İsa Tanrı mı? – Önsöz

“Ey bütün yorgunlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin, ben size rahat veririm.” (Matta 11:28, İncil)
İsa bu açık davetiyle insanlık üzerinde yükseliyor gibi görünüyor ama İsa tam olarak kimdir? İsa’nın Duyguları dizisindeki yazılardan herhangi birini okuduysanız, kalabalıkların İsa’nın çevresini nasıl sardığını görmüşsünüzdür. Şifa veren dokunuşu nedeniyle onunla ilişki kurmak için hevesliydiler ve öğretişleri karşısında hayrete düşüyorlardı. Birçokları İsa’yı seviyor ve O’na inanıyordu. Ama herkes değil. Bazıları ilgisizdi ve başkaları, bunlara dini liderler de dahildi, O’nu hor görüyorlardı. İsa’nın hayatı kesin günahsız bir yetkinliğe sahip bir yaşam olduğu halde, O’nu yok etmeye çalışanlar vardır. Bugün birçok kişi hala O’na inanmamayı seçiyor. ‘İsa hakkında bütün bu söylenenlere inanmıyorum,’ diyen biriyle karşılaştığımda sormak istiyorum, ‘İsa hakkında inanmadığınız nedir? Kabul etmediğiniz veya yanlış olduğunu kanıtlayabildiğiniz ne söyledi veya ne yaptı?”
İsa hakkında ne düşünmeliyiz? O’na inanmalı mıyız? O’nu takip etmeli miyiz? İsa’yı ilk izleyenler İsa’nın insan biçiminde tamamıyla Tanrı olduğu konusunda oldukça ikna olmuş görünüyorlardı. Günümüzde yüz milyonlarca insan İsa’nın ilahi olduğuna inanıyor ama başkaları aynı görüşte değil. Diyorlar ki,
“İsa sadece büyük bir insan.”
“İsa sadece bir peygamberdi.”
“İsa sadece iyi bir manevi örnekti.”
“İsa sadece önemli bir öğretmendi.”
Dini görüşlerinizin neler olduğu konusunda hiçbir fikrim yok ama ortak bir noktamız olduğunu biliyorum. Nasıl kuşlar uçmak üzere ve balıklar yüzmek üzere yaratıldıysa, siz ve ben de Tanrı için yaratıldık. Gizemli bir şekilde en derin arzularımızın, kaynaklarına kadar izlendiğinde, aslında Tanrı’yı tanıma açlığından başka bir şey olmadığı görülür. Birinin söylediği gibi, “Tanrım, bizi kendin için yarattın ve yüreklerimiz sende huzur bulmadıkça huzursuz oluyor.”
TANRI BİRDİR
Ortak başka bir noktamız daha var ve bu diziye bunu teyit ederek başlamak istiyorum. Tanrı birdir. Eski Antlaşma (Tevrat ve Zebur) bunu öğretir. “Dinle, ey İsrail! Tanrımız RAB tek RAB’dir.” (Yasa’nın Tekrarı 6:4, Eski Antlaşma). İsa bunu Yeni Antlaşma’da (İncil) vurguladı. “Onların tartışmalarını dinleyen ve İsa’nın onlara güzel yanıt verdiğini gören bir din bilgini yaklaşıp O’na, “Buyrukların en önemlisi hangisidir?” diye sordu. İsa şöyle karşılık verdi: “En önemlisi şudur: ‘Dinle, ey İsrail! Tanrımız Rab tek Rab’dir. Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin.’” (Markos 12:29-30, İncil)
Hıristiyan inancı tek bir Tanrı’ya inançtır. Birilerinden Hıristiyanlar’ın üç tanrıya inandığını duymuş olabilirsiniz. Eğer bunu duyduysanız yanlış bilgilendirilmişsiniz. “…Tanrı ise birdir.” (Galatyalılar 3:20, İncil)
Tek bir Tanrı var. İki, üç ya da daha fazla Tanrı hiçbir zaman olmayacaktır. “Öyle ki, doğudan batıya dek benden başkası olmadığını herkes bilsin. RAB benim, başkası yok.” (Yeşaya 45: 6, Eski Antlaşma). Bu doktrin, Kutsal Kitap bildirisinin merkezinde bulunmaktadır; hem Eski Antlaşma hem de Yeni Antlaşma bunu açık ve kesin olarak öğretir. Bildirinin basitliğine ve Kutsal Kitap’ın bunu açıkça sunmasına karşın birçok insan Hıristiyanlar’ın neye inandığı konusunda yanlış bir fikre sahiptir. Bu nedenle daha ilk başta bu yanlış anlamayı ele almak istiyorum.
İsa Tanrı mıdır? Bu dizide bu soruyu uzun uzadıya ele alacağız. Fakat ilk başta Hıristiyan inancının tek tanrılı bir inanç olduğu konusunda sizi temin etmek istiyorum. İsa’nın Tanrı’nın tek olduğuna ilişkin kesin açıklamasını zaten okuduk. İsa buna birinci buyruk dedi. Yeni Antlaşma Eski Antlaşma’nın tek Tanrı öğretişini varsayar ve bu mesajı birçok kere tekrar eder.
“…aklayacak olan Tanrı tektir.” (Romalılar 3:30, İncil)
“Birden fazla Tanrı yoktur.” (1.Korintliler 8:4, İncil)
“Sen Tanrı’nın bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun. Cinler bile buna inanıyor ve titriyorlar!” (Yakup 2:19, İncil)
Kutsal Kitap katı bir tektanrıcılığı öğretir. Tanrı İbrahim’i seçti çünkü tek gerçek Tanrı’ya tapınmak için yetiştiği ülkedeki tanrıları terk etmeye razıydı. İsrail ne zaman diğer tanrılara tapınmaya başlasa Tanrı İsrail’i azarladı ve Tanrı’nın İsrail’i sonunda tutsaklığa göndermesinin başlıca nedenlerinden biri çoktanrıcı tapınmaydı. “Siz Molek’in çadırını ve ilahınız Refan’ın yıldızını taşıdınız. Tapınmak için yaptığınız putlardı bunlar. Bu yüzden sizi Babil’in ötesine süreceğim.” (Elçilerin İşleri 7:43, İncil). Kurtarıcı dünyaya bir ulus (İsrail) aracılığıyla ve insanların nihai olarak kendilerini çoktanrıcılığıa karıştırdıkları bir din (Yahudilik) aracılığıyla geldi. Tektanrıcıydılar.
Ateşli bir şekilde tektanrıcı olan birinci yüzyılda yaşamış Yahudi halk, Hıristiyan inancı gerçekten de üç Tanrı’ya inanç üzerine bina edilmiş olsaydı, İsa’yı izlemek için tek Tanrı inançlarını terk ederler miydi? Kesinlikle hayır! Gerçek şu ki, İsa’ya inanan herkes tek Tanrı’ya inancını korudu. Buna önceki dini liderlerin birçoğu da dahildi. “Böylece Tanrı’nın sözü yayılıyor, Yeruşalim’deki öğrencilerin sayısı arttıkça artıyor, kâhinlerden birçoğu da iman çağrısına uyuyordu.” (Elçilerin İşleri 6:7, İncil). Bu sayının ne kadar büyük olduğundan söz edilmiyor ama Yeruşalim’de yaşayan Yahudi rahiplerin sayısı çok büyüktü.
Bu neyi gösteriyor? İnançları İsa’nın ölümü, mezarda gömülmesi ve dirilişiyle ilgili bildirinin gücünün çarpıcı kanıtlarına dayanıyordu. Önceden Yahudi rahibi olan bu kişilerin başlarda ya İsa’nın öğretişlerine karşı oldukları ya da karşı olanlarla bağlantılı olduklarını rahatça varsayabiliriz. Fakat Hıristiyan bildirisini dinledikçe, Hıristiyanlığın tektanrıcı olduğunu daha fazla gördüler.
Peki ya günümüzde? Tanrı hala tektanrıcı bir inançla kendisine ibadet edilmesini bekliyor. İsa’yı gerçekten izleyenler İbrahim inancının mirasçılarıdır ve bu önemli konum, İbrahim’in Tanrısı’na aynı tektanrıcı inanca sahip olmamızı gerekli kılıyor.
“Örneğin, “İbrahim Tanrı’ya iman etti, böylece aklanmış sayıldı.” Öyleyse şunu bilin ki, İbrahim’in gerçek oğulları iman edenlerdir. Kutsal Yazı, Tanrı’nın öteki ulusları imanlarına göre aklayacağını önceden görerek İbrahim’e, “Bütün uluslar senin aracılığınla kutsanacak” müjdesini önceden verdi. Böylece iman edenler, iman etmiş olan İbrahim’le birlikte kutsanırlar.” (Galatyalılar 3:6-9, İncil)
İncil, bir iman adamı olan İbrahim’e büyük önem vermektedir. İbrahim’in adı İncil’in sayfalarında 77 kez geçer. Tanrı, imanın doğası hakkında bir ders vermek istediğinde kullandığı örnek İbrahim’di. Tanrı İsa’ya iman edenlerin, iman aracılığıyla alabilecekleri doğruluğu bilmelerini istediğinde Tanrı’nın seçtiği örnek İbrahim’di. İsa’ya gerçekten iman edenler İbrahim’in Tanrısı’nı izlerler.
TANRI’NIN İLK DÖNEM TARİHİ
Kısa bir süre önce başlığı dikkatimi çeken, Tanrı’nın İlk Dönem Tarihi adlı bir kitapla karşılaştım. Kendime, ‘Tanrı, sürekli olarak şimdiki zamanda yaşadığına göre nasıl olur da bir tarihi olabilir?’ diye sordum. Tanrı zamanın dışında yaşar veya başka türlü ifade edecek olursak, ‘dünü’, ‘bugünü’ ve ‘yarını’ aynı anda görür. İncil’in son sayfasında Tanrı kendisi hakkında şunları söylüyor, “…birinci ve sonuncu, başlangıç ve son Ben’im.” (Vahiy 22:13, İncil). Tanrı her şeyi yarattı. Kurtuluş tasarısının tümünün kaynağı kendisidir ve sonuçlandırılmasını da kendisi belirleyecektir. Dünyayı oluşturdu ve dünyanın işlerine kendisi son verecektir. Başlangıçta, devamında ve sonunda Tanrı her şey üzerinde ve her şeyi kontrol eden, aynı, bir, görkemli varlık olarak tanınacaktır. Sonu daha başından bilir.
Tanrı’nın tarihi olduğu söylenebilecek olsaydı, ancak kendisiyle ilgili insanlığa giderek artan bir şekilde açıklanan bir vahiyden söz edilebilirdi.
Bu vahiyde Tanrı’nın özelliklerinden birinin kişisel bir Tanrı olması olduğunu görüyoruz. Tanrı’nın kişiliği vardır. Tanrı, kişiliği olmayan bir güç değildir. Tanrı yarattıklarına önem verir. Her birimizle ilgileniyor. Tanrı, günümüzün yeni ateist bilim insanlarının resmettikleri gibi Hareket Ettirilemeyen Hareket Ettirici veya yaptıktan sonra ‘saatini’ terk eden bir ‘saatçi’ değildir. Tanrı her birimizi tanıyor. Bu vahiylerle ilgili tarihi çalışırken benim yüreğimi en çok heyecanlandıran şey Tanrı’nın bizleri, hiç kimsenin hayal edemeyeceği bir şekilde kendisini tanıma kapasitesiyle yaratmış olmasıdır. Tanrı bizleri kendisiyle kişisel bir ilişkiye sahip olmamız için yarattı.
“RAB büyüktür, yalnız O övgüye yaraşıktır. Akıl ermez büyüklüğüne.” (Mezmur 145:3, Eski Antlaşma)
Tanrı’yı düşündüğünüzde otomatik olarak, ‘Tanrı büyüktür’ diye düşünebilirsiniz. Bu doğru. Tanrı’nın sevgisi büyüktür. Tanrı’nın gücü büyüktür. Tanrı’nın lütfu büyüktür. Tanrı’nın iyiliği büyüktür. “Evet, Tanrı öyle büyüktür ki, O’nu anlayamayız.” (Eyüp.36: 26, Eski Antlaşma)
Tanrı’nın kim olduğuna ilişkin anlayışımızın büyük bir kısmı, Tanrı’nın insana ilk vahiyleriyle hemen gelmemiştir. Kutsal Kitap’ın bütünü, devamlı olarak gerçeklerin üzerindeki perdelerin kaldırılması, lensi giderek daha fazla açan ya da filtreyi giderek daha fazla kaldıran vahiy ilerlemesidir; bu şekilde bizlerin Tanrı’yı biraz daha açık ve net bir şekilde görmemizi sağlar. Bu, Tanrı’nın içsel sosyal doğasıyla ilgili vahiyler için de geçerlidir. Ancak güçlü bir ipucuyla başlayan, Tanrı’nın bu yönüyle ilgili vahiyler Eski Antlaşma boyunca seyrektir. Bu vahiyler, cesur beyanlardan çok, ipuçları şeklinde Eski Antlaşma’da yer almaktadır. Ancak Yeni Antlaşma’da, İsa aracılığıyla bir vahiy patlaması yaşanıyor ve sonra elçiler aracılığıyla daha fazlası verilmeye devam ediliyor.
Kutsal Kitap’a uygun Hıristiyanlık ve İslam arasında bu denli temel bir fark yaratan Tanrı’nın karakteri ve doğasının bu yönüdür. Her ikisi de kuvvetli bir tektanrıcılığa sahiptir. Her ikisi de tek gerçek Tanrı olduğuna inanır. Öte yandan, bu Tanrı’nın kim olduğu, doğası, varlığı ve karakteri çok farklıdır. Bunun farkında mısınız? Tanrı’nın birliği konusunda fikir ayrılığımız olmadığının da farkında mısınız? İncil’den alıntıladığım birkaç ayetin bunu açık bir şekilde ortaya koyduğuna inanıyorum. Tanrı’nın doğası konusunda ayrılıyoruz. Kaç tanrı olduğu konusunda değil, fakat tek gerçek Tanrı’nın çoğul doğaya sahip olup olmadığı konusunda ayrılıyoruz.
İslam tektanrıcılığı konusunda bir bütünlüğe sahip değildir. Allah bütün olarak birdir; Yehova üçlü birliğe sahiptir. Bu tek farkın İslam’ı Kutsal Kitap’a uygun Hıristiyanlık’tan ayıran farkların büyük bir kısmında bu tek farkın nasıl bir rol oynadığını incelemek için biraz zaman ayıralım.
Bu çalışmaya yaklaşımım konusunda neleri bilmeniz gerekir? Benim devam eden bir önermem var ve tüm çalışmalarıma bu önermeyle başlarım; “gerçeğin tümü Tanrı’nın karakteri ve doğasıyla tutarlıdır ve buradan kaynaklanır.” Tanrı’nın bizlere verdiği ve gerçek doğasını ve karakterini açıklayan gerçeğin iki kaynağına bakacağız. Biri Söz’dür, diğeri ise Tanrı’nın yaratılışıdır. Bakalım burada, yekpare tektanrıcılığı mı, yoksa, üçlü birlik tektanrıcılığını mı destekleyen kanıtlar bulacağız?
“Tanrı’nın görünmeyen nitelikleri -sonsuz gücü ve Tanrılığı- dünya yaratılalı beri O’nun yaptıklarıyla anlaşılmakta, açıkça görülmektedir. Bu nedenle özürleri yoktur.” (Romalılar 1:20, İncil)
Bu çok önemli bir ayet. Tanrı evreni yarattığında kendi suretiyle mühürledi. Nitekim, suretiyle o denli mühürlenmişti ki, Tanrı’nın doğası yarattıklarında ‘açıkça görüldüğü’ için insanın mazereti yoktur. Önceki ayet şöyle diyor, “Tanrı hepsini gözlerinin önüne sermiştir.”
Tanrı’nın bizlere Kutsal Yazılar aracılığıyla sadece ‘özel’ bir vahiy vermekle kalmadığı ama aynı zamanda yarattıkları aracılığıyla ‘genel’ vahiy sağladığına ilişkin anlayışın temelinde yatan da budur. İşte ‘yekpare’ tektanrıcılık ya da ‘çoğul’ tektanrıcılığı destekleyen kanıtları araştırmaya buradan başlayacağız.
Yaratılış beni her zaman büyülemiştir. Cumartesi günleri öğleden sonralarımı sık sık, elimde mantarlar, kuşlar, çiçekler ve ağaçlarla ilgili çeşitli rehber kitaplarla ormanlarda yürüyüş yaparak geçiririm. Doğadaki bu keşif gezilerinde dikkatimi çeken şeylerin ne olduğunu anlamaya çalışmak hoşuma gider.
Evrenin küçük bir parçası olan kuşlar dünyasında, bu çeşitliliğin görkemi neredeyse karşı konulmazdır. Gördüğüm kuşların ‘yaşam listesi’ni tutuyorum ve yıllar önce evimizin çevresine bazı kuşları çekmek için belirli ağaçları ve çalıları ektim- yoksa bu kuşlar çevremize uğramazlardı.
Tüm bunların bir amaç olmadan rastlantısal bir şekilde gerçekleşmesi kavramını kim anlayabilir? Evrenimiz hakkında çok az bilgi sahibi olmamıza karşın en kafa karıştırıcı gerçeklerden birine takıldık. Hem çeşitlilik hem de birliği içinde barındıran bir evrende yaşıyoruz. Laik felsefeciler bunun karşısında şaşkına dönüyorlar. Peki iki tektanrıcı pozisyonumuz bu konuda ne diyor?
Tabi ki, tek bir Tanrı’nın, yetkisiyle her şeyi bu şekilde yarattığını savunmak mümkündür. Öte yandan, o zaman yaratıcısının görkemini yansıtmayan bir evrenimiz olurdu. Ama ben şuna inanıyorum. Bütünleri oluşturan parçalarla dolu bir evrende, her şeyin başka şeylerle ilişkide olduğuna ilişkin temel bir özelliği taşıyarak, yaratılışın farklı bir Yaratıcı’ya işaret ettiği görünebilir. Kendi içinde ilişki sahibi bir doğaya sahip bir Yaratıcı’dır. Diğer bir deyişle, evren doğası gereği ilişkilerle dolu ise, o zaman, ilişkisel bir Tanrı ile başlamış olması gerekiyor gibi görünüyor. Yoksa, sonsuzluk boyunca yalnızlık içinde varolmuş bir Tanrı’yla baş başa kalırız. ‘Yalnızlık’tan daha iyi bir kelime olabilir ama şu anda başka bir kelime düşünemiyorum. Söylemek istediğim şu, yekpare doğası ve karakteri nedeniyle ilişkisel olmazdı. Sonra, ilişki kurmadan geçirdiği sonsuzluktan sonra, ilişkilerle dolu bir evren yarattı. Ben bunun doğasına aykırı olacağına inanıyorum.
Eğer gerçeğin tümünün Tanrı’nın karakterinden kaynaklandığı ve yaratılışının doğasını yansıttığı pozisyonundan başlarsak ne beklemeliyiz? Yaratılışta gördüklerimizin gerçeği, yaratılış eyleminden önce Tanrı’da ilişkilerin varolduğu içsel bir çoğulculuğu gerekli kılardı.
“RAB büyüktür, yalnız O övgüye yaraşıktır. Akıl ermez büyüklüğüne.” (Mezmur 145:3, Eski Antlaşma)
Sonsuz ve kavranamaz bir Tanrı’dan söz ettiğimiz halde Tanrı’nın yarattıklarına bakarak akla uygun çıkarımlarda bulunabiliriz. En azından, ben bulunabileceğimize inanıyorum. Buradan, Tanrı’nın yetkin bir ilişki ve uyum içinde birlikte çalışan içsel unsurları olduğu sonucunu çıkarmak mantıklıdır. Aksi takdirde, gerçek çeşitlilik ve birlik için bir temelimiz olmazdı. İlişkiler için, paydaşlık için veya yakınlık için bir temel olmazdı.
Bu noktada üçlü birlik tektanrıcılığını savunamadığım halde, yekpare bir birlikten çok en azından çoğul bir tektanrıcılık biçimine yönelmeye başlayabiliriz gibi görünüyor. Bunu araştırırken bana katılmanızı istemek mantıksız bir istek olmaz. Yaratılışın açık kanıtı buraya işaret ediyor gibi görünüyor. Beni yanlış anlamayın. Hayatın var olan çeşitliliğine ve ilişkilerin çoklu seviyelerine bakıp sonra da daha fazla tanrıya ihtiyacımız olduğu sonucunu çıkarmıyorum! Tek bir Tanrı vardır. Öte yandan, yaratılış bize Yaratıcımızın hayal ettiğimizden daha karmaşık olduğunu göstermektedir.
Kutsal Yazılar’ın giderek açıklanan vahiyinde Yaratıcımız’ın doğasının sosyal açıdan karmaşık olduğuna ilişkin birkaç ipucu verilmiştir bizlere. Bu ipuçlarının birkaçı ‘Tanrı’ olarak hitap edilen ama yine ‘Tanrı’ denilen başka birinden ayırt edilen ilahi kişisel görünümleriyle ilgilidir. Tanrı’nın ‘bir’ olduğuna ilişkin açık bir anlayışımız olmasaydı, bu da bizi çoktanrıcılığa götürürdü. Ne var ki, Kutsal Yazılar açık bir şekilde buna karşı bir inancı öğretmektedir. Bu nedenle, Tanrı’nın tekilliği için sosyal açıdan çoğul olan bir varlık olduğu düşüncesine varıyoruz. Tanrı’nın birliği içinde karmaşıklık vardır. Neden olmasın?
Kısaca bu örneklerden Tevrat’ta bulunan birine bakalım. İbrahim’in karısının Mısırlı cariyesi Hacer, sahibesinden kötü muamele gördükten sonra çöle kaçtı.
“RAB’bin meleği Hacer’i çölde bir pınarın, Şur yolundaki pınarın başında buldu. Ona, “Saray’ın cariyesi Hacer, nereden gelip nereye gidiyorsun?” diye sordu. Hacer, “Hanımım Saray’dan kaçıyorum” diye yanıtladı.
RAB’bin meleği, “Hanımına dön ve ona boyun eğ” dedi, “Senin soyunu öyle çoğaltacağım ki, kimse sayamayacak. İşte hamilesin, bir oğlun olacak, Adını İsmail koyacaksın. Çünkü RAB sıkıntı içindeki yakarışını işitti…Hacer, “Beni gören Tanrı’yı gerçekten gördüm mü?” diyerek kendisiyle konuşan RAB’be ‘El-Roi’ adını verdi.” (Yaratılış 16:7-11, 13, Eski Antlaşma). [Not: El-Roi ‘Beni gören Tanrı’ anlamına gelir.]
Kutsal Yazı, ‘RAB’bin meleği’nin Hacer’i su pınarının başında bulduğunu ve onunla konuştuğunu söylüyor. Karşılaşmadan sonra Kutsal Yazılar Hacer’in kendisiyle konuşana Rab’bin adını verdiğini, El Roi (beni gören Tanrı), söylüyor. Sorusuna yanıt almıştı. Beni gören Tanrı’yı gördüm.
Bu nasıl olabilir? Tanrı’dan ayrı biri olarak görünen Rab’bin habercisine, nasıl olur da, Tanrı denmekle ve kendisine ilahi bir isim verilmekle kalmaz ama aynı zamanda kendisi sanki Tanrı’ymış gibi konuşabilir? Diyor ki, “Senin soyunu öyle çoğaltacağım…” Ayrı bir varlık hem Tanrı’dan bir haberci ise ve kendisine Tanrı deniyorsa, tek gerçek Tanrı’nın bir şekilde sosyal açıdan karmaşık biri olduğuna ilişkin başka bir ipucuyla karşı karşıyayız demektir.
Yine, bu ipuçlarından her biri tek başına dursaydı, bunları sanki açıklanmayan anormallikler olarak bir kenara bırakabilirdik. Fakat, Kutsal Yazılar’da Hacer’ikine benzer birçok örnek vardır. En ünlülerinden biri Tanrı’nın yanan çalıda Musa’ya görünmesidir.
“RAB’bin meleği bir çalıdan yükselen alevlerin içinde ona göründü. Musa baktı, çalı yanıyor, ama tükenmiyor. “Çok garip” diye düşündü, “Gidip bir bakayım, çalı neden tükenmiyor!”
RAB Tanrı Musa’nın yaklaştığını görünce, çalının içinden, “Musa, Musa!” diye seslendi. Musa, “Buyur!” diye yanıtladı.
Tanrı, “Fazla yaklaşma” dedi, “Çarıklarını çıkar. Çünkü bastığın yer kutsal topraktır. Ben babanın Tanrısı, İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakup’un Tanrısı’yım.” (Mısır’dan Çıkış 3:2-6, Eski Antlaşma)
Kimse Musa’yla konuşanın Tanrı olduğundan kuşku duymazdı. Fakat Kutsal Yazılar kendisine görünenin ‘Rab’bin Meleği’ olduğunu söyleyerek bu karşılaşmaya giriş yapıyor.
Çoğul zamirleri ve her birine özel olarak Tanrı denen çoğul kişiden ve üzerinden geçmemiz gereken birden fazla kişiden, söz ederseniz, sosyal açıdan çoğul Tanrı’nın belirsiz görüntülerini görmeye başlarız. Bir ve Çok olan, hem Birlik hem Çeşitlilik olan Tanrı’dır. Tanrı ezelden beri kendi içinde ilişki içinde olan büyük ilişkisel Varlıktır. Kendisinden ‘biz’ ve ‘bize’ diye söz eden ve ilişkiler, yakınlık, birlik ve paydaşlıkla dolu bir evren yaratandır.
Çalışmamızın bu noktasında Eski ve Yeni Antlaşma yazarlarının Tanrı’nın ‘bir’ olduğunu söylerken ilahi etkinliği yansıtmak için çoğul zamir kullanmaktan kaçınmadıklarını göz ardı etmemek önemlidir. İşte iki örnek.
Eski Antlaşma’dan. Bu ayetin alıntı yapıldığı bölümün başında Tanrı Yeşaya peygambere Kutsal Yazılar’daki en görkemli biçimlerden biri şeklinde görünüyor. Bu inanılmaz bir görev için atanmanın bir parçasıydı. Yeşaya, Yahudiler’in gerçekleşmek üzere olan ruhsal körleşmeleriyle ilgili inanılmaz bir bildiri vermeye çağrılıyordu. “Sonra Rab’bin sesini işittim: “Kimi göndereyim? Bizim için kim gidecek?” diyordu. “Ben! Beni gönder” dedim.” (Yeşaya 6:8, Eski Antlaşma). Tanrı, ‘Kim benim için gidecek?’ demiyor. Tanrı, Kutsal Kitap’taki en önemli peygamberlerden birini önemli bir göreve göndermeden hemen önce kendi doğası hakkında eşsiz bir şeyi anlatıyor.
Rab kime danışıyordu? Meleklerle veya yaratılmış varlıklara değil. Bunların arasında kim Tanrı’ya tavsiye verebilirdi? “Rab’bin düşüncesini kim bilebildi? Ya da kim O’nun öğütçüsü olabildi?” (Romalılar 11:34, İncil). Bu bölümde Tanrı’nın çoğul doğasını bir an için görebiliyoruz. Tanrı’nın kendisine sonsuz bir şekilde danıştığını görüyoruz.
İnsanı yaratırken Tanrı’da bu çoğulluğu görüyoruz. “Tanrı, “İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım” dedi.” (Yaratılış 1:26, Eski Antlaşma). Nasıl bir suret? Tanrı bizleri kendisiyle paydaşlık etme yetisine sahip manevi varlıklar olarak yarattı. Yine, burada da yaratılışın Tanrı’nın doğasını yansıttığını görüyoruz. Bunu daha önce söyledim ama tekrar etmeye değer. Eğer gerçeğin tümünün Tanrı’nın karakterinden kaynakladığı ve yaratılışının doğasını yansıttığı pozisyonuyla başlayacak olursak ne beklemeliyiz? Yaratılışta gördüğümüz gerçek, Tanrı’da, yaratılış eyleminden önce ilişkilerin varolduğu içsel bir çoğulluğu gerekli kılardı.
Bir an için kendi yapınızı düşünün. Neden beden, can ve ruhtan oluşan üçlü birliğe sahip bir varlıksınız? Ya da Aristo’nun söylediği gibi neden akıl, hafıza ve irade yeteneklerine sahibiz? İçinde çoğulluğun bulunduğu bir Tanrı tarafından yaratılmış olmamızdan kaynaklanıyor olabilir mi?
Yeni Antlaşma’dan. İsa dedi ki, “Ben ve Baba biriz.” (Yuhanna 10:30, İncil). ‘Ben’ ve ‘Baba’nın iki kişiliği yansıttığına dikkat edin. Burada yüklem çoğuldur. Fakat yine de, “bir” tekliği ifade eden bir rakamdır. Yeni Antlaşma’nın asıl dilinde ‘bir’ (hen) sayısı cinsiyetsizlik ifade eder. Birliği ifade eder ama birliğin doğasının tam olarak nasıl olduğunu açıklamaz. Her türlü birliği ifade edebilir ve nasıl bir birlikten söz edildiği bağlantıdan çıkartılabilir. Bu birliğin doğası nedir? Nasıl bir amaç için birlikte çalışıyorlar? Ayetlere bakalım. Burada İsa konuşuyor:
“Koyunlarım sesimi işitir. Ben onları tanırım, onlar da beni izler. Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapamaz. Onları bana veren Babam her şeyden üstündür. Onları Baba’nın elinden kapmaya kimsenin gücü yetmez. Ben ve Baba biriz.” (Yuhanna 10:27-30, İncil). Kendilerini hepimizi cennete kadar korumaya adamışlardı.
“Ben ve Baba biriz” ayetinde iki kişiliğin aynı doğayı paylaşması doğrulanmaktadır. İki öz değil, iki Tanrı değil ama iki kişilik tarafından paylaşılan bir öz.
MANTIĞA DAYANARAK İTİRAZ ETMEK
Peki ama, çelişki doğurmadan, Tanrı nasıl hem bir hem de üç olabilir? Çözüm sayıların farklı anlamlarda kullanılmasında yatmaktadır. Tanrı, ilahi özü veya doğası açısından birdir. Öte yandan, Tanrılık ayrı kişilikler açısından üçtür. ‘Tanrı ilahi öz veya doğa açısından üçtür’ demek Hıristiyan tektancılığını yanlış anlamak demektir. Kutsal Yazılar bunları öğretmez. İlahi öz söz konusu olduğunda tek bir Tanrı vardır. Sadece tek bir Tanrı vardır.
Kabul ediyorum, Tanrı’nın doğasını tam olarak anlamıyorum. Kimse anlamıyor- yekpare tektanrıcılığa inananlar da anlamıyorlar. Tanrı’nın varlığı hakkında her zaman biraz gizem olacaktır. Aslında, birazdan çok daha fazlası olacaktır! Öte yandan, gizem çelişki demek değildir. Bazı insanlar mantık temeline dayanarak üçlü birlik tektanrıcılığına saldırmaktadır. Bu doktrinin çelişmeme yasasını çiğnediğini söylüyorlar. Bir kişide üç kişinin olduğunu veya bir varlıkta üç varlığın olduğunu söylemek çelişkili olurdu. Fakat Kutsal Kitap bunu öğretmiyor. Bir varlıkta üç kişi olduğunu öğretiyor. Tamam, kabul ediyorum bu biraz gizemli ama çelişkili değil. Üçlü birlik tektanrıcılığı mantıkla ilgili bilinen herhangi bir yasayı ihlal etmiyor.
İşte üçlü birlik tektanrıcılığının matematiği: 1 x 1 x 1 = 1. Hıristiyan tektanrıcılığı düşünebileceğiniz şey değil. Bir öz artı bir öz artı bir öz daha, toplam üç öz değildir: 1 + 1 + 1 = 3. Eğer görsel eğilimli bir insansanız, yani, söylenenleri aklınızda görüntü ve resimlerle canlandıran biriyseniz, lütfen bu resmi aklınızdan silin. Bunun Tanrı’yla ilgisi yok.
PATLAMA!
Tanrı’nın doğasının giderek ilerleyen vahyi açısından Yeni Antlaşma vahyine geldiğimizde, vahyin en iyi şekliyle bir patlama olduğu söylenebilir! Bu patlamaya, Tanrı’nın sosyal açıdan karmaşık olduğuna ilişkin Eski Antlaşma’daki ipuçlarının üzerindeki örtünün çekilmesi de dahildir. Eski Antlaşma’da Tanrı’nın birliğinde bir tür çoğulluk olduğunu sadece belli belirsiz bir şekilde fark ettik.
Tanrı’nın yarattıklarının ilişkilerle parladığını daha önce belirtmiştim. Buna evliliğin ve sosyal düzenin diğer kurumları da dahildir. Sosyal açıdan yekpare olan bir Tanrı’nın, kendi doğasına bu kadar zıt bir şekilde nasıl ilişkisel bir evren yaratabileceğini merak ettik. Hacer ve Musa’nın hikayelerinde birden fazla kişiye ayrı ayrı Tanrı dendiğini gördük. Yanan çalıdan Musa’ya Seslenen, “Ben babanın Tanrısı, İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakup’un Tanrısı’yım’ şaşırtıcı bir şekilde Rab’bin bir meleği olarak tanıtıldı. Tanrı’nın kendisinden nasıl çoğul zamir kullanarak söz ettiğini ele aldık.
Şimdi Yeni Antlaşma’da bu kişilerin ayrı ayrı isimlerinin açıklandığını görüyoruz: Baba, Oğul, ve Kutsal Ruh. Sosyal açıdan çoğul olan ve tek Tanrı’nın doğası üçlü birliğe sahiptir. Kutsal Yazılar’ı inceleyerek bu anlayışı ediniyoruz. Fakat tabii ki, Kutsal Yazılar’ı ancak, güvenilirliğini kanıtladıktan sonra inceliyoruz- tarihsel bir belgeyle uğraşan herkesin yapacağı gibi.
Yeni Antlaşma’da üçlü birlik tektanrıcılığı hakkında sunulan kanıtların hepsini incelemek çok uzun zamanımızı alırdı. Bunları üç cümleyle özetleyebiliriz:
1. Tek bir gerçek Tanrı vardır.
2. Tek bir gerçek Tanrı sosyal açıdan karmaşıktır ve üç kişide bulunur.
3. Her kişi eksiksiz bir şekilde Tanrı’dır fakat ayrı ayrı rolleri vardır.
Yine, soracağım çünkü birçoğunuz bunu soruyorsunuz. Nasıl olur da Tanrı çelişkisiz bir şekilde hem bir hem de üç olabilir? Çözüm sayıların farklı anlamlarda kullanılmasında yatmaktadır. Tanrı ilahi özü veya doğası açısından birdir. Tanrı, ayrı kişilikleri açısından üçtür.
Birçokları üçlü birlik tektanrıcılığının kafa karıştırıcı soruları da beraberinde getirdiğini ileri sürse de, ben, daha büyük soruları cevapladığını düşünüyorum. Doğru, konunun derinliklerini anlayamıyoruz ama bu yeni bir şey değil, öyle değil mi? “RAB büyüktür, yalnız O övgüye yaraşıktır. Akıl ermez büyüklüğüne.” (Mezmur 145:3, Eski Antlaşma)
Beni teşvik eden şey, Tanrı’nın sosyal çoğulluğunda, yekpare bir tanrılığın yanıtlayamayacağı birçok soru ve soruna cevap bulabilmemizdir. Dikkatinizi çekmek istediğim şey bu büyük karşıtlık ve sonuçlarıdır.
Tanrı’nın en harikulade yönlerinden biri kendisini inkar edememesidir. Bu ne anlama geliyor? Tanrı’nın söylediği ve yaptığı her şeyin kendi doğasıyla uyumlu olması gerekir. Yani, kendi doğasına aykırı davranamaz. İşte size bir örnek. Tanrı’nın iki özelliği sevgi ve adalettir. “Tanrı sevgidir.” (1.Yuhanna 4:8, İncil). “Tanrı adil olanı yapacaktır.” (2.Selanikliler 1:6, İncil). Tanrı sevmese, Tanrı olamaz. Sevmemek Tanrı’nın doğasına aykırı olurdu. Öte yandan, Tanrı adaletinden ödün vermek pahasına sevemez. Nitelikleri, birbirine karşıt değil, birbiriyle uyum içinde çalışır. Bu beni büyülüyor ve Kutsal Yazılar’ı çalışırken sahip olduğum nihai arayışı oluşturuyor. Kendime şu soruyu soruyorum, “Bu ayette Tanrı’nın sözleri veya eyleminin arkasında Tanrı’nın doğasıyla ilgili ne duruyor?” Bu da beni kaçınılmaz olarak karakterinin bir ya da daha fazla yönü üzerinde derin derin düşünmeye yöneltiyor. Umudum ve duam, sonraki yazılarda İsa hakkında düşünürken üzerinde derin derin düşüneceğiniz pek çok şey bulmanız.
“İsa geldiğinde, gölgeler ortadan kalkar.” (Yazarı bilinmemektedir, bir İskoç kalesindeki yazı)
SON DÜŞÜNCELER
Bu önsöz yazısında Tanrı’nın birliğine inancımızı teyit etmiş oldum.
Hıristiyan inancı tek Tanrı’ya inançtır. Başkalarından Hıristiyanların üç tanrıya inandığını duymuş olabilirsiniz. Eğer bunu duyduysanız, yanlış bilgilendirilmişsiniz demektir “…Tanrı ise birdir.” (Galatyalılar 3:20, İncil). Aksini söylemek İsa’yla çelişmek olurdu. İsa şöyle karşılık verdi: “En önemlisi şudur: ‘Dinle, ey İsrail! Tanrımız Rab tek Rab’dir. Tanrın Rab’bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle seveceksin.’” (Markos 12:29-30, İncil)
‘İsa Tanrı mıdır?’ sorusunu ele almadan önce Tanrı’nın doğasını kısaca inceleyelim istedim. Kutsal Yazılar’ın Tanrı’yı en iyi şekilde temsil eden tektanrıcılığın doğası açısından yekpare değil, üçlü birlik olduğunu öğrettiğini gördük. Tanrı’nın kendisine neden çoğul zamirlerle atıfta bulunduğunu ele aldık. Tanrı’nın tarih içinde iki kişisel görünümüne kısaca baktık. Rab’bin meleğine, aynı zamanda sanki ikiden fazla Tanrı varmış gibi Tanrı olarak atıfta bulunulduğunu gördük. Tek bir Tanrı olduğu için bu da bizi Tanrı’nın birliğinde çoğulluk olduğuna inanmaya yöneltiyor. ‘Tanrı neden ilişkilerle dolu bir evren yarattı?’ sorusunu yanıtladık. Tanrı’nın kendi içinde, doğası gereği ilişkisel olduğu için dünyayı bu şekilde yarattığını söyledik. Bu nedenle, böyle bir Tanrı’nın ilişki kuran şeylerle dolu bir dünya yaratması akla uygundur.
Tabii ki, benimle aynı fikirde olmayabilirsiniz ama üçlü birlik tektanrıcılığıyla başlandığında her şey anlam kazanmaya başlıyor.
Tek gerçek Tanrımız ilişkisel olduğu için Tanrı’nın neden sevdiğini ve neden bizimle yakın ilişkilere girdiğini anlayabiliriz. “Sonsuz yaşam, tek gerçek Tanrı olan seni ve gönderdiğin İsa Mesih’i tanımalarıdır.” (Yuhanna 17:3, İncil)
İsa sonsuz yaşamı Tanrı’yı ‘tanımak’ şeklinde tarif etti. Bu Tanrı’ya ilişkin klinik bir bilgi değildir. Aksine, Kutsal Yazılar’ın birini ‘tanımak’ hakkında en derin ifadesini temsil eder. Yakın ve kişiseldir. En iyisi de, sonsuza dek sürer. Bunu bu hayatta deneyim etmeye başlıyoruz ama ancak cennete gittiğimizde Tanrı’yla ilişkimizi dolu dolu deneyim edeceğiz. Tanrı, bu ilişkiyi olanaklı hale getirdiği için bizlere kendisiyle bu ilişkiye sahip olma ayrıcalığını vermektedir. “Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6:23, İncil). Tanrı, bizim ödememiz gereken nihai cezayı ödedi. Tanrı’nın Adem’e itaatsizliğinin sonucu olacağını söylediği ceza işte budur. Zaman değişti ama Tanrı değişmedi. “Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.” (Yaratılış 2:17, Eski Antlaşma)
Bu dizide Tanrı’nın kendisiyle kişisel ilişki gerçeğini sunduğunu göreceksiniz. Dışsal eylemleri ilahi doğasıyla tutarlıdır. Tanrı sevebilen ve kişisel olarak bizimle ilişki kurabilen bir Tanrı’dır çünkü kendi içinde ilişkiseldir!
MÜSLÜMAN OKUYUCULARIMA
1) Bu diziyi sizler için hazırlamamın nedeni Hıristiyan inancını daha iyi anlamanıza yardımcı olmak. Emin olun, gerçek İsa’ya inandığınız takdirde şirk günahını işlemiş olmayacaksınız.
2) Sadece Tanrı’ya inanmaya ve başka herkesi dışlayarak sadece O’na tapınmaya çağrıldığımıza şüphe yoktur. Üçlü birlik tektanrıcılığının özünde hala tek Tanrı, tek ilahi öz vardır. Bazıları yanlışlıkla bunun üç tanrıya, üç ilahi öze inanç olduğunu düşünüyorlar. Öyle değildir, fakat bu tür bir hatanın yapılması anlaşılabilirdir. Gerçek üçlü birlik tektanrıcılığını anlamak, yekpare tektanrıcılığı anlamaktan daha kolay değildir. İyi haber, Tanrı bunu anlamamızı beklemiyor. Bizden beklediği, Kutsal Yazılar’da kendisine ilişkin açıkladıklarına inanmamız.
Cesaretinizi yitirmeyin. Beden, can ve ruhtan oluşan kendi üçlü birlik yapımızı anlamıyorsak, Tanrı gibi ölümsüz, sonsuz ruh olan bir varlığın yapısını anlayabileceğimizi düşünmeye kim cesaret edebilir? Tek yapabileceğimiz Tanrı’nın kendisini Kutsal Yazılar’da nasıl açıkladığına dikkat etmektir. “Sözün adımlarım için çıra, yolum için ışıktır.” (Mezmur 119:105, Eski Antlaşma)
3) Okuduklarınız hakkında Tanrı’yla konuşun. “Bana yakar da seni yanıtlayayım; bilmediğin büyük, akıl almaz şeyleri sana bildireyim.” (Yeremya 33:3, Eski Antlaşma). Tanrı’nın aydınlatmasını istemek için zaman ayırmayanlardan saklanan şeyler vardır. Şöyle dua edin, “Ya Rab, gözlerimi aç, Sözündeki harikaları göreyim.” İçtenlikle dua ederseniz, İsa’nın vaadinin gerçek olduğunu göreceksiniz. “Dileyin, size verilecek; arayın, bulacaksınız; kapıyı çalın, size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapı çalana açılır.” (Matta 7:7-8, İncil)