Cehennem Gerçekten Var mı? Cehennem Sonsuz mu?

01 rename 9 dark red text 45Aslında kimse cehennem hakkında konuşmaktan hoşlanmaz. www.cehennemvaadi.com diye bir web sitesi açacak olsak, pek ziyaretçimiz olacağını zannetmiyorum. Çoğu insan bazı insanların sonsuz bir zulüm çekeceklerine inanmak istemez. Bunun nedenini anlamak zor değildir. Eğer sonsuz bir azabın çekileceği bir yer olsaydı, bu gerçeğin inanılmaz sonuçları olurdu! Kendilerinin de bu yere gitme olasılıklarını değerlendirmeleri gerekirdi! Ne var ki, sonsuz ceza doktrini Hristiyanlık inancının temelinde yer alan bir öğretiştir. Bu nedenle bu web sitesinde buna yer vermemiz gerekiyor. Sonsuz ceza görüşümüz büyük oranda günahın kötülüğüne karşı tutumumuzu yansıtır. Günahı hafife alan insanlar sonsuz yargının ağırlığını anlayamazlar. Bu konuda doğru bir şekilde düşünmeyi öğrenelim ve istemediğimiz takdirde cehenneme gitmeyeceğimizi bilerek şükredelim.

Kimse, cennet ve cehennem, sonsuz ateş ve azaptan İncil’de İsa’nın söz ettiği kadar açık bir şekilde söz etmemiştir. Şöyle anlatır İsa:

“Zengin bir adam vardı. Mor, ince keten giysiler giyer, bolluk içinde her gün eğlenirdi. Her tarafı yara içinde olan Lazar adında yoksul bir adam bu zenginin kapısının önüne bırakılırdı; zenginin sofrasından düşen kırıntılarla karnını doyurmaya can atardı. Bir yandan da köpekler gelip onun yaralarını yalardı.
Bir gün yoksul adam öldü, melekler onu alıp İbrahim’in yanına götürdüler. Sonra zengin adam da öldü ve gömüldü. Ölüler diyarında ıstırap çeken zengin adam başını kaldırıp uzakta İbrahim’i ve onun yanında Lazar’ı gördü.
‘Ey babamız İbrahim, acı bana!’ diye seslendi. ‘Lazar’ı gönder de parmağının ucunu suya batırıp dilimi serinletsin. Bu alevlerin içinde azap çekiyorum.’
“İbrahim, ‘Oğlum’ dedi, ‘Yaşamın boyunca senin iyilik payını, Lazar’ın da kötülük payını aldığını unutma. 02 image10654 knock door 45Şimdiyse o burada teselli ediliyor, sen de azap çekiyorsun. Üstelik, aramıza öyle bir uçurum kondu ki, ne buradan size gelmek isteyenler gelebilir, ne de oradan kimse bize gelebilir.’
Zengin adam şöyle dedi: ‘Öyleyse baba, sana rica ederim, Lazar’ı babamın evine gönder. Çünkü beş kardeşim var. Lazar onları uyarsın ki, onlar da bu ıstırap yerine düşmesinler.’
İbrahim, ‘Onlarda Musa’nın ve peygamberlerin sözleri var, onları dinlesinler’ dedi.
Zengin adam, ‘Hayır, İbrahim baba, dinlemezler!’ dedi.’ Ancak ölüler arasından biri onlara giderse, tövbe ederler.’ İbrahim ona, ‘Eğer Musa ile peygamberleri dinlemezlerse, ölüler arasından biri dirilse bile ikna olmazlar’ dedi.” (Luka 16:19-31, İncil)

Bu iki kişinin ölümden önceki durumları tamamen tersti. Bunu fark ettiniz mi? Zengin adam, paranın satın alabileceği her türlü zevke sahipti. Buna karşılık Lazar sefalet içinde yaşıyordu. Maalesef, zengin adam, dilenci olan Lazar’ın acısını ve sefaletini dindirecek hiçbir şey yapmadı.

Neden Lazar’ın Tanrı’ya gerçekten inanan biri, zengin adamınsa inançsız olduğu söylenmiyor? Luka 16. bölümün bağlamı bu sorunun yanıtlanmasına yardımcı oluyor.  İsa’nın döneminde yaşayan din önderleri paraya düşkünlerdi ve İsa ne zaman bu konuda öğretiş verse O’nu hırpalıyorlardı. Bu bölüm bağlamında, onlar imansız sayılıyordu. İmansızlıklarını, paraya duydukları aşırı sevgi ve yoksullarla ilgilenmemelerinde görebiliyoruz. İsa bu benzetmede onları kast ediyordu; onları, din bilginlerinin hor gördüğü gerçek imanlılarla kıyaslıyordu. 

03 salvation a gift we take as a beggar received bread 45Lazar öldüğünde, melekler tarafından İbrahim’in yanına götürüldü. Lazar’ın onun yanında olduğunu söylemek, cennete alındığını ve orada mutlu olduğunu söylemekle aynıydı. Ayrıca, Yahudiler İbrahim’in dostu olmakla ve onun soyundan gelmekle övünürlerdi. Onlara göre onun dostu olmak, insanın sahip olabileceği en büyük onurdu. Bu nedenle İsa, bu yoksul ve dertli adamın mutluluğun en yüksek düzeyine ulaşırken, İbrahim’in soyundan gelmekle övünen zengin adamın sonsuza dek kaybolduğunu gösterdi. İsa’nın döneminde yaşıyor olsaydık, İsa’nın bu hikayedeki zengin adamdan söz etmekle açgözlü dindar halkı kastettiğini anlardık.

Bu adamların bu dünyadan sonraki yaşamları, bu dünyadaki yaşamlarından ne kadar da farklı olmuştu! Zengin adam, Lazar’dan merhamet etmesini isteyerek çektiği azabı dindirmeye çalıştı. Bu ayeti unutmayın! İşte, ölümden sonra ödül veya cezanın olmasının zorunlu olmasının nedenlerinden biri budur: 

“İbrahim, ‘Oğlum’ dedi, ‘Yaşamın boyunca senin iyilik payını, Lazar’ın da kötülük payını aldığını unutma. Şimdiyse o burada teselli ediliyor, sen de azap çekiyorsun.” (Luka 16:25, İncil) 

Ölümden sonra bir tür ödül ve ceza olması adaletin gereğiydi, çünkü zengin adam refah ve lüks içinde yaşamıştı, Lazar’ın sefaleti onu etkilememişti. Bu dünyaya bakıp insanların zalimliklerinden ve adaletsizlikten rahatsız olan herkes, Kutsal Kitap’ın bir gün bir hesaplaşma günü olacağını öğrettiğini bilmelidir. Bütün yanlışların düzeltileceği bir zaman gelecektir. Lazar ve zengin adamın durumu işte böyleydi. İnsanların çağlar boyunca adalet için yakarışlarının yanıtıdır cennet ve cehennem.


04 rename 259Bu benzetmeden, ölümden sonraki ödül veya cezanın ölmeden önce verdiğimiz bir karara göre belirlendiğini anlıyoruz. Bu konuda bazılarınızın çok dikkatli bir şekilde düşünmenizi istiyorum, çünkü size yaptığınız her işin iki melek tarafından kaydedildiği öğretildi; buna göre, meleklerin biri bir omzunuz, öteki diğer omzunuz üzerinde, Yargı Günü’nde yaptıklarınız değerlendirilecek ve sonsuzluğu nerede geçireceğiniz konusunda bir karar verilecekti. Ancak Kutsal Kitap böyle öğretmiyor. Tanrı, sizin O’nun için yapacaklarınıza bakarak değil, O’nun sizin için yaptıklarına dayanarak, bu yaşamda cennetle ilgili bu kararı vermeye davet ediyor size. Bu seçim öldükten sonra değiştirilemez:  

“Üstelik, aramıza öyle bir uçurum kondu ki, ne buradan size gelmek isteyenler gelebilir, ne de oradan kimse bize gelebilir.” (Luka 16:26, İncil)

Sonsuz azaba mahkum edilenlere ikinci bir şans verilmez. Bu yaşantıda alınan kararların sonsuzluk boyunca geçerli olacak sonuçları, ölümden sonraki hayatta geçerli olacaktır. Bunun böyle olduğunu İncil’de okuyoruz: 

“Bir kez ölmek, sonra da yargılanmak nasıl insanların kaderiyse, Mesih de birçoklarının günahlarını yüklenmek için bir kez kurban edildi.” (İbraniler 9:27-28, İncil)

Sonsuz gazabı çekecek insanların yaşayacağı en büyük acı, belki de zihinlerinde ve bedenlerinde hissedecekleri acı ve pişmanlık olmayabilir. Sevdikleri kişilerin de arkalarından geleceğinden korkuları olabilir. Bazı insanların sevdiklerinin cehenneme gitmeleri halinde, onların peşinden oraya gideceklerini söylediklerini duydum. 05 man laughing larger 45Bazı insanların cehenneme gitmeyi tercih edeceklerini, çünkü oradaki insanları daha fazla sevdiklerini veya yaptıklarından hoşlandıklarını söylediklerini duydum. Tüm ciddiyetimle sizi uyarmak istiyorum! Cehennemde olan kimse yaşayanların yanlarına gelmesini istemez! Kimsenin kendi yaşadıkları azabı yaşamasını istemezler. Film yıldızları veya ünlü insanlarla birlikte olmanın o kadar da kötü olmadığını düşünüyorsanız, lütfen böyle düşünmeyin!!!

Bu benzetmeden öğrendiğimiz en şaşırtıcı gerçek belki de, kayıp olanların sonsuz gazaba mahkum edilmelerinin nedeninin, kanıtların yetersizliği olmadığını öğrenmek olabilir.  Cehenneme gitmelerinin nedeni bilinçli olarak imansızlık etmeleridir.

“İbrahim ona, ‘Eğer Musa ile peygamberleri dinlemezlerse, ölüler arasından biri dirilse bile ikna olmazlar’ dedi.” (Luka 16:31, İncil)

İnsanı sonsuza dek mahkum eden şey bilmemesi değil, bilerek iman etmemesidir!

Bu benzetmeden, “ölüler diyarı”nın Lazar için olduğu gibi bir bereket ve esenlik yeri olabileceği gibi, zengin adam için olduğu gibi bir azap yeri de olabileceğini öğrendik. Eski Antlaşma’da bu terim hem “doğru biri” olarak tanımlananlar hem de kötüler için kullanılır. Ne var ki, bu adamları sonsuzlukta bekleyen deneyimler birbirinden çok farklıdır! 

Sonsuzluğun bu iki yönünden söz etmeden önce, İsa çarmıha gerildikten üç gün sonra ölümden dirildiğinde ölüler diyarında olan çok önemli bir şeyi anlatmak istiyorum. İsa ölümden dirildiğinde, Eski Antlaşma’daki bütün imanlıları kendisiyle birlikte olmak üzere cennete götürdü. Nuh, Musa, Süleyman ve binlercesi daha! Ama hepsi bu değil. Birini daha götürdü:

06 cross three of them1 long 45“Çarmıha asılan suçlulardan biri, “Sen Mesih değil misin? Haydi, kendini de bizi de kurtar!” diye küfür etti. Ne var ki, öbür suçlu onu azarladı. “Sende Tanrı korkusu da mı yok?” diye karşılık verdi. “Sen de aynı cezayı çekiyorsun.
Nitekim biz haklı olarak cezalandırılıyor, yaptıklarımızın karşılığını alıyoruz. Oysa bu adam hiçbir kötülük yapmadı.”
Sonra, “Ey İsa, kendi egemenliğine girdiğinde beni an” dedi.İsa ona, “Sana doğrusunu söyleyeyim, sen bugün benimle birlikte cennette olacaksın” dedi.”
Öğleyin on iki sularında güneş karardı, üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü. Tapınaktaki perde ortasından yırtıldı. İsa yüksek sesle, “Baba, ruhumu ellerine bırakıyorum!” diye seslendi. Bunu söyledikten sonra son nefesini verdi.
Olanları gören yüzbaşı, “Bu adam gerçekten doğru biriydi” diyerek Tanrı’yı yüceltmeye başladı. Olayı seyretmek için biriken halkın tümü olup bitenleri görünce göğüslerini döve döve geri döndüler. Ama İsa’nın bütün tanıdıkları ve Celile’den O’nun ardından gelen kadınlar uzakta durmuş, olanları seyrediyorlardı.
Yüksek Kurul üyelerinden Yusuf adında iyi ve doğru bir adam vardı. Bir Yahudi kenti olan Aramatya’dan olup Tanrı’nın Egemenliği’ni umutla bekleyen Yusuf, Kurul’un kararını ve eylemini onaylamamıştı. Pilatus’a gidip İsa’nın cesedini istedi. Cesedi çarmıhtan indirip keten beze sardı, hiç kimsenin konulmadığı, kayaya oyulmuş bir mezara yatırdı.” (Luka 23:39-53, İncil)

İsa’nın bedeni gömülüyken, mezardaki bu üç gün içinde, İsa Eski Antlaşma döneminde yaşamış tüm imanlıları ve bu hırsızı cennete götürdü! Hepsinin ‘vatanı’ görkemli bir yerle değiştirilmişti!


07 image10239 prison bars jail guilty 45Artık imanlılar ölüler diyarında -Lazar’ın bulunduğu kısmında- bulunmuyorlar. Orada ‘Taşındık!’ yazısı asılıdır. Orası şu anda, nihai olarak sonsuz yargıya mahkum edilecek kişilerin bekletildiği bir yer olarak kullanılır. Orayı, yasayı çiğneyenlerin Yargıç önüne çıkıp, davalarının görüleceği ve itaatsizlikleri nedeniyle mahkum edilmeyi bekleyenlerin tutulduğu bir nezarethane gibi düşünebilirsiniz. Yargı Günü’nü beklerken acı çekiyorlar. Bu geçici yerde büyük acı çekiyorlar. Kaldıkları yer geçici olsa da, acıları geçici değildir. Kötüler diriltildikleri zaman yargılanacaklar, cehenneme mahkum edilecekler ve sonsuza dek Tanrı’dan ayrılacaklar. İncil bunu “ikinci ölüm” diye adlandırır.

“Ölüm ve ölüler diyarı ateş gölüne atıldı. İşte bu ateş gölü ikinci ölümdür. Adı yaşam kitabına yazılmamış olanlar ateş gölüne atıldı.” (Vahiy 20:14-15, İncil)

“Ölüm” bedenlerin ne durumda olduğunu anlatır. Ölüler diyarı ise ruhların nerede olduğunu anlatır. Dirilişte bu insanların bedenleri ile ruhları birleşir ve sonsuza dek acı çekecekleri yere gönderilirler. Bu ikinci ölüm birincisinden farklıdır, çünkü insanlar artık beden ve canın ayrılmasını yaşamazlar. İkinci ölüm sırasında, ölüler diyarında bedenleri ve ruhları birbirinden ayrı olduğu zamandan daha mı fazla acı çekerler? Bilmiyorum ve bilmek de istemiyorum. Belki acının yoğunluğunda bir fark olabilir ama türünde değil.

Cehennem insanların pek sevdiği bir konu değildir ve buraya kadar okumanız bile beni şaşırttı. Çoğu insanın cehennem gerçeğine karşı çıkması ve böyle bir yerin varlığını bile sorgulaması şaşırtıcı değildir. Sonsuz mahkumiyet doktrinine karşı iki temel ve en çok öne sürülen savdan söz etmek istiyorum.

I.   Cehennemin var olması çok acımasızca.
II.  Cehenneme gönderilebilecek olmak haksızlık.

I. Cehennemin Var Olması Çok Acımasızca

08 iii evil3 temp5 45İyi ve sevgi dolu bir Tanrı, nasıl olur da böylesine korkunç bir yer yaratabilir? Kendinize bu soruyu sorduğunuz oldu mu? Ben sordum. Cehennemin varlığını ve amacını sorguladım. Bence sorgulamayan yoktur. Cehennem gibi bir kader ‘zalimce ve tuhaf’ mı? Burada işaret edilmesi gereken ilk şey, böyle bir tepkinin, günahı olduğu gibi görememenin bir sonucu olduğudur. Yaratıcımız’a karşı günah işlemenin cezası olan cehennemin çok acımasızca olduğunu düşünüyorsak, suçu aslında pek ciddiye almıyoruz demektir. Günahı yeterince ciddiye almıyoruz. Tanrı’nın sözünü dinlememe günahı hakkında ne düşünüyoruz?

Aslında önemli olan, bizim bu konuda düşündüklerimiz değil, Tanrı’nın kendisine karşı yapılmış itaatsizlik hakkında ne düşündüğüdür. Herkeste bulunan, “ruhsal kanser” olarak görülebilecek günaha karşı sert davranmak gerekir, çünkü ölümcüldür. Tanrı, günah çirkin yüzünü melekler arasında gösterdiğinde buna sert bir şekilde karşılık verdi. Ayaklananlar, onlara önderlik edenle birlikte cennetten kovuldu. Ayaklananlar cinler, önderleri ise Şeytan olarak tanınır. Tanrı, kendisine başkaldıranlara karşı -ister melek ister insan olsun– aynı tutumu sergiler. Günahı Tanrı’nın gördüğü gibi gördüğümüz zaman, cehennemin çok acımasız olduğunu düşünmeyiz.

Sorunlarımızdan biri Tanrı’yı doğru anlamamamızdır. Bazıları Tanrı’yı cennette yaşayan yumuşak biri gibi görür. Derler ki, Tanrı o kadar sevgi doludur ki, insanları yargılamaz. ‘Sevgi Tanrısı, nasıl olur da insanları cehenneme gönderebilir?’ Siz de bu soruyu sormuşsunuzdur. Evet, Tanrı sevgi Tanrısı’dır. Fakat söz konusu günah olduğunda Tanrı adalet ve gazap Tanrısı’dır. Tanrınız günahtan nefret etmiyor ve günahın üstesinden gelmiyorsa, Kutsal Kitap’ta söz edilen Tanrı değildir. 

09 evil still within1 temp5 45İnsanların Tanrı’nın varlığına karşı iki temel savının birbirini yanıtlamasını hep ilginç bulmuşumdur. Birincisi, ‘Bu kadar kötülük varken, iyi ve sevecen bir Tanrı’dan söz etmek nasıl mümkün olur?’ savı; ikincisi, ‘İnsanları sonsuz bir cehenneme mahkum eden Tanrı, nasıl iyi bir Tanrı olabilir?’ Bu gibi eleştirilere vereceğimiz en basit yanıtımız şu olmalıdır: Bu dünyaya kötülüğün girmesine izin veren iyi bir Tanrı vardır, fakat günahları için sunduğu ilahi çözümü kabul etmeyenleri sonsuza dek mahkum etmeyi seçmiştir. Tanrı nasıl bir yandan iyi olup diğer yandan kötülükle kararlı ve adil bir şekilde başaçıkabilir? Benim kitabıma göre, bunu yapmazsa artık iyi sayılamaz. Kötülüğe karşı bir şey yapmazsa, süreç içinde kendisi kötü olur.

Bu web sitesindeki yazıları okuduğunuzda İsa Mesih’in çarmıhta taşıdığı yoğun azabı düşünmeniz gerekecek. Biz bu azabı yaşamayalım diye Tanrı’nın gazabını İsa üstlendi. ‘Yoğunluk’ sözünü düşünürken, cehennemde acı çekenlerin acısının yoğunluğu gibi, Tanrı’nın sevgisinin yoğunluğunu da düşünelim. Tanrı neden 2.000 yıl önce Yeruşalim’in duvarlarının dışında, ölüm tepesinde bizim yerimize bunu yaptı? Sevilesi insanlar olduğumuz için mi? Kendimizi sevdirmeyi başarabildiğimiz için mi? Bizim adımıza gelip bizi kurtarmasını istediğimiz için mi? Hiçbiri için değil. Tanrı’nın bizi cehennemden kurtarma tasarısı, insanlık için duyduğu sevginin yoğunluğundan kaynaklanır. İsa dünyaya gelmeden yedi yüz yıl önce kendisiyle ilgili bildirilmiş bir peygamberliğine bir bakalım:

“Aslında hastalıklarımızı o üstlendi. Acılarımızı o yüklendi. Bizse Tanrı tarafından cezalandırıldığını, vurulup ezildiğini sandık. Oysa, bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi. Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza Ona verildi. Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk. Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık. Her birimiz kendi yoluna döndü. Yine de RAB hepimizin cezasını ona yükledi.” (Yeşaya 53:4-6, Eski Antlaşma)

Çarmıha gerilmesi, Tanrı’nın İsa’nın yerine başkasını koyarak engel olacağı bir şey miydi? Bu çok saçma olurdu! Çünkü İsa’nın dünyaya gelmesinin yegane amacı bizim yerimize ölmek ve üç gün sonra zaferli dirilişiyle görevini tamamlamaktı!!! İsa şöyle dedi, “Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir. Canımı kimse benden alamaz ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.” (Yuhanna 10: 11, 18, İncil)

 


10 image9697 cross zzz 20 45İnsan cehennemde ne yaşayacak olursa olsun, İsa Mesih bunu çarmıhta çoktan yaşamıştır. Buna göre, cehennem kulağa kötü geliyor olsa da, olması gerektiğinden daha ağır değildir. Bunun ötesinde, İsa, günahın cezasını çekmeyelim diye zaten sonsuz azabı çektiği için, cehennem sadece günahlarının güç ve cezasından özgür olmayı reddedenler içindir. İnsanlar İsa’nın kendi adlarına gerçekleştirdiklerini reddederek ne trajik bir hata yapıyorlar! Günahlarının bedeli ödendi ve ödenen bedel, günahın yaşamları üzerindeki gücünü kıracak etkiye sahiptir. Ama onlar buna, ‘Beni ilgilendirmiyor’ diyerek karşılık veriyorlar.

“Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6:23, İncil)

Tanrı özgürlük, sonsuz yaşam ve günahları tamamıyla bağışlama armağanını bizlere sunmuştur (çünkü İsa bunların ücretini ödemiştir), fakat bizi bu armağanı almaya zorlamaz. Yaratıcımız’la ölümün bile engel olamayacağı bir kişisel ilişki yaşayabilmemiz için bizi O’na ulaştıracak 1.000 adım atmak gerekiyorsa, Tanrı ilk 999 adımı atar. Nitekim bu adımları atmıştır. İnsanın atması gereken tek bir adımdır. Tek bir adım. Sonsuza dek malvolacağımız halde Tanrı’yı reddediyoruz. Böyle insanların nasıl olduğuyla ilgili iyi bir tanım vardır; insanın sözleriyle değil, Tanrı’nın sözleriyle şöyle betimlenir bu kişiler:

“Yalnız kendilerini besleyen çobanlardır. Rüzgarın sürüklediği yağmursuz bulutlara, iki kez ölmüş, kökünden sökülmüş, sonbaharın meyvesiz ağaçlarına benzerler. Köpüğünü savuran denizin azgın dalgaları gibi ayıplarını çevreye savururlar. Serseri yıldızlar gibidirler. Onları sonsuza dek sürecek koyu karanlık bekliyor.” (Yahuda 1:12-13, İncil)

II. Cehenneme Gönderilebilecek Olmak Haksızlık 

11 image10529 talk conversation 45İnsanlarla ruhsal konular hakkında konuştuğum zaman, cehennem nedeniyle Tanrı’nın iyiliğini sorgulayan insanların çoğu, bir dereceye kadar insanların günahkar olduklarını kabul eder. Öte yandan, hepimizin aynı derecede günahkar olmadığımızı da söyler ve benim bu konuda ne yanıt vereceğimi merakla beklerler. Onlarla aynı fikirde olduğumu söylediğimde yüzlerinde oluşan şaşırmış ifadeyi seyretmeyi seviyorum. Bu gerçekten de doğru. Cehennem herkesin eşit derecede azap çektiği bir yer değil. Öyle olsaydı, cehennem adil bir yer olmazdı.

Junja ve Cengiz adlı iki kişiyi örnek olarak alalım. Junja, Afrika’da iki kent arasındaki kurak topraklarda yaşayan biri olsun. Cengiz ise İstanbul’da bir üniversitede, Arapça ve Ortadoğu Tarihi bölümünden mezun olmuş. Arapça, Türkçe ve İngilizce olmak üzere üç dilde Kur’an ve İncil’i var. Junja hiç okula gitmemiş. İhtiyarların İsa’nın adından söz ettiklerini duymuş ama O’nun hakkında söylediklerini anlamıyor. Merak edip de sormamış. Bir gün ikisi de cehenneme giderse sizce hangisi daha fazla acı çekecek? İncil’den bir bölüme bakalım. İsa’nın anlattığı benzetmelerden biri bu:

“Rab de şöyle dedi: “Efendinin, uşaklarına vaktinde azık vermek için başlarına atadığı güvenilir ve akıllı kâhya kimdir? Efendisi eve döndüğünde işinin başında bulacağı o köleye ne mutlu! Size gerçeği söyleyeyim, efendisi onu bütün malının üzerinde yetkili kılacak. Ama o köle içinden, ‘Efendim gecikiyor’ der, kadın ve erkek hizmetkârları dövmeye, yiyip içip sarhoş olmaya başlarsa, efendisi, onun beklemediği günde, ummadığı saatte gelecek, onu şiddetle cezalandırıp imansızlarla bir tutacaktır.

Efendisinin isteğini bilip de hazırlık yapmayan, onun isteğini yerine getirmeyen köle çok dayak yiyecek. Oysa bilmeden dayağı hak eden davranışlarda bulunan, az dayak yiyecek. Kime çok verilmişse, ondan çok istenecek. Kime çok şey emanet edilmişse, kendisinden daha fazlası istenecektir.” (Luka 12:42-48, İncil)

12 image10604 africa tribe 45Vicdanına göre davranan bazıları birkaç dayak darbesi alacak. Yargı Günü’nde alacakları ceza, gerçeğe ulaşıp da reddedenlerden daha dayanılabilir olacak. İncil bulabilecekleri bir kitapçı veya bir kilise, belki de sadece minibüsle ulaşabilecekleri bir yerdeydi, alabilirlerdi, ama almadılar. Tanrı’yı aramadılar, O’nun sözlerine susamadılar. Cengiz bu sınıfa giriyor.

Adolph Hitler gibi milyonlarca Yahudi’nin ölümünden sorumlu olan biri, Yahudiler’i evinde saklayarak zulümden ve ölümden korumaya çalışan tanrısız bir Alman’la aynı azabı mı çekecek? İncil bunun yanıtını veriyor:

“İsa öğretirken şöyle dedi: “Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan, meydanlarda selamlanmaktan, havralarda en seçkin yerlere ve şölenlerde başköşelere kurulmaktan hoşlanan din bilginlerinden sakının. Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha ağır olacaktır.” (Markos 12:38-40, İncil)


13 light do we want to receive it or repel it for website 45Cehennem adil bir yerdir. Neden? Çünkü cehennemdeki azabın derecesi her bireye göre az veya çok olacaktır. Dünyadaki yaşamları sırasında Tanrı’nın sözünden ne kadar duydular? Gerçeği ne kadar aradılar? İsa Mesih hakkında daha fazla şey öğrenmek için ne yaptılar? Bazıları hemen cehennemin haksızlık olduğunu, çünkü cehennemden kaçınmanın mümkün olmadığını söylerler. Hayır, hayır, hayır!!! Cehennemden kaçınmak mümkündür. İnsanın yapması gereken tek şey Tanrı’nın yüreklerine açıkladığı ışığa karşılık vermeye devam etmektir. İnsan karşılık verdikçe, Tanrı daha fazla ışık verir. Bu ışık kabul edilip değer verildiğinde Tanrı sürekli daha fazlasını verir. Bir noktada Tanrı, ilahi bir karşılaşmayla İncil’i olan biriyle karşılaşmalarını sağlar. Böylece İncil’i ödünç alabilirler veya belki hediye olarak da sahip olabilirler. Tanrı bazen ilahi olarak bir karşılaşma ayarlar ve gerçeği arayan kişi, bildiklerinin üstüne bina etmek üzere en doğru zamanda Tanrı hakkında bir şey okur veya duyar. Sonra Tanrı bu insanları bir üst aşamaya yönlendirir. Tanrı, yarattıklarının, kendisi hakkındaki gerçeği işitmeleri için bir şekilde bir yol sağlar, eğer gerçekten arzuladıkları şey bu ise. Tanrı’nın bize ulaşma yolları gökyüzündeki yıldızların sayısından bile çoktur.

“Beni arayacaksınız, bütün yüreğinizle arayınca beni bulacaksınız. Kendimi size buldurtacağım” diyor RAB.” (Yeremya 29:13-14, Eski Antlaşma)

Atlantik Okyanusu’nun sığ kısımlarında dalış yapan birinin hikayesini anlatayım sizlere. Bu kişi, ruhsal konular üzerinde düşünen, Tanrı’yla doğru bir ilişkiye sahip olmak isteyen biriydi. Okyanusun tabanına bakarken maskesinin önünden yavaş yavaş bir kağıdın geçtiğini gördü. Yavaşça aldı. Kağıt bir Hristiyan dergisinden koparılmış gibi görünüyordu. Sayfada İsa Mesih hakkında birkaç okunabilir satır vardı. Bu satırlar tam zamanında karşısına çıkmıştı. Okudukları, bu adamın o anda ve o yerde İsa’nın içindeki boşluğa yanıt olacağına karar vermesi için yeterliydi. Dua etti. Tanrı’ya, İsa’nın uğruna öldüğü günahkarlardan biri olduğunu itiraf etti. O anda ve o yerde İsa Mesih imanlısı oldu. Bütün bunları yaparken okyanus tabanında yüzüyordu!

14 scuba diver sharper 45Tanrı’yla bu karşılaşması bir tesadüf müydü? Sanmam. Tanrı, insanlara hayal bile edemeyeceğiniz şekillerde ulaşır. Söz konusu ‘yaratıcılıksa’ Tanrı mutlaka yaratıcıdır!!! Bu websitesini bulmuş olmanız ve ‘Cehennem gerçek mi? Cehennem sonsuz mu?’ sorusuna verilen bu kadar uzun bir yanıtı buraya kadar okumanız ‘bir tesadüf’ mü? Hayır, değil. Öte yandan, Tanrı’nın insan ruhunu aydınlatmak için kullanmak istediği ışığın ve gerçeğin tanıklığı istenmediği zaman, Tanrı bu isteğe saygı duyar ve ışık vermeye devam etmez. Tanrı bu seçime saygı duyar.

Bütün bunlar, dünyadaki ruhsal karanlık ve insanların Tanrı’yla birebir bir ilişki içinde olmak, sonsuz yaşama sahip olmak ve cennette Tanrı’yla sonsuza dek birlikte olmak dışında başka şeyleri arzulamaları, başka şeylerle yetinmeleri konusunda ne anlama geliyor? Durumun oldukça karanlık olduğu anlamına geliyor. İçten dışa tamamıyla değişmiş bir yaşam yerine insan, arada sırada yapacağı birkaç dinsel görevi yerine getirmekle yetiniyor. Sürüyü izliyor ve gerektiğinde dindar olmak yeterli geliyor. Evet, bu kişi için bir inanca sahip denebilir ama Tanrı ile kendisi arasındaki ilişkiyi değiştirecek önemli bir şey yok. İçi daha önce olduğu kadar karanlık. Eğer bu kişinin sırtına, düşüncelerini düşündüğü anda gösteren elektronik bir cihaz yerleştirmek mümkün olsaydı, eminim buna izin vermezdi. Çünkü cihaz düşüncelerini tüm çıplaklığıyla açığa çıkaracağı için çok utanç verici olurdu. Bütün dünyaya dinden daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu gösterirdi. Yeni bir yaşam, içten dışa yeniden doğuşa ihtiyaç duyduğunu gösterirdi. Ve bu ancak İsa Mesih aracılığıyla olanaklıdır.

İnsan cehenneme gitmesinin nedeni, kendisinin oraya gitmeyi seçiyor olmasıdır. Cehennem insanın hak ettiği değil, onun istediği yerdir aslında, çünkü insan rahat bırakılmak ister. Canı ne istiyorsa onu yapmak ister. Belki içine biraz din karıştırmak iyi, hoş gelir ama temelde yapmak istediği kendi yaşamını kendi yönetmektir. Kendinin efendisi olmak ister insan. 

15 love book7blured heavily temp5 45Cehennemin adaletsiz bir karşılık olduğunu söylediğimiz zaman, haksızlık olduğunu söylemek istediğimizi düşünüyorum. Sanki Tanrı insanları rastgele cehenneme göndermektedir. Fakat bu kesinlikle doğru değildir! Cehennem kimse için Tanrı’nın verdiği ilk karşılık değildir. İncil’de, Tanrı’nın, insana duyduğu sevgi hakkında gösterdiklerinden O’nun gerçek arzusunun ne olduğu açıktır. Çarmıh hakkında öğrendiklerinizden, Kurtarıcı İsa Mesih’in oraya sizin yerinize gitmesiyle tüm açıklığıyla görülmüştür. Sizleri bu konuda yanıtlamak istediğim şu iki ayette de anlatılır. İşte Tanrı’nın yüreğinde sizin için yanıp tutuşan sözleri:

“…size karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor.” (2. Petrus 3:9, İncil)

“O bütün insanların kurtulup gerçeğin bilincine erişmesini ister.” (1. Timoteos 2:4, İncil)

Leave a Comment