Kutsal Kitap Ölüm Hakkında Ne Söylüyor?

01 image6371 death valley dark 45Bu sorunun yanıtına bakmadan önce sizin için bir şeyin resmini çizmek istiyorum. Ölümünüzden sonraki ilk anlar. Bütün insanlığın şu ya da bu zaman geçtiği yolda, ölüm gölgesi vadisinde yürüyorsunuz gibi olacak. Birdenbire yolda bir kavşağa rastlayacaksınız. Biri, yukarı doğru, cennette sonsuz bir yaşama doğru devam ederken diğeri, aşağı doğru, canınızı sonsuza dek Tanrı’dan ayrı olacağı bir yere götürecek yoldur. Ölümünüze kadar ölümünüzün ruhsal yanı – Tanrı’dan ayrılmak – çoktan belirlenmediyse, cennetteki sonsuz yaşama giden, yukarı doğru giden yoldan gitmenize izin verilmeyecektir. Bunların hepsi bir anda olur. Bir an yoldasınızdır, bir anda karşınıza kavşak çıkar. Sonra siz daha fark etmeden hiç bitmeyecek olan bir şey başlar. Ne başlar? Tanrı’dan sonsuza dek ayrı kalmanın anında başlayan azabı ve tarif edilmez acısı. 

Bu resmi aklınızın bir köşesinde tutarak bu yanıtı sonuna kadar okumanızı rica etmek istiyorum. Kutsal Kitap’ta ölümün ilk ve son kez kullanıldığı ayetlere bakalım. İlk olarak Tanrı’nın Aden Bahçesi’nde konuştuğunu işitiyoruz. Son olarak da cennette:

“RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Adem’i oraya koydu. Ona, ‘Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin’ diye buyurdu, ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.’” (Yaratılış 2:15-17, Eski Antlaşma)

“Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.” (Vahiy 21:4, İncil)

Kutsal Kitap’taki bu iki ifade arasında, bilimin insanın yaşam süresini uzatma çabaları ve sadece sonsuzlukta kaydı bulunan milyarlarca insanın sevinç ve üzüntüleri vardır. İnsanın korkularının sayısı sevinçlerinin sayısı kadar çoktur. 02 fear the deepest one is fear of death only jesus frees us of that one 45Karanlık korkusu, hastalık korkusu, doğaüstü olandan korku, ruhlar dünyasıyla ilgili duyulan korku ve ölüm korkusu bunlardan sadece birkaçıdır. Ölüm korkusu her zaman için insanın nihai korkusu olmuştur. İnsan bundan o kadar korkmuştur ki, bu konudan kaçınmaya çalışır, bu düşünceden nefret eder ve ölüme karşı olabildiği kadar savaşır. Hepimiz bunu yapıyoruz. Ne var ki, ölüm gerçektir ve ölecek kimse kalmayana kadar, herkes ait olduğu sonsuz dünyaya – cennet ya da cehennem – gidene kadar böyle devam edecektir.

O zaman siz nerede olacaksınız? 

Ölüm gölgesi vadisi dünyadaki en uzun vadidir. Adem’le birlikte başlayıp insanlık tarihi boyunca binlerce yıldır devam etmiştir. İnsan bu korkunç anı ertelemeye çalışsa da bu karanlık vadiden geçecektir, fakat ölüm her yaşamı alır ve bizi almaması gerektiğiyle ilgili öne süreceğimiz hiçbir iddiayı kabul etmez. Ölüm, toplum için yararlı ya da zararlı olup olmadığımızı dikkate almaz. Ölüm, zengin mi yoksa yoksul mu olduğumuzu sormaz. Ölüm, buna hazır olup olmadığımızla ilgilenmez. Nitekim, attığımız her adım bizi mezara yaklaştırır. Dünyasal bağlarımızın her birine veda etmemiz an meselesidir. İnsanlığın muhteşem tıbbi ilerlemelerinin ve bizleri daha uzun süre yaşatacak bilimsel keşiflerin başarısızlığına karşın aşağıdaki sözleri söyleyen Süleyman’a katılmamız gerekir:

“Çünkü yaşayanlar öleceğini biliyor.” (Vaiz 9:5, Eski Antlaşma)

Kutsal Kitap ölüm hakkında pek çok uyarı içerir ve bu konu hakkında da herhangi bir konuda konuştuğu kadar konuşur. Aden Bahçesi’nde ve henüz günah çirkin yüzünü göstermemişken, Tanrı Adem ve Havva’yı yasak meyveyi yememeleri konusunda uyarmıştı. Uyarının yanında şunu da söylemişti: “Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.” (Yaratılış 2:17, Eski Antlaşma)

03 adam and eve2 forbidden fruit 45Söz dinlemediklerini ve yediklerini biliyoruz. O anda Tanrı’nın yargısı üzerlerine geldi ve bedenleri ölüm ve bozulma sürecine girdi. Günah işlememiş olsalardı günahları onlar aracılığıyla bütün insanlığa yayılmayacak ve Tanrı insanların dünyadan cennete geçmeleri için farklı bir yol bulacaktı. Ölüm geçidinden geçmeyi gerektirmeyecek bir yol olacaktı. Ne var ki, söz dinlemediler ve günah işlediler; bakın ne diyor:

“Adem toplam 930 yıl yaşadıktan sonra öldü.” (Yaratılış 5:5, Eski Antlaşma) 

“Enoş toplam 905 yıl yaşadıktan sonra öldü.” (Yaratılış 5:11, Eski Antlaşma) 

“Kenan toplam 910 yıl yaşadıktan sonra öldü.” (Yaratılış 5:14, Eski Antlaşma)  

“Metuşelah toplam 969 yıl yaşadıktan sonra öldü.” (Yaratılış 5:27, Eski Antlaşma) 

“Lemek toplam 777 yıl yaşadıktan sonra öldü.” (Yaratılış 5:31, Eski Antlaşma)  


04 image4803 noah ark 45Atalar, peygamberler ve elçiler ölümün kesin olduğunu bildirmekten çekinmediler. Nuh doğruluk ve Tanrı’nın yargısı hakkında vaaz etti. İnsanları tövbe etmemeleri halinde Rab’bin onları yeryüzünden sileceği konusunda uyardı.

“Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım” dedi, “Çünkü onları yarattığıma pişman oldum.’” (Yaratılış 6:7, Eski Antlaşma)

O zaman bu yaşlı vaizle alay ettiler ama sonra Tanrı bütün dünyayı ölüm ve yıkımla vurdu. İlahi kayıtlar, her tepenin üstü suyla örtülene kadar yağmur yağdığını söylüyor. Sonra şöyle okuyoruz:

“Yeryüzünde yaşayan bütün canlılar yok oldu; kuşlar, evcil ve yabanıl hayvanlar, sürüngenler, insanlar, soluk alan bütün canlılar öldü. RAB insanlardan evcil hayvanlara, sürüngenlerden kuşlara dek bütün canlıları yok etti, yeryüzündeki her şey silinip gitti. Yalnız Nuh’la gemidekiler kaldı.” (Yaratılış 7:21-23, Eski Antlaşma)

İbrahim oğlunu Rab’be sunu olarak sunduğunda bu karanlık gerçekle, ölümle yüzleşti. Oğlunun yerine bir koç gönderildi ve oğlu kurtuldu. Sonra İbrahim’in eşi Sara’yla ilgili olarak şunları okuyoruz:

“Sara yüz yirmi yedi yıl yaşadı. Ömrü bu kadardı. Kenan ülkesinde, bugün Hevron denilen Kiryat-Arba’da öldü. İbrahim yas tutmak, ağlamak için Sara’nın ölüsünün başına gitti.” (Yaratılış 23:1-2, Eski Antlaşma)

“RAB Musa’ya, “Ölümüne az kaldı” dedi. Ağabeyin Harun Hor Dağı’nda ölüp atalarına kavuştuğu gibi, sen de çıkacağın dağda ölüp atalarına kavuşacaksın.” (Yasanın Tekrarı 23:1; 31:14, Eski Antlaşma)

“O günlerde Hizkiya ölümcül bir hastalığa yakalandı. Amots oğlu Peygamber Yeşaya ona gidip şöyle dedi: “RAB diyor ki, ‘Ev işlerini düzene sok. Çünkü iyileşmeyecek, öleceksin.” (2. Krallar 20:1, Eski Antlaşma)

05 image7567 life death eternity face 45Evet, Musa’nun ölümünü ve Hizkiya’nın ölümü ve diğerlerinin ölümünü okuyoruz. Bunların hepsinin kaynağı bu ilahi hükümdür:

“Ölecek olan, günah işleyen candır.” (Hezekiyel 18:4, Eski Antlaşma)

Kutsal Kitap ölüm konusuyla doludur! Enoş ve İlyas dışında, Kutsal Kitap karakterlerinden birinin hayatını çalışıp da hepsinin öldüğünü hatırlamamamız olanaksızdır. Hayat sigortası şirketlerinin bu kadar zengin olmasına şaşmamalı! Tek yapmaları gereken, insanların ölecek olmalarına işaret etmektir. Müşterilerine ölümün aniden ve beklenmedik bir şekilde geleceğini gösterebildikleri takdirde sigorta poliçesini satacakları kesindir! Çoğu insanın söylediği gibi ‘yaşayanlar diyarı’ olsaydı sigorta şirketleti işlerini kaybederlerdi. Aslında şöyle söylememiz gerekir: ‘Yaşayanlar diyarı cennet, ölüm diyarı ise dünyadır.’  

Ölüm korkumuz ışığında İncil’in İsa’nın bu dünyaya geliş amacı hakkında söylediklerine bakalım: 

“Bu çocuklar etten ve kandan oldukları için İsa, ölüm gücüne sahip olanı, yani İblis’i, ölüm aracılığıyla etkisiz kılmak üzere onlarla aynı insan yapısını aldı. Bunu, ölüm korkusu yüzünden yaşamları boyunca köle olanların hepsini özgür kılmak için yaptı.” (İbraniler 2:14-15, İncil)

Önümüzdeki iki sayfada ölümün nedenine bakacağız. Fakat okuduğumuz ayetlerden İblis’in ve İsa’nın dünyadaki görevleri hakkında çok önemli bir şey öğreniyoruz. Birincisi, elinde ölüm gücünü tutuyordu. Diğeri bu gücü tutanı mahvetti. Neyi çok ilginç ve avutucu buluyorum? Tanrı’ya ne için sonsuza dek minnettar olacağım? Ölüm gücünü elinde tutanı mahveden, bunu kendi ölümüyle gerçekleştirdi! Bunu tam olarak anlamadığınızı düşündüğüm için aşağıda ayetlerle ilgi birkaç yoruma yer vermek istiyorum.

Birincisi, ayetlerden İblis’in ölüm gücüne sahip olduğunu öğreniyoruz. Bu, İblis’in insanları istediği gibi öldürüp yok edebileceği anlamına gelmez. Aksine, İblis’in günahı dünyaya ilk tanıtan kişi olduğu anlamına gelir. Adem ve Havva’yı Tanrı’ya karşı ayartan oydu. Tanrı’nın sözünü dinlememeleri için onları teşvik etti. Nitekim, İblis evrende günah işleyen ilk yaratılmış varlıktı. Aşağıdaki birkaç paragrafta onun hakkında daha fazla okuyacaksınız.  

06 iii word became flesh1 temp5 45İkincisi, İsa’nın sonsuzluktaki haliyle, bizim adımıza İblis üzerinde bu zaferi güvence altına almak için ölemeyeceğini göreceksiniz. İsa’nın insan olması gerekliydi. Bu nedenle, ölebileceği bir biçime büründü. İsa, isteyerek ve egemen olarak günahlarımızın bedelini ödeyerek öldü. Benzer şekilde, aynı egemenlikle üçüncü gün ölümden dirildi. İsa’nın bize kendisinden söz etmesine ve yapmak için geldiği şeye kulak verin: 

“Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir. Canımı, tekrar geri almak üzere veririm. Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.” (Yuhanna 10:11, 17-18, İncil)

Ölümden kaçış yoktur. Kaçmak için elimizden gelen her şeyi yapsak da ölüm hepimizi ziyaret edecektir. Gözyaşlarımıza, dualarımıza ve yakarışlarımıza kulaklarını tıkar. Gelmek zorundadır. Neden? Çünkü ölümle randevumuz vardır.

“Oysa Mesih, kendisini bir kez kurban ederek günahı ortadan kaldırmak için çağların sonunda ortaya çıkmıştır. “Bir kez ölmek, sonra da yargılanmak nasıl insanların kaderiyse, Mesih de birçoklarının günahlarını yüklenmek için bir kez kurban edildi. İkinci kez, günah yüklenmek için değil, kurtuluş getirmek için kendisini bekleyenlere görünecektir.” (İbraniler 9:26-28, İncil)

Ortadan kaldırılan neydi? İsa Mesih, günahın sonuçlarının üstesinden geldiği için günahı ortadan kaldırmıştır! Kimin günahları? İsa’nın uğruna öldüğü günahkarlardan biri olduğunu kabul eden herkesin günahlarını. 


07 image5301 praise 45Bu dünyada İblis’in görevi ve İsa’nın görevi hakkında okudunuz. Kiminkini onaylıyorsunuz? Kiminkinden yararlanıyorsunuz? İsa’nın ödediği bedel ve İblis üzerinde kazandığı zafer sayesinde, ölümün bizimle Tanrı arasına getirebileceği ayrılıktan korkmamıza gerek yoktur. Umudum ve duam bu yanıtın sonuna geldiğinizde Tanrı önünde bunu kabul edenler arasında sayılabilmenizdir. Bu hayatınızda gerçekleştiğini zaman mutlaka fark edeceksiniz. Bir anda ölüm korkunuz, yargı korkunuz ve cehennemde sonsuzluğu geçirme korkusu ortadan kalkacak. Bu üç korkunun her biri sonsuza dek ortadan kalkacak çünkü İsa sizin yerinize cehennemde mahkumiyeti çekti.

Ölümün Nedeni  

Ölüm nereden kaynaklanır? Tanrı’nın egemenliğini kabul ediyoruz. Peki insanın yaşamındaki her anın Tanrı tarafından yaratılıştan önce belirlendiğini kabul etmek zorunda mıyız? Ben Kutsal Kitap’ta böyle bir öğretiş görmüyorum. Evet, Tanrı kesin olarak egemendir fakat insanı kendisi için karar verme iradesiyle yaratmıştır. Tanrı olsaydınız, siz de yaşamı büyük olasılıkla daha farklı tasarlamazdınız. Bir dünya dolusu insanın onlar için programladığınız şekilde, kukla ya da insan robotlar gibi hareket etmesini ister miydiniz? Hayır, onlara seçim özgürlüğü vermek isterdiniz. Sizi sevme ve size tapınma konusunda seçim hakkı verirdiniz, fakat siz bu kararı onların yerine almazdınız. 

İnsan, henüz günah işlememişken, masumken, Adem hiçbir şeyin öldüğüne tanıklık etmemişti. Bu, Aden Bahçesi’ndeydi. İnsana hayvan yemek için izin, ancak Tufan’dan sonra verilmişti. Tanrı Nuh ve ailesine şöyle demişti:

“Bütün canlılar size yiyecek olacak. Yeşil bitkiler gibi, hepsini size veriyorum.” (Yaratılış 9:3, Eski Antlaşma).

08 deadend seems right to a man but its death question mark sharper 45Adem vejeteryandı. Bu yüzden bir hayvanın nefes almak için zorlandığını, nefes alamadığını ve öldüğünü hiç görmemişti. Kutsal Kitap ölümden ilk kez, ilk anne babamız bu konuda uyarıldığı sırada söz etmiştir. Havva yaratılmadan hemen önce, günahsız Adem, günahsız Tanrı’yla güzel bir paydaşlığa sahipken Tanrı’nın Adem için şöyle dediğini duyuyoruz: 

“Ona, ‘Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin’ diye buyurdu, ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.’” (Yaratılış 2.16-17, Eski Antlaşma)

Adem yaşadığını biliyordu ama Rab’den işitene kadar ölüm konusuna yabancıydı. ‘Ölüm’ sözcüğü ne anlama geliyordu? Tanrı’nın bu kavramı kendisine açıklamasına ihtiyaç duyuyordu.Artık ne yapacağı konusunda kendisinin karar vermesi gerekiyor. Artık neyin doğru neyin yanlış olduğunu biliyordu. Tanrı’nın sözünü dinlemenin devam eden ve sonu olmayan yaşam, sözünü dinlememenin ise ölüm cezası demek olduğunu biliyordu. Seçim gücü ve karar verme hakkı artık insana verilmişti. Günahsız Adem olarak kalıp, günahsız Tanrı’yla yakın bir paydaşlık yaşamak istiyor muydu? 

Bu noktada Kutsal Yazılar’da ilk kez gizemli bir kişiyle, Şeytan’la karşılaşıyoruz. Daha önceki tarihi hakkında hiçbir şey söylenmeden hikayeye dahil oluyor. Onun yaratılışı, Adem’den önceki varlığı, ona verilen yüceltilmiş konum ve buradan korkunç düşüşüyle ilgili bilgimiz Kutsal Kitap’ın diğer bölümlerinden gelir. Bu konuda daha fazla şey öğrenmek isterseniz Yeşaya 14:12-15 ve Hezekiel 28:12-19 ayetlerine bakabilirsiniz.  

Şeytan henüz Aden Bahçesi’nde varlığını göstermemişti fakat bu sefer meydan okumadan duramayacaktır. Şeytan Tanrı’nın söylediğine meydan okuyor ve Tanrı’nın iyiliğini sorgulamaya bile cesaret ediyor. Havva’yı ayartsa da meyveyi yemesi için zorlayamazdı. Bazen anne babalar çocukları yemek yemediği zaman onları yemek yemeğe zorluyorlar.  Bunu kendi deneyimlerime dayanarak söylüyorum. Çoğu zaman o kaşık dolusu ezilmiş yemek sonunda çocuğunuzun yüzüne bulaşıp kalıyor! 09 image12257 snake 45Şeytan meyveyi ağaçtan koparıp Havva’nın boğazından sonra da Adem’in boğazından aşağı tıkabilir miydi? Bakın ne oldu:

“RAB Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, ‘Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?’ diye sordu. Kadın, ‘Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz’ diye yanıtladı, ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.’ Yılan, ‘Kesinlikle ölmezsiniz’ dedi. ‘Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.’ Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi.” (Yaratılış 3:1-6, Eski Antlaşma)

Şeytan Havva’yı Tanrı’nın sözlerinin doğru olmadığına ikna etmişti ama sonunda meyveyi alma kararını veren Havva ve kocasıydı. Bu onların seçimiydi ve bunu yaparak Rab’bin hoşnutsuzluğuna neden oldular. Verdiği uyarı açıktı:

“Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.” (Yaratılış 2:17, Eski Antlaşma)

O gün ne öldü? Tanrı, “Günahın ücreti ölüm,” dedi ve bunun anlamı ayrılık demektir. Ölümün iki yönü vardır; biri fiziksel, diğeri ise ruhsal. Her ikisi de ayrılıkla ilgili ve Tanrı’ya karşı günah işlemenin sonucu. Fiziksel olarak öldüğümüzde, canımız bedenimizden ve sevdiklerimizden fiziksel olarak ayrılır. O an Adem ve Havva Tanrı’ya karşı günah işlediklerinde gerçekleşen ölüm bu değildi. Fiziksel ölümleri daha sonra gerçekleşecekti. 

O gün ölen şey Tanrı’yla ilişkileriydi. Ruhsal olarak ölmüşlerdi.

“Bakın, RAB’bin eli kurtaramayacak kadar kısa, kulağı duyamayacak kadar sağır değildir. Ama suçlarınız sizi Tanrınız’dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesinizi işittiremez oldunuz.” (Yeşaya 59:1-2, Eski Antlaşma)


10 image9667 hand 45Tanrı, insanla kişisel bir ilişkiye sahip olmayı arzulayan kişisel bir Tanrı’dır. Her şeyin ötesinde, bilinemeyen bir Tanrı değildir. Adem ve Havva’yla yaşadığı paydaşlığı bizimle de yaşamak istiyor – O’na karşı günah işlemeden önce sahip oldukları ilişkiyi. Günah resme dahil olduğunda ne oluyor? Siz söyleyin. Karanlığın ışıkla nasıl bir paydaşlığı olabilir? Kutsal Kitap’ta gözlerinin kötülüğe bakamayacak kadar saf olduğunu öğrendiğimiz Kişi ile bir günahkar arasında nasıl yakın bir bağ bulunabilir? Bizler başka günahkarlara gayet rahat uyum sağlayabiliriz. Günahkarlar arasında bu sorun olmayacaktır. Fakat Tanrı ile durum böyle değildir. Günah insan ve Yaratıcısı arasına ayrılık sokar. Tanrı huzurunda günah olmasına göz yumamaz. İnsan günahkar olduğu için Tanrı’nın huzuruna giremez. Bu, hem bu yaşamda hem de bir sonraki yaşamda geçerlidir. Günah konusunda bir çare bulunamadığı sürece O’nunla sonsuzlukta yaşamamız mümkün değildir.

Tanrı haklı bir neden olmadığı sürece ne yargılar ne de bir şeyin olmasına izin verir. Adem ve Havva Tanrı’nın sözünü dinlemedikleri için Tanrı hepimizi ölüme mahkum etti. Bu korkunç suçlamaya neden hem sizi hem de beni dahil ediyor? Çünkü onların günaha olan eğilimlerini bizler de miras aldık. Adem’den sonra doğan herkesin yapısında bu eğilim vardır. Hepimiz günah nedeniyle suçluyuz. Adem ve Havva’ya gelince Tanrı onları uyarmıştı. Günahın ölüm anlamına geldiğini bildikleri halde yine de günah işlemeyi seçtiler.

İnsanın masum olduğunu iddia etmesi mümkün değildir. Masumiyetimizi uzun zaman önce kaybettik. Adem ve Havva günah işledikleri gün masumiyetlerini kaybettiler. Bu nedenle, hem onlar hem de biz öleceğiz. Tanrı’nın yasasını çiğnedik. İnsanın günahının ve itaatsizliğinin sonuçlarından kaçınmak için haklı bir neden öne sürmesi olanaksızdır. 

11 image9480 people shame 45Aşağıda Yaratıcımız’ın bizleri temize çıkarmasını neden hak edemeyeceğimiz konusunda beş neden sayıyorum: 

“Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.” (Romalılar 3:23, İncil)

Çünkü günahın ücreti ölüm…” (Romalılar 6:23, İncil)

“Ölecek olan, günah işleyen candır.” (Hezekiyel 18:4, Eski Antlaşma)

“Sonra arzu gebe kalır ve günah doğurur. Günah olgunlaşınca da ölüm getirir.” (Yakup 1:15, İncil)

“Günah bir insan aracılığıyla ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi.” (Romalılar 5:12, İncil)

Ölüm Süreci

Ölüm, her insanı aynı sona götürmediği için her insanı aynı şekilde etkilemez. Mezara, evet, her insan sonunda mezara gidecektir. Fakat daha önce de paylaştığım gibi ölümün iki yönü vardır: Ruhsal ve fiziksel. Ben ölümün ruhsal yönünün en korkutucu yanı olduğuna inanıyorum. Çoğu insan ölmekten korkar fakat sonsuzluk açısından ölümün ruhsal yönü bizi hayal gücümüzün ötesinde bir gerçekle yüzyüze getirecektir. Ölümün ruhsal yönü insanın canının Tanrı’dan ayrılmasıyla ilgilidir. Bu dünyada deneyim edilir ve öldükten sonra ayrılık devam eder. Tanrı, huzurunda günahı hoş göremez. İnsan günahkar olduğu için Tanrı’nın huzurunda olamaz. Bu, Tanrı’nın sonsuz evinden, cennete girmenin yasaklanmasını da kapsar.

Kutsal Kitap’ın ilk kitabı olan Yaratılış’ta şu ana kadar okumadığımız bir ayet Tanrı’nın Adem ve Havva’nın günahına nasıl karşılık verdiğini açıklar. Bahçenin üzerinde uçan ve Tanrı’nın insanın itaatsizliğne nasıl karşılık vereceğini görmek için bekleyen tümenlerce meleği hayal edebiliyorum. Bahçe son derece sessizdir. Adem ve Havva’nın saklandığı çalıların arkasında biraz hışırtı duyuluyor ama onun dışında hiç ses yok. Hayvanlar gelecek olan deprem öncesinde çıt çıkarmıyorlar. Ölümcül bir sessizlik var. Tanrı ne yapacak? Tanrı onları Bahçe’den uzaklaştırmadan önce onlara kurtuluş yolunu açıkladı:

“RAB Tanrı Adem’le karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi.” (Yaratılış 3:21, Eski Antlaşma)

12 blood abel5a 45Tanrı, o gün Aden Bahçesi’nde açık ve net bir şekilde vaaz ediyordu. Bu vaaz tarihin sayfalarında yankılandı ve umarım bu çalışma yolunun bir yerlerinde Tanrı’nın sizinle konuştuğunu işitebilirsiniz. Bu ilk vaaz sözlerle değil, bir sembolle vaaz edildi. Önce bu ana zemin hazırlayan olaylara bakalım:   

“RAB Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, ‘Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?’ diye sordu. Kadın, ‘Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz’ diye yanıtladı, ‘Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi.’ Yılan, ‘Kesinlikle ölmezsiniz’ dedi, ‘Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak, iyiyle kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.’ Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar.” 

“Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı’nın sesini duydular. O’ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler. RAB Tanrı Adem’e, ‘Neredesin?’ diye seslendi. Adem, ‘Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim’ dedi. RAB Tanrı, ‘Çıplak olduğunu sana kim söyledi?’ diye sordu, ‘Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?’ Adem, ‘Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim’ diye yanıtladı. RAB Tanrı kadına, ‘Nedir bu yaptığın?’ diye sordu. Kadın, ‘Yılan beni aldattı, o yüzden yedim’ diye karşılık verdi. Bunun üzerine RAB Tanrı yılana, ‘Bu yaptığından ötürü bütün evcil ve yabanıl hayvanların en lanetlisi sen olacaksın’ dedi, ‘Karnının üzerinde sürünecek, yaşamın boyunca toprak yiyeceksin. Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın.’ RAB Tanrı kadına, ‘Çocuk doğururken sana çok acı çektireceğim’ dedi, ‘Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, seni o yönetecek.’ RAB Tanrı Adem’e, ‘Karının sözünü dinlediğin ve sana, meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için toprak senin yüzünden lanetlendi’ dedi, ‘Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın. Toprak sana diken ve çalı verecek, Yaban otu yiyeceksin. Toprağa dönünceye dek ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın ve yine toprağa döneceksin.’ Adem karısına Havva adını verdi. Çünkü o bütün insanların annesiydi. RAB Tanrı Adem’le karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi.”  (Yaratılış 3:1-21, Eski Antlaşma)


13 image10674 four 4 lessons in garden of eden 45Daha önce söylediğim gibi Tanrı’nın Adem ve Havva’nın ilk günahına verdiği karşılık vaaz edilen ilk Müjde vaazıydı – sözlerle değil, sembolle. Adem ve Havva’yı bu şekilde giydirerek Tanrı onlara dört ders verdi. Adem ve Havva, yaşam ve Tanrı hakkında öğrendikleri şeyleri konuşmak için aile olarak her gün bir araya geldiklerinde bu dersi çocuklarına da aktardılar. Yaşam çok yeniydi. Her şey çok yeniydi.

Çocuklar çok soru soruyor öyle değil mi? Soru sormayı seviyorlar, özellikle de ‘neden’  sorusunu. ‘Muzlar neden kıvrımlı?’ ‘Şimdi neden geğirdim?’ ‘Güneş gece nereye gidiyor?’ Adem ve Havva’nın çocukları, ‘Anne neden Tanrı’yı dinlemediniz?’ ‘Baba, biz neden buradayız, anlattığın o güzel bahçede değiliz?’ ‘Anne, tekrar neden o kuzunun ölmesi gerektiğini anlatır mısın? Daha önce, söz dinlemediğin için olduğunu anlatmıştın. Lütfen bir kez daha anlatır mısın?’ gibi sorular da soruyorlardı. Tanrı’nın onlara öğrettiği bu dört ders bizim de öğrenmemiz gereken derslerdir:

1)  Suçlu bir günahkarın Tanrı’ya yaklaşması için uygun bir giysiye ihtiyacı vardı.
2)  Kendi elleriyle hazırladıkları incir yapraklarından önlükler Tanrı için kabul edilebilir değildi.
3)  Örtüyü Tanrı’nın sağlaması gerekiyor.
4)  Zorunlu olan bu örtü ancak ölümle sağlanabilirdi.

Günahın ücreti ölümdür. Tanrı, kendisine itaat etmemeleri durumunda ödenmesi gereken ücretin ne olduğunu söylemişti. Tanrı’nın bu değişmez açıklamasına tekrar bakalım:

“RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Adem’i oraya koydu. Ona, ‘Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin’ diye buyurdu, ‘Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.’ (Yaratılış 2:15-17, Eski Antlaşma)

Adem ve Havva Tanrı’nın buyruğuna karşı gelmişlerdi ve adalet, yasanın cezasının yerine getirilmesini bekliyordu. Merhamet, ancak adalet yerine geldikten sonra görünebilir. Tanrı, işlenen bir suçun cezasından kurtulmak için biraz parayla rüşvet verebileceğimiz polis memuru ya da devlet memuru gibi değildir. Çevre yolunda hız yaparken yakanlandıysak ya da dairemiz için KDV ödemeden alışveriş yaparken yakalandıysak Tanrı bu suç hiç işlenmemiş gibi davranacak ya da alelacele birkaç büyük banknot sıkıştırmamız için arka cebini açacak bir adam gibi değildir. 14 image10675 cross red 45Söz konusu Tanrı olduğunda merhamet ancak adalet yerine geldikten sonra mümkündür. Adem ve Havva’yı yaptığı şekilde giydirdikten sonra Tanrı günahın ancak kurbanın ödeceyeği bedelle, yaşam alınıp kan akıtılarak örtülebileceğini gösterdi. Kurbanı getirerek, kurbanı sunan kişi sunusuyla özdeşleşir ve günahkar olduğunu ve ancak yargıyı hak ettiğini kabul eder. Ölümün yasal olarak gereklilik olduğunun farkındadır.  

Adem ve Havva’nın, Yaratıcıları’na nasıl yaklaşabilecekleri konusunda bilgilendirildikleri açıktır. Kayin ve Habil’in Tanrı’nın huzuruna gelmek ve kabul edilmek için kanlı bir sunu getirmeleri gerektiğini bildiklerine şüphe yoktur. Aile olarak bu konudan sık sık söz ediyorlardı. Bahçe’de olup bitenler hafızalarında oldukça tazeydi. Kayin ve Habil Tanrı’nın anne ve babalarına ne öğrettiğini ve anne babalarının onlara aktardıklarını biliyorlardı. İncil’deki bu ayet bunu daha da net bir şekilde açıklıyor: 

“Habil’in Tanrı’ya Kayin’den daha iyi bir kurban sunması iman sayesinde oldu. İmanı sayesinde doğru biri olarak Tanrı’nın beğenisini kazandı. Çünkü Tanrı onun sunduğu adakları kabul etti. Nitekim Habil ölmüş olduğu halde, iman sayesinde hâlâ konuşmaktadır.” (İbraniler 11:4, İncil)

Habil sunusunu Tanrı’ya ‘imanla’ sundu. İncil’deki bu ayet nasıl imana sahip olabileceğimizi açıklıyor: “İman, haberi duymakla, duymak da Mesih’le ilgili sözün yayılmasıyla olur.” (Romalılar 10:17, İncil)

Nasıl iman edebiliriz? Tanrı’nın yüreklerimize konuştuğu bildiriyi işiterek ya da Habil’in durumunda anne babasının kendisine öğrettiği gerçeği işitip buna karşılık vererek. Kayin’in aksine Habil sunusunu ‘imanla’ sundu. Yani, Tanrı’nın bu boğazlanmış kuzuyu kabul edeceğine, dökülen kanının Tanrı’nın gerekliliklerini karşılayıp adaletini yerine getireceğine inandı. İşte gerçek iman budur: Tanrı’nın Sözü’ne inanmak ve ona göre davranmak. 

15 image8100 face 45Her iki kardeş de bu bildiriyi işitti. Kayin işittiklerini dikkate alarak davranmadı. Bilerek Tanrı’ya sırtını döndü. Kendisinin de günahkar anne ve babası için sunulan türde sunuya ihtiyaç duyan günahkar bir varlık olduğunu inkar etti. Kayin Tanrı’ya kişisel olarak layık olduğunu düşünerek yaklaşmakta ısrar etti. Tanrı’nın yolunu kabul etmek yerine kendi yoluna gitti ve kendi zevkine uygun bir sunu seçti. Bugün birçok insan Kayin gibidir. İncil de aşağıdaki ayetlerde bunu söylüyor: 

“…bu kişiler anlamadıkları her şeye sövüyorlar. Öte yandan, akıldan yoksun hayvanlar gibi içgüdüleriyle anladıkları ne varsa, onları yıkıma götürüyor. Vay onların haline! Çünkü Kayin’in yolundan gittiler.” (Yahuda 1:20-21, İncil) 

Kayin gibi insanlar, insanın Tanrı’nın huzurundan ve Aden Bahçesi’nden atıldığını ve bu nedenle kendileri ve Tanrı arasında büyük bir uçurum olduğunu ateşli bir şekilde reddederler. Tanrı’nın bu dünyanın ötesinde olduğunu ve kişisel olarak tanınamayacağını kabul ederler. Ne var ki, bunun kendileriyle Tanrı arasındaki aşılamaz bir uçurum yüzünden olduğunu kabul etmezler. Bu uçurumun üzerinden sadece Bahçe’deki sununun habercisi olduğu Kişi tarafından köprü kurulabileceğini düşünürler mi? Düşünmezler. Kimin habercisidir? Tanrı Kuzusu diye anılacak olanın habercisidir. 

Neden bir oğulun sunusu kabul edilirken diğerininki kabul edilmedi? Tanrı neden Kayin’in sunusuna hoşnut olarak bakmadı? Kayin, Tanrı’nın kendisine ve ailesine öğrettiği dört dersle ilgilenmiyordu.


15b image6371 death valley dark 45İşte burada yine ölümü izleyen dakikaların resmini görüyoruz. Bütün insanlığın şu ya da bu zamanda geçtiği yolda ölüm vadisinden geçmek gibi bir şey. Yolda hemen bir kavşakla karşılaşacaksınız. Biri cennetteki sonsuz yaşama doğru gider, diğeri ise aşağı doğru, canınızın Tanrı’dan sonsuza dek ayrı olacağı bir yere doğru gider. Ölümünüzün ruhsal yönü – Tanrı’dan ayrı olmak – siz ölmeden önce çözülmediği sürece cennetteki sonsuz evinize giden yoldan gitmenize izin verilmeyecektir. Bir an ana yoldasınızdır, sonra bir anda kavaşağa gelirsiniz. Daha siz neyin ne olduğunu anlamadan hiç sona ermeyecek bir şey başlar. Tanrı’dan sonsuza dek ayrı olmanın eziyeti ve tarif edilemez acısı hemen o anda başlar.   

Bunu daha önce okudunuz, fakat birinin bu eziyeti ve acıyı sizin yerinize çektiğini biliyor musunuz? İsa Mesih’in ölümünün amacı buydu. Üç gün sonra dirilmesi ise Tanrı’nın bu olay üzerine vurduğu ‘onay mührüydü.’ İncil şöyle diyor:

“Nitekim Mesih de bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü.” (1. Petrus 3:18)

Günahın ölümle cezalandırılması gerektiği için günahsız İsamız çarmıha kendi rızasıyla gitti ve günahın neden olduğu gazabı yatıştıran kurban olarak kendini isteyerek sundu. Kutsal Kitap şöyle diyor:  

“Kan dökülmeden bağışlama olmaz.”

16 jesus calvary 45Günahın bağışlatılması kan dökülmesini gerektirir. Hayvanlar, Tanrı’nın Eski Antlaşma’daki talimatlarına göre kurban edilirdi. Fakat hayvanın kanı insanın günahını ancak örtebiliyordu, tamamen kaldıramıyordu. 

“Oysa Mesih, kendisini bir kez kurban ederek günahı ortadan kaldırmak için çağların sonunda ortaya çıkmıştır. Bir kez ölmek, sonra da yargılanmak nasıl insanların kaderiyse, Mesih de birçoklarının günahlarını yüklenmek için bir kez kurban edildi. İkinci kez, günah yüklenmek için değil, kurtuluş getirmek için kendisini bekleyenlere görünecektir.
Kutsal Yasa’da gelecek iyi şeylerin aslı yoktur, sadece gölgesi vardır. Bu nedenle Yasa, her yıl sürekli aynı kurbanları sunarak Tanrı’ya yaklaşanları asla yetkinliğe erdiremez.
Erdirebilseydi, kurban sunmaya son verilmez miydi? Çünkü tapınanlar bir kez günahlarından arındıktan sonra artık günahlılık duygusu kalmazdı. Ancak o kurbanlar insanlara yıldan yıla günahlarını anımsatıyor. Çünkü boğalarla tekelerin kanı günahları ortadan kaldıramaz.”  (İbraniler 9:26-28; 10:1-4, İncil)

İnsanlığın günahlarını bağışlatması için günahsız birinin kurban edilmesi gerekiyordu.  Günahkar bir insanın başka bir günahkar yerine ölme hakkı yoktur, öyle değil mi? Kendi günahları yüzünden ölmesi gerekirdi. O zaman aramızda günahı olmayan biri yoktur değil mi? Günahsız kul olmaz! Bir dakika….bunu yapabilecek Biri vardı. Gelişi önceden peygamberlik sözüyle bildirilmişti. Bizim yerimize öleceği önceden bildirilmişti.Vaftizci Yahya O’nu gördüğünde şöyle dedi:

“Yahya ertesi gün İsa’nın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: ‘İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!’” (Yuhanna 1:29, İncil)

Adem ve Havva Aden Bahçesi’nde Tanrı’ya karşı günah işledi. Tanrı buna onların yerine masum bir hayvanı kurban ederek karşılık verdi. İşte bu kurban, İsa’nın çarmıhta bizim yerimize öleceğini önceden bildiriyordu. İsa Mesih’i günahımızın taşıyıcısı ve günahtan kurtaran Kurtarıcı olarak kabul ettiğimizde, kurban yerine geçen ve zaferli olan ölümü sayesinde Tanrı’yla barışırız. Tanrı’yla ilişkimiz eski gönencine kavuşur ve artık cennet yolunda oluruz! İmanlılar, İsa bu dünyaya gelmeden 700 yıl önce O’nun hakkında söylenen peygamberliği tekrar edebilirler,

17 calvary1 45“Aslında hastalıklarımızı o üstlendi. Acılarımızı o yüklendi. Bizse Tanrı tarafından cezalandırıldığını, vurulup ezildiğini sandık. Oysa, bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi. Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza Ona verildi. Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk. Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık. Her birimiz kendi yoluna döndü. Yine de RAB hepimizin cezasını ona yükledi.” (Yeşaya 53:4-6, Eski Antlaşma)

Doğamız gereği aşağı doğru giden yoldaydık, sonsuza dek Tanrı’dan ayrı düşmek üzere lanetlenmiştik. Ölümü ve dirilişi sayesinde İsa kaderimizi değiştirdi. O ana yolda, ölüm gölgesi vadisinden geçen yolumuzu değiştirmek için öldü. İncil’i okuduğunuzda Hıristiyanlar’ın yaşamlarını dolduran sevincin nasıl bir şey olduğunu anlayabileceksiniz. İsa üçüncü gün ölümden dirilerek ölüm ve günah üzerinde güce sahip olduğunu gösterdi. Her bir Müjde’nin son bölümlerini daha ayrıntılı bir şekilde okuyun. İsa sayesinde ölüm artık yenilmiş bir düşmandır.


“Ey ölüm, zaferin nerede? Ey ölüm, dikenin nerede? Ölümün dikeni günahtır. Günah ise gücünü Kutsal Yasa’dan alır. Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla bizi zafere ulaştıran Tanrı’ya şükürler olsun!” (1. Korintliler 15:55-57, İncil).

Bize zarar verecek diken kalmamıştır! “Böylece Mesih İsa’ya ait olanlara artık hiçbir mahkumiyet yoktur.” (Romalılar 8:1, İncil)

Beni Değil, Onu Soktular!

18 image10676 bees 45Küçük bir çocukken büyükannemin bahçesindeki arı kovanları beni büyülerdi. Onlarda kaldığım bir gün, tek başıma arı kovanlarını araştırmaya karar verdim. O zaman o kadar çok yoktu o yüzden birinin kapağını açtım. Sonra, sallamaya karar verdim…

Çığlıklarımı ilk duyan kişi büyükannem oldu. Mutfakta çalışıyordu ve lavabonun üstünde bahçeyi gören büyük bir pencere olduğu halde ne yapması gerektiğini çok iyi biliyordu. Büyükannem doğrudan arka kapıya arı kovanlarının yanına geldi. Arıları kızdırmıştım ve saldırıya geçmişlerdi. İğnelerini batırdıkları takdirde hayatımın tehlikeye gireceğini biliyordu bu nedenle beni önlüğünün altına aldı ve mutfağa doğru koştuk. Arka kapıya doğru giderken arıların soktukları kişi büyükannem oldu. Kulaklarında, burnunda, yüzünde, kollarında ve saçlarında – hemen hemen her yerinde – iğneler vardı. Büyükannemin sevgisi sayesinde, arılar beni değil, onu soktu.

Ne zaman Kutsal Kitap’ta İsa ve benim günahlarımı yüklenmesini okusam büyükannemi düşünmeden edemem. Örneğin, Eski Antlaşma’da İsa’nın acı çekmesi ve ölümü hakkında Mesih’le ilgili bu peygamberlik sözü: “Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık. Her birimiz kendi yoluna döndü. Yine de RAB hepimizin cezasını ona [İsa’ya] yükledi.” (Yeşaya 53:6, Eski Antlaşma)  

Leave a Comment