İnsan Canı Ölümlü müdür, Ölümsüz müdür?

01 heaven very heavenly 45Bugün çoğu insan, insanın sadece fiziksel bir varlık olduğunu düşünüyor. Aklıma hemen böyle düşünen iki insan geliyor. Eşim ve ben tanıdığımız bir üniversite öğrencisini evimize davet ettik. O da erkek arkadaşını getirip getiremeyeceğini sordu. Birlikte zaman geçirdiğimiz bu akşam boyunca pek çok ruhsal konu üzerinde konuştuk ama üzerinde konuştuğumuz bir konu vardı ki, o gece boyunca onlardan duyduğumuz en şaşırtıcı görüşün ortaya çıkmasına neden oldu. İnsanın canının ölümsüzlüğü hakkında konuşurken, ikisi de ağızbirliğiyle insan canının ölümsüz olduğuna inanmadıklarını söylediler. Yaşam ve kendileriyle ilgili bu görüşleri bizi gerçekten şok etti ama bizi en fazla şaşırtan şey öldükleri zaman toprağa döneceklerini, artık toprağın bir parçası olacaklarını ve yaşamayacaklarını anlatırken ne kadar rahat olduklarıydı. 

İnsanın kendi hakkında bu şekilde düşünmesi çok tehlikelidir. Bedenlerimizin ihtiyaçlarını karşılama isteğimiz, ölümsüz olduğumuz gerçeğini gözden kaçırmamıza neden oluyor. Evet, insan canı ölümsüzdür. Maalesef, milyonlarca insan, ölümden sonra yaşam olduğu gerçeğini ya bilmeyerek ya da bilerek reddederek yaşamışlardır. Ya canlarına ev sahipliği yapan insan bedenleri yaşamadığı zaman da yaşamaya devam edecek ölümsüz bir canları olduğunu bilmiyorlar ya da bilip bilmemek umurlarında değil.

İncil’den şunu biliyoruz:

“Biliyoruz ki, barındığımız bu dünyasal çadır yıkılırsa, göklerde Tanrı’nın bize sağladığı bir konut -elle yapılmamış, sonsuza dek kalacak bir evimiz- vardır.” (2. Korintliler 5:1)

Bu ayette bedenlerimiz dünyasal çadırlar olarak resmediliyor. Bedenlerimiz canların evidir. Tıpkı çadırlarının kalıcı olmaması gibi bunlar da devamlı kalıcı olan yerler değildir. Çadır kolayca sökülüp bir yerden bir yere taşınabilir. Bu güzel bir düşünce. Bize bedenlerimizin geçici olduğunu, her an sökülebilecek hareketli yerleşim yerleri olduğunu gösterir. Şu an sahip olduğumuz bedenlerimiz ölümsüz olan canlarımız için kalıcı evler olarak tasarlanmamıştır.

02 hell and heaven1 45Geçici ‘çadır’ yıkıldığında ne olur? Tanrı bizler için yüceltilmiş bir beden sağlar. Bu beden, canlarımız için sonsuzluk boyunca ev sahipliği yapacaktır. İnsan eliyle yapılmış olmayacaktır, yani insan eliyle yapılmış olan, bozulabilecek ya da yok edilebilecek olmayacak, herhangi bir şekilde bakım gerektirmeyecektir. Yüceltilmiş bedenlerimizin neye ihtiyacı olmayacağını düşündüğüm zaman aklıma ilk gelen şeyler yara bandı ve C vitaminidir.  

Canın Ölümsüzlüğü

Bedenlerimiz üzerinde düşünüyoruz; hem şu anda bize ait olan geçici bedenlerimiz hem de Tanrı’nın bizlere vereceği kalıcı bedenlerimiz. Sizin sorunuz insanın canı hakkındaydı. Burada insanın ölümsüz olan canı hakkında hiç düşünmemiş olabileceğiniz bir şeyden söz etmek istiyorum. Kutsal Kitap’ın canın ölümsüzlüğü doktrini insanın üçlü doğasından ayrı olarak anlaşılamaz. Bunu biliyor muydunuz? Neden bahsediyorum biraz açıklayayım:

Yapı olarak böyle olmamız bizi Yaratan’ın doğasına bağlı olarak gerçekleşmiştir. Kutsal Kitap’ın Tanrısı kendisini bizlere Üçlübirlik doğasıyla açıklamıştır. Üçlü bir yapımız var çünkü Tanrı’nın suretinde yaratıldık. Tanrı’nın kendine özgü doğası nedeniyle insan da beden, can ve ruh olarak üçlü bir yapıya sahiptir. Bakın Tanrı, insanın yaratılışını bitirirken Eski Antlaşma’nın birinci bölümünde ne diyor:

“Tanrı, ‘İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım’ dedi.” (Yaratılışı 1:26)

Hıristiyanlar Üçlübirlik Tanrı kavramını icat etmemişlerdir. Tanrı bunu bizler için insanlık tarihinin başlangıcında açıklamıştır. Kutsal Kitap’ın ilk bölümünde Tanrı’nın varlığında çoğulluk olduğunu görüyoruz. Tanrı’nın bizi kendi suretinde yarattığını söylemek, Tanrı’nın fiziksel bir bedeni olduğu, bu nedenle bizim de fiziksel bir bedenle yaratıldığımız anlamına gelmiyor. Tanrı her zaman her yerde olan maddi olmayan, ölümsüz, görünmez bir varlıktır. Tanrı, bizler gibi kan, et ve kemikten yapılmış bedensel bir varlık değildir. İsa’dan alıntı yapmamız gerekirse, ‘Tanrı ruhtur.’ 03 image10912 jesus well xxx 45İsa, bir keresinde köyünün dışındaki kuyudan su çekmeye gelen köylü bir kadına böyle demişti. “Tanrı ruhtur, O’na tapınanlar da ruhta ve gerçekte tapınmalıdırlar.” (Yuhanna 4:24, İncil)

Bugün bu web sitesinden çıkmadan önce Yuhanna İncili’nin 4. bölümünü okumanızı önermek isterim. Çok heyecanlı bir hikâyeyle başlar. Konuşmaları sırasında kadın İsa’ya, Tanrı’ya dua etmek için nereye gittiğini anlatır. Yeruşalim’e değil, başka bir dağa çıkıyordu. İsa ona Tanrı’nın doğası gereği, önemli olanın Tanrı’ya tapınmak için gittiği yer değil, O’na tapınırken düşüncelerinin nerede olduğunun önemli olduğunu söyledi. Tanrı’ya nerede tapındığımızı değil, yüreğimizin Tanrı’ya karşı tutumunu vurgulamalıyız. Tanrı ruh olduğu için her yerdedir. Bu nedenle, O’nu bulmak ve O’na tapınarak huzuruna gelmek için belli bir yere gitmemize gerek yok.    

Tanrı maddi olmayan varlığında ‘çoğulluk’ olduğunu göstermiştir. Bu, Tanrı’nın Üçlübirlik yapısı içinde ‘ikisinin’ bir arada bir yere gidip ‘birini’ geride bırakabilecekleri anlamına gelmiyor. Bunu ancak fiziksel şeylerle yapabiliriz. İki saksıyı oturma odasında koyup üçüncüsünü balkonda bırakabiliriz. Tanrı’yı bu şekilde bölemeyiz. Tek bir Tanrı vardır ve her yerdedir, yani her zaman her yerdedir. Hem burada hem orada olmadığı bir an bile yoktur. Tıpkı şu an içinde bulunduğunuz odada havayı kesip dilimleyemeyeceğiniz gibi Tanrı’nın da bir parçasını Çin’e bir parçasını Alaska’ya koyamazsınız. Hayır, Üçlübirliğe sahip Tanrımız her yerde bulunmaktadır.   


04 trinity4 green wide 45Bu Üçlübirlik doğasını anlamaya çalışırken karşılaştığımız en temel soru nedir? Ben bunun Tanrı’nın sonsuz olması gerçeği olduğuna inanıyorum. Bunun anlamı Tanrı’nın insan tarafından ölçülemeyecek olmasıdır. Tanrı’nın Üçlübirlik doğası da bizim ölçme becerimizin ötesindedir. Üçlübirlik insan için gerçekten de büyük bir gizdir ama bizi yaratan bu görkemli varlığın içinde ayırt edilebilir üç kişilik olduğu gerçektir. Biz bunu anlayamayız ama Tanrı hem kişiliği hem de varlığı içinde sonsuzdur. Tanrı büyüktür, öyle değil mi? Nitekim hepimizin algılayabileceğinden çok daha büyüktür.

İnsan canıyla ilgili soruya geri dönelim. Söylediğim gibi, Üçlübirlik yapısına sahip olan Tanrı insanı da üçlü bir yapıyla yaratmıştır. Üçlübirliğe ahibiz çünkü Tanrı’nın suretinde yaratıldık. Kutsal Kitap’ın bu ilk bölümünde yaratılışın ortaya çıkışını izlediğimizde Tanrı ‘…yaratayım’ demiyor, ‘…yaratalım’ diyor. Bizim doğamızın nasıl olacağına karar verirken kendi suretinden, ‘suretim’ diye değil, ‘suretimizde’ diye söz ediyor.

Tanrı’nın suretinde yaratılmış olduğumuz için içinde yaşadığı bedenden ayrı ve farklı bir ruhsal doğamız vardır. Kutsal Kitap’ta insan birdir. Beden, can ya da ruh birbirine zıt terimler değil, aksine insanın ayrılmaz kişiliğinin farklı yönlerini betimlemek için birbirini destekleyen terimlerdir. Beden hem maddi hem de ölümlüdür, insanın ruhu ve canı ise maddi değildir ve ölümsüzdür.

Canlarımız ölümsüz olsa da, Tanrı gibi ezeli ve ebedi bir varlık olmadığımızı unutmamalıyız. Başı ve sonu olmayan, gerçek anlamda ezeli ve ebedi olan tek varlık Tanrı’dır. Diğer bütün yaratılanlar, ister insan olsun, ister melek ya da cinler, varoluşlarının belli bir başlangıç tarihi olduğu için sonu olan varlıklardır. Var olduğumuz andan itibaren canlarımız sonsuza dek yaşayacak olsa da, her zaman var olmadık. Ben bunun üzerinde düşünülmesi gereken oldukça derin bir düşünce olduğunu düşünüyorum. Peki ya siz? Her zaman var olmadık ama asla son bulmayacağız!

05 image12023 drown 45Ayrıca, varlığımızın içine dokunmuş bu sonsuzluk nihai olarak bedenlerimizi de kapsayacaktır! Öldüğümüz zaman canlarımız, sonsuz durumlarına dönüştürülecek ve bedenlerimizden ayrı yaşamaya devam edecekler. Bedenlerimiz ise dünyada kalıp çürüyecektir. Nasıl öldüğümüze bağlı olarak denizin ya da okyanusun üzerine bile serpilebilir. Fakat İsa Mesih döndüğünde, diriliş gerçekleştiğinde bedenlerimiz – cennet ve cehennemin sonsuz alanlarında yaşamak üzere donatılmış dirilmiş bedenlerimiz – canlarımızla yeniden birleşecek.

Üniversiteli arkadaşlarımızın bunu hiç anlamadıklarını üzülerek söylemek istiyorum. Ölümün yaşamın sonu olduğuna ve kendilerinde kendine özgü ya da sonsuz bir nitelik olmadığına inanıyorlardı. Kutsal Kitap bunun tam tersini söylüyor. İncil’deki şu ayetlere dikkat edin. Hıristiyan olsanız da olmasanız da ruhunuz, canınız ve bedeniniz vardır:

“Esenlik kaynağı olan Tanrı’nın kendisi sizi tümüyle kutsal kılsın. Ruhunuz, canınız ve bedeniniz Rabbimiz İsa Mesih’in gelişinde eksiksiz ve kusursuz olmak üzere korunsun. Sizi çağıran Tanrı güvenilirdir; bunu yapacaktır.” (1. Selanikliler 5:23-24, İncil)

Bu dünyanın peygamberlik takviminde bir sonraki olayın Rab İsa Mesih’in dönüşü olduğunun farkında değiller sanırım. İsa’nın geri döneceğini duymuş olabilirsiniz, fakat geri dönüş biçiminin bazılarınızı tamamıyla şaşırtacağından eminim. İsa’nın ikinci gelişinin iki aşaması olacak. Bu konuda İsa’nın Yerine Getirdiği Peygamberlikler başlıklı serisine bakabilirsiniz. Birinci aşamada İsa dünyaya inmeyecek. Gökyüzünde görünecek ve geliş amacı gerçekten inananları dünyadan alıp götürmek olacak. Göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşecek. Bir an buradalar. Sonra bir anda cennette olacaklar.

Bunun bizim için anlamı nedir? Yaşam son değildir. Sadece başlangıçtır. Bütün imanlıların sonsuza dek İsa Mesih’le birlikte olacağı sonsuzluk için hazırlık sahnesidir. Bu olaylar hakkında İncil’de okuyabilirsiniz.

06 image12024 sunrise 45“Sizi çağıran Tanrı güvenilirdir; bunu yapacaktır.”

Bunun, bizi çağıranın sadık olmasıyla mümkün olduğuna dikkat edin. O yapacaktır. Kutsal Kitap’taki bütün ilkeler ve vaatler Kişi olarak Tanrı’nın karakterine dayanır. Tanrı’nın karakteri ve olduğu kişi olduğu için yaptığı şey nedeniyle bir gün cennette olacağım. Bu, yarın güneşin doğacak olması kadar kesindir. Ben nasıl biri olduğum ya da yaptıklarım nedeniyle cennette olmayacağım. Bu nedenle, kendimle övünebileceğim hiçbir şey yoktur. O yapacaktır.

“İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.”  (Efesliler 2:8-9, İncil)

Gerçekten de yaşamda gözle görünenden fazlası vardır. Yaşam nihai olarak fiziksel değildir. İnsan sadece bedenden oluşmaz. Yapımızda ruh, can ve beden vardır. İnsan, ne tek başına ruhtan, ne tek başına candan ne de tek başına bedenden oluşur. Bizler, ‘ruh ve can ve bedenden’ oluşuyoruz.

Tanrı’nın insan için tasarısı ne kadar da olağanüstüydü! Beden ve ruh, cennet ve dünya varlığımızda bir arada dokunacaktı! Tanrı ilişkisel olduğu için insanın her iki dünyayla da bağlantısı olması gerekiyordu! Yani, Tanrı insanı hem Kendisiyle hem de birbirleriyle ilişki içinde olmaları için yarattı! Hem Tanrı’yla hem de insanla paydaşlık etmek için yaratıldık! Tanrı insanı yaratırken, kiminle ilişki içinde olacağımızı bildirdi! Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’tan oluşan bir ilahi kurulun, yaratılış programının tacı olan insanı tasarlamak için bir araya geldiklerini bilmemizi istedi! İnsan, başka herhangi bir yaratığın değil, Yaratıcısı’nın suretinde yaratıldı! Tanrı insanı kendisiyle sonsuz bir paydaşlığa sahip olması için yarattı! Bana bundan daha olağanüstü bir şey söyleyebilir misiniz?!!!


07 image6688 man god 45Tanrı’nın suretinde yaratılmış olduğumuzu birkaç şeyden anlıyoruz. Ama bunu söylemiş olsak da, Tanrı’nın insanlıktaki suretinin sınırlı olduğunu kabul etmeliyiz. İnsan, bir çeşit klon gibi, Tanrı’nın kopyası değildir. Tanrı’nın suretinde yaratıldığımız için doğru olan bazı şeyler var, bunları aşağıda sıraladım:

1) Tanrı’nın suretinde yaratıldığımız için diğer hayvanlardan ayrılıyoruz. İnsanı hayvandan ayıran şey, Tanrı’yı yansıtıyor olmasının bir parçası olmalıdır. İnsanın muhakeme, iletişim kurabilme, ahlaksal seçimler yapabilme yeteneği bu farklılığının bir parçası olmalıdır. Ayrıca, insan kendisini hayvanlardan ayıran bazı ruhsal niteliklerle de yaratılmıştır. Hiçbir hayvan, aklını kullanarak özgür seçim yapamaz. Bu güç, bizlere Yaratıcımızı isteyerek sevmemiz, O’na hizmet etmemiz ve tapınmamız için Tanrı tarafından verilmiştir.

2) İnsan, yaratılış üzerinde egemenlik sürmek için yaratılmış olması açısından Tanrı’ya benzer. Tanrı, evrenin Egemen Yöneticisi’dir. Fakat yaratılışın yönetimi konusunda yetkisinin küçük bir kısmını insana vermeyi uygun görmüştür. Bu anlamda insan Tanrı’yı yansıtır.

3) İnsanın onuru ve değeri insan tarafından belirlenmez. İnsanın doğasında vardır çünkü Tanrı’nın suretinde yaratılmıştır. Bu anlayış imanlılara insanların onuru konusunda farklı bir görüş veriyor. Koşullarımız ne olursa olsun, yaşamlarımızın amacı vardır. Amacımız bizim ne yaptığımıza (örneğin, nasıl bir işimiz olduğuna) değil, yaptığımız şeyi nasıl yaptığımıza ve yaptığımız şeyi yaparken insanlara nasıl davrandığımıza bağlıdır. İnsanı ilahi bir tasarının ve amacın ürünü olarak görmeyen insan kökeniyle ilgili herhangi bir görüş, Tanrı’nın insana verdiği değeri insana veremez.

İnsanın canının ölümsüz olup olmadığıyla ilgili bu uzun yanıtı, yüreğinizde olduğunu bildiğim bazı sorularla bitirmek istiyorum.

Tanrı ölümsüz olan canınıza ne kadar değer veriyor?
Ya da Tanrı için değeriniz nedir?
Tanrı sizi seviyor mu?
Size olan sevgisini göstermek için ne kadar ileri gidebilir?

08 image9852 heart love 45Tanrı kimliğimizi, kendimizi başkalarıyla kıyaslamamız üzerine kurmamızı istemiyor. Kendimize verdiğimiz değeri, seven bir Tanrı tarafından bir amaç için yaratıldığımız gerçeği üzerine kurmamızı istiyor. Tanrı sizi, O’nunla ilişkinizin onarılması için gerektiğinde kendi yaşamını feda edecek kadar sevdiğini bilmemizi istiyor. Tanrı bizim hak ettiğimiz ıstırabı yaşadı. Sizi seviyor ve sizinle kişisel bir ilişki istiyor. Bunu anladığınız zaman yaşamda gerçek kimliğinizi bulmuş olacaksınız.  

Bu dört sorunun yanıtı başka bir yerde olduğu için umarım bu soruların yanıtlarını bulabileceğiniz yazıyı okursunuz. Tanrı Merhametli Olsaydı Benim İçin Ne Yapardı? adlı yazıyı lütfen okuyun.

Leave a Comment