Hıristiyanlık Neden Bu Kadar Kanlı Bir Din?
Önce benim size bir soru sormama izin verin. Adem ve Havva, Tanrı’dan saklandıkları çalıların arkasından bakarken ne gördüler biliyor musunuz? Gördükleri onları şaşırttı. Ama gördükleri şey için Tanrı’ya sonsuza dek minnettar olacaklardı. Önce ben kendi soruma yanıt vereyim. Ben bunu yaptığımda siz de kendi sorunuza yanıt verebileceksiniz.
Bir keresinde biri şöyle demişti: İncil Tevrat ve Zebur’da saklıdır, Tevrat ve Zebur ise İncil’de açıklanmıştır. Yani, Tevrat ve Zebur’da bulunan gerçek tohumları İncil’de tamamen yüz üstüne çıkmış, açıklanmıştır. Bunun tam tersi de doğrudur. İncil’de bulduğumuz gerçekler Tanrı’dan gelen eski vahiylerde görülebilir; zincirin başladığı yerden itibaren birbirine bağlı halkalar izlendiğinde bu görülecektir. Kutsal Kitap’ın bu iki ana bölümün – Eski Antlaşma (Tevrat & Zebur) ve Yeni Antlaşma (İncil) – yazarı aynıdır. Kutsal Kitap ilahi bir kitaptır, Tanrı tarafından esinlenmiştir ve tamamıyla doğrudur. Ne var ki, bizlere verdiği vahiy giderek ilerleyen, açılan bir vahiydir. Aynı ilahi ışık bütün sayfalarında parlamaktadır fakat vahiy üzerindeki perdeler açıldıkça ışık da artmaktadır. Bunu, yaz gününde havanın şafağın karanlığından öğlenin parlak aydınlığına doğru değişmesi gibi düşünün.
Tanrı kendisini bize bu şekilde açıklamaya ve yollarını öğretmeye karar verdi. Bunu daha iyi anlamak için bugün web sitesinden ayrılmadan önce bir yazıyı okumanızı önermek istiyorum. Okur musunuz? Bu yazının ismi Kurbanın Üzerindeki Sır Perdelerinin Kaldırılması. Yazıyı okuduğunuzda Tanrı’nın kurban konusu ile ilgili öğretişini neden belli bir zaman içinde, birbirini izleyen kitaplarla genişletmeyi seçtiğini daha iyi anlayacaksınız. Adem ve Havva gibi sizin de gördükleriniz için Tanrı’ya minnettar olacağınıza inanıyorum.
Hıristiyanlıkta kandan bu kadar çok söz edilmesinin nedenini anlamak için Aden Bahçesi’ne geri gitmeliyiz. Bu konuyla ilgili zincirin halkalarını izlemek için zincirin başladığı yere gitmeliyiz. Tanrı’nın bu konudan ilk söz ettiği yer Aden Bahçesi’dir.
İnsan Masum Olarak Yaratılmıştı
Adem ve Havva’nın Aden Bahçesi’nde kusursuz bir hayatı vardı. Bildikleri tek şey esenlik ve uyumdu. Tanrı yaşamlarını, iyi olanı anlayabilmeleri, düşünebilmeleri ve görebilmelerini sağlayacak şekilde tasarlamıştı. Kötülüğü bilmiyorlardı, kötülük kavramını dahi bilmiyorlardı. Vicdanları bile yoktu. En azından işleyen bir vicdanları yoktu. Kötü olanla iyi olanı ayırt etmelerine yardım etmesi için vicdana ihtiyaçları yoktu, çünkü insan masum olarak yaratılmıştı. Masumiyet, kötülüğü bilmemektedir. Kendi düşünce yaşamınızda yaşadığınız mücadeleleri düşünün, kimsenin bilmediği gizli günahlarınızı düşünün. Adem ve Havva hiç böyle bir sorun yaşamadılar.
Bu pak ve günahsız yaşamı korumak için uymaları gereken tek bir yasa vardı. Tanrı’nın Adem’e söylediği Havva için de aynı derecede geçerliydi: “Ona, ‘Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin’ diye buyurdu, ‘Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.’” (Yaratılış 2:16-17, Eski Antlaşma). Aden Bahçesi’nde, yararlanabilecekleri başka çalılar ve meyve ağaçları vardı. Tanrı’nın yasakladığı tek bir ağaç vardı. Sanırım hikâyenin geri kalan kısmını biliyorsunuz…
Aden Bahçesi’yle İlgili Sekiz Gerçek
Aden Bahçesi’yle ilgili aşağıdaki sekiz gerçeği anladığımızda Tanrı’nın orada gerçekten ne olduğu ve bunun bugün yaşamlarımızı nasıl etkilediği konusunda neler bilmemizi istediğini anlayabiliriz. Aden Bahçesi’nde;
1) İnsanlığın şu anda içinde bulunduğu yozlaşmış ve mahvolmuş durumunun açıklamasını görüyoruz. Neden ruhsal ve ahlaksal olarak bu kadar büyük bir karışıklık içindeyiz? Yanıtı buradadır.
2) Ortak düşmanımız İblis’in sinsi araçları hakkında öğreniyoruz.
3) İnsanın doğruluğun düz ve dar yolunda yürüyecek gücü olmadığını görüyoruz.
4) Günahın ruhsal etkilerini keşfediyoruz- insan her zaman Tanrı’dan kaçmaya çalışır.
5) Tanrı’nın suçlu günahkârlara karşı yaklaşımını görebiliyoruz.
6) İnsan doğasının kendi ahlaksal utancını kendi işleriyle örtme eğilimini görüyoruz- Adem ve Havva için incir yaprakları, sizin ve benim için iyi işler.
7) Tanrı’nın en büyük ihtiyacımızı karşılamak için lütufkâr sağlayışını görüyoruz.
8) Tanrı’nın kendisi ve sorduğunuz soru hakkında bir şey açıkladığını görüyoruz. Yani kan dökmek konusunda.
Tevrat’ın bu açılış ayetlerinde, üzerinde düşünebileceğinizden çok daha fazla düşünecek konu var değil mi? Nitekim imanımın öğretişlerinin gerçekleri üzerinde düşünürken, Yaratılış’ın bu ilk bölümleri üzerinde dururum. Ben İsa Mesih inanlısı olsam da bu bölümlerdeki gerçekler İncil’de öğretilen diğer her şey kadar anlamlıdır. Neden doğrudur? Çünkü söylediğim gibi Kutsal Kitap’ın bütün kitapları aynı Tanrı tarafından esinlenmiştir. Aynı dili konuşur, aynı yüreği açıklar.
Onlara Zarar Verecek
Aden Bahçesi’ne geri döndüğümüzde Adem ve Havva’nın, Tanrı’nın meyvesini yemelerini yasakladığı ağacın üzerinde meyveye baktıklarını görüyoruz. Neden yemesinler ki? Tanrı söylediği için yememeleri gerektiğinden daha iyi bir neden olamaz. Tanrı onların bilmediğini biliyordu. Tanrı, onlara zarar vereceğini biliyordu. (Lütfen bir ara 4 Kardeş ve Nehrin Cazibesi makalesini okuyun. Şimdiye kadar okuduğum en güçlü hikâye. Okuduktan sonra taş fikri aklınızdan çıkmayacak. Taşlar. Tek söyleyeceğim bu. Hikâyeyle ilgili fazla ipucu vermek istemiyorum. Okumanızı tavsiye ederim çünkü itaatsizlikleri yüzünden dört kardeşin başına gelenleri anlatıyor. Tanrı’nın bu sorunlarını nasıl çözdüğünü de öğreneceksiniz.)
Hayır, Adem ve Havva itaatsizlik günahıyla ne kadar yaralanacaklarını bilmiyorlardı. Adem ve Havva iyiliği ve kötülüğü bilme ağacının meyvesini almanın nasıl bir şey olacağını, bunun sonucunda da kötülüğü bilmenin nasıl bir şey olacağını bilmiyorlardı. İyi ve kötü arasındaki farkı bileceklerdi ama istedikleri zaman iyiyi yapamayacaklarsa, istediklerinde yaptıkları kötülükleri durdurma gücüne sahip olamayacaklarsa bunun nasıl bir yararı olacaktı? Yasak meyveyi yedikten sonra bütünlük ve iyilikle dolu yetkin yaşamları sona erdi. Hıristiyanlardan düşünmeleri istenen konular üzerinde odaklanamıyorlardı:
“Sonuç olarak… gerçek, saygıdeğer, doğru, pak, sevimli, hayranlık uyandıran, erdemli ve övülmeye değer ne varsa, onu düşünün.” (Filipililer 4: 8, İncil)
Adem ve Havva’nın Tanrı’ya İtaatsizliği
Adem ve Havva’nın itaatsizliği dünyamızın günaha düşüşünün ilahi anlatımıdır. Tanrı günahı ya da günahkâr şeyleri yaratmadı. İyiliğin ve kötülüğün yaratıcısı değildir. Bunu daha önce duymadıysanız ve bu konuda daha fazla öğrenmek için içinizde ilgi uyandıysa web sitemizin iyilik ve kötülükle ilgili bölümlerdeki diğer soruların yanıtlarını okuyun. Adem ve Havva’nın Tanrı’ya itaatsizliğinde Tanrı’nın isteğine karşı konduğunu, Tanrı’nın sözünün reddedildiğini ve Tanrı’nın yolunun terk edildiğini gördüğümüzü söylemekle yetinelim.
Bu anlatımı okuduğunuzda son ayette durun. Son ayet olduğu için değil çünkü burada ilk kez insanlık tarihinde kandan söz edildiğini duyuyoruz.
“RAB Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, ‘Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki, ağaçların hiç birinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?’ diye sordu. Kadın, ‘Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz’ diye yanıtladı, ‘Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacı meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.
Yılan, ‘Kesinlikle ölmezsiniz’ dedi, ‘Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesinden yediğinizde gözleriniz açılacak, iyi ile kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.’
Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar. Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı’nın sesini duydular. O’ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler.
RAB Tanrı, Adem’e, ‘Neredesin?’ diye seslendi.
Adem, ‘Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim’ dedi. RAB Tanrı, ‘Çıplak olduğunu sana kim söyledi?’ diye sordu,
‘Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?’
Adem, ‘Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim’ diye yanıtladı.
RAB Tanrı kadına, ‘Nedir bu yaptığın?’ diye sordu.
Kadın, ‘Yılan beni aldattı, o yüzden yedim’ diye karşılık verdi.
Bunun üzerine RAB Tanrı yılana, ‘Bu yaptığından ötürü bütün evcil ve yabanıl hayvanların en lanetlisi sen olacaksın’ dedi, Karnının üzerinde sürünecek, yaşamın boyunca toprak yiyeceksin. Senin ile kadını, onun soyu ile senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın.’ RAB Tanrı kadına, ‘Çocuk doğururken sana çok acı çektireceğim’ dedi, ‘Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, seni o yönetecek.’
RAB Tanrı Adem’e, ‘Karının sözünü dinlediğin ve sana, meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için toprak senin yüzünden lanetlendi’ dedi, ‘Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın. Toprak sana diken ve çalı verecek. Yaban otu yiyeceksin. Toprağa dönünceye dek ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın ve yine toprağa döneceksin.’ Adem karısına Havva adını verdi. Çünkü o bütün insanların annesiydi. RAB Tanrı Adem ile karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi.” (Yaratılış 3: 1- 21, Eski Antlaşma)
Tanrı’ya karşı günah işlediklerinde ne yaptıklarına bakın. Kaçıp özel yerlerini incir yapraklarıyla kapattılar. Bugün de insanlar bunu yapıyor. Bir şeylerin yanlış olduğunun bilincinde olan insan, kendi doğruluğunun arkasına sığınmaya çalışıyor ve yaptığı iyi şeylerin yaptığı kötü şeylerden daha ağır basacağına güveniyor ve bunu umut ediyor. Dünyada din sistemleri içindeki sayısız milyonlar, ruhsal utançlarını örtmesini umut ederek iyi işlerini örmeye devam ediyorlar. Bunların hiçbiri sonsuzluk testini geçemez. Ağaçların arkasından çıkıp kendisine karşı günah işledikleri Tanrı’ya yaklaşmaya çalışsalar, incir yapraklarının Adem ve Havva’ya yararı olmayacağı gibi bunların da onlara yararı olmayacaktır.
Tanrı’nın Size Karşılık Verme Biçimi
Gerçek Tanrı hakkındaki gerçeği bilmek istiyorsanız, biri günah işlediği zaman Tanrı’nın Aden Bahçesi’nde ne yaptığına dikkat edin. Tanrı’nın Adem ve Havva’ya karşı tutumu ve günahları karşında yaptıkları tam olarak (‘tam olarak’ sözlerinin altını çizin) Tanrı’nın size karşılık verme biçimidir. Zincirin bütün halkalarını İncil’e kadar izlerseniz size daha fazla ayrıntı verecektir. Aden Bahçesi’nde olanlar ışığında Tanrı’yı ne kadar iyi tanırsanız, İncil’de O’nun hakkında gördüklerinizi de çabucak anlarsınız. Adem ve Havva’ya karşı tutumuyla ilgili olarak şunlara dikkat edin:
1) TANRI’NIN TUTUMU. Kim kimi aradı? İnsan günah işlediğinde, önce insan mı Tanrı’yı aradı yoksa Tanrı mı insanı aradı? Tanrı’ydı değil mi? Tanrı Adem’e ‘Neredesin?’ diye seslendi. Bu ilahi adaletin çağrısıydı, yani Tanrı günahı görmezden gelemez. Günah Tanrı’yı gücendirir ve Tanrı’nın mutlaka günah karşısında bir şey yapması gerekir. İşini doğru yapmayan bazı kişiler ceplerine para koyduğunuz zaman yasaları çiğnediğimizde görmezden gelebilirler ama Tanrı müdahale etmek zorundadır. Tanrı insan gibi değildir.
Tanrı’nın Adem ve Havva’ya çağrısı ilahi bir ıstırabın çağrısıydı. Tanrı bu soruyu sorduğu zaman ses tonunu işitebilseydik, sesindeki acıyı anlardık. Tanrı günahkâr için acı çeker. İsa’nın kendisini reddeden bir kent için duyduğu acıya kulak verin. İnsanları, aileleri, kentleri, ulusları ve bütün dünyayı kurtarabilecek- ama istemedikleri takdirde yapamaz- Olan’ın sözlerini dinleyin:
“Ey Yeruşalim! Peygamberleri öldüren, kendisine gönderilenleri taşlayan Yeruşalim! Tavuğun civcivlerini kanatları altına topladığı gibi ben de kaç kez senin çocuklarını toplamak istedim, ama siz istemediniz.” (Matta 23: 37, İncil)
Ve son olarak, Aden Bahçesi’nde Tanrı’nın kendisine yönelik bu isyana karşı yaklaşımına baktığımızda, çağrısının ilahi bir sevgi çağrısı olduğunu unutmamalıyız. Size ilk sorduğum soruyu hatırlıyor musunuz? Adem ve Havva’nın, Tanrı’nın kendilerini görmemesi için saklandıkları çalıların arkasından baktıklarında ne gördüklerini sormuştum. Gördükleri şey, ancak Tanrı’nın tutumu, doğası ve karakteri sayesinde görebildikleri bir şeydi. Tanrı’nın kendisine karşı günah işleyenler adına yaptığı bir şeyi gördüler. Kutsal Kitap’ın Tanrısı, günahkârların peşinden gidip onları arayan bir Tanrı’dır.
İsa Mesih’i Rab’leri ve Kurtarıcıları olarak kabul edip iman eden Müslümanları ve başka insanların tanıklıklarını okuduğunuzda Hatice adında Türk bir kadının tanıklığını işiteceksiniz. Gerçeği araştırırken ve İncil’i okurken İsa’nın Yuhanna Müjdesi’nde kendisini izleyenlere söylediği bir şeyin kendisini çok etkilediğini söyledi:
“Siz beni seçmediniz, ben sizi seçtim. Gidip meyve veresiniz, meyveniz de kalıcı olsun diye sizi ben atadım. Öyle ki, benim adımla Baba’dan ne dilerseniz size versin.” (Yuhanna 15:16, İncil)
Bu ayetleri okumayı bitirdikten uzun bir sure sonra Tanrı’nın size sorduğu bu soruyu hatırlayabilirsiniz. Unutmayın bu adalet, ıstırap ve sevgi çağrısıdır. O’nun yüreğinden sizin yüreğinize bir çağrıdır:
“Neredesin?”
Anlatılamaz sevgisiyle kayıp olanı aramaya ve kurtarmaya gelen İsa’ydı. Koyunlar çobanı değil, Çoban koyunları arar. Tanrı, İncil’de iki ayette bize kendisinden söz ederken tam olarak bunu söylüyor:
“Tanrı’yı biz sevmiş değildik, ama O bizi sevdi.” (1.Yuhanna 4:10)
“Bizse seviyoruz, çünkü önce O bizi sevdi.” (1.Yuhanna 4:19)
2. TANRI’NIN YAPTIKLARI. Adem ve Havva’nın Aden Bahçesi’nde çalıların arkasında baktıklarında şaşırdıklarını söylediğimi hatırlıyor musunuz? Bu tepkiye neden olan şey neydi? Birincisi, insana ancak Tufan’dan sonra vejetaryen yaşam biçimini bırakma ve et yeme izni verilmişti. Tanrı’nın Nuh ve oğullarına ne söylediğine dikkat edin:
“Bütün canlılar size yiyecek olacak. Yeşil bitkiler gibi, hepsini size veriyorum.” (Yaratılış 9: 3, Eski Antlaşma)
İnsana ilk kez hayvanları yeme izni verildi. Tufan’dan önce hayvanları yemesi yasaktı. Bu, Adem ve Havva’nın daha önce dostları olan hayvanlardan birinin kanının dökülmesini daha önce hiç görmedikleri anlamına geliyor. Yaşayan bir canlının kan dökerek ölümünü daha önce hiç görmemişlerdi. Bu ana kadar, toprağın üzerine ölen bir şeyin kanı dökülmemişti. O ana kadar. Bu görüntü şok ediciydi!
“RAB Tanrı Adem ile karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi.” (Yaratılış 3:1-21, Eski Antlaşma)
Tanrı bu yaptığıyla, günahkâr bir yaratığın kutsal Yaratıcısı’na nasıl geri gelebileceğini gösteriyordu. Kutsal Kitab’ı okuduğunuzda, İncil’e baktığınızda Tanrı’nın günahların bağışlanması için kan sunusunu gerekli gördüğü gerçeğinden kaçamayacaksınız. Tevrat ve Zebur’da tekrar tekrar aşağıdaki gibi ayetleri okuyoruz:
“Çünkü canlılara yaşam veren kandır. Ben onu size… kendinizi günahtan bağışlatmanız için verdim. Kan yaşam karşılığı günah bağışlatır.” (Levililer 17:11)
Tanrı’nın İlk Vaazı
Günahların bağışlanması için dökülen kanın etkisiyle ilgili ilk vaaz, İsa’nın dünyadaki yaşamının büyük bir kısmını geçirdiği Celile bölgesinde ya da İsa’nın dirilişinden sonra Hıristiyanların ilk kez bir araya gelişi sırasında vaaz edilmemişti. Aden Bahçesi’nde Tanrı tarafından verilmişti, sözlerle değil, sembol ve eylemle. Tanrı, ilk olarak Aden Bahçesi’nde bildirdiğini İncil’de tekrarladı.
“…kan dökülmeden bağışlama olmaz.” (İbraniler 9:22, İncil)
Tanrı’nın günahkâr Adem ve Havva’ya, Kutsal Kitap’taki yerine geçme öğretişi hakkında verdiği ilk dersi bizim de izlememize izin vermesi ne kadar büyük bir lütuftur. Adem ve Havva’ya suçlu insan yerine masum yaşayan bir canlının öleceği öğretildi. Dünyadaki ilk ölüm, iki suçlu günahkâr yerine masum bir hayvanın ölümüydü. Dünyada öldürülen ilk hayvan başka birinin günahı için ölmüştü. Gerçek Tanrı hakkındaki gerçeği bilmek isteyen biri kendisine karşı günah işlediğinde Aden Bahçesi’nde ne yaptığını gözlemlemek istiyorsa Tanrı’nın önce harekete geçtiğini fark eder. Tanrı Adem ve Havva’ya utançlarını örtmek için deri veriyor. Kendi başına.
Kanlı bir sahneydi. Derilerini çıkarmak için hayvanların kesilmesi, yaşamlarına son verilmesi ve kanın akıtılması gerekiyordu. Bu şekilde, düşmüş, mahvolmuş günahkârlar için bir örtü sağlanabilirdi. Bu gölgenin uygulanışının sizin için açık olduğunu umuyorum. Adem ve Havva’nın durumunda, Tanrı günahlarının üstünü örtmek için sunu olacak bir hayvan sağladı. Fakat zaman içinde ve kurban konusuyla ilgili vahyinin üzerindeki perdeler açıldıkça Tanrı insanla yeni antlaşmasını yazmayı tamamladı. Tanrı’nın insanla yapacağı bu antlaşma Oğlu, İsa Mesih’in bir kere için sunacağı kan kurbanıyla mümkün olacaktı. Bu, dünyadaki bütün günahkârların günahlarının bedelini ödeyecek nihai kan kurbanı olacaktı. Tanrı’nın kan ve kurban konusundaki ilahi öğretişinin üzerindeki perdeyi kaldırması uzun bir zaman aldı – en azından bizim bakış açımıza göre – ama yine de bu perdeyi kaldırdı.
Sevgili dostum, cennete gitmeniz ancak imanla mümkündür. İsa Mesih’e iman yeterli olacaktır. Yerinize ölen İsa’ya Kurtarıcınız olarak iman ettiğinizde kurtulacaksınız. Aden Bahçesi’ndeki ormana bakın. Adem ve Havva’nın kendisine karşı günah işledikleri Tanrı tarafından bağışlanmak için ne yapmaları gerekti? Hiçbir şey yapmadılar. Hepsini Tanrı yaptı. Adem ve Havva tamamıyla pasif bir konumdaydı. İşte bu nedenle, cennette sonsuz yaşam ve insanın bu yaşamdan oraya geçişi İncil’de Tanrı’dan gelen bir ‘armağan’ olarak anlatılır:
“Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6:23, İncil)
Tanrı, Adem ve Havva’yı çalıların arkasında, birbirlerini suçlar durumda ve Tanrı’ya yaklaşabilecek giysilerden yoksun bir durumda bırakabilirdi. Tanrı onları bu şekilde bırakmadı. Sizi de O’nunla sonsuz bir ilişkiden yoksun bırakmak istemiyor. Önce O’nunla şu anki ilişkinizin nasıl olduğunu görmeniz gerekir. Eski Antlaşma’da anlattığı gibidir:
“Bakın, RAB’bin eli kurtaramayacak kadar kısa, kulağı duyamayacak kadar sağır değildir. Ama suçlarınız sizi Tanrınız’dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesinizi işittiremez oldunuz.” (Yeşaya 59:1-2)
Ölümden korkuyor musunuz? Tanrı’nın hayatınızın tümünü nasıl değerlendireceğini bilmediğiniz için bundan iki yüz yıl sonra nerede olacağınızdan emin değil misiniz? Adem ve Havva kadar derin bir şekilde çalıların arkasına saklanmış durumda mısınız? Umarım değilsinizdir.
İlk anne babamızın orada saklanmalarının nedenini anladığınızı umuyorum. Ve umarım Tanrı’nın insanın kendisine karşı işlediği ilk günahla nasıl başa çıktığını anlıyorsunuz. Şayet bunu anlıyorsanız, aşağıdaki gerçek konusunda fikir birliğinde olacaksınız demektir:
Tanrı’dan öyle bir şekilde ayrılmış durumdayız ki, dinsel törenlerle yaptığımız hiçbir şey veya sevaplarımızın birikimi bizleri yeniden Tanrı’ya çekemeyecek. İyilik ve sadakat göstergesi olan bu eylemler kendi başlarına övgüye değerdir. Fakat bizimle Tanrı arasında var olan sorunların çaresi değildir. Faydaları ancak Adem ve Havva’nın örtünmeye çalıştıkları incir yaprakları kadardır. Tanrı’nın bu durumla başa çıkmak için daha iyi bir yolu var. Her zaman vardır.
Benim önerilerim şöyle:
1) Tanrı’nın Bahçe’deki tutumunu ve yaptığını anımsayalım. Çarmıhta bizim için nihai dersi ve sevgisinin ifadesini yansıtıyor.
2) Kanlı sahneyi ve kimin kim için ne yaptığını hatırlayalım. Aden Bahçesi’nde ve çarmıhta.
3) Yine Kurbanın Üzerindeki Sır Perdelerinin Kaldırılması adlı yazıyı okumanızı önerebilir miyim?
Gerçek Hıristiyanlığın iddialarını kapsamlı bir şekilde araştırın ve bunu yaparken Tanrı’dan bilmenizi istediği şeyleri size göstermesini isteyin. İncil’i okuyup web sitesindeki yazıları incelerken sık sık durup dua edin. Herhangi bir zamanda durup O’na şöyle diyebilirsiniz,
“Tanrı, çarmıhta İsa aracılığıyla yaptığın gibi utancım için sonsuz örtüyü sağlayarak göstermiş olduğun lütfun ve sevgin beni hayrete düşürüyor. Beni gerçekten aradın. Adem ve Havva’ya sorduğun sorunun aynısını işitip duruyorum, ‘Neredesin?’ Sen beni buldun. Senden kaçarken beni buldun. Bundan sonra, İsa’yı izlemek istiyorum, Senin önünde O’nun uğruna öldüğü günahkârlardan biri olduğumu kabul ediyorum.”