Ezo Gelin Çorbası ve Katoliklik – Önsöz
Bu dizideki yazıları okuyan pek çok kişinin Ezo Gelin çorbası içtiğini tahmin edebiliyorum. Eğer Türkseniz ya kendiniz yapıp içmişsinizdir ya da eşinizin veya annenizin yaptığı çorbayı içmişsinizdir. Uzun süre Türkiye’de yaşamış bir yabancıysanız bu çorbaya sık sık lokantaların menüsünde rastlamışsınızdır. Türk komşularınızın misafirperverliğini mutlaka tatmışsınızdır. Tabii evlerinde size sundukları Ezo Gelin çorbasını da keyifle içtiğinizi varsayıyorum.
Ezo Gelin çorbasının bu dizinin konusuyla ne ilgisi var? Katolikliğin öğretişlerinin Kutsal Kitap’ın öğretişlerini temsil edip etmediğini anlamaya çalışıyoruz. Farklı bir şekilde düşünmeye çalışalım. Ezo Gelin çorbasının malzemelerinin neler olduğunu bilirsiniz. Kırmızı mercimek, pirinç veya bulgur, domates salçası, sarmısak, kuru nane vs. Ezo Gelin çorbası yapılırken genelde katılmayan bir malzeme katmak istersek sorun olmayabilir. Tabi bu malzemenin ne olduğunu bağlı, yani çorbanın tadını nasıl değiştirdiğine…
Peki ya sürekli olarak Ezo Gelin çorbasının tarifine değişik malzemeler eklemeye devam edersek? Fasulye, ince ince kıyılmış kereviz, rendelenmiş peynir, dereotu ve ayva? Yüzyıllar boyunca farklı malzemeler eklemeye devam ettiğimizi düşünün. Sadece bununla da kalmıyor, malzemelerin bazıları, asıl malzemelerle olumsuz bir tepkimeye giriyor. Diyelim ki, örneğin kekik ve yoğurdun tatları, kuru nanenin tadını öyle bir şekilde bastırıyor ki artık Ezo Gelin çorbasının bu kendine özgü malzemesinin tadını alamıyorsunuz.
Soru: Bu yeni karışıma Ezo Gelin çorbası diyebilir misiniz? Bir zamanlar Ezo Gelin çorbası olabilirdi fakat artık bu geçerli değildir.
Çorba diyebilirsiniz ve istediğiniz adı verebilirsiniz. Fakat artık Ezo Gelin çorbası diyemezsiniz.
Bazıları şöyle diyebilir, “Ne yapayım benim Ezo Gelin çorbam böyle.” Evet, gerçekten de çorbanıza istediğiniz adı verebilirsiniz fakat ev hanımlarını, restoran sahiplerini ve gerçek Ezo Gelin çorbasının nasıl olduğunu bilenleri kandıramazsınız.
Bu dizide yapmak istediğim Katolik Kilisesi’nin ‘malzemeleriyle’, Kutsal Kitap’ın ‘malzemelerini’ karşılaştırmak. Fikir birliğindeler mi? Yoksa geçen 1.500 yıl içinde Katolik Kilisesi’nin Kutsal Kitap’a yabancı olan çok sayıda ‘malzeme’ eklediği ve artık Katolik Kilisesi’ne Hıristiyan denemeyeceği sonucuna mı varacağız?
I. KATOLİK OKUYUCUMUZ İÇİN BİRKAÇ SÖZ
Bu makaleleri okumanız neden önemli? Çünkü Kutsal Kitap’tan Katolik Kilisesi hakkında bilmeniz gereken önemli bilgiler içeriyor.
Katolikler arasında büyüdüm ve Tanrı’ya bana verdiği harika aile için minnettarım. Tanrı’nın farkında olarak yetişmemi ve ruhsal önceliklerin önemini benimsememi sağladılar. Büyük çaba göstermelerine karşın, ne Tanrı’yı ne de Tanrı’nın insana İncil’de açıkladığı cennete giden yolu bilemedim. Neden mi? Kilisede İncil’in öğretilerini çalışmıyorduk ve ailecek bir kez bile evde oturup birlikte İncil’i okuduğumuzu hatırlamıyorum. Kutsal Yazılar rafta bir yerde durup tozlanıyordu.
Peki, Katolikler Hıristiyan mı? Bu soru birçok insan için, özellikle sizin için boş, gereksiz bir soru gibi görünebilir. Bir dairenin yuvarlak olup olmadığını sormak gibi. Fakat gerçekte, doktrin konularıyla ilgili olarak Katolikliğin geçerliliğini sorgulayanlar vardır. Tabii kimse bir Katoliğin gerçekten Hıristiyan olup olmadığını bilemez çünkü insanların yüreklerinde ne olduğunu bilemeyiz. İncil’de aynı sözleri buluyoruz. “Ne var ki, Tanrı’nın attığı sağlam temel, “Rab kendine ait olanları bilir” ve “Rab’bin adını anan herkes kötülükten uzak dursun” sözleriyle mühürlenmiş olarak duruyor.” (2.Timoteos 2:19, İncil)
Fakat Katolikler de dâhil olmak üzere herhangi birisi, İncil’in temel öğretişlerini açıkça inkar ederse, o zaman bu kişinin İsa’yı gerçekten izlemediğini söyleyebiliriz. İmanımızın iki temel gerçeği şöyle sıralanabilir, (1) Tanrı kendisine ait olanları bilir ve (2) onları imanlarında kazaya uğrama tehlikesinden korur. Eğer İsa’yı ilahi çobanınız olarak kabul ettiyseniz sizi gözetecektir. Hangi kimliğe bürünmüş olurlarsa olsunlar, sizi tilkiler ve kurtlardan korumak için her zaman ayık ve uyanık olacaktır. İşte İsa’nın kendisini izleyenlere vaadi:
“Koyunlarım sesimi işitir. Ben onları tanırım, onlar da beni izler. Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar. Onları hiç kimse elimden kapamaz.” (Yuhanna 10:27-28, İncil)
Onları tanır. Onlar için ölmüştür. Onların sahibidir. “Ben iyi çobanım. İyi çoban koyunları uğruna canını verir. Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.” (Yuhanna 10:11,18, İncil). Onları asla kaybetmeyecek. Buna karşılık, onlar da kendilerine verilen vaatleri kaybetmeyecekler. Kimse Tanrı’nın tanıdığı bir insanın imanını yıkamaz. “Ben onları tanırım, onlar da beni izler.”
İnanılmaz bereketler ve hiçbiri hak edilmiş değildir! Böylesi bir ilgi karşısında, bakın Tanrı’yı nasıl övüyorlar:
“Kurtarıcımız tek Tanrı, sizi düşmekten alıkoyacak, büyük sevinç içinde lekesiz olarak yüce huzuruna çıkaracak güçtedir. Yücelik, ululuk, güç ve yetki Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla bütün çağlardan önce, şimdi ve bütün çağlar boyunca Tanrı’nın olsun! Amin.” (Yahuda 1:24-25, İncil)
Şu ana kadar söylediklerim arasında bazı şeyler sizin kulağınıza yabancı bir dil gibi gelebilir. Bunu biliyorum çünkü Katolikler’in çoğu kez imanları hakkında cahil olduklarını bilecek kadar çok konuştum Katolikler’le. Bunu aşağılayıcı bir şekilde söylemiyorum. Ama bu gerçektir. Onlara, ‘Bana neye inandığınızı anlatabilir misiniz?’ diye sorduğumda birçoğu şöyle yanıt veriyor, ‘Roma Kilisesi’nin inandığına inanıyorum ve her zaman buna inandım.’ Roma Kilisesi’nin neye inandığını sorduğumda ‘Roma Kilisesi benim inandığıma inanıyor’ diye yanıtlıyorlar.
Eğer biraz daha derine inip, ‘Lütfen bana inandığınız şeye neden inandığınızı açıklar mısınız?’ diye sorduğumda inandıklarını destekleyici ne gibi kanıtlar gösterdiler? ‘Bana tam olarak İncil’de ne yazıyorsa o öğretildi’ diyebilirler mi? Katolikliği incelerken, Katolik Kilisesi’nin bazı dogma ve ‘kutsal’ geleneklerinin İncil’in saf öğretişinin yerini alıp almadığına bakalım. Eğer öyle olmadıysa, kaygılanacak bir şeyiniz yok demektir. Eğer öyle olduysa, kaygılanmak için her türlü nedene sahipsiniz demektir.
Ünlü bir aktörün, ne zaman eline fırsat geçse yaptığı şeyi, yapmamalıyız. Yüzüklerin Efendisi filminde Gandalf’ı oynayan oyuncu Sir Ian McKellen, itiraf ediyor, ‘Ne zaman bir otelde kalsam, komodinin üst çekmecesinde Kutsal Kitap bulunup bulunmadığına bakıyorum. Eğer varsa bir sayfasını yırtıyorum.’ Eşcinsel bir hayat sürdüren bu oyuncu şöyle diyor, ‘Levililer 18:22’yi [Tevrat] açıyorum ve eşcinselliğe karşı olan bu sayfayı yırtıyorum. Şu ana kadar yüzlerce sayfa yırtmış olmalıyım.’ (Talk about an Abomination, Citizen magazine, Mart 2002, s.11)
Yanılıyor olabilirim fakat inancınızda Kutsal Kitap’ın öğrettiklerine aykırı bir şey olup olmadığını bilmek isteyeceğinize inanıyorum. Eğer çoğu Katolik gibiyseniz (ve bunu yazarken sevdiğim Katolik yankınlarımı düşünüyorum) size ne öğretildiyse ona inanırsınız demektir. Burada temel sorun Kutsal Kitap’ın öğrettiklerinin farkında olmamanızdır. Sizin gibi birçok samimi Katolik’in kendilerine öğretilenleri sorgulamak için hiçbir zaman yeterli nedeni olmamıştır. Katolikler arasında yetiştiğim için Kutsal Kitap’ya var olan fakat size öğretilmeyen gerçeklerin olabileceğini kolaylıkla düşünebiliyorum. Sürekli olarak Katolik Kilisesi’nin resmi yorumları, görüşleri ve geleneklerine güvenmek konusunda uyarılırsanız böyle bir şeyden kaçınmanız nasıl mümkün olabilir ki?
Bu dizinin Katolikliğin pek çok öğretişine meydan okuduğunu göreceksiniz. Lütfen niyetimi yanlış anlamayın. Bu dizi, Katolik bireylerin içtenlik, dürüstlük veya dinlerine olan adanmışlıklarına bir saldırı değildir. Birçok Katolik’in derin inançları olduğunu ve dinsel inançlarına derin bir adanmışlık gösterdiklerini bir an için bile inkar etmiyorum. Örneğin bu sözler, Katolik akrabalarımın çoğunu tanımlar. İnançlarının onları küçümsememe neden olduğunu bir an için bile düşünmeyin. Bu dizide amacım sadece, Katolik Kilisesi’nin konum ve uygulamalarının hangi noktalarda Kutsal Kitap’ın temel öğretişleri ve açıkça görülen gerçeklerinden farklı olduğunu göstermektir.
Kutsal Yazılar ışığında doktrin konusunda kökeninizi incelemek aslında insanı özgür kılan bir deneyim olmalıdır. Bu İsa’nın vaat ettiği gibi olmalıdır, “Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak” dedi.” (Yuhanna 8:32, İncil)
Eğer bu dizide Katolik Kilisesi’nin inançları ve uygulamaları arasında Kutsal Yazılar’ın inanç ve uygulamalarını saptıran ya da bunlarla çelişen inanç ve uygulamalar bulursanız sizi Kutsal Yazılar’ın söylediklerini kabul etmek için teşvik etmek isterim. Biliyorum, bu sizin için atılması kolay bir adım olmayacaktır. Neden mi? Kutsal Yazılar’a ve Katolik Kilisesi’nin geleneklerine Papa’nın liderliği altında gözetmenler tarafından yorumlandığı şekliyle inanmak sizin içinize işlemiştir. Kutsal Kitap bu fikre tamamıyla karşı çıkar. Çünkü Yazar’ı yaşamaktadır ve neye ihtiyacımız olduğunu ve bu ihtiyaçları nasıl karşılayacağını bilir.
“Sözlerinin açıklanışı aydınlık saçar, saf insanlara akıl verir.” (Mezmur 119:130, Eski Antlaşma)
Bu sözler, Tanrı’nın sadece bilge ve eğitimli kişilere anlayış verdiğini mi söylüyor? Doğru olan bunun tam tersi! Tanrı sözünü saf olanlara verir. Aydınlık zaten kendini gösterir. Varlığını ve değerini göstermek için kendisi dışında başka bir şeye ihtiyaç duymaz. Bazıları, ‘Eğer Tanrı’nın sözü kendisini açıklıyorsa o zaman herkes bu sözleri gerçek olarak kabul ederdi!’ diyerek karşı çıkabilir!’ Hayır, kabul etmezlerdi. Aydınlık, kör bir insanın, yani karanlığı tercih eden ve öğrenmeyi istemeyen birinde egemen olamaz. Kutsal Kitap’ı okumadan önce her zaman aşağıdaki duayı edin ve Tanrı yaşamınızı ışığıyla dolduracaktır. Size öğretmesi için bir rahibe ya da papaya ihtiyacınız yoktur. Tek ihtiyacınız olan, beklenti içindeki yüreğinizi açmak için bu sözleri esinleyen Yazar’dır.
“Gözlerimi aç, yasandaki harikaları göreyim.” (Mezmur 119:18, Eski Antlaşma)
II. KATOLİK OLMAYAN OKUYUCU İÇİN BİRKAÇ SÖZ
Eğer Müslümansanız, bu dizinin neden bu web sitesinde yer aldığını merak edebilirsiniz. Aslında bu dizi bu web sitesinin çok önemli bir kısmıdır! Hıristiyan inancını araştırırken Hıristiyanlık’ın ne olduğunu ve ne olmadığını öğrenmek isteyeceksiniz. Hıristiyanlık neyi öğretir ve hangi öğretişler Hıristiyanlık’ı temsil etmez? Birkaç yıl önce Roma’da gerçekleşen bir toplantı sayesinde bunu saptamak zor olmayacak.
1985 yılında Roma’da piskoposlardan oluşan sıra dışı bir senato, Katolik Kilisesi’nin inanç ve uygulamalarının bir ciltlik bir kitapta toplanmasını önerdiler. Amaç, Kilise’nin temel öğretişlerinin bir özetini sağlamak ve Katolik inancın öğretişlerini standart hale getirmekti. Bu kitabın İngilizce çevirisi 1994 yılında Katolik Kilise Katekizmi adı altında yayınlandı.
Böylece modern tarihte ilk kez Katolikler ve Katolik olmayanlar, tek bir ciltte Katolik inancının resmi açıklamasına ulaşabildiler. Bu yayın, Katolikliği anlamak ve Kutsal Kitap’ta bulunduğu şekliyle Hıristiyan inancıyla kıyaslamak için eşsiz bir fırsattır. Bu makalelerde Katolik inancı ve Hıristiyan inancı arasında ki birkaç farkı göstereceğim.
Hayatta karşı karşıya olduğumuz en büyük tehlikelerden biri nedir biliyor musunuz? Bu ayette okuyoruz. “Öyle yol var ki, insana düz gibi görünür. Ama sonu ölümdür.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 14:12, Eski Antlaşma). Burada, kendi kendilerini kandıran pek çok canın sonunu görüyoruz. Seçtikleri yol adil ve doğru görünüyor. Bu yolun kendilerini cennete götüreceğini düşünüyorlar. ‘Sonunda eminim her şey iyi olacak,’ diyorlar, ‘Samimiyim ve elimden gelenin en iyisini yapıyorum.’ Onların yolu en iyi yol olmalı. Nasıl başka türlü olabilir ki? Baksanıza, çok sayıda insan onlarla aynı yolda aynı yöne doğru ilerliyor!
Bu ayet, ilahi kılavuzluğa ne kadar çaresiz bir şekilde ihtiyacımız olduğunu hatırlatıyor. Tanrı’nın rehberliğine ihtiyaç duymamızın en az iki nedeni vardır:
1. İlahi rehberlik gerekiyor çünkü insan kırılgandır. Kırılgan derken, deneyimsiz ve saf demek istiyorum. Bu durum özellikle gençlerin bir özelliği olsa da, genel olarak insanlığın bir derdidir. İnsan aklı, Tanrı’nın doğaüstü girişimi ve yeterli kılması olmadan Tanrı’nın aklını ve yüreğini tanıyamaz.
Adem ve Havva Aden Bahçesi’nde günah işlemeden önce doğal ve önceden yatkın kılındıkları günahla lanetlenmemişlerdi. Ne var ki, masum oldukları için aynı zamanda deneyimsizlerdi. İblis, Tanrı’nın yasakladığı bir deneyimi teklif ederek onları denedi. Saflıkları içinde İblis’in aldatıcı ve sinsi doğasının farkında değillerdi. Tanrı’ya itaatsizlik etmenin tehlikesini de tam olarak anlamıyorlardı.
Önümüzde bizi yıkıma götürebilecek şeyleri bilebilmemiz için bize Kutsal Kitap’ı verdiği için Tanrı’ya şükredenlerden biriyim. Kutsal Kitap İblis’in hiçbir şeyden şüphe duymayan canları ele geçirip yıkmak için kullandığı yemlerin neler olduğunu ortaya koymaktadır. Tek başına cennete götüren kutsallık yolunu gösterir. Ayrıca, bizleri sonsuz evimize güvenli bir şekilde götürecek olan Kurtarıcımız’ı tanıtır.
Bu dizideki yazılar Katolikliğe karşı kişisel bir saldırı değildir. Benim tek arzum Katoliklerin inandıklarını Kutsal Kitap’ın öğretişleriyle karşılaştırmaktır. Göreceğiniz gibi Kutsal Kitap imanı ve Katolik inancı arasında büyük bir çelişki vardır. Fark o kadar büyüktür ki, bu inanç sistemlerinden birinin Hıristiyan olduğu söylenirse, diğerinin Hıristiyan olmadığı söylenmek zorundadır.
Umudum bu araştırmacı çalışmanın, Hıristiyanlık’la ilgili gerçek olmayan algılamaları düşüncenizden ayıklamasıdır. Bunun için Katolik inancının Kutsal Kitap’la nerede ve nasıl çeliştiğinin farkına varmanız gerekmektedir.
Katolik akrabalarımın İncil’i okumasını ne kadar isterdim bir bilseniz. Sürüsünü ta cennete kadar götüren ve bütün yol boyunca koruyan Çoban hakkında okurlardı. Bu koyunlar ve kendisini izleyenler için ne demişti? “Koyunlarım sesimi işitir.” İsa’nın öğretişlerini yaşam kılavuzu yapmışlardı. Bütün armağanların en değerlisini -cennette sonsuz yaşam armağanı- alan kişiler olduklarını öğrenirlerdi. “Onlara sonsuz yaşam veririm; asla mahvolmayacaklar.” Cennete giden yolculuk sırasında neyle karşılaşırlarsa karşılaşsınlar bu yargılama olmayacaktır. Sonsuz yaşam armağanı şu anda sınırlı olarak yaşanabilecek bir armağandır çünkü bu armağanı tam olarak deneyim etme kapasitesine henüz sahip değiliz. Fakat yolculuğun sonuna geldiğimizde eksiksiz bir şekilde deneyim edeceğiz.
2. İlahi kılavuzluk gereklidir çünkü insan başkaları tarafından günaha teşvik edilir. Kutsal Kitap’ı okudunuz mu? Kutsal Kitap’ın sayfalarında İblis, insanı aldatmaya ve Tanrı Sözü’nü çarpıtmaya çalışan saldırgan bir düşman olarak resmedilir. “Ayık ve uyanık olun. Düşmanınız İblis kükreyen aslan gibi yutacak birini arayarak dolaşıyor.” (1.Petrus 5:8, İncil). Bu ilk olarak Aden Bahçesi’nde gerçekleşti. İblis acımasız tuzaklarında sık sık başkalarını da kullanır fakat insanlık tarihinde ilk göründüğü sırada onu tek başına görüyoruz. Havva’yla yalnız. Ne yapıyor? Havva’nın aklını ve yüreğini kuşkuyla dolduruyor. Tanrı’nın söylediklerine meydan okuyor. Adem için Havva’yı yaratmadan önce ve günahsız Adem, günahsız Tanrı’yla mutluluk dolu bir paydaşlık yaşarken Tanrı’nın şöyle dediğini duyuyoruz:
“Ona, ‘Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin’ diye buyurdu, ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.’” (Yaratılış 2:16-17, Eski Antlaşma)
Peki, İblis Havva’ya ne dedi? “Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?” diye sordu.” (Yaratılış 3:1, Eski Antlaşma). Tanrı aslında bunu söylemedi! Senin düşündüğünü kast etmedi! Tanrı’yı dinlemene gerek yok! Bu süreç içinde Adem ve Havva, bencil, ben-merkezci ve kendi iradesini gerçekleştirmek isteyen kişiler oldular. Bunun sonucunda insan itaatsizlik etti, günah işledi ve masumiyetini kaybetti. Yine de, bütün suçu onlara atmayalım. Onlar ne yaptıysa, siz de ben de bunu tekrar tekrar yaptık. Onların yaptıklarını, ben sizden daha fazla yapmış olabilirim. Siz de, ben de masumiyetimizi çok uzun bir süre önce kaybettik.
Doğal olarak Tanrı’nın iradesini bilmesek de ve yoksunluğumuzdan ötürü Tanrı’nın iradesine yönelme eğiliminde olmasak da, çevremizde izleyebileceğimiz ilahi bir plan olduğuna bizleri ikna etmeye çalışan pek çok kişi vardır. Doğruyu mu söylüyorlar, yoksa sadece kulağa hoş geleni mi? Aslında ihtiyacımız olan, iyi ve kötü ve doğru gibi görünenle, aslında doğru olan arasında ayrım yapmak için ilahi rehberliktir. İlahi vahye dayanan ilahi rehberliğe ihtiyaç duyarız. Tanrı’nın bizler için Kutsal Kitap’ta açıklanan iradesini anlamamız gerekir.
Kutsal Kitap’ı okuduysanız İblis’in günümüzde dünyada işlerinin büyük bir kısmının dinle ilgili veya ruhsal alanda olduğunu görürsünüz. Birincil amacı, can ve Tanrı arasına girmek ve insanın yüreğini Yaratıcısına yabancılaştırmaktır. Öyle bir şekilde çalışıyor ki, Tanrı’ya değil, kendimize güvenmemizi sağlıyor. İblis, En Yüce Olan Tanrı’nın yerini zorla ele geçirmeye çalışıyor. Bu amaçla, kendi yalanlarını, ilahi gerçeğin yerine koymak için ateşli bir şekilde uğraş veriyor.
Aden Bahçesi’yle ilgili okuduğumuz ayetleri hatırlarsanız İblis’in taktiğinin ne olduğunu bilirsiniz. ‘Tanrı bunu gerçekten söyledi mi?’ Kutsal Kitap’ın ilahi esinini inkar etmek ve kesin yetkisini bir kenara bırakma girişimi sadece bu eski sorunun, ‘Tanrı gerçekten söyledi mi?’ sorusunun tekrarından başka bir şey değildir. Üzücü olan insanların yaşayan Tanrı’nın sözlerine inanmayı reddederken, İblis’in yalanlarını kabul edecek kadar inanmaya hazır olmasıdır. Başlangıçta böyleydi. O zamandan beri de böyledir.
Hıristiyanlık sadece Tanrı’nın gerçekten söyledikleri üzerine bina edilmiştir. Yani, Hıristiyan inancı Kutsal Kitap’a dayanır. Bu dizideki birinci makale Katolikliğin Tanrı’nın söylediklerinden bu kadar farklı olmasının nedenini ele alacak. Eğer Hıristiyanlık’ın iddialarını araştıran bir Müslümansanız bunun farkında olmanız gerekir.