Tanrı Neden İyi İnsanlara Kötü Şeyler Olmasına İzin Verir?

01 image10821 question mark xxx 45Teoloji içinde yanıtlanması en zor sorulardan biri budur. Ne zaman böyle bir soru üzerinde düşünsem, kendime anımsattığım ilk şeylerden biri Tanrı’nın benden farklı olduğudur. Tanrı insandan daha yücedir. Tanrı bana hesap vermek zorunda değildir. Benim O’na hesap vermem gerekir. Ayrıca, Tanrı sonsuzdur, ezelidir, her şeyi bilir, her yerde vardır ve her şeye gücü yeter. O halde, sonsuz ve ezeli olmayan, her şeyi bilmeyen, her yerde olmayan ve her şeye gücü yetmeyen bizler neden Tanrı’nın yollarını tam olarak anlamayı bekleriz?  

Örneğin Eyüp. Eyüp Tanrı’nın hayatında yaptıklarını tam olarak anladı mı? Konumuzla ilgili olduğu için, birlikte Eyüp’ün yaşantısıyla ilgili anlatıma bakalım. Aşağıda Kutsal Kitap’taki bu kitabın ilk iki bölümüne yer veriyorum. Böylece Eyüp’ün başına gelen kötü şeyler ve bunlara tepkisi hakkında iyi bir fikir sahibi olabilirsiniz. Bu iki bölümden sonra ne geliyor? Kutsal Kitabınız varsa ve sonraki 35 bölümü okursanız, Eyüp ve kendisini teselli etmeye gelen dostlarının başka konuların yanısıra sıkıntı ve acı konusu hakkında aralarında tartıştıklarını görürsünüz. Eyüp’ün arkadaşları da bazen Tanrı’ya başvurmuşlardır:

“Ama keşke Tanrı konuşsa sana karşı ağzını açsa da.” (Eyüp 11:5, Eski Antlaşma)

Sonra Tanrı uzun uzun konuşuyor. Tanrı konuştuktan sonra Eyüp’ün kendisini savunmak için söyleyebileceği hiçbir şey yoktu. Tanrı, ona bilgisinin sınırlı olduğunu hatırlattığında Tanrı’nın karşısında susmaktan başka bir şey yapamamıştı. Eyüp’ün anlayışının sınırlı oluşu, yaşantısında olanlar hakkında doğru bir şekilde yargı yürütebilme becerisini de sınırlıyordu.  Tanrı ne gibi sınırlamalardan söz ediyordu?  Eyüp’ten, Tanrı’nın sonsuzluğuyla kendi kısa yaşamını, Tanrı’nın her şeyi bilme gücüyle kendisinin cehaletini ve Tanrı’nın her şeye gücü yetmesiyle kendisinin güçsüzlüğünü kıyaslamasını istiyor. Tanrı şöyle diyor:

02 iii angels2 temp5 45“Ben sorayım, sen anlat. ‘Ben dünyanın temelini atarken sen neredeydin? Anlıyorsan söyle. Kim saptadı onun ölçülerini? Kuşkusuz biliyorsun! Kim çekti ipi üzerine? Neyin üstüne yapıldı temelleri? Kim koydu köşe taşını, Sabah yıldızları birlikte şarkı söylerken, ilahi varlıklar sevinçle çığrışırken?’” (Eyüp 38:3-7, Eski Antlaşma)

Bu bizleri Yaratıcımız karşısında doğru bir yere koyan iyi bir soru, değil mi? Sabah yıldızları birlikte şarkı söylerken, ilahi varlıklar sevinçle çığrışırken sen neredeydin? Neredeydim?  Eyüp’ün bu korkunç felaketler karşısında tepkisine bakmadan önce, bunlarla ilgili Kutsal Kitap’ın anlattıklarına bakalım.  

“Us ülkesinde Eyüp adında bir adam yaşardı. Kusursuz, doğru bir adamdı. Tanrı’dan korkar, kötülükten kaçınırdı. Yedi oğlu, üç kızı vardı. Yedi bin koyuna, üç bin deveye, beş yüz çift öküze, beş yüz çift eşeğe ve pek çok köleye sahipti. Doğudaki insanların en zengini oydu. Oğulları sırayla evlerinde şölen verir, birlikte yiyip içmek için üç kızkardeşlerini de çağırırlardı. Bu şölen dönemi bitince Eyüp onları çağırtıp kutsardı. Sabah erkenden kalkar, “Çocuklarım günah işlemiş, içlerinden Tanrı’ya sövmüş olabilirler” diyerek her biri için yakmalık sunu sunardı. Eyüp hep böyle yapardı.

Bir gün ilahi varlıklar RAB’bin huzuruna çıkmak için geldiklerinde, Şeytan da onlarla geldi. RAB Şeytan’a, “Nereden geliyorsun?” dedi. Şeytan, “Dünyada gezip dolaşmaktan” diye yanıtladı.
RAB, “Kulum Eyüp’e bakıp da düşündün mü?” dedi, “Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrı’dan korkar, kötülükten kaçınır.”
Şeytan, “Eyüp Tanrı’dan boşuna mı korkuyor?” diye yanıtladı. Onu, ev halkını, sahip olduğu her şeyi sen çitle çevirip korumadın mı? Elleriyle yaptığı her şeyi bereketli kıldın. Sürüleri bütün ülkeye yayıldı. Ama elini uzatır da sahip olduğu her şeyi yok edersen, yüzüne karşı sövecektir.”
RAB Şeytan’a, “Peki” dedi, “Sahip olduğu her şeyi senin eline bırakıyorum, yalnız kendisine dokunma.” Böylece Şeytan RAB’bin huzurundan ayrıldı.
03 image10822 job zzz 45Bir gün Eyüp’ün oğullarıyla kızları ağabeylerinin evinde yemek yiyip şarap içerken bir ulak gelip Eyüp’e şöyle dedi: “Öküzler çift sürüyor, eşekler onların yanında otluyordu.
Sabalılar baskın yaptı, hepsini alıp götürdü. Uşakları kılıçtan geçirdiler. Yalnız ben kaçıp kurtuldum sana durumu bildirmek için.
O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip, “Tanrı ateş yağdırdı” dedi, “Koyunlarla uşakları yakıp küle çevirdi. Yalnızca ben kaçıp kurtuldum durumu sana bildirmek için.”
O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip, “Kildaniler üç bölük halinde develere saldırdı” dedi, “Hepsini alıp götürdüler, uşakları kılıçtan geçirdiler. Yalnızca ben kurtuldum durumu sana bildirmek için.”
O daha sözünü bitirmeden başka bir ulak gelip, “Oğullarınla kızların ağabeylerinin evinde yemek yiyip şarap içerken ansızın çölden şiddetli bir rüzgar esti” dedi, “Evin dört köşesine çarptı; ev gençlerin üzerine yıkıldı, hepsi öldü. Yalnız ben kurtuldum durumu sana bildirmek için.”
Bunun üzerine Eyüp kalktı, kaftanını yırtıp saçını sakalını kesti, yere kapanıp tapındı.  Dedi ki, “Bu dünyaya çıplak geldim, çıplak gideceğim. RAB verdi, RAB aldı, RAB’bin adına övgüler olsun!” Bütün bu olaylara karşın Eyüp günah işlemedi ve Tanrı’yı suçlamadı.
Başka bir gün ilahi varlıklar RAB’bin huzuruna çıkmak için geldiklerinde Şeytan da RAB’bin huzuruna çıkmak için onlarla gelmişti. RAB Şeytan’a, “Nereden geliyorsun?” dedi. Şeytan, “Dünyada gezip dolaşmaktan” diye yanıtladı.
RAB, “Kulum Eyüp’e bakıp da düşündün mü?” dedi, “Çünkü dünyada onun gibisi yoktur. Kusursuz, doğru bir adamdır. Tanrı’dan korkar, kötülükten kaçınır. Onu boş yere yok etmek için beni kışkırttın, ama o doğruluğunu hâlâ sürdürüyor.”
“Cana can!” diye yanıtladı Şeytan, “İnsan canı için her şeyini verir.  Elini uzat da, onun etine, kemiğine dokun, yüzüne karşı sövecektir.”
RAB, “Peki” dedi, “Onu senin eline bırakıyorum. Yalnız canına dokunma.” Böylece Şeytan RAB’bin huzurundan ayrıldı. Eyüp’ün bedeninde tepeden tırnağa kadar kötü çıbanlar çıkardı. Eyüp çıbanlarını kaşımak için bir çömlek parçası aldı. Kül içinde oturuyordu.
Karısı, “Hala doğruluğunu sürdürüyor musun?” dedi, “Tanrı’ya söv de öl bari!”
Eyüp, “Aptal kadınlar gibi konuşuyorsun” diye karşılık verdi, “Nasıl olur? Tanrı’dan gelen iyiliği kabul edelim de kötülüğü kabul etmeyelim mi?” Bütün bu olaylara karşın Eyüp’ün ağzından günah sayılabilecek bir söz çıkmadı.” (Eyüp 1:1-22; 2: 1-10, Eski Antlaşma)


04 image6493 alone rain walk 45Eyüp’ün bütün bu ölüm ve felakat karşısında tepkisi neydi? Acı çeken ve yas tutan bu insanın imanla verdiği inanılmaz karşılığa bakın: “Dedi ki, ‘Bu dünyaya çıplak geldim, çıplak gideceğim. RAB verdi, RAB aldı, RAB’bin adına övgüler olsun!’” (Eyüp 1:21, Eski Antlaşma)

Eyüp Tanrı’nın neden bu şeylerin olmasına izin verdiğini bilmiyordu ama Tanrı’nın iyi olduğunu ve bu nedenle O’na güvenebileceğini biliyordu. Nihai olarak bizim de tepkimiz böyle olmalıdır. Tanrı, iyidir, adildir, sevgi ve merhamet doludur. Çoğu zaman başımıza anlayamadığımız şeyler gelir. Fakat tepkimiz Tanrı’nın iyiliğinden kuşku duymak yerine O’na güvenmek olmalıdır. 

RAB’be güven bütün yüreğinle, kendi aklına bel bağlama. Yaptığın her işte RAB’bi an, O senin yolunu düze çıkarır.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 3: 5-6, Eski Antlaşma)

Belki de kendimize ‘Neden iyi insanların başına kötü şeyler gelir?’ değil, ‘Neden kötü insanların başına iyi şeyler gelir?’ diye sormalıyız. İşte Tanrı’nın insanlıkla ilgili gerçekçi görüşü:

“Yazılmış olduğu gibi “Doğru kimse yok, tek kişi bile yok. Anlayan kimse yok, Tanrı’yı arayan yok. Hepsi saptı, Tümü yararsız oldu. İyilik eden yok, tek kişi bile! Ağızları açık birer mezardır. Dilleriyle aldatırlar. Engerek zehiri var dudaklarının altında. Ağızları lanet ve acı sözle doludur. Ayakları kan dökmeye seğirtir. Yıkım ve dert var yollarında. Esenlik yolunu da bilmezler…” (Romalılar 3:10-18, İncil)

05 image10824 monkeys see hear speak evil 45Bunlar İncil’de yer alan ve hepimizi şaşırtan ayetler. Hepimiz, Tanrı’nın insan hakkında söylediği bu sözlerin istisnası olduğumuzu göstermek istediğimiz için yanlışlığını gösterebileceğimiz bir süre isteriz. Ama siz daha fazla çılgına dönmeden önce bir gerçeğe işaret etmeme izin verin. Hiç yalan söylediniz mi? On yaşındayken mi? Peki ya on dakika önce? Bu yaptığınız şey sizi ne yapar? Yalancı. Bir daha asla hiç yalan söylemediğinizi söyleyemezsiniz. Bunu söylemek ikinci yalanınız olur. Hiç bir şey çaldınız mı? İş yerinden bir tükenmez kalem? Size ait olmayan bir şey? Yaptığınız alışverişlerde fiş almayıp KDV’yi ödemeyerek hükümetin alması gereken parayı vermediğiniz zaman? Herhangi bir şey çaldığınızda hırsız olursunuz. Bu ikisini biraraya getirdiğinizde ne olur? Yalancı bir hırsız. Sanırım ne demek istediğimi anladınız.  

İnsanlar olarak zayıf yanlarımızdan biri kendimizi olduğumuzdan daha iyi bir konumda görmemizdir. Gerçek şu ki, dünyada yaşayan herkes sonsuzluğu Tanrı’dan ayrı geçirmeyi hak ediyor. Tanrı sırtınıza elektronik bir alet koyup, siz düşünürken çevrenizdekilerin düşüncelerinizi görmesini sağlasaydı, sizinle ilgili olarak yaptığı değerlendirmeye katılırdınız, değil mi? Dışarı çıkmaya cesaret edemezdiniz. Aklınızdan geçen kötü, bencil düşüncelerden utanırdınız. Bu kirliliği kapatamayız, değil mi? Aklımız çalışmaya başladığı günden beri kim bu düşünceleri kaydetmeye başladı? Tanrı. Gerçek şu ki, yaşayarak geçirdiğimiz her an O’nun iyiliğinden kaynaklanır. Tek hak ettiğimiz şey, sonsuza dek O’ndan ayrı düşmektir. Neden mi? İnsan Tanrı’nın huzuruna çıkamaz çünkü Tanrı huzurunda günah olmasına izin vermez. Asla. İşte kötü haber bu. 

Peki Tanrı kötülüğümüz karşında ne yapıyor? İşte müjdeli haber bu.

“Evet, biz daha çaresizken Mesih belirlenen zamanda tanrısızlar için öldü. Bir kimse doğru insan için güç ölür, ama iyi insan için belki biri ölmeyi göze alabilir. Tanrı ise bizi sevdiğini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkârken, Mesih bizim için öldü.” (Romalılar 5:6-8, İncil)

06 love three kinds4 we need all three 45İnsanın kötü ve günahkar yollarına karşın Tanrı bizi hala seviyor. Bizi, insan bedeni alıp günahlarımızın cezasını yüklenecek kadar sevdi. Tanrı için yapılması olanaksız olmayan şeylerin listesini yapıyorsanız lütfen şunu da ekleyin:

“Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6:23, İncil) 

Tanrı’nın bize sunduğu armağan karşılıksızdır ama bu armağanı bizim için sağlamasının bedeli O’nun için çok ağırdı. Acı çekmesi gerekti. Tanrı’nın bu sevgi armağanını minnettarlıkla kabul edenler, sevginin gerçek anlamını anlamış olanlardır. Kimse bunu Tanrı’nın sevgisinin bizim katlanabileceğimiz sıkıntılardan daha büyük olduğunu anlayana kadar göremez. Sizin ve benim gibiler için cenneti olanaklı hale getirenle ilgili peygamberliğe kulak verin. Bu sözler İsa dünyaya gelmeden 700 yıl önce O’nun hakkında yazılmıştı. O’na verilen özel ünvana dikkat edin.   

“İnsanlarca hor görüldü. Yapayalnız bırakıldı. Acılar adamıydı, hastalığı yakından tanıdı.  İnsanların yüz çevirdiği biri gibi hor görüldü. Ona değer vermedik. Aslında hastalıklarımızı o üstlendi. Acılarımızı o yüklendi. Bizse Tanrı tarafından cezalandırıldığını, vurulup ezildiğini sandık. Oysa, bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi. Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza Ona verildi. Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk. Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık. Her birimiz kendi yoluna döndü. Yine de RAB hepimizin cezasını ona yükledi.” (Yeşaya 53:3-6, Eski Antlaşma)

Kimin üzerine yüklendi? Sizin değil, başka birinin. Yaşadığınız haksızlık ve sıkıntılar nedeniyle göklerde sizinle ilgilenen bir Tanrı olamayacağı sonucuna vardıysanız lütfen tekrar düşünün. Peygamber Yeşaya’nın, ‘acılar adamıydı, hastalığı yakından tanıdı’ sözlerini düşünün. Kesilmiş sırtını, kanlar içindeki alnını, çivilerin parçaladığı elleri ve ayaklarını, deşilen böğrünü ve o ölüm tepesinde çarmıha gerilişini düşünün.  


07 image5224 resurrection lite white background 45Neler oluyor? Bu gerçekleşen bir kaza mı, yoksa Tanrı’nın daha önce görmediğimiz anemik tarafı mı? Bakın İsa ne diyor: “Canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm. Onu vermeye de tekrar geri almaya da yetkim var.” (Yuhanna 10:18, İncil)

İsa’nın bir cuma günü öğleden sonra o ölüm tepesine kendi günahları için değil, bizim günahlarımız için acı çekmek üzere çıktığını unutmayın. O günahsızdı. Günahlarımızın cezasını ve acısını yüklendi. Bir cuma günü hayatını verdi. Her bir Müjde’nin son bölümlerini okursanız bu olayı ayrıntılarıyla öğrenebilirsiniz. Söyleyecek söz bulamayacaksınız. Ama İsa yaşamını geri almaya yetkisi olduğunu da söylemişti. Peki yetkisini kullandı mı? O görkemli Diriliş Pazarı’nda, İsa ölümden dirildi! Neler oluyordu?

“Bu çocuklar etten ve kandan oldukları için İsa, ölüm gücüne sahip olanı, yani İblis’i, ölüm aracılığıyla etkisiz kılmak üzere onlarla aynı insan yapısını aldı. Bunu, ölüm korkusu yüzünden yaşamları boyunca köle olanların hepsini özgür kılmak için yaptı.” (İbraniler 2:14-15, İncil)

Acılar adamına acımayın. Bu ünvana yeni bir ünvan daha ekleyin, ‘Ölüm Fatihi.’ Ve Kurtarıcınız olarak O’nu sahiplenin.

Ölüm pek çok farklı şekilde üzerimizde egemen olabilir ve ölüm süreci içinde acı çekebiliriz. Yedi yaşında lösemiden ölmekte olan oğullarının başucunda bekleyen anne babaya ne demeli? New York’ta Dünya Ticaret Merkezi’ne uçaklarla yapılan saldırı sırasında ölen binlerce insana ne demeli? Basında çok daha az yer almasına karşın, PKK tarafından öldürülen binlerce kişiye ne demeli? Sevdiği birinin acı çekmesi ve yavaş yavaş ölmesini izleyen yalnız birinin gece nöbetlerine ne demeli? İçimizde ne gibi sorular oluşuyor?

“Tanrı neden böyle bir şeye izin veriyor? Neden buna engel olmuyor?”

Bu soruların basit bir yanıtı yok. Yok. Sizi ancak kişisel olan Tanrı’ya yönlendirebilirim. Bunu derken elleri ve ayakları olduğunu söylemiyorum. 08 homepage person 1 45Tanrı ruhtur ama hisseder. Düşünür. Sever. Ağlar. O’nunla ilgili iki giz vardır. Hem sever hem de egemendir ama sıkıntı ve ıstıraba izin verir. Nihai olarak günaha bağlı olan acı ve sıkıntımızı yüklenmek için bir insan bedenine bürünmeyi, insan olmayı seçti. Tanrı her şeyi yapabilir mi? Tanrı kendi ahlaksal karakterine aykırı bir şey, örneğin günah işlemek ya da yalan söylemek, yapamaz. Ama daha önce söylediğim gibi O’nu dünyaya çeken karakterinin bu yönüydü – davet edilmediği halde ve bugün siz ve benim gibilerin kendisini reddedeceğini bildiği halde. Bu çok büyük bir sırdır.

NOT: Neden Birçok İnsan Ölmeden Önce Büyük Acı Çeker? sorusunun yanıtını okudunuz mu? Bu sorunun yanıtında, dünyadaki acılar üzerinde düşünürken aklınızın bir köşesinde tutabileceğiniz bir konudan söz ediyorum. Lütfen o yanıtı okuyup bu acının kaynağının ne olduğuna bakın.  

Son olarak, İsa ve Cennet Teklifini Reddeden Varlıklı Adam adlı yazıyı okumanızı öneririm. ‘İsa’nın Duyguları’ bölümünde yer alıyor. Gerçekten neyin iyi olduğu konusunu ele alıyor. Her ikisini okumanın da size yararı olacağına inanıyorum.

Leave a Comment