Kur’an’ın İsa’nın Çarmıha Gerilmediğiyle İlgili İddiasını Çürütmek İçin Bana Sağlam Bir Kanıt Sunabilir Misiniz?
Eninde sonunda bu soruyu sormasanız şaşırırdım. Gerçekten de, ne zaman Müslümanlar ve Hıristiyanlar bir araya gelip dinle ilgili konuları tartışsalar konu hep buraya gelir. Peki ya İsa Mesih’in ölümü ve dirilişi?
Kuran’ı okuduğum için – İncil’i okumadan önce, yıllar önce okumuştum – İsa’nın ölümünü inkâr eden ayeti biliyorum. Bu nedenle, sorunuzun neye dayandığını biliyorum. Bu soruyu sorduğunuz için memnun oldum.
“Ve “Allah elçisi Meryem oğlu İsa’yı öldürdük” demeleri yüzünden (onları lânetledik). Hâlbuki onu ne öldürdüler, ne de astılar; fakat (öldürdükleri) onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında ihtilâfa düşenler bundan dolayı tam bir kararsızlık içindedirler; bu hususta zanna uymak dışında hiçbir (sağlam) bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler.” (Nisa 4:157)
Birçok Müslüman, bu ayete dayanarak İsa’nın çarmıha gerilmediğini söylerler. Tabii, kuşkusuz dilerseniz buna inanabilirsiniz. Ne var ki, İsa Mesih’in ölümümün ve dirilişinin anlatımının 1. yüzyılda yaşamış Hıristiyanların uydurması olduğunu söylerseniz tarihsel kayıtlara karşı pek de dürüst yaklaşmamış olacağını söylemek zorundayım. Ya da birkaç yüzyıl sonra Hıristiyanların İncil’i değiştirmelerinin sonucu olduğunu söylerseniz yine tarihsel kayıtlarla çelişirsiniz. Bu konuda diğer insanları gözü kapalı izlemeden önce biraz üzerinde düşünün. Bu, bazı Müslümanların söylediği gibi İ.S. 325 yılında İznik’te mi gerçekleşti? Son kararınızı vermeden önce lütfen İznik Konseyi ile ilgili olarak web sitemizde söylenenleri okuyun. O zaman kilise önderlerinin bir araya gelmesinin İncil’in değiştirilmesiyle hiçbir ilgisi olmadığını göreceksiniz.
Ciddi Bir Suçlama
Hıristiyanlara yöneltilen bu suçlama ciddi bir suçlamadır. Fakat desteklenebildiği sürece ciddi suçlamalarda bulunmanın yanlış bir yanı yoktur. Maalesef, benim deneyimlerime göre, Hıristiyanlığa karşı bu suçlamalarda bulunanlar, suçlamalarının aslı astarı olup olmadığını anlamak için tarihsel kayıtlara bakmıyorlar.
1) Hıristiyanlar Kutsal Yazılar’ı ne zaman değiştirdiler?
2) Kim değiştirdi ve nasıl değiştirildi?
3) Sizce de bu kadar ciddi suçlamalar karşısında en azından, tarih, isim ve kanıtlar istememize izin verilmesi gerekmez mi? İncil’i değiştirmek için bir komplo kurulduysa – size bunun olmadığına dair güvence verebilirim – komplonun birkaç adımı olması gerekirdi.
BİRİNCİ ADIM – Asıl İncil’in bütün kopyalarını bulup hepsini yakmak. Dördüncü yüzyıla gelindiğinde İncil, Grekçe, Süryanice, Koptik, Latin, Gotik ve Etiyopya dillerine çevrilmişti. Hıristiyanlık bu dillerin ötesine, Britanya, Ermenistan ve Hindistan kadar uzak yerlere kadar ulaşmıştı. İncil’i değiştirmek amacıyla bütün kiliselerdeki ve dünyanın her yerindeki kopyalarını bulup yok edecek kadar güçlü insanlar yoktu. Gerçek imanlılar böyle bir girişime karşı çıkarlardı. İslam’ın ilk dönemlerinde halifeliğe sahip olan Müslümanların tarihinden farklı olarak Hıristiyan kiliseleri bağımsızdı ve insanların yargısı altında değildi. Bu kiliselerin çoğunluğu Roma İmparatorluğu’nun alanının dışındaydı. Bugün elimizde bulunan bazı İncil elyazmaları İ.S. 325 yılından daha öncesine aittir. Bu komployu kuranlar bunları da mı değiştirdi?
İKİNCİ ADIM – Dünyanın çeşitli yerlerinden Hıristiyanların uygulamalarını ve inançlarını zorla değiştirmek. ‘Yeni’ İncil’i kabul ettirmek için komplo kuranlar imanlıları yeni gelenekler ve törenleri benimsemeleri için zorlamak zorunda kalacaklardı. Kısa bir süre önce sahtesi yapılmış ‘Yeni’ İncil, İsa’nın çarmıha gerildiğini söyleyecekti.
Bunu kabul edecek bazı uygulamaların ya da dinsel törenlerin başlatılması gerekecekti. Kısa bir süre önce sahtesi yapılmış ‘Yeni’ İncil, İsa’nın Pazar günü ölümden dirildiğini söyleyecekti. Bu nedenle imanlıların düzenli olarak her hafta tapındıkları günü değiştirmeleri gerekecekti. Artık Pazar günü tapınmaları gerekecekti. Eski değiştirilmemiş İncil’in gelenekleri ve inanç uygulamaları nelerdi? Neden bunların kayıtları yok? İnsanlar nasıl kanıt bırakmadan böylesine dramatik bir değişim getirebilirler?
ÜÇÜNCÜ ADIM – Asıl İncil’in bütün izlerini yok etmek. İncil’in insanlar arasında dolaşan pek çok kopyası var olduğu gibi birinci, ikinci ve üçüncü yüzyılda pek çok yazar İncil’den alıntı yapmıştı. Bu döneme ait 32.000 alıntının olduğunu biliyoruz! Komplocular herkesi kandıracaklarsa asıl İncil’den alıntı yapan kitapların da hepsini bulup bunların yerine yeni ve değiştirilmiş İncil’den ayetleri yerleştirmeleri gerekirdi. Hırsız gibi evlere ve kiliselere girip, çekmeceleri, dolapları, başucu komodinlerini ve İncil’den alıntıların saklanabileceği başka yer yeri aramaları gerekecekti.
Maalesef, Hıristiyanları Kutsal Yazılar’ı değiştirmekle suçlamak temeli olmayan bir suçlamadır. ‘Maalesef’ diyorum çünkü çok az Müslüman tarihsel kayıtların bu değişimi desteklemediğini anlıyor. Gerçek şu ki, İncil değiştirilmemiştir. Yanıtlarımda İncil’den pek çok alıntı yapıyorum ve bunları okurken bundan emin olmanızı istiyorum. Ayrıca, İncil’de sözü edilen Tanrı vaadinin, güvenebileceğiniz bir vaat olduğundan emin olmanızı istiyorum.
Roma’nın Tarihi adlı üç ciltlik kitabın yazarı ve İngiltere’de Oxford Üniversitesi’nde tarih bölümünün başkanı olan Profesör Thomas Arnold, tarihsel olguların belirlenmesi sırasında kanıtların değerini çok iyi bilmektedir. Şöyle diyor, alıntı yapıyorum:
“Yıllar boyunca başka dönemlerin tarihleri üzerinde çalışıp incelemeye çok alıştım. İşim, tarih hakkında yazanların kanıtlarını değerlendirmeyi ve tartmayı kapsar. Adil olan araştırmacılar için, Tanrı’nın Mesih’in ölümü ve dirilişiyle ilgili olarak verdiği belirti kadar her türlü kanıtla kanıtlanmış başka bir işaret yoktur.”
Kuran’ın iddiasını çürütmek için en azından bir sağlam kanıt vermemi istediniz. Yanıtımın sonunda, Hıristiyanlığa karşı olan ilk dönem tarihçilerinden üç kaynak vereceğim. Daha fazla alıntı yapabilirim ama bunlar kanıtları temsil ediyor. Bakalım onlar da İsa’nın çarmıha gerilmesiyle ilgili tarihsel gerçeği reddediyorlar mı?
Ondan sonra da Hıristiyan topluluklarındaki ilk önderlerin İsa’nın çarmıha gerilmesiyle ilgili söylediklerine yer vereceğim. Bunlar İsa’nın sözleri olmasa da, İsa’nın yaşantısında olanları anlatmaktadır. Bu saygıdeğer insanların imanlarının tarihsel gerçekleri konusunda yalan söylemeleri için hiçbir neden yoktu, tıpkı hadisleri yazan yazarların Muhammed’in söylediklerini yazarken yalan söylemek için nedenlerinin olmaması gibi. Ya da Muhammed’in söylediğini duyan birinin konuşmasını duyan birinin konuşmasını duyan biri gibi. Yine, uzun olacağını bildiğim cevabımı olabildiğince kısa tutmak için bunlardan üç tanesini seçeceğim.
Bu referansları okumadan önce üzerinde durulması gereken daha önemli bir konu vardır. Görünen o ki, bunu bilmiyorsunuz. İsa’nın çarmıha gerilmesiyle ilgili gerçeklerin ne kadar güvenilir olduğu konusunda karar vermeden önce Hıristiyanlığın İslam’ı yargıladığının farkında mısınız? Bunun tersi doğru değildir.
Tarihsel Emsal
Hem mantık hem de yasa uygulaması açısından, ‘tarihsel emsal’, kanıtlama sorumluluğunun ortaya yeni kuramlar atanlara ait olduğu anlamına gelir. Halihazırda kabul görmüş ve kanıtlanmış fikirlere sahip olanların böyle bir sorumluluğu yoktur. Eski olan yeniyi sınar. Zaten kurulmuş olan yetki, yeni yetki iddialarını yargılar.
İslam Hıristiyanlıktan pek çok yüzyıl sonra geldiği için Hıristiyanlığın değil, İslam’ın kanıtlama sorumluluğu vardır. Kutsal Kitap, Kuran’ı sınar ve yargılar. Bunun tam tersinin doğru olduğunu söylemek mantıksız olacaktır. Kutsal Kitap ve Kuran birbirleriyle çeliştiğinde, Kutsal Kitap daha eski yetkili olarak mantıken öncelik verilmesi gereken kitaptır. İslam’ın göreceli olarak daha yeni olduğunu hesaba katarsak mantık kurallarını izlediğimizde, Kuran kendisini kanıtlayana kadar hatalı kabul edilmelidir.
İnsan nasıl olur da, Kuran’ın güvenilirliğini sorgulayabilir diye, inanamayarak, ‘Kuran hatalı mı?’ diye soruyorsunuz. Hayır, söylediğim bu değil. Benim açıklamam, imanınıza bir saldırı değil. Sadece mantıkta bulunan ve dünya çağında hukuk mahkemelerinde saygı duyulan sağlam bir ilkeye işaret ediyorum.
Pek çok Müslüman, Kuran’ın Kutsal Kitap’ı yargıladığını ve İslam’ın kanıtlama sorumluluğuna sahip olmadığını söyleyerek ‘tarihsel emsal’ ilkesini çiğner. Gerçek şu ki Kuran kanıtlama sorumluluğuna sahiptir ve değerlendirilmesi gerekir.
Beni Yanlış Anlamayın!
Söylediklerimi yanlış anlamayın. İslam’ın dünyadaki büyük dinlerden biri olmadığını mı söylüyor? Hayır, böyle bir şey söylemiyorum! İslam uygarlığının bilim ve sanat alanlarında insanlığa katkılarıyla dünyayı zenginleştirmediğini mi söylüyorum? Nasıl böyle bir şey söyleyebilirim? İnsan nasıl olur da, kimya, zooloji, botanik, matematik, astronomi, coğrafya, sözlük yapımı, felsefe, fizik, tıp, müzik hukuk ve şiir – bunlar sadece birkaç tanesi- alanlarında insanlığı bu derece bereketlemiş bir uygarlığı yok sayabilir?
Keşke yüzlerce yıl öncesinde var olan Bağdat gibi bir Bağdat olabilseydi. Saraylar, kütüphaneler ve okullarla dolu bir Bağdat. Bir zamanlar üniversiteleri ve hastaneleri dünyadaki en ileri olan Bağdat.
Kanıtlama Sorumluluğu
Ne diyorum? Hem mantıken hem de yasa uygulamaları açısından ‘tarihsel emsal’, kanıtlama sorumluluğunun yeni bir şey ortaya koyan kişide olduğuna işaret eder. Hâlihazırda kurulmuş olan yetki, yeni yetki iddialarını yargılar. İslam’ın Hıristiyanlıktan üstün olduğunu geçerli savlar ve dikkatli bir şekilde araştırılmış malzemelerle iddialarınızı destekleyebilirseniz kaygılanacak bir şey yoktur.
İnançlarınız konusunda içten misiniz? İçtenliğiniz konusunda kuşkum yok. Ama büyük olasılıkla, yargıç önünde birini savunduğunuz zaman kaçınmanız gereken mantıksal hataların farkında değilsiniz çünkü hukuk dersleri almadınız. Aynı şey herhangi birini ya da bir şeyi savunduğunuz zaman da geçerlidir. Eğer hukuk fakültesinin son ya da sondan bir önceki yılında öğrenci olsaydınız alacağınız derslerden biri mantık yürütme ve yorumlamayla ilgili olacaktır. Bugün bizim web sitemizi hukuk fakültenizin internet erişimi sağlayan kütüphanesinden ulaşmama ihtimaliniz yüksek olduğu için kanıt sunmadan İsa’nın ölümünü inkâr etmenizin kabul edilemez olduğunu büyük olasılıkla bilmiyorsunuz. Ayrıca, bu iddiayı desteklemek için Kuran’dan bir ayet veremezsiniz. Birkaç satır sonra bunun nedenini göreceksiniz. Hukuk fakültesinde çalışmalarınızın yarısını tamamlamış olsanız, ister Londra’da, ister Ankara’da olun bunun nedenini çok iyi bilirdiniz.
Şu ana kadar Kuran hakkındaki yorumların sizi herhangi bir şekilde gücendirdiyse özür dilerim. Amacım inancınızı veya inancınızın dayandığı kutsal kitabı küçümsemek değil.
Kutsal kitabınıza karşı herhangi bir önyargım olduğu için Kuran’ı kullanamayacağınızı söylüyor değilim. Gerçek şu ki, Batı’da yaşadığım halde, okuduğum ilk kutsal kitap Kuran’dı. İncil’i çalışmadan çok önce okudum. İncil’in değiştirildiği iddianızın geçerliliğini korumak için Kuran kullanamamanızın iyi bir nedeni var. Fakat nedenin benimle ilgisi yok.
Kanıtlama yükümlülüğü kime aitti? Yeni kuramlar ya da sözde gerçekler ileri sürenlere mi? Yoksa kutsal kitapları hâlihazırda tarihsel olarak kabul edilenlere mi? İsa Mesih’in ölümü ve dirilişiyle ilgili bazı kanıtları sizinle seve seve paylaşırım, sadece istediğiniz için. Ama söylediğim gibi, kanıtlama yükümlülüğü size aittir. Kuran’ın söylediklerinin gerçek olduğunu kanıtlamalısınız. Kimse kanıt olmadan bunların doğru olduğunu varsayamaz.
Göz önünde bulundurmamız gereken son bir nokta daha.
Bir şeyi kanıtlamak için dairesel akıl yürütmenin ötesine geçmek her zaman iyidir. Dairesel akıl yürütme bu konuda şöyle düşünmeyi gerektirir: Kuran yetkisini Muhammed’e mucizevî bir şekilde verilmesinden, Muhammed ise yetkisini Kuran’dan alır, Kuran ise yetkisini Muhammed’e mucizevî bir şekilde verilmesinden alır. Ve saire.
Eğer varsayımınızda sonuçta söyleyeceklerinizi varsaydıysanız, başladığınız yerde bitirdiniz ve hiçbir şeyi kanıtlamadınız demektir. Dairesel akıl yürütmedeki sorun işte budur. Hangi önermeyi seçersek seçelim fark etmez. Dairesel akıl yürütme, varsayım için varsayımın geçerliliğini kabul eden bir varsayımın geçerliliği için kanıt sağlamaktır.
Yine tekrarlıyorum, söylediğimi yanlış anlamayın. Kuran veya İncil hakkındaki iddialarınızın gerçek olup olmadığından söz etmiyorum. Sadece bunları kanıtlama biçiminizden söz ediyorum. İnancımızı dairesel akıl yürütme kullanarak savunamayız. Ben de benzer bir açıklamayla, Kutsal Kitap’la çeliştiği için Kuran’ın hatalı olduğunu söyleyebilirdim. Tek söylemek istediğim bu.
Tipitaka’yı Okudunuz Mu?
Dünyadaki bütün dinler Kutsal Yazıları’na büyük saygı duyar ve ilahi olduklarına inanırlar. Budizm’in kutsal kitabının adı Tipitaka’dır. Pali adında eski bir Hint dilinde yazılmıştır. Bu dil Buda’nın kendi diline çok yakındır. Tipitaka çok büyük bir kitaptır. İngilizce çevirisi yaklaşık kırk ciltten oluşmaktadır. Bu kırk cildin Tanrı esini olduğunu kabul etmeli miyiz? Onlar bunun Tanrı’dan geldiğine inanıyorlar.
Peki, biz de inanmalı mıyız? Bu konuda bir yargıya varmamız, tarihçilerin eski belgeleri ve elyazmalarını değerlendirmelerinden çok farklı değildir. Buna da dahildir. Tarihçiler için en önemli kural hiçbir şeyi varsaymamaktır. Gerçekliğini ya da güvenilirliğini kanıtlamadan hiçbir belgenin ya da elyazmasının gerçek ya da güvenilir olduğunu varsaymayın. Örneğin, Kuran hatasız olduğunu iddia ettiği için Kuran’ın Tanrı tarafından esinlendiğini ya da hatasız olduğunu söylemeyin. Bu düşünce biçimini avukatların kaçındıkları mantık yürütme hataları listesinde de bulabilirsiniz. Mantıksal bir hatadır ve hiçbir şeyi kanıtlamaz. Bir hukuk mahkemesinde ‘dairesel akıl yürütmeyi’ deneyin, ya savcı hemen savlarınıza itiraz edecektir ya da hâkim hemen sizi susturacaktır.
Nuh Ve Tufan
Kuran’ın iddiasını çürütmek ya da İncil’in iddiasını kanıtlamakla ilgili olarak önüme koyduğunuz meydan okumaya gelmeden önce Nuh ve Tufan’la ilgili anlatıma bakalım. Kuran şöyle diyor:
“Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: Yavrucuğum! (Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma! diye seslendi. Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım, dedi. (Nuh): “Bugün Allah’ın emrinden (azabından), merhamet sahibi Allah’tan başka koruyacak kimse yoktur” dedi. Aralarına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.” (Hud 11:42-43)
Kutsal Kitap şöyle diyor:
I. “Nuh’un öyküsü şöyledir: Nuh doğru bir insandı. Çağdaşları arasında kusursuz biriydi. Tanrı yolunda yürüdü. Üç oğlu vardı: Sam, Ham, Yafet.” (Yaratılış 6: 8-9, Tevrat)
II. “Yeryüzüne kırk gün kırk gece yağmur yağdı. Nuh, oğulları Sam, Ham, Yafet, Nuh’un karısıyla üç gelini tam o gün gemiye bindiler.” (Yaratılış 7:12-13, Tevrat)
III. “Gemiden çıkan Nuh’un oğulları Sam, Ham ve Yafet idi. Ham Kenan’ın babasıydı. Nuh’un üç oğlu bunlardı. Yeryüzüne yayılan bütün insanlar onlardan üredi.” (Yaratılış 9:18-19, Tevrat)
IV. “Bir zamanlar, Nuh’un günlerinde gemi yapılırken, Tanrı’nın sabırla beklemesine karşın bu ruhlar söz dinlememişlerdi. O gemide birkaç kişi, daha doğrusu sekiz kişi suyla kurtuldu.” (1. Petrus 3: 20, İncil)
İlk olarak Nuh’un itaatsizlik eden ve Tufan’dan dağlara kaçmaya çalışan bir oğlu yoktu. Nuh’un sadece üç oğlu vardı. Hepsi eşleriyle birlikte gemideydiler. O halde Kuran’daki bu ifadeyle ne yapmalıyız? Müslüman arkadaşlarım hemen bir yargıya varıp bunun Kutsal Kitap’ın değiştirildiğine ilişkin bir kanıt olduğunu söylüyorlar. Kutsal Kitap Kuran’ın söylediklerinden farklıdır ve bu nedenle güvenilir değildir. Böyle söyleyemeyiz. Hatırlıyor musunuz, eski olan yeniyi sınar. Hâlihazırda kurulmuş ve kabul edilmiş olan, yetkiyle ilgili yeni iddiaları sınar. Bu, özellikle Eski Antlaşma’nın durumunda doğrudur. Tevrat, Nuh ve oğullarıyla ilgili anlatım da burada yer alır.
Binlerce Tomar Bulundu!
1947’de Yahuda Çölü’nde kayıp keçilerinden birini arayan Bedevi çobanlar, uzun zamandır içine girilmemiş bir mağara ve içinde eski tomarlarla dolu kaplar buldular. Bedevilerin ilk etapta bulduğu yedi tomar yaklaşık on yıl süren bir arama başlattı. Bu arama on bir mağaradan binlerce tomarın bulunmasıyla sonuçlandı. Aynı yıllar içerisinde arkeologlar, tomarları buraya saklayan halkın kim olduğunu anlayabilmek için mağaralara yakın bir yerleşim yeri aramaya çalıştılar. Kumran yıkıntıları adı verilen, mağaraların bulunduğu yerle Ölüdeniz arasında çıplak bir teras üzerinde kurulmuş yapılar buldular. Keşiflerinden kısa bir sure sonra tarihsel, paleolojik ve dille ilgili kanıtlara ek olarak tomarların ve Kumran yıkıntılarının İ.Ö. 3. yüzyılın sonlarından İ.S. 1. yüzyılın başına kadar bir zaman aralığına ait olduğunu buldular. Gerçekten de eskiydiler. İsa’nın yaşadığı bir döneme aittiler ve günümüze kalmış en eski Kutsal Kitap elyazmalarından en azından bin yıl daha eskiydiler.
Bunun Nuh ve oğullarıyla ilgisi var mı? Evet. Ölüdeniz Tomarları, Kutsal Kitap’ın aktarımının doğruluğunu kanıtlıyor. Bu tomarlarda Eski Antlaşma elyazmaları vardır. Web sitemizin başka bir bölümünde Tevrat, Zebur ve İncil’in güvenilirliği hakkında okuyabilirsiniz. Fakat şunu söylemek istiyorum: bu en yeni keşfin en önemli yanı, iki elyazması karşılaştırıldığında birkaç küçük değişiklik dışında özünde aynı olmalarıdır. Değişikliklerden hiçbiri anlamla ilgili değildir.
İki Dizi Elyazması
Anlıyorsunuz değil mi? Bu gerçekten önemlidir. Bin yıl arayla yazılmış iki dizi elyazmasının temelde aynı olduğu gerçeği, Eski Antlaşma elyazmalarının aktarımının doğru olduğunu gösteriyor. Örnek vermek gerekirse, Yeşaya kitabının Ölüdeniz kopyasını bin yıl sonraki Masoretiklerin kopyasıyla karşılaştırıp yazmanların asıl metni ne kadar özenle koruduklarını görmek mümkündür. Yeşaya kitabı Eski Antlaşma’da bulunur. Yeşaya kitabının 53. bölümü Mesih’in acı çekmesi ve ölümünden söz ediyor ve İncil’de bu olaylarla ilgili olarak bu kitapta 10 kez alıntı yapılmaktadır. Bu bölümün Ölüdeniz Tomarındaki karşılığına baktığımızda Kumran elyazmalarında Masoretik metinlerden farklı olan 17 alfabe harfi görüyoruz. Bu harflerin on tanesi sadece yazımla ilgilidir, örneğin, Murat ya da Murad gibi. Bu gibi farklılıklar anlamı kesinlikle değiştirmez. Dört tanesi çok küçük farklılıklardır, tarzla ilgili olan bağlaç farklılıkları gibi. Diğer üçü ise İbranice ‘ışık’ sözüyle ilgilidir ve üç harften oluşur. 11. bölümde ‘görecekler’ ifadesinden önce gelir.
Ne okuduk şimdi? Kısa bir zaman önce bulunan bu elyazmalarından ne öğrenebiliriz? Çok ilginç değil mi? Yeşaya’nın, İsa’nın acı çekmesi ve ölümüyle ilgili bu bölümünün 166 sözcüğü içinde sadece ‘ışık’ sözcüğünün, soru işareti yaratması inanılmaz değil mi? Bölümün anlamı değişmez. Bütün elyazması için de durum aynıdır. Yahudi yazmanların kutsal yazılara ne kadar saygı duyduklarını ve bunları kopyalarken ne kadar büyük bir özen ve titizlik gösterdiklerini görebiliriz.
Sevgili dostlar, çok güvenilir bir Eski Antlaşma’dan söz ediyoruz. Son bir nokta. Kumran’da bulunan en uzun tomar olan, sekiz metreden daha uzun olan Tapınak Tomarı, Enoş, İbrahim ve Nuh’la ilgili anlatımları içerir.
Nuh ve oğullarıyla ilgili birbiriyle çelişen iki anlatım hakkında ne düşünmeliyiz? Kutsal Kitap anlatımı güvenilir olan anlatımdır. Aşağıdaki örnekteki gibi, daha eski olan haritalar gibi güvenilirdir.
Türkiye’nin Başkenti İzmir’dir!
Diyelim ki, biri geldi ve kentin bizim tarafındaki açık pazarda dolaşıyor. Türkiye’nin yeni basılmış tarihsel haritalarını gösteriyor. Elinde çok gurur duyduğu bir tane var. ‘Herkesin bundan bir kopyaya sahip olması lazım’ diyor. Yanındaki patates soğan satan adamdan daha yüksek sesle bağırıyor. Dinlemek isteyen herkese haritasını gösteriyor ve 1936 yılında Türkiye’nin başkentinin İzmir olduğunu anlatıyor. Bu iddiasını nasıl çürüteceğiz? Adamın bastığı harita konusunda ne kadar içten olduğu, haritaların yeni ve resmi görünüyor olması önemli değildir. Ankara’yı başkent olarak gösteren eski, güvenilir haritayı göstermemiz yeterli olacaktır. Bu eski haritalar bu insanın başkentin başka bir yerde olduğu iddiasını çürütüyor. Eski olan yeniyi sınar.
Nuh’un oğullarının Tufan’da öldüğüne ilişkin ne gibi kanıtlarınız var? Kanımca tek düşünceniz Kuran’a bakmak olacaktır. Bu şekilde mantık yürütüyorsanız, yeni haritayı gösteren adamın da aynı mantıkla hareket ettiğini görüyor musunuz? Söylediğini kanıtlamak için daha yeni olan haritayı gösterdi. Tarihi yeniden yazmaya kalkıştı. Mormonlar gibi.
İsa Çarmıha Gerilmiş Miydi?
Batıda, geniş bir ailede büyüdüm. Hemen hemen bütün akrabalarım Katolik’tir. İmanlarının yaşamlarında gerçekten değişim yaratmadığını gördüğüm ve inançlarının büyük bir kısmını anlamsız, tuhaf bulduğum için daha gençken annemin, büyükanne ve büyükbabalarımın, teyzelerimin, dayılarımın ve kuzenlerimin inançlarını izlemeyeceğime karar verdim. Sonunda, yanıtımın başında söylediğim gibi Kuran’ı okudum. Bundan yaklaşık altı yıl sonra iş arkadaşlarımdan biri bana bir İncil hediye etti. Daha önce hiç İncil okumamıştım. Sanırım anne babamın evinde raflardan birinde toz içinde bir tane vardı ama ben daha önce İncil’i hiç okumamıştım.
Bunu İsa’nın çarmıha gerilmesiyle ilgili duymanız gereken kanıtları anlatmadan önce paylaşmak istiyorum çünkü ben de Hıristiyanlık inancını benimsemeden önce çok temkinliydim. İncil’i çalışmaya başladığım zaman kafamdaki düşüncelerden biri şuydu: ‘Aptallık edip gerçek olmayan bir şeye inanma.’ Üniversite mezunuydum. Mezun olduktan sonra kariyerime hazırlık olarak başka eğitimler de almıştım, yani eğitimli biriydim. Olaylara nesnel bakan ve özgür düşünen biri olduğuma inanıyordum. Hıristiyanlığın iddialarını araştırmaya başladığım zaman her bir iddiayı dikkatle araştırdığımdan emin olmak istiyordum.
Ne sonuca vardım? Yaptığım araştırmadan İncil’in metin olarak doğruluğuna inanabileceğime karar verdim. İncil’in pek çok eski kopyasının kitabın doğruluğuna tanıklık ettiğini görmem uzun sürmedi. İki ifade, ‘İsa öldü’ ve ‘İsa ölmedi’ ifadeleri arasında hangisinin Tanrı tarafından söylendiğine karar vermek durumunda olsak, daha eski yetkili olarak İncil’e, mantık açısından üstünlük vermemiz gerekir. Özellikle de bu durumda, çünkü güvenilirliği tarihsel olarak kanıtlanmıştır.
Adalet Mahkemesinde Önyargısız Bir Yargıçsınız
Avukatların dünyası hakkında konuşurken, on dakika için adalet mahkemesinde önyargısız bir yargıç rolü üstlenmenizi istiyorum. Göreviniz İncil’de İsa Mesih’in çarmıha gerilmesiyle ilgili iddiayı değerlendirmek. İddianın çeşitli gerçek ve tarihsel belgelerle desteklendiğini gördüğünüzde nasıl karşılık verirdiniz?
İlk olarak, İsa’nın çarmıha gerildiği ölüm tepesine giderken ortaya çıkan dramın parçası olan tanıkları düşünmenizi istiyorum. Aynı şekilde, dirilişine, O’nu canlı olarak görenlere ve ölümden dirilmiş olduğu gerçeğine tanıklık edenlere dikkat edin. Bu tanıklar güvenilir mi? Bizim gibi deneyimsiz gözlemciler bunları nasıl doğru bir şekilde değerlendirebilir? Tanıkların inandırıcılığını belirlemek için dört kısımdan oluşan bir soru listesi vermek istiyorum.
1) Tanıklar birbiriyle çelişiyor mu?
2) Yeterli sayıda tanık var mı?
3) Tanıklar gerçeğe bağlı mı?
4) Önyargısızlar mı?
İsa’nın çarmıhtan önce, çarmıhta çektiği acılara ya da dirilişinden sonra diri olduğuna ya da bunun gerçekliğine tanıklık etmiş insanlarla dolu olan bu birkaç sayfayı değerlendirirken, güvenilir olup olmadıklarını belirlemek için bu testleri kullanın.
Tanıklar birbiriyle çelişiyor mu? Yoksa Hıristiyan, Romalı ve Yahudi tanıkların hepsi İsa’nın çarmıha gerildiği konusunda aynı fikirde mi?
Mahkeme salonunuza sığdırabileceğinizden çok daha fazla tanık olduğu için yeterli tanık olmayacağı konusunda bir kaygınız olmasın. Hıristiyan kaynaklarından ve Roma ve Yahudi kaynaklarından düşman tanıklarınız olacak. Bu tanıkların hiçbirinin değerini küçük görmeyin. Tarihte olmuş bir olayı incelerken, olayla ilgili gerçekler yayılmaya başladığı sırada olaya tanık olmuş ya da katılmış kişilerin yeterli sayıda olmasına dikkat edilir. Bu da yayılan bilgilerin doğruluğunu kanıtlayacaktır. Bu sayı yeterliyse olayın gerçekleştiği sonucuna varılabilir. Örneğin, hepimiz bir cinayete tanık olsak, bir hafta sonra polis raporu yalanlarla dolu olarak çıksa, tanıklar olarak bizler bu raporu çürütebiliriz.
Bize çok sayıda tanık sunmak istiyorum. Söylediklerini ve tanıklıklarını okurken, kendinize doğruyu söyleyip söylemediklerini sorun. Tanıkların sunduklarını destekleyen belgelenmiş kanıtlar bulacak mısınız? Hepsi İsa’nın öldüğünü ve çarmıha gerildiğini söylüyor mu?
Peki ya önyargılı olup olmadıkları? Hıristiyan kaynakların önyargılı olduğu söylenebilir. Fakat şunu unutmayın, bu insanlar İsa’nın ölümüne ve dirilişine tanıklık ettikleri için Hıristiyan olmuşlardı. Ya da, İsa’nın öldüğünü ve dirildiğine ilişkin inandırıcı kanıtlar gördükleri için yaşamlarını tehlikeye atmışlardı. Yahudi ve Romalı tanıklar ise, onların önyargılı olmadığı kesindir.
İSA’NIN ALTI MAHKEMESİ
Baş yargıç olarak size İsa’nın çarmıha gerilmesine neden olan mahkemelerin gerçek metinlerini sunmak istiyorum. Size birkaç tanığın isimlerini vereceğim. Ayrıca İsa’nın mahkemeye çıkması hakkında pek bir şey bilmediğiniz için bu bilgi, kanıtları değerlendirirken işinize yarayacaktır.
Mahkemelerin üçü Yahudi yetkililer tarafından yapıldı. Mahkemelerden üçü sivil mahkemeydi yani Roma hükümetine bağlı mahkemelerdi. Altı mahkeme de gece yarısı ile İsa’nın çarmıha gerildiği Cuma sabahının ilerleyen saatleri arasında gerçekleşti. Mahkemelerin sonuçları şöyledir.
Birinci din mahkemesi (Yahudi) – Yahudilerin, İsa’yı öldürmeye yasal olarak hakları yoktu. Ölüm cezası verme yetkileri tapınağın yıkılmasından yaklaşık kırk yıl önce kendilerinden alınmıştı. Mahkemelerden biri sırasında bunu Roma valisi Pilatus’un önünde itiraf ettiler. “Pilatus, “O’nu siz alın, kendi yasanıza göre yargılayın” dedi. Yahudi yetkililer, “Bizim hiç kimseyi ölüm cezasına çarptırmaya yetkimiz yok” dediler.” (Yuhanna 18: 31, İncil)
Tanrı’ya küfretmek ve dinden uzaklaşmak nedeniyle İsa’yı yargılama hakkına sahip olsalar da buna cesaretleri yoktu çünkü İsa yanlısı olan büyük kalabalıklardan korkuyorlardı. Bu nedenle, bu konuyu Roma valisi Pilatus’un yetkisi altına getirmeye başladılar.
“İsa’yı hileyle tutuklayıp öldürmek için düzen kurdular. Ama “Bayramda olmasın ki, halk arasında kargaşalık çıkmasın” diyorlardı.” (Matta 26: 4-5, İncil)
Din önderleri daha önce de İsa’yı öldürme girişiminde bulunmuşlardı fakat girişimleri her zaman başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Gizlice öldüremedikleri için Roma valisine başvurmaya karar verdiler. Yahudi görevlilerinin yönlendirişi altında İsa’yı bu eğitimli adamın karşısına çıkarıp sürecin nasıl olacağını sordular. Bu kısa mahkeme Hananya tarafından gerçekleştirildi ve İsa’nın kovuşturmasının devam etmesi gerektiğine karar verildi. Başkahin, Yüksek Kurul’u ikinci bir mahkeme için toplayana kadar İsa’yı Hananya’nın evinde tutuklu olarak tutmak da onlar için elverişliydi.
“Bunun üzerine komutanla buyruğundaki asker bölüğü ve Yahudi görevliler İsa’yı tutup bağladılar. O’nu önce, o yıl başkâhin olan Kayafa’nın kayınbabası Hanan’a götürdüler. Halkın uğruna bir tek adamın ölmesinin daha uygun olacağını Yahudi yetkililere telkin eden Kayafa idi… Bunun üzerine Hanan, O’nu bağlı olarak başkâhin Kayafa’ya gönderdi.” (Yuhanna 18:12-14, 24, İncil)
İkinci din mahkemesi (Yahudi): Kayafa başkanlığında yapıldı ve ölüm cezası isteme kararı verildi. Suç ise Tanrı’ya küfretmekti çünkü İsa kendisini Tanrı’nın Oğlu, Mesih ilan etmişti. Filistin, Roma yönetimi altında olduğu için din yetkilileri İsa’ya ceza verip öldüremezlerdi. Ancak Roma valisi Pilatus’dan isteyebilirlerdi.
“İsa’yı tutuklayanlar, O’nu başkâhin Kayafa’ya götürdüler. Din bilginleriyle ileri gelenler de orada toplanmışlardı. Petrus, İsa’yı uzaktan, ta başkâhinin avlusuna kadar izledi. Sonucu görmek için içeri girip nöbetçilerin yanına oturdu. Başkâhinlerle Yüksek Kurul’un öteki üyeleri, İsa’yı ölüm cezasına çarptırmak için kendisine karşı yalancı tanıklar arıyorlardı.
Ortaya birçok yalancı tanık çıktığı halde, aradıklarını bulamadılar. Sonunda ortaya çıkan iki kişi şöyle dedi: “Bu adam, ‘Ben Tanrı’nın Tapınağı’nı yıkıp üç günde yeniden kurabilirim’ dedi.”
Başkâhin ayağa kalkıp İsa’ya, “Hiç yanıt vermeyecek misin?” dedi. “Nedir bunların sana karşı ettiği bu tanıklıklar?”
İsa susmaya devam etti. Başkâhin ise O’na, “Yaşayan Tanrı adına ant içmeni buyuruyorum, söyle bize, Tanrı’nın Oğlu Mesih sen misin?” dedi.
İsa, “Söylediğin gibidir” karşılığını verdi. “Üstelik size şunu söyleyeyim, bundan sonra İnsanoğlu’nun, Kudretli Olan’ın sağında oturduğunu ve göğün bulutları üzerinde geldiğini göreceksiniz.”
Bunun üzerine başkâhin giysilerini yırtarak, “Tanrı’ya küfretti!” dedi. “Artık tanıklara ne ihtiyacımız var? İşte küfrü işittiniz. Buna ne diyorsunuz?”
“Ölümü hak etti!” diye karşılık verdiler.
Bunun üzerine İsa’nın yüzüne tükürüp O’nu yumrukladılar. Bazıları da O’nu tokatlayıp, “Ey Mesih, peygamberliğini göster bakalım, sana vuran kim?” dediler.” (Matta 26: 57-68, İncil)
Üçüncü din mahkemesi (Yahudi) – Ülkedeki din yetkililerinden oluşan Yüksek Kurul tarafından yönetiliyordu. İkinci mahkeme üzerinde çok uzun bir süre geçmeden aralarında konuşup nasıl bir suçlamada bulunacaklarına karar verdiler. İsa’nın ölüme mahkûm edilmesini sağlamak için Roma valisine ne söylemeleri gerekirdi? “Sabah olunca bütün başkâhinlerle halkın ileri gelenleri, İsa’yı ölüm cezasına çarptırmak konusunda anlaştılar. O’nu bağladılar ve götürüp Vali Pilatus’a teslim ettiler.” (Matta 27:1-2, İncil)

İlk sivil mahkeme (Roma)– Roma valisi Pilatus tarafından yönetilmişti. Suçlu değil kararı alındı. Roma valisi İsa’nın kendi yargılama alanı dışında bir yerden olduğunu öğrendiğinde memnun oldu. İsa’yı Hirodes’e göndererek İsa’yı ölüme mahkûm etmek zorunluluğundan kurtulmuştu. En azından bunu umuyordu.
“Sonra bütün kurul üyeleri kalkıp İsa’yı Pilatus’a götürdüler. O’nu şöyle suçlamaya başladılar: “Bu adamın ulusumuzu yoldan saptırdığını gördük. Sezar’a vergi ödenmesine engel oluyor, kendisinin de Mesih, yani bir kral olduğunu söylüyor.”
Pilatus İsa’ya, “Sen Yahudilerin Kralı mısın?” diye sordu.
İsa, “Söylediğin gibidir” yanıtını verdi.
Pilatus, başkâhinlerle halka, “Bu adamda hiçbir suç görmüyorum” dedi.
Ama onlar üstelediler: “Yahudiye’nin her tarafında öğretisini yayarak halkı kışkırtıyor;
Celile’den başlayıp ta buraya kadar geldi” dediler.
Pilatus bunu duyunca, “Bu adam Celileli mi?” diye sordu.
İsa’nın, Hirodes’in yönetimindeki bölgeden geldiğini öğrenince, kendisini o sırada Yeruşalim’de bulunan Hirodes’e gönderdi.” (Luka 23:1-7, İncil)
İkinci sivil mahkeme (Roma) – Hirodes’in başkanlığında yapıldı. Hirodes, İsa’nın mucizeler yaptığının doğru olup olmadığını öğrenmek istiyordu. İsa’nın bunları nasıl yaptığını, hangi güçle yaptığını ve bu güçle nasıl geldiğini merak ediyordu. Ayrıca, İsa’nın kendi önünde de mucize yapmasını umuyordu. İsa yanıt vermedi. Bu adamın merakını gidermeyecekti. Hirodes İsa’yla alay edip ona güldü ama aldığı karar, suçsuz olacaktı.
“İsa’nın, Hirodes’in yönetimindeki bölgeden geldiğini öğrenince, kendisini o sırada Yeruşalim’de bulunan Hirodes’e gönderdi. Hirodes İsa’yı görünce çok sevindi. O’na ilişkin haberleri duyduğu için çoktandır O’nu görmek istiyor, gerçekleştireceği bir belirtiye tanık olmayı umuyordu. O’na birçok soru sordu, ama O hiç karşılık vermedi. Orada duran başkâhinlerle din bilginleri, İsa’yı ağır bir dille suçladılar. Hirodes de askerleriyle birlikte O’nu aşağılayıp alay etti. O’na gösterişli bir kaftan giydirip Pilatus’a geri gönderdi. Bu olaydan önce birbirine düşman olan Hirodes’le Pilatus, o gün dost oldular.” (Luka 23: 7-12, İncil)
Üçüncü sivil mahkeme (Roma) – Yine Roma valisi tarafından yönetilmişti. Suçlu olmadığına karar verildi fakat Pilatus İsa’yı çarmıha gerilmek üzere Yahudi kalabalığa teslim etti. Bunu karısının uyarısına karşın yaptı: “Pilatus yargı kürsüsünde otururken karısı ona, “O doğru adama dokunma. Dün gece rüyamda O’nun yüzünden çok sıkıntı çektim” diye haber gönderdi.” (Matta 27:19, İncil)
“Ama sizin bir geleneğiniz var, her Fısıh Bayramı’nda sizin için birini salıveriyorum. Yahudilerin Kralı’nı sizin için salıvermemi ister misiniz?”
Onlar yine, “Bu adamı değil, Barabba’yı isteriz!” diye bağrıştılar. Oysa Barabba bir hayduttu.
O zaman Pilatus İsa’yı tutup kamçılattı. Askerler de dikenlerden bir taç örüp O’nun başına geçirdiler. Sonra O’na mor bir kaftan giydirdiler.
Önüne geliyor, “Selam, ey Yahudilerin Kralı!” diyor, yüzüne tokat atıyorlardı.
Pilatus yine dışarı çıktı. Yahudilere, “İşte, O’nu dışarıya, size getiriyorum. O’nda hiçbir suç bulmadığımı bilesiniz” dedi.
Böylece İsa, başındaki dikenli taç ve üzerindeki mor kaftanla dışarı çıktı. Pilatus onlara,
“İşte o adam!” dedi.
Başkâhinler ve görevliler İsa’yı görünce, “Çarmıha ger, çarmıha ger!” diye bağrıştılar. Pilatus, “O’nu siz alıp çarmıha gerin!” dedi. “Ben O’nda bir suç bulamıyorum!” “Bunun üzerine Pilatus onlar için Barabba’yı salıverdi. İsa’yı ise kamçılattıktan sonra çarmıha gerilmek üzere askerlere teslim etti.” (Yuhanna 18: 39-19:6, Matta 27: 26, İncil)
Sahte Bir İsa?
Tanrı herhangi bir noktada müdahale edip İsa’yı bu kötü muameleden ve sonunda ölümden kurtaracak mı?
Gerçek İsa’nın yerine sahte bir İsa koyacak mı? İsa’nın yerine başka biri öldürülecek mi? Aşağıdaki nedenlerden dolayı umarım bunların hiçbirine inanmıyorsunuz.
İlk olarak İsa’nın yerine kimse geçmemişti. Asıl olan İsa’nın bizim yerimize öldüğüdür. Bizim yerimize günahlarımızın cezasını yüklendi. Elbette istediğinize inanabilirsiniz. Tanrı, İsa’yı doğrudan cennete alarak düşmanlarından kurtaramaz mıydı? Bunu neden çarmıha gerilmesinden önceki acımasız mahkeme ve dayaktan önce yapmasın? Ayrıca İsa’nın gerçekten kurtarılmaya ihtiyacı vardıysa, Tanrı bunu İsa’nın yerine başka birini koymadan da yapamaz mıydı? Neden talihsiz başka birini nedensiz yere ölümü yaşamaya itsin? Bu O’na kesinlikle yakışmaz. İnsanları kandırıp gerçek İsa’yı gördüklerini sanmalarını sağlamak Tanrı’nın kusursuz karakterine yakışmaz. Hayatta o kadar hilekâr şeylerle karşılaştık ki artık kimseye güvenemiyoruz, peki ya Tanrı’ya? Tanrı bizim gibi mi?
“Çünkü benim düşüncelerim sizin düşünceleriniz değil. Sizin yollarınız benim yollarım değil” diyor RAB. Çünkü gökler nasıl yeryüzünden yüksekse, yollarım da sizin yollarınızdan, düşüncelerim düşüncelerinizden yüksektir.” (Yeşaya 55: 8-9, Eski Antlaşma)
Tanrı’nın yapamayacağı bir şey vardır. Tanrı kendi karakterine ters bir şey yapamaz. Örneğin, günahkâr ya da kötü olan bir şey yaratamaz ya da böyle bir şeyi onaylayamaz. Bazı insanları cennet bazı insanları cehennem için de yaratmaz. Neden mi? Bakın Kutsal Kitap’ta Tanrı’nın karakteri için ne diyor:
“Kötüye bakamayacak kadar saftır gözlerin.” (Habakkuk 1:13, Eski Antlaşma)
Çarmıhta İsa’nın Yerine Kimsenin Geçirilmedi
Kötü ya da günahkâr olan bir şeyle ilişkisinin olması Tanrı’nın doğasıyla tutarlı olmayacaktır. Kendisine ters davranamaz. Çarmıhta İsa’nın yerine kimsenin geçirilmediğine inandığınız takdirde Tanrı önünde daha iyi bir konumda olurdunuz dostum. Bin yıl boyunca İsa’nın çarmıhta ölümünü önceden bildiren peygamberlikle son anda İsa’nın yerine sahte birinin geçirilmesi amacı taşımıyordu. Gerçekten mantıklı değil.
Sonra, Tanrı’nın üstün bilgeliğini düşünün. Tanrı birinin görünüşte İsa’ya benzemesini sağladıysa, bazı insanlar ölümden dirilen bu sahtekârın Mesih olduğunu düşünmeye başlarlar. Bu da Tanrı’yı büyük bir aldatmacanın parçası yapar. Kusura bakmayın ama bunlar Tanrı’nın göksel bilgeliğiyle tutarlı olan şeyler değil.
Sahte İsa ölümden dirildi mi? Hayır, bu görkemli, zaferli an İsa Mesih için ayrılmıştı. İsa’nın çarmıha gerilmeden önce, çarmıha gerildiği sırada ve çarmıha gerildikten üç gün sonra olacaklarla ilgili sözlerine kulak verin. Öğrencilerini uyarmak ve olacakları için hazırlamak için birkaç kez şöyle dedi:
“İnsanoğlu’nun çok acı çekmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerince reddedilmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini söyledi.” (Luka 9: 22, İncil)
“Bundan sonra İsa, kendisinin Yeruşalim’e gitmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı.” (Matta 16: 21, İncil)
“Celile’de bir araya geldiklerinde İsa onlara, “İnsanoğlu, insanların eline teslim edilecek ve öldürülecek, ama üçüncü gün dirilecek” dedi. Öğrenciler buna çok kederlendiler.” (Matta 17: 22-23, İncil)
“İsa, İnsanoğlu’nun çok acı çekmesi, ileri gelenler, başkâhinler ve din bilginlerince reddedilmesi, öldürülmesi ve üç gün sonra dirilmesi gerektiğini onlara anlatmaya başladı.” (Markos 8: 31, İncil)
“Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir. Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.” (Yuhanna 10:11,18, İncil)
Tanrı’nın Üstün Karakterini Savunalım
Kanıtları değerlendirirken, Tanrı’ya atfedilen iki aşağılık manevrayı reddederek Tanrı’nın üstün karakterini savunmayı da unutmayın. Allah’ın İsa’yı öldürmekten kurtararak çarmıhta yaşayacağı şerefsizlikten kurtardığını işitmişsinizdir. Gerçek şu ki, İsa çarmıha yaşamını vermeye sonra da almaya yetkili olan Ölüm Fatihi olarak gitti. Eski Antlaşma bu olayı önceden bildirmiştir. Eski olan yeniyi sınar.
Barnaba İncil’i
İsa’nın çarmıha Ölüm Fatihi olarak gittiği ve yaşamını hem vermek hem de geri almak konusunda yetkili olduğuna kim karşı çıkıyor? Barnaba İncil’i. Bunu biliyor muydunuz? Bugün web sitemizi ziyaret ederken Barnaba İncil’i hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyebilirsiniz. Müslüman yayınevleri tarafından basılan popüler bir kitaptır. Maalesef, iddia edildiği gibi birinci yüzyılda İsa’yı izleyen biri tarafından yazılmamıştır. Hem İncil hem de Kuran’la çelişen on dördüncü yüzyılda yazılmış bir sahtecilik örneğidir. Konumuzdan sapmak istemiyorum ama bu kitap İsa’nın yerine çarmıhta başka birinin öldüğünü desteklediği için öğrettiklerini inandırıcı bulmamak konusunda uyarılmalısınız. Burada kitabı dört konuda eleştirmekle yetineceğim. Bu şeyleri öğreten bir kitap kim yazmış olursa olsun, hangi isimle yazmış olursa olsun güvenebilir misiniz?
1) İsa’nın değil, Muhammed’in Mesih olduğunu söylüyor. İsa kendisi itiraf edip, ‘Ben Mesih değilim’ diyor (42. bölüm). Sonra kâhin şöyle diyor, ‘Mesih’in adı ne olacak?’ İsa şöyle yanıt veriyor, ‘Kutsanmış adı Muhammed’tir’ (97. bölüm). Bu da Al–i İmran 3: 45 ve İncil’in Elçilerin İşleri 2: 36, 17:2-3 ayetleriyle çelişir.
2) Tanrı’nın bir grup imanlıyı 70.000 yıl için cehenneme gönderdiğini yazar (137. bölüm) oysa Kuran Tanrı’nın atom boyunda bir adaletsizlik dahi yapmayacağını söyler. (Nisa 4: 40).
3) Şarabın fıçılarda saklandığını söyler (196. bölüm). Bu da kitabın Orta Çağlar’da yazılmış bir sahtekârlık örneği olduğunu gösterir çünkü İsa’nın döneminde şarap deri içinde saklanırdı. “Hiç kimse yeni şarabı eski tulumlara doldurmaz. Yoksa tulumlar patlar; hem şarap dökülür, hem de tulumlar mahvolur. Yeni şarap yeni tulumlara konur, böylece her ikisi de korunmuş olur.” (Matta 9:17, İncil). Ağaçtan yapılmış fıçılar Orta Çağ’da Avrupa’da kullanılıyordu!
4) Şöyle der, “İsa gemiye binerek kendi kenti olan Nasıra’ya gitti.” Oraya vardığında, ‘…gemiciler bütün kente yaptıklarını anlattılar.’ İsa’nın gerçekten öğrencisi olan herkes Nasıra’nın Lübnan Dağlık bölgesinin en güney ucunda saklı çok güzel bir kent olduğunu bilir. Ve denizden 14 km içerdedir! Balıkçı köyü değildir! (20. bölüm)
Bu kitabın içindeki dil, tarih ve İ.S. 1. yüzyıldaki Yahudi dünyasının coğrafyasıyla ilgili hataları bile kitabın değerini düşürmeye yeter. Bu kitaptaki ‘Barnaba’ ve İncil’deki Barnaba farklı zamanlarda yaşamış iki farklı insandır.
İsa Çarmıha Gerilmiş Miydi?
İsa’nın ölümünün sadece bir efsane olduğuna inanmayı gerçekten çok isteyebilirsiniz. Öyle idiyse, bu efsanenin neredeyse bir gecede yaratılması gerekiyordu çünkü birkaç hafta içinde Hıristiyanlar, İsa’nın çektiği acının günahtan kurtarma gücü ve İsa’nın dirilişinin yaşam veren doğaüstü gücü hakkında vaaz vermeye başlamışlardı bile. Daha da önemlisi bu vaazlar Yeruşalim’de veriliyordu- hatanın durdurulması ve yalanın ortaya çıkarılmasının sağlanmasını en fazla isteyecek olan kentte. Yahudi önderler içinse bu yeni din Yahudi inancının Tanrı’ya küfür niteliğinde çarpıtılmasından başka bir şey değildi.
Gerçek şu ki, Hıristiyanlar inançlarını İsa’nın topluluk önünde mahkemeye çıkarılmış, öldürülmüş ve dirilmiş olmasına dayandırıyorlardı. Bu olaylar gerçekleştikten birkaç hafta sonra bu şekilde konuşmaya başladılar. Bu inanca karşı çıkan binlerce insan, bunlar yanlış olsaydı bunu kolayca kanıtlarlardı. Yani, gerçek İsa ölmemiş olsaydı. Vali Pilatus ya da Kral Hirodes’e ya da Yahudilerin Yüksek Kurulu’na ya da askerlere gidip İsa’nın Hıristiyanların dediği gibi yargılanmadığını ve çarmıha gerilmediğinin kanıtlanmasını sağlayabilirlerdi. Peki, öyle yaptılar mı? Kimse böyle bir şey yapmadı. Kanıtları değerlendirirken bu sessizliğin sesini duymalısınız. Yeruşalim’deki herkes İsa’nın, gerçek İsa’nın çarmıha gerildiğini biliyordu. Birçoğu ölümünü izlemişti.
İlk Hıristiyanlar, İsa’nın ölümü ve dirilişiyle ilgili iddialarını kanıtlamak için tanıkların çok önemli olduğunun çok iyi farkındaydılar. İncil’in esin almış yazarlarından biri İncil’in aşağıdaki bölümünü yazmıştır. İsa’yla aynı çağda yaşamıştır ve şöyle diyordu:
“Aldığım bilgiyi size öncelikle ilettim: Kutsal Yazılar uyarınca Mesih günahlarımıza karşılık öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi. Kefas’a, sonra Onikiler’e göründü. Daha sonra da beş yüzden çok kardeşe aynı anda göründü. Bunların çoğu hala yaşıyor, bazılarıysa öldüler.” (1. Korintliler 15: 3-6, İncil)
Neden, “Bunların çoğu hala yaşıyor…” dedi? Çünkü iddialarının sınanmasından çekinmiyordu. Gözleriyle tanıklık etmiş insanların da bu şekilde tanıklık vereceğini biliyordu. Başka bir deyişle, Hıristiyanlık tanıkların aksini kolaylıkla ispatlayabilecekleri bir zamanda yayılıyordu. Ne var ki, temel iddialar bu testi geçti. Olaylar olmuştu ve İsa’nın ölümü ve dirilişinden sonraki ilk haftalar ve aylarda Hıristiyanların vaaz ettiklerinin özü işte bu olaylardı.
Neden Bir Düzmece Kursun Ki?
Ayrıca, neden bir grup Yahudi, İsa Mesih’in ölümüyle ilgili bir düzmece kursun ki? Hıristiyanların çarmıha gerilmiş bir Mesih yaratmakla kazanacakları bir şey yoktu. Bu anlatımlar uydurma olsaydı Hıristiyanlığın yayılmasını, insan açısından bakacak olursanız, olanaksız hale getirecekti. Çarmıha gerilerek ölüm, en kötü suçlulara verilen işkenceli bir ölüm cezasıydı. İsa Mesih’in çarmıhta ölen Tanrı’nın Oğlu olduğuna ilişkin haberi duyduğunda bunun saçma olduğunu düşündüler. Çarmıhta ölmüş bir Mesih’i vaaz etmek Hıristiyanların lehine olan bir durum değildi. Yaşamlarını ve görevlerini zorlaştırdı. İncil bu konuda oldukça gerçekçidir:
“Çarmıhla ilgili bildiri mahva gidenler için saçmalık, biz kurtulmakta olanlar içinse Tanrı gücüdür. Nitekim şöyle yazılmıştır:
‘Bilgelerin bilgeliğini yok edeceğim,
Akıllıların aklını boşa çıkaracağım.’
Hani nerede bilge kişi? Din bilgini nerede? Nerede bu çağın hünerli tartışmacısı? Tanrı dünya bilgeliğinin saçma olduğunu göstermedi mi? Mademki dünya Tanrı’nın bilgeliği uyarınca Tanrı’yı kendi bilgeliğiyle tanımadı, Tanrı iman edenleri saçma sayılan bildiriyle kurtarmaya razı oldu. Yahudiler doğaüstü belirtiler ister, Greklerse [Yahudi olmayanlarsa] bilgelik arar. Ama biz çarmıha gerilmiş Mesih’i duyuruyoruz. Yahudiler bunu yüzkarası, öteki uluslar da saçmalık sayarlar. Oysa Mesih, çağrılmış olanlar için -ister Yahudi ister Grek olsun- Tanrı’nın gücü ve Tanrı’nın bilgeliğidir. Çünkü Tanrı’nın ‘saçmalığı’ insan bilgeliğinden daha üstün, Tanrı’nın ‘zayıflığı’ insan gücünden daha güçlüdür. Kardeşlerim, aldığınız çağrıyı düşünün. Birçoğunuz insan ölçülerine göre bilge, güçlü ya da soylu kişiler değildiniz. Ne var ki, Tanrı bilgeleri utandırmak için dünyanın saçma saydıklarını, güçlüleri utandırmak için de dünyanın zayıf saydıklarını seçti. Dünyanın önemli gördüklerini hiçe indirmek için dünyanın önemsiz, soysuz, değersiz gördüklerini seçti. Öyle ki, Tanrı’nın önünde hiç kimse övünemesin. Ama siz Tanrı sayesinde Mesih İsa’dasınız. O bizim için tanrısal bilgelik, doğruluk, kutsallık ve kurtuluş oldu. Bunun için yazılmış olduğu gibi, ‘Övünen, Rab’le övünsün.’” (1. Korintliler 1:18-31, İncil)
Yanlış Okumayın!
Bu bölümdeki ilk ayeti yanlış okumayın. Çarmıhın bildirisinin saçma olduğunu söylemiyor. Saçmalıktan bahsediyor ama çarmıhın bildirisini kastetmiyor.
“Çarmıhla ilgili bildiri mahva gidenler için saçmalık, biz kurtulmakta olanlar içinse Tanrı gücüdür.”
Bunu İsa’nın çarmıha gerilmesi öğretişini hor gören, saçma ve inanmaya değer bulmadıkları için mahvolan insanlar için kullanıyor. Çarmıhın bildirisi nedir?
1) Çarmıhın bildirisi, İsa Mesih’in insanların günahı için bağışlatan kurban olarak ölmesidir. Acı çekmesini ve ölümünü eşsiz kılan da budur.
2) Çarmıhın bildirisi insanın Tanrı’yla, bu bağışlatan kurbanın sayesinde barışabilmesi, Tanrı tarafından bağışlanabilmesi ve kurtulabilmesidir.
Ne büyük ve inanılmaz bir kurtuluş! “Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı.” (2. Korintliler 5:19, İncil)
Ayrılığın Büyüklüğü!
Ancak Tanrı’yla aramızdaki ayrılığın büyüklüğünü anladığımız zaman bu barıştırmanın harikalığını görebiliriz. Buna, Tanrı’nın bakış açısıyla bakalım. Tanrı bunu nasıl görüyor? Açık ya da gizli günahlarınızın Tanrı’yla ilişkinizi nasıl etkilediğini merak ediyorsanız hayal edebileceğinizden çok daha kötü olduğunu söyleyebilirim: “Bakın, RAB’ bin eli kurtaramayacak kadar kısa, kulağı duyamayacak kadar sağır değildir. Ama suçlarınız sizi Tanrınızdan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesinizi işittiremez oldunuz.” (Yeşaya 59:1-2, Eski Antlaşma)
İsa’nın çarmıhta ölümünün insanların uydurduğu bir efsane olduğuna inanabilirsiniz ama birinci yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde İsa Mesih’in çarmıha gerilmiş olması genel ve karşı çıkılmayan bir bilgiydi. Ölümüyle ilgili sorular olsaydı Hıristiyanların vaaz ettikleri yerlerde kolaylıkla karşı çıkılabilirdi. Ama öyle olmadı.
İncil’de Elçilerin İşleri kitabını okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Yuhanna’nın Müjdesi’nden sonra gelen bu kitap, İsa’nın göğe alınmasından sonraki yıllarda Hıristiyanlığın yayılışının kaydıdır. Bu kitaptaki ilk ayetlerden biri şöyledir:
“İsa, ölüm acısını çektikten sonra birçok inandırıcı kanıtlarla elçilere dirilmiş olduğunu gösterdi. Kırk gün süreyle onlara görünerek Tanrı’nın Egemenliği hakkında konuştu.” (Elçilerin İşleri 1: 3, İncil)
Böyle Bir Masal Uydurmak Olur Mu?
İsa göğe alınmadan önce sık sık öğrencileriyle bir araya geldi. Allah O’nun yerine başkasını koyduğu için çarmıhtan doğrudan göğe alınmadığına dikkat edin. Bu İsa için gerekli değildi. (Sözde yerine geçen kişiye karşı da doğru olmazdı.)
İsa cennete geri dönmeden önce elçileri olacak ve bildirisine başka ülkelerde tanıklık edecek kişilerle zaman geçirdi. İsa Mesih’in ölümü eski bir efsane olsaydı ya da öğrencilerinin düzeni olsaydı, Yuhanna dışında hepsi şehit olabilir miydi? Kuran’ın kendisi öğrencilerin sadakatine, iyiliğine ve adanmışlığına tanıklık ediyor ve onları örnek olarak gösteriyor. Bu insanlar Efendileri hakkında böyle bir masal uydurabilir miydi? İnsan yaşamını soylu bir amaç uğruna ya da inandığı bir şey uğruna verebilir fakat bilerek bir yalan ya da efsane uğruna veremez. Özellikle de boynunuza ip geçirildiğinde. Vazgeçmediğiniz taktirde yanacağınız ya da çarmıha gerileceğiniz söylediğinde bunu yapamazsınız. Size inanması zor gelmeyebilir ama öğrenciler gibi Tanrı’dan korkan kişilerin bir yalan uğruna öleceklerine inanmakta zorluk çekiyorum. Kanıtı inceleyen hâkim olarak bu kanıta özel bir ağırlık vereceğinizden emin olun.
Binlerce Yahudi’den oluşan bir kalabalığın çevrenizi sardığını düşünün. Bunların çoğu, haftalar önce Roma Valisi Pilatus’un İsa’nın kaderini ellerine bıraktığı kalabalık arasındaki kişiler. O zaman çarmıha gerilmesi için bağırmışlardı! Bu kalabalığın ortasında ne yapmak üzeresiniz? İsa’nın ölümü ve dirilişiyle ilgili ilk vaazı vereceksiniz. Deli misiniz? Daha birkaç hafta önce kalabalıklar İsa’ya karşı düşmanlıkla doluydu. Mantığınız, size karşı da düşmanca davranacaklarını söylüyor. Yalanları vaaz edip sonra kalabalık tarafından linç edilip ezilir misiniz? Yoksa gerçek olduğunu bildiğiniz için mi vaaz edersiniz? Elçi Petrus’un paylaştığı gerçek şuydu:
“Ey İsrailliler, şu sözleri dinleyin: Bildiğiniz gibi Nasıralı İsa, Tanrı’nın, kendisi aracılığıyla aranızda yaptığı mucizeler, harikalar ve belirtilerle kimliği kanıtlanmış bir kişidir. Tanrı’nın belirlenmiş amacı ve öngörüsü uyarınca elinize teslim edilen bu adamı, yasa tanımaz kişilerin eliyle çarmıha çivileyip öldürdünüz. Tanrı ise, ölüm acılarına son vererek O’nu diriltti. Çünkü O’nun ölüme tutsak kalması olanaksızdı.”
“Böylelikle bütün İsrail halkı şunu kesinlikle bilsin: Tanrı, sizin çarmıha gerdiğiniz İsa’yı hem Rab hem Mesih yapmıştır.” Bu sözleri duyanlar, yüreklerine hançer saplanmış gibi oldular. Petrus ve öbür elçilere, “Kardeşler, ne yapmalıyız?” diye sordular. Petrus onlara şu karşılığı verdi: “Tövbe edin, her biriniz İsa Mesih’in adıyla vaftiz olsun. Böylece günahlarınız bağışlanacak ve Kutsal Ruh armağanını alacaksınız. Bu vaat sizler, çocuklarınız, uzaktakilerin hepsi için, Tanrımız Rab’bin çağıracağı herkes için geçerlidir.” (Elçilerin İşleri 2: 22-24, 36-39, İncil)
Yaşamlarını Feda Ettiler
Bunun üzerinde ne kadar düşünsem, ilk Hıristiyanların imanlarını paylaşmak konusunda cesaretlerinin İsa’nın ölümü ve dirilişinin en sağlam kanıtı olduğu konusunda o kadar ikna oluyorum! Her yere gidip dirilmiş olan Mesih’in bildirisini yaymalarına neden olan şey neydi? Çabalarının kendilerine görünen bir yararı – prestij, zenginlik, daha iyi bir sosyal konum ya da maddi yararlar kazandırmak gibi – var mıydı? Öyle olsaydı, yaptıklarına anlam verebilirdik. Hayır, bir zamanlar çarmıhta ölmüş ama sonra dirilmiş Kurtarıcıları’na tüm yürekleriyle bağlı oldukları için dağ tepe demeden inançlarını yaymak için yolculuk yapıyorlardı. Aldıkları ödüllere gelince! Elçiler ve ilk Hıristiyanlar dövüldüler, aslanlara atıldılar, işkence gördüler ve çarmıha gerildiler. Ne zaman fırsat bulsalar, tozlarını silkip Müjde’yi duyurmaya devam ettiler. Konuşmalarını engellemek için olabilecek her türlü yönteme başvuruldu. Ama yine de bildirilerinin gerçek olduğuna inançlarının nihai kanıtı olarak yaşamlarını feda ettiler.
Daha önce anlattığım olaya benzer başka bir olayda Elçi Petrus, İsa’nın ölümü ve dirilişiyle ilgili tarihsel gerçekleri şöyle anlattı:
“Bir gün Petrus’la Yuhanna, saat üçte, dua vaktinde tapınağa çıkıyorlardı. O sırada, doğuştan kötürüm olan bir adam, tapınağın Güzel Kapı diye adlandırılan kapısına getiriliyordu. Tapınağa girenlerden para dilenmesi için onu her gün getirip oraya bırakırlardı. Tapınağa girmek üzere olan Petrus’la Yuhanna’yı gören adam, kendilerinden sadaka istedi.
Petrus’la Yuhanna ona dikkatle baktılar. Sonra Petrus, “Bize bak” dedi.
Adam, onlardan bir şey alacağını umarak gözlerini onların üzerine dikti.
Petrus, “Bende altın ve gümüş yok, ama bende olanı sana veriyorum” dedi. “Nasıralı İsa Mesih’in adıyla, yürü!”
Sonra onu sağ elinden kavrayıp kaldırdı. Adamın ayakları ve bilekleri o anda sapasağlam oldu. Sıçrayıp ayağa kalktı, yürümeye başladı. Yürüyüp sıçrayarak, Tanrı’yı överek onlarla birlikte tapınağa girdi. Bütün halk, onun yürüyüp Tanrı’yı övdüğünü gördü. Onun, tapınağın Güzel Kapısı’nda oturup para dilenen kişi olduğunu anlayınca ondaki değişiklik karşısında büyük bir hayret ve şaşkınlığa düştüler. Adam, Petrus’la Yuhanna’ya tutunuyordu. Bütün halk hayret içinde Süleyman’ın Eyvanı denilen yerde onlara doğru koşuştu.
Bunu gören Petrus halka şöyle seslendi: “Ey İsrailliler, buna neden şaştınız? Neden gözlerinizi dikmiş bize bakıyorsunuz? Kendi gücümüz ya da dindarlığımızla bu adamın yürümesini sağlamışız gibi. İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup’un Tanrısı, atalarımızın Tanrısı, Kulu İsa’yı yüceltti.
Siz O’nu ele verdiniz. Pilatus O’nu serbest bırakmaya karar verdiği halde, siz O’nu Pilatus’un önünde reddettiniz. Kutsal ve adil Olan’ı reddedip bir katilin salıverilmesini istediniz. Siz Yaşam Önderi’ni öldürdünüz, ama Tanrı O’nu ölümden diriltti. Biz bunun tanıklarıyız. Gördüğünüz ve tanıdığınız bu adam, İsa’nın adı sayesinde, O’nun adına olan imanla sapasağlam oldu. Hepinizin gözü önünde onu tam sağlığa kavuşturan, İsa’nın aracılığıyla etkin olan imandır. Şimdi ey kardeşler, yöneticileriniz gibi sizin de bilgisizlikten ötürü böyle davrandığınızı biliyorum. Ama bütün peygamberlerin ağzından Mesihi’nin acı çekeceğini önceden bildiren Tanrı, sözünü bu şekilde yerine getirmiştir. (Elçilerin İşleri 3:1-18, İncil)
Kalabalıkların bu bildiriye nasıl karşılık verdiğine bakın. Yukarıdaki bildiri ve aşağıda verdikleri karşılık italik olarak yazılmıştır:
“Kâhinler, tapınak koruyucularının komutanı ve Sadukiler, halka seslenmekte olan Petrus’la Yuhanna’nın üzerine yürüdüler. Çünkü onların halka öğretmelerine ve İsa’yı örnek göstererek ölülerin dirileceğini söylemelerine çok kızmışlardı. Onları yakaladılar, akşam olduğu için ertesi güne dek hapiste tuttular. Ne var ki, konuşmayı dinlemiş olanların birçoğu iman etti. Böylece imanlı erkeklerin sayısı aşağı yukarı beş bine ulaştı. Ertesi gün Yahudilerin yöneticileri, ileri gelenleri ve din bilginleri Yeruşalim’de toplandılar. Başkâhin Hanan’ın yanısıra, Kayafa, Yuhanna, İskender ve başkâhin soyundan gelen herkes oradaydı. Petrus’la Yuhanna’yı huzurlarına getirtip onlara, “Siz bunu hangi güçle ya da kimin adına dayanarak yaptınız?” diye sordular.
O zaman Kutsal Ruh’la dolan Petrus onlara şöyle dedi: “Halkın yöneticileri ve ileri gelenler! Eğer bugün bir hastaya yapılan iyilik nedeniyle bizden hesap soruluyor ve bu adamın nasıl iyileştiği soruşturuluyorsa, hepiniz ve bütün İsrail halkı şunu bilin: Bu adam, sizin çarmıha gerdiğiniz, ama Tanrı’nın ölümden dirilttiği Nasıralı İsa Mesih’in adı sayesinde önünüzde sapasağlam duruyor.
İsa,’Siz yapıcılar tarafından hiçe sayılan, ama köşenin baş taşı durumuna gelen taş’tır. Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur. Bu göğün altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka hiçbir ad yoktur.”
Kurul üyeleri, Petrus’la Yuhanna’nın yürekliliğini görüp de bunların eğitim görmemiş, sıradan kişiler olduklarını anlayınca şaştılar ve onların İsa’yla birlikte bulunduklarını fark ettiler. İyileştirilen adam, Petrus ve Yuhanna’yla birlikte gözleri önünde duruyordu; bunun için hiçbir karşılık veremediler. Kurul üyeleri onlara dışarı çıkmalarını buyurduktan sonra durumu kendi aralarında tartışmaya başladılar.
“Bu adamları ne yapacağız?” dediler. “Yeruşalim’de yaşayan herkes, bunların eliyle olağanüstü bir belirti gerçekleştirildiğini biliyor. Biz bunu inkâr edemeyiz. Ama bu haberin halk arasında daha çok yayılmasını önlemek için onları tehdit edelim ki, bundan böyle İsa’nın adından kimseye söz etmesinler.” Böylece onları çağırdılar, İsa’nın adını hiç anmamalarını, o adı kullanarak hiçbir şey öğretmemelerini buyurdular.
Ama Petrus’la Yuhanna şöyle karşılık verdiler: “Tanrı’nın önünde, Tanrı’nın sözünü değil de sizin sözünüzü dinlemek doğru mudur, kendiniz karar verin. Biz gördüklerimizi ve işittiklerimizi anlatmadan edemeyiz.”
Kurul üyeleri onları bir daha tehdit ettikten sonra serbest bıraktılar; onları cezalandırmak için hiçbir gerekçe bulamamışlardı. Çünkü bütün halk, olup bitenler için Tanrı’yı yüceltiyordu. Nitekim mucize sonucu iyileşen adamın yaşı kırkı geçmişti.” (Elçilerin İşleri 4:1-22, İncil)
Bir Şekilde Uydurulmuş Olsaydı
İncil’de İsa’nın ölümü ve öğrencilerin çağdaşı olan Yahudiler tarafından çarmıha asılmasını anlatan pek çok benzer anlatım vardır. Anlattıkları çarmıhta olanları olduğu gibi yansıtmasaydı, bir şekilde uydurulmuş olsaydı Yahudi kalabalıklar duyduklarını kabul etmez ve öğrenciler yaşamlarını bir yalana ya da efsane uğruna vermezlerdi.
İsa’nın çarmıhta ölümü gerçeği sorgulanmamıştı. Nasıl sorgulanabilirdi ki, İsa doğmadan bin yıl kadar önce bildirilen peygamberliklere dayanıyordu. Bu konuda web sitemizdeki bir yazıyı okuyabilirsiniz; 332 Peygamberlik, Cırcırböceği ve İsa’ya Güvenmek. İsa’nın çarmıhta ölümüne olan inancımız insana ilahi bir şekilde açıklanan bir şeye inanmaktır. Bu olay, İsa’nın ölümü ve dirilişiyle yerine gerçekleşen pek çok peygamberlikle desteklenmiştir.
Dürüst, güvenilir, Tanrı’dan korkan insanları İncil’i bozmak ya da değiştirmekle suçlamak bir şey, Tevrat ve Eski Antlaşma’nın tümünü alıp İsa’nın çarmıha gerilmesiyle ilgili bu ayetleri değiştirmekle ilgili suçlamak başka bir şey olurdu değil mi? Bu değişiklikleri yapmak için Hıristiyanların o zaman bilinen dünyadaki Eski Antlaşmalar’ın nüshalarını- her nüshayı, her dilde- toplamaları gerekirdi. Ben geçen yaz Türkiye’de yerlere atılan bütün dondurma çubuklarını toplama görevini tercih ederdim doğrusu!
Bu davanın yargıcı olarak, imanlıların Kutsal Yazılar’ı değiştirdikleriyle ilgili bu asılsız suçlamaları eminim değerlendirmeleriniz sırasında dikkate alacaksınız. Daha da önemlisi, kendiniz bu peygamberlik sözlerini okuyun ve bugün Hıristiyanların İsa’nın çarmıha gerilmesiyle ilgili iddiasını kabul etmeye bir ay öncekinden daha yakın olup olmayacağını görün.
Kanıtlar Var Mı?
İsa’nın çarmıha gerilmesiyle ilgili gerçeklerin tarihsel olarak nihai sınanması, öne sürülen gerçeklerin kanıtlarla desteklenip desteklenmediğine bakmaktır. Tarihçilerin amacı önyargılar ve varsayımlarla tarihi düzenlemek, isteklerine göre uyarlamak değil, var olan kanıtların ışığında yazmak ve tarihin kendi adına konuşmasını sağlamaktır. Öncelikle, bu konuda üç tarihçinin yazdıklarına yer vermek istiyorum. Bu konuda yazan daha çok kişi vardır ama aşağıdakiler diğer yazılanları da temsil ediyor. Ayrıca, Hıristiyan inancına karşı düşmanlık duyan tarihçilerden alıntı yapmak istiyorum. Örneğin, Yahudi tarihçi Yosefus’un kayıtlarını okuduğunuzda İ.S. 66 yılında Roma tarafına geçtiğini de hesaba katın.
“Bu sıralarda İsa adında bilge bir adam vardı. Ona adam demek doğru muydu bilinmez, çünkü harika işler yapıyordu, anlattığı gerçeklerin memnuniyetle kabul edildiği bir öğretmendi. Kendisine hem Yahudileri hem de öteki uluslardan insanları çekiyordu. Pilatus, aramızdaki önemli kişilerin isteği üzerine, çarmıhta ölüme mahkûm ettiğinde onu başlangıçta sevenler kendisini terk etmediler çünkü ilahi peygamberlerin daha önceden bildirdiği gibi İsa onlara üçüncü gün canlı olarak göründü.” (Iavius Yosefus, Antiquities, 18. Kitap, 3. bölüm, 3. paragraf 3, İ.S. 90)
“Sonunda rapordan kurtulmak için Nero, halk arasında Hıristiyanlar olarak bilinen ve iğrençlikleri nedeniyle nefret edilen bir gruba suçu yükleyip onlara en kötü işkenceleri yaptı. İsimlerini aldıkları Kristos, Tiberius döneminde, valilerimizden biri olan Pontius Pilatus elinde fazlasıyla ağır bir cezaya çarptırılmıştı.” (Cornelius Tacitus, Yıllıklar Kitap 15, paragraf 54, İ.S. 109). Takitus, Romalı bir tarihçiydi. Profesyonel bir tarihçi olduğu için derlemeden önce malzemeyi iyice araştırmak konusunda büyük özen gösterirdi.
“Hıristiyanlar, bugüne kadar bir adama tapınıyorlar -soylu törenlerini başlatan bu kişi bu nedenle çarmıha gerilmişti- yasalarını veren kişi, iman ettikleri andan itibaren hepsinin kardeş olduğunu öğretmişti. Grek tanrılarını bırakıp çarmıha gerilmiş bilgelerine tapınıp onun yasalarına göre yaşamaları gerekiyordu.” (Lucian, On the Death of Peregrine, s. 11–13, Samosatalı Lusyen’in Yapıtlarına Dair). Lusyen 2. yüzyılda yaşamış bir yazardır ve Hıristiyanlığa karşı çıkmıştır.
Kalemin kılıçtan daha güçlü olduğunu işitmişsinizdir mutlaka. İsa’nın dönemindeki tarihçiler ölümünü ve diriliş gerçeğini inkâr etmek isteselerdi tek yapmaları gereken bunun olmadığını söylemek olacaktı. Tarihçiler ise mesleklerine sadık kalıp sadece gerçekleri aktardılar.
Sizin inancınızı doğru anlıyorsam -gerçekten anlamak istiyorum- Muhammed öldükten yaklaşık 200 yıl sonra ulema sözlü geleneği yazıya geçirdi. Muhammed’in söyledikleri ve yaşamıyla ilgili olarak bu kişilerin yazdıkları Hadislerin doğru olduğuna inanılıyor. İsa’nın ölümü ve dirilişinden 200 yıl sonra değil, 120 yıl sonra yazılan bazı gözlemlere bakmanızı istiyorum. Bunlar İsa’nın sözleri olmasa da yaşamında olanların kanıtıdır. Bu kişilerin tıpkı Hadisleri yazanların gördüklerini ve duyduklarını yazarken yalan söylemek için nedenleri olmadığı gibi bu kişilerin de yalan söylemek için bir nedeni yoktu. Burada yine üç kaynakla sınırlamak istiyorum:
“Kanı bizim için akıtılan Rab İsa Mesih’e saygıyla yaklaşalım.” (Romalı Klement, (First Clement, 21. bölüm, İ.S. 96 )
“…çarmıhın tanıklığını kabul etmeyen Şeytan’dandır.” (Polycarp, (Letter of Polycarp, 7. bölüm, İ.S. 115)
“O’nun (Tanrı’nın) kesin olarak bildiği şeyler gerçekleşecektir. Bunlar çoktan olmuş gibi önceden bildirir… Yukarıda söylenen sözleri Davut, Mesih insan olup çarmıha gerilmeden 1500 yıl önce söylemişti. O’ndan önce ya da çağdaşları, çarmıha gerilerek öteki uluslara sevinç getirmemiştir. Fakat İsa Mesihimiz, çarmıha gerilip öldü, dirildi ve göklere çıktı, egemenlik sürüyor. Bütün uluslarda O’nun adıyla yayınlananla vaat ettiği ölümsüzlüğü almayı bekleyenler arasında büyük bir sevinç vardır.” (Justin Martyr (İ.S. 150, 42. bölüm)
Mahkeme salonunuzda oturup kanıtları yargılamanızı istedim. Dikkatle değerlendirmeniz gereken birkaç nokta daha var:
- Tevrat, Zebur ve İncil’in değiştirilmiş olmasının olanaksızlığı.
- Tevrat ve Zebur’un güvenilirliğinin Ölüdeniz Tomarlarıyla doğrulanmış olması.
- İsa’nın ölümüyle ilgili Tevrat ve Zebur’da yazan peygamberlik sözlerinin yerine gelmesi.
- İsa’nın ölümü ve dirilişiyle ilgili kendi peygamberlik sözleri.
- İsa’nın yerine masum birinin geçirilmesinin Tanrı’nın karakteri, bilgeliği ve doğasına aykırı olması.
- Sessizlik kanıtı: İlk başlarda bile kimsenin İsa’nın ölümünün vaaz edilmesine karşı çıkmaması ya da bunun yalan olduğunu söylememesi.
- İsa’nın dirilişine tanıklık etmiş olan kişiler.
- Öğrencilerin İsa’nın çarmıha gerildiğiyle ilgili inanması zor bir haberi düzmece olarak yaymaları.
- İlk Hıristiyanların yalan olduğunu bildikleri bir şey uğruna cesaretle vaaz verip ölmeyecekleri gerçeği.
- Hıristiyan olmayan tarihçilerin tanıklığı
- İlk Hıristiyan önderlerin tanıklığı
Biraz önce okuduğunuz gibi İsa’nın çarmıha gerilerek ölmesini destekleyen güçlü kanıtlar vardır. Bunu çürüten sağlam kanıtlar olmadığı sürece tarihçiler ve sizin benim gibi insanlar İsa’nın çarmıha gerildiği sonucuna varırlar. İsa’nın ölümü ve dirilişi gerçekleşmediği takdirde Hıristiyanlığın ortaya çıkışını anlamak neredeyse olanaksızdır.