sıradan insanlar İsa’nın üç kişiden biri olabileceğini düşünüyordu. Vaftizci Yahya’nın daha yeni başı kesilmişti. Belki de İsa’nın
yaşamında görülen bu doğaüstü kudreti göstermek için yaşama geri dönmüştü. Belki de İsa, Vaftizci Yahya’ydı. Yahudiler, İlyas ya da Yeremya gibi peygamberlerin Mesih’in gelişini hazırlamak için önden gönderileceğine inanıyorlardı. İsa bunlardan biri değilse, belki de diğer peygamberlerden biriydi.
Peki ya Elçi Petrus? İnsanların İsa’nın kim olduğu hakkında düşündüklerine katılıyor muydu? Buna inansaydı hiçbir sorun çıkmazdı, değil mi? Kalabalığın bir parçası olmak kalabalıktan ayrılmaktan çok daha kolaydır. İsa kendisini izleyenlere, kim olduğunu düşündüklerini sordu. Petrus onların adına yanıtladı ve şöyle dedi, “Sen, yaşayan Tanrı’nın Oğlu Mesih’sin.”
Fiziksel Bir Şekilde Mi? Asla!
Öncelikle, Petrus’un ne söylemediğini açıkça ortaya koyalım. Çoğu Müslüman’ın Hıristiyanların İsa hakkında inandığını düşündüğü şeyler söylemedi. Çoğu Müslüman, yanlış bir şekilde, İsa’nın unvanının fiziksel bir şekilde anlaşıldığına inanıyorlar. Hıristiyanların Tanrı’nın Bakiye Meryem’le fiziksel bir şekilde cinsel bir karşılaşma yaşadığına ve bu birleşmenin sonunda fiziksel bir oğlun doğduğuna inandıklarını düşünüyorlar. Bu oğul İsa’ydı. Bu nedenle, İsa’ya Tanrı’nın Oğlu denir. Ama bu böyle değildir. Mustafa Kemal sizin fiziksel babanız mıydı? Adına Mustafa Kemal Atatürk dendiği halde öyle değildi. Onu onurlandırmak için verilmiş olan bu unvanın fiziksel bir anlamı yoktur. Tanrı’nın Oğlu unvanının da fiziksel dünyayla ilgisi yoktur. İsa, doğuştan değil, doğası gereği Tanrı’nın Oğlu’dur. Yani, İsa, yeryüzünde fiziksel bedeninin örtüsü altında olsa da Tanrı’yla aynı doğaya sahipti.
İncil’i okuduğunuz zaman İsa’nın hiçbir zaman kendisine Tanrı Oğlu denmesine karşı çıkmadığını görürsünüz. Tanrı’nın Oğlu ise bunu herkesten daha iyi bilirdi, öyle değil mi? Bu ayette Elçi Petrus’un kendisine bu unvanla seslenmesine karşı çıkmadı. İsa’nın Petrus’un yanıtına verdiği karşılığı okuduysanız, Petrus’un İsa’nın kimliği konusunda bu inanca, insanların öğretişi ya da muhakemesi ya da kendi düşüncesi sayesinde varmadığını görürsünüz. İsa, Tanrı’dan doğrudan ve kişisel bir vahiy almış olan bu insanı nasıl azarlayabilirdi?
Peki, cinler İsa hakkında ne dediler? Görünmez, ruh dünyası İsa Mesih’in gerçek kimliği hakkında ne biliyor? Bildiklerini sandığınızdan çok daha fazlasını biliyorlar. Cinleri kurbanlarından kovduğunda kendisine bu unvanla, Tanrı’nın Oğlu diye seslendikleri zaman İsa bunu reddetti mi?
“Güneş batarken herkes çeşitli hastalıklara yakalanmış akrabalarını İsa’ya getirdi. İsa her birinin üzerine ellerini koyarak onları iyileştirdi. Birçoğunun içinden cinler de, “Sen Tanrı’nın Oğlu’sun!” diye bağırarak çıkıyordu. Ne var ki, İsa onları azarladı, konuşmalarına izin vermedi. Çünkü kendisinin Mesih olduğunu biliyorlardı.” (Luka 4: 40-41, İncil)
“Birçoklarını iyileştirmiş olduğundan, çeşitli hastalıklara yakalananlar O’na dokunmak için üzerine üşüşüyordu. Kötü ruhlar O’nu görünce ayaklarına kapanıyor, “Sen Tanrı’nın Oğlu’sun!” diye bağırıyorlardı. Ama İsa, kim olduğunu açıklamamaları için onları sıkı sıkıya uyardı.” (Markos 3:10-12, İncil)
“Tam o sırada havrada bulunan ve kötü ruha tutulmuş bir adam, “Ey Nasıralı İsa, bizden ne istiyorsun?” diye bağırdı. “Bizi mahvetmeye mi geldin? Senin kim olduğunu biliyorum, Tanrı’nın Kutsalı’sın sen!” (Markos 1: 23-24, İncil)
Peki, Ya Düşünülemez Olan Bu Şey?
Siz de ben de biliyoruz ki, en iyi niyetli general bile askerlerinin günahları için ölmezdi. En tutkulu peygamber bile günahlarımızın cezasını yüklenmezdi. Tanrı, düşünülemez olan bu şeyi yapmış olabilir mi? Bunu olasılık olarak soramayız bile çünkü Tanrı her şeyi yapabilir. Tanrı için olanaksız olan bir şey yoktur. Peki ya düşünülemez olan bu şey? Tanrı, bizleri günahımızın suçu ve cezasından kurtarmak için bizlerden biri olabilir mi? Düşünülemez ama olanaksız değil.
İnsan ırkının günahları, günahları yüklenen biri olmadan bağışlanamazsa, günahları taşıyanın kendi günahlarının da bağışlanması gerekeceği için bu kişi kim olabilir? İkimiz de günahkâr olduğumuz için ne siz benim yerime, ne de ben sizin yerinize ölebilirim. Günahı taşıyan kişinin gerçek bir insan olması gerekiyor, yani bizim uğrumuza feda edebileceği bir yaşamı olması gerekiyor. Böyle olunca, yine aynı çıkmaza giriyoruz; kimse kusursuz değildir. Günahsız olan biri günahkâr olan biri yerine ölebilir ama kusursuz olan kim?
Kanımdan Çok Daha Değerli Olur Mu?
Kuzu ya da keçilerin kanı olur mu? Hayır. İnsanın Tanrı’ya karşı işlediği ahlaksal suçu yıkayabilecek hayvan kanı yoktur. Yüreği pak yapamaz. Hayvanın kanının dökülmesi günahı alabilseydi insanın kanının yapabildiğinden fazlasını yapmış olurdu. Benim çocuklarım için akıtabileceğim kanımdan çok daha değerli olurdu. Bu olamaz! Tanrı bize İncil’de bunun olanaksız olmadığını söylüyor:
“Çünkü boğalarla tekelerin kanı günahları ortadan kaldıramaz.” (İbraniler 10: 4, İncil)
İhtiyacımız olan günahı taşıyan değil, Günahı Taşıyan’dır. (Büyük harflerle yazarak Tanrı’yı kast ediyorum.) Tanrı olanaksız olanı yapabilirse, Günahı Taşıyan olabilir. Bunu hayal bile etmekte güçlük çekebilirsiniz ama düşündüğünüzden çok daha mantıklı aslında. Tanrı, Tanrı olarak, günahlarımızın bedeli ödenmediği sürece günahlarımızı bağışlayamaz. Burada biraz durup, Kutsal Yazılar’dan Tanrı’nın içinde bulunduğumuz günahkâr durumu nasıl gördüğüne bakmanızı istiyorum. Kendimizi Tanrı’nın bizi gördüğü gibi gördüğümüzden emin olalım.
“Bakın, RAB’bin eli kurtaramayacak kadar kısa, kulağı duyamayacak kadar sağır değildir. Ama suçlarınız sizi Tanrınız’dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesinizi işittiremez oldunuz.” (Yeşaya 59:1-2, Eski Antlaşma)
Tanrı’nın Adaletiyle Sevgisinin Görüldüğü Yerdir
Tanrı günah için belirlediği cezayı vermeden ‘bağışlandın’ deseydi adil olmamış olurdu. Kendi kutsal yasasını çiğnemiş olurdu. Ama Tanrı sadece adil bir Tanrı olsaydı, bize olan sevgisini nasıl gösterirdi? Daha önce çarmıh hakkında bu şekilde düşünmediğinizden oldukça eminim bu yüzden daha önce söylediğim bir şeyi tekrar etmek istiyorum. İsa’nın çarmıha gerilmeye razı olduğu ölüm tepesindeki bu yer Tanrı’nın adaletiyle sevgisinin buluştuğu yerdir. Tanrı’nın egemenliği sevgisiyle birleştiğinde ortaya çıkan gök gürültüsünün yankısıdır. Göklerin krallığıyla merhametinin birlikteliğidir. Tanrı’nın adaletiyle sevgisinin görüldüğü yerdir. “Sevgiyle sadakat buluşacak, doğrulukla esenlik öpüşecek.” (Mezmur 85:10, Eski Antlaşma)
Tanrı, Günahı Taşıyan oldu. Aşağıdakilerin sorumluluğunu alan yukarıdaki kişinin hikâyesini hatırlıyor musunuz? Bu hikâye Tanrı’nın yaptığı şeyi yansıtıyor. Tanrı beden alma ve bakireden doğma mucizeleriyle insan oldu. İnsan yaşamının bakire Meryem’in rahmine konmasında bizim hayal edebileceğimizin çok ötesinde bir gizem ve amaç vardır. Bu konuda Yuhanna Müjdesi’nde birinci bölümde okuyabilirsiniz. Birinci bölümün hepsini okumanızı öneririm. Ayetlerden dördü şöyle:
“Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. Başlangıçta O, Tanrı’yla birlikteydi. Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı… Söz, insan olup aramızda yaşadı.” (Yuhanna 1:1-3, 14, İncil)
Tıpkı Söylediği Gibi Oldu
Günahımızın suçundan ve cezasından bizleri kurtarmak için Tanrı’nın bizlerden biri olması gerekiyordu. Tanrı Mesih’te insanların günahlarının bağışlatılması için yeterli bir kurbanı ancak insanda görebiliyordu. Ancak bir insan, gerçek bir insan, insan ırkını temsil edebilirdi. Keçi kanı günahlarımızı örtmeye yeterli olmuyordu. Fakat Günahı Taşıyan’ın aynı zamanda Tanrı olması gerekiyordu çünkü ancak Tanrı günahımızın gerektirdiği sonsuz cehennem cezasının karşılığı olan sonsuz değere sahip kurbanı sunabilirdi. İlahi adaletin doğru talebi sonsuz bir bedeli gerekli görüyordu. Ancak Tanrı, aynı zamanda adil olup tanrısız insanların Aklayıcısı olabilmeyi mümkün kılan bir kurtuluş tasarısı geliştirebilirdi. İnsanı, hak ettiği sonsuz azaba göndermek yerine, deyim yerindeyse Tanrı oraya gitti. Yani, Günahımızı Taşıyan, çarmıhta cehennemi -cehennem cezasını- yüklendi. Tanrı olarak üçüncü gün, tıpkı söylediği gibi, ölümden dirildi.
Belki De Bu Bütün Zamanların En Büyük Mucizesidir!
İnsan Bedeni Alması mucizesi, tek başına, ırkımızın tümünün kurtuluşunu olanaklı kılmıştır. Belki de bu bütün zamanların en büyük mucizesidir. Nasıl olur da Tanrı, hem Tanrı olarak kalıp hem de insan bir anneden doğarak insan doğasına kavuşur? Nasıl iki farklı doğaya sahip tek bir insan olabilir? Biri tamamıyla insan, diğeri tamamıyla Tanrı? Bilmiyorum. Ben, Tanrı’yla ilgili bir konuyu anlamadığımda ya da kafam karıştığında Tanrı’nın, yaşamı altüst olduğunda kafası karışan Eyüp’e söylediklerini hatırlamaya çalışıyorum. Tanrı, Eyüp Kitabında yaklaşık otuz bölüm
boyunca aralarındaki konuşmaları dinlemişti. Sonra konuştu:
“Ben sorayım, sen anlat. “Ben dünyanın temelini atarken sen neredeydin? Anlıyorsan söyle. Kim saptadı onun ölçülerini? Kuşkusuz biliyorsun! Kim çekti ipi üzerine?
Neyin üstüne yapıldı temelleri? Kim koydu köşe taşını, Sabah yıldızları birlikte şarkı söylerken, İlahi varlıklar sevinçle çığrışırken?” (Eyüp.38: 3-7, Eski Antlaşma)
Anlama yeteneğimin ötesinde olan şeylerle karşılaştığım zaman Tanrı önünde kendimi doğru yere koymaya çalışıyorum. Tanrı’nın, insan anlayışının çok ötesinde bir dünyada yaşadığını hatırlatıyorum kendime. Ne zaman Tanrı’yla ilgili bir şeyin ‘mantıksız’ olduğunu düşünseniz, bu şey Tevrat, Zebur veya İncil’de açıklanan bir şey de olsa, kendinize benim kendime sorduğum şu soruyu sorun:
“Tanrı dünyayı yaratırken ilahi varlıklar sevinçle çığrışırken ben orada mıydım?”
Çok Farklı Düşünmek
Tanrı hem tamamıyla insan, hem de tamamıyla ilahi olarak, iki doğayı nasıl tek bir kişide barındırabilir? Bu konuları bu web sitesinde araştırmaya devam edebilirsiniz. Ben de sizi bunu yapmak için teşvik etmek istiyorum. Araştırmanız sırasında görecesiniz ki Tanrı’yla ilgili bir şey, çelişkili olmadan bir paradoks olabilir. Tanrı’yla ilgili bize alışılmadık ya da gizemli gelen bir şeyin illa da mantıksız olması gerekmez. Tanrı’nın bize verdiği vahyin dışına çıkmanızı istemiyorum sadece farklı düşünebilmenizi istiyorum. Tanrı’yı sınırları insan mantığı ve zekâsının sınırları olan belirli bir ‘kutu’ içinde tutmaktansa, kendisini vahiy yoluyla açıklamış Tanrı gibi olmasına izin verin.
Tanrı’nın bize söylediklerini yanlış anlamayın. İsa kendisini ilahi yapmaya çalışmadı. İnsan kendisini Tanrı yapamaz. İsa, böyle yaptığını iddia etmedi. Fakat Tanrı istediği takdirde belli bir süre ve belli bir amaç için insan bedeni alabilir.
Tanrı’nın insan bedeninde bulunduğu halde, kendi doğasının içinde yaşadığı insan doğasıyla ‘karışmaması’ mümkün mü? Evet, bu olanaksız değildir. Diğer dinler tanrı benzeri insanlardan ya da insana benzeyen tanrıdan söz edebilirler ama sadece Tanrı olan Oğul gerçek bir insan olmanın yolunu bulabilir, insanı çarmıhta temsil edebilirdi. Bunun için bir keçi yeterli olmazdı. Benim kanım sizin için dökülecek olsa da Tanrı’yla aranızdaki engeli kaldırıp sizi pak kılamazdı. Daha iyi bir insan olmaya ve daha az günah işlemeye çalışmak kesinlikle çözüm değildir. Tek bir yol vardır. Tanrı’nın yolu:
“Nitekim Mesih de bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü.” (1. Petrus 3:18, İncil)
İnsanın günahlarının ücreti ödendiyse cennet erişilebilirdir çünkü insanı günahsız dünyadan ayıran tek şey günahıdır. İşte ilahi General bunu yapmıştır! Rab’be yücelik olsun!
Daniel 7:13’teki görkemli bulutlarla gelecek olan, Kudretli Olan’ın sağında oturan ve yaşamı boyunca Tanrı’nın merhametini reddetmiş olanlar için adaleti sağladıktan sonra, yeryüzü üzerinde kesin ve tam egemenliğe sahip Olan’ı unutmayalım. İsa, sürekli olarak kendisinden ‘İnsanoğlu’ olarak söz etti. Belki de bize insanlığının gerçekliğini hatırlatma ihtiyacı duyuyordu. Tanrı ancak insan olarak Mesih olarak hizmet edip, kurban olarak yaşamını vererek halkını kurtarabilirdi. Dünyada tamamıyla günahsız bir yaşam sürdürmüş Olan olarak, İsa Mesih ahlak yasasını çiğnemiş ve yaşamları üzerinde efendiliğini ve bağışlamasını reddetmiş olanları mahkûm etme konumundadır.
Anlamadım, Efendim
İnsanlığın Yargıcı olarak atanmış Olan’ın karşısına çıktığımız zaman ‘Anlamamıştım’ demek kabul edilebilir bir yanıt olmayacaktır. İsa Müjdelerde ulusları yargılayacağını söylemişti. (Bkz. Yuhanna 5: 25-26 ve Matta 25.) İnsanlar tövbe etmiyorsa, bağışlanmayı istemiyorsa Tanrı ne yapabilir? Mahkûm olmaları gerekir. Tanrı günahlarımızın ücretini bizim yerimize ölerek ödediyse ve cennette sonsuz yaşamı sunuyorsa, bu armağanı reddedenler ne yapmalı? Başka ne yapabilir?
“Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6: 23, İncil)
Ayrılık İki Şekilde Olur
Tanrı’nın merhametini reddedenlerin, bedeli kendilerinin ödemesi gerekiyor. Ölüm ayrılık demektir. Tanrı, ‘Günahın ücreti ölümdür’ diyor. Ayrılık iki şekilde olur. Canımız bedenimizden ve yeryüzünde sevdiğimiz her şeyden ayrıldığında fiziksel olarak gerçekleşir. Bu öldüğümüz anda gerçekleşir. Ne var ki, kanımda insanın Tanrı’ya karşı günah işlemesinin en kötü yanı ölümün ruhsal yanıdır. Sonsuzluğa kadar bedenin ve canın Tanrı’dan ayrılmasıdır. Sonsuzluğa kadar!
Bu yaşamda İsa’yı Kurtarıcıları olarak reddettikleri için günahları sonsuzluğa dek peşlerini bırakmayacak olanları nihai olarak kim yargılayacak? Elçilerin İşleri kitabını okudunuz mu? Bu kitap İncil’dedir ve Hıristiyanlığın ilk yayılışının tarihsel kaydıdır. Bu kitapta İsa Mesih’in Müjdesi’nin Yeruşalim’den öteye yayılmasını okuyacaksınız. İsa’nın ölümü ve dirilişiyle ilgili haberler bugün Türkiye ve Yunanistan olan topraklara yayıldı. Elçi Pavlus, Atina’da Greklerden oluşan bir toplulukla konuşurken İsa hakkında şöyle söylüyordu: “…Pavlus, İsa’yla ve dirilişle ilgili Müjde’yi duyuruyordu.” (Elçilerin İşleri 17:18, İncil)
Onlara, ölümden diriltilen bu İsa’nın, son günde insanları yargılamak üzere Tanrı tarafından atandığını söyledi. Yargıç’ın adaletine göre herkesi yargılayacağını söylüyor.
“Çünkü dünyayı, atadığı Kişi aracılığıyla adaletle yargılayacağı günü saptamıştır. Bu Kişi’yi ölümden diriltmekle bunun güvencesini herkese vermiştir.” (Elçilerin İşleri 17: 31, İncil)
Tanrı’dan Adalet İstemeyin. Merhamet İsteyin!
Tanrı’nın aynı anda hem insanın günahını cezalandıran Yargıç hem de insanların günahlarını bağışlayan, insanlığı Seven Tanrı olmasını anlamakta zorlanıyoruz. Ne var ki, Kutsal Yazılar’ın Tanrısı budur. Tanrı’nın adaletinden kaçınmanızı tavsiye ederim. Tanrı’dan adalet istemeyin. Merhamet isteyin. İsa’yı Kurtarıcınız olarak kabul etmenin bir gün sonsuzlukta O’nunla Yargıç olarak karşılaşmaktan daha bilgece olacağını düşünün.