Cennete Gitmek İçin Ne Kadar İyi Olmam Gerekir? Ne Kadar İyi, Yeteri Kadar İyi Sayılır?
İlk önce size bir soru sormama izin verin. Siz sadece iyi insanların cennete girmesine izin verilmesi gerektiğine mi inanıyorsunuz? Bu size akla uygun geliyor mu? Sizce kötü insanlar cennettin dışında mı olmalı? Bu da akla uygun geliyor, öyle değil mi? Cennete sadece iyi insanların alınması gerektiğine inanıyorsanız, şu mantıklı soruyu yanıtlamanız gerekir, ‘Ne kadar iyi, yeteri kadar iyidir?’ Ya da farklı bir şekilde ifade edecek olsak, ‘Ne kadar kötü olup, hala cennete gidebiliriz?’
Sorunuza yanıtımı, size yararı dokunacağını düşündüğüm birkaç düşünceyle sona erdirmeme izin verin. Bu düşüncelerin nasıl cennete gidebileceğinizi anlamanıza yardımcı olacağını umut ederim. Ya da tersi şekilde, nasıl gidemeyeceğinizi de anlayabilirsiniz.
I. CENNET YETKİNLİK GEREKTİRİR. İnsan neyin iyi olduğunu biliyorsa ve her zaman özgür iradesiyle iyi olanı seçiyorsa, cennete gitmeye uygun olacaktır. Kimsenin sonsuzluktaki kaderi koşullara, şansa ya da kadere bağlı değildir. Sonsuz kaderimiz, A) iyinin ne olduğu hakkındaki bilgiye ve B) özgür irademizle her zaman iyiyi yapma kararımıza bağlıdır. Bu cümlede ‘her zaman’ sözcüklerinin altını çizin.
Bu size çok basit gelebilir ama şimdi söylediğim şey %100 doğrudur. Neden mi? Çünkü cennet Tanrı’ya aittir. O’nun imzasını taşır ve kişiliğini yansıtır. Cennete girmek için ne kadar iyi olmanız gerekir? Ne kadar iyi, yeteri kadar iyidir? Tanrı iyidir ve Tanrı gibi olanlar cennete davet edilecektir. Tanrı sonsuzluğu başka kimseyle geçirmeyecektir. Tanrı’nın iyi olduğunu söylediğimizde, hayal edilemeyecek kadar iyi olan bir Tanrı’dan söz ediyoruz. Tanrı tamamıyla iyidir. Tanrı korkutucu derecede iyidir. Tanrı kendisi gibi %100 pak olmayan kişilerle paydaşlık edemez. Işığın karanlıkla ne gibi bir paydaşlığı olabilir?
“Bakın, RAB’bin eli kurtaramayacak kadar kısa, kulağı duyamayacak kadar sağır değildir. Ama suçlarınız sizi Tanrınız’dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesinizi işittiremez oldunuz.” (Yeşaya 59:1-2, Eski Antlaşma)
“Kötüye bakamayacak kadar saftır gözlerin. Haksızlığı hoş göremezsin.” (Habakkuk 1:13, Eski Antlaşma)
Sizin ‘Temiz’ Dediğiniz, Temiz Değil!
Anne, eşi ve sekiz yaşındaki oğlunun televizyon seyrettiği oturma odasına doğru,
“Yemek yiyeceğiz, hadi ellerinizi yıkayın,” diye bağırdı. Biraz sonra, televizyonun kapatıldığını ve birinin banyoda musluğu açtığını duydu. Üç kişilik bu aile birazdan en sevdikleri yemeklerden birini birlikte yiyeceklerdi: annenin makarnası ve evde yapılmış, fırından yeni çıkmış ekmek.
Oğlu yemek masasına geldiğinde Bayan Yelçi çocuğun ellerini fark etti ve “Ellerini yıkadın mı?” diye sordu. “Evet, tertemizler,” diye cevap verdi çocuk. Anne oğlunun ellerine yakından bakıp gülümseyerek, “Senin ‘temiz’ dediğin pek de temiz değil” diyerek onu yeniden ellerini yıkamaya gönderdi.
Bayan Yelçi’nin oğluna söylediği aslında tam olarak Tanrı’nın kendimiz hakkında bilmemizi istediği şeydir: Bizim ‘temiz’ dediğimiz pek de temiz değildir. Temiz olamaz. Çünkü hiçbir insan kusursuz değildir. Sadece Tanrı kusursuzdur. Bu nedenle hiç kimse, kendi erdemleriyle, hak ederek Tanrı’nın huzuruna çıkamaz. Tanrı, insanın yaşamı boyunca, her an, kesin paklık ister; arada sırada pak olmasını değil. Tanrı’ya bu şekilde yaklaşamayız. Sevaplarımızın günahlarımızı aştığını düşünerek bir gün cennete girmeye hak kazanacağımızı ümit edemeyiz. Neden? Çünkü Tanrı, çok daha yüksek bir standart talep ediyor. Cennete girme koşulu tamamen kusursuz olmak. Geçme notu sadece 100 üzerinden 100.
II. İNSANLAR KUSURSUZ DEĞİLDİR. İyinin ne olduğunu bilen insanlar her zaman iyi olanı yapmayı seçmiyorlar. Bu nedenle, bütün insanlar cennete girmek için gerekli olan yüksek standardın altında kalıyorlar. Kimse cennete gitmeyi hak etmiyor. Cennete ulaşılabilir fakat insanın kendi çabasıyla değil. Neden değil? Bu sorunun yanıtı basittir. Tanrı iyidir. İnsan ise, iyi değildir.
Ülkemizin kurallarına ve yasalarına uymamız gerektiğini ve Tanrı’nın yapmamızı istediği şeyleri biliyoruz. Sorun, bunları devamlı olarak ve kusursuz olarak yapmamamızdır. Pekçok şekilde sendeliyoruz.
Ne kadar iyi, yeteri kadar iyidir? Her akşam televizyonda akşam haberlerinde, ahlaksal açıdan ne durumda olduğumuzu açık bir şekilde görüyoruz değil mi? Başkalarının inatçılığı hakkında söylenenleri dinlemeyi ve günahlarının kliplerini izlemeyi seviyoruz. Fakat, günlük yaşantımızda birbirimize karşı devamlı olarak işlediğimiz adaletsizlikleri ve suçları unutmayalım. Buna ek olarak, bir de aklımızdan hiç çıkmayan kötülükler var. Hitler hiç gücü ele geçirmemiş olsaydı ve yaşamını kendisinden farklı olan insanları nefret ederek geçirseydi cennete gidecek kadar iyi sayılabilir miydi? Nefretine dayanarak harekete geçmediği için iyi bir insan sayılabilir miydi? Biliyorum, bu oldukça aşırı uçta bir örnek ama hepimiz başka insanlar hakkında haklı olmayan olumsuz düşüncelere sahip olabiliyoruz.
Hiç karşı cinsten birine karşı şehvet duydunuz mu? Diğer kişi hakkında duyduğunuz bu bencil ve aşağılık düşüncenin sizi zina eden biri yaptığını biliyor musunuz? Fiziksel olarak zina yapmış olmayabilirsiniz ama Tanrı bize Kutsal Kitap’ta başka bir insana bu şekilde baktığımız takdirde bunun Tanrı’ya göre zina sayıldığını söylüyor. Tanrı sadece insanın dış görünüşüne bakmıyor.
“RAB insanın gördüğü gibi görmez; insan dış görünüşe, RAB ise yüreğe bakar.” (1.Samuel 16: 7, Eski Antlaşma)
“Ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur.” (Matta 5: 28, İncil)
“Dışarıdan insanın içine giren hiçbir şeyin onu kirletemeyeceğini bilmiyor musunuz? Dıştan giren, insanın yüreğine değil, midesine gider, oradan da helaya atılır.” İsa bu sözlerle, bütün yiyeceklerin temiz olduğunu bildirmiş oluyordu.
İsa şöyle devam etti: “İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır. Çünkü kötü düşünceler, fuhuş, hırsızlık, cinayet, zina, açgözlülük, kötülük, hile, sefahat, kıskançlık, iftira, kibir ve akılsızlık içten, insanın yüreğinden kaynaklanır. Bu kötülüklerin hepsi içten kaynaklanır ve insanı kirletir.” (Markos 7:18-23, İncil)
Düşüncelerimiz, kanser gibi canlarımızı kemiriyor ve bize kusursuz olmadığımızı anımsatıyor. Kabul etmesi zor olsa da, Tanrı’nın göksel evinde sonsuzluğu birlikte geçirmek isteyeceği kişiler değiliz.
“Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.” (Romalılar 3: 23, İncil)
“Bakın, RAB’bin eli kurtaramayacak kadar kısa, kulağı duyamayacak kadar sağır değildir. Ama suçlarınız sizi Tanrınız’dan ayırdı. Günahlarınızdan ötürü O’nun yüzünü göremez, sesinizi işittiremez oldunuz.” (Yeşaya 59:1-2, Eski Antlaşma)
Yukarıdaki ayetten günahımızı örtemediğimizi gördüğünüzden eminim. Tanrı’nın göremeyeceği şekilde nasıl üstünü örtebiliriz? Bazı kişiler iyi şeyler yaparak kötü eylemlerimizin üstünü örtebileceğimizi söylüyor; bir tür terazi gibi. Teraziyi kendi lehimize çevirebilirsek, kötü işlerden çok iyi işler yaptığımızı gösterebilirsek cennete gitmeye aday olabiliriz diye düşünüyoruz. Böyle düşünüyoruz. Böyle ümit ediyoruz. Peki ama ne kadar iyi, yeteri kadar iyidir? Kişinin dini, cennete gitmeye yetecek kadar iyi iş biriktirmeye dayanıyorsa %51’in içeri girmeye yeteceğini söyleyebilir. Umarım buna inanmıyorsunuzdur. Umarım yaşamının %49’unu kötü şeyler yapıp düşünerek geçiren birinin cennete girmesine izin verileceğini düşünmüyorsunuzdur.
Bir insan, birini öldürüp sonra da yaşamını yoksullara yardım etmeye, yardım kuruluşlarına bağış yapmaya ve her türlü iyi işi yapmaya adarsa, bunların toplamı o cinayetin üstünü örtmeye ya da ortadan kalkmasına yardımcı olur mu? Kesinlikle olmaz! Cinayet işlenmiştir. Yaptıkları hiçbir şey bunu değiştiremez. Adaletin yerine getirilmesi gerekir.
Bir insan evlilik dışı cinsel ilişkiye girerse sonra da yaptığından pişmanlık duyarsa, yeniden bakire sayılabilir mi? Gayrimeşru cinsel ilişkiye girmeyeceklerine karar verseler de bu mümkün mü? Hayır. Olan olmuştur ve yapacakları hiçbir şey bunu tersine çeviremez.
İyi işler yaparak günahlarımızın üstünü örtüp cennete gitmeye hazırlanamayız. Tanrı’nın Musa’ya (ve bize) On Buyruğu cennete gidebilmemizin bir aracı olarak vermediğini biliyor muydunuz? Tanrı bu buyrukları bize günahımızı göstermek için verdi. Tanrı’nın yasasına uymayı beceremememiz, kendi başımıza doğru olamayacağımızı gösteriyor. Tanrı’nın buyrukları ayna gibidir. Aynaya bakıp kusursuz doğruluktan ne kadar uzak olduğumuzu görüyoruz. Tanrı’nın buyrukları Tanrı’nın doğruluğunun başka bir şekilde alınması gerektiğini hatırlatmak için verilmiştir. Ayna yalan söylemez. Bize yasaları çiğnediğimizi hatırlatır. Tanrı’nın buyrukları bizlere kendimize şu soruları sormayı öğretir, “Yasayı yerine getirerek cennette sonsuz yaşamı elde edemezsem, benim gibi bir günahkar için cennete gitmenin farklı bir yolu olmalıdır. Günahla bu kadar doluyken cennete nasıl gidebilirim?”
“Nitekim Mesih de bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü.” (1.Petrus 3:18, İncil)
Web sitesinin “YAZILAR” bölümündeki yazılardan herhangi birini okudunuz mu? İsa’nın Duyguları kısmında İsa ve Cennet Teklifini Reddeden Varlıklı Adam adlı yazıyı okumanızı tavsiye ederim. Zengin bir adam, bu hayatta sorabileceğimiz en önemli soruyla İsa’ya yaklaştı, “Sonsuz yaşam edinmek için ne yapmalıyım?” Bu hikayede İsa’dan iyi olmakla ilgili öğrenebileceğiniz şey bu web sitesinde öğrenebileceğiniz en önemli şey olabilir.