Adem ve Havva Öldüklerinde Cennete Gittiler mi?
Dünyada günahları bağışlanan ilk insanlar Âdem ve Havva’ydı. Tanrı’nın onları nasıl bağışladığı ise anlamamız gereken en önemli konudur. Bunun doğru olmasının iki nedeni vardır. 1) Tanrı her kuşaktan insanları bağışlar – bugün yaşadığımız kuşağı bile – aynı nedene dayanarak Âdem ve Havva’yı da bağışladı ve 2) buna dayanarak Tanrı tarafından bağışlandıysanız cennete gideceğinizden emin olabilirsiniz. Cennet armağanını almış olan kişiler bağışlanmış kişilerdir. Cennete giden kişiler kusursuz insanlar ya da kötü işlerinden çok sevapları olan kişiler değildir. Bu gibi insanlar cennete gitmeyi hak ettiklerini ya da kendilerine ödül olarak cennetin verilmesi gerektiğine mi inanırlar? Hayır, ancak Tanrı’nın yoluna göre bağışlanan insanlar cennete gidebilir.
Cennete girmek üzere bağışlanmak için ne yapmalıyız? Adem ve Havva’nın durumunda gerekli olan bağışlanma Tanrı tarafından sağlanmıştı. Tevrat’ın Adem ve Havva’yla ilgili ilk sayfalarını okursanız, Tanrı’nın utançlarını, sağladığı kurbanla nasıl örttüğünü görürsünüz. Ya da, Hıristiyanlık Neden Bu Kadar Kanlı Bir Din? sorusunun yanıtını okuyabilirsiniz. Kurban konusunda Tanrı’nın vahyini daha iyi anlamak için Kurbanın Üzerindeki Sır Perdelerinin Kaldırılması adlı yazıyı okumanızı öneririm.
Burada sadece Adem ve Havva’nın günahının ortaya çıkardığı ayrılık üzerinde köprü kurduğunu söylemekle yetineceğim. Bu, Tanrı’nın sadece, ‘Bağışlandın’ demesiyle olmadı. Tanrı günahı asla bu şekilde ele almamıştır – Aden Bahçesi’nde de böyle olmadı bugün de böyle değildir.
Adem ve Havva cennete gitti mi? Aden Bahçesi’ne geri gidelim ve gelişmekte olan hikayeye katılalım. Tanrı bu genç evli çifte ağaçlardan birinin meyvesini yememelerini söyledi. Muhtemelen Aden Bahçesi’nde çok çeşitli, ağız sulandırıcı meyveler veren binlerce başka ağaç vardı. Hepsinin tadı birbirinden lezzetliydi. Fakat İblis onların belirli bir ağaca odaklanmalarına neden oldu. Bunun nedeni bu ağacın meyvesinin diğerlerinden daha iyi olması değildi. İblis Tanrı’ya itaatsizlik etmelerini istiyordu.
Her Şey Mükemmeldi… Ama
Daha sonra Kutsal Yazılar’ın bizlere öğrettiği gibi denenmeden kaçmak yerine, Havva denenmeyle flört etti. İnsanın hayatta isteyebileceği her şeye sahipti- mükemmel bir ev, mükemmel bir koca, mükemmel bir evlilik ve Yaratıcısı’yla mükemmel bir ilişki. Ne var ki, bir süre ağacın önünde durdu ve aklının, sahip olmadığı tek bir şey üzerinde derin derin düşünmesine izin verdi. Onda saplantı haline gelene kadar üzerinde düşündü.
“Ayartılan kişi, “Tanrı beni ayartıyor” demesin. Çünkü Tanrı kötülükle ayartılmadığı gibi kendisi de kimseyi ayartmaz. Herkes kendi arzularıyla sürüklenip aldanarak ayartılır. Sonra arzu gebe kalır ve günah doğurur. Günah olgunlaşınca da ölüm getirir.” (Yakup 1:13-15, İncil)
Kutsal Yazılar’da bizlere Tanrı’nın kimsenin günahının yaratıcısı olmadığı öğretiliyor. Tanrı’nın doğasında, insanın suçlayabileceği hiçbir şey yok. Tanrı iyi ve kötünün yaratıcısı değildir. Tanrı hiçbir zaman kimseyi kötülüğe yöneltmez. Tanrı bizleri kötülüğe yöneltmez. Bunu yapamaz çünkü bu O’nun günahsız doğasına aykırıdır. Tanrı günahlı şekilde düşünüp başkalarını günah işlemeye ayartacak yollar kurmaz. Tanrı kutsaldır. Bu nedenle, Tanrı’nın kararlarından hiçbirinin temelinde böyle bir düşünce yoktur. Tanrı’nın Âdem ve Havva’ya bu buyruğu vermesinin nedeni, onların günah işlemelerini istemesi değildi. Tanrı, meyveden yememeleri buyruğunu verdi çünkü Tanrı’ydı. Tanrı, Tanrı olduğu için itaat talep eder. Mükemmel itaat.
Biz Putperest Miyiz?
Aklımızın maddi şeyleri kıskanlıkla istemesine Tanrı putperestlik diyor. Bunu biliyor muydunuz? İsa’ya inananlar için yazılmış bir bölüme kulak verin. Cennete giden yolda olduklarına göre nasıl yaşamalılar? İtalik kelimelere dikkat edin: “Yeryüzündeki değil, gökteki değerleri düşünün. Çünkü siz öldünüz, yaşamınız Mesih’le birlikte Tanrı’da saklıdır. Yaşamınız olan Mesih göründüğü zaman, siz de O’nunla birlikte yücelmiş olarak görüneceksiniz. Bu nedenle bedenin dünyasal eğilimlerini fuhşu, pisliği, şehveti, kötü arzuları ve putperestlikle eş olan açgözlülüğü öldürün. Bunlar yüzünden Tanrı’nın gazabı söz dinlemeyenlerin üzerine geliyor. Geçmişte bunlarla iç içe yaşadığınız zaman siz de bu yollarda yürüdünüz.” (Koloseliler 3:1-7, İncil)
Tanrı putperestlikten kaçmamızı ister. “Bu nedenle, sevgili kardeşlerim, putperestlikten kaçının.” (1. Korintliler 10:14, İncil). Tanrı, bundan kaçmamızı rica ediyor. Havva kaçmadı ve yakalandı. “Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi.” (Yaratılış 3:6, Eski Antlaşma)
Bekledikleri Gibi Değildi
Birlikte, Şeytan’ın kendilerine vaat ettiği ilahi bilgeliğin yeni zevklerini beklediler. Bunun yerine, üzerlerini korkunç bir suçluluk duygusu ve utanç kapladı. O anda Tanrı’yla ilişkileri ölmüştü. Ruhsal ölümü deneyim ettiler. Fiziksel bedenleri, Tanrı’nın ellerinin mükemmel yapıtını lekeleyecek ve nihai olarak fiziksel ölümle sonuçlanacak çürüme sürecine girdi. Günah böyledir. Çok fazla söz verir ama pek bir şey yapmaz. Özgürlük, bilgelik ve zevk vaat eder, fakat bunların yerine, tutsaklık, suçluluk duygusu, utanç ve ölüm verir.
Birdenbire, Adem ve Havva’nın çıplaklığı günahlarının sembolü haline geldi. En kutsal Tanrı’nın derinlere işleyen gözleri önüne serildiler. Vücutlarını incir yapraklarıyla örtmeye çalıştılar ama kabul edilmedi. İşte bu noktada, Tanrı’nın hikâyesi, günahı örtmeye yeterli olacak tek örtünün, kan dökülmesini gerektireceğini ortaya koydu. Bunu sağlayacak olan Adem ve Havva değil, Tanrı’ydı. Tanrı, Adem ve Havva’ya, şayet cennete gitmek istiyorsak bizim de öğrenmemiz gereken dört ders verdi:
1) Suçlu bir günahkârın Tanrı’ya yaklaşması için uygun bir giysiye ihtiyacı vardı.
2) Kendi elleriyle hazırladıkları incir yapraklarından önlükler Tanrı için kabul edilebilir değildi.
3) Örtüyü Tanrı’nın sağlaması gerekiyor.
4) Zorunlu olan bu örtü ancak ölümle sağlanabilirdi.
Neden Günah İşlediğimize Dair En İyi Mazeretler Hangileri?
Günahın peşi sıra her zaman felakete yol açan sonuçları gelir. Günahımız için sorumluluğu kabul etmeye istekli olup olmadığımız önemli değildir. Her durumda günahlarımızın sonuçlarının bedelini öderiz. Adem bu durumda ne yaptı? Adem trajediyle ilgili kendi sorumluluğu konusunda Havva’yı ve Tanrı’yı suçladı: “RAB Tanrı, ‘Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?’ Adem, ‘Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim’ diye yanıtladı.” (Yaratılış 3:11-12, Eski Antlaşma)
Havva Şeytan’ın günah işlemesine neden olduğunu söyledi. “RAB Tanrı kadına, ‘Nedir bu yaptığın?’ diye sordu. Kadın, ‘Yılan beni aldattı, o yüzden yedim’ diye karşılık verdi.” (Yaratılış 3:13, Eski Antlaşma). Buna çok benzer bir şekilde bizler de, kendi günahlarımız için başka birini suçluyoruz, öyle değil mi? Peki suçu başkasına atma girişimi işe yarıyor mu? Asla. En azından uzun vadede hiç işe yaramıyor. “…günahınızın cezasını çekeceğinizi bilmelisiniz.” (Çölde Sayım 32: 23, Eski Antlaşma)
Tanrı, içine girdiğimiz günahkâr eylemlerde payımız konusunda bizi nasıl sorumlu tutuyorsa, hem Adem’i hem de Havva’yı da bu şekilde sorumlu tuttu. Tanrı günahımızı görmezden gelemez çünkü her bir günahkâr eylem O’nun onuruna karşı bir saldırıdır. Fakat iyi haber şu. Tanrı’nın lütfu, bütün günahımızın toplamından daha büyüktür. Tanrı, masum bir hayvanın onların yerine kurban edilmesiyle Adem ve Havva için bir örtü sağladı. Bu kurban, İsa Mesih’in dünyanın günahları için çarmıhta nihai olarak ölümünün habercisi olan bir eylemdi. “Yahya ertesi gün İsa’nın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: “İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!” (Yuhanna 1: 29, İncil)
Anlatılmış En Üzücü Hikâye Olabilirdi
Adem ve Havva Aden Bahçesi’nden ayrılmadan önce Tanrı’nın insanlığa bir Kurtarıcı sağlayacağına ilişkin vaadini biliyorlardı. İki şey olmasaydı, ilk ebeveynlerimiz hakkındaki bu hikaye bugüne kadar anlatılmış en üzücü hikaye olabilirdi:
1) Tanrı’nın itaatsizliklerine nasıl karşılık verdiğini gördüler. Tanrı günahlarını örtecek bir şey sağlamıştı. Adem ve Havva çok önemli bir gerçeği anlayan ilk insanlardı. Günahı bağışlatacak olan masum bir tarafın kanının dökülmesine iman sayesinde Tanrı’yla ilişkinin düzelmesiyle ilgili gerçek.
2) Tanrı’nın karanlığı aydınlatmasını sağlayan ikinci bir görkemli gerçek, Adem ve Havva’nın sevincini artırdı. Tanrı İblis’le konuşurken şöyle dedi, “Seninle kadını, onun soyuyla senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek. Sen onun topuğuna saldıracaksın.” (Yaratılış 3:15, Eski Antlaşma). Tanrı, kadının soyundan yani insan ırkından doğacak bir çocuğun, İblis’in işlerini yok edeceğine söz verdi. Bunu nasıl yapacaktı? Ölerek onu fethedecekti. Gelecek olan Kurtarıcı İsa Mesih hakkındaki Kutsal Kitap’taki ilk peygamberlik budur!
İblis’te Hiçbir Zaman İyileşmeyecek Bir Yara
İblis, Aden Bahçesi’nde kendisini bir yılan benzerliğinde göstermişti. Bu peygamberliğe göre, yılan ve insanlar arasında düşmanlık olacaktı. Bu tabii ki, yılanlarla insanlar arasında doğal olarak var, fakat Tanrı’nın bu ayetteki niyeti yılandan çok yılanın arkasındaki kişiyi (İblis) temsil ediyor.
Tanrı peygamberliğinde İblis’in başının ezileceğini söyler. Bir kurtarıcı, İblis’in planlarının hepsini bozup yetkisini elinden alacaktır- özellikle ölüm gücünü. Bu ne zaman oldu? Hakkında peygamberlik edilen beden alıp, acı çektiği ve öldüğü zaman gerçekleşti. “Yönetimlerin ve hükümranlıkların elindeki silahları alıp onları çarmıhta yenerek açıkça gözler önüne serdi.” (Koloseliler 2:15, İncil)
İblis’in Mesih’in topuğuna saldırdığı an, başının ezildiği andır. Kutsal Kitap, İsa Mesih’in ölümünü, İblis’in yenilgisiyle ilişkilendiriyor. (Bakınız İncil’de Yuhanna 12:21-33.) İsa korkunç bir şekilde fakat geçici olarak yaralandı. Ölümü, gömülmesi, dirilişi ve cennete çıkışından sonraki sözlerine kulak verin: “Diri Olan Ben’im. Ölmüştüm, ama işte sonsuzluklar boyunca diriyim. Ölümün ve ölüler diyarının anahtarları bendedir.” (Vahiy 1:18, İncil). Bu sözler, yenilgiye uğramış birinin sözlerine mi, yoksa zaferli birinin sözlerine mi benziyor?
Ölümden Dirildi!
Bu yazıyı okuyan bazılarınız, Hıristiyanların İsa’nın öldüğüne ilişkin inançlarının Tanrı’ya saygısızlık ve İsa için utanç verici bir şey olduğunu düşünüyor olabilir. Aslında, tam tersi anlama geliyor. Çarmıh sadece yenilgi ve zayıflık göstergesi gibi görünüyor olabilir. İsa’nın yaptığı, Yeruşalim’deki kalabalığın görmesi için değildi. Göremezlerdi çünkü gerçekten ne olduğunu anlamadılar. İsa’nın yaptığı şey, cehennemin bütün güçlerinin gözleriyle tanık olmaları içindi. İnanılmaz değil mi? İsa ölerek fethetti. Üç gün sonra ölümden dirilişi zaferi doğruluyor.
İsa, öğrencilerini gerçekleşmek üzere olan olaylara hazırlamak amacıyla sık sık dirilişinden söz ederdi. Neden? Onlar da, sizin ve benim gibi, çarmıha bakıp İsa’nın çarmıha gerilmesi hakkında hemen yanlış düşünürlerdi. İsa bunu bildiği için şöyle peygamberlik etti,
“İnsanoğlu’nun çok acı çekmesi, ileri gelenler, başkahinler ve din bilginlerince reddedilmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini söyledi.” (Luka 9: 22, İncil)
“Bundan sonra İsa, kendisinin Yeruşalim’e gitmesi, ileri gelenler, başkahinler ve din bilginlerinin elinden çok acı çekmesi, öldürülmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini öğrencilerine anlatmaya başladı.” (Matta 16: 21, İncil)
“Celile’de bir araya geldiklerinde İsa onlara, “İnsanoğlu, insanların eline teslim edilecek ve öldürülecek, ama üçüncü gün dirilecek” dedi. Öğrenciler buna çok kederlendiler.” (Matta 17: 22-23, İncil)
“İsa, İnsanoğlu’nun çok acı çekmesi, ileri gelenler, başkahinler ve din bilginlerince reddedilmesi, öldürülmesi ve üç gün sonra dirilmesi gerektiğini onlara anlatmaya başladı.” (Markos 8: 31, İncil)
“Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir. Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.” (Yuhanna 10:11,18, İncil)
İsa’nın zaferli ölümü ve dirilişi İblis’in Tanrı’yı hiçbir zaman yenemeyeceğini de bizlere hatırlatıyor. İblis hiçbir zaman sayısız çağ boyunca olmak istediği kişi- Tanrı- olamayacak. Eski Antlaşma’da İblis’in diğer melekler gibi kutsal olarak yaratıldığını okuyoruz. Bu nedenle, her zaman Tanrı’nın tahtını ele geçirmeyi istemiş değildi. Fakat sonra, arzusu onu ele geçirdi ve cennetten kovuldu,günahı evrene ve Aden Bahçesi’ne kadar getirdi ve o zamandan beri hep günah işlemeye devam etti.
“Cenneti yönetemeyeceksen, neden dünyayı yönetmeyesin? Neden Âdem ve Havva’yla başlamayasın?” İblis böyle düşünüyordu. Ne var ki, İblis’in Aden Bahçesi’nden yaptığı, Tanrı’nın insanlığa duyduğu sevgi ve lütfu ortaya çıkaran bir durum yaratmak oldu. Tanrı tarihin başında peygamberlik ederek, İblis’in dünyasal alanda yenilgiye uğratılacağını açıkladı. İblis’in felaketinin doğası ve boyutlarını anlamamış olması muhtemeldir, en azından Tanrı’nın zafer peygamberliğinden söz ettiği kısmı. İblis’in güçleri hiçbir zaman Tanrı’nın amaçlarının İsa Mesih’in ölümü aracılığıyla ilerletilip gerçekleştirilebileceğini anlamadı. İblis felakete mi uğradı? Evet, öyle. İsa, ölümüyle, İblis’in krallığına ölümcül, düzeltilemez bir darbe indirdi. Bu, İblis’te hiçbir zaman iyileşemeyecek bir yara açtı.
Gerçekten Zaferli Olmak
Zafer değerli bir şeydir. Zafer kazanan kişiyi onurlandırırız. Atının üzerinde oturan yiğit asker. Keşiften dönen kararlı kâşif. Zafer kupasını yukarı kaldırmış olarak tutan birinciliği kazanmış atlet. Öte yandan, zaferin geçici olduğunu da biliriz. Kimse sonsuza dek şampiyon olarak kalmaz. Oyunları kazandıran koçların ekiplerinin gelecekteki başarıları hakkında övünmeleri değildir. Her zaman yeni bir maç, yeni bir rakip ve yine bir yenilgi olasılığı vardır.
Peki ya İsa’nın İblis üzerindeki zaferi? Bu da geçici miydi? Tanrı’ya göre öyle değildi. “Bizi her zaman Mesih’in zafer alayında yürüten, O’nu tanımanın güzel kokusunu aracılığımızla her yerde yayan Tanrı’ya şükürler olsun!” (2. Korintliler 2:14, İncil). Hayır, Mesih’in zaferi geçici değil. “Mesih’te zaferli olmak” geçmişte gerçekleşmiş ama artık bitmiş bir olay veya durum değildir. Mesih’te zaferli olmak bir varoluş durumudur! Mesih’te zafer kazanmak bizim yaptığımız bir şey değil, İsa’ya gerçekten iman eden kişilerin olduğu bir şeydir.
İsa’da zaferli olmakla, başkalarının zafer deneyimleri arasında büyük bir fark vardır. Spor veya iş dünyasında zafer kazanan biri yaptıkları bir şeyden ötürü sevinç duyar. İstanbul Boğazı’nı yüzerek geçmişlerdir. Everest’e tırmanmışlardır. Avrasya Maratonu’nu kazanmışlardır. Bir milyon dolar kazanmışlardır. Kendi bölgelerinde ‘Yılın Yöneticisi’ seçilmişlerdir. Oysa İsa’ya gerçekten iman eden kişiler yaptıkları şeylerden ötürü değil, kim olduklarıyla övünürler.
İsa’ya gerçekten inanan kişiler Tanrı’nın çocuğudur ve cennette sonsuz yaşamın mirasçısıdır. Bunun başarılarıyla ilgisi yoktur. “Bir dakika,” diyorsunuz, “‘Tanrı’nın çocuğudur’ sözünüze dönelim. Bu doğru olamaz değil mi? İnsan nasıl Tanrı’nın ailesinde doğabilir ki?” İncil’de bunu ilk okuduğumda bana da olanaksız görünmüştü- ama Tanrı olanaksız görüneni yapıyor! İnsan İsa’ya iman ettiğinde ‘Tanrı’nın çocuğu’ olur. O’nu Kurtarıcı olarak kabul etme süreci içinde inanılmaz bir şey gerçekleşir. İkinci bir doğum, ruhsal bir doğum yaşarlar. “Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi. Onlar ne kandan, ne beden ne de insan isteğinden doğdular; tersine, Tanrı’dan doğdular.” (Yuhanna 1:12-13, İncil). Tanrı çocukları, Tanrı’nın huzurunda sahip oldukları bu yeni konumu kazanmak için bir şey yapmak zorunda mı? Hayır, onların yapacağı bir şeye bağlı değil. Karşılıksız olarak verilir.
Hiçbir şey bizi Mesih’teki zaferimizden ayıramaz. Neden? Zaferimiz duygularımıza değil, Tanrı’nın armağanına dayandığı içindir. Zaferimiz bizim mükemmel olmamıza değil, Tanrı’nın bağışlamasına dayanır. Bu zafer son bulabilir mi? İtalik olarak işaretlenmiş kelimelere dikkat edin: “Bizi her zaman Mesih’in zafer alayında yürüten, O’nu tanımanın güzel kokusunu aracılığımızla her yerde yayan Tanrı’ya şükürler olsun!” Sonu yoktur.
Adem ve Havva’yı bir gün cennette görecek miyim? ‘Mesih’te zaferli’ oldular mı? Aden Bahçesi’nde kurban olarak sunulan hayvan kesilir kesilmez, İsa’nın bizim yerimize ölmesiyle sağlanan haklarla aynı haklara sahip oldular. İlki ikincisinin habercisiydi. Âdem ve Havva şu anda cennetteler fakat bu Tanrı’yı memnun etmek için yaptıkları herhangi bir şey sayesinde olmadı. Günahlarını örtecek bir şey sağlanmıştı. Tanrı bunun aynısını benim için de sağladı. Onlar, insanların Tanrı’yla nasıl barıştırıldıklarını anlayan ilk insanlar oldular. Günahı bağışlatacak masum bir tarafın dökülen kanına iman aracılığıyla. Bunu anlamak benim için Adem ve Havva için olduğundan çok daha uzun sürdü. Fakat bu önemli değil. İsa Mesih’in beni günahın suçundan, cezasından ve hayatımın üzerindeki kontrolünden kurtarmak için öldüğüne inanıyorum.
Tanrı’nın, sizin yerinize masum bir kurbanı sunmasıyla sizin için yaptığı şeyi anlamak zaman alır. Belki çok uzun zamanınızıa alabilir. Bunu size açıklaması için Tanrı’ya istediği tüm zamanı verin. Benim umudum ve duam, bu yaşamdan sonra gideceğiniz yerin cennet olduğundan emin olmaktan kaynaklanan, ruhsal olarak sizi doyuran gerçeği ve sevinci arama yolculuğuna devam etmenizdir. Fakat İsa Mesih’e iman ederek Tanrı’yla sahip olabileceğiniz kişisel ilişki de en az cennet kadar harika olacaktır. Bu, ölümün bile kopartamayacağı bir ilişkidir.