Bütün Sevdiklerimiz Orada Olmazsa Cennet Nasıl Kusursuz Bir Yer Olabilir?
Cennete vardığımızda bizi bekleyen üç sürpriz olacak. Cennette olacaklarını düşündüğümüz bazı kişilerin orada olmadıklarını öğrendiğimizde şaşıracağız. Orada olmayacaklarını düşündüğümüz bazı kişilerin orada olduğunu görmek de bizi aynı derecede şaşırtacak. Fakat en şaşırtıcısı, cennete alınırken bizi dolduracak olan hayranlık hisleri olacaktır.
Bugün bu web sitesini ziyaret ettiğiniz ve Sorular bölümüne baktığınız için çok memnunum. Kutsal Kitap, cennete kabul edilmemizin kesinlikle bizim yaptıklarımıza bağlı olmayacağını söylüyor. Bu konuda size farklı şeyler öğretildiğini biliyorum. Lütfen bu konuyla ilgili Tanrı’nın yüzyıllar boyunca açıkladıklarını paylaşmama izin verin. Sevdikleriniz arasında bir gün cennette olmayacak olanlar varsa, bunun nedeni Tanrı’nın insanlık tarihinin başlangıcında insana söylediklerini kaçırmış olmalarıdır. Ya kaçırdılar ya da kabul etmediler. Benim bazı akrabalarım kabul etmediler, sonra da öldüler. Büyükannemi ve en sevdiğim teyzelerimden birini düşünüyorum. Bunu düşünmek bana acı veriyor ama onları cennette görmeyeceğimi biliyorum. Cennet onlar olmasa da mükemmel bir yer olacak mı? Bu konuya bakacağız ama önce sizinle Tanrı’nın günahkarların kendisine nasıl yaklaşabilecekleri hakkında söylediklerini paylaşmak istiyorum. Bunu anlamazsanız cenneti de anlamakta zorlanırsınız. Önce sizi, sonra da akrabalarınızı düşünelim.
Bu sizi şaşırtabilir, fakat bu önemli konu hakkında Tanrı’nın ne düşündüğünü anlamak için insanlık tarihinin başlangıcına gideceğiz. Tanrı, kurban hakkında Kutsal Kitap’ın tümünde birçok açıklamada bulunmuştur ama hiçbiri ilk söyledikleriyle çelişmez. Tanrı kendisiyle çelişmez. Tanrı’nın, Adem ve Havva’ya günahkarlıkları ve günah işlediklerinde Tanrı’ya nasıl dönebilecekleriyle ilgili söyledikleri bugün hala geçerlidir. Değişen bir şey yoktur. Adem ile Havva ve Tanrı’nın sözünü dinlememeleriyle ilgili Kutsal Kitap’taki hikayeyi okumadıysanız, aşağıdaki hikayeyi okuyabilirsiniz:
“RAB Tanrı’nın yarattığı yabanıl hayvanların en kurnazı yılandı. Yılan kadına, “Tanrı gerçekten, ‘Bahçedeki, ağaçların hiçbirinin meyvesini yemeyin’ dedi mi?” diye sordu. Kadın, “Bahçedeki ağaçların meyvelerinden yiyebiliriz” diye yanıtladı, “Ama Tanrı, ‘Bahçenin ortasındaki ağacı meyvesini yemeyin, ona dokunmayın; yoksa ölürsünüz’ dedi. “Yılan, “Kesinlikle ölmezsiniz” dedi, “Çünkü Tanrı biliyor ki, o ağacın meyvesinden yediğinizde gözleriniz açılacak, iyi ile kötüyü bilerek Tanrı gibi olacaksınız.” Kadın ağacın güzel, meyvesinin yemek için uygun ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü. Meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi, o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı. Çıplak olduklarını anladılar. Bu yüzden incir yaprakları dikip kendilerine önlük yaptılar. Derken, günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı’nın sesini duydular. O’ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler. RAB Tanrı, Adem’e, “Neredesin?” diye seslendi. Adem, “Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim” dedi. RAB Tanrı, “Çıplak olduğunu sana kim söyledi?” diye sordu, “Sana meyvesini yeme dediğim ağaçtan mı yedin?” Adem, “Yanıma koyduğun kadın ağacın meyvesini bana verdi, ben de yedim” diye yanıtladı. RAB Tanrı kadına, “Nedir bu yaptığın?” diye sordu. Kadın, “Yılan beni aldattı, o yüzden yedim” diye karşılık verdi. Bunun üzerine RAB Tanrı yılana, “Bu yaptığından ötürü bütün evcil ve yabanıl hayvanların en lanetlisi sen olacaksın” dedi, Karnının üzerinde sürünecek, yaşamın boyunca toprak yiyeceksin. Senin ile kadını, onun soyu ile senin soyunu birbirinize düşman edeceğim. Onun soyu senin başını ezecek, sen onun topuğuna saldıracaksın. “RAB Tanrı kadına, “Çocuk doğururken sana çok acı çektireceğim” dedi, “Ağrı çekerek doğum yapacaksın. Kocana istek duyacaksın, seni o yönetecek.” RAB Tanrı Adem’e, “Karının sözünü dinlediğin ve sana, meyvesini yeme dediğim ağaçtan yediğin için toprak senin yüzünden lanetlendi” dedi, “Yaşam boyu emek vermeden yiyecek bulamayacaksın. Toprak sana diken ve çalı verecek. Yaban otu yiyeceksin. Toprağa dönünceye dek ekmeğini alın teri dökerek kazanacaksın. Çünkü topraksın, topraktan yaratıldın ve yine toprağa döneceksin.” Adem karısına Havva adını verdi. Çünkü o bütün insanların annesiydi. RAB Tanrı Adem ile karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi.” (Yaratılış 3:1-21, Eski Antlaşma)
Tanrı, Adem ve Havva’yı Aden Bahçesinden uzaklaştırmadan önce, kendilerine kurtuluş yolunu açıklamıştı: “RAB Tanrı Adem’le karısı için deriden giysiler yaptı, onları giydirdi.” (Yaratılış 3: 21, Eski Antlaşma). Tanrı, o gün Aden bahçesinde yüksek sesle ve çok net bir biçimde öğretiş vermekteydi. Umudum, bugün Tanrı’yı işitmeniz ve söylediklerine karşılık vermenizdir.
Daha önce söylediğim gibi Tanrı’nın Adem ve Havva’nın ilk günahına verdiği karşılık, vaaz edilen ilk Müjde vaazıydı, sözlerle değil, sembolle. Adem ve Havva’yı bu şekilde giydirerek Tanrı onlara dört ders verdi. Adem ve Havva, yaşam ve Tanrı hakkında öğrendikleri şeyleri konuşmak için aile olarak her gün bir araya geldiklerinde bu dersi çocuklarına da aktardılar. Yaşam çok yeniydi. Her şey çok yeniydi.
Çocuklar çok soru soruyor, öyle değil mi? Soru sormayı seviyorlar, özellikle de ‘neden’ sorusunu. ‘Muzlar neden kıvrımlı?’ ‘Şimdi neden geğirdim?’ ‘Güneş gece nereye gidiyor?’ Adem ve Havva’nın çocukları, ‘Anne neden Tanrı’yı dinlemediniz?’ ‘Baba, biz neden buradayız, anlattığın o güzel bahçede değiliz?’ ‘Anne, tekrar neden o kuzunun ölmesi gerektiğini anlatır mısın? Daha önce, söz dinlemediğin için olduğunu anlatmıştın. Lütfen bir kez daha anlatır mısın?’ gibi sorular da soruyorlardı.
Tanrı’nın onlara öğrettiği bu dört ders, bizim de öğrenmemiz gereken derslerdir:
1) Suçlu bir günahkarın Tanrı’ya yaklaşması için uygun bir giysiye ihtiyacı vardı.
2) Kendi elleriyle hazırladıkları incir yapraklarından önlükler Tanrı için kabul edilebilir değildi.
3) Örtüyü Tanrı’nın sağlaması gerekiyor.
4) Zorunlu olan bu örtü ancak ölümle sağlanabilirdi.
Günahın ücreti ölümdür. Tanrı, kendisine itaat etmemeleri durumunda ödenmesi gereken ücretin ne olduğunu söylemişti. Tanrı’nın bu değişmez açıklamasına tekrar bakalım:
“RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Adem’i oraya koydu. Ona, “Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin” diye buyurdu, “Ama iyiyle kötüyü bilme ağacından yeme. Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün.” (Yaratılış 2:15-17, Eski Antlaşma)
Adem ile Havva, Tanrı’nın buyruğuna karşı gelmişlerdi ve adalet yasanın cezasının yerine getirilmesini bekliyordu. Merhamet, ancak adalet yerine geldikten sonra görünebilir. Tanrı, işlenen bir suçun cezasından kurtulmak için biraz parayla rüşvet verebileceğimiz polis memuru veya devlet memuru gibi değildir. Çevre yolunda hız yaparken veya KDV ödemeden alışveriş yaparken yakalanırsak, Tanrı bu suç hiç işlenmemiş gibi davranan veya alelacele birkaç büyük banknot sıkıştırmamız için arka cebini açan adamlara benzemez. Söz konusu Tanrı olduğunda, merhamet ancak adalet yerine geldikten sonra mümkündür. Tanrı, Adem ile Havva’yı giydirdikten sonra günahın ancak kurbanın ödeyeceği bedelle, yani yaşam alınıp kan akıtılarak örtülebileceğini gösterdi. Kurbanı getirerek, kurbanı sunan kişi sunusuyla özdeşleşir ve günahkar olduğunu ve yargıyı hak ettiğini kabul eder. Ölümün yasal olarak gereklilik olduğunun farkındadır.
Tanrı’nın yaptığımız iyiliklere bakarak bizi kabul etmesini bekleyemeyiz. Bütün bir yaşam boyu yapılacak iyilikler bile buna yetmeyecektir. Bunun farkında mısınız? Zamanınız varsa lütfen, “Kurbanın Üzerindeki Sır Perdelerinin Kaldırılması” adlı makaleyi okuyun. Tanrı’nın kendisine nasıl yaklaşmanızı istediğini anlamanıza yardımcı olacaktır. Sadece bugün için değil, cennete girmenize izin verip vermeyeceği söz konusu olduğunda da aynı şey geçerlidir. Cennete ya bu şekilde gireriz ya da hiç girmeyiz.
Cennet sonsuzluğu geçireceğiniz yuvanız olursa, sevdiklerinizin bu görkemli yerde olmadıklarını öğrendiğiniz zaman nasıl tepki göstereceksiniz? Acı, üzüntü ve hayalkırıklığının olmadığı bir yaşantı hayal etmek zor, değil mi? Yaşamın acı veren bu yanları cennette de devam edecek mi? Sevdiklerimizden sonsuza dek ayrı düşmemizden kaynaklanan bu bitmeyen acı bizi tüketecek mi?
Tanrı pek çok ailenin yaşayacağı bu çıkmazı işte böyle çözecek: “Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.” (Vahiy 21: 4, İncil). Cennetle ilgili ayrıntılı bir betimleme için Vahiy 21-22. bölümlere bakabilirsiniz.
Cennete vardığımız zaman yakınacağımız veya üzüleceğimiz hiçbir şey olmayacak. Yüceltilmiş ve kusursuz olacağız. Yüreklerimiz, tutumlarımız ve düşüncelerimiz tamamıyla Tanrı’yla uyum içinde olacak. Burada, dünyadayken sevdiklerimize olan hislerimiz çok derindir ve böyle de olmalıdır. Fakat bu ayetin sonuna dikkat edin, “…önceki düzen ortadan kalktı” denmektedir. Cennet bu dünyadaki yaşamın devamı değildir. Yeni düzende Tanrı, sevdiğimiz birinin orada olmamasından dolayı üzülmememizin bir yolunu bulmuştur. Sevdiğimiz biri bizimle birlikte cennette değilse, bu durum cenneti cennet olmaktan çıkarmaz veya bizim cennetten keyif almamızı engellemez. O sonsuz yerde yaşama sevinç katmayan hiçbir şey aklımıza gelemez.
“Yaşam yolunu bana bildirirsin. Bol sevinç vardır senin huzurunda, sağ elinden mutluluk eksilmez.” (Mezmur 16:11, Eski Antlaşma)
NOT: Bazı dinlerde ölülerin araftan kurtulacakları ve cennete ulaşacakları düşüncesiyle onlar için dua edilir. Örneğin Katolik inancında hala yaşamakta olan Katolikler’in ölmüş ve arafta bulunan bir kişi için dua ederek, sadaka vererek ve sevaplar işleyerek bu kişiye yardım edebilecekleri öğretilir. Bunu Katolik Kilisesi Katekizmi’nde okuyabilirsiniz. Bkz. paragraflar 958, 1032 ve 1475. (Katolik Kilisesi Katekizmi, Katolik Kilisesi’nin inanç ve uygulamaları konusunda resmi yayınıdır.) Bu, Kutsal Kitap’ın öğretilerine aykırıdır.
Eğer Müslümansanız ölüler için dua etmenin mümkün olduğu size de öğretilmiştir. Bu da Tanrı’nın Tevrat, Zebur ve İncil’de açıkladıklarına aykırıdır. Doğrusu sevdiğimiz kişiler ölüm perdesinin ardına geçtikleri anda sonsuzluğu iki yoldan birinde hemen tecrübe etmeye başlarlar.
(1) Günahkarların Kurtarıcısı İsa Mesih tarafından hemen cennete buyur edilirler. Doğrudan cennete? Gerçekten mi? Evet, gerçekten. “Nitekim Mesih de bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü.” (1. Petrus 3:18, İncil). (2) Ya da ölmüş olan sevdiklerimiz, daha önce hiç kimsenin bilmediği derecede derin bir üzüntünün ilk tecrübelerini edinmeye başlarlar. Her iki durumda da sevdiklerimizin geleceği teri alınamayacak bir biçimde belirlenmiştir ve sonsuzluğa adım attıkları ilk andan itibaren bu sonsuzluk içinde değiştirilmeleri mümkün değildir.
Bu web sitesinde Tanrı’dan gelen karşılıksız armağan hakkında öğreniyorsunuz. Diğer bir deyişle, sonsuzluk boyunca cennette Tanrı’ya katılmaya davet ediliyorsunuz. Bu armağanı ya da daveti imanla kabul edebilirsiniz. Yani, İsa’nın uğruna öldüğü günahkarlardan biri olduğunuzu kabul ederek. Bu davet sizin yaptığınız iyi işlere dayanmaz.
Sonsuzluktaki evinize karşılıksız gidebilirsiniz. Önce azap ve araf yoktur. Günahımızın yüksek ücreti zaten ödenmiştir. “Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı’nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa’da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6: 23, İncil)
Cennette sonsuz yaşam armağanı karşılıksızdır ama ucuz değildir. Kurtuluş Rab İsa’nın ölümüne neden olmuştur. İsa’nın bedeni gömülmesinden sonra mezarda sadece üç gün kaldığı halde, Günahsız Olan’ın bütün günahlarımızı taşımasının acısı dayanılmaz olmuş olmalıdır. Fakat Tanrı’nın lütfu böyledir. Bizim bedel ödememiz gerekse, lütuf lütuf olmaz, karşılıksız da karşılıksız sayılamaz. Cennette sonsuz yaşam armağanı gerçekten bir armağansa, bunu elde etmemiz için ödeyecek neyimiz olabilir? Hiçbir şey!!!