Ben Cehenneme Gitmem Gerektiğini Düşünmüyorum. Siz Kimsiniz ki, Bana Sonsuzluktaki Kaderimin İsa Mesih’e Nasıl Karşılık Verdiğime Bağlı Olduğunu Söylüyorsunuz?
Bundan 2.000 yıl önce ölmüş birinin sonsuz kaderinizle herhangi bir ilgisi olmasının tuhaf göründüğü konusunda sizinle tamamıyla aynı görüşteyim. İsa Mesih’e inanıp inanmamanız öldükten sonra bize olabileceklerle ilgisiz gibi görünüyor, değil mi? En azından ben bu konuda yaşamımın çoğu boyunca böyle hissettim.
Kusura bakmayın ama sorunuzdan, bir seferinde çok büyük bir kitapçıda karşılaştığım bir Yahudi adama benzettim sizi. Kitapçıda adamla karşılaştığımız kısmın adı ‘Din ve Ruhsallık’tı. Bu adamın baktığı kitapların ne tür kitaplar olduğunu görür görmez, hemen İsa Mesih hakkında ne düşündüğünü sormamaya karar verdim.
Havadan sudan konuştuktan sonra, almak üzere olduğu kitapların adlarına bakarak, ilk sorumu sordum. Sizce ilk sorum neydi?
“Ahlakla ilgili suçlar işleyen insanların cezalandırılması gerektiğini düşünüyor musunuz?”
‘Din ve ruhsallık’ konusuna gösterdiğimiz açık ilgiyi düşündüğünüzde sorum hiç de yersiz sayılmazdı. Örneğin, kitapçının başka bir kısmında yemek pişirmekle ilgili kitaplara bakan birine aynı soruyu sorsaydım, bu kişi sorumdan rahatsız olabilirdi.
Saygıdeğer bir görünümü olan Yahudi adam hiç duraksamadan şöyle dedi, “Evet buna inanıyorum. Kim adalete inanmaz ki? Eğer adalet olmasaydı dünyamız nasıl bir yer olurdu?”
Ben bir soru sordum, o ise iki soruyla karşılık verdi. Sorularının ikisini de yanıtlamadım. Sadece şöyle dedim, ‘Ben de ahlaksal suç işleyenlerin bunların bedelini ödemesi gerektiğine inanıyorum.’ Sonra sordum, ‘Siz hiç ahlaksal bir suç işlediniz mi?’
Bu kadar kişisel bir soruya yanıt verip vermemek konusunda düşündüğünü görebiliyordum. Nihayetinde, çok genel bir sorudan hayatının karanlık kısmı hakkında bir soruya geçmiştim.
“Evet, sanırım işledim,” dedi.
“Ben de,” diye kısaca cevap verdim.
Bu altmış saniye içinde ne olmuştu? Çok şey. İkimiz de ahlaksızlık yapan insanların cezalandırılması gerektiğini kabul ettik. Sadece bununla kalmadık, ikimiz de ahlaksızlık yaptığımızı kabul ettik. Ben buna ne diyorum biliyor musunuz? Kötü haber! Birbirimize karşı tamamıyla dürüst olduğumuz için kötü haber değil. Çok kötü bir haber çünkü Tanrı’nın buyruklarını çiğnediğimizi kabul ettik.
Dünyada çoğu insan doğru olanı yapmak ister. Bu ilk konuşmamızdan sonra bana söylediği ilk şeylerden biriydi. ‘Ben Yahudi’yim. Ahlaklı olmaya inanıyorum. Tanrı’ya inanıyorum.’ Elimdeki Hıristiyan ilahiyatı kitaplarından birine baktı ve devam etti, ‘Ama neden sizin İsanız’a inanmam gerektiğini düşünüyorsunuz?’
Karşımda, ahlaklı bir yaşam sürdürme konusunda belli bir adanmışlığı olan bir adam vardı. Sorun, bu adanmışlığının günahla lekelenmemiş ahlaklı bir yaşamın güvencesi olmadığını biliyordu. Bunu nasıl bilebilirdim? İkinci soruma nasıl karşılık verdi? Kendi ahlaksal suçlarının farkındaydı. Ne gibi ahlak suçları işlemişti? Hiçbir fikrim yok fakat kesin olan ahlaksal açıdan kendimi ondan üstün hissetmediğimdi. Nasıl hissedebilirdim ki? Kendi ahlaksızlık suçlarımın farkındaydım!
Peki şimdi ne olacak? Tanrı önünde durumumuz hakkında anlayışımız konusunda neredeydik? İki dakikadan az bir süre içinde Tanrı gözünde suçlu olduğumuzu kabul etme noktasına ulaşmıştık. Daha da fazla kötü haber! Kötü haber üstüne kötü haber!
Cehennem hakkındaki Sorulan okuduğunuzda içinizde birikmiş olan öfkeyi gerçekten anlıyorum. Herhangi birinin kesin olarak cehenneme gittiğini söylemeye ne hakkım var? Neden İsa cennete giden tek yol? Bu sizi gerçekten rahatsız ediyor, bence sizi rahatsız ediyor çünkü resmin tümünü görmüyorsunuz. Dört yaşındaki kızıma sadece karbüratörü göstererek arabanın nasıl çalıştığını anlatmaya çalışmam gibi bir şey. Arabanın nasıl çalıştığını anlamak için hem karbüratörün hem de arabanın diğer yüz parçasının birlikte nasıl çalıştığını anlaması gerekir. Tanrı önünde insanın resminin tümünü gören kişi, dört soruyu doğru bir şekilde yanıtlayabilecek tek kişidir.
Nereden geliyorum?
Sorunumuz ne?
Sorun nasıl çözülebilir?
Sorun nedeniyle mahvolmuş her şeyi nasıl yeniden iyi haline getirebilirsiniz?
Bu sorulardan her birinin sadece bir doğru yanıtının olduğunu biliyor musunuz? Dünya görüşümüzün ne olduğu önemli değil. Kimsenin dünya görüşünü ya da hayata bakış açısını küçümsemiyorum. İnsanın kendi dünya görüşünü anlaması önemlidir çünkü ‘gerçek’ veya ‘adalet’ gibi görünüşte sabit konulara insanların nasıl farklı şekillerde yaklaştıklarını anlamamıza yardımcı olur. Gerçeğin anlamı üzerinde nasıl bu kadar farklı görüşe sahip olabiliriz? Farklı dünya görüşüne sahip insanlar buna farklı tanımlar verirler. Farklı dünya görüşlerine sahip olabiliriz fakat yukarıdaki dört sorunun sadece birer doğru yanıtı vardır. (Bu konuda daha fazla bilgi edinmek için Maalesef Cennete Götüren Çok Sayıda Yol Yoktur adlı yazıyı okuyun.)
Karşılaşmamış olsak da, dünyaya bakış açılarımızın aynı olduğunu zannetmiyorum. Müslüman bir ülkeye yetiştiyseniz, büyük olasılıkla İslami bir dünya görüşüne sahipsiniz demektir. Büyürken en azından listedeki ilk iki soru hakkında düşünmüşsünüzdür. Ancak biliyor musunuz, bu soruları yanıtlamaya başlama biçiminiz, listedeki diğer soruları nasıl yanıtlayacağınızı da belirleyecektir? Sorunun doğasını nasıl anladığınız çözümü nasıl oluşturacağınızı belirleyecektir. Sorun sadece cehaletse, çözüm eğitimdir. Sorun yapımızdaki genetik bozukluksa, çözüm genetik düzeltmedir. Sorun günahsa, çözüm bağışlamadır. Peki ama çözüm bağışlamaysa, bu bağışlama nasıl elde edilir? Vs. vs.
Hıristiyan dünya görüşüne göre, dünyayı Tanrı yaratmıştır. İnsanları onlarla paydaşlık etmek, beraber olmak ve onların hayatlarının bir parçası olmak için yarattı. İnsanlar bu açıdan özeldir çünkü yaratılışın en üst seviyesidirler. Başka yaratıkların sahip olmadığı yetileri vardır: Ahlaki seçim hakkı. Maalesef, iyilik için amaçlanan bu kapasiteyi kötülük için kullanıyorlar ve Tanrı’nın Egemenliğinde asi oldular. Tanrı’nın Egemenliğinde asiler olarak, Tanrı’ya karşı suçlardan dolayı suçlu bulundular ve ceza almayı hak ettiler. İşte sorunumuz bu.
Kitapçıda karşılaştığım Yahudi adam dedi ki, “Anlamıyorum. Neden İsa’ya iman etmem gerekiyor? Benim Yahudiliğim var. Tanrı’ya inancım var. İyi bir yaşam sürdürmeye çalışıyorum. Beni seven bir ailem var.’ Ona göre bütün bunlar anlamlı.
Bu nedenle, ilk bakışta bu Yahudi adama benzediğinizi söyledim. Din isimlerini değiştirdiğinizde söylenenler konusunda farklı bir görüş sahibi olduğunuz bir konu var mı? Büyük olasılıkla yok.
Yahudi adamın kafasında gerçek konusunda belli bir resim var- kendi dünya görüşü. Bunun doğru ya da yanlış olması ayrı bir konu. Gerçeğin bir resmine göre Tanrı var ve insanlardan ahlaklı davranmalarını bekliyor. Bu beyefendi, iyi bir insan olduğunu düşünüyor, yani şu ana kadar her şey yolunda. Tanrı’nın gerekli gördüğü her şeyi yapıyor veya en azından yaptığını düşünüyor. Anlamadığı şey, denkleme İsa hakkında teolojik bir bilgi eklememiz gerektiği. Görüşü kendisine göre yeterli.
O gün birkaç kitap almak için dışarı çıktığıma memnundum, aslında kitaba ihtiyacım yoktu. O gün Tanrı’nın beni o dükkana bu Yahudi avukat için gönderdiğine inanıyorum. Konuşmamız çok anlamlıydı ve kitapçının benim tarafımdaki rafından iki kitap alarak ayrıldı. Hıristiyanlık’ın iddialarını kendi başına hiç incelememişti. Yapacağı sonraki şeyin bu olduğunu söyledi!
Sorduğum iki sorudan sonra ne oldu? İmanın temel ilkelerine dönüp bunları incelememizi önerdim. ‘Eksik’ kelimesini kullanmasam da inanç sisteminde neyin eksik olduğunu görmesine yardımcı olmayı umut ettim. Nitekim, eksik olan bir şey vardı ve farkına vardığında bunu kabul etmekten çekinmedi. Belki de bu sonuca varmak onun için başka biri için olacağından daha kolaydı çünkü- sonradan öğrendim ki- adam bir savcıydı! Sorularıma verdiği ilk yanıtların ortaya çıkardığı sorunu hemen gördü. Temelde iyi bir insan olduğunu düşünmüş olabilir ama peki ya yaptığını kabul ettiği ahlaksızlıklar? Yasayı çiğneyen kişilerin kovuşturmasını yapan savcı olarak, yasayı çiğnemiş ve mahkemeye çıkmış olsa birdenbire yasada kaçamak noktası mı arardı? Olabilir, bilmiyorum. Bu, doğruluğun kendisi için ne kadar önem taşıdığına ve çocukları için nasıl bir örnek bırakmayı istediğine bağlıdır. Buna ve bazı başka etkenlere.
Kötü haberin iyi tarafını paylaşmama izin verin.
Şu ana kadar sadece kötü haberi duydunuz. Her ikimiz de ahlaki suçlar işlediğimizi kabul ettik. Kötü haber. Buyruklarını çiğnediğimiz için Tanrı önünde suçluyduk. Daha fazla kötü haber. Biliyor musunuz? İyi haberi duymadan önce kötü haberi duymak önemlidir. Kötü haber iyi habere anlam kazandırır. Artık her ikimiz de ruhsal bir sorunumuz olduğunu kabul ettikten sonra gerçekten söz edebildim. Sonra Tanrı’nın sorun için belirlediği bir çözüm olduğunu söyledim. Gücendirilen Tanrı olduğu için, kabul edilebilir çözümü sağlayabilecek olan da O’dur.
Sizi rahatsız ettiğini söylediğiniz hangi Soruydu bilmiyorum ama bir an için onu düşünün. Sorduğumuz soru, ‘Cehenneme gideceğinizi mi düşünüyorsunuz?’ ise nasıl tepki gösterdiniz? Hemen kendinizi mi düşündünüz, ‘Evet, adalete inanıyorum ve oraya gönderilmek adil olur’? Soruyu değerlendirmeye ve sonuca varmaya böyle mi başladınız? Ben Yahudi adamla kitapçıda duruma ben böyle yaklaştım, öyle değil mi? Neyi görmesini sağlamaya çalışıyordum?
1. Adım – Ahlaki suçlar işledik. Tanrı’nın buyruklarını çiğnedik.
2. Adım – Bu nedenle artık masum ve doğru değiliz. Kendimizi dürüst ve doğru insanlar olarak görebiliriz fakat gerçek şu ki suçluyuz.
3. Adım – Bu nedenle, bedelini ödememiz gereken suçlarımız var- yani adalet, suçlu insanların suçlarına uygun bir şekilde cezalandırılmaları demektir.
Bu çok basit, öyle değil mi? Bunu anlamak için roket mühendisi olmanız gerekmez. Fakat sorun bunu anlamak değil. Bunu duymak istemiyoruz. Adalet kavramı konusunda farklı düşündüğünüzü sanmıyorum. Ahlaki suçlar işlediysek, yanlış şeyler yaptıysak, bağışlanmadığımız takdirde bunlar nedeniyle cezalandırılacağız. Bağışlama! Şöyle düşünüyor olabilirsiniz, ‘Şu ana kadar söylediği ilk olumlu şey bu oldu!’ Doğru. Şu ana kadar paylaştıklarım sadece kötü haberdi. Gerçeği daha farklı söylemenin bir yolu yok. Fakat söylediğim gibi iyi haberi duymadan önce kötü haberi duymak önemlidir. Kötü haber, iyi habere anlam kazandırıyor.

‘Bağışlama’ sözünü düşündüğünüzde, günahlarınız konusunda ne yapmanız gerektiği konusunda öğretilenler geliyor olmalı aklınıza. İlk olarak, günahlarınızı itiraf edin. Dua edip Allah’ın sizi bağışlayacağını umuyorsunuz. Bu da dört sorumuzun üçüncüsüyle ilgili:
1) Nereden geliyoruz?
2) Sorunumuz ne?
3) Sorunu nasıl çözersiniz?
4) Sorunun mahvettiği her şeyi yeniden nasıl düzeltebilirsiniz?
Günahla başa çıkma yönteminiz sorunu çözüyor mu? Tanrı’nın bizlere Kutsal Kitap’ta, Yaratıcımız’a karşı günah işlemenin sonuçları hakkında açıkladıkları şunlar. Bu sonuçlardan kaçınmanın yolu yoktur. Kitapçıda konuştuğum savcı gibi biri bile size yardımcı olamaz. Tabii, savcı olduğu için yardımı dokunmaz. O adamın güçlü yanı, yasayı çiğneyenleri savunmak değil, kovuşturmak! İsterseniz doğunun batıdan uzak olduğu kadar uzağa bakın, size karşı bu suçlamalar karşısında davanızı alacak bir savunma avukatı bulamazsınız:
1) Ahlaki suçlar işlediniz. 2) Kendiniz hakkında ne düşünürseniz düşünün suçlusunuz. 3) Adalet, suçlu insanların suçlarına uygun şekilde cezalandırılması anlamına geliyorsa bedelini ödemeniz gereken suçlarınız var demektir.
Bazı şeyler hiç değişmiyor. İnsan değişmedi. Tanrı değişmedi. Gerçek değişmedi. Aden Bahçesi’nde, henüz günahın çirkin yüzünü göstermediği bir zamanda, Tanrı Adem ve Havva’ya yasak meyveyi yememeleri buyruğunu verdi. Bunu yapmak Tanrı’ya itaatsizlik etmek olacaktı. Bu talimatlara Tanrı’dan gelen ciddi bir uyarı eşlik etti ve Tanrı tarihin o anından itibaren hiçbir zaman adalet ölçüsünü düşürmedi:
“Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.” (Yaratılış 2:17, Eski Antlaşma)
O gün ne öldü? Tanrı, “Günahın ücreti ölüm,” dedi ve bunun anlamı ayrılık demektir. Ölümün iki yönü vardır; biri fiziksel, diğeri ise ruhsal. Her ikisi de ayrılıkla ilgili ve Tanrı’ya karşı günah işlemenin sonucu. Fiziksel olarak öldüğümüzde, canımız bedenimizden ve sevdiklerimizden fiziksel olarak ayrılır. O an Adem ve Havva Tanrı’ya karşı günah işlediklerinde gerçekleşen ölüm bu değildi. Fiziksel ölümleri daha sonra gerçekleşecekti.
O gün ölen şey Tanrı’yla ilişkileriydi. Ruhsal olarak ölmüşlerdi. “Bakın, RAB’bin eli kurtaramayacak kadar kısa, kulağı duyamayacak kadar sağır değildir. Ama suçlarınız sizi Tanrınız’dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesinizi işittiremez oldunuz.” (Yeşaya 59:1-2, Eski Antlaşma)
Tanrı, insanla kişisel bir ilişkiye sahip olmayı arzulayan kişisel bir Tanrı’dır. Her şeyin ötesinde, bilinemeyen bir Tanrı değildir. Adem ve Havva’yla yaşadığı paydaşlığı bizimle de yaşamak istiyor – O’na karşı günah işlemeden önce sahip oldukları ilişkiyi. Günah resme dahil olduğunda ne oluyor? Siz söyleyin. Karanlığın ışıkla nasıl bir paydaşlığı olabilir? Kutsal Kitap’ın, gözlerinin kötülüğe bakamayacak kadar pak olduğunu söylediği Tanrı ile bir günahkar arasında nasıl yakın bir bağ kurulabilir? Bizler başka günahkarlara gayet rahat uyum sağlayabiliriz. Günahkarlar arasında bu sorun olmayacaktır. Fakat Tanrı ile durum böyle değildir. Günah insan ve Yaratıcısı arasına ayrılık sokar. Tanrı, huzurunda günah olmasına göz yumamaz. İnsan günahkar olduğu için Tanrı’nın huzuruna giremez. Bu, hem bu yaşamda hem de bir sonraki yaşamda geçerlidir. Günah konusunda bir çare bulunamadığı sürece O’nunla sonsuzlukta yaşamamız mümkün değildir.
Tanrı’nın yasasını çiğnedik. İnsanın günahının ve itaatsizliğinin sonuçlarından kaçınmak için haklı bir neden öne sürmesi olanaksızdır. Yaratıcımız’ın bizi neden temize çıkaramayacağının beş nedenini aşağıda okuyabilirsiniz.
[1] ‘Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.’ (Romalılar 3:23, İncil)
[2] ‘Çünkü günahın ücreti ölüm…’ (Romalılar 6:23, İncil)
[3] ‘Ölecek olan, günah işleyen candır.’ (Hezekiel 18:4, Eski Antlaşma)
[4] ‘Sonra arzu gebe kalır ve günah doğurur. Günah olgunlaşınca da ölüm getirir.’ (Yakup 1:15, İncil)
[5] ‘Günah bir insan aracılığıyla ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi.’ (Romalılar 5:12, İncil)
Şu ana kadar söylediklerim arasında tartışmalı olan bir şey var mı? Çoğu insan adalete inanır. Bu, bizim ahlaksal sezgimizin bir parçasıdır. Nitekim, haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüzde adalet isteriz, öyle değil mi? Herhangi bir nedenden ötürü hakkımızı alamadığımızda ‘Ama bu haksızlık!’ diye bağırırız. Merhamet ve bağışlamanın bir yeri var elbette, fakat bundan biraz sonra söz edeceğim. Ne var ki, Tanrı’nın bakış açısına göre herhangi bir ahlaksal suç işlediğiniz takdirde ceza almanız gerekir. Eğer Tanrı adil ise, suç varsa cezanın da olması gerekliliği mantıklı değil mi? İşte yanıtlamanız için size çok önemli bir soru: Herhangi bir konuda suçlu musunuz?
Birkaç dakika durun ve aklınızda günahlarınızı sıralayın. Ben kendi günahlarımı sıralayacak olsam bu günler sürerdi. Eğer bana benziyorsanız sadece kısmi bir liste yapın. Tanrı’nın elinde zaten kapsamlı bir günah listeniz var, fakat listenizi tamamladıktan sonra bu listeyi Tanrı’ya verip buna göre cezalandırılmayı isteyebilir misiniz? Eğer cezalandırılmak yerine Tanrı tarafından tam olarak bağışlanmak isterseniz, işte üzerinde anlaşabileceğimiz bir şey derim size! Her ikimiz de Tanrı tarafından bağışlanmak isteriz.
Yine de büyük bir sorunumuz var. Biz kimiz ki, Tanrı’dan bizi bağışlaması için ilahi doğasının bir kısmında sigortaları attırmasını isteyelim? Eğer Tanrı sözünü tutup hayatta hepimizin ısırdığı yasak meyveler için hükmettiği ölüm cezasını uygulamazsa kendi doğasına aykırı bir şekilde davranmış olur. Tanrı tam adalet Tanrısı’dır. Adalet, Tanrı’nın belirleyici niteliklerinden biridir. Başka türlü davranıp yine de Tanrı olamaz. Adalet, Tanrı’nın sonsuz varlığının bir parçasıdır. Tanrı bir an adil olup sonra merhametli olmaz. Bunun size Allah tarafından öğretildiğini biliyorum fakat bu doğru değil. Böyle olsa, yan dairedeki komşudan farklı bir yanı kalmaz. Komşum, her an patlamaya hazır bir volkan gibi. Patladığında çok uzaktan işitilebilir. Bir an gülümser ve naziktir. Sonra birden sevdikleri üzerinde korkunç bir etkisi olması gereken kırıcı sözler taşar ağzından. Nazik ama sonra cezalandırıcı. Tanrı böyle mi? Allah’tan umudunuz ancak onu iyi bir gününde yakalamak mı olacak?
İnancınızın gereklerini yerine getirmek konusunda son derece dikkatli olduğunuz halde, yüreğinizde Allah’ın size karşı hiçbir yükümlülük üstlenmediğini biliyorusunuz, değil mi? Ne size karşı ne de başkasına.
Müslüman arkadaşlarımdan biri bunu şöyle açıkladı. Yargı Günü’nde Allah’ın önünde uzun bir sıra oluşturmuş insanları anlattı. Ne görüntü ama! Allah’ın cennete ve cehenneme gidenleri nasıl seçtiğini anlattı. Sıradaki birinci kişi cennetin nihai huzur yeri olacağına inanan her Müslüman kadar kendine güveniyordu. İmanına aşağı yukarı hep bağlı kalmıştı. Ne var ki, arkadaşım Müslüman olmanın özünün, Allah’ın bizler için biçtiği kadere, iyi ya da kötü, inanmak olduğunu söyledi. Kuran şöyle der, “De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez.” (Tevbe 9:51). Allah sıradaki ilk kişiye baktı, yaşamını gözden geçirdi ve yine de onu cehenneme göndermeye karar verdi. Sıradakiler şöyle dedi, “Allah’ın isteği olsun!” Bazıları diğerlerine göre daha az içlerinden gelerek söylediler. Gergin ve kaygılı olduğunuz zaman bağırmak zordur.
Sonraki kişi, camiden çok birahanelerde vakit geçirmişti. Hiç Kuran okumamıştı. Ayrıca, eşini aldatmış ve sözlü olarak çocuklarına kötü davranmıştı, özellikle de akşamdan kaldığı zamanlar. Allah’ın bu adam için iradesi neydi? Allah, bu adamın anne babasının köyündeki yeni caminin yapımı için bir keresinde büyük bir bağışta bulunduğunu biliyordu. Bu nedenle, Allah cennete gitmesini istedi.
Kutsal Kitap’tan sizin için rahatlatıcı olacağına inandığım haberlerim var. Tanrı böyle değil! Bu senaryoya çok az benzeyen bir senaryo bile asla gerçekleşmeyecek! Kendisini Kutsal Kitap’ta açıklamış olan Tanrı eşsiz karakterine göre davranır. Tanrı, ne yapıyorsa, olduğu kişi olduğu için yapıyor. Neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda keyfi davranmaz. Tanrı hiçbir zaman insanın inancına bağlılığının sarhoş birinin bağışı kadar önemli olmadığını söylemez. Lütfen hatalıysam beni düzeltin ama size inanmanız öğretilen Yaratıcı, yaptığı şeyleri doğru olduğu için yapmıyor. Aksine, bunlar o yaptığı için doğru oluyor. Canı ne isterse onu yapabilir.
Bu kadar kötü haber yeter!!! İşte iyi haber!!!
Tanrı’nın Kutsal Kitap’ta kendisi hakkında açıkladığı iyi haber tamamıyla adil, merhametli ve koşulsuz seven bir Tanrı olduğudur. Şöyle sorabilirsiniz, “Tanrı, aynı zamanda nasıl hem tamamıyla adil, hem de tamamıyla merhametli olabilir? Ve aynı zamanda koşulsuz bir şekilde seven bir Tanrı olabilir? Bunu anlamıyorum!”
Tanrı’nın sevgisi, insan sevgisinden çok farklıdır. Tanrı’nın sevgisi koşulsuzdur ve duygulara ya da hislere bağlı değildir. Sevilebilir olduğumuz ya da O’nda iyi hisler uyandırdığımız için bizi sevmiyor. Tanrı bizi kendisi sevgi olduğu için seviyor. Ayrıca, Tanrı bizi kendisiyle sevgi dolu bir ilişkiye sahip olmamız için yarattı. İsa’nın dünyaya geldiği zamanki görevi, Tanrı’yla günahımızın mahvettiği ilişkimizi eski gönecine kavuşturmaktı. Günahımızın verdiği zarar Eski Antlaşma’da canlı bir şekilde betimleniyor:
“Bakın, RAB’bin eli kurtaramayacak kadar kısa, kulağı duyamayacak kadar sağır değildir. Ama suçlarınız sizi Tanrınız’dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesinizi işittiremez oldunuz.” (Yeşaya 59:1-2, Eski Antlaşma)
Tanrı’yı hoşnut etmek ve Tanrı’yla aramızdaki ayrılık arasında köprü kurmak için yapmaya çalıştığımız iyi işlere ne demeli? Tanrı’nın kabulünü hak etmeye çalışma çabalarımıza ne demeli? Üzdüğüm birini selamlamak için oturma odasının diğer yanına geçmem gibi bir şey. Kirliyim, doğruluğum yok. Bu kişinin duvardan duvara beyaz halısı üzerinde bıraktığım izi azaltmak için ayakkabılarımı çıkarmışım. Pislik içimden geldiği için çoraplarımı çıkarmam ya da hamamda bir saat geçirmemin hiç faydası olmayacaktır. Kirliyim ve odada attığım her adımla durumu daha da kötüleştiriyorum. Vahiy almış peygamber şöyle söylüyor: “Hepimiz murdar olanlara benzedik. Bütün doğru işlerimiz kirli adet bezi gibi.” (Yeşaya 64:6, Eski Antlaşma)
Dış görünüşümüzü önemsemek ve iyi görünmeye çalışmak için elimizden geleni yapmanın yanlış olan bir yanı yoktur. Bizim ailede sabah ilk kalkan her zaman ben olurum, bu nedenle ilk yüzünü yıkayan da benim. Fakat ulaşamadığım bir yer var ve bu nedenle burayı yıkayamam. Benim en önemli kısmım. Tanrı’nın içimizde gördüklerinin farkında mıyız? “RAB insanın gördüğü gibi görmez; insan dış görünüşe, RAB ise yüreğe bakar.” (1.Samuel 16:7, Eski Antlaşma)
İsa, Tanrı önünde en büyük sorunumuzun içimizde olduğunu söyledi. Ahlaksal anlamda bizi kirleten ve Tanrı önünde kabul edilemez hale getiren şeyin içimizden geldiğini söylüyor.
“İsa, halkı yine yanına çağırıp onlara, “Hepiniz beni dinleyin ve şunu belleyin” dedi. “İnsanın dışında olup içine giren hiçbir şey onu kirletemez. İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır.” İsa kalabalığı bırakıp eve girince, öğrencileri O’na bu benzetmenin
anlamını sordular. O da onlara, “Demek siz de anlamıyorsunuz, öyle mi?” dedi. “Dışarıdan insanın içine giren hiçbir şeyin onu kirletemeyeceğini bilmiyor musunuz?
Dıştan giren, insanın yüreğine değil, midesine gider, oradan da helaya atılır.” İsa bu sözlerle, bütün yiyeceklerin temiz olduğunu bildirmiş oluyordu. İsa şöyle devam etti: “İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır. Çünkü kötü düşünceler, fuhuş, hırsızlık, cinayet, zina, açgözlülük, kötülük, hile, sefahat, kıskançlık, iftira, kibir ve akılsızlık içten, insanın yüreğinden kaynaklanır. Bu kötülüklerin hepsi içten kaynaklanır ve insanı kirletir.” (Markos 7:14-23, İncil)
Tabii ki, bizler için fiziksel olarak zararlı olacak şeyler yiyip içebiliriz. Gelecek vaat eden bir işim varken işimden ayrılmamın nedenlerinden biri yönetimde bulunanların çok içiyor olmasıydı. Şirketten ayrılmadan önce orada çalışan bir meslektaşım öldü. Alkol karaciğerini mahvetmiş ve nihayet arkadaşımı öldürmüştü. Öyle ölmek istiyor muydum? Kim ister ki? Fakat, İsa, insanı mahveden şeyin özünün insanın içinde olduğunu söylüyor. Kirli bir kaynağın kirli su fışkırtması gibi günahkar yüreğimiz düşüncemizin, fantazilerimizin, istek ve tutkularımızın yozlaşmasına neden olur. İster beğenin ister beğenmeyin, içimizde devamlı günah pompalayan bir makineye benzeyen günahkar bir yürek var. İnsanın bu makineyi kapatmasının yolu yoktur!! Tanrı insan yüreği için tam olarak bunu söylemiştir: “Yürek her şeyden daha aldatıcıdır. İyileşmez. Onu kim anlayabilir?” (Yeremya 17:9, Eski Antlaşma)
İşte, bu noktadayız. Bizler, köprünün olmadığı bu uçurumun bir tarafındayız, günahkar ve yozlaşmış olarak burada bulunuyoruz. Tanrı ise diğer tarafında günahsız ve pak. Tanrı’yla aramızdaki ayrılığın nedeni O’nun günahsız ve pak olan karakteridir. “Kötüye bakamayacak kadar saftır gözlerin. Haksızlığı hoş göremezsin.” (Habakkuk 1:13, Eski Antlaşma). Zaman içinde günahlı şeylere alışıyoruz. Tanrı öyle değil. Tanrı, huzurunda günaha izin vermez ve buna cennet de dahildir. Günaha da bakamaz.
Buradaki çıkmazı görüyor musunuz? En azından bizim açımızdan bir çıkmaz gibi görünüyor, değil mi? Tanrı bizleri benzersiz sevgisiyle sevdiği için kendisi ve bizim aramızdaki bu ayrılığın var olmaya devam etmesine izin veremez. Tanrı’nın sevgisi yetkindir. Hiçbir zaman ılık olmaz. Fakat insan adaletinden farklı olarak Tanrı’nın adaleti de yetkindir. Yetkin bir adalet anlayışına sahip olan Tanrı günahın cezasız kalmasına izin veremez. Eğer izin verse, artık adil olamaz. Yetkinlik Tanrı’nın doğasında vardır ve Tanrılığından vazgeçmeden kendi doğasına karşı gelemez. Dünyada adil olmayan bir yargıç yasayı çiğneyen birini görmezden gelebilir – rüşvet için ya da adam eski bir tanıdığı olduğu için ya da başka bir nedenle. ‘Bunu görmezden geleceğim. İstediğimi yaparım’ diyebilir. Adil olmayan bir yargıç böyle düşünebilir ama yetkin bir yargıç böyle düşünmez.
Adil olmayan bir yargıcın durumumuzu dikkate alıp bizi hafif bir cezayla geçiştireceğini umut ettiğimiz zamanlar olabilir. Yasayı çiğnediğimiz zaman. Peki yasayı çiğneyen biz değil de, bizi etkileyecek şekilde başkası olsa? Sevdikleri bir seri katil tarafından öldürülen birilerine ne istediklerini sorun. Adalet isterler. Adil olan bir yargıç isterler. Seri katil henüz yakalanmadıysa, medyaya ne derler? Katil bulunup öldürülmedikçe rahat edemeyeceklerini söylerler. Adalet yerine getirilene kadar esenlik bulamazlar.
Yasa çiğneyen kişilerin cezalandırılması gerekmez mi? Tanrı buyruklarını çiğnediğimizde bizleri cezalandırmalı mı? Adil bir yargıçsa cezalandırması gerekmez mi? Söylediğim gibi, buradaki çıkmazı görüyorsunuz.
Tanrı’nın karşılıksız sevgisi iyi işlerimize hiç bakmaksızın verilir. Vermeyi isteyen bir sevgidir. Sevilen için mümkün olan en iyiyi ister, bu kişi bunu hak etmese de. Buradaki çatışma nedir? Yetkin adalet ceza gerektirir ama yetkin sevgi barıştırma ister. ‘Bu sorun konusunda ne yapacaksınız?’ Aslında, bu soruyu size soramam çünkü siz Tanrı değilsiniz. Benim gibi, siz de Tanrı gibi düşünmüyorsunuz, Tanrı gibi davranmıyorsunuz. Tanrı tamamıyla bizim anlayışımızın ötesindedir. Sevgisi, anlayabileceğimizden çok daha büyüktür. Kutsallığı bizim için anlaşılmazdır. Ayrıca, Tanrı adalet anlayışını bizim adalet dağıtma anlayışımıza indirgemenize izin vermez.
Tanrı büyük müdür? Ne kadar büyüktür? Tanrı insanın cezasını ödemeye karar verse, bunu yapabilir mi? Tanrı için fazlasıyla zor olan bir şey var mıdır? Dünyamızı insan biçiminde ziyaret edebilir mi? İnsanlığı giyinebilir mi? Bu, O’nun tanrılığını azaltır mı? Dünyada ve milyonlarca ışık yılı uzaktaki diğer yıldız sistemlerinde olan her şeyin Tanrısı olabilir mi? ‘Hayır, Tanrı yapamaz’ demeyin. Neden mi? Çünkü Tanrı bunu yaptı. Tanrı aramıza gelip bir süre için insan olarak yaşadı – acıyı hissetmek, aç kalmak ve bizim hissettiğimiz her şeyi hissetmek için – hatta ölümü bile. Tam bir insan ve tam bir Tanrı’ydı. Ancak Tanrı böyle bir şeyi tasarlayıp gerçekleştirebilirdi. Tanrı’nın yaptıkları insanın bildiği araçlar ya da tablolarla ölçülemez. Cennetten dünyaya gelişi, dünya çevresindeki hareketler, burada oraya gitmek için kullandığımız haritaların dışındadır.
Hala Tanrı olduğu için, borcunu ödemesi gereken bir günahı yoktu. Yetkindir ve bu nedenle günahsızdır. İsteyerek, gönül rızasıyla, ölüm tepesine gitti, günahlarımızın cezasını ödemek için kendisini öldürmelerine izin verdi. O’na İsa dediler. Ben ise O’na Kurtarıcı ve Rab diyorum. Bizim uğrumuza canını verdi ve tanrılığını kanıtlamak için ölümden dirildi. Aynı İsa’nın çarmıha gerilmeden birkaç gün önce dediklerine kulak verin:
“Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir. Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.” Yuhanna 10:10,18, İncil)
Tam bir Tanrı mı? Evet. “Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı. Yaşam O’ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı.” (Yuhanna 1:1, 3-4, İncil)
Tam bir insan mı? Evet. “Söz, insan olup aramızda yaşadı.” (Yuhanna 1:14, İncil)
Tanrı’nın dünyaya Kendisi ve bizler arasındaki uçurum arasında köprü kurmaya geldiğini söylüyorum size. “Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı ve barıştırma sözünü bize emanet etti.” (2. Korintliler 5:19, İncil)
İnsanın kendisi için yarattığı büyük sorun, Tanrı’nın bağışlama armağanını kabul etmemesidir. Bu armağanı hak etmeye çalışıyoruz. Hakkını vermeye çalışıyoruz. Cennetin üzerinde bir fiyat etiketi olduğunu ve bunu satın almak için gereken ruhsal yeterliliğe sahip olduğumuzu düşünüyoruz. Oysa Tanrı, bir kerede sonsuza dek geçerli olacak bir afla cennete girişimizi güvence altına almıştır.
“Ben kötü kişinin ölümünden sevinç duymam.” (Hezekiel 18:23, Eski Antlaşma)
Tanrı’nın agape sevgisi kimsenin kötülüğünü istemez. İsteyerek kimseyi incitmez ya da kimseye karşı haksızlık yapmaz. Başkalarının hataları ya da başarısızlıklarından sevinç duymaz. Bu, Tanrı’nın sevgi Tanrısı olduğu için yasa tanımazlığı görmezden geleceği anlamına mı geliyor? Eminim, Tanrı’nın karşı karşıya olduğu sözde çıkmazı anlattığım sayfayı, Tanrı hakkında uzun zamandır okuduğunuz en derin anlayışa sahip gerçeklerden biri olarak gördünüz. Tanrı günahımızı affederse nasıl adil olabilir? Tevrat, Zebur ve İncil’in söylediği gibi Tanrı günahı ciddiye alıyorsa ve mahkum ediyorsa, nasıl affedebilir?
Şu ana kadar İsa’nın neden günahlarımızın bedelini yaşam kanıyla ödemesiyle ilgili bir neden vermedim. Neden kanının dökülmesi gerekti? Neden yaşam alınması gerekti? Tevrat’taki bu ayet ve İncil’den alıntı yaptığım sonraki iki ayet Tanrı’nın neden bu şekilde davrandığını açıklıyor:
“Çünkü canlılara yaşam veren kandır. Ben onu size…kendinizi günahtan bağışlatmanız için verdim. Kan yaşam karşılığı günah bağışlatır.” (Levililer 17:11, Eski Antlaşma)
Kan yaşamı temsil eder. İncil şöyle açıklıyor, “kan dökülmeden bağışlama olmaz.” (İbraniler 9:22, İncil). Et ve kandan insanlar olduğumuz için, Tanrı Kutsal Kitap boyunca günahımızın bedelinin ödenmesi ve günahın ortadan kaldırılması için kan akıtılması gerektiğini açıklamıştır. İsa da dünyaya bunu yapmak için geldi. Sanki mahkemedeki Yargıç günahkar için ölüm cezası veriyor. Çünkü “Günahın ücreti ölümdür” (Romalılar 3:23, İncil). Sonra da suçluyu böyle bir agape sevgisiyle sevdiği için cübbesini çıkarıp, tokmağını bırakıp mahkum olmuş günahkarın cezasını ödüyor. İsa böyle yaptı ve bunun için yaptı. İsa şöyle dedi:
“Hiç kimsede, insanın, dostları uğruna canını vermesinden daha büyük bir sevgi yoktur.” (Yuhanna 15:13, İncil)
İsa bunu çarmıha gerilmeden birkaç saat önce söyledi. Yerimize ölürken şöyle diyordu, “Bende böyle bir sevgi bulacaksınız.”
Tanrı’nın, itaatsizliğimiz sorununu adalet ve merhametinden ödün vermeden çözme biçimi sizi şaşırtmış olmalı. İşte başka bir sürpriz. Dünyada İsa’nın çarmıhta gösterdiği türde sevgiyi deneyim eden ilk iki insan kimdi? Adem ve Havva. Bu her ne kadar size inanılmaz görünse de, Tanrı size de onlara davrandığı gibi davranacak. Tanrı insanlar arasında ayrım yapmaz. Hepimize karşı aynı davranır.
Kutsal Kitap bize, yaratılış dehasının tacı olan insanın peşinden vazgeçmeyen bir şekilde giden bir Tanrı’yı gösterir. Bizi kendisi için yaratmış ve bize sonsuz evi olan cennete gitme daveti yapmıştır. Peki bu davet karşılıksız mı? Hayır, bedeli olan bir davettir – O’nun için bedeli ağır olan ama bizim için karşılıksız olan bir davettir.
Tanrı’nın sevgisi sadece Tanrı’yı vermeye yöneltmekle kalmaz, ağır bir bedeli olduğu zaman bile vermeye yöneltir. Bu gerçekten de insanın sevgisinden farklıdır. Örneğin, bize rahatsızlık verecek ya da bizim için ağır bir bedeli olan bir şeyi başkası için yapmaktan çekiniriz. Tanrı bizi böyle bir sevgiyle sevdiği için günahlarımızdan kurtulmamız için bir tasarı hazırladı. Ancak Tanrı bizi bu tür bir sevgiyle sevdiği için günahlarımıza bir karşılık sağlamayı seçti. Bu sağlayış tarihin başlangıcına,yasak meyve Havva ve Adem’in dudaklarına değdiği zaman çarmıhın gölgesinin ufukta belirmesine dek gider. Tanrı Aden Bahçesi’nde Adam ve Havva’nın itaatsizliği karşısında onların günahlarını örtmek için masum bir hayvanın kurban ettiğinde, bunun şekillenmeye başladığını görürüz.

Tanrı’nın sevgisi sadece Tanrı’yı vermeye yöneltmekle kalmaz, ağır bir bedeli olduğu zaman bile vermeye yöneltir. Bu gerçekten de insanın sevgisinden farklıdır. Örneğin, bizim için rahatsızlık verecek ya da ağır bir bedeli olan bir şeyi başkası için yapmaktan çekiniriz. Tanrı bizi böyle bir sevgiyle sevdiği için günahlarımızdan kurtulmamız için bir tasarı hazırladı. Ancak Tanrı bizi bu tür bir sevgiyle sevdiği için günahlarımıza bir karşılık sağlamayı seçti. Bu sağlayış tarihin başlangıcına,yasak meyve Havva ve Adem’in dudaklarına değdiği zaman çarmıhın gölgesinin ufukta belirmesine dek gider. Tanrı Aden Bahçesi’nde Adam ve Havva’nın itaatsizliği karşısında onların günahlarını örtmek için masum bir hayvanın kurban ettiğinde, bunun şekillenmeye başladığını görürüz.
Düşünün bir kere, tarihteki ilk ölüm, dünyanın toprağı ve otları üzerine ilk düşen kan kurban kanıydı. Hayvan yemek için kesilmemişti. İnsanın Tanrı’ya karşı itaatsizliğinin utancını örtmek için öldürüldü. Adem ve Havva daha önce bir hayvanın öldürüldüğünü hiç görmemişlerdi. Çünkü insana hayvan yemek için izin ancak Tufan’dan sonra verilmişti. Tanrı Nuh ve ailesine şöyle demişti:
“Bütün canlılar size yiyecek olacak. Yeşil bitkiler gibi, hepsini size veriyorum.” (Yaratılış 9:3, Eski Antlaşma)
Adem ve Havva vejeteryandı. İncir yapraklarıyla kendilerini örterek çalıların arkasına saklanmış olarak söz dinlememeleri nedeniyle masum bir hayvanın öldürüldüğünü görüyorlardı. Bu onlar için gerçekten de çok şaşırtıcı bir deneyim olmuş olmalı!
“RAB Tanrı Adem’le karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi. (Yaratılış 3:21, Eski Antlaşma)
Tanrı onları hemen yok edip baştan başlayabilirdi. Ne var ki, sevgi dolu tepkisi bugün hala geçerli olan dersler öğretmiştir. Yaşamdaki en olağanüstü gerçeklerden biri, Tanrı’nın Adem ve Havva’ya öğretmiş olduğu ruhsal derslerin bizim de öğrenmemiz gereken dersler oluşudur. İşte Tanrı onlara şunları öğretmiştir. Bunları öğrendiğiniz takdirde cennete giden yolun 10’da 9’unu katetmişsiniz demektir.
1. Suçlu bir günahkarın Tanrı’ya yaklaşabilmesi için, uygun bir giysi ile örtünmesi
gerekmektedir.
2. Kendi elleri ile incir ağacının yapraklarından yaptıkları önlükler Tanrı tarafından
kabul edilmezlerdi.
3. İhtiyaç duydukları örtüyü Tanrı’nın kendisi sağlamalıydı.
4. Bu gerekli örtü yalnızca ölüm aracılığıyla elde edilebilirdi.
Burada Tanrı’nın söylemek istediklerini daha iyi anlamak için lütfen Kurbanın Üzerindeki Sır Perdelerinin Kaldırılması adlı makaleyi okuyun. Bu yazıda, Aden Bahçesi’nden itibaren Kutsal Kitap’ı izleyip kurban konusunda giderek ilerleyen bir şekilde Tanrı’nın gösterdiklerini izleyebilirsiniz. İncil’de İsa’nın sizin yerinize kurban olarak ölümü, insanlık tarihinin başındaki olaylar zincirinde bir halkadır. Hıristiyanlar bu fikri ortaya çıkarmamıştır. Şu an size Soluk Veren’in ilahi olarak kurduğu bu bağlantıları dünyada hiçbir şey kıramaz.
“Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı.” (2 Korintliler 5:19, İncil)
Dünyada başka hiçbir dinin böyle bir bildirisi yoktur. Bütün diğer dinler doğru davranışları, doğru tekrarlamaları, doğru kurbanı, doğru okumaları, doğru kuralları, doğru dinsel gelenekleri, doğru giysileri ve doğru yeri öngörür. Bunu yaparsanız Tanrı size şunu verecektir der. Peki sonuç? Kibir ya da korku. Eğer kazacağınızı düşünüyorsanız kibir, kazanamayacağınızı düşünüyorsanız korku.
“Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6:23, İncil)
“İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.” (Efesliler 2:8-9, İncil)
Bu iki ayeti ya da buna uzaktan yakından benzeyen hiçbir şeyi dünyadaki başka hiçbir kutsal kitapta bulamazsınız. Gerçek Hıristiyanlık diğer bütün dinlerin antitezidir. Tanrı tarafından kabul edilmek, şimdi ve gelecekte, satın alınamaz ya da kazanılmaz, ancak verilebilir. Cennette sonsuz yaşam armağanını alırsınız. Bunu okudunuz mu? Tanrı’nın armağanıdır. İhtiyacınız olan armağan budur. Bu, geleneksel dualarınızı yeterince ettikten sonra olmaz ancak yeterince yapamadığınızı kabul ettiğiniz zaman olabilir. Bunu kazanabilmeniz mümkün değildir. Sadece kabul etmeniz gerekir. Bunun sonucu olarak, Rabbiniz ve Kurtarıcınız’a kibir ya da korku nedeniyle değil, minnettarlık duyduğunuz için hizmet edersiniz.
Sorunuza yanıtım, çok kötü bir haberle başladı. Kötü haberi, daha da kötü bir haber izledi. Ama cesaretinizi yitirmediniz. İyi haberi duymadan önce kötü haberi duymanın önemli olduğunu öğrendiniz. Kötü haber, iyi habere anlam katar. Çaresiz bir tür kansere yakalandığınızı işitmek gibi. Artık bekleyebileceğiniz tek şey ölümdür. Ölmeyi beklersiniz. Haber, daha kötü olamazdı. Sonra Harika Şifacı, Tanrı’nın bu duruma müdahale edip kontrolü ele aldığını duyuyorsunuz. Başka kimsenin yapamayacağını yaptı. Hayatınızda kanserin ölümcül varlığını ortadan kaldırdı ve artık özgürsünüz. Artık ölüme mahkum değilsiniz.
Ruhsal açıdan baktığınızda, ortadan kaldırılan nedir? İsa Mesih, sonuçlarını ortadan kaldırdığı için günahı alt etmiştir! Kimin günahını? Tanrı’ya, İsa Mesih’in uğruna öldüğü günahkarlardan biri olduğunu ikrar eden herkesin günahını. Sonsuzluktaki yazgınız, İsa Mesih’e nasıl karşılık vereceğinize mi bağlı? Umarım bu satırlar öyle olduğunu anlamanıza yardımcı olmuştur.
Yahudi avukat iyi bir insan olduğunu düşünüyordu. Asıl mesele, iyi mi kötü mü olduğumuzu düşünmemiz değildir. Tanrı’dan işiteceğimiz en şaşırtıcı gerçeklerden biri, iyi olma girişimlerimiz hakkında düşünceleridir. Daha önce de bu ayeti aktarmıştım. “Hepimiz murdar olanlara benzedik. Bütün doğru işlerimiz kirli adet bezi gibi.” (Yeşaya 64:6, Eski Antlaşma). Bu, iyi olmaya çalışmayacağımız anlamına gelmiyor. Ne kadar iyi olursak, yeterli olmayacak diyor. Tanrı’nın önümüze koyduğu ölçü, kendisi için esas aldığı ölçüdür: Yetkinlik.
Kitapçıda karşılaştığım Yahudi avukat neden kitapçıdan Hıristiyanlık’ın öğretişlerini açıklayan birkaç kitapla birlikte ayrıldı? Kimsenin kendi çabalarıyla Tanrı’yı memnun edemeyeceğini fark etti. İnsanın yapması gereken dini görevlerin listesinin ne kadar uzun veya kısa olduğu önemli değildir.
Fakat bu adam inancı hakkında içtendi, öyle değil mi? Mesele, içtenlik değil. İmanınıza şu anki adanmışlığınızdan çok daha fazlasını yerine getirecek olsanız bile cenneti hak edecek kadarını yapamazsınız. Cennete götüren yol içtenlik değildir. İçtenliğinize mi güveniyorsunuz? İmanınız hakkında içten olduğunuz için Tanrı önünde kabul edilebilir olduğunuzu mu umut ediyorsunuz? Üzgünüm ama içtenlik yeterli değil. İsa’ya iman etmeli, O’na güvenmelisiniz. Tanrı için kabul edilebilir olmanın tek bir yolu vardır. Tanrı’nın sizi, İsa Mesih’te sağladığı örtü aracılığıyla görmesini sağlamalısınız. Tanrı, Adem ve Havva’ya günahları için bir örtü verdi, sizin için de aynısını yaptı.
1 – Suçlu bir günahkarın Tanrı’ya yaklaşabilmesi için, uygun bir giysi ile örtünmesi
gerekmektedir.
2 – Kendi elleri ile incir ağacının yapraklarından yaptıkları önlükler Tanrı tarafından
kabul edilmezlerdi.
3 – İhtiyaç duydukları örtüyü Tanrı’nın kendisi sağlamalıydı.
4 – Bu gerekli örtü yalnızca ölüm aracılığıyla elde edilebilirdi.
Tanrı’nın günahınız için sağladığını anlama konusunda hangi noktadasınız? Bunun için O’na şükredecek misiniz? “Bu gerekli örtü yalnızca ölüm aracılığıyla elde edilebilirdi… Tanrım, sonunda İsa’nın uğruna öldüğü günahkarlardan biri olduğumu görüyorum!”
Tanrı’ya karşı günah işledikten sonra Adem ve Havva’nın Tanrı’dan hak ettikleri tek şey adaletti. O anda itaatsizlik için hükmedilen cezayı alsalar bu hak edilmemiş, fazlasıyla ağır bir ceza olmazdı. Peki Tanrı böyle mi yaptı? Tanrı’nın karşı karşıya olduğu ‘çıkmazı’ hatırlıyorsunuz. Yetkin adalet, Adem ve Havva’nın günahı için belli bir ceza gerektiriyordu fakat yetkin sevgi barıştırma gerektiriyordu. Tanrı nasıl aynı anda her ikisini de gösterip, kendi ilahi doğasına aykırı davranmayabilirdi? Tanrı’nın Aden Bahçesi’ndeki sorusuna kulak verin:
“Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı’nın sesini duydular. O’ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler. RAB Tanrı Adem’e, “Neredesin?” diye seslendi.” (Yaratılış 3:8-9, Eski Antlaşma)
Tanrı nerede saklandıklarını bilmiyor muydu? Tabii ki biliyordu. Tanrı Adem ve Havva’nın nerede olduklarını fark etmelerini istiyordu. Daha önce hiç Tanrı’dan saklanmamışlardı. Durumlarından memnunlar mıydı? Hayır, utanç duymak hiçbir koşulda keyifli bir duygu değil. Bedeli ne olursa olsun utançtan kaçınmak isteriz öyle değil mi? Ama şunu düşünün. Utançlarının doruğa ulaştığı noktada Tanrı’nın sesini işittiler. Polisin sesi değildi. Özlem duyan sevginin çağrısıydı.
Bu çağrı bir yandan, günahı gözardı edemeyecek olan ilahi adaletin çağrısıyken, bir yandan da bu iki günahkar için yas tutan ilahi kederin çağrısıydı. Sonra, Tanrı, Adem ve Havva’dan çalıların arasından bakıp günahları için kurban edilen masum hayvanı görmelerini istediğinde ilahi sevginin çağrısını işittiler.
“Yahya ertesi gün İsa’nın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: “İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!”” (Yuhanna 1:29, İncil)