Bebekler Öldüğünde Cennete mi Giderler?
Müslümansanız böyle bir soru sormanız beni şaşırtır. Neden mi? Doğan her bebeğin pak ve günahsız doğduğu inancıyla yetiştirildiniz. Kuşkusuz, saf ve günahsız olan her insan, kaç yaşında olursa olsun, cennette bir yere sahip olacaktır. O halde, sorulması gereken öncelikli sorular şunlardır:
“Aramızda günahsız ve saf olan kim?”
“Aramızda günahlı ve kirli olan kim?”
“Bunu hayatımızda kaç yaşında göstermeye başlıyoruz?”
Umarım yakın bir zamanda Tanrı’nın bu konuda Tevrat, Zebur ve İncil’de neler açıkladığını okumak için zaman ayırırsınız. Size öğretilenlerin, Tanrı’nın, insanın günaha doğal eğilimi konusunda açıkladıklarıyla çeliştiğini çabucak göreceksiniz.
Yine de sorunuzu yanıtlamak için şunu söylemeliyim: Kutsal Kitap, Tanrı’nın, küçük çocukları öldükleri zaman cennete alacağından emin olmamız için her türlü nedeni veriyor. Zebur’da Kral Davut’un bu beklentiye sahip olduğunu görüyoruz. Kutsal Kitap’taki bu hikayeyi, Kral Davut’un Bat-Şeva’yla işlediği günahı biliyor musunuz? Evlilik dışı bir çocukları olmuştu. Çocuk öldü ve öldüğünde Davut yas tutmayı kesti. Bunu neden yapmış olabilir? Bebeklerinin ölümüyle birlikte Davut’un yasının artmasını beklerdiniz, değil mi? İtalik olarak vurgulanan ayetlere dikkat edin. Davut’un yas tutmayı bırakmasının nedeni o ayette verilmiştir:
“Davut çocuk için Tanrı’ya yalvarıp oruç tuttu; evine gidip gecelerini yerde yatarak geçirdi. Sarayın ileri gelenleri onu yerden kaldırmaya geldiler. Ama Davut kalkmak istemedi, onlarla yemek de yemedi. Yedinci gün çocuk öldü. Davut’un görevlileri çocuğun öldüğünü Davut’a bildirmekten çekindiler. Çünkü, “Çocuk daha yaşarken onunla konuştuk ama bizi dinlemedi” diyorlardı, “Şimdi çocuğun öldüğünü ona nasıl söyleriz? Kendisine zarar verebilir!” Davut görevlilerinin fısıldaştığını görünce, çocuğun öldüğünü anladı.
Onlara, “Çocuk öldü mü?” diye sordu. “Evet, öldü” dediler. Bunun üzerine Davut yerden kalktı. Yıkandı, güzel kokular sürünüp giysilerini değiştirdi. RAB’bin Tapınağı’na gidip tapındı. Sonra evine döndü ve yemek istedi. Önüne konan yemeği yedi. Hizmetkarları, “Neden böyle davranıyorsun?” diye sordular, “Çocuk yaşarken oruç tuttun, ağladın; ama ölünce kalkıp yemek yemeye başladın.” Davut şöyle yanıtladı: “Çocuk yaşarken oruç tutup ağladım. Çünkü, ‘Kim bilir, RAB bana lütfeder de çocuk yaşar diye düşünüyordum. Ama çocuk öldü. Artık neden oruç tutayım? Onu geri getirebilir miyim ki? Ben onun yanına gideceğim, ama o bana geri dönmeyecek.” (2. Samuel 12:16-23, Eski Antlaşma)
Kral Davut’un yanıtı, çaresizlik inlemesi değil, büyük bir umut ve güvenin ifadesiydi. Bu korkunç günaha karşın, Davut, Tanrı’nın kendisine cennette bir yer ayırdığı, Tanrı’ya bağlı bir insandı. Zebur’da Davut’un Tanrı’nın esiniyle yazdığı mezmurlardan birine kulak verin:
RAB çobanımdır,
Eksiğim olmaz.
Beni yemyeşil çayırlarda yatırır,
Sakin suların kıyısına götürür.
İçimi tazeler,
Adı uğruna bana doğru yollarda öncülük eder.
Karanlık ölüm vadisinden geçsem bile,
Kötülükten korkmam.
Çünkü sen benimlesin.
Çomağın, değneğin güven verir bana.
Düşmanlarımın önünde bana sofra kurarsın,
Başıma yağ sürersin,
Kasem taşıyor.
Ömrüm boyunca yalnız iyilik ve sevgi izleyecek beni,
Hep RAB’bin evinde oturacağım.”
(Mezmur 23, Eski Antlaşma)
“Hep” uzun bir süre, öyle değil mi? Davut, sonsuza dek “Rab’bin evinde”, O’nun yanında kalacaktı. Tanrı, Davut’a dünyadaki yaşamı sona erdiğinde, “evinde” sonsuza dek kalmak üzere kendisinin daha iyi bir dünyaya götürüleceği güvencesini vermişti. Bu nedenle, Davut, onun yanına gideceğim derken, oğlunun cesedinin yattığı mezarı kastetmiyordu. Oğlunun canının olduğu ve sonsuz mutluluğun bulunabileceği cenneti düşünüyordu. Bir gün çocuklarını cennette göreceğine inanıyordu.
Bu ayet, bebeklerin ve küçük çocukların öldüklerinde cennete gideceğini kanıtlıyor mu? Hayır, ama bu yönde bir inanışı kesinlikle destekliyor, çünkü Davut çocuğunun cennette olduğu düşüncesiyle teselli buluyor.
İncil’de bazı ayetlere bakalım.
“O sırada bazıları küçük çocukları İsa’nın yanına getirdiler; ellerini onların üzerine koyup dua etmesini istediler. Öğrenciler onları azarlayınca İsa, “Bırakın çocukları” dedi. “Bana gelmelerine engel olmayın! Çünkü Göklerin Egemenliği böylelerinindir.” Ellerini onların üzerine koyduktan sonra oradan ayrıldı.” (Matta 19:13-15)
İncil’in farklı bir kısmında, aynı olayın anlatıldığı paralel ayetlerde, çocukların yaşları konusunda daha belirgin bir ifade kullanır: “Bazıları bebekleri bile İsa’ya getiriyor, onlara dokunmasını istiyorlardı.” (Luka 18:15)
Bebekler, Tanrı’nın günahla ve günahın çözümüyle ilgili yaptıklarını anlayamayacak kadar küçüktür. Fakat İsa cennetin bu gibi bireylerle dolu olduğunu söyler. Yukarıdaki ayet anlatıldığı konu kapsamında ele alındığında, İsa’nın burada gerçek imanın çocuksuluğundan söz ettiği görülür. Her gerçek imanlının Tanrı’ya bir bebeğinkine benzer bir ruhla geldiğini öğretmektedir. Bebekler, tamamıyla bağımlı, kendi gücü ve kaynaklarına dayanmadan, sorgulamayan, üstü kapalı bir güvene sahiptir. Kendi kendine yeterli değildir, kendi doğruluğuna güvenmez veya dinsel eylemleriyle övünmez. Diğer bir deyişle, Kutsal Kitap’ta imanlı, tıpkı bir çocuk gibi Tanrı’ya güvenen kişidir. İsa bu sözüyle, bir bölüm önce öğrettiklerini biraz daha açıyordu:
“İsa, yanına küçük bir çocuk çağırdı, onu orta yere dikip şöyle dedi: “Size doğrusunu söyleyeyim, yolunuzdan dönüp küçük çocuklar gibi olmazsanız, Göklerin Egemenliği’ne asla giremezsiniz.” (Matta 18: 2-3, İncil)
İsa, Tanrı’nın bebekleri doğrudan cennete kabul ettiğini de söylüyor mu? Çocuklarını kaybeden anne babalar İsa’nın bu sözleri nedeniyle bunu umut edebilirler mi? Evet, böyle bir umutları olabilir. İsa bütün gerçek inananları bebeklere benzeterek, Tanrı’nın, bütün ihtiyaçları için başkalarına güvenmek dışında seçeneği olmayanlara iyiliğini göstermiştir. Kendi çabaları sayesinde övünecekleri herhangi bir dinsel eylemde bulunmadıkları ve hiçbir zaman kendi kendilerine yeterli durumda olmadıkları için Tanrı’nın merhametine dayanmak dışında başka bir seçenekleri yoktur. Bebekleri kutsayan ve “Tanrı’nın Egemenliği böylelerinindir” diyen Kurtarıcı’nın onlardan bu merhameti esirgemek isteyeceğini ve cennete girmelerine izin vermeyeceğini hayal edemiyorum.
Ölen bebekler cennete girerler, ama tamamıyla masum ve saf oldukları için değil, Tanrı lütufkar olduğu için. Doğaları gereği cennete layık oldukları için hiç değil.
Şöyle düşünün. Yemek masanızda bir bardak içme suyu olduğunu düşünün. Bardak, elde kesilmiş Bohem kristalden yapılmış. Böylesi arıtılmış camın içindeki suya baktığınızda suyun saf güzelliğini görürsünüz. Bardağın dibindeki kalıntıyı göremeyebilirsiniz. Alttaki ince katmanlı kir ve toprağı görmek zordur. Kendi haline bırakıldığında iyi görünür. Bebekler de böyle görünür. Bardağın üstünü kapatın ve birkaç kez çalkalayın, berrak su artık kirli ve bulanık görünecektir. Küçük çocuklara içlerinin nasıl olduklarını gösterme fırsatı verilseydi, böyle görüneceklerdi. Devamlı günah işledikleri için mi? Hayır, küçük çocuklar sevimlidir ve etraflarını neşelendirirler. Ama her zaman saf ve günahsız da değildirler. Bu ay onları böyle görmediysek bile, bekleyin önümüzdeki ay mutlaka görürüz. Bu durumda, çocukların tamamen saf olmadıklarını ve günahlı olduklarını kabul etmemiz gerekir.
Bebeklerin ve küçük çocukların ahlaksal açıdan nötr olduklarına inanıyor olabilirsiniz. Ben de böyle inanırdım. Küçük çocuklar iyi mi, kötü mü olacakları konusunda henüz karar vermemiştir, öyle değil mi? Kutsal Kitap’a göre öyle değil. Küçük çocukların masumiyeti hakkında böylesi bir görüş, Tanrı’nın Kutsal Yazılar’da bizlere açıkladıklarına aykırıdır.
Müslümansanız, günah işleme eğiliminde olmadığımız öğretilmiştir size. Tanrı’ya itaat etme ve itaat etmeme seçeneklerine sahip olduğumuza inanıyorsunuz. Her durumda seçim eşit olarak bize aittir. Ancak Tanrı ile tarih boyunca yaşananlar bu düşüncede fikir birliğinde değildir. Çocuk yanlış bir şey yapma fırsatına sahip olur olmaz yapacaktır. Bardak çalkalanır çalkalanmaz su bardakta başka neler olduğunu gösterecektir. Ebeveynler, akrabalar ve eğitimciler olarak çocuklara doğru olanı yapmayı öğretmek için elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz. Ama fark ettiniz mi, yanlış olanı yapmayı öğretmemize gerek yok! O şekilde yaşamayı zaten biliyorlar! Bu öğretilmez. Sanki kahverengi gözleri ve kahverengi saçları gibi, hayatlarının bir parçasıdır.
Tanrı’ya itaat etme veya etmeme seçimini tamamıyla küçük çocukların eline bırakırsanız ne olur? (“Sadece” derken, arzulanan davranışları teşvik etmek için ödül sistemini ve istenmeyen, anti sosyal davranışlar için olumsuz sonuçları ortadan kaldırmayı kastediyorum.) Küçük çocuklarımıza böylesi bir seçme özgürlüğü verildiğinde ne yaparlar? Saf, kristal berraklığında suya mı benzerler? Pek sanmam. Küçük çocukların krizleri, saldırgan davranışları ve bencilliklerinin, çevrelerindeki insanları tehlikeye soktuklarını siz de görüyorsunuzdur. İşten eve dönerken şoförlerde aynı tür davranışlar görüyorsunuz, öyle değil mi?
Tanrı Kutsal Kitap’ta, O’na itaat etmeyi, itaatsizlik etmeye seçtiğimiz kadar kolay bir şekilde seçebileceğimizi söylemiyor. Küçük çocuklar yaşamlarının ilk dönemlerinde günahkar davranışlarını göstermek için çok az fırsat bulsalar da, kısa bir süre içinde dünyalarını oluşturan az sayıda insana günah işlememeyi seçemediklerini gösterirler. Günahın en iyi tanımlarından biri bencillik kavramında bulunur. Bencillik gerçekten de yaşamlarımızda günahın en birincil köklerinden biridir. Bencilliğin insanlığın sorunu olduğu konusunda fikir birliğinde olsanız da, her insanının doğasında olduğu konusunda aynı fikirde olmayabilirsiniz. Ancak maalesef bu böyledir.
“Önce ben” dünyasında yaşıyoruz ve “önce ben” dünyasının bir kısmı, küçük çocukların “önce ben” diyen seslerinden oluşur. Bencil olmak demek, benmerkezci olmak ve insanın kendine odaklanmış olması demektir. Bebek yaşamının ilk dönemlerinden itibaren yaşamını bencillik ilkeleri üzerinde kurar. “Benim için en iyisi neyse o” ilkesi. Bebeklere bu ilkeyi yaşamlarında nasıl uygulamaları gerektiğinin öğretilmesi gerekmiyor, öyle değil mi? Bizim için de aynı şey söz konusu. Bunu nerede öğrendik? Öğrenmedik. Günahlı doğamızın bir parçası. İki seçenekle karşı karşıya olduğumuzda çoğunlukla bize en çok yardımı dokunacak veya bize en fazla yararlı olacak olanı seçeriz. Bebek için de aynısı söz konusudur. Bunu yaptıklarında da günahkar davranışın gerçekliğini doğrulamış olurlar.

Bencillik insanlığın en temel sorunudur ve her insanın doğasının ayrılmaz bir parçasıdır. Daha önce Kral Davut’un zina günahı üzerinde durmuştuk. Bu günahkar edimin kökünde bencillik vardır.
“Bir akşamüstü Davut yatağından kalktı, sarayın damına çıkıp gezinmeye başladı. Damdan yıkanan bir kadın gördü. Kadın çok güzeldi. Davut onun kim olduğunu öğrenmek için birini gönderdi. Adam, “Kadın Eliam’ın kızı Hititli Uriya’nın karısı Bat-Şeva’dır” dedi. Davut kadını getirmeleri için ulaklar gönderdi.” (2. Samuel 11: 2-4, Eski Antlaşma). Bat-Şeva başka bir adamın, Uriya’nın karısıydı. Uriya Davut’un askerlerinden biriydi ve bu günah gerçekleşirken, savaşta kralı ve ülkesi için yaşamını ortaya koyuyordu! Kutsal Kitap’ta 2. Samuel 11 ve 12. bölümlerde hikayenin tümünü okuyabilirsiniz.
Eski Antlaşma’daki 150 mezmurdan biri, Davut’un bu günahı için tövbe edişini anlatır. Davut günah işlediğini kabul ederek, duayla merhamet ve lütuf için yalvararak ruhunu Tanrı’ya dökmüştür. Günahı konusunda söyledikleri, Kutsal Yazılar’ın öbür kısımlarıyla uyum içindedir: “Nitekim suç içinde doğdum ben, günah içinde annem bana hamile kaldı.” (Mezmur 51: 5)
Kral Davut, en son işlediği günahlar üzerinde düşünürken yaşamına daha geniş bir açıdan bakarken buldu kendini. İçinde bulunduğu kirli ırmağı, kaynağına doğru izliyordu. Günah içinde doğduğunu söylemesinin nedeni, bazı insanlar gibi suçuna mazeret olması için değildi. ‘Bana bunu Şeytan yaptırdı’ da demedi. Hayır. Tanrı, Davut’un farkına varıp Tanrı’ya itiraf etmesi gereken tek günahın bu olmadığını gösterdi. Yaşamının kaynağının kirlenmiş olduğu gösterildi kendisine. Her kirli ırmak, kirli bir kaynağa bağlıdır. Davut burada kendisini aklamaya çalışmadı. Aksine, söyledikleri Tanrı’ya itirafını tamamlıyordu.
Peki Davut’un ‘ırmakları’ neden bu kadar kirliydi? Neden yasak şeylere doğal olarak yöneliyordu? Anne babası Tanrı’ya bağlı yaşam sürmeyen kişiler olduğu için mi? Davut, ünlü İşay (Yese) ailesindendi. Babası Sanhedrin’in (Yahudiler’in en üst düzeydeki mahkemesi; Yüksek Kurul) başındaki kişiydi ve kendi kuşağının en önemli önderlerinden biriydi. Davut’un annesi Tanrı’ya bağlı bir kadındı. Kutsal Kitap bize adını vermemiştir, ancak Mezmur 116:16’da kendisinden Rab’bin hizmetkarı olarak söz edilir. Davut şöyle demiştir: “Ya RAB, ben gerçekten senin kulunum; kulun, hizmetçinin oğluyum.”
Davut’un yetiştirilme biçimine karşın, doğası diğer bütün Adem oğulları gibi sapkındı. İhtiyaç duyduğu tek şey, bu üzücü gerçeği ortaya koyabilecek bir olaydı. Aynı şey benim, sizin ve küçük çocuklar için geçerlidir.
Saf ve günahsız olarak mı doğduk? Hayır. Kutsal Kitap’ta Tanrı’nın vahiyi, insanın tarih boyunca tam bir masumiyet, saflık ve günahsızlıkla yaşadığı ve bununla birlikte Tanrı’yla yakın ve kişisel bir ilişkiye sahip olduğu zamanın, Adem ile Havva’nın ilk günahından önceki dönem olduğunu söyler. Günah işlemeselerdi, çocuklarına hepimizin yaşamayı özlediği saflık ve masumiyeti aktaracaklardı. Bunun yerine, çocuklarına günaha düşmüş ve günahkar bir doğa aktardılar. Peki ya Adem ile Havva’nın Tanrı’yla aralarındaki yakın ve kişisel ilişki? Bu ilişki artık yok. İncil’den bu soru, bizlere bunun nedenini açıklıyor:
“…doğrulukla fesadın ne ortaklığı, ışıkla karanlığın ne paydaşlığı olabilir?” (2. Korintliler 6:14, İncil)
Kimse yaşamlarımızda günahın güçlü varlığının üstesinden gelemez. İlk ebeveynlerimizin günahının etkilerinin sıkıntısını çektiğimizi söylemek (ki buna bebekler de dahildir), “suçlu” doğduk demek değildir. Müslüman dostlarım Hristiyanlar’ı bunu öğretmekle suçlar. Sorunuzu, “Bebekler ‘suçlu’ doğdukları için cennete giremezler” diye mi yanıtladım, yoksa, “Kutsal Kitap’ın bizlere Tanrı’nın küçük çocukları öldüklerinde lütfuyla cennete kabul edeceğine dair her tür güvenceyi veriyor” mu dedim? Gerçek şu ki, bebekler Tanrı’nın günahla ve günahın ilahi çözümüyle ilgili konuları anlayamayacak kadar küçüktür. Bununla birlikte, bu nedenle cennete girmeleri engellenmez. Kimse sırf Adem ile Havva’nın günahı nedeniyle cehenneme mahkum edilmez. Yaşamımız boyunca Tanrı’ya cennete girmemize engel olması için gerekenden çok daha fazla günah biriktireceğiz, çünkü Tanrı’nın elinde günahkar edimlerimizin eksiksiz bir listesi olacak. Her bir insan, Adem ile Havva’nın söz dinlememesi nedeniyle değil, kendi itaatsizliği nedeniyle cehennemde olacak.
Eğer bebeklerin ‘suçlu’ olarak doğduklarını ve bu nedenle cehenneme gitmeyi hak ettiklerini söylemek istiyorsanız, bebekler ‘suçlu’ olarak doğmaz. Kutsal Yazılar hiçbir yerde bebeklerin mahkumiyetinden söz etmiyor ve bunu vurgulamak için bebeklerin ‘suçlu’ olduğunu söylemekten özellikle kaçındım. Bebeklerin ve küçük çocukların saf ve masum olduğunu söylemek de istemiyorum. Size öğretilen budur. Buna inanabilirsiniz ama Tanrı’nın Tevrat, Zebur ve İncil’de bizlere açıkladığı bu değildir. Umarım Sorular bölümündeki bu soru ve Bebeklerin ve Çocukların Tanrı’nın Önünde Davranışları Için Sorumlu Tutulabilecekleri Duruma Geldikleri Bir Yaş Var Mıdır? sorusunun yanıtları bu konuyu tekrar düşünmenize yardımcı olur.
Tanrı’nın dünyadaki her bir insanla ilgili değerlendirmesi, yaşlarına bakmaksızın, şöyledir:
Yazılmış olduğu gibi: “Doğru kimse yok, tek kişi bile yok.” (Romalılar 3:10, İncil). Bu, İncil’de yer alan Eski Antlaşma’dan bir alıntıdır.
Kutsal Kitap’ın günah ve kökeni hakkında öğrettiklerini anlayan Müslüman arkadaşlarım bunun adaletsiz olduğunu söylerler. Doğmadan önce günahkar ve daha hiçbir şey yapmadan mahkum olmamız ne kadar adil sayılabilir? İnsan, daha henüz bir şey yapmadan daha nasıl mahkum olabilir? Adil olan bir Tanrı, nasıl olur da insanı başka birinin yaptığı bir şey için sorumlu tutabilir? Yanlış bir şey yapmadan günah işlemiş sayılmazsınız, öyle değil mi?

Bu noktada Tanrı’nın bize bu konuda ferahlatıcı bir çıkış sağladığını söylemekten sevinç duyuyorum. Ümitsizce ihtiyaç duyduğumuz şey kurtuluştur; çağlar boyunca üzerimizdeki karanlık egemenliğini artırmış olan günah bağlarından özgür olabilme yetisidir. Bunu söylemek üzücü olsa da, Sorular bölümünde bu soruyu okuyan kimse, günahın yaşamları üzerindeki hakimiyetinden kendini kurtarma yetisine sahip değildir. İhtiyacımiz, bu zalim angaryacının elinden kurtulmaktır. Burada ve şimdi bizi bu zalim tutsaklıktan kurtarabilecek bir Kurtarıcı var mı? İncil’de bize Tanrı hakkında biraz fikir veren bu ayetlere dayanarak, Tanrı’nın ihtiyaç duyduğunuz Kurtarıcı’yı sağlama ihtimali nedir?
“Bazılarının düşündüğü gibi Rab vaadini yerine getirmekte gecikmez; ama size karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor.” (2. Petrus 3: 9, İncil)
“O bütün insanların kurtulup gerçeğin bilincine erişmesini ister.” (1. Timoteos 2: 4, İncil)
Daha ilk melek yaratılmadan ve insana biçim verilmeden ya da dünya daha henüz oluşturulmamışken, İsa’nın günah için Bağışlatan Kurban olması önceden belirlenmişti. Dünyaya ne zaman gönderileceği de belliydi. Tam olarak nereye gönderileceği de kararlaştırılmıştı. Dinleyin. Dünyada insanın ilk günahı henüz işlenmeden önce göklerde bir Kurtarıcı sağlanmıştı. İnsanın yıkımı gerçekleşmeden önce insanın kurtuluşunun çaresi belliydi. İnsanın yaptığı hiçbir şey Tanrı’yı hazırlıksız yakalamaz. Aden bahçesinde böyle bir şey olmaz. İsa’nın çarmıha gerildiği Golgota Tepesi’nde gerçekleşen hiçbir şey Tanrı’yı şaşırtmadı. Romalı askerler tarafından korunan ve İsa’nın üçüncü gün ölümden dirildiği mezarda da insanın yaptığı herhangi bir şey Tanrı üzerinde zafer kazanmış değildir. Bugün yapacağımız hiçbir şey Tanrı için sürpriz olmaz. Sadece bir adım ilerimizde değil, bir sonsuzluk kadar ilerdedir!
Tanrı’nın, insanı yaratmadan önce sonsuzlukta tasarladığı, bizlere bağışlama sağlayacak bir aracıydı. İnsanın yaptıklarına veya erdemlerine bakılmaksızın tasarlanmıştı. İşte Tanrı’yı bu kadar eşsiz kılan sonsuz sevgisi ve karşılıksız ve egemen lütfudur. Lütfen bir ara Kurbanın Üzerindeki Sır Perdelerinin Kaldırılması adlı makaleyi okuyun. Tanrı’nın insanlığı bol bol bereketlemekle ilgili tasarısını nasıl özenle açıkladığını göreceksiniz. Üzerindeki perdeleri kaldırması binlerce yıl aldı; adım üzerine adım, peygamber üzerine peygamber, çağ üstüne çağ. Mezmur yazarı bizlere Tanrı’nın zaman duyusuna göre, armağanını açıp bizlere göstermesinin sadece birkaç gün sürdüğünü hatırlatıyor: “Çünkü senin gözünde bin yıl geçmiş bir gün, dün gibi, bir gece nöbeti gibidir.” (Mezmur 90: 4, Eski Antlaşma)
Bebekler ve küçük çocuklar cennette olacak, çünkü kurtuluş konularını anlayamayacak kadar küçükler. Tanrı’nın, bütün insan ırkı uğruna ölecek olan bu Kurtarıcı’yı görevlendirmekle ilgili lütufkar tasarısının büyüklüğünü anlamaları için zaman gereklidir. “…bunları size günah işlemeyesiniz diye yazıyorum. Ama içimizden biri günah işlerse, adil olan İsa Mesih bizi Baba’nın önünde savunur. O günahlarımızı, yalnız bizim günahlarımızı değil, bütün dünyanın günahlarını da bağışlatan kurbandır. (1. Yuhanna 2:1-2, İncil)
İsa, sadece İsa bütün insanların Kurtarıcısı’dır. Günaha tutsaklığımızdan özgür olmanın, daha önce sözünü ettiğim yolu, İsa’ya iman etmektir. Bu, ancak bu imanı ifade edecek kadar büyük olanlar için geçerli olabilir. İsa bütün günahlarımız uğruna öldüğü için, insanı Tanrı’dan şimdi ve sonsuza dek ayırabilecek tek günah imansızlık ve İsa’yı reddetme günahıdır. Bebekler ve küçük çocuklar İsa’yı reddediyor mu? Nasıl reddedebilirler? Günah, sonuçları ve ilahi Kurtarıcı hakkındaki gerçekleri bilemeyecek kadar küçükler.
Bu, doğru kararı vermemeniz için bir mazeret mi? Hayır. Bütün insanlar günahkardır ve bunu kabul etmeleri gereklidir. “Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.” (Romalılar 3: 23, İncil). Kimse, önce günahlarının bedeli ödenmeden cennete giremez. “Çünkü günahın ücreti ölüm…” (Romalılar 6: 23a, İncil). Öyleyse kim onların yerine öldü? Son zamanlarda adını duyduğunuz biri mi? Bu kararın bu hayattayken verilmesi gerekiyor. Sizin için İsa ile ilgili, günahkarların Kurtarıcısı ile ilgili bu kararı bugün vermek, yarın vermekten iyidir. “Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6: 23, İncil)
İnsan günahlarının bedeli ödenmişse cennete girebilir, çünkü insanın bu günahsız dünyaya girmesine tek engel günahıdır. Tanrı’nın aracılığını, barıştırmasını ve Tanrı’nın cennette sonsuz yaşam sağlayan lütufkar armağanını reddeden kişiye ne yazık!!!
“Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı.” (2. Korintliler 5:19, İncil)
Adem ile Havva’nın günahının bizim üzerimizde ne kadar büyük bir etkisi olduğu üzerinde tartışmaya kaptırmayın kendinizi. Ya da bebekler üzerinde. Kimse başka birinin suçları için sorumlu tutulmaz. Bu yaşamda, çevremizdekilerin suçları veya günahları nedeniyle acı çekebiliriz ama onların davranışları nedeniyle cehennemde cezalandırılmayız. Daha eskiden yaşamış insanların suçlarının bedelini ödemek zorunda da bırakılmayacağız.
Kutsal Kitap’ın hiçbir yerinde, birinin kendisi dışında başka birinin işlediği günahkar eylemler için kendisine mahkumiyet yargısı verildiğini okumuyoruz. Buna, imansızlık da dahildir. Birçok insan, bilinçli bir şekilde, isteyerek inanmamayı seçer. Bebekler ve küçük çocuklar, cehenneme yönelmiş olan bu büyük kalabalığın bir parçası değildir.
En kısa zamanda Kurbanın Üzerindeki Sır Perdelerinin Kaldırılması adlı makaleyi okuyun.