Avrupa’nın Her An Yeni Bir El Kaide Saldırısıyla Karşı Karşıya Kalacağı Söyleniyor. Bombalar Patladığında Tanrı Nerede Olacak?
Daha bu hafta Suudi istihbarat yetkilileri Fransız makamlarını El Kaide’nin Yemen’deki kolunun Fransa ya da Avrupa’ya karşı bir bombalı saldırıya girişeceği konusunda uyardılar. Bunu internette takip ettiğim gazetelerden biri olan Mail Online’da okudum.
“O halde yeni olan ne var?” diye soracaksınız. Politik, dinsel ya da toplumsal konulardan kaynaklanan cinayetler günümüzde sıradan olaylar halinde geldi. Bir insanın başka bir insana insanlık dışı davrandığını her gün haberlerde okuyoruz. İntihar bombacıları kalabalıkların ortasında bombalarını patlatıyor. Bir kameraman parçalanmış ayakkabısı annesinin kaldırımdaki kanlı çantasının yanında duran çocuğun görüntülerini dünyaya canlı olarak geçiyor. Bu çılgın insanlar ibadet mekanlarını bile hedef alıyorlar.
Aslında daha zor olan soru şudur, “İyi ve seven bir Tanrı böyle felaketlerin olmasına nasıl izin verebilir?” Bu yanıtı okuduktan sonra benzer konuları ele aldığım “Tanrı neden iyi insanların başına kötü şeyler gelmesine izin veriyor?” sorusuna verdiğim yanıtı da okuyun, olur mu? “Tanrı neden iyi insanların başına kötü şeyler gelmesine izin veriyor?” Kötülüğü Tanrı mı yarattı?
Tanrı hakkında bildiğim gerçekler, günlük olayları yorumlamama yardımcı olur. Örneğin televizyonun önüne oturup insanın nefretinin yol açtığı son olayları, bir insanın başka bir insana yaptıklarını gördüğüm zaman şu Kutsal Kitap ayeti akla gelir:
“Çünkü benim düşüncelerim sizin düşünceleriniz değil. Sizin yollarınız benim yollarım değil” diyor RAB. Çünkü gökler nasıl yeryüzünden yüksekse, yollarım da sizin yollarınızdan düşüncelerim düşüncelerinizden yüksektir.” Gökten inen yağmur ve kar, toprağı sulamadan, yeri yeşertmeden, ekinciye tohum, yiyene ekmek vermeden nasıl göğe dönmezse, ağzımdan çıkan söz de öyle olacaktır. Bana boş dönmeyecek, istemimi yerine getirecek, yapması için onu gönderdiğim işi başaracaktır. Sevinçle çıkacak, esenlikle geri götürüleceksiniz. Dağlar, tepeler önünüzde sevinçle çığıracak, kırdaki bütün ağaçlar alkış tutacak.” (Yeşaya 55: 8-12, Eski Antlaşma)
Biz ölümlü insanlar için sonsuz Tanrı’nın düşüncelerini anlamak gerçekten de olanaksızdır. İşte Tanrı bu ayetlerin başında bunu söylüyor. Bizim düşüncelerimiz Tanrı’nın düşünceleri gibi değil. Bizim yollarımız O’nun yolları gibi değil. O’nun tasarısı farklı. Farklı bir boyutta yaşıyor. İnsanlık tarihini en başından beri biliyor, oysa biz sadece küçük bir kısmını biliyoruz. Biz anlayış edinmeye çalışırken O her şeyin ‘neden’ini biliyor.
Kesin olan bir şey var. Fransa ya da Avrupa’daki intihar bombacılarını en fazla sayıda insanı öldürebilmeleri ya da sakatlayabilmeleri için Tanrı yönlendiriyor olmayacak. Çünkü doğrulukla fesadın ne ortaklığı, ışıkla karanlığın ne paydaşlığı olabilir?” (2.Korintliler 6:14, İncil). Tanrı hakkında konuşurken Eski Antlaşma peygamberlerinden birinin söylediklerini tekrarlamalıyız: “Kötüye bakamayacak kadar saftır gözlerin.” (Habakkuk 1:13). Tanrı bazı insanları iyi bazılarını kötü yaratmaz. Peygamber, Tanrı’nın doğasından hareketle mantık yürüterek Tanrı’nın insanların günahından haz almadığını anlatır. İnsanın günahından haz alamaz, çünkü herhangi bir biçimdeki kötülük O’nun günahsız doğasına aykırıdır. Kötülük eylemleri Tanrı’nın eylemleri değildir.
“O halde Tanrı neden intihar bombacılarını safdışı etmez ya da onları durdurmaz” diye soracaksınız. İnsan varlığının her zerresine giren günahı kaldırmaya nereden başlayabilir? Aramızda hiç kimsenin Tanrı’nın bizi kendisine mekanik bir biçimde itaat eden robotlar haline getirmesi gerektiğine inandığını sanmıyorum. Bunu bir düşünün. Eğer Tanrı olsaydınız, zaten size tapınmaya programlanmış yaratıkların ibadetlerin zevk almazdınız, öyle değil mi? İnsanın yüreğinden özgürce çıkan ibadet ya da ilahi bir programın insanın zihni içine bir çip gibi yerleştirdiği bir ibadet? Hangisini tercih ederdiniz?
Tanrı da aynısını tercih eder ve kendi özgür irademizle itaat etmemize, sevmemize ve O’na tapınmamıza izin verir. Ya da bunun tam tersini yapmamıza… Bir dünya yarattığınızı, ardından yarattığınız dünyadaki insanların sizi artık orada istenmeyen kişi ilan ettiklerini hayal edin. Tanrı buna benzer bir şey yaptı. Kötülüğün var olmasına izin verdi. Buna izin vermek için iyi nedenleri vardır, ancak bunu yaratmamıştır.
Peki hangisi doğru? A) Tanrı egemen ya da, B) İnsanın kaderini seçme hakkı vardır? Tanrı, açıklanılamaz bir şekilde, insanın özgürlüğüyle sorumluluğunu her şeyi kapsayan tasarısına katmıştır. Rab, yaratılışlarındaki ayrıntılar üzerinde egemen olduğu halde insanları asla kendi isteklerinin dışında bir şey yapmaya zorlamaz. Günahı yargılaması, yargıladığı günahların işlenmesinden sorumlu olduğu anlamına gelmez. Biri günah işlediğinde, bunu özgürce seçtiği için işlemiştir. Tanrı insanın günah işlemesine neden olmaz. Daha önce söylediğim gibi, Tanrı, günah işleyeceklerini bilerek kimseyi zayıf bir yapıyla yaratmamıştır. Tanrı günahsızdır!
Tanrı’nın kötülük üzerindeki zaferini anlamanın en iyi yolu nedir? Kutsal Kitap’ı okumak. Yanıtım büyük olasılıkla birçoğunuzu tatmin etmez, ancak Kutsal Kitap’ta anlatılan öykü tam olarak Tanrı’nın her türlü kötülük üzerindeki mutlak zaferinin öyküsüdür. İsa’nın bizim günahlarımız için çarmıhta ölümünün ardından yatırıldığı mezarın içine bir göz atın. Kendi iradesiyle günahlarımızın bedeli ödeyen günahkarların Kurtarıcısı bir zamanlar oraya yatırılmıştı. Ancak İsa üç gün sonra ölümden dirildi! Tanrı’nın gerçekleşmesinden yüzlerce yıl önce bildirdiği gibi mezar şimdi boştur.
Tanrı’nın en büyük kötülüğü alarak bundan herkes için en çok iyiliği çıkarmasının en büyük örneği, İsa’nın çarmıhında gerçekleşen olaydır. Hiç kimse İsa’nın çarmıha gerilmesiyle yaşanan kötülük kadar derin bir kötülüğü bir daha tecrübe etmeyecektir. Bu, Şeytan’ın Tanrı’ya en büyük saldırısıydı. Ancak aynı zamanda Şeytan’ın yenildiği yerdi. Şeytan’ın en büyük arzusu, sizin de sonsuzluğu kendisiyle birlikte cehennemde geçirmenizdi. Ancak İsa müdahale ederek sizin suçunuzu üstlendi. “Böylece Mesih İsa’ya ait olanlara artık hiçbir mahkûmiyet yoktur.” (Romalılar 8:1, İncil). O halde iyi ve sevgi dolu bir Tanrı’nın kötülük ile mücadele etmek için bundan çok daha fazlasını yapması gerektiğini söyleyerek şikayet etmek, İsa’nın doğumu, ölümü ve dirilişinin anlamını anlamamaktır. Umarım bu internet sitesinde şu iki gerçeği anlamak için yeterince zaman geçirirsiniz: 1) Tanrı’nın şu anda egemenlik sürdüğü dünyada İsa’nın yeri, ve 2) Tanrı’nın sizin yaşamınızda İsa’nın almasını istediği yer.
Tanrı bizi yüzüstü mü bıraktı? Kötülük galip mi geldi? İnsan Tanrı’ya üstün mü geldi? “RAB’be karşı başarılı olabilecek bilgelik, akıl ve tasarı yoktur.” (Süleyman’ın Özdeyişler 21:30, Eski Antlaşma)
Tanrı’nın yollarının insanın yollarından farklı olduğunu söyleyen metinde dikkatimi çeken başka bir şey daha var. Tanrı’nın sözü insan yaşamına dokunduğunda nasıl bir etki yapar? Bu şekilde kutsanmış bir yaşam hemen sevinç ve esenlik ürünü vermeye başlayacaktır. Tanrı bizi hayal kırıklığına mı uğrattı? Hayır, biz O’nu hayal kırıklığına uğrattık. O konuştu ama biz O’nu dinlemedik. Ruhsal olarak aç kalmış teröristler de dinlemediler. Ne yazık ki Kutsal Kitap’ın Tanrısı’nın bir insanın yüreğine dokunduğunda verdiği sevinç hakkında hiçbir şey bilmiyorlar. İş arkadaşım bana İncil’in bir kopyasını verene kadar ben de bundan tamamen habersizdim.
Terörizm bugün dünyada sahip olduğumuz huzuru tehdir mi ediyor? Ne huzuru? Kim huzurlu? Peki Tanrı’yla sahip olduğumuz huzura ne demeli? Kim bunu tatmış? Dünyada ya da kişisel yaşantımızda ne olursa olsun, sarsılmamak için başvurabileceğimiz bir yer var mı? Yaşam koşulları ne olursa olsun dalgaların hırpaladığı teknemizin güvende olabileceği sakin bir limanın olduğundan emin olarak, geleceğe umutla bakabilir miyiz? Öncelikle huzurun nerelerde bulunamayacağını kabul edelim:
Dünyamızda huzur yok çünkü uluslarımızda huzur yok.
Uluslarımızda huzur yok çünkü şehirlemizde huzur yok.
Şehirlerimizde huzur yok çünkü mahallemizde huzur yok.
Mahallemizde huzur yok çünkü ailemizde huzur yok.
Ailemizde huzur yok çünkü kalplerimizde huzur yok.
Etrafımızdaki dünya değişiyor ama Tanrı değişmez. O şaşmaz, güvenilir, ve sevecendir. Esenlik Tanrısı’nı tanıyor musunuz? Birçok insan bilmiyor. Incil’deki kitaplardan birinde kapanış duasında şöyle yazıyor: “Esenlik kaynağı olan Rab’bin kendisi size her zaman, her durumda esenlik versin. Rab hepinizle birlikte olsun.” (2.Selanikliler 3:16, İncil)
Esenlik veren bu Tanrı’yı kişisel olarak tanıyabilirsiniz. Gerçek şu ki, Rab’den başkası bunu veremez. İsa’nın öğrencilerine söylediklerine kulak verelim. O zaman söyledikleri, eğer O’nu izleyenlerden biriysek, bugün sizin ve benim için geçerli.
“Size esenlik bırakıyorum, size kendi esenliğimi veriyorum. Ben size dünyanın verdiği gibi vermiyorum. Yüreğiniz sıkılmasın ve korkmasın.” (Yuhanna 14:27, İncil)
İsa onlara hangi esenliği verdiğini söyledi? Kendi esenliğini. “…size kendi esenliğimi veriyorum.” Söylediğim gibi ancak O verebilir. İsa’nın verdiği esenlik, dünyanın vermeyi vaat ettiği esenlik gibi değil. Örneğin, çeşitli felsefe veya din sistemlerinin vaat ettiği esenlik gibi değil. Onlar esenlik vereceklerini söylüyorlar ama verdikleri gerçek değil. Vicdanın sesini yatıştırmıyor. Günahı ortadan kaldırmıyor. İnsanın canını Tanrı’yla barıştırmıyor. Tanrı’yla yeniden düzeltilen yaşamın sonucu olarak ortaya çıkmıyor. Oysa İsa’nın verdiği esenlik canın bütün ihtiyaçlarını karşılıyor. Vicdanın uyarılarını yatıştırıyor ve sonsuza dek kalacak, özellikle de ölüm anında cennete geçerken! İnsan, endişe ve kaygı dünyasında böyle bir esenliğe sahip olmayı ne kadar da çok ister! Dünyanın ne verebileceği ne de alabileceği bu tür bir esenliğe sahip olmak ne kadar harika bir şey!
İnsanların işlediği cinayetlerden ötürü, yalanlar ve dedikodulardan dolayı Tanrı’yı suçlayabilir miyiz? Daha önce söylediğim gibi, kötü insanların kötü eylemlerinden sorumlu değildir. Gerçi Tanrı insanların suç işleyebilmelerine izin vermeyi seçmiştir. Neden? Çünkü eğer buna engel olsaydı, insanlık gerçekten özgür olamazdı. Tanrı olsaydınız, hayatı boyunca papağan gibi, sizin programladığınız gibi konuşan ve programladığınızı yapan bir robot nesli yaratır mıydınız? Öyle olsaydı nasıl sizi özgürce sevip tapınabilirlerdi? Bunu yapmazlardı. Bu mümkün olmadığı için hayatlarını bu şekilde düzenlemezdiniz. Tanrı’nın insan özgürlüğüne ne kadar değer verdiğini düşünün!!! Bunu anlamak benim için gerçekten zor!!!
Tanrı Adem ve Havva’nın günah işleyeceklerini ve bütün insanlık üzerine kötülük, ölüm ve acı getireceklerini bildiği halde neden insanı dünyaya koydu? Neden sadece bizi yaratıp sonra da mükemmel olarak yaşayacağımız ve hiç acı çekmeyeceğimiz cennette bırakmadı? Bir daha söyleyeyim. Tanrı’nın robotlardan oluşan bir ırk istemediğine inanıyorum. Bunlar Tanrı’ya nasıl yücelik getirebilirdi ki? Robotların sevgi ve gerçek paydaşlık kapasitesi olamazdı. Bunun yerine, Tanrı insanı kendi suretinde, O’nu tanıma, sevme ve O’na itaat etme ahlaki sorumluluğuyla yarattı. Tanrı bizi kendisiyle kişisel ilişki içerisinde olalım diye yarattı. Bunu biliyor muydunuz? Adem ile Havva bunu bir süre tattılar. Peki ya siz?
Esenlik Tanrısı’nın size esenlik armağanını vermesini ister miydiniz?
Tanrı’yla ilişkinizde esenliği tatmak ister miydiniz?
Tanrı kendisiyle bu esenliği tatmanızı mümkün kıldı. Öyleyse O’nunla bir ilişkiye başlamak için ne gerekli? Sigarayı bırakana kadar beklemeniz mi gerekir yoksa zevk aldığınız gizli günahınızdan pişman mı olmalısınız? Hayır, bunlar gerekli değil. Bencil olmayan iyi işlerinizin sayısını artırarak kendinizi bugünkü inancınıza daha fazla mı adamalısınız? Kesinlikle hayır! Tanrı kendisini kişisel olarak nasıl tanımanız gerektiğini İncil’de çok açık bir şekilde ifade etmiştir.
Ama önce huzuru ve doyumu nasıl yanlış bir şekilde aradığımızı anlatayım. Eğer siz de benim gibiyseniz, bir parça elbise aldığınızda mutlu olacağınızı düşünürdünüz. Eğer şöyle böyle bir kız arkadaş ya da erkek arkadaş bulursanız, hayatınızda eksik kalmaz. Eğer o işi alabilirseniz, içinizdeki boşluk kaybolabilir. Ah, bir de cami/sinagog/kiliseye daha sık gidebilseniz vs.!!! Sonra, istediğinizi aldıktan, kullandıktan, kendinizi adadıktan, giydikten ya da yaptıktan bir ay ya da bir yıl sonra kendinizi daha önceki gibi boş hissedeceksiniz.
Neden boş hissettiğinizi biliyor musunuz? Tanrı’yla kişisel bir ilişkiye sahip olmak için yaratıldık. Bu ilişki içerisinde bulunmak ruhumuzu nihai anlamda doyuracak tek şeydir. Belirli bir inanca ya da onun gerektirdiği kurallara adanmak değil, ancak Tanrı’yla kişisel bir ilişki bunu sağlayabilir. Nihai anlamda ne için tasarlandığınızı bulduğunuzda, işte o zaman huzura kavuşacaksınız. Biri şöyle demiş, “Tanrım, bizi kendin için yarattın ve kalplerimiz sende dinlenmedikçe huzur bulmazlar.” Tanrı ile ilişki ruhlarımızın özlemini dindirecek tek şeydir.
Eğer hayatınızı O’nun üstüne kurmak ve esenlik Tanrısı ile dinamik bir ilişkiye sahip olmak istiyorsanız, lütfen Tanrı’yla Esenlik Dolu Bir İlişki Mümkün Mü? başlıklı makaleyi okuyun.